Bin beş yüz yirmi beşinci beytten inşâAllah devam ediyoruz. Allah'a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Tabi bundan önce hani sözün faydası yoksa söyleme. Varsa itirazı bırakıp şükretmeye çalış. Yani sözün bir kimseye sözün faydalı olacaksa, o seni dinleyecekse, ona bir fayda söz konusu olacaksa ona konuş, ona söyle, ona anlat.
Ama yok, ona bir faydanın dokunacağını düşünmüyorsan, sözünün ona tesirli olacağını düşünmüyorsan, bir şey konuşmana gerek yok. Sen otur, Allah'a şükret, Allah'a hamd et. Oradan devam ediyoruz. Allah'a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Allah'a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Bu ne demek?
O zaman herkes Allah'a borçlu. Hani Cenab-ı Hak ayeti kerimede hepiniz tabiri caizse fakirsiniz. Allah kanıdır, zengindir diyor. O zaman herkes Allah'ın zenginliğinin önünde boyun bükmek zorunda, borçlu. Tabi şükür bahsi dinin içerisinde ayrı bir bahis olarak alınmalı. Çünkü Cenab-ı Hak o kadar çok şükretmekle alakalı, Kur'an-ı Kerim'in de üzerinde durmuş ki, yetmiş kusur yerde Allah'a şükretmekle alakalı ayetler var.
O zaman Cenab-ı Hak şüküre o kadar çok ehemmiyet vermiş. Öyle ehemmiyet vermiş ki, peygamberlerine dair bu konuda Allah'a şükretmeleri için onlara dair tavsiyelerde bulunmuş. Ve Rabbim insanlara vermiş olduğu nimetlerin karşılığı olarak şükretmelerini, hamd etmelerini, kendisini zikretmelerini istemiş. Lokman suresi ayet 20 Allah'ın göklerde ve yerde bulunan her şeyi hizmetinize verdiğini ve sizlere açık ve gizli bol bol nimetler bahşettiğini görmez misiniz?
Şahıs önemli değil ki. Evet suresinde ey Davut ailesi şükredin. Şükreden kullarım az buyuruyor. Bu ayet o aile içinde inmiştir. Yoksa bugün içinde geçerlidir. Bugün de şükreden kullar az mı? Gerçek manada şükür nedir? Neye şükür etmemiz inşallah yanlış anlaşılmaz ayeti yazdığım şekliyle.
Yanlış anlaşılmaz. Allah anlamaktan ve anlaşılmaktan muhafaza eylesin. Evet ayeti kerimete kullarından çok azı şükrederler. Başka ayetlerde de geçer. Siz az şükredenlerdensinizdir diye. Başka ayette buna atan insan hankörlerdendir der. Bir kimsenin şükretmesi her halinde, her haline Allah'a teşekkür etmesidir.
Bu noktada bazı ehli tasavvuf ise işte şükredenlerin sadece Peygamberler Sıddıklar hakkıyla şükreden ve şehitlerden olduğunu söylerdi. Ama genel mana olarak şükredenler tam manasıyla Sıddık olanlardır. Yani velilerdir. Ama evliya grubunda şehitlerin de evliya grubunun içerisinde ve evliya grubunda şehitlerin içerisinde olur ehli tasavvuf.
İttifak halinde. O zaman o şehit hükmünde olanlar da ne olmuş oluyor? Allah'a şükredenlerden olmuş oluyor. Şimdi kıymetli kardeşler çok azınız hakkıyla şükreden dediğinde durmak gerekiyor. Yani burada raziyet var. Raziyet makamı dördüncü makamdan sonra başlar nefis meratiplerinden. Kalbin seyri sülükundaysa birinci makamdır veya ikincidedir.
Üvey kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde ağaçta Allah'a şükreder. Bülbül ey duaya icabet eden Allah, rızık hususunda itimadımız sana diye Allah'a hamd eyler. Doğan rızkını padişahın elinden, umduğundan, Doğan rızkını padişahın elinden, umduğundan, bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir. Hani geçen haftadan hatırlanacak ya, işte o vedevi ne yaptı?
Dedim yok siz bizi bozarsınız dedim ya. Biz böyle alışkın değiliz dedim. Allah bizi affetsin. Üvey kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde. Ağaç da Allah'a şükreder. Bakın üvey kuşundan örnek veriyor şimdi. Yani üvey kuşu böyle güzel öten bir kuştur. Eskiler ona hani üvey kuşu derler. Üvey gibi ötme dalımda. Mustafa Özbah şimdi arkasına getirecek bunu da boş der.
O zaman gece kuşları nasıl Allah'ı zikrederler, şükrederler. Onlar gece rızık arzına almaya gitmezler, koşmazlar. Gece uçmazlar çünkü. Gece uçan yarasalardır. Gece çünkü yarasalar uçar genelde. Gece uçan bazı kuşlarda var. Büyük kuşlar onlar. Ama gece, bül bül gece uçmaz mesela örnek. Güvercinler uçmaz fazla.
Ama üveykler öter. Bülbüller de seherde öter. Bu nedir? İşte o da rızkı daha henüz gelmeden Allah'a şükrediyor. Allah'ı zikrediyor. Gece kuşu gibi ol. Kalk sen de gece Allah'ı zikret. Kalk gece tövbe et. Gece kuşu gibi ol. Ve normalde şükredersen, hamd edersen merak etme. Nimetini arttıracak İbrahim suresi ayet dedi.
Yok hükmünde. Allah muhafaza eylesin. Müthiş. Koku da dini kokudur ancak. Koku da neymiş? Gerçek koku. Dini kokuymuş. Koku alıp da buna şükretmeyen. Koku alıp da buna şükretmeyen. Nimete kafir olmuştur. Kendi burnunu kırmıştır. Koku aldın. Dini kokuyu aldın.
Din kokusunu aldın. Allah kokusunu aldın. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kokusunu aldın. Manivet kokusunu aldın. Buna şükretmiyorsan. Buna hamd etmiyorsan. Bunun yerine getirmiyorsan gereğini. Sen de nimete kafir oldun. Ay rüyamda gördün ama bir işin var bir işin var. Gidemedin bir türlü. Vay ya ben hocam rüyamda gördüm sizi ama.
Ben yapar mıyım yapamaz mıyım diye düşünemiyor. İşte bir türlü karar veremiyorsun. Yapamazsın sen. Nimete şükrün yok. Sana bir nida gelmiş. Sana bir mektup gelmiş. Sen mektuba cevap vermiyorsun. Sana bir selam gelmiş. Sen selama cevap vermiyorsun. Sana gökten bir ip sarkıtmışlar. Sen ipe cevap vermiyorsun. Tutunmuyorsun o ipe.
Vah yavrum. Sen nimete şükürsüzsün. Sen nimete küfrettin. Nimete hakaret ettin. Sen ne yaptın? Nimete kafir oldun. Hani İsa'nın havarileri dediler ki. Ya İsa Allah'ına yalvar da Rabbine yalvar da gökten bize bir sofraya indirsin. İsa Aleyhisselam dedi ki. Siz edebi aşıyorsunuz.
Tamam, ben ben. Pardon. Ben soracağını alıp başlayayım. Efendim, hakikaten. Efendim, insanlar sürekli şükrediyor. Dilde şükrediyor. Bunları hayatlarına geçiremiyorlar. Dilde şükrün de, en azından dilde şükrün de bir insana bir faydası var mıdır? Yani hayatını aksettirmeye gayret etse de öncelikle dilinde şükür var.
Bu husustaki düşünceniz nedir efendim? Bütün ibadetler dinle, kalple, sırla, ruhla farklı tecelliyatlar olur. Şükrün de normalde dinle olan tecelliyatı farklı, kalpte olan tecelliyatı farklı. Tabii şükür bu noktada gerçek manada olursa, kalbi olursa, o kimse her halükarda, her halükarda, kalbi bir şekilde Allah'a şükretmesi var.
Ve karanfille alakalı, iyi anıları varsa, karanfile karşı bir sempatikli olur, bir hoşlu olur, gönlü ona doğru kaya. Kalp, bir şeyi, tanıdığı kadar, duygusallığını yaşar. Onun sezisini, tanıdığı kadar bilir. Şükretme noktasında da, şükür bir kelimedir cümledir, ama, şükretmenin içini, altını dolduran, kalpteki o hissiyattır.
Kalpteki o, düşünce dünyasıdır, bir seziş dünyasıdır. O zaman, şükrün gerçek mahiyeti, gerçek madansı, bir kimsenin, Allah onu hangi noktaya getirirse getirsin, hangi noktaya götürürse götürsün, hangi noktada tutarsa tutsun, Allah'a şükretmek noktasıdır. Ona teslim olmak noktasıdır. Ona itiraz etmeme noktasıdır. Onu neden böyle yaptın dememe noktasıdır.
Ham hayalcilik yapma. Sen şeytanın hile ve sesine kanma. Sen bu iki ayaklı şeytanların söylediklerine de bakma. Sen kendine bir yol bul Allah'a gidecek. Bir vesile bul Allah'a gidecek. Allah bizi onlardan eylesin. Allah'ın nimetlerine, nimetine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebriliğin ise o nimeti inkardır. Bakın Allah'ın nimetlerine şükret.
Nimete şükretmek ne demek? Allah'ı zikretmek. Allah'a tövbe etmek. Allah'a hamd etmek. Nimete şükretmek ne demek? Allah'a karşı olan vazifelerini yerine getirmek demek. E sen cebriyeye vurursan. Allah emretseydi namazı kılardık biz. Otur. Seni sapık seni. Veyahut da bizim namazımız kılındı. Otur. Seni sapık seni.
Senin yolun yol değil. Allah muhafaza eylesin. Allah'a hamd et. Allah'a şükret. Allah'ı zikret. Ve Cenab-ı Hak ne dedi? Mümin Suresi ayet 60. Bana dua edin ki size icabet edeyim. Cenab-ı Hak'a dua et. Cenab-ı Hak'a zikret. O sana icabet edecek. Dua et canım kardeşim. Dua et. Allah ayeti kerimeyle emrediyor. Bana dua edin diyor.
Tövbe kapısı açıkken. Bu halinizle ölürseniz, son nefesinizi Allah bilir. Bir şey diyemeyiz. O yüzden şükretmek, hamd etmek ve Allah'a dua etmek ayetle, hadise sabittir. O yüzden bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir buyurdu.
Sen şeytanın hile ve sesine kanma. Sen bu iki ayaklı şeytanların söylediklerine de bakma. Sen kendine bir yol bul Allah'a gidecek. Bir vesile bul Allah'a gidecek. Allah bizi onlardan eylesin. Allah'ın nimetlerine, nimetine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebriliğin ise o nimeti inkardır. Bakın Allah'ın nimetlerine şükret.
Nimete şükretmek ne demek? Allah'ı zikretmek, Allah'a tövbe etmek, Allah'a hamd etmek, nimete şükretmek ne demek? Allah'a karşı olan vazifelerini yerine getirmek demek. E sen cebriyeye vurursan, Allah bana işte emretseydi namazı kılardık biz. Otur, seni sapık seni. Veyahut da bizim namazımız kılındı. Otur, seni sapık seni.
Senin yolun yol değil. Allah muhafaza eylesin. Allah'a hamd et, Allah'a şükret, Allah'ı zikret. Ve Cenab-ı Hak ne dedi? Mü'min suresi ayet 60. Bana dua edin ki size icabet edeyim. Cenab-ı Hak'a dua et. Cenab-ı Hak'a zikret. O sana icabet edecek. Dua et canım kardeşim, dua et. Allah ayeti kerimeyle emrediyor. Bana dua edin diyor.
Tövbe kapıtsa açıkken. Bu halinizde ölürseniz, son nefesinizi Allah bilir. Bir şey diyemeyiz. O yüzden şükretmek, hamd etmek ve Allah'a dua etmek, ayetle, hadisle sabittir. O yüzden bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir buyurdu.
Selamun Aleyküm, hayırlı geceler, Allah gecenizi, gündüzünüzü, gününüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak her nefeste Kur'an ve sünnet-i seni yaşayan, yaşatan, her nefeste Allah'ı zikreden, her nefeste Allah'la her daim alâka kuran, alışveriş yapan kullarından eylesin inşâAllah. Malum, şunun sesini de kapatalım, bu korona günlerinde böyle sohbet ediyoruz, böyle programlar yapıyoruz, her ne kadar dijital alemde dijital bir şekilde görüşme oluyorsa da bu günlerimize şükredelim, hamd edelim.
O yüzden biz, nasıl bir peygambere iman edip, nasıl bir peygamberin peşinden gittiğimizin, bilincine varalım inşallah. Ve o Fahri Kainat Efendimiz'e ümmet olmanın şükranını, hamdini Allah'a yerine getirmeye çalışalım. İşte akıl dediğimiz nesne, akıl dediğimiz olgu, bizi buraya kadar götürür.
Tembellik yüzünden, şükür ve sabırda mahrum kalan, ancak şunu bilir, ayağını cebir tutmuştur. Bana bunu Allah vermiş demektedir. Hani insanlar vardır ya, din yolunda tembeldir. Din yolunda tembel olanlar, kendilerince cebriyete düşerler. İşte Allah bize ne kadar verdiyse onu alacağız.
Veyahut da dünyevi işlerinde tembeldir. Dünyevi işlerinde tembel olduğu için, kendilerince de derler ki, ya bizim nasibimiz, kısmetimiz bu kadarmış. Tembelliğini, aymazlığını, cahilliğini, kendi nefsine değil de Allah'a yuklar. Haşa, Allah muhafaza eylesin. Oysa o tembelliği yüzünden, sabretmez, şükretmez, hamd etmez, ibadet etmez.
Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesine, devam edeceğiz. İnşallah. Rabbim bizi onlardan eylesin. İnşallah. Yine, müminin işine hayret ederim. Çünkü onun işleri bütünüyle hayırdır. Bu da ancak mümine mahsustur. Çünkü o, sevindirici bir şeyle karşılaştığında, karşılaştığında şükreder, hayır olur. Zararlı ve üzücü bir işle karşılaştığında, sabreder.
Bu da kendisi için hayır olur. Müslüm'de geçiyor bu. O zaman demek ki, biz ne yapacağız? Bizim sevindirici bir şeyle, biz karşı karşıya gelirsek, o zaman biz, sevindirici bir şeyle, karşı karşıya kaldığımızda, Allah'a hamd edeceğiz. Allah'a şükredeceğiz. Allah'a ve o sevindirici şeyle, sebep olanlara teşekkür edeceğiz.
Yaşamak için bir yol bulurlar. Ve o yaşama yolunda mücadele ederler, koştururlar. Allah muhafaza eylesin cümlemizi inşallah. Evet, bir hadis-i şerifte, iki haslet vardır ki, kim onları kendine bulundurursa, Allah onu hem şükredici, hem de sabredici yazar. Kim de onları kendine bulundurmazsa, Allah onu şükredici ve sabredici yazmaz.
Kim dini hususunda, kendisinden üstün olana bakıp ona uyarsa, dünyası hususunda da kendisinden aşağıya olana bakıp, kendisini ondan üstün kıldığı için Allah'a hamd ederse, Allah onu hem şükredici, hem de sabredici yazar. Kim de dini hususunda, kendisinden aşağısına, dünyası hususunda ise, kendisinden üstün olana bakıp, eyvah, ben onun gibi nasıl olamadım diyerek esef ederse, Allah onu ne şükredici ve ne de sabredici yazmaz.
yok, yok, yok, abi soracağı olan, anlatacağı olan varsa, sorsun anlatsın, serbest gündem. Bil, Yasir Şerif'te, Özgür'den sabırlar ve senin hazretlerin hasabını bir diyebilirim, dikkat edin, ben de sizden biraz işlemiyordum, ben de korkuyorum, ama diyor, şükredilmeyen nimetler, ölümücü öğretmeni, şimdi biz, yani kendi temizle, yani çok büyük nimet içerisindeyiz, biz burada aldığımız bir dergah, işte, yani hamdolsun, karnolsun, topuksun, bu ülke bizde rahatlıyorsunuz, bir mesele baktığımızda, kendimizden aşağıdaki insanlar,
sürüdekleri, bir külaklık, insanın çözümünde, yani neyini kendine duyuyoruz? Buna şükür, nasıl olur? Biz nasıl başarız? Bizde, şu deden asla nasıl görüyoruz, yani manevi mi, maddi mi? İnsanlar normalde, kendi içinde bulunduğu nimetin farkında değilse, aslında o bir cihetten, Allah muhafaza eylesin, nankördür. Öyle olunca o nankörlük, insanı küfre kadar götürdür.
O yüzden bir nimete şükürsüzlük etmek, içinde bulunduğu o nimet ortamını görmemektir. Bu, belki de insanın farkına vararak veya varmayarak işlediği en büyük günahı kebair veya küfre götüren bir manevi hastalık. Bir kimse günah işler, günahını görür, tövbe eder, günahtan geri döner, Allah onu affeder.
Ama bir kimse nimetin içerisindeyken nimeti fark etmezse, o halinden tövbe edip geri dönmez. Tövbe edip geri dönmediği için, o halde kalır ve bu onun, Allah muhafaza eylesin, iyice manevi körlüğüne sebep olur, küfre kadar götürür. Çünkü şükürsüzlük bir veçeden, bir veçeden, Allah muhafaza eylesin, Allah'ın direkt kuluna bahşettiği şeyleri görmemektir ki küfre götürür insanı.
Bu lokma sadece yemekle alakalı değil. Sen normalde bütün hayatın senin helallarla örülsün. Bütün hayatın senin vefayla örülsün. Hamdle, şükürle örülsün. Öyle örülsün ki, senin kalbine rikkat, yumuşaklık, letafet gelsin, zerafet gelsin, zariflik gelsin. Ama yok, öyle değilse, Allah muhafaza eylesin.
Senin heva ve hevesine düşmüşlüğün, sana hurma gibi gelir. Ama diyor Hz. Pir diyor ki, sen onu diken bil. Neden? Eğer onu diken bilmezsen, sen nankörlerden olursun. Sen içinde bulunduğun nimetin, içinde bulunduğun lütfu, ikramı, sen hamdle, şükürle, zikirle yürü. Sen öyle bir nimetin içindesin ki, sen onu hamd ederekten, şükrederken, şükrederekten nimetin kıymetini, kadrini bil.
Oysa seni sen yapan, o mürşidin sohbetiydi. Oysa seni sen yapan, o üstadın halakasında durmandı. Oysa seni sen yapan, sana kıymet veren, sana seni değerli kılan, senin bulunduğun halakaydı. Çünkü Cenab-ı Hak, Bakara Suresinde buyurdu ki, beni zikredin, ben de sizi zikredeyim dedi. Bana hamd edin, bana şükredin, siz nankörlerden olmayın dedi.
E sen oturdun zikrullah halakasına, o da seni zikretti. Kıymetlendin. Nereden kıymetlendin? Zikrullah halakasında kıymetlendin. Bir mürşidin elini tutaraktan kıymetlendin. Bir mürşidin sohbet halakasına, oturaraktan kıymetlendin. Cenab-ı Hak seni kıymetlendirdi. Hamd edesin, şükredesin. Sen onun normalde sana vermiş olduğu değerin, kıymetin, bunu idrak edesin, bunu bilesin.
Evde yenmiyorsa, pisir, götürmeyi fukaraya, yok, kokutacak, atacak onu. Kopuyor bile, atıyor, kokmuş bu diyor. Gözümün önünde, neden bu nasıl zikrullah, dil ile, kalb ile, sır ile, fiil ile ise, Allah'ın burada dört tecelliye tazelik ya, şükrün de dört tecelli yapmak.
Kürt en güzel. O ne? Bir şeyi çürütüp atmama. O ne? Yere düşen lokmayı besmele çekip yutma. O ne? Yemeğin artıntısını yemek. Veya bir kişi doyacaksa koymam genel ağır. Fiili şükürdür. Sen alırsın, sudan bir yüzü içersin. Elhamdülillah efendim. Suyu dökersen, suyu dökme. Kursağını gitsin.
O suda bütün herkesin hakkı var. Sen abdest alıyorsun deyip şaşır, şaşır, şaşır, şaşır, suyu dökersen, sen fiili şükretmedin. O suda herkesin hakkı var. O su sadece senin değil. Sen bir yemek, ufacık bir pirinç tanesinin dair. Bir pirinç tanesi, bir pirinç tanesi. Sen onu görüyorsun, sofradan dökülmüş. Sen onu almıyorsan ağzına, vallahi Allah senden bereketini keser.
Ne diyecek ulan bana muhtaç bu adam. Ben siz hayatta diyecek tuvalete dahi gidemezsin. Benim için diyemezsin. Ben her şeyi kendimi hallederim. Fiyibi şükür. Oradan çıktı ya bunların hepsi bir fiili şükür. Adamın kendi kendi, kendi ütüsünü yapması fiili şükür. Kendi çamaşırını yıkaması fiili şükür.
Metinler konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.