mustafaozbag.org

569. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 13 Temmuz 2018 · 1:19:40

Selamun aleyküm, cümleten hoş geldiniz, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, getir çaycıyı içelim, ne getiriyorsanız getirin, önce bir çay, kahve içelim, kafamız yerine gelsin, şimdi Çanakkale'liler, sorarlar, soru şimdi, bir kafa dağınıklığına, şimdi bir de eksik cevap veririz, dağılmasın ortada, hanginiz hanginizden bıyık olarak şey oldu, esinlendi, ama onunki iyice aşağıda olmuş, güzel, sıkıntı yok, bizim zamanımızda ülkücü bıyığıydı o, hemen öyle bıyıkları aşağı sarkıtana ülkücü diyorlar, Ali ne yapıyorsun iyi misin, Allah da eylesin inşallah,
yok, yok, yok, abi soracağı olan, anlatacağı olan varsa, sorsun anlatsın, serbest gündem. Bil, Yasir Şerif'te, Özgür'den sabırlar ve senin hazretlerin hasabını bir diyebilirim, dikkat edin, ben de sizden biraz işlemiyordum, ben de korkuyorum, ama diyor, şükredilmeyen nimetler, ölümücü öğretmeni, şimdi biz, yani kendi temizle, yani çok büyük nimet içerisindeyiz, biz burada aldığımız bir dergah, işte, yani hamdolsun, karnolsun, topuksun, bu ülke bizde rahatlıyorsunuz, bir mesele baktığımızda, kendimizden aşağıdaki insanlar,
sürüdekleri, bir külaklık, insanın çözümünde, yani neyini kendine duyuyoruz? Buna şükür, nasıl olur? Biz nasıl başarız? Bizde, şu deden asla nasıl görüyoruz, yani manevi mi, maddi mi? İnsanlar normalde, kendi içinde bulunduğu nimetin farkında değilse, aslında o bir cihetten, Allah muhafaza eylesin, nankördür. Öyle olunca o nankörlük, insanı küfre kadar götürdür.
O yüzden bir nimete şükürsüzlük etmek, içinde bulunduğu o nimet ortamını görmemektir. Bu, belki de insanın farkına vararak veya varmayarak işlediği en büyük günahı kebair veya küfre götüren bir manevi hastalık. Bir kimse günah işler, günahını görür, tövbe eder, günahtan geri döner, Allah onu affeder.
Ama bir kimse nimetin içerisindeyken nimeti fark etmezse, o halinden tövbe edip geri dönmez. Tövbe edip geri dönmediği için, o halde kalır ve bu onun, Allah muhafaza eylesin, iyice manevi körlüğüne sebep olur, küfre kadar götürür. Çünkü şükürsüzlük bir veçeden, bir veçeden, Allah muhafaza eylesin, Allah'ın direkt kuluna bahşettiği şeyleri görmemektir ki küfre götürür insanı. O yüzden sıkıntılı. Bu normalde evet, insanı helakı götürür bu. Bir kimse örneğin işte namaz kılıyordur, namaz kılmak bir nimettir. Oruç tutuyordur, nimettir. İman ehlidir, nimettir. İyi dostlara, iyi arkadaşlara, iyi kardeşlere sahiptir, nimettir. Salihlerle beraberdir, salihlerin içindedir, nimettir.
Bu normalde bir kimsenin başını sokacak bir evi vardır, nimettir. Gece olduğunda yatacak bir yatağı vardır, nimettir. Bir eşi vardır, nimettir. Çocuğu vardır, nimettir. Bunların annesi babası vardır, nimettir. Bunları sıraladığımızda günlük hayatın içerisinde alt alta üst üste baktığımızda biz bunların farkında değiliz. Veya nereye kadar farkındayız. Bunlardan birisi eksildiğinde biz o eksikliği görürüz ancak o zaman anlarız. Eksilmediği müddetçe de biz onu anlamakta güçlük çekeriz. Genelde insan olur. Eğer eksilmediği halde o kimse bulunduğu noktada, bulunduğu, elinde bulunan nimetlere hamd ederse, Cenab-ı Hak da diyor ki sen uyanıksın.
Sen öylesine uyanıksın ki elindeki nimetlere sen ben verdim, hamd ettin. Hamd ederekten nimetlerin karşılığını yerine getirdin. Sana nimetimi arttırıyorum diyor. Cenab-ı Hak o zaman nimetini arttırıyor. Ama yok o kimse elindeki nimetin kıymetini, kadrini bilmezse, onu yine ayeti kerimeyle sabit, elinden nimeti alarak onu terbiye ediyor. Onun terbiye edilmesi yine iyi bir şey. Yani o terbiye edildi, nimeti azaltılarakten, rızkı azaltılarakten terbiye edildi. O terbiye edildiyse Cenab-ı Hak'ı yine hamd edecek, onu da nimet görecek. Ama öyle olduğu halde hala da bunu nimet olarak görmüyorsa o kimse, o daha bodozlamasına gidecek, Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimsenin her halükarda bulunduğu noktaya hamd etmesi, isyan etmemesi, bulunduğu noktada tövbe etmesi, kendince Allah'ı zikretmesi ve her daim ben senin nimetle verdiğin nimetlerinin karşılığını veremeyecek kadar acizim deyip
kendini acziyette tutması lazım. Eğer normalde bir sufilikte bu çok önemlidir. Bir kimse her daim kendini acziyet noktasında görür. acziyet noktasında görmüyorsa, kendisini kibirliliğe attıysa, kendisini şatata, şatafata attıysa muhakkak başına bir sıkıntı gelir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nimete hamd etmemek, nimeti görmemek de Allah muhafaza eylesin, küfürdür. Rabbim korusun inşallah. Her daim kendimizi acziyetle görürsün, aynı zamanda bize şükür, bir kulluğun göstergesidir. Sufiliğin göstergesidir. Bir kimsenin her meselede, her noktada acziyet peydah etmesi. Kul acziyetini görmezse Allah muhafaza eylesin. Bu sefer ilahlığı başlar olur.
Eyvallah! Bu bir noktadan öyle de algılanabilir. Bir kimsenin her meselede kendisini acziyet noktasında, kendisini mahviyet noktasında görecek ki nefisle olan mücadelesinde belli bir noktaya gelsin. Acziyeti ve mahviyeti olmayan bir kimse nefis meratifi olarak belli bir noktaya gelemez. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin. Ben diyorum ki Allah muhafaza eylesin. Bu şükrü eda etmek neden değil o? O kimsenin onu görmesi, şükrün. Biz de Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetlerin hiçbirisinin şükrünü eda edemeyiz. Hani Musa aleyhisselam şükrünü eda edemeyeceğini beyan ediyor ya. O da diyor ki ya Musa bunun farkında vardıysan sen şükrünü eda edenlerden saydın seni diyor. Bunun farkına vardıysan.
Biz onun hangi nimetinin şükrünü eda edebiliriz ki yok. Yani ben kendi nefsim için söyleyeyim. İki kırık namaz kılmakla, iki kırık zikir yapmakla, iki kırık sohbet yapmakla onun şükrünü eda edebildiğini düşünmek yanlış bir şey. Eksik bir şey. Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. Ama bunu eda edemediğini beyan etmek, bu evet hacziyetini görmek en azından. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Hepimizle alakalı konuklarımızda kimisinin paraya düşkünü, kimisi kadına düşkünü, kimisi kimisi fazla, kimisinin öpkesi fazla. Yine ona çok iyi nefsim. İşte hastalıklarından bahsediyoruz. Bir sürü şey var. Şimdi bilimde diyor ki insanların karakterleri belli bir çocukluk verir. Beş altı yaşına kadar oluşur.
Ve bu karakterle bu hayatlarına devam ettirler. Şimdi Anamalya benim burada kafama takımdan şöyle bir durum oluşuyor. Bizim durumumuz temiz olduğuna göre biz bu hırs, öfke, bu hırs, yükseliklerimizin hepsimizle yorulmamış oluyoruz. Peki bizim normalde yani bu insanı biz aldığımız zaman, atıyorum hiç kötülüğün olmadığı, hiçbir şekilde o eğitim izleyelim, o normalde ahlaklı seviyelim, bu şekilde olduğu bir yerde yetiştirdiğimiz zaman, biz o kötülükleri hiçbir şekilde onunla karşılaştırmadığımız zaman, onun karakter gelişiminde,
onunla bu şekilde karakter verildiğiniz zaman, yine de hepsini sevilecek noktalarımız Evet. E siz bir kötü hamurla bir şekilde arttığınız farklı noktalar var, yoksa nasıl bir şey oluyor? Bir kimse normalde mesela, hırsı biz bir açıdan bakarsak kötüdür. Bir açıdan bakarsak iyidir. Dünya sevgisi, bir açıdan bakarsan iyidir. Bir açıdan bakarsan kötüdür. Nefsin bütün huylarına, alt alta üst üste, hepsine de aynı şeyi söyleyeceğim ben sana. Diyeceğim ki, bir açıdan bu iyidir, bir açıdan kötüdür. Bir açıdan nasıl iyidir? Normalde bir kimsenin mesela bize, hani Hz. Mevlana Cerreti Rum Hazretleri, dünyaya aşık olmak bize haram kılındı.
Kumaş alıp satmak, ticaret yapmak değil diyor. Şimdi o zaman bir kimsenin dünyaya hırsı var, iyi, dünyaya hırsı olsun diyorum ben zaten. Ben dünyaya hırsı olmayan bir insan istemiyorum derviş olarak. Neden? Ya o adam dünyaya karşı hırslı olsun ki, eşini, çoluğunu, çocuğunu geçindirsin. Zekat versin. Ama bu dünyaya olan hırsı onu harama sevk etmesin. Orada frenlesin. Orada dünyaya olan hırs, insanları harama sürükleyenler için kötü. Harama sürüklemiyorsa dünya hırsı onu, onun için o dünya hırsı kötü değil. Burada öğreti eksikliği görüyorum ben. Adam alsın satsın, para kazansın. Para kazanmak ne zamandan beri kötü abdedilmiş ki?
Para kazanmak için faizcilik yapmasın. Para kazanmak için artı, tartı da, ölçü de, alışverişte, yalana, yemine, gıybete bunlara meyletmesin. Neden salih, iyi tüccarlar, alimlerden de önce cennete girecek? İyi, salih bir tüccar, alimlerden önce cennete girecek. Alimin önünde. Ya birisi alim. Ya alim ama. O alimi yetiştirecek olan medrese, o alimi yetiştirecek olan mektep, okul, öğretmen, araç, yereç, cömert olan tüccardan çıkacak. Cömert olan tüccar olmazsa, orada normalde onun yetiştirileceği bir ortam olabilir mi? Olmaz.
Mesela bir hadis-i şerifte salih olan tüccarlar, alimlerden önce cennete girer hadis-i şerif var. Biz dünya sevgisinden dolayı ticareti bıraktırmayı düşünüyor bazı yerler. Değil kardeşim, adam ticaret yapsın, helal daire de yapsın. Hırslıymış, harika. Dünyaya hırslı olsun, ticaret yapsın, işine gücüne dikkat etsin. Eşine, çoluğuna, çocuğuna iyi bir hayat yaşatsın. Çocuğunu iyi eğitsin. Bugün eğitim parayla. Çocuğunu iyi eğitsin. Eğer çocuğunu iyi eğitemezse zaten, iyi eğitilmiş olan kimseler gelip bizim başımıza ne yapıyorlarsa ahkam kesiyorlar. Ya işte şehvet, şehvet olsun adamın. Adam dediğinde, kadın dediğinde şehvet olacak. Adamın şehveti olmazsa kadın aramaz.
Evlenmek farz. Evlenin, çoğalın, ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim. Evlenin, dininizin yarısını tamam edeceğim. Şehvet olmayan adamı ne yapayım? Pısırın teki gitsin ne yapıyorsa yapsın. Şehvet olmayan kadını ne yapacağım? Biblo gibi orada oturtturacak değilsin ya. Kadın şehveti olsun. Adamı arasın, neredesin desin. Adama sahip çıksın, gel buraya desin. Adamdan adamlık beklesin. Adamdan adamlık beklemezse adam o zaman soytarılaşıyor zaten. Adama göz açtırmasın, kadının şehveti olsun. Adama daha korksun eve gitmekten. Ulan gidersem kadın gene beni bekliyordur desin.
Adam korksun eve gitmekten. Biz onu normalde almışız. Şehvetten uzak durur. Nereye uzak duruyorsun kardeşim? Senin fıtratın o. Senin şehvetin harama seni meylettirmesi. Haramdan uzak dur. Senin fıtratın o. Bunun gibi mesela ne? Kızgınlık. Senin fıtratın. Öfke senin fıtratın. Kime öfkelenme? Eşine öfkelenme. Çocuklarına öfkelenme. Mümin kardeşine öfkelenme. Elin gavuruna öfkelen. Haramlara öfkelen. Nefsinin haram isteklerine öfkelen. Şeytani şeylere öfkelen. Ama biz kime öfkeleniyoruz? Evde eşe öfkeleniyor adam. Öfkesini eşinden çıkarıyor. Vuruyor tokadı kadına.
Kime öfkelendi? Çocuğuna. Dövüyor çocuğunu. Haram kardeşim bunlar. O zaman sen öfkeni doğru yere kanalize et. Öfkeyi doğru yere kanalize etmek nefisle mücadele. Öfkeyi yok edemezsin ki. Öfke var içimizde. Ben öfkeliyim hadi önüne gelene küfret. Bu haram. Kuruyorlar. Kuruyorlar ya İslami cihat örgütleri küçük küçük. Kimle bunlar cihat ediyorlar? Müslümanla. Kardeşim la ila illa Muhammeden Resulullah diyenle senin işin ne? Senin la ila illa Muhammeden Resulullah diyen adamı sen diline doladıysan. Sen ya fasıksın ya münafıksın ya kafirsin. İkisi üçünden birisisin. Sen kime silahını doğrultun?
Müslümana. Adam la ila illa Muhammeden Resulullah diyor ya. Sen ona nasıl silah doğrultuyorsun? Ya gavursun? Ya münafıksın? Ya fasıksın? Üçünden birisi. Sen silahı doğrultacaksan git gavura doğrult. Orta Doğu'da o kadar İslami örgüt var. Bir tane İsrailli'ye bir zarar yok. Bir tane Amerikalı'ya yok. Bir tane İngiliz'e yok. Bir tane Rus'a yok. Kime var? Cami bombalıyor arkadaşlar. Allahu Ekber deyip camiyi bombalıyor. Ulan cami kilise mi? Kilise dair bombalanmaz İslam'da. Deyin ki cami bombalanacak. Nefis bu asıl. Asıl. E bazı sufi gruplar da oturmuşlar. Şehvet bunu normalde soru olarak sordular da şimdi mevzu açılınca oraya geldim.
Ne şehvetin ölünceye kadar perhize devammış. Akli dengesini yitirmişler. Evlenmeyi yasaklayan sufi gruplar var. Bir de örneklere bak. İşte Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri evlenmemiş. Fethullah Gülen evlenmemiş. Önceden o da vardı. Şimdi onun dillerine koyamıyorlar şimdi. Böyle bir kaç tane şey var. Kimse var. Evlenmemiş. Bunları örnek alıyorlarmış. Ben diyorum kardeşim Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri evlenmiş. Adem aleyhisselama kadar bütün peygamberler evlenmiş. Bir tek İsa aleyhisselam ile alakalı üzerinde tartışma var.
Evlendi evlenmedi diye. Evlenmedi diyenler. Ayrı zamanda tekrar zuhur edecek. Evlenecek çoluğu çocuğa karışacak diyorlar. Evlendi diyenler de işte gitti bir bölgede bir kasabada evlendi. İşte o Cenab-ı Hak onu tekrar ondan sonra çoluğu çocuğu doldu. Allah onu tekrar yine gönderecek diyenler var. Her neyse o tartışma bizi ilgilendirmiyor. Bütün peygamberler evlenmiş. Bakın bütün peygamberler evlenmiş. Bütün sahabelerin büyük bir çoğunluğu evlenmiş. Büyük bir çoğunluğu evlenmiş. Pir efendilerin hepsi de evli. Bizim silsilemizde yolumuzdaki şeyh efendilerin hepsi de evli. Bir böyle bir sapıklıklar çıkıyor ortalıkta. İşte evlenmeyecekler.
Neymiş? Şehvet ondan geçince kadar perhize devam edecekmiş. Nasıl perhize? Ağır. Yok hayvansal gıdayı yemiyorlar, şunu yemiyorlar, bunu yemiyorlar, bunu yapmıyorlar. Oruç da tutmuyorlar ha. Devamlı periz ediyoruz biz. Bilmem kaç bin tane tehrit. Bilmem kaç bin tane lafze celal. Yani kıza baktım öğretmen kafeyi yemiş. Gitmiş kafa. Dedim yani ben şimdi dedim sana nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum ama dedim senin telin yanmış gitmişsin sen dedim. Sen dedim bu çocuklara hiçbir şey veremezsin. Eğitecek olduğun çocuklara hiçbir şey veremezsin. Yazık dedim o çocuklara. Bu devlete de yazık dedim. Seni dedim bir güzel böyle psikolojik testten geçirmiyor.
Geçirse dedim seni öğretmenlikten atar, memurluktan atar dedim. Yok. Resmen hasta. Bildiğiniz hasta olmuş. Bunların arkasında gizli oyunlar, gizli tezgahlar var. Böyle bir öğreti yok İslam'da. Bunlara müsaade ediyorlar. Bunlar büyüyorlar, büyüyorlar, büyüyorlar. Sonunda devlet bunları bir operasyon yapıyor. Ama o zamana kadar zehirledikleri yetiyor bunlara. Zehirliyorlar insanları. Ve bu insanlar da oraları din öğrenmeye gidiyorlar sonuçta. Siz buraya din öğrenmeye geldiniz, Allah'ı zikretmeye geldiniz. Burada zehirlense bir kimse al bir kötü tohum sonuçta bir sürü kötü tohumlar birbirinin ardına gelecek Allah muhafaza eylesin.
O yüzden nefisle mücadelede hep ben derim ya haram işlemeyin kardeşim. En büyük nefis mücadelesi bu. Başka nefis mücadelesi Kur'an ve sünnet tarihinde ve sufi terbiyesinde başka bir şey görmüyorum. Orucu belli İslam'ın. Sen pazartesi perşembe oruç tutacakmışsın tut. Sen bir gün boş bir gün dolu oruç tutacakmışsın tut kardeşim. Sen ayın başında ortasında sonunda tutacakmışsın tut. Ayın on dördünde on beşinde on altısında oruç tutacakmışsın tut. Oruç bu kadar. Bir de Ramazan orucu var farz orucu zaten onu söylemeye gerek yok. Bu kadar. Bunun haricinde bir oruç, bunun haricinde bir perhis, bunun haricinde böyle bir işte yok kardeşim bu. Az yemek var eyvallah az ye.
Üç kap yeme, dört kap yeme, bir kap yemek ye ama ye. Tok kalk, pardon aç kalk. Eyvallah bu var bunlara söyleyecek bir lafım yok. Ama yemeyecek o kimse böyle bir şey yok. Evlenmeyecek böyle bir şey yok. Hiç öfkelenmeyecek. Öfkelenecek ya. Yanlış öfkelenecek, eksikliğe öfkelenecek, zulme öfkelenecek, haksızlığı öfkelenecek, hırsızlığı öfkelenecek, adaletsizliğe öfkelenecek. İnsan nefsinin veya algıcının neresi ne oluyor? Yani hep diyoruz işte iyi eğitilecek çocuklarımız iyi eğitiriz veya işte etrafımız iyi eğitiriz veya bir insanın çevresel etmenleri onun bu noktadaki nefis gelişiminde mi etkili oluyor? Her şeyinde etkili olur eğitim, evdeki eğitim, sokaktaki eğitim, okuldaki eğitim çocuğun üzerine muhakkak ve nefsinin üzerine muhakkak etkisi olacak.
Nefsini mi eğitiyoruz yani? Biz sonuçta nefsini eğitiyoruz o kimsenin ruhunu eğitecek değil mi? Karakter dediğimiz şey nefis mi? Karakter dediğimiz şey o kimsenin eğitimle, eğitimle belli bir çizgiye gelmesidir. Bu tabi bir bilinçtir bu, belli bir seviye gelmesidir. Bir çocuğun karakteri nasıl oluşturur? Birinci derecede evde oluşur. Daha çocukluğundan itibaren onun karakteri oluşur. Şımarık yetiştirirsen şımarık bir karakterle sahip olur. Sen ona yanlış olanı söylersen, bunu böyle yapma, bunu böyle etme dersen çocuğun karakteri doğru şekillenir. O normalde çocuk onu görüyor çünkü. O çocuğu biz nefsinden diyemeyiz. Eğitim olarak onu alıyor çocuk. Çocuk ona doğru eğitim almazsa, bu gördüğüm doğru diyor. Babası annesine iki de bir de tokat vuruyor.
İlk önce çocuk onu normal bir şey görüyor. Ama bir müddet sonra annesinin üzüldüğünü görünce çocuk onun normal olmadığını görüyor. Bir müddet daha baba anneyi tokatlamaya devam ederse, annesini seven bir çocuk ardından annesine karşı kinlenmeye başlıyor. Babasına karşı kinlenmeye başlıyor. Bak, çocuğun karakteristik konumu şekillenmeye başladı. Şimdi sen bu kahve fincanını evde bir masaya dökersin, çocuk onu görür. Ama annesinin ona üzüldüğünü görünce çocuk kafasını sana çevirecektir babasına. Veyahut da anne babaya gereksiz laflar söyledi. Baba üzüldü buna. Çocuk onu gördü. Çocuk onu görünce otomatikman gözünün önünde oluyor. Babasının üzüldüğünü gördü. Bir müddet sonra çocuk anneye karşı kinlenecek. Çocukla anne arasında iletişim bozulacak.
Sonra başlayacak anne çocukla iletişimi bozuldu ya, zaten cahil o. Cahil olmamış olsa çocuğun yanında babaya laf söylemez. Eğitimsiz, cahil. Bu sefer çocuk babanın safında yer alınca çocukla da iletişimini bozacak. Aynı şey evde zulmeden baba için de geçerli. Baba anneye iki de bir de laf söylüyor, yemeğini beğenmiyor, tokat vuruyor. İşte ona sert davranıyor, ona yanlış davranıyor. Annesinin üzüldüğünü gören çocuk bir müddet sonra babasına kinlenmeye başlayacak. Böylece babayla olan iletişim bozulacak. Sonra baba diyecek ki ya ben bu çocuğa ne yaptım ki beni bir türlü sevmiyor. Annesine yaptığını görmeyecek. Veyahut da kardeşine yaptığını görmeyecek.
Böylece çocuğun orta yerde karakteri oluşmaya başlayacak. Çocuğun karakteri oluşurken de etrafından etkilenecek çocuk. Burada karakter oluştururken zaten karakterle biz normalde İslami termoloji olarak bizim nefis olarak nefsin içerisine aldığımız bütün her şeyi Batı termolojisi karakter olarak önümüze koyuyoruz. Anlatabildim mi? Burada terim kargaşası var. O kimsenin doğrusu, yanlışı veya o kimsenin etkileşimi çevresel faktörlerle oluştu. Eve devamlı misafir geliyor. Çocuk devamlı misafir görüyor evde. O çocuk misafire alışkın bir şekilde büyüyor. Ama çocuk evde misafir görmüyor. Misafir geldiyse de erkek veya kız önemli değil. Çekiliyor odasına. Annesi babası misafirle ilgileniyor. Şimdi yeni moda ya bunlar.
O çocuk evlendiğinde misafir istemiyor. Kız erkek önemli değil. Veyahut da kız çocuğu. Eve gelen misafirle ilgilenmiyor. Gitti odaya kapattı kendini. O bir misafir nasıl ağırlanır? Çayı nasıl götürülür? Kahvesi nasıl götürülür? Nasıl onlara hoş geldiniz denir? Onlarla muhabbet nasıl kurulur? Bu konuda bilmiyor bunu. Biz onu diyoruz ki bu insan içine çıkmıyor. Karakteri böyle. Hayır yetiştirilişi öyle. Anne babana evlendim çık bakayım misafirlere hoş geldiniz de herkesin elini öpün. Dersim var benim. Haa on dakikadan ders bitecekse bitmesin. Sen vali olmayıver. Sen özel kalem müdürü olursun en fazla gel. Misafirlerle ilgilen. Sofra kur. Kız çocuğu seni. Sofra kur, su getir, kahve getir, çay getir, çorba getir. Öğren.
Öbür türlü o çocuğun senin tabirinle karakter benim tabirimle ahlakı. Öyle oluşacak. Bu sefer eve büyük gelmiş, küçük gelmiş hiç kimsenin umurunda değil. Gidiyorsun bir eve. İşte oğlu var adamın. Allah kınamak için söylemiyorum onu. Herkesin oğlu da var, kızı da var. Allah herkes hayırlı evlat versin. Adam koskoca adam hizmet edeceğim diye uğraşıyor. Oğlan nerede? Soramıyorsun tabi oğlan nerede diye.
Öbür taraftan bilgisayardan oyun sesi geliyor. Silah sesi, ateşliyor. Oyun oynuyor çocuk orada. Babası kahve getireceğim, çay götüreceğim diye uğraşıyor. Oğlan gelmiş 17-18 yaşına. O evde hizmet edecek. O evde oturuyor. Yan odada babası hizmet edeceğim diye uğraşıyor. Veyahut da kızlar oturmuşlar bir odaya veya kız geçmiş odasına. Annesi sofra kuracağım, sofra kaldıracağım diye uğraşıyor. Ne ders çalışıyor çocuklar. Aman derslerine çalışsınlar. Şimdi sistem bu. Bu sefer o çocuğun ahlakı öyle gelişiyor. E çocuk alsın amcası, yesin amcası, döksün amcası, harcasın ya. Canı ne istiyorsa alsın. Herkes alıyor, o almasın mı? Herkes yapıyor, o yapmasın mı? Çocuğun ahlakı o noktada gelişiyor.
Çocuk dilediğini alıyor. Almayınca tepiniyor çocuk. Çarşıda tepiniyor. Para var mı yok mu dinlemiyor çocuk. Neden? Hep alınmış. Tepinince bir daha alınmış onun için. Yani bu gerek yok, bunu almayalım demiş. Bir tepinmiş, bir bağırmış, çağırmış. Annesi almış veya babası almış. Daha da olmadı.
Anneannesi almış, babaannesi almış, dedesi almış, dayısı almış, amcası almış. Vay yeğenim benim demiş, o almış. Almış, birisi almış onu. O her tepindiğinde sonuç almış çünkü. Çocuğun ahlakı öyle gelişiyor. Yanlış gelişen ahlak veya karakter bu noktada düzeltmek çok zor deniliyor mu? Yok, terbiye var. Sufilik o yüzden önemli. Ben değiştiğine inanıyorum. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Sahabeler değişmiş, pirefendiler değişmiş, hepsi değişmiş. Burada bunlar da değişiyor, herkes değişiyor burada. Nefis, nefis, nefis. Mizaj dedim, fıtrat, gözün önünde senin. Kaç yıldır hastanedesin?
On yıldan beri hastanedesin, hiç gözü, ensesinde birini gördün mü? Var mı tıp tarihinde? Fıtrat bu, başka bir şey değil. Onun mizacı öyle, asık suratlı. Ne alakası var, onun ahlakı öyle. Yani mesela heybetli olmak veya daif olmak, hani bütün manada değil mi? Heybetli olmak mizaj değil, o kimsenin kendi duruş noktası.
Ben onu mizaj olarak görmüyorum. Ona heybetlilik öğretirsen, heybetlilik öğrenir. Ben efelere söylüyorum ya, göğüs ileride olsun, kafanı dik. Yürürken dost doğru yürü, bastın ya titresin. Bu ne? Bu efeliğin kendi içindeki kaidesi. Bu kiloyla boyla alakalı değil ki bu. O kimsenin eğitimiyle alakalı. Yürü, mıymıntı mıymıntı durma, mıymıntıdan bir adam mı olur? Dik kafanı, vakurla yürü. Oranı buranı çalkalamadan yürü yolda. Ben neden diyorum bizim sufiliğimiz bir yanağımızı tokat vurunca öbür yanağımızı çevirmek değil diye? Değil. Bizim kutsalımız var.
Kutsalımıza birisi elini uzatırsa, elini koparırız. Gözünü çevirirse gözünü çıkarırız. Benim anladığım bu, benim öğretim bu. Bir insanın eşi kutsaldır, çocuğu kutsaldır, malı kutsaldır, canı kutsaldır, evi kutsaldır, vatanı kutsaldır, kitabı kutsaldır. Bunları dokunduran bir kimse her şeyine dokundurur. Ben bütün dervişlere söylerim, sizin eşlerinize kimse laf söyleyemeyecek. Söyleyeceksen sen söyleyeceksin. Senin çocuğuna kimse taciz etmeyecek, nasihat edebilir. Hiç kimse senin çocuğunun kulağını çekip bir tokat vurmayacak. Kimse senin malını zorla yemeyecek, yedirmeyecek.
Kimse senin evine zorla girmeyecek, senin evini taciz etmeyecek. Kimse senin vatanını işgal etmeye kalkmayacak. Kimse senin bayrağını indirmeye kalkmayacak. Kimse senin Kur'an'ını yasaklamaya kalkmayacak. Kimse senin sünnet-i seniyene dokunmayacak. Dokundurmayacaksın. Bunlar hayatın olmazsa olmazları. Bir kimse düşünecek kendi kendine. Ben bunun hanımına bir laf söylersem şimdi, benim dilimi koparıp ensemi hasar mı hasar diyecek. Bitti. Bitti. Zaten yaparsa koparacaksın, ensesini asacaksın. Bir daha hiç kimsenin karısına laf söylememeyi bilecek. Öğreti bu. Ben hatta daha ilerisini söylüyorum.
Senin annenmiş, sen nesin başında onun? Sen nesisin o kadının? Kocasısın. Senle mi nikahlı, senin ananla mı nikahlı? Senin ananla nikahlısa koy ananın yanına, ananın istediğini söylesin ona. Bu kadın kimle nikahlı? Seninle. Seninle mi nikahlı, senin babanla mı nikahlı? Benle nikahlı. Oğlum neden başkası laf söyledi buna? Sen nesin başında? Bitti. Hayat bitiyor orada. Kimmiş kızın anasıymış. Hoş kendini yirmiş deysen.
Madem sen ona laf söyleyecektin hiç evlendirmeyecektin kızını. Nasıl? Basmaya. Senin yanındayken laf söyleyebilirsin. Şimdi benim karım, benim karıma kimse laf söyleyemez. Annesi de dahil, babası da dahil. Nasihat edersiniz, nasihat edin. Sen nereye laf söyleyin ya? Bu karı bana ayn. Bu kadının kocası benim. Buna yürek lazım. Buna ceset lazım değil. Adamın istersen boyu iki metre olsun. Yürek yoksa ne olacak ki? Önüne gelen laf söyleyecek ona. Kadının sahibi yok. Herkes gelen bir tokat vuruyor, giden bir tokat vuruyor. Ne? İşte.
Gelin. Haa iyi. Dur ya. Ben neyin başında? Veyahut da çocuğa tokat. Allah Allah. Neden vurdun sen buna tokadı? E vurdu. Getir çocuğunu. Ne olacak? Ben de tokat vuracağım ona. Nasıl yani? Basmaya. Senin çocuğun dokunulmaz da benim çocuğum dokunulur mu? Senin çocuğunu ana doğurdu da bizimkinin kedi mi doğurdu? Bunun için yok işte mizacı öyleymiş. Ne alakası? Ahlakı öyle. Yetiştirilmesi öyle. Gördüğü öyle. Bak ben gördüğümü söylüyorum.
Neden? Ben babamdan gördüm Allah rahmet eylesin. Anneme birisi laf söyleyecek. Mümkün mü ya? Veya birisi diyecek ki, ay o senin gözünün üstünde kaşın varmış. Senin gözünün üstünde kaşın var diyen dilinden bir başlar, dilinin tüyünden girer, saçının telinden çıkar. Birisi laf söyleyecek. Ben öğrendim ben. Mesela benim için arkadaşlar kutsaldır. Benim dergahım kutsaldır kardeşim. Başka söyleyecek laf mı bulamadın ya? Yet nereye söylüyorsan söyle benim yanımda konuşma. Benim şeyhim laf söyletmem ya kim olursa olsun. Kalkacak adam benim şeyhime laf söyleyecek. Yırtarım ağzını çarper. Dedim bir daha konuşma. Bir daha konuşursan koparırım dilini.
Aynen senden çıkarırım dedim. Biter mesele. Bak benim derviştim yaklaşık 30 yıl. Açık açık konuşacağım. Abim benim çorunun acı Mustafa Efendi'den dersli. Böyle küçücük bir analiz yapmaya kalktı. Abi dedim bir daha konuşursan hukukumuz biter senden dedim. Bitti. 30 yıl geçti. 30 yıldan beri daha benim ne bir aleyhime konuşur. Ne dergahın aleyhine konuşur. Benim yanımda ne olumsuz analiz eder. Hiçbir şey konuşmaz. Tabii son işte şeyden ne o Karabüklü Mustafa Efendi vardı ya. O Şeyh Efendi vefat edince Karabüklü Mustafa Efendi demiş ki ona. Demiş selam söyle ona. Hani benden için.
Tanıyor o da beni. Demiş kulağına söyle onun. O da onları ziyaret edince dedi ya kulağına söyleyecekmişim dedi. E kulağıma söylüyor dedim ben. Telefondasın söyle. Söyle. İşte Şeyh Efendi vefat ettikten sonra ondan selam gönderip haber göndermiş. Dergahın başına otursun dua ediyoruz ona. İşte Mustafa Efendi'nin yolunu takip ettirecek olan o. İşte hani milleti dağıtmasın. Ondan sonra şeyleri hani ilk hesapları kabul etsin gibisin lan. Abi dedim bilmediğim bir şey söyleseyiz bana dedim. Hani bu bilmediğim bir şey değil dedim. Neyse ben dedi bana söyleneni söylüyorum. Tebrik yapıyorum dedim. İyi Allah razı olsun dedim. Kulağıma söyledim dedim. Öyle dedikten sonra zaten temelli.
Hiç şey yapmıyorum böyle nasıl söyleyeyim. Yani hissediyorum ben onu böyle hani olumsuz bakmıyorum. Hiç şey yapmıyorum böyle tavrı tarzı iyice değişti o günden sonra. Her neyse. Şimdi ama oğlum bir laf söyledim. İnsan ona bir laf yeter. Bitti bir daha. Hiç konuşmadım. İnsan ölçüsünü bilecek. Bir topluluğa girerken etrafınızda olan diyaloğunuzda olmazsa olmaz sınırlarınızı belirlediğinizde insanlar sizin sınırınıza özen gösterirler.
Ama sen sınırını belirlemezsen, sınırını çizmezsen herkes bir laf söyler sana ve seninle alakalı olan bir şey bir laf söyler. Hani meşhur ya ben anlatırım ya kıssı olarak. Hani mahallenin böyle deli baş gençleri beyin bir tavuğunu götürmüşler. Bey demiş ki oğlum oğlum şu tavuğu götürenleri bu getir demiş buraya. Baba demiş ya başka uğraşacak bir şey mi bulamıyorsun şimdi bir tavukla uğraşacağım.
Bir zaman geçmiş bu o etrafın o hayta soytarıları bu sefer bir kuzu götürmüşler. İşte öyleydi böyleydi gene demiş çocuk ya baba demiş kuzu değil mi yani altı üstü bundan mı uğraşacaksın. Ardından işte şey ya bu kıssa bir tane inek götürmüşler. Ya baba onunla mı uğraşacaksın oğlum diyormuş. Şu ilk tavuk götürenler var ya inek gitmiş o diyormuş ki babası koyun gitmiş işte inek gitmiş babası diyormuş ki şu tavuğu götürenleri bul getir. O mahallenin o haytası soytarıları bu sefer kız kardeşe sarkıntılık yapmış. Babası demiş ben sana kaç sefer diyeceğim demiş şu tavuğu götürenleri al getir. Baba demiş ya sen nasıl bir adamsın ondan sonra millet bizim kız kardeşimize laf söylemiş sen tavuğu götürenleri söylüyorsun.
Demiş oğlum şu demiş ilk tavuğu götürenleri eğer demiş şurada sallandırmazsak yarın öbür gün demiş bırak kız kardeşini senin anana da sarkıntılık yapacaklar demiş. Şimdi tavuğu bırakın sizin tavuğunuzun kanadından bir tüy yoluyorsa bir kimse o tüyü yolunu bulup getireceksiniz. Bırakın kanadını bırakın tavuğu bırakın tavuğu tüyü yolmuş.
Eğer bunun hesabını görmezseniz o tüyün hesabını sormayan yarın kanadın hesabını soramaz. Kanadın hesabını soramayan tavuğunu götürürler tavuğunun hesabını göremez. Kümesini dağıtırlar onun kümesini dağıtırlar. Artık iş işten geçer onun evini de dağıtırlar. Birisi gelir senin evine karışır senin evine karışan bir kimse sel sesini çıkarmazsan yarın öbür gün senin evini dağıtır o.
Birisi gelir iş yerinde bir gevşeklik yapar bir yanlışlık yapar bir şey alır götürür ona bir taviz verirsin sen yarın öbür gün işinin dağıldığını görürsün. O kimse senin işini dağıtır. Oradan örneğin atıyorum ben şimdi bir tane havlu götürür önce. Sen dersin ki ya ne olacak ki bir havlu götürmüş. Yok sen o bir havluyu götüreni götüreni bulup da ona dersini vermezsen yarın öbür gün adam dükkanı kamyonla götürür. Bir tane tabak bir tane tabak. Altı üstü bir tabak değil mi? Kadın onu kendi kafasına göre güm yere vurdu kırdı değil mi? Onun hesabını görmezsen sen yarın bütün mutfağı kırar.
Bir adam evde işi var. Olur olmaz ottan çöpten. Defol gittiler işte şöyle böyle dedi değil mi adam? Aaa hoş geldin 23. Bana defol git mi dedim. Evet toplayıp valizini gidecek kadın. Ya nereye? Sen defol git demedin mi? Ben adama itaat ediyorum. Ben öyle demek istemi dedim. Ne demek istedin? Yoksa o ikinciyi de söyler o adam. Sonra üçüncüyü de söyler. Yala mı olur ortalık? Aaa! İkide bir de defol git diyor o adam. E ne oğlum sen birincisinde gitmedin mi? Şimdi benim tarzım ters geliyor bazen.
Dersi çekebilir miyim? Çekemez miyim? Çekemez miyim? Çekemezsin kardeşim yok sana ders. Allah yoluna çekesin. Yürü git. Ya ben dersi bırakmak istiyorum. Allah mübarek eylesin. Dersini aldık işin gücün az gelsin. On beş gün sonra dönmek istiyorum. Yok kardeşim ya. Boyacı küpü mü burası? Gittin mi Allah yoluna çekesin. Yürü git ne istediğin yere kadar gider. Dönüşün yok. Neydi be senin adamın adı? Tuncay döndü ama bakar. Tuncay burada mısın? Bak burada ha adamı. Bilmiyorum valla. Sana ayıp bak ona göre. Benim otuz yıllık dergah hayatımda ilk defa bir kimse dönüş yaptı.
Onu da Hüseyin'den dönüş yaptı. Ben alırım tekrar veririm. Bu ayrı mesele. Ama öyle birisi bırakıp gitti mi ben geriye dönmem bir daha. Gitmesin kardeşim. Otursun. Tamam. Bitti. Neden? Adam bilsin kardeşim. Dos zordur. İstikametli olsun. Zorluğu görünce çekip gitmesin. Sıkıntı görünce çekip gitmesin. Bilsin otursun. Biz hiç mi zorluk görmedik? Bu adamlar hiç mi zorluk görmedi?
Burada eskiler hiç mi zorluk görmedi? Her şey gülük gülistanlık mıydı? Ne alakası var? Hiç mi problem yaşamadılar? Neler olmadı? Duracak orada. Evinde problem olabilir. İşinde problem olabilir. Aşında problem olabilir. Sen dosdoru dur. Sen dönüp gitme. Millet dönsün gitsin. Sen dönüp gitme. Sen bırakma. Sen sımsıkı dur. Bu normalde mizajla alakalı değil. Bu eğitimle alakalı. Bunları ben herkese söylüyor muyum? Şimdi söylüyorum. Kadınlara da söylüyor muyum? Söylüyorum. Erkeklere de söylüyor muyum? Söylüyorum. Ya bunu eğitimi veriyorum. Erkeksen dinle. Kadına ona göre davran. Kadınsan dinle.
Adamı ona göre davran. Bu eğitimi almış, bu öğretimi almış. Onu yapacak. O eğitim. Abdülalim şimdi yürürken böyle kaykıla kaykıla yürüyor. Diyorsun ki ya Abdülalim'in başladığında öyle bir yürüyüş yoktu. Şey nerede bizim öbür sancakta? Gelmedi mi? Yok yok şey. Nail nerede Nail? Ha Nail mesela. Şimdi Nail'in ilk yürüyüşünde şimdi yürüyüşünde fark var. Duruşlarında fark var. Adam mehterin önünde yürüyor. Kaykıla kaykıla kaykıla kaykıla yürüyor. Şimdi adam Egel'i mi?
Değil. Abdülalim ne nesi memleket? Bingöl. Bingöl. Şimdi Bingöl. Adam diyeceksin ki ya Bingöl zeybek kültürü mü öğrendi? Efelik kültürü mü öğrendi? Hayır. Benim de Egel'den fazla kaykılıyor yürüyor. Onun kaykılışına bakan zaten dosta güven gavura tahır. Benim için de elhamdülillah hamd edilecek bir nokta.
Baktığın zaman arkadan diyorsun ki ya tamam ya işte bu almış eğitimi. Yürümesini dahi değiştirmiş. Ben Efelere diyorum normalde sesleniyorum kenardan yürürken. Kaykılın diyorum yürürken. Göğsünüz ileride olsun. Boynunuzu bükmeyin. Ötelere bakın. Kartal bakışta olun. Baktığı zaman gözünü gözünü kaçıracak karşındaki. Öyle bakacaksın. E düşmana mıymıntı mıymıntı bakarsan adam seni alt eder. İçinde coşacak böyle. Millet bakacak böyle. Ulan coşkun akan Fırat nehri gibi. Bunun eşine bir laf söyleceksin ha.
Dilini koparır adamın. Bunun çocuğuna bir şey yapacaksın ha. Kolunu koparır adamın. Bunun malına bir zarar verceksin ha. Allah muhafaza eylesin. Bak nasıl edepleniyor insan durduğu yerde. Zalime korku saçacak adam. Böyle baktığı zaman. Zalim diyecek ulan ya. Dikkatli olayım ben bundan. Onu yapacak. Bu eğitimle alakalı. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Evli bir kadının kocasına itaat sınırı nedir? İtaat çerçevesini tarif eder misiniz? Evli bir kadın haram olmadığı müddetçe, makul dairede, malum dairede itaat eder. Ama bunlar böyle geniş bir çerçeve. Bunu böyle tek sözle veyahut da maddaller halinde söylemek mümkün değil. Yani bu itaat kural sünnet tarihesinde makul etti olacak.
Geçenlerde dervişlerden değil adamın birisi hanımın sen bana itaat edeceksin tek ayak üstünde dur sabaha kadar. Sonra bana sordular. Adama dedim ki yok öyle geldiler sonra büroya dedim ya böyle olur mu tek ayak üstünde ne beklettin dedim ben. Adam böyle bir durdu hani haklıyım gibisinden. Dedim işaret parmağının üzerine hamuda kaldıracaktın dedim hatunu. İtaat etsin sana. Dedim zalim misin sen? Kadın bana itaat edecek diye tek ayak üstünde dur. İnsanları dinden imandan soğutacaklar. Bir de bunu din olarak koyuyor orta yere. Din bu hakkı vermemiş mi hocam bana diyor. Ben onu diyor tek ayak üstünde bekle dedim beklemek zorunda değil mi diyor. Adam onu din olarak algılamış, öğrenmiş.
Düşünebiliyor musunuz? Adam eşini tek ayak üstünde bekletecek zalime bak. Makul dairede, kural sünnet dairesinde bu komşuya gitmem ahlakı çok hoşuma gitmedi. Buna itaat edecek kadın. Benden habersiz evden dışarı çıkma. Olur olmaz. Bana haber ver. Buna itaat edecek kadın. Veyahut da adam ilişkiye girmek istedi. Makul dairede. İtaat edecek kadın buna. E sen bana itaat etmek zorundasın. Eee masayı sırtında götür. Sen bana itaat etmek zorundasın. Eee elli kilo yükle dolaş evin içinde. Böyle bir din yok. Böyle bir islam yok. Böyle bir şey yok yani. Ama ne yazık ki din olarak bunu uyguluyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Bayanlar tarafına ses gitmiyormuş. Bir kişi derviş kardeşinin kabalığını, ters hareketlerini gördükçe istemediği halde buğuz ediyor. Veya görevli olmayan kişilerin kendine veya çevreye müdahale etmeye çalıştığına şahit olup o kişiden soğuyor. Böyle durumlarda iş düşüncemizi nasıl düzeltmeliyiz. Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Nasihat edeceksiniz. Buğuz edeceğinize nasihat edin. Kusura bakmayın. Kendimle alakalı şeyleri okumak istemiyorum.
Türkiye başkanlık sistemine geçti. Yeni sistemi ve yeni kurulma yönetimi nasıl buluyorsunuz? Yeni yönetim sisteminde devlet neler yapmalıdır? Adalet, eğitim, ekonomi vesaire görüşlerinizi lütfeder misiniz? İki adından oktora operasyon yapıldı. Parayla oynayan bütün cemaatlerde yapılmalı mıdır? Görüşlerinizi lütfeder misiniz? Başkanlık sistemi zaten benim önceden beri savuna geldiğim, Türkiye için uygun gördüğüm bir sistemdi. Bilhassa Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi ve tek merkezden yönetilmesi, bu benim önemsediğim bir şeydi. Çok önceden beri bununla alakalı, zaten benim fikirlerim belli. İnşallah bu doğru organize edilirse, bunun altı doğru doldurulursa hayırlı sonuç olacağına inanıyorum.
Bunun altı nasıl doldurulur, nasıl doldurulmaz, nasıl uygulanır bu ayrı mesele. Zaten şu anda da sistemin çok böyle üzerinde oynamıyorlar. Sadece anayasada, kanunlarda Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu ifadelerini değiştirip normalde başkan veya Cumhurbaşkanı ifadeleri kondur. İnşallah iyi titiz bir çalışma olur. Geleceğe yönelik memleket için hayırlı olur. İnşallah Cenab-ı Hak hayra döndürsün inşallah. Bu normalde adalet, eğitim, ekonomi vs. demiş. Normalde işin acı tarafı şu, bunu ister nasihat olarak kabul etsinler, sohbetleri dinliyorlarsa, bu bir nasihat açık konuşmak gerekirse. Normalde bir ülkede eğitim ve adalet düzeltilmezse, o ülkenin geleceği tehlikeye girer. Bu normalde 16 yıllık AK Parti iktidarı döneminde ne yazık ki AK Parti bu iki şeyi beceremedi, başaramadı.
Bunun sebebi nedir, bunun ne olur, ne gider bu onların işi. Ama 16 yıllık iktidarları boyunca ne adalet ne de eğitim dosdoğru bir ayına oturmadı. Bunun sebebi neydi, bunu neden oturtturamadılar, neden yapamadılar, bu ayrı bir tartışma konusu. Eğer bunları analiz ederler, bunların sebeplerini, nedenlerini bulup, bunların çözüm yollarına giderlerse, söylenecek bir laf yok.
Ama şunu unutmayın hiçbir zaman, bir toplumda adalet mekanizmasına güven yok ise, bunu hep yıllardan beri söylüyorum, o toplumda asla ve asla siz suçu önleyemezsiniz. Bir toplumu eğitemiyorsanız, doğru eğitim veremiyorsanız, o topluluğun geleceğinin ne olduğunu kestirmeniz mümkün değil. Bakın bu ekonomiyle alakalı, bundan 10 yıl önce insanlar işte bir malzemeyi bulamazsa bu önemsizdir.
Ama ekonomik sistem tüketime dayalı bir ekonomik sistemin üzerine döndü. Yaklaşık Turgut Özal'dan itibaren, Turgut Özal'dan itibaren, bu bugünkü hükümetin, bugünkü AK Parti'nin gittiği çizgi değil, Turgut Özal'dan itibaren Türkiye ekonomisi borçlanmanın ve tüketmenin üzerine kurulu. Bakın borçlanmanın ve tüketmenin üzerine kurulu. Eğer borçlanmada ve tüketmede çarkta bir sıkıntı çıkarsa büyük ekonomik kaos olur. Borçlanmanın bir firma düşünün, bütün yatırımlarının borçla yapıyor. Eğer o firma bir anda mal satamaz, bir anda işleri durgun giderse, borçlardan dolayı firma batar. Şu anda Türkiye ekonomisinin en büyük açmazı bu.
İkinci açmazı tüketime dayalı. Siz şimdi evlerdeki çeşmelerden dahi su içmiyor ülkenin büyük bir çoğunluğu. Ne yapıyor? Hazır pet su alıyor. Su dersiniz, ufacık bir şey. Öyle değil mi? Ama evde çocuklarınız, eşleriniz çeşme suyu içmiyor. Ne yapıyor? Pet su alıyor. Bakın bu tüketime dayalı. Su kokuyor. Suda şöyle bir problem var, suda böyle bir problem var. Al pet suyunu. Lokantaya gidiyorsunuz, lokantada pet su geliyor. Nereye giderseniz gidin. Su istediğinizde pet su geliyor size. Bakın sisteme öyle bir şey oturtturdular ki siz evinizde, iş yerinizde ve dışarıda pet su içiyorsunuz.
Bu tüketimin hızla yükselmesi. Bir kimse restorana gidiyor, yemek yemeye oturuyor, yanında muhakkak içecek alıyor. Ayran istiyor, kolay istiyor, fanta istiyor, bir şey istiyor. Bakın hepsi de Türkiye'deki bütün sistem tüketimin üzerine kurulu. Ve bütün sistem borçlanmanın üzerine kurulu. Allah'a dua ediyorum bir sekteye uğramasın diye. Çünkü bu insanlar tüketmeye alıştı. Bu insanlar bizim borçlanmaya alıştı. İnsanlar banka kredilerinin içerisinde, insanlar kredi kartlarının borçlarının içerisinde ne kadar yatırması lazım bu ay? 200 lira, 200 lira yatırıyor. Önümüzdeki ay ne kadar yatırması lazım? 210 lira, 210 lira yatırıyor.
Borç duruyor orada. Borcun üzerine kurulu bir ekonomik sistem. Ve tüketmenin üzerine kurulu bir ekonomik sistem. Devasa alışveriş merkezleri var, araba park edecek yer yok. Devasa restoranlar var. Araba park edecek önünde yer yok. Zannedersin ki milletin evinde tencere yok. Zannedersin ki bedava dağıtıyorlar. Dolu hınca hınç. Marka söylememe gerek yok. Tüketime dayalı. Yani orada 4 kişi otursa asgari 200 lira bir yemek parası verecek. 4 kişi otursa yemek ise bir yerde 200 lira yemek parası verecek. Ya etin kilosu 70 lira diye bağırıyor herkes. Ya sen zaten gittin 4 kişi oturdun 3 kilo et parasını 4 kişiyle yedin. 3 kilo et alıp götürmüş olsan evine evde hanımın 3 kilo etten sana bir ay et yemeği çıkarın.
Ama sen cebinde var mı yok mu bakmadın gittin kredi kartından cırt tak geçtin orada o parayı yedin. Eşinle yedin, çocuklarınla yedin. Sen kalkıp da kendince ya ben şuradan 1 kilo kıymalıyım eve götüreyim evde bir güzel köfte yapsınlar yiyelim diye düşünmedin. Bağırmaya hakkın yok. Alıştı tüketime. Ekonomideki handikap bu. Adaletteki handikap zaten orta yerde. Haklı, haksız, hukuklu, hukuksuz. Allah denk getiren. Bugün benim eski avukat vardı ondan sonra görüşecektik bugün. Oturduk görüştük yani Allah muhafaza eylesin. Bir anlattı bana dedim ya yok olmaz. Dedi bundan dedi seninle tanıştığımızda ne dediysen hepsi de aynı dedi. Değişen bir şey yok dedi.
İnşallah düzelir. İnşallah. Bunun normalde kendince işte haklı gerekçeleri vardır. Yok işte FETÖ'den dolayı. E kardeşim bu kendiliğinden mi oldu? Siz gözünüz görmedi mi bunu? İşte milli eğitimde FETÖ'den oldu. Şimdi her şey FETÖ'den. E olurken devletin başında değil miydiniz? E düzeltin. Millet sizi düzeltmek için oy verdi. E bak belediye seçimleri geliyor. Millet verdiği oy almasını bilir. Allah muhafaza eylesin. İnşallah düzelirler. Adnan Oktar'a operasyon yapıldı. Parayla oynayan bütün cemaatlere da yapılmalı mıdır? Görüşlerinizi lütfeder misiniz?
Ya adamın cezai müedisi yok. Operasyon yapsalar ne olacak? Adamın normalde yarın, ertesi gün, bir gün sonra, iki gün sonra adamın cezai ehliyeti yoktur diye raporu konacak mahkemenin önüne bitecek mesele. Bildiğim kadarıyla raporlu ol. Sizin Mehmet Emin biliyordu ama Mehmet Emin burada mı ki?
Yok değil mi? Mehmet Emin öyle diyordu. Onun cezai işleme tabi tutulmayacak raporu var diye. Aslında o da raporlu, Fethullah Gülen de raporlu. Onun da raporu var. Onlara ceza veremiyorlar. Hani işte bir daha kontrole gönderiyorlar şeye. Bakır ki ruh ve sınır hastalıklarına kontrole gönderiyorlar. Orada bir müşahede altında tutuyorlar. Orada müşahede altında bildiğim kadarıyla öyle oluyor. Orada da dengesizlikler devam ediyorsa bunun cezai ehliyeti yoktur diye bırakıyorlar. Bilmiyoruz artık nasıl yapacaklar. Doktor nasıl yapıyorlar öyle mi yapıyorlar? Önce de bir heyet oluşuyor orada. Bir hakimiyeti oluşuyor. Bunlar karar ediyoruz.
Göz vermiyor. Ve bir testlerden geçiyor. Yani eğer yoksa bu noktada cezai ehliyeti yoktur diye. Allah hayırlısını eylesin. Ama tabi medyada abartıyor, intikam alıyor. Yani adamın evinden tüfek çıkmış. Ondan sonra işte uzun namlulu silahlar çıktı. Ya tüfek bildiğin tüfek. Otur internetin başına. İstediğin kadar uzun namlulu, dövünlü, jarjörlü istediğin tüfeği al Türkiye'den. O da almıştır birbirisi. Tüfek suç değil ki. Veya işte tabanca. Luhsatlıdır, bulundurmalıdır, bulundurmasızdır. Savunacak değilim de Adnan'ın. Asıl üzgün tüm milletin kediciklerine. Allah'a selamet verdi.
3 İhlas-ı Fatiha. Asıl olan sefadlar emelen bizzat fâri kâinatü'l-i atâhîm el-cudrât. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelinmiş geçmiş. Bütün Peygamber-i Zişan'a fünlerimizin ruhlarına hıdaydık. Vâsır ve sâdâr eyle ya Rabbi. Hâdâr eyle ya Rabbi feyzatlarının, hımmetlerin, şeffaatlarının üzerlerimizden ehtikâinleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas-ı Fatiha. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi