mustafaozbag.org

198. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Şubat 2012 · 37:50

Soru sorulmazsa sorsun inşallah. Senin sorun var, sor da değil. Geçen sohbetinizde, Bursa'daki sohbetlerinde sigaradan bahsı açılıyor. Diyorsunuz ki bir yere, anladığım kadarıyla yani, bir yere buraya girmeyelim diye yazıyorsak, oraya giriyorsan, başına bir şey derirse sorunlu size ait. Şimdi sigara içilmez yazar da, sigara içiyorsanız, adam akciğer kanı seriyorsak, sigaradan akciğer kanı seriyorsak, o zaman dermansız derde düşmüştü, şehitlerin hükmünde gitmiyor bu adam. Yok galiba, eyvah eyvah. Acayip bir tehlikeye bak o zaman. Adam dermansız bir derde düşüyor ama şehitlerin hükmünde gitmiyor. Gitsin.
Orası tüm yanı. Önlük mi ilk defa bu yanlış işini? Şöyle düşünüyorum. Bir kimse oturduğunda on küle et yerse, on küle et ona zarar verir mi? Ne diyorsun? Bu adam on küle et yese, hastaneye kaldırılır mı? Evet. Kaldırılır mı? Kaldırılır mı? Rahatsız olur mu? Olur. O adamın onu yapması aramaz. Şimdi şeker hastası, ben de normalde şeydeyim ben, sınırdayım ben. Ben şimdi kendimi korumak zorundayım. Ben şimdi sınırda olduğumu bildiğim halde ben her gün tatlı yiyorum. Yer mi hocam o zaman? Hayır. Her gün tatlı yersen, sınırda olduğumu biliyor musun? Bu haram olur mu? Yanlış yapmış. Ben sınırda olduğumu biliyorum, ben yemeyeceğim. Anlatabildim mi? Yani sen şimdi onun sınırda olduğumu yemişsin çünkü.
Onu yemeyeceksin sen. Yersen ne oluyor? Kendi kendine kötülük yapacak. Kendi ellerinizle nefislerinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız var ya, o noktaya girmiş. O yüzden insanlar, şu var, burada haramları çoğaltmak değil amacımız. Ama Cenab-ı Hak insanların kendi bedenlerini kendilerine emanet etmiş. Biz bu bedeni Allah rızası için korumak ve kollamak zorundayız. Ve bizim ihtiyaçlarını kürkünan bir şeydir. Mesela bir kimse şimdi oruç tutmak, Ramazan'da farz mı? Farz. Sahil günlerde sünnet mi? Sünnet. İftar etmek de sünnet. İftar etmeyi adam birisi, iftar etmek farz adam. Üç kişi vardı ya, üç kişi kendi kendine bul.
Çok önemli bir şeydir. Bir ölçüdür, bir mihenktir. Üç kişi vardı ya, üç kişi kendi kendine karar verdiler. Birisi dedi ki ben hiç uyumayacağım, birisi dedi ki ben hiç evlenmeyeceğim, birisi dedi ki ben devamı hoş tutacağım. Allah resulü için de menetti, dedi ki Allah'tan en fazla korkanınız benim, ben yerim, uyurum, evlenirim. O zaman ve nefislerinize sumetmeyin. Bizim dinimizde nefsize sumetmek yok. Bu yüzden adamın normalde yaptığı şey eğer ki ibadet hükmünde bir şey yaparken haram işlemeyecek. Şimdi normalde trafikte trafik işaretleri var mı? Var. Trafik işaretlerine ben uyumam diyebilir misin? Uyumadığın takdirde trafik işaretlerine uyumadığından dolayı kaza yaparsan sorumlusu sensin.
İçeride arabada bulunanlar ölürse sorumlusu sensin. Neden? Yani sen trafikte kuruldu şartlara uymamış olacaksın. Trafik orada kural koymuş adam. O kurala demiş ki işte 80 kilometre hızla gideceksin buradan. 80 kilometre hızla gitmen yere sen 180'den girersen, araba takla etti, içeride 3 tane canlı gitti, sen onların kadiri olup. Yani diyemezsin ki bu Allah kanunu diyor. Yok hayır. Sen 80 kilometre hızla girilecek olan yere 80 kilometre girdiğin yine kaza yaptı. Olup arsı bir şey ama. Ama umur türlü giremezsin. Sigara, o yüzden sigara normalde şimdi sigaranın kendisiyle alakalı bizatihi. Yani nesnel olarak sigara haram değil böyle bir kaide yok.
Ayet yok, hadis yok. Nesnel olarak, ismi olarak ismi konmamış. Ama siz kendi ellerinizle nefislerinize zulmetmeyiniz. O zaman şimdi uykusuzluk haram mı? Hayır. Bir kimse ben uyumayacağım dersen uyumayabiliriz, uyumayabiliriz. Ama o eğer sağlığını tehlikeye atıyorsa, tamam yok ses var. Sağlığını tehlikeye atıyorsa o kimse ona uyumak farz. O uykusuzluk, rahatsızlığını tedavi edecek. Tedavi edecek. Şimdi sigara üzerinde sağlığa zarar ne? Sigara öldürün diye yazıyormuş üstünde. Sigara öldürün diye yazıyormuş. Orhan Acar ne yazıyor üzerinde? Her şey yazıyor efendim. Öldürür, kansere, kanser yapar, kalp ve damar, hastalama.
Açakçı yapıyorlar abi değişik değişik. Yazıyor musun bu üstünde hepsini? Büyük haflar var. Eski bu değil. Bitti. Adam onları bile bile içmesi aramadı mı? İçemez onu. Bak aramıyor. Bir şeyin illeti var ise onun cezası da vardır, hükmü de vardır. İllet ortaya kadar kalkarsa hükmü de ortadan kalkar. İllet var mı? Var. Ne bunun illeti? Bu illet, bu insanların normalde sağlıklarını bozuyor. Toplumun geleceğinin sağlığını bozuyor. Aslında sigarayı bu tip yapmalarının sebebi devlet politikası haline geldi. Sebep ne biliyor musunuz? Devlet sigara illetinden dolayı kendi tebasına, kendi vatandaşına sağlık harcamalarını arttırdı vatandaşını.
Devletin şimdi bütün herkes sigortalı, emniyet sandığından oradan buradan emekli mi? Emekli. Adam şimdi sağlık sigortası olduğundan sigaranın açtığı marazlardan dolayı tedavi ettiriyor kendini. Öl olunca devlete büyük sigara aslında. Devletin büyük olduğundan olup devlet şimdi içi tırmamak istiyor. Kesinlikle sigara içecek. Haram. Oranın acarının hoşuna gitmiyor ama. Ciddi bir haram da kimse şey yapmıyor. Ve haram işliyorlar resmen. Resmen haram işliyorlar. Yani dedikodu gibi bir şey haram yani. Haram. Haram. Haram diyorum bana. Haramın şeyi var mı? Katakolisi var mı yani? Haram, haram, haram diyor. Günahın olup çok olur mu?
Günah, günahdır. Günah küçük görmektir günahı. Kebari. Günah, günahdır. Peki efendim bunu üretenin suçu nedir? Üreten de haram işlemiş oluyor. İçki nasıl içmek haramsa, onu üretmek de haram. Haram. Peki bir alışkanlık var insan. Bu çıkış yolu olmaz mı? Bırakamıyorum, olmuyor, ne yapıyorsam olmuyoruz, sigarası, borcum çok. Laf hepsi de lafım var. Sami var, cumartesi gelecekmiş şimdi bayındırdan. Altıncı kol diyorlar, gidiyoruz ya biz. Altıncı kol. Hala da böyle çeyrek yürüyor. Dedi bıraktın içkiyi bana o. Neyse ben tabii gidiyorum onun. Bir de küvet çalıştırıyor. Yani içki satıyor. Hala daha içki satıyor. Ben her bayındıra gittiğimde gidiyorum, büffesine oturuyorum onun.
Ondan sonra o tabii bir hürmet, bir hizmet. Ben büffesine gidiyorum diye. Bana diyor ki Mustafa'cım, dayıcım. Herkes onun dayı diyor biliyor musun? Mustafa'cım, dayıcım. Hepsi de yalan diyor. Ben bu illeti sana bıraktım dedim mi? Dedim diyorum ben tamam mı? Ben bıraktıysam ve içmiyorsam şu anda. Ve bak ben bu rafların gölgesinde oturuyorsam geri kalan hepsi de yalan diyor. Yok tedaviymiş, yok tedaviymiş. Ben senin peynine varınca kadar içtim yağı diyor. Doğru söylüyor. Adam bırakacak mı bir günde bırakır. Ramazan'da oruç tutuyor. İçiyor mu? Yok. Gündüz. Herkes için. Kaç paket içiyor örneğin? Ya seni sorgulamak için söyle. Bir, bir buçuk adam. İki buçuk paket içiyordum günden. Günde iki buçuk paket içiyordum.
İki paket kontrol garantı. Bir gecede bıraktım. Sohbette, sohbete gittik. Şeyh Efendi sohbet ediyor. Bu ağız Allah dedi mi dedi? Yalan söylemez, yemin etmez, gıybet etmez, dedikod etmez. Şunu yapmaz, bunu yapmaz. Sanki herkesin içerisinde bana bakmış gibi. Sigara dahi içmez dedi. Ben içimden dedim. Ulan ben de Allah diyorum sözde dedim. Bıraktım sigarayı. Anılır. Dışarı çıktık. Ondan sonra Oktay var mı sizin? Oktay yak avedin, sigarayı çıkardı. Ben yaktım. Aaaa, Oktay ben sigarayı bıraktım dedim. Ne zaman dedi? Az önce içeride bıraktım dedim.
Söz verdim, az önce bıraktım ben dedim. Al paketini, şeyi, çakma falan. İnanmıyor. E inanmıyorsan inanma Oktay dedim. Göreceksin dedim, inancan dedim ben. Benim bıraktığım gözlerim yok. Ben o bırakış, o bırakış. Ben bir daha, hiç bir daha ağzımı almadım, içmedim. Laf onların hepsine. Hepsi de laf onların. Hepsi de laf. Büyük bir laf arttı. İçi boş bir laf. Azimli, insanoğlu kadar dilayetli ve dirençli bir varlıklıktı. Yapmayacağım, benim yapmaz. Laf onların hepsine.
İç, giyi bırakamamış. Laf. Hapı bırakamamış. Laf. Kumarı bırakamamış. Laf. Hepsi de laf. Başka hiçbir şey değil. Bırakacak herkes. Başka soracağını mı bozuk olur? Yok ya, bu da söylüyorum. Niye böyle ya? Tamam, ben ben. Pardon. Ben soracağını alıp başlayayım. Efendim, hakikaten. Efendim, insanlar sürekli şükrediyor. Dilde şükrediyor. Bunları hayatlarına geçiremiyorlar. Dilde şükrün de, en azından dilde şükrün de bir insana bir faydası var mıdır? Yani hayatını aksettirmeye gayret etse de öncelikle dilinde şükür var.
Bu husustaki düşünceniz nedir efendim? Bütün ibadetler dinle, kalple, sırla, ruhla farklı tecelliyatlar olur. Şükrün de normalde dinle olan tecelliyatı farklı, kalpte olan tecelliyatı farklı. Tabii şükür bu noktada gerçek manada olursa, kalbi olursa, o kimse her halükarda, her halükarda, kalbi bir şekilde Allah'a şükretmesi var.
Kalp, kendine ait bir his ve dünya, duygu dünyası vardır, kalbin. O, kalpteki o his, düşünceler, tezgiler, belki de sözcüklerle, cümlelerle anlatılması çok güçtür. Benim meşhur bir tezim vardır. Sözler bir şeyin gerçek manasını, anlamını anlatmakta güçlük çeker.
Bir gözyaşının, duygusunun, onun hissiyatını sözcüklerle ifade etmek mümkün değildir. Yani siz işte yazarsınız oraya gözyaşı diye, o yazdığınız gözyaşı cümlesi, gözyaşının arkasında duyguları, düşünceleri, hissiyatı, sesinlemeyi, sezişi anlatamaz, anlatması mümkün değildir. Veya siz karanfil dersiniz, çiçek ismidir, öyle değil mi? Karanfil dediğinizde, o karanfilin rengini, kokusunu, yapraklarının, anasonunu, kokusunu, ne bileyim işte karanfilin kendi kokusunu, kendi aromasını, bunları anlatamazsınız. Karanfili tanımayan bir kimse, karanfili koklamamış bir kimseye, karanfil dediğinizde, hiçbir manaya ifade etmez. Ama karanfili tanıyorsa, karanfili kokladıysa, karanfilin özüne vakıf olduysa o kimse, karanfil sözünü duyduğunda, karanfilden ne anladığı, ne manaya geldiği, tanıdığı kadar, bildiği kadarıyla, kalbinde bir his oluşur.
Ve karanfille alakalı, iyi anıları varsa, karanfile karşı bir sempatikli olur, bir hoşlu olur, gönlü ona doğru kaya. Kalp, bir şeyi, tanıdığı kadar, duygusallığını yaşar. Onun sezisini, tanıdığı kadar bilir. Şükretme noktasında da, şükür bir kelimedir cümledir, ama, şükretmenin içini, altını dolduran, kalpteki o hissiyattır. Kalpteki o, düşünce dünyasıdır, bir seziş dünyasıdır. O zaman, şükrün gerçek mahiyeti, gerçek madansı, bir kimsenin, Allah onu hangi noktaya getirirse getirsin, hangi noktaya götürürse götürsün, hangi noktada tutarsa tutsun, Allah'a şükretmek noktasıdır. Ona teslim olmak noktasıdır. Ona itiraz etmeme noktasıdır. Onu neden böyle yaptın dememe noktasıdır.
Neden bu haldeyim, neden bu hale düştüm, niçin böyle oldum dememe noktasıdır. Gerçek manasında şükredenler. ve ulemalar, imanlar şükür mü üstün, zikir mü üstün diye tartışma bile yapmışlar. Ama zikrullah, şükrü de içine alır. Bak zikrullah, şükrü de içine alır. Belki de, şükür de zikrullah için alır. Öyle enteresan bir nokta. Çünkü, mahşer kurulduğunda, Cenab-ı Hak hesabı, kitabı, Cebrail'e devreder. Cebrail'e der ki, şu mahşer halkının hesabını, kitabını gör. Cebrail'i nida eder. Dünyadayken Allah'ı hakkıyla şükredenler. Kalkın. Onlar kalkarlar. Onları hesapsız, kitapsız cennete gönderir. Ardından nida eder.
Dünyadayken Allah'ı çokça zikredenler. Kalkın. Hemen onlar da kalkarlar. Onları da hesapsız, kitapsız cennete gönderir. Şimdi, böyle hesapsız, kitapsız, cennete gönderilen 3-4 tane zümre vardır. Bunların ikisi şükredenler ve zikredenlerdir. Bir de Allah için şehit olanlar vardır. Onlar da hesapsız, kitapsız cennete gönderilir. O yüzden şükürün, dilde kalmış olsa dahi, kalbe inmeye adaydır o, dilde olan şey. Bir şey insanın dilinde varsa, kalbe adaydır. Kalbinde varsa, dile de tecelli eder. Ama, gönül arzu eder ki, bütün herkes şükrederken, kalben şükretsin. O zaman, hastalığa da şükür olur, bu karalığa da şükür, yokluğa şükür, varlığa şükür, nimete şükür, zulmete şükür, ondan sonra her şey şükür ortaya çıkar.
O zaman, bir kimse sabah uyandığında, şükürle uyanmalı, gece yatarken şükürle yatmalı. Ve günün arasında da hayatına şükür. Yaşamak dair bir şükür vesilesidir. Nefes alıp vermek dair şükür vesilesidir. Eğer nefes alıp veriyorsanız, o kötü halden kurtulacağınıza ümit edin. Eğer nefes alıp veriyorsanız, halinizin değişeceğine ümit edin. Muhakkak sizde bir değişecek bir şey var demektir. O yüzden, şükürden uzak durmayacak insanlar, zikirden uzak durmayacak. Benim enteresan böyle, Allah affetsin, kendimce tespitlerim vardır. Bir kimse, hayatının şükür, zikir, hayatının şükür, zikir, cömertlik, Allah yolunda koşuşturmaya alacak. Bunların üzerinde olacak o kimse.
Bunların üzerinde olmazsa, kulluğun tadını çıkaramaz, kulluğunu bilemez. Hayatınızı şükürle, zenginleştirin, süsleyin. Yani, hepimizin başından muhakkak her şey geçer. Varlık geçer, yokluk geçer, sağlık geçer, hastalık geçer, sıkıntı geçer, darlık geçer, bolluk geçer, her şey geçer. Borç geçer, ifras geçer, zenginlik geçer, çocuk geçer, çocuktan dert olur, sıkıntı olur, gelin olur, damat olur, akrab olur, bunların hepsi de yaşanır. Hayat yaşıyorsunuz sonuçta. Bunu unutmayın, hayat yaşıyorsunuz. Ve bu hayatın içerisinde, kirintili, çıkıntılı her şeyi yaşayacaksın. Başına gelecek. Her halükarda, şükretmeyi unutmayacaksınız. Her halükarda, zikretmeyi unutmayacaksınız. Her halükarda, namazı unutmayacaksınız. İbadeti unutmayacaksınız. Mesela o, sorgusu, sualsiz, gönderilecek olanlardan, bir zümrede, gece ibadetine kalkanlardır.
Hadis-i Şerif'te, Cenab-ı Resulullah buyurur, bu Hadis-i Şerif, uzundur Hadis-i Şerif. Cebrail'i nida eder, gece uykusundan uyanıp da, Allah'a ibadet edenler, namaz kılanlar, Hadis-i de sorgusuz, sualsiz, cennet eder. O zaman insanlar, bu noktada, şu anda, insanların aslında, zaman olarak değişkenliği yok. İnsanlar aynı insan. Yani, Adem Aleyhisselam da, kendi peygamberliğini yaparken, insanları şükre, zikre, ibadete davet ediyordu. Muhammed-i Mustafa da, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi. O da insanları, şükre, zikre, ibadete davet etti. Yani, demek ki, insanlar olarak, değişen fazla bir şey yok. insanlar, Adem Aleyhisselam zamanında da, isyan ediyorlardı.
Muhammed-i Mustafa zamanında da isyan ettiler. Şimdi de isyan ediyorlardı. Yani, hırsızlık yapmayın dedi Musa, insan da hırsızlık yapmayın dedi. Yakup da, Yunus da, Yusuf da hırsızlık yapmayın dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de, hırsızlık yapmayın dedi. E şimdi, demek ki, o günden itibaren, insanlar hırsızlık yaptılar ki, hırsızlık yapmayın diye birileri geldi ona. Budizm'i okuyorsun, Buda'da hırsızlık yapmayın demiş. Konfüçyüz okuyorsun, Konfüçyüz de hırsızlık yapmayın demiş. İşte, Katolik Hristiyanların kitaplarını okuyorsun, onlar da hırsızlık yapmayın demiş. Öbür, işte, Protestanlar okuyorsun, Angelikan Kilisesi okuyorsun, onlar da hırsızlık yapmayın demiş. Mısır'ın, Firavun, inancını, veya Babil'in, kendi inancını, veyahut da Roma inancını, Roma inancını bakıyorsun, onlar da hırsızlık yapmayın demiş.
Yani, demek ki, belli doğrular var, belli şeyler var, bunlar, insanlık var olduğundan beri, hep, insanlığın üzerinde, bunları tavsiye etmişler, bunları yapmayın demişler. Bu noktadan baktığımızda, o zaman, şükretmek, Adem aleyhisselam zamanında da çok kıymetliydi. Yusuf'un, Yakup'un, İsmail'in, ondan sonra İbrahim'in, zamanında da çok kıymetli. Musa'nın, İsa'nın zamanında da çok kıymetliydi. Muhammed-i Mustafa'nın zamanında da çok kıymetli. Ve şimdi de çok kıymetli. Bu noktadan bakarsan, insanlığın üzerinde fazla değişen bir şey yok. İnsanlar, o zaman da şükretmiyorlarmış, şimdi de şükretmiyorlar. O zaman da dilleriyle şükredenler vardı, şimdi de dilleriyle şükredenler var.
O zaman da, kalbiyle şükredenler vardı, şimdi de vardı muhakkak. Ama önemli olan, o ibadetlerin, o muhabbetin, o sevginin kalbe inmesi. Bazı yerlerde erkekler bayanlar, aynı masada, sofrada yemek yiyor, aynı çorbaya kaşık atıyor. Erkeklerle bayanlar var. Bunlar bir şey. Dehis var efendim. Mahrem. Dini açıdan soracak olursan, kadınlarla erkeklerin aynı sofra, yemek yemeğine yasaklayan herhangi bir ayet, hadis yok. Enteresan bir şey duydun değil mi? Mesela İmam-ı Azam Hazretleri'nin eserlerine baktığınızda, orada bunu yasaklayan, engelleyen bir şey bulamazsınız.
İmam-ı Şafi de bulamazsınız. İmam-ı Malik de bulamazsınız. İmam-ı Hanbel'de serbest olduğuna daire hüküm bulursunuz. Aynı odada hocam, yani oturmak, yemek yedikten sonra, haramlık selamlık var. Şimdi normalde, haramlık selamlık, fitneler çoğalınca, insanların kendilerine koyduğu, kendilerine göre koydukları bir kuraldır. Ona kendine güvenmeyenlerin koyuyordu. Adamın kendisiyle, kendi yaşadığı ortamda, kendi kültürüyle alakalı. Böyle bir hadis, bir kaynak yok mu diyorlar? Yasakladığına dair. Ben okumadım bir hadis-i şeriften. Ben yoktur demekten uzak dururum. Hep ben okumadım derim. Belki de benim okuduğum kaynaklar olmamış olabilir. Ama, yeğenliğine dair, hadis söylerim size.
Sahabe oturup hep beraber yemek yemiş. Bununla alakalı hadis var. Bu, insanların kendi gelenekleriyle, kendi kültürleriyle, kendi örfleriyle alakalı. Biz bunu, kendi kültürümüzü, kendi geleneğimizi, kendi örfümüzü, din olarak koymuşuz insanların önüne. Din olarak koymuşuz. Yani, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadislerine baktığımızda, hadislerde yasaklayan hiçbir şey yok. İmamların iş dağıtlarına baktığımızda, ama İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Ambele gazetinin, eserlerinde de yok, dört mezhep kitabı da var bende. Hayırlıca, ceziri var bende, dört mezhep'e göre, fetva veren. Ceziri de var bende, o dört mezhep'e göre, fetva veren. Dört mezhep'e göre, o fetvâta da, orada da araştırdım.
Onda da, kısıtlayıcı ve yasaklayıcı bir şey yok. Ama, eğer, buradaki problem şu, biz dini, kendimize referans olarak, Kur'an'ı, ve sünnet-i Resulullah'ı, ve imamların iştahlarını alacaksak, o zaman, din bizim önümüze, kendi ailemizde, kendi mahallemizde, kendi ortamımızda yaşadığımız gibi olmadığını görürsünüz. Yalnız, ben ne sizin gibi biliyordum önceden, haramlık, selamlık var, işte haram diyordum kendimce. Ben de öyle biliyordum. Benim bildiğim de oydu, benim bildiğim de farklı bir şey değildi. Ama ben okudukça, okudukça, okudukça, ya böyle bir şey yok. Yasaklanmış yok. Eğer yasaklanmış bir şey varsa, sahabeler çok haram işlediler o zaman. Uygulaması var. Hatta ben en meşhur olanını anlatıyorum. Hayat-ı sahabede de geçer.
Hani bir misafir gelir ya, yabancı bir misafir gelir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mescidine, orada onu misafir edecek ki, hiç kimse yoktur. Resulullah'ın evinde de yiyecek, içecek hiçbir şey yoktur. Allah Resulü der ki, bunu kim götürecek misafir olarak? Sahabeden birisi kalkar, ben götüreyim ya Resulullah der, götürür evine. O yabancıdır halbuki o kimse. Götürür, götürdüğü zaman, hanımı der ki, bir kap yemek var, başka yiyecek bir şey yok, birkaç sokma da ekmek var der. Hatta, onlar da evlerinde su da yok, içme suyunu dışarıdan alırlar, gelirler. Çok az bir şey de, bir bardaklık atar da içme suları vardır. Onlar şalkı, ışığı biraz köreltirler, sofrayı kurar hanımı.
Otururlar sofraya, hanımıyla kendisi, yemekten yiyormuş gibi yaparlar, kaşık çatal sesi var yani, öyle anlayın, ama yemezler. Komple yemeği misafire yedirler. Suyu da misafire içirler. Yatağa da misafire verdiler, yatırırlar. Sabah olur kalkarlar. Allah Resulü der ki, o misafire dene, kimdi filancaydı. Sen ne amel işledin ki, Cebrail kardeşim geldi, senin citsizin ailenle beraber, cennetlik olduğunuzu söylediler. O da der ki, ya Resulallah, ben misafire eve götürdüm ama, yiyecek fazla bir şeyimiz yoktu. Hanım geldi, oturdu, bir kap koydu, bir kap yemeğimiz varmış. Biz hanımla beraber, yiyormuş gibi yaptık. Asıl misafire yedirdik. İçiyormuş gibi yaptık, asıl misafire içirdik. Yatıyormuş gibi yaptık, asıl misafire yatırdık. Herhalde bundan gerektirdiler.
Cebrail Aleyhisselam tasdik eder. Evet der. Bundan dolayı Allah sizi affetti ve sizi cennetli müjden ediyor. Şimdi, o zaman sahabe haram işledi. Hanımın da geldi, misafirin yanına oturtturdu. Örtlerimizi, ha bir aile reisinin şuna hakkı vardır, oturtmayabilir. Bir evin reisi, halvet haramdırdınız. Bunu kesinlikle koyalım ortaya. Bir yabancı kadınla, yabancı bir erkeğin, aynı odada yalnız kalması, tek başına oturması, halvet etmesi haramdır. Ben şimdi, senin evine geldim, senin evde senin hanımın var. Ben senin hanımınla evde yapayalnız kalamam. Evde senin, diyelim ki, oğlan var büyük değil mi? Ben senin evde gelirim, kalırım o zaman, otururum o zaman.
ama senin oğlan var mı? Senin oğlan evdeyken, hiçbir problem olmaz. Ama yok, evet haram. Anlaşıldı mı? Bunun gibi, yani senin üzerinden, şimdi yanlış anlaşılmasın diye, senin üzerinden örnek verdim. Ama, diyelim ki, evinizde yemek yiyecek değil mi? Burada hak sanayi, sen ister sofrayı bir yerde kurarsın, ister ayrı kurarsın. Gelen misafirin, neden ayrı yiyoruz, neden beraber yiyoruz, demeye de hakkı olmaz. Anlaşıldı mı? Bunun konuda bir hadis getirirlerse, daha çıkın, yasaklayan hadis getirirlerse. Şunu getireceklerdir, siz zihniyetlerinizi koruyun. Hani var ya, Nur suresi, eve, kadın normalde başörtüsü çıkmasın, kadın tesettürüne, riayet ederekten çıksın, bunda bir beysi yok.
Bazı hadislerde, Resulü Efendimiz mesela, Mevla'yı anlatırken, Allah Celleşşahı Hoca, Mevla'yı, hep böyle yükselterek anlatıyor. Dua ederken, işte, yani, ne büyük, makam sahibi falan, ya, işte ben şimdi telavuz edemiyorum. Bizim böyle yapmamızda, böyle bir dua, Allah Celleşşahı'nın gelerek, dua etmekte, ayağım etmemiz lazım. Allah'ın çok hoşunu gider. Biz kimizde? Yok. Şunu unutmayın. Bir şeyin kapısını, Muhammed'i Mustafa araladıysa, o kapıdan bütün herkes geçecek. O doğrudur. onun üzerine edep ederiz, biz buradan geçmeyiz demek nefisleridir. Allah muhafaza etsin. Yok. O nasıl yüceltiyse, biz de öyle yüceltiriz. Enes bin Malik, Radiyallahu anh Hazretlerinden, Efendimiz'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
rızkının genişlemesini, ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasına iyilik etsin. Ben bu ahlak hadislerinden, can sıkan hadislerdim. Yani insanlar şimdi bu hadisleri, uygulamakta zorluk çekiyorlar, unuttular ya, uygulamıyorlar ya. O yüzden can sıkan hadisler bunlar. rızkınızın genişlemesini istiyorsanız, akrabalarınıza iyilik yapacaksınız. Ya bu akraba da nereden geldi şimdi ya? Ya bu adam da nereden geldi şimdi ya? Şimdi sırası mıydı bu misafirin gelceği? Şimdi sırası mıydı bu akrabanın gelceği? Ya dayım da duruyor duruyor, tam zamanında geliyor. Veya teyzem de duruyor duruyor, tam zamanında geliyor. Ya şu karının hatunları, akrabaları da ne kadar ya, hiç durmuyorlar ya, ne kadar çok seviyorlar ya gezmeyi.
Veya şu adamın akrabaları var ya, kadınlar öyle diyor ya, illallah ettik ya şu adamın akrabalarından. Ne kadar çok birbirlerini seviyor, Allah muhafaza eylesin. Akrabayı sevmek neredeyse imandan. Neredeyse diyorum bak. Akrabaya hürmet edin, hizmet edin. Rızkının genişlemesini isteyen, akrabasını ziyaret edecek, buna iyilik edecek. Ebu Hureyre nakletmiş yine, rızkının genişlemesine ve ömrünün uzun olmasına sevinen kimse, akrabasına iyilik etsin. Yani birisinin rızkı genişlemiş ya, seviniyor. Diyor ki sen seviniyorsun ya, evet akrabana iyilik et. Genişlemesini isteyen de iyilik edecek, genişleyen kimse de iyilik edecek. Veya ömrünün uzamış, adam gelmiş şimdi 50 yaşına, 55 yaşına.
İyi ömür. Sıta var yaşlılar, böyle duvara doğru yaslanmışlar. Ben kendimi yaşlı hissetmiyorum, ben sadece ihtiyar oluyorum. Yaşlı olmak ayrı, ihtiyar olmak ayrı. Ben ihtiyar, siz yaşlısınız benden. Siz şimdi böyle yaşlanmışsınız ya, akrabaya iyilik yapacaksınız. Ben akrabadan sayılırım, Adem'den gelmek. Önce ilmeyi bana yapacaksınız yani. Kıraba sayılmaz mı insan? Hem din kardeşiyiz, hem yol kardeşiyiz, hem Adem'den geldik. Her yerden yok. İlla ki sizdeki parayetler gibi değiliz. Öncekiler daha kuvvetli ama, bizimki, benimki de aşağıdan değil yani. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu, kim Rabbinden korkar ve akrabasına iyilik ederse, eceli gecektirir, malı bereketlendirir ve ailesi de onu sever.
Yani şimdi bir erkek düşünün, akrabaları seviyor. Tabii hanımının da akrabalarını seviyor. Akrabalarını hem hanımının, hem kendi akrabalarını severse, aile komple onu el üstünde tutar. Kız tarafı der ki, damanımız bir tane. Neden? Eve gidiyoruz, yiyoruz, içiyoruz, gönlümüz hoş oluyor. Oğlanın kendi tarafı der ki, ya oğlumuz bir tane, evine gittik, yedik, içtik, bizim her işimizi halletti. Tabii her gelin de evde, hanım da aynı şekildeyse, beynin akrabalarını hoş tutuyorsa, onlar diyecekler ki, bir gelin var ki bizde, Allah Allah, kızımızdan ileri, kızımızda o kadar rahat etmiyoruz. Zaten kadınlar genelde kendi ailelerine çok düşkünlerdir. bu konuda problem yaşanmaz. Kadınlar kendi ailelerini genelde çok severler.
Zaten kendi ailelerle problem yaşamazlar. Ama gerçekten de bu, insanların arasında muhabbeti, insanların arasındaki sevgiyi, saygıyı sabitleştirir, kökleştirir. Aileleri kökleştirir bu. Yani aile, kökleşmiş bir aile olur. Öbür tür aile dağılır. Ve öyle ailelerin içerisinde, öyle insanlar ender bulurur. Yani öyle, zülalelerde insanlar vardır mesela, insanlar onlara gidip, gönüllerini seren seren kalırlar. Dört kardeştir, ama bir tanesi böyle Kabe gibidir. Herkes oraya gider. Onun gönlülü geniştir bu noktada. O bir misyon istenmiştir. Bütün herkes ona gidiyorsa, bilin ki Allah seviyordur onu. Bakın Allah onu seviyordur. Millet gider, yükünü ona atar. Hastası olan ona gider, işi olan ona gider, borcu olan ona gider, derdi olan ona gider.
Mesela, önceden Türk filmlerinde vardı ya, birisi İstanbul'a geliyordu, bütün herkes, enişte bizim burada diye, bütün köy oraya geliyordu. Ya bu zorunluluktu belki de. Ama şimdi gerçekten, eğer birisi, sülaleden birisi, akrabalardan birisi, dertte, sıkıntıda, problemde akla gelip, insanlar ona başvuruyorlarsa, o Allah'ın elidir, o ailenin içerisinde. O Allah'ın gözüdür, o ailenin içerisinde, o sülalede. Veya mahallede öyle görünüyorsa, evet, mahallede Allah'ın elidir o. Eğer bir kasabada öyle görünüyorsa, evet, o kasabada öyledir o, Allah'ın elidir o. Veya dergahın içerisinde öyle görünüyorsa, o Allah'ın elidir orada, dergahın içerisinde. Öyle olmaya gayret edelim inşallah.
Derecelerine göre yakınlara iyilik yapmak. Yüce Allah, amellerinizin haklarına riayet etmemizi size emrediyor. Sonra annelerinizin haklarına riayet etmemizi size emrediyor. Derecesi göre. Yani biz önce annemize iyi davranacağız. Ondan sonra...

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi