mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1960.Beyitten) 15.06.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Haziran 2024 · 1:21:10

Ünzübü'l-lâhimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâne-zikr fâlevennâhû, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen, Enmiyâyi ve Mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin,
hakkı hak bilip hakça yaşayan, hakkı anlatan, hakka tabi olanlardan eylesin, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden, batıla karşı her şeyini feda eden, onu durdurmak için her şeyini feda eden kullarından eylesin. Rabbim nerede bir Müslümana zulmediliyorsa, o zulmün intikamını aldırsın. O zulmeden insanları, zulmeden sistemleri, zulmeden devletlerin hepsini de kahri perişan eylesin.
Onları birbirlerine düşürsün. Cenab-ı Hak bu mübarek Arife gününde bayram dinlemeyen, Arife dinlemeyen, çocuk dinlemeyen, kadın dinlemeyen ve her gün çocukları katleden, çocuklara tecavüz eden, kadınlara, kız çocuklara tecavüz eden bu pis Siyonist İsrail'i helak eylesin. Doğu Türkistan'da, oradaki Müslüman Türklere her türlü işkenceyi yapan, her türlü soykırım yapan, Çin'i de helak eylesin.
Amin. Ecmay. 1959 okuduyduk. Korkusundan dağın yüreği kan olmasaydı, eşfak ne minha denir miydi? Korktular, çekindiler. Çünkü emaneti almak istemediler. Onu anlattık emanetle alakalı. 1960. Bu Allah kokusu dün gece bize bir başka türlü zuhur etti.
Fakat birkaç lokma geldi, kapıyı kapadı. Lokma için bir lokman rehin oldu. Şimdi lokmanın sırası. Ey lokma sen çekil. Zaman zaman insanlar mürşidi kamillerin sohbetlerine giderler. Bir velinin, bir mürşidi kamilin sohbetine gider. O sohbete gittiği zaman, o mürşidi kamilden feyzi ilahi tecelli eder.
Bu feyzi ilahinin tecelliyatını durduracak olan, müritlerin lokmaya düşkünlüğüdür. Burada Hz. Bir, bu Allah kokusu dün gece bize bir başka türlü zuhur etti. Fakat birkaç lokma geldi, kapıya dayandı. Lokma için lokmanın rehin oldu. Şimdi lokmanın sırası. Ey lokma sen çekil derken, bunu kendi üzerinden konuşuyor. Sanki lokmaya düşkünlüğü oymuş gibi. Bakın lokmaya düşkünlüğü oymuş gibi söylüyor. Ama bir mürşidi kamili, bir veli, lokmaya düşkünlüğü olmaz. Ama müritlerin lokmaya olan düşkünlüğü, den dolayı, müritler o gelen feyzi ilahinin önünde perde olurlar. Yani o feyzi ilahinin kendi üzerinde tecelli etmesine onların lokmaları engel olur.
Hani bu normalde insanlar hele bu popüler kültür dediğimiz, bu kültürsüzlük işgaline uğradığından beri yemek yemeyi çokça abarttılar. Çok doymayı çokça abarttılar. Yani bu noktada artık insanların ölçüsü kalmadı. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri günde iki öğün yemek yerdi.
Üç öğün yemek yemezdi. Üç öğün yemek bize batıdan geldi. Bu normalde bizim kültürümüz değildi. Mesela Osmanlı'da hiçbir zaman üç öğün yemek yoktu. Benim çocukluğumda üç öğün yemek yoktu. Yani normalde tarlada çalışanlar ancak üç öğün yemek yerdi. Tarlada çalışmayanlar üç öğün yemek yemezlerdi. Yani o kimse tabiri caizse sünnet-i seneye tabi olunurdu. Benim çocukluğumda. Bu nedir? Bu kuşluk vakti dediğimiz saat dokuzda onda bir yemek yenilir. Bir de ikindiden ikindiyle akşam ezanı arasında yemek yenilir. Yemek ikiydi. Normalde dergahlarda da aynı şekilde olurdu. Eski dergahlarda. Eski dergahlarda tekkelerde üç öğün yemek yoktu. Veya sabahtan akşama kadar da yemek yok.
Normalde kuşluk vakti saat dokuzda on arasında bir sabah kahvaltısı gibi bir yemek yenilir. Bir de ikindiyle akşam namazı arasında akşam namazından önce kerahat girmezden önce bir yemek daha yenildi. Ama normalde insanlar şimdi yemeğe çok düşkün olunca bu feyzi ilahinin tecelliyatı o yemekleri, tok karınlar perde oldu. Mesela zikrullah'ta da perde oluyor. Herkes tıka basa yemeğini yiyor, geliyor tıka basa yemek yiyip gelince aslında zikrullah'taki feyzi de alamıyor. Veya tıka basa yemek yiyor, Ramazan'da teravihe gidiyor. Teravihe gidince oradaki o feyzi ilahiden de bir şey alamıyor. Bu noktada insanlar ne yazık ki nebevi kültürü terk ettiler.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini terk edince artık insanlar önlerine ne gelirse yemeğe başladılar. Öyle olunca aslında mürşidin üzerinden gelecek olan o feyzi ilahi ne yazık ki dervişlerin üzerine tecelli etmedi. Dervişler o feyzi ilahiden faydalanamadılar. Aslında yağmur yağıyor ama o kimse şemsiye kendini tutuyor. Yağmurdan faydalanmıyor. Veyahut da güneş her gün doğuyor. Güneşin doğmasında bir problem yok. Ama ve lakin o güneşten faydalanmak için insanlar güneşe çıkmıyorlar. Güneşe çıkmayınca da güneşten faydalanma yok. Oysa hani bu perdeyi kaldırmanın ilacı nerede? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde buyurdu ki Ademoğlu karnından daha kötü bir kabı doldurmamıştır.
Ademoğluna belini doğrultacak birkaç sokma yer mutlaka bundan fazlası yemesi icap ederse midesini üçe bölsün. Üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefesine ayırsın. Enteresan bir şey bakın. Nefesine. Tirmizi de geçiyor bu. O zaman normalde demek ki yemek zorunda kalırsa, yemek zorunda kalmazsa o zaman ne yapacak o kimse? Birkaç dokmayla yetinecek. Üç beş dokmayla yetinecek. Bakın üç beş dokmayla yetinecek. Demek ki bir sufi tıka basa yemek yemeyecek. Tıka basa yemek yiyorsa o zaman o sufilik adabına, erkanına, daha doğrusu sufiliğin yemek adabına uymadığı tıka basa karnını doyurmak yok. Mecbur kaldın. Nerede mecbur kalır?
Misafirlikte mecbur kalır. Nerede mecbur kalır? Üstadının sofrasında üstadı yederse orada mecbur kalır. Burada mecbur kaldığında midesinin üçte birini yemekle dolduracak. Üçte birini suyla dolduracak. Üçte biri de yani nefes alıp vermesini kolaylaştırması için boş bırakacak. Yine ayet-i kerimede Cenab-ı Hak Bakara 168'de ey insanlar yeryüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Cenab-ı Hak böyle buyururaktan yediklerimizin, içtiklerimizin helal, bakın helal olması yetmiyor. Yanında bir de ne olması gerekiyor? Temiz olması gerekiyor. Temiz. O zaman bir sufi yediğine içtiğine dikkat edecek. Az yiyecek, az yediği de helal ve temiz olacak bakın.
Helal ve temiz. Ne yazık ki bugün dünya üzerinde gıda terörü var. Dünya üzerinde yeme içmeyle, atıştırmayla bütün insanlığı zehirliyorlar. Bütün insanlık yemeden içmeden kaybediyor. Bütün insanlık. Hazır gıdalardan, dondurulmuş gıdalardan, neyle beslendiği belli olmayan beyaz et, tavuk etinden, neyle beslendiği belli olmayan koyun veya sığır etinden, hatta daha da ilerisi koyun veya sığır olmamasına rağmen insanlar bilmediklerinden dolayı domuz etinden veya domuz etinin yan ürünlerinden, domuz etinden yapılmış döner, köfte, domuz etinden yapılmış bir sürü yiyecek var.
Bunlardan zehirleniyor. Veyahut da işte ambalajlanmış atıştırmalıklardan, ambalajlanmış yemeklerden, içmeklerden, yoğurdu, sütü, peyniri dahil buna, tereyağı dahil buna, ambalajlı olan bütün yiyeceklerden ne oluyor? İnsanoğlu zehirleniyor. Ve derviş, sufi, bunlara dikkat etmesi gerekiyor ki ona feyzi ilahi, onun gönlüne gitsin. Ama senin yediğinde haram var ise, senin yediğinde bak kazancında demiyorum, senin kazancın helal olabilir. Sen helal kazancınla gidip haram, kirli, pis, temiz olmayan, necaset olan, içinde kimyasal maddeler olan, kimyasal karışmış, yiyeceği aldın, yedin, bu sefer o senin maneviyatını bozuyor. Bakın o sizin maneviyatınızı bozuyor.
Bu sefer feyzi ilahiden alınması gereken ilim, bilgi, hikmet ne yazık ki almıyor. Lokma onun önüne engel oldu. Sen kendince şöyle diyorsun, benim kazancım helal, iyi senin kazancın helal ama yediğin helal değil. Yediğin temiz değil. Ne işin var senin elinde çatostan, patostan bilmem neyle veya ne işin var senin kalkıp da ambalajlı yiyeceklerle? Sen geleneksel ne yiyeceksen yiysene. Git geleneksel tarhana çorbanın nerede kaldı senin? Geleneksel kelle paçan nerede kaldı? Gidip de hazır bülyon çorbalar yok, hazır çorbalar. Bunlarla ne işin var senin? Derviş insansın. Sen git orada salçayı karıştır ye. Hazır gıdalarla ne işin var senin? Hazır gıdalarla ne işin var?
Böylece ne olmuş oldu? O kimsenin üzerine gelecek olan feyzi ilahi kesildi. Günden güne o kimse dinden soğumaya başladı. Günden güne namazdan soğudu. Oruçtan soğudu. Dervişlikten soğudu. Yediğine içtiğine dikkat etmedin dolayı. Bakın dervişliğinden soğudu. Kendince bir de şöyle dedi. Allah bizi affetsin. Dedi ki ya Şeyh Efendi'nin sohbeti de işte yani olmuyor işte. Kendine bakmadı. Kendi yediği lokmasına bakmadı. Allah muhafaza eylesin. Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum. Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı. Şişmanlık. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sahabenin gömeğine böyle parmağını, böyle üç parmağını uzattı.
Bizden değil dedi. Şişmanlık bizden değil. O zaman ne? Uykuya düşkünlük bizden değil. Tembellik bizden değil. İman zayıflığı bizden değil. O kimse bunlara sebep ne ama? Bu uykuya düşkünlük neden? Yediğimizden, içtiğimizden. Şişmanlık neden? Yediğimizden, içtiğimizden. Tembellik de yediğimizden, içtiğimizden. Bunlar üçü toplandığında, üçü bizde iman zayıflığını getirdi. Biz üçü toplandığında bakın, şişmanlık uykuya düşkünlüğü getirdi. Yani sizin fazla yemeniz, içmeniz, sizin kilonuz uykuyu getirdi. Uykuya getirince ardından uyku, tembelliği getirdi. Tembel, çalışmıyor insanlar şu anda. Toplum tembelleşti.
Yedikleriyle alakalı. Şişman, yeme kardeşim. Kadınlar, erkekler, bilhassa kadınlar, evlendikten sonra veriyorlar hamur işini kendilerine. Adama evlendiler ya, tamam bitti. Erkekler de aynı. Yiyorlar boyuna. Bir bakmışsın, evlenmiş, olmuş 110 kilo benim gibi. Allah muhafaza eylesin. Hayır, sufi çok yemez, sufi çok uyumaz, sufi olur olmaz, her şey konuşmaz, diline sahip olur. Yok, Allah bizi affetsin. Yine suitiden, bir önceki de suitiden de bu da suitiden. Sizin Allah'a en sevimli olanınız az yiyip içen ve bedence hafif olanınızdır. O zaman biz az yiyip içenlerden olacağız.
Çok yiyip içenlerden değil, önümüze ne gelirse yiyenlerden değil, rafta ne varsa yiyenlerden değil. Yok, natürel yiyeceğiz, natürel besleneceğiz, natürel besleneceğiz, az yiyeceğiz, kilomuza dikkat edeceğiz. Evet, şişman derviş olmaz, önüne geleni yiyen derviş olmaz. Az ye, az. Zikrullah'a gelirken özellikle az ye. Perşembe zikrullah veya mahalledeki zikrullah'a gideceksiniz, az yiyin. Denin, zikrullah'tan daha fazla lezzet alacaksınız. Bu batı kültürü bizi perişan etti. Biz sünnet-i seneyi terk ettikçe bozulduk ve bozulma hızla devam ediyor. İnsanlar önceden bir şey yiyeceğinde insanlar görür, göz hakkı olur, alanı var, almayanı var, yiyeni var, yemeyeni var diye saklardı bir şeyi.
Benim çocukluğumda pazar heybeleri vardı. Millet heybeye koyardı, gören olur, görmeyen olur diye. Küfeler vardı, sepetler vardı. Gören olur diye onların içine koyardı. İnsanlar açıktan bir yiyecek götürmezlerdi. Böyle dışarıda, lokantalarda, ne bileyim işte restoranlarda dışarı masa at, herkesin göreceği yere otur, yemek ye. Bu görgüsüzlüktü. Bu hala da görgüsüzlük. Hala da görgüsüzlük bu. Yoldan gelip geçenlerin önünde yemek yemek görgüsüzlük. Nezaketsizlik. Sonradan görmelik bu. Bu o kimse bir görgü almamış, bir terbiye almamış. Bir kadın, bir erkek eline dondurma alıp yalaya yalaya yolda yürümezdi.
Bu görgüsüzlüktü. Hala da bu görgüsüzlük. Bir kadın, bir kız çocuğu sokakta dondurma yalaya yalaya yürümez. Bir kimse elinde simit, poğaça, börek neyse. Yiye yiye yolda gitmez. Bunlar görgüsüzlük bunlar. Toplum içerisinde bir araçta gidiyorsunuz. Bağıra bağıra telefonla konuşulmaz. Görgüsüzlük. Toplu ulaşım araçlarında bağıra bağıra telefonla konuşmak görgüsüzlük. Konuşulmaz. Yolda giderken bağıra bağıra telefonda konuşulmaz. Görgüsüzlük. Özür dilerim. Şu anda yolda yürüyorum. Birazdan görüşelim. Ve hatta bağırmadan sessiz sessiz konuş. Bunlar görgüsüzlük. Yolda yemek, yiye yiye yürümek görgüsüzlük. Bir şey içe içe yürümek görgüsüzlük.
Elinde yiyecek, sallaya sallaya gitmek görgüsüzlük. Dışarıdan pahalı bir yiyecek aldın. Onu göstere göstere götürmek görgüsüzlük. Ama bunları terbiye edecek. Bunları nasihat edecek. Hiç kimse kalmadı. Hiç kimse kalmadı. Sen bir restoranda yemek yiyeceksen hiç kimsenin görmediği yere git otur. Herkesin göreceği yere oturma. Görgüsüzlük bunlar. Bu kendi kendisinin reklamını yapmak. Görgüsüzlük. Herkesin içerisinde telefonla işin yok. Telefondan oyna. Görgüsüzlük. Bir arkadaşlarınla oturmuşsun. Masaya telefonunu koy. Masaya normalde arabanın markasını koy. Masaya bir şeyler koy. Görgüsüzlük. Görgüsüzlük. Ama bu kültür görgüsüzlüğü pompalıyor.
İşte ne giyiyor? Nike giyiyor. Koskocaman burada göğsünde Nike yazısı. Onu gösterecek. Ya o Nike de görgüsüz. Sen de o görgüsüzlüğe prim veriyorsun. Sen de görgüsüzsün. Bu varlıkla, yoklukla alakalı değil. Bu direkt görgüsüzlük. Giydiğin markayı öne çıkarıyorsan görgüsüzlük. Marka düşkünlüğün varsa görgüsüzlük. Görgüsüzlük. Sen sonradan görme olmuşsun. Senin bir eğitimin yok. Senin bir kültürün yok. Sen kültürsüz, köksüz bir insansın. Senin kültürün olsaydı, bir kökün olmuş olsaydı, marka budalası, marka aptalı olmazdın. Senin bir eğitimin olmuş olsaydı, eğitimin olmuş olsaydı, sen tırnak içerisinde değerler eğitimini almış olsaydın ailenden, sen böyle bir şeyi göstere göstere yaşamazdın.
Ama onu verecek aile de yok. Aileler de görgüsüz. Görgüsüzlük bunların hepsi de. Gösteriş görgüsüzlüktendir. Nefse uymaktandır. Böyle ne yediğini bilmemek de görgüsüzlükten, kültürsüzlüktendir. Gece gündüz yemek yiyor. Görgüsüzlükten, kültürsüzlükten. Akşam belli bir saatten sonra yeme. Sivaslılar gibi olma. Yani Sivas'a gittim, gece saat birde yemek, sofra kuruyorlar. Dedim bu ne? Yatsılık diyorlar onlar. Bildiğiniz yatsılık diyorlar. Yani sofra böyle basit bir sofra değil. Allah ne verdiyse. Hiç şeyleri yok bu konuda böyle, yavaşları da yok.
Diyorum bu ne? Bu yatsılık diyorlar. Biz bunu yemeden uyuyamayız. Naki öyle mi? Sen de devam ediyor musun hala da? E diyor. Yatsılık geçiyorsunuz yani. Siz dayanamıyorsunuz. Tabii. Yani kültür oturmuş. Ben bunu denemeye kalktım. 130'a çıktım. Yok bu mümkün değil. Sürdürülebilir bir şey değil. Ama yiyorlar. Bu bir de envai çeşit. Yatsılık dedi şey. Ne ararsan var sofrada. Yani sofra, gallave böyle için. Bir de ne? Lavaş ekmek. Ne ekmek diyorsunuz siz? Yufka ekmek. Tabii yufka ekmek. Böyle yiyorlar. Bir de sen yemezsen üzülüyorlar. Kırılıyorlar.
İnciniyorlar. Ya benim kültürüm değil diyorum ben. Ya kurban olayım Mustafa abi ya diyor. Yani Ege'nin diyor kültürü. Yemiyorsunuz mu? Yemiyorsunuz diyorum ya. Biz bunu böyle yemiyoruz. Küçün bir tek meyve, çerez. İşte yazın meyve yeriz diyorum ben. Bu kadar. Yok. Böyle bildiğin lüfka ekmek, kavurma, evirme, çevirme, pastırma. Ne ararsan var ya. Otantik, natural yiyedikler. Ayrı mesele. Ama Sufi az yemeye çalışacak. Az yiyecek. Az uyuyacak. Ya nelerde az uyuyacak Sufi görmedik ya. Yok. Ben artık Bursa'da 9'dan önce dükkan açan, Ne o? Dükkan erbabı bilmiyorum. Bir Cevdet diyorum.
Cevdet kaçta geleyim? Kaçta gelir sen gel diyor. Biz 7.30'da dükkan açıyoruz diyor. Kaçta açınız Cevdet? 7.30'da. Yok açmıyor milleti 7.30'da dükkan. 8'de dükkan açmıyorlar. Kapalı çarşı 10'da açılıyor. Nerede? Kapalı çarşı esnaf var mı? Kim var? Hepsi bugün orada zaten değil mi? Sabah 10'da açılıyor kapalı çarşı. Yani sabahleyin siz erkenden bir yere gideceksiniz değil mi? Yani kapalı çarşıdan bir şey alacaksınız. Alamazsınız. Saat 10'da açıyorlar. Sizin 9'da, 8.30'da kapalı çarşıya girmeniz mümkün değil. AVM'ler de öyle.
Onlar da 10'da açılıyor değil mi? Var mı AVM'de çalışan? Var olsa dahi varım demeyecek mi yoksa? Evet onlar da 10'da açılıyor. Onlar akşam 10'da kapatıyorlar herhalde değil mi? 10'da, 11'da. Kaçta kapatıyorlar? 10'da mı kapatıyorlar? Evet. O zaman ne olacak? Şişmanlık, uyku, tembellik. Ardı ardına geldi. Ardı ardına gelince Allah muhafaza eylesin. Yapacak bir şey kalmadı. Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden lokmanın ayağına batan dikeni çıkarın. Lokman kim? Malum Lokman Aleyhisselam, Davut Aleyhisselam'ın zamanında yaşamış. Sufilerce peygamber ama bazı zevat için işte Allah'ın bir veli kulu olarak tanımlanmış. Ama Sufiler Lokman Aleyhisselam'ı peygamber olarak tanımlarlar.
Derler ki peygamber Lokman Aleyhisselam. Ama buradaki Hazreti Pir Lokman'dan kastederken Allah'u alem, benim kendi şahsi düşüncem, burada bir mürşidi kamili söylüyor. Kendisini söylüyor. Diyor ki lokmanın ayağına batan dikeni çıkarın. Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden. Yani bu mihnet ve meşakkat lokması. Ey dervişler! Fazla yemeyin. Fazla yiyince Lokman'dan gelecek olan feyzi ilahinin önünü kesiyorsunuz. Size tecelli etmiyor. Size tecelli etmiyor. Oysa hani açlığın tadını almış olsanız, açlığın tadını alsanız, açlığın hikmetlerini bilmiş olsanız, hiç doymazdınız. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ömrünce hiç doymadı.
Hiç doymadı. İbrahim Aleyhisselam eğer ki misafiri gelirse doyardı. Misafirle yemek yiyensin diye. Yemeğin adaplarındandır. Ev sahibiysen veyahut da oranın hatırı sayılır büyüğüysen, yemesen dahi sofradan kalkmazsın. Yesen dahi sen sofranın küçüysen, yine sofradan kalkmazsın.
Sofranın büyüğü sofradan kalkmadıktan sonra hiç kimse sofradan kalkmaz. Sofranın adabıdır. Sofranın adabıdır. Evin veya sofranın büyüğü yemeye başlamadan yemeye başlanmaz. Sofranın adabıdır. Sofrada ne varsa herkes bir lokma, iki lokma yer. Sofrada herhangi bir kimse ben bunu yemeyeceğim demez. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yemek ayırt etmezdi. Bazı yemekleri kültürün değil derdi ama onu yasaklamazdı. Onu kerih görmezdi. O yemeği eksik görmezdi. Sofranın adabı. Bu çocuklara, gençlere bunu öğretin. Evde baba varsa baba, baba yoksa anne, anne yoksa abla veya abi.
O esnada sofranın büyüğü kim ise o yemeğe başlamadan yemek başlanmaz. O sofradan kalkmadan da hiç kimse ben doydum deyip kalkmaz. Bu evin büyüğüne, sofranın büyüğüne karşı hedef ve adab dışı bir harekettir. Oturursun sen de ne zaman evin büyüğü sofradan kalktı sen de o zaman kalkarsın. Ne zaman üstad sofradan kalktı sen de o zaman sofradan kalkarsın.
Ne zaman zakir kalktı, ne zaman çavuş kalktı, ne zaman o sofranın büyüğü öyle bir eski derviş de olabilir. Ne zaman o kalktı, o zaman kalkarsın. Vazifeliler hariç bardak gelecek, evin en küçüğüdür veya evin kızıdır. Bardağı alır gelir, anne bardak alıp gelmez. Anne su katmaya gitmez orada evin kızı varken. Orada evin küçük oğlu varken, anne baba sofradan bir eksik bir şey varken kalkmaz. Anne baba çocuklarının hizmetçisi değildir. Çocuklar anne babaya hizmet ederler. Çocuklar anne babaya yardımcı olurlar. Ama ne yazık ki öyle değil. Şimdi bana anlatıyorlar, kadınlar da erkekler de.
Anne bana bir bardak su kat. Bayan kadın derviş şikayet ediyor dedim kabahatlı sensin. Yavrucuğum sen kalkıp alır mısın suyunu? Hadi yavrum. Bunu böyle söyleyeceksin, nasihat edeceksin. Sofra adabı da kalmadı. Evet, bu açlığın lezzetini almak, doymamanın lezzetini almak. Bunu sufiler yaşar. Çünkü açlık insanda düşünmeyi tefekkür etme gücünü çoğaltır. Çünkü tok karın insanın beynine ve normalde kanını aşırı derecede yoracak olduğundan onun tok karınlı bir kimsenin keskin düşünce kabiliyeti kalmaz. Ve onun anlayışı, sezişi, bir şeyi hissetmesi kalmaz.
O normalde sürekli böyle ıvır zıvır yiyen bir kimse, atıştıran kimse, o tokluktan dolayı, hadis-i şerif ne diyordu şişmanlık, şişmanlık neye getiriyordu? Uykuyu, uyku neye getiriyordu? Tembelliği. İşte o korkudan dolayı, o tokluktan dolayı onda bir tembellik oluşur. O kalbi körelir, kalbi onun katılaşır, kalbi kararır. Tok karnını sahip olan bir kimse kalbi kararır onun. O devamlı tokluk hissi yaşamayacak. O devamlı açlık hissi yaşayacak ama yemeyecek. O yüzden normalde bir de o tok karınla ona desen ki şuradan şuraya gideceksin, birisi aç karnına daha ve zayıf olan daha dakik, daha hızlı gider. Öbürki kilolu, daha dakik ve daha hızlı olmaz.
Onda bir de tembellik oluşur. O oturduğu yerden kalkmak istemez. Allah bizi affetsin. O yüzden aç kalmak ise o insanda kalp yumuşaklığına sebebiyet verir. Aç kalanda kalbi zikrullaha alışır. Aç kalınca o kimse Allah'ı zikretmekten tat alır, lezzet alır. Allah'ı zikretmek onun normalde ruhuna, kalbine hoş gelmeye başlar. Bu ancak aç olana olur. Bakın sabahleyin normalde, hani sabah zikri yapabilenler için söylüyorum. Yemek yedikten sonra o zikrulların tadını bulamazsınız sabahleyin. Ama kalkın seher vakti, sabah namazı vaktinde. Sabah namazı vaktinde böyle bir üzerinizde bir hafiflik, üzerinizde bir yumuşaklık, üzerinizde bir tatlılık oluşur.
Yani böyle uykunuz gemmez, hımbıllık çökmez size. Aynı şeyi sabah namazında kahvaltı yapın, kahvaltıdan sonra uyumak istersiniz. Anında uyku gelir insana. Ama normalde eğer o kimse geç kahvaltı yaparsa, on, on buçuk gibi bir işi müsaitse, durumu müsaitse, şimdi saat on, on buçuk gibi dedim diye eşi çalışan hanımefendiler, yani onda kahvaltı yapacak, ee? O onda da gidiyorsun zaten sen. Adam işe gidiyor. Kaçta? Sekizde işe gidiyor. E hanımefendiler de uyuyor zaten o esnada. Adamlar kahvaltı yapmadan gidiyor. Ondan sonra bakıyorum ben, adamın elinde iki tane poğaça, poşetin içinde sallana sallana gidiyor. Veyahut da filanca fırının böreği çok güzel. Ezberlemiş filanca fırının böreğini.
Evinin böreği yok. Neden? Sabah sekizde kim kalkacak da o kahvaltıya hazırlayacak? Sabah sekizde hanımefendinin kalkması için altıda kalkması lazım. E altıda kalkacağına göre o zaman sabah namazına kalkacak. Sabah namazından sonra kahvaltı hazırlayacak beyine. Adam kaçta dükkana gidiyor? Sekizde. Dükkanı kaçta açıyor? Yedi buçukta, sekizde. Cevdet diyor ki yedi buçukta dükkan açıyorum diyor. Cevdet yedi buçukta poğaça yemez. Poğaçayı yiyenler düşünsün. Saat sekizde poğaça adamı yedi buçuk sekizde hatta çarşı esnafı onda geliyorsun ya. Onda çarşı esnafı dükkana geliyor.
Git abdal simit fırının önüne sırf çarşı esnafı kuyrukta. Abdal'ın simiti çok güzel. Haa yedim ben de. Tabi. Sen Abdal'ın poğaçası nesi bir de tahannisi mi? Tahannisi mi meşhur? Tahannisi mi meşhur? İsmail tahannisi mi meşhur? Sabahları giriyorsunuz mu kuyruğa sizde? Sen kurtulmuşsun sen. Birisi desin ki ben kuyruğa girdim orada. Neyse kimse demesin üzülürüm. Bin yıl aç kalacağımı biliysem gidip de orada simit kuyruğuna girmem yani. Ne kadar meşhur olursa olsun. Nefret ettim şey. Var ya lokantalarda da tablot alıyorsun kaşığını, çatalını, ekmeğini sıraya gir ondan ver ondan ver ondan ver ondan sonra parayı öde git.
Biz bir gece anlatıyorum bunu ya. Denizli'den abime tezgah aldık geliyoruz. Ben bastım geliyorum tabi. O da ustalarla geliyor. Bana telefon açtı. Neredesin dedi. Dedim şeyi afyonu geçtim. Yemek söylemeyeceksin bize dedi. Söyleyeyim dedim. Hadi girin o zaman dedim. Girdik. Orada bir meşhur neydi lokantanın adı? İlan başlayan. İkbal. Şeyh Efendi ile de oraya girerlerdik. Orada yemek yerdik. Döndük ben yolda. O İkbal'in normal lokantası kapanmış gece ya. 12-1. O böyle tablet usulü. Oraya başka bir yer açmışlar. Biz girdik içeri. Aha. Her şeye sıraya gireceksin. Ben döndüm oradakine. Abicim bulaşıkhane nerede dedim. Ne oldu hacı abi dedi.
Dedim ekmeği al. Kaşığını al. Yemeği al. Parayı öde. Yedikten sonra dedim. Bulaşıkhane'ye geçeyim. Bulaşığımı yıkayayım dedim ben. Ben biraz sesli konuşuyorum. Hemen oranın böyle belli şefi herhalde. Hacı abi sen şu masaya otur hemen dedi. Rezerve yazmışlar bir tane masaya. En gösterişi masaya. Abim de yanımda diyor. Yapma diyor ya. Anım bunu yapma diyor bana. Dedim çek elini dokunma bana dedim. Kendi paramla dedim. Kendime hizmet edeceğim bir de dedim. Dokunma dedim. Bana diyor ki. Gene diyor yapma. Hani tarzını konuşturuyorum gibisinden bir şeyler. Hacı abi sus ya. Karışma sen bana. Gittik baş köşeye oturduk. Garson açtı servisi. Ben meyanusili bahşişi patlattım şimdi.
Garson başımda duruyor benim. Yemeklerimiz geldi. Bir mahşiş davet. Garson iki tane komi topladı. Ben peçeteyi böyle şimdi alıyorum. Ondan sonra yapıyorum. Koyuyorum. Tak alıyor garson peçeteyi. Bütün herkes de bize bakıyor. Kim bunlar? Abim gömüldü tabağa. Kafamı kaldıramıyorum dedi. Kaldırma sen alışkın değilsin böyle şeylere dedim. Sen alışkın değilsin kafanı kaldırma dedim. Daha var mı ilerisi dedi. Var dedim. Olmazsa bir cümbüş takımı getirdireyim ben buraya dedim. Çocuk duydu. Emrin olur hocam dedi. Bir de hocam da bana başladı ona.
Yemeğin kölesi olmuş insanlar. Bakın yemeğin kölesi olmuş. Yiyecek ya onu. Sıraya giriyor. Yiyecek onu. Girme sıraya ya. Yemeğin kölesi olma. Seyit Taş Antep'i gezdiriyor benim. Meşru nohut dürümcüsünün başına gittik. Ben seyrediyorum. Adam şalvarı çekmiş. Antep şalvarına oturmuş. O kömür çekilen kovalar var ya. Plastik kovalar. Eskiler bilir onu. Bilenler elini kaldırsa. Bu kadarı yeter zaten. Öbürküler yeni nesil. Görmemişler. Bildiğiniz o şeyden böyle kamyon lastiğinden olan kovalardan. Adam şeyi böyle nohutu koymuş içine. Onun içinde nohut. Tepsilerde maydanoz, ıvır zıvır böyle soğan.
Ondan sonra kimyonu, karabiberi, acı pul biberi. Etrafına sıralamış böyle. Yüzüne bile bakmıyor. Geliyor mesela bir kimse. Ben de onun ritmik hareketlerini izliyorum. Kültürel hareketlerini izliyorum. O geliyor bize dokuz tane diyor. Ayağım acı koyayım mı diyor. Ondan sonra. O diyor ki her şey bol olsun. Böyle elini ritmik ekmeği alıyor. Bir vuruyor orta yere. Hemen nohut atıyor. Kimyon, karabiber, toz biber, maydanoz, soğan. Hemen dürüyor böyle. Yan tarafa veriyor. Yan takı dürüyor. Sekiz tane, dokuz tane, on beş tane, on üç tane. Ben de seyrediyorum başında. Kültür diyorum içimden. Kasaplar çarşısında. Nerede hoca bizim? Hoca girdin mi orada? Nohut yedin mi?
İyi. Nasıl? Lezzetli değil mi? Hala daha duruyor mu orası? O en eski kasapların içinde vardı bir tane. Küçük bir dükkan. En eskisi orası. Benim gittiğim yer. Ritmik adam böyle yapıyor. Ben de seyrediyorum. Seyit Taş'la beraber seyrediyoruz. Adam kafasını kaldırmadan eeem sıraya gir dedi. Açlığından öleceğimi bilsem yine sıraya girmem dedim. Hani yemek için sıraya girmem. Bu hemen bir ekmeği böyle böldü ortadan. Ritmik adamın hareketleri. Hemen her şeye attı. Tak verdi bana. Yarım. Bir tane de Seyit Taş'a verdi. Seyit O ver parasını dedim. Ona şimdi. Almam dedi. Ben de yemem dedim. Bu gene almayacak oldu.
Seyit Taş kulağına eğildi. Ben duyuyorum tabii. Şu parayı al dedi. P ile başlayan meşhur kelimesini. Yoksa bu adam yemez dedi. Adam böyle kafasını kaldırdı. Bir ona baktı. Bir bana baktı. Böyle o zaten böyle bir sert bakışı var onun. Baktığı zaman zaten ürkersin. Hacı böyle bakma kimseye diyorum ben. Farkında değilim diyor. Değişiyorsun böyle bakınca diyorum ben. Adam tak parayı aldı. Ben şimdi ayakta yiyemiyorum ya. Göstere öyle göstere göstere. Hacı bir yer dedim göster. Şurada oturalım çömelim yiyelim bunu dedim ben. Çömdük bir yere. Bir tezgahın arkasına böyle. Orada kimse görmeden yedi. Yemeye çalıştık onu orada.
Şimdi o yemenin, yemeğin kültürünü kaybettik. Boyne yiyoruz. Açlığın kültürünü kaybettik. Allah muhafaza eylesin. O kimse aç kalırsa kibri de kalmaz. Aç kalırsa gururdan uzaklaşır. Aç kalırsa Cenab-ı Hakk'ın uluhiyetini, yüceliğini düşünür. O kimse aç kalırsa muhtaçların, fakirlerin, aç kalanların, açıkta kalanların, dulların, yetimlerin halini, böylece açlık çekenlerin durumlarını idrak eder.
Bunu tefekkür eder. Aç kalmayan insan açın halini bilmez. Hani Hazreti Pir diyor ya, diyor ki bir minareden düşenin halini ancak minareden düşen anlar diyor. Hani Nasrettin Hoca merkepten düşmüş, hoca yerde yatıyor, demiş bana merkepten düşen birini bulun gelin. Neden? Onun halini ancak o anlar. O yüzden normalde böyle açlığı tadanlar, açlığın ne olduğunu bilirler. Ve o kimse böylece aç kalanların halini öğrendiğinden onlara karşı kalbi yumuşak olur. Onlara karşı daha sevecen olur. Daha cömert olur. Ve normalde, Allah muhafaza eylesin, onlara karşı, hani bugünkü dil var ya empati yapmak.
Empati yapar. Ve mesela tokluk, insanın aşırı derecede tokluk, insanın şehvetini arttırır. Ama bu şehvet, insanı harama götüren şehvettir. Açlık, insanda helal şehveti arttırır. Bakın, açlık da insanda şehveti arttırır. Açlık, helal şehveti arttırır. Aşırı derecede tokluk ise haram şehveti arttırır. Kadında da, erkekte de. Yani normalde çünkü o kimse az yerse, kalbi onun harekete geçer, kalbi yumuşar. Kalbi harekete geçip yumuşacağı için harama onun şehveti uyanmaz. Harama şehveti kaymaz. Ancak, helala şehveti onun fazlalaşır. Şimdi, aç kalan erkeğin veya kadının şehveti artınca da, bu sefer taraflar birbirlerine şüpheyle bakarlar.
Veyahut da açlığa doğru yürüyen bir kimsenin, herkes zanneder ki, şehveti bunun körelecek. Değil, harama karşı körelir. Bakın, harama karşı körelir. Helala karşı körelmez. O yüzden normalde, hani devamlı toklukla, hemhal olarak, devamlı habire gırtlak yiyen bir kimse, nefsine hakim olamaz. Nefsine hakim olamayacağı için, oraya buraya gözük, kaşık, oynar. Allah muhafaza eylesin. Şimdi, ne yapıyordu? Bir de, açlık, o kimse de uykuyu da kesiyordu. Açlık, uykuyu keser. O kimse çok uyumaz. Aç olduğundan çok uyumaz. Aç olarak yatın, yalnız gece ben aç yattım deyip de dolabı temizlemeyin. Kendinizi alıştırın. Aç olarak yatın, bakın uykunuz da hafif olacak.
Çok uykudan kurtulmuş olacaksınız. Çok uykudan. Öbür türlü ne yapıyor? Çok uyuyor. Çok uyuyunca kalbi de kararıyor. Çok uyuyunca o kimsenin, böyle tabiri caizse, meymenetsiz bir hal oluyor. Bazen kendi kendime düşünüyorum. Nasıl uyuyabiliyorlar diyorum ya, deliksiz 8 saat, 10 saat. Deliksiz 6 saat uyuyor. Nasıl uyuyabiliyor? Kendi kendime hayret ediyorum. Kendimi bildim bileli hiç öyle bir uykum olmadı. Bir tek ameliyat olduğumda, narkozu yediğimde çok hoşuma gitti. Vücudum dinlendi. Diyom ara sıra gitmeli. Demeli ki ya, bir narkoz çakında ben bir iki saat uyuyayım ya. Bir kendim böyle, bir vücut rahatlasın. Gerçekten, 63 yaşındayım. İlk defa böyle bir kaç saat uyuttularsa, uyandığımda kuş gibi hafiflemiştim ya.
Biraz da çok konuşmuşum herhalde o esnada. Sonra konuştuklarıma baktım. Boyuna vaaz etmişim. Bir de hemşireye dedim, kusura bakma ben vaaz ettim herhalde dedim. Yaptı böyle. Vaaz dedim artık ona. Ne diyeyim başka? Dedim çok konuştum herhalde dedim. Biraz vaaz ettim herhalde dedim. Yaptı. Dedim kusura bakmayın rahatsız olduysanız dedim. Böyle onlar da ameliyat hemşiresi böyle şey oluyorlar ya biraz. Kuğu takılıyorlar. Değil mi? Aptırlar ameliyat hemşiriler öyle mi oluyor? Biraz böyle şey mi takılıyorlar? Kendilerini öyle görüyorlar. Böyle hani normal biz biliyoruz bu halleri tavrımda söyledi bana. Normal yani. Tamam. Böyle bir tavır yaşandı.
Ama o rahatlığı açık açık konuşuyorum. Hiç ömrü boyunca yaşamadım hiç. Ara sıra Abdullah bir çakmalı mı öyle bir şey? Az yemek insanda ibadetleri de kolaylaştırır. Hani Ramazan'da bunu anlarsınız. Ramazan'da biraz yemeği kaçırınca teravih zor gelir ya insana. Mesela en iyi, en rahat teravihler ömredeydi. Neden ömredeydi? Şeyh Efendi ile beraber gittiğimizde zaman yok ya zamanla yarışıyoruz. Yani doyamıyoruz da zaten. Hemen birkaç lokma hizmet var, koşuşturma var. Birkaç lokma yiyoruz. Güldür güldür güldür teravih'e koşuyoruz.
Bildiğiniz açız. Ama bir teravih kılıyoruz. Yani bazen uykum geliyor tabii benim de. Benim böyle uyku geliyor. Ya uyur mu insan namazda? Ayakta uyuyom ben bazen. Yanıma sağlam iki kişi alırsam ayakta uyuyabiliyorum ben. Bunu ömrede o zaman yani deneyip yaşadım bunu. Uyuyabiliyor muyum dedim. Uyudum. Bir sayfa okuyor ya o da zaten. Hiç şey yok. Uyuyor o insan. Ya tabii ömre uyumak gelince bizim Seyyid Taş aklıma geliyor da. Hadi şimdi sohbeti sulandırmayayım. Yani hemen şimdi arada zemzem dağıtıyoruz birbirimize bizim. Bizim nafız filan birkaç kişi zemzemleri getiriyorlar.
Soğuk buz gibi. İşte selam verilince hemen biz bir zemzem dağıtıyoruz. Tabii o esnada su deysi okuyor. Allah'a ekber diyor. Namaza duruyoruz. Namaza duruyor. Ama biz boyuna arka taraf bizim karışık. Ön taraf Şeyh Efendi'nin safı dimdik. Orada olan yandı. Taviz yok ön safta. Şimdi herkes Şeyh'le beraber olmak istiyor. Buyurun kardeşim diyorum ben. O konuda çok şeyim. Yani paylaşımcıyım. Sıkıntı yok. Ondan sonra arkaya arkaya bakıyor. Hani arkada bir yer bulsam da kaçsam. Neden? İşte rahat yok. Şeyh Efendi çok disiplinli. Allah'a ekber hemen namaza duruyor. Ben arkadan bazen efendim zemzem diyorum. İçelim Mustafa Efendi zemzem diyor. O zaman yanındaki nerede içiyor?
Tabii bir gün öyle, iki gün öyle. Üçüncü gün Şeyh Efendi'nin yanında kimse yok. Bak hep başkaları var. Dervişlerin dışında arka taraf. Derviş yıkılıyor arka taraf. En güzeli oydu. Namazda bizim Suriyeli virüsü. Namaz teravih kılıyor. Böyle suya bakıyor, zemzeme bakıyor. Bizimki dedi ki, bu dedi zemzeme bakıyor. Oğlum adam namazda dedi lan bu işler. Garibim dedi ya. Baksana dedi. Yanmış içi bunun dedi. Tabii o her kelimeyi P'yle bitiriyor. Oğlum verme adama dedim lan bırak. Yandıysa dedim selam verince içsin. Dayanamadım ya dedi. O pet şeyler var ya, oradaki su bardakları doldurdu. Verdi adama. Adam içti. Döndü bana.
P içiyor ya dedi. Lan oğlum verdin adama dedim. Adam namazda adama zemzem içirdi. Allah'ım yarabbi yarasıl Allah. Hı hı hı. Hı hı. Hı hı. Adamın namazı gidiyor. İçti ben ne yapayım diyor. Ulan adamın burnuna götürdün diyorum zemzeme. Adam içti diyor. Adam içti diyor hala da. Neyse. Şimdi o Ramazan'da o açlıkla lezzet alıyor insan ibadetten. İşte açlığın faydalarından birisi ibadetten lezzet almak, tat almak. Mesela zikrullah'a geleceğiniz az yiyeceksiniz. Allah bizi affetsin. Aşk. Evet açlığın bir de fiziki şey var. Fiziki olarak da vücut sağlığını kazanıyor aç olan. Açlık vücutta sağlık kazanıyorsunuz.
Vücudi sağlık. Akli sağlık. Kalbi sağlık. Açlıkla. Oruç tutun. Az yiyin. Şimdi yeni yeni öğretiler çıktı ya. İşte vücutta şu hastalıkları yok etmek için. Hani aç kalmanın şeylerini. Şu zamanda şunu yiyeceksin. Bu zamanda bunu yiyeceksin. Aç kalacaksın. Oruç var işte. Oruç tutsun. Nerede kaldı bizim pazartesi, perşembe orucumuz? Nerede kaldı bizim az yememiz? Az yesek vücut sağlığı kavuşacak. Vücut sağlığa kavuşacak. Ondan sonra benim gibi şeker hastasısın. Yok işte damar tıkandı, yok beyin tıkandı, yok kalp tıkandı. Tıkanacak. Çok yemekle alakalı. Allah muhafaza eylesin. Bir de aç kalanlar biz yoksulluk anında aramaz bir şey. İnsanlık hali bu.
İnsan az kazanabilir, iflas edebilir, zorluya düşebilir, sıkıntıya düşebilir. O kimse açlığa alışkınsa bunu atlatır. Bakın lüks hayat yaşayanlar, olduğundan fazla yaşayanlar, marka budalaları bir yokluk yaşadıklarında psikolojileri bozulur. Çocuklarınıza markaya alıştırıyorsunuz. Sonra o çocuk almazsa psikolojisi bozulur.
Eşlerinizi markaya alıştırıyorsunuz. Veyahut da çok yemeğe alıştırıyorsunuz. Veyahut da dışarıdan yemeğe alıştırıyorsunuz. Oldu, ticaret yapanlar için geçerli bu. Oldu, işler kesat gitti. Ne oldu? Bir pandemi patlattılar. Herkes oturdu mu oturdu yere? Esnafların büyük bir çoğunluğu zarar etti mi? Etti. Ama hayatı mutedil olan, Markaya gitmeyen, marka budalalığı yapmayan, Kazancını belli bir noktada olsa dahi, Hayatını belli bir noktada tutanlar, Az sıyrıklı atlattılar.
Ama öbür türlü, marka giyelim, marka yiyelim, Filanca kafeden kalkmayalım, Filanca yerde yemek yiyelim, Arabaları değiştirelim her sene. Oh! E ne oldu? Bir sıkıntı olunca pert oldu. Pert oldu. Adama diyorum ki, Bak diyorum, Sen iflas ettin. Bu hayatından ödün vermen lazım. Gelmiş benden akıl istiyor. Diyorum ki, bu hayatından ödün vereceksin. Nerede oturuyorsun dedim, Zengin Mahallesi'ni söyledi. Nülüfer tarafını. Dedim, orada evin kira. Kira. Oradaki kiralar dedim, pahalı.
Sen orada oturursan dedim, Hanımın ve çocukların etrafının etkisinde kalacak. Bir arkadaşın oğlu öyle demişti. Benim yanımda esnaf onlarla. Babasını bana şikayet ediyor. Diyor ki, Mustafa amca, Babam beni anlamaz diyor. Ben diyor, Sabahleyin kalktığımda işe giderken diyor, Sitedeki diyor, En külüstür araba bende diyor. Kango var bunda. İşleri onu gerektiriyor çünkü. Araba kango. Diyor, Ben o kango ile diyor, Siteden çıkıyorum diyor. Bunu babama anlatamıyorum ben diyor. Ben de diyorum ki, Oğlum babana bir şey anlatmana gerek yok. Baban senin önüne bir iş koymuş, Bir de kango koymuş dedim önüne. Çalış, Mercedes al dedim. Neden babandan sen Mercedes istiyorsun ki dedim.
Bu durdu şimdi. Babası bir rahatladı. Benim yüzüme baktı böyle. Hay Allah razı olsun senden ya dedi. Dedim sen babandan neden başka araba istiyorsun? Sen çalış kazandığına al. Dedim neden orada oturuyorsun bir de? Babasına dedim, Sen nerede oturuyorsun? Dedi sitelerde oturuyorum. O var ya, Telefirin öbür tarafı olan sitelerde. Sitelerde oturuyorum dedi. Ben de dedim, Oğlum sen de taşın sitelere dedim. Babana yakındır dedim. Babana hizmet et orada dedim. Bir şey lazım olduğunda, Alo dediğinde, Gidersin babanın yanına dedim. Hizmet et dedim. Benim hanım dedi, Ona mı hizmet edecek? Oğlum senin hanım ona mı hizmet edecek demiyorum dedim. Sen hizmet edeceksin.
Senin hanımı mecbur değil dedim. Senin ne işin var dedim Nülüfer'de. Baban sitelerde oturuyor, Sen Nülüfer'de oturuyorsun. Dedim ne işin var senin orada? Neden makul bir hayat yaşamıyorsun? Neden makul bir hayat istemiyorsun? Neden orada sitede oturmak zorunda olduğunu hissediyorsun kendi kendine? Yok. Değerler manzumenimiz kayboldu. Böyle olunca da tabii, O kimse para pul yetiştiremiyor. O kimse kazancı yetmiyor ona. E sen çok yiyeceğim, Çok gezeceğim, Çok giyeceğim, Lüks kıyafetler alacağım, Ben lüks dairelerde yaşayacağım, Lüks yerlerde yaşayacağım diyorsan, E sen, İsrafın içerisinde boğulur gidersin. Sen para da biriktiremezsin.
Sen bir sıkıntıya düştüğünde de, O sıkıntının içinden de çıkamazsın. E şimdi babansa, Yok işte şimdi işin normal, Yarın öbür gün hastalığını düşün, Babanın öldüğünü düşün, İş yapamadığını düşün, Senin bir tarafına bir rahatsızlık geldiğini düşün, Makul yaşa, Makul yaşa, Olduğundan fazla yaşama, Olduğundan fazlasını gözünü dikme, Mutedil ol. Biz orta ümmetiz. Orta bir hayat yaşarız. Sufi hayatı orta bir hayattır. Zenginliğine, fakirliğine bakmaz. Kendince, kendi hayatında, Orta bir hayat güder. Orta bir hayatta yürüyün. Orta bir hayatla. Her sene kreasyon düzmenize gerek yok.
Eşyalarınızda dikkat edin. Hor kullanmayın. Elektronik eşyalarınızı hor kullanmayın. Arabalarınızı hor kullanmayın. Ev eşyalarınızı, kadınlar, erkekler, Hor kullanmayın. Kıyafetlerinizi hor kullanmayın. Dikkatli kullanın. Derviş israf etmez. Sufi her noktada mutedil olur. Mutedil olur. Mutedil bir hayat yaşar. Mutedil bir hayat yaşar. Ben bazen diyordum ben, Ticaret yapanlar, Sermayelerinizin onda birilik arabaya binebilirsiniz. Yani senin on milyar sermayen var, En fazla bir milyarlık arabaya bin. O bile fazla. Senin yüz milyar sermayen var, İyi sen on milyarlık arabaya bin. Mutedil yaşa.
Orta yaşa. Orta yaşa. Çekin dönebilir, senedin dönebilir, sepetin dönebilir, iş yapamayabilirsin. Mutedil yaşa. Orta bir hayat sür. Evin orta bir ev olsun. Orta bir ev olsun. Bilhassa zakirler, Evleriniz orta ev olacak. Şeyh Efendi'nin bana nasihatiydi. Mustafa Efendi, Oğlum evin orta bir ev olsun. Bir derviş senin evine girdiğinde, Desin ki, Benim evim bundan daha lüks. Desin ki, Benim evim bu evden daha lüks. Şeyhimin bana vasiyeti. Ben şeyhimin vasiyetini söylüyorum. Zakirlere söyledi. Ben de zakirlere söylüyorum.
Eviniz orta bir ev olsun. Mutedil olun. Yemekte mutedil. İçmekte mutedil. Katta, yatta, eşyada mutedil. Elbisede mutedil. Mutedil. Bizim dursun demiş. Demiş ya, Takım elbiseleri demiş, 15 yıldan fazla, 17-18 yıllık demiş. Dedim az söylemiş. 20 yıllık dedim. 20 yıllık. Mutedil ya şey. Elbiseniz temiz olsun. Yeterli. Temiz olması yeterli.
Şu giydiğim bu var ya, 20 yıldan fazla bu. Bu Şeyh Efendi Hazretleri'yle beraber, Ömre'ye gittiğimiz zamanlardan aldığım kıyafetler. Bu arada bol olmasının sebebi o, Kilo'luydum. Biraz da bol olmasını seviyorum. 20 yıldan fazla. Bunun bir Adem, Buradaki kopçası bozuldu. Bir Adem düzeltirdi, yaptırdı. Geçenlerde bir de dursun yaptı. 20 yıldan fazla şu giydiğim üzerimdeki şu kıyafet, 20 yıldan fazla, Mutedil yaşayın. Siz şimdi psikolojimi bozuk olarak görürsünüz. Benim bu elbisem, Şeyh'imi gördü benim. Ben bu elbiselerle, Yan yana onunla, Ümre yaptım, Tavaf yaptım.
Yan yana namaz kıldım ben bunlarla. Teravihler kıldım, Dualar ettik onunla, Yan yana. Zikrullahlar yaptık. Bu gördüğünüz elbise onu gördü. Benim içimdeki şu anki falina, Onun giydiği falina.
Ben buraya, Derse çıkarken, Onun giydiği falineyi giyip de çıkıyorum. Kendi kendime diyorum ki, Bu onun falinasıydı. Bol, Diyorum bu gömlek onu gördü. Hatırası olsun bir şeyin. Siz de eskimesin o. Siz eskiyin. Ama o eskimesin. Onun giydiği pantolon, Ceket var bende. Küçük palto gibi. Mustafa Efendi, Rüyamda gördüm oğlum dedi. Sana vermişim ben bunu dedi. Ayıp söylemesin. Kumaşını Bursa'dan al dedik onun. Güzel bir kumaştı. Geldi, Verdi onu bana. Allah razı olsun efendim. Teşekkür ederim dedi.
Aynı kumaştan aldık biz gene ona. Verdik o zaman için ona. Bu tekrar diktirdi. Duruyor bende hala da. Ben onunla beraber, Ömre'ye gittiğimde, Onunla beraber giydirdim onu. Bakıyorum öyle kendi kendime. Hüzünleniyorum onu görünce. Eskitmeyin. Dostun eskisi makbuldür. Eskisi makbuldür. Kıyafet benim için özel bir anlamı vardır. Benim için bu gömleğin özel bir anlamı var. İçimdeki falinanın özel bir anlamı var. Bunu böyle siz tuhaf görebilirsiniz. Kıymetsizleştirebilirsiniz.
Değil. An kıymetlidir. Kim ne yaşadığın da kıymetlidir. Nerede ne yaşadığın da kıymetlidir. Benim için kıymetlidir. Ona kıymet vermeyen Allah muhafaza eylesin. Vefasız olur. Nankör olur. Allah vefasızları sevmez. Allah nankörleri sevmez. Allah israf edenleri sevmez. Allah verdiği nimetin kıymetini bilmemesi sevmez. Bilmeyenleri de sevmez. Allah muhafaza eylesin. Onun ayağında diken değil gölgesi bile yok. Fakat siz hırstan onu fark edemiyorsunuz. Yani o mürşidi kamilin ayağında diken yok aslında. Onun feyzi ilahisini kesecek herhangi bir şey yok. Feyzi ilahiyi kesen o müritlerin vefasızlıkları, müritlerin helal, haram demeden her şeyi yiyip içmeleri.
Yani o yüzden onlara ilham gelmiyor. O yüzden onlar feyzi ilahiden uzak oluyor. Yani midesine girip çıkandan haberi olmayanın, giydiğinden, yediğinden, içtiğinden, ne yaptığından, ne ettiğinden haberi olmayan, ne konuştuğundan haberi olmayan, gaflete düşen kimse. O yüzden o kimse fark edemiyor bir şeyi. Neden fark edemiyor? O hırstan, tamahtan fark edemiyor. Neden fark edemiyor? O yediğinin, içtiğinin ne olduğunun farkında değil. O yüzden fark edemiyor. Oysa Hz. Pir diyor ki, başka bir beytte, ilim ve hikmet helal lokmadan doğar. Aşk ve rikkat helal lokmadan meydana gelir. Bir lokmadan hasede uğrar, tuzağa düşersen, bir lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, sen o lokmayı haram bil.
Bu lokma sadece yemekle alakalı değil. Sen normalde bütün hayatın senin helallarla örülsün. Bütün hayatın senin vefayla örülsün. Hamdle, şükürle örülsün. Öyle örülsün ki, senin kalbine rikkat, yumuşaklık, letafet gelsin, zerafet gelsin, zariflik gelsin. Ama yok, öyle değilse, Allah muhafaza eylesin. O zaman bilgisizlikten gaflet doğuyor. Ve devam ediyor Hz. Pir. Hurma olarak gördüğünü diken bil. Çünkü sen çok nankır, çok görgüsüzsün. Hurma olarak gördüğünü diken bil. Yani senin nefsine tatlı gelen yiyecekler, içecekler, senin heva ve hevesine uygun sözler, davranışlar, senin gösterişin, şataatın, şatafatın, sana hurma gibi gelir.
Senin heva ve hevesine düşmüşlüğün, sana hurma gibi gelir. Ama diyor Hz. Pir diyor ki, sen onu diken bil. Neden? Eğer onu diken bilmezsen, sen nankörlerden olursun. Sen içinde bulunduğun nimetin, içinde bulunduğun lütfu, ikramı, sen hamdle, şükürle, zikirle yürü. Sen öyle bir nimetin içindesin ki, sen onu hamd ederekten, şükrederken, şükrederekten nimetin kıymetini, kadrini bil. Yok, sen heva ve hevesini hurma görürsen, nefsaniyetini, şeytaniyetini hurma görürsen, gafletini hurma görürsen, sen nankörlerden olursun. Sen istikametini bozarsan, nankörlerden olursun. Sen şatata, şatafata gösterişe düşersen, nankörlerden olursun. Sen ne olduğum deliline düşersen, nankörlerden olursun.
Oysa seni sen yapan, o mürşidin sohbetiydi. Oysa seni sen yapan, o üstadın halakasında durmandı. Oysa seni sen yapan, sana kıymet veren, sana seni değerli kılan, senin bulunduğun halakaydı. Çünkü Cenab-ı Hak, Bakara Suresinde buyurdu ki, beni zikredin, ben de sizi zikredeyim dedi. Bana hamd edin, bana şükredin, siz nankörlerden olmayın dedi. E sen oturdun zikrullah halakasına, o da seni zikretti. Kıymetlendin. Nereden kıymetlendin? Zikrullah halakasında kıymetlendin. Bir mürşidin elini tutaraktan kıymetlendin. Bir mürşidin sohbet halakasına, oturaraktan kıymetlendin. Cenab-ı Hak seni kıymetlendirdi. Hamd edesin, şükredesin. Sen onun normalde sana vermiş olduğu değerin, kıymetin, bunu idrak edesin, bunu bilesin.
O değer, o kıymet karşısında, hamdini ve şükrünü arttırasın diye, seni değerlendirdi. Ama sen bunun hamdini, şükrünü bilemedin. Gaflete düştün. Sen şeytaniyete düştün. Heva hevesine düştün. Yavaş yavaş kendini uzaklaştırdın. Farkında değilsin. Sen hala da heva heves bahçesini, hurma bahçesi zannediyorsun. Sen hala da şeytaniyet bahçesini, hurma bahçesi zannediyorsun. Sen hala da kendince, kendi nefsini bir yerlerde görmeyi, hurma bahçesi zannediyorsun. Değil cancağızım benim. Sen manevi dikenlikler içinde yaşıyorsun. Neden? Çünkü sen hamd etmedin. Çünkü sen şükretmedin. Çünkü sen zikretmedin. Sen kalktın, halakaya sırtını döndün.
Sen kalktın, o mürşidi kamile, o üstada sırtını döndün. Onu kıymetsizleştirdin. Aslında kendi kıymetini gördün. Kendin kıymetsizliğini görmen gerekirken, sen onu kıymetsizleştirmeye çalıştın. Oysa senin kıymetinin olmadığını görmen gerekiyordu. Sen o altın halakaya, halakaya layık değilsin. Neden? Gaflete düştün, heva hevese düştün. O halakayı sen kendi nefsinden dolayı bıraktın. O yüzden nankörlerdensin. O yüzden vefasızlardansın. Oysa Cenab-ı Hak sana birçok nimet tattırmıştı. Ayet-i Kerime'de de öyle diyor. Biz insana tarafımızdan bir nimet tattırır. Sonra da bunu elinden çekip alıverirsek, bu takdirde o tamamen ümitsizliğe kapılır.
Olabildiğine nankör kesilir. Hud Suresi, Ayet 9. Cenab-ı Hak sana nimet verdi. Cenab-ı Hak seni lütuflandırdı. Kendi katından ikram etti. Bir mürşidi kamilin halakasını oturtturdu. O mürşidi kamilin halakasında seni zikrettirdi. Seni hamd ettirdi. Seni orada, o altın halakada seni oturtturdu. Oysa sen ne yaptın? O altın halakaya nankörlük ettin. O altın halakaya vefasızlık ettin. O altın halakaya sırtını döndün gittin. O altın halakaya defans yaptın. O altın halakanın dediklerini de yerine getirmedin. Şunu şöyle yap dediler, es geçtin. Bunu böyle yap dediler, es geçtin. Sen çok biliyorsun ya her şeyi. Sen allamesin ya.
Senden daha iyi bilen yok ya. Ne yaptın? Vefasızlardan oldun. Sonra da kendi kendine dedin ki, nankörlük onu getirir çünkü. Ben bir şey yapmadım ki. Masumsun sen. Bilemedim, özür dilerim. Her akşam anlattık sana. Sen neden kulağını dayayıp da dinlemedin? Dinlememekte nankörlük. Dinlediğin halde uymamakta nankörlük. Neden uymadın? Aa, yok. Allah bizi affetsin. İnsan suresi ayet 3. Biz ona doğru yolu da, eğri yolu da gösterdik. Artık isterse şükreder, doğru yolda gider.
İsterse nankörlük edip, eğri yollara sapar. Sana üstadın eğriyi de, doğruyu da göstermedi mi? Anlatmadı mı? Anlattı. Tebliğ etmedi mi? Etti. Nasihat etmedi mi? Etti. Doğruyu yanlış anlatmadı mı? Anlattı. Bunu yapma, bunu periz et. Demedi mi? Dedi. Bu lafı söyleme. Demedi mi? Dedi. Buradan gitme. Bu yol senin başına sıkıntı getirir. Dedi mi? Dedi. Bunu yaparsan yanlış yaparsın. Halakadan koparsın. Dedi mi? Dedi. Bunu böyle icra edersen olmaz. Dedi mi? Dedi. Sırrı ifşa etme dedi.
Nama ifşa ettin. Mahremin konuşma dedi. Nama konuştun. Neden anlattın? Neden dervişlik sattın ortalığa? Sana esmanı mı soran oldu? Neden yaptın? Her mürşidi kamil, müritlerine ayeti kerime mucibince, eğriyi de doğruyu da anlatır.
İsteyen eğri yoldan gider. İsteyen doğru yoldan gider. Allah insanların başında cebriyeci değil, zorlu onu eğri yola, zorlu onu doğru yola götürmez. Allah'ın velileri, mürşidleri de cebriyeci değildir. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanırlar. Eğriyi ve doğruyu anlatırlar ve gösterirler. O kimse ama eğri yolu tercih eder, ama doğru yolu tercih eder. Doğru yolu tercih ederse, o altın silsileye sımsıkı yapışmıştır. Sözüyle, fikriyle, düşüncesiyle, eylemiyle, fiiliyatıyla, içiyle, dışıyla o silsileye yapışmıştır. Yok, o kimse eğri yolda gidiyorsa, benim haftalardır söylediğim şey, o kimsenin manen bağı kesilmiştir.
Allah muhafaza eylesin. Rabbim bizi o hale düşenlerden eylemesin. Düştüysek de Rabbim düştüğümüz yerden bizleri ve deriş kardeşlerimizi kaldırsın inşallah. Cenab-ı Hak günahlarımızı affeylesin. Hatalarımızı, kusurlarımızı affeylesin. Yanlışlıklarımızı affeylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlediklerimizi affeylesin. Rabbim bu arefe gecemizi mübarek eylesin. Yarınki bayram sabahına mutlu bir şekilde uyananlardan eylesin. Cenab-ı Hak bayram namazını kılanlardan eylesin. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin buyruğunu tutup, bayram namazına muhakkak gidenlerden eylesin. Kurban kesecek olanların kurbanlarını Cenab-ı Hak şimdiden kabul eylesin. Kurban kesecek olan kardeşlerimizin kurbanlarının başında bulunup, orada dualarını, tövbelerini, zikirlerini yapmayı nasip eylesin.
Kurban bayramını ve kurban kesmeyi bir ibadet halinde görenlerden eylesin. Cenab-ı Hak bizleri cemaliyle müşerref kılıp, bayramı bayram olanlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun. El-Fatiha ma selamat. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi