mustafaozbag.org

150. Mesnevi Şerhi (930-948 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 7 Eylül 2020 · 47:05

Biz şimdi gelelim sohbetimize, mesnevi okumamıza. İnşallah 929. beytte kaldıydık, konu başlığında kalmıştık. O konu başlığından devam edeceğiz inşallah. Hani av hayvanları tevekkül etmeyi, çalışmamayı öneriyorlardı. Ve diyorlardı ki, aslana sen avlanmayı bırak, biz her gün senin önüne senin yiyeceğini, içeceğini getirelim. Sen avlanmayı bırak diyorlardı. Aslan da onlara diyordu ki, hayır ben çalışmayı önde tutuyorum diyordu. Hazreti Pir, aslanla diğer av hayvanlarını konuşturmaya devam ediyor. Aslanın yine çalışmayı tevekküle tercih etmesi. Konu başlığı bu. Aslan dedi ki, evet ama kulların tanrısı bizim ayağımızın önüne bir merdiven koydu.
Dama doğru basamak basamak çıkmalı. Burada cebri olmak, ham tamahtır dedi. Yani Cenab-ı Hak bizim önümüze bir merdiven koymuş. Dama uçaraktan da çıkılabilir mi? El cevap çıkılabilir. İkinci kata uçarak da çıkılabilir mi? El cevap çıkılabilir. Ama o zaman da kanat lazım. Kanadın olsa, kanadını çırpmasan yine uçabilir misin? Yine uçamazsın. Kuş dahi kanadını çırparaktan uçuyor. Kuşun kanadı var. Eğer uçmasını bilmeden, kuş yavrusu eğer yuvasından kendisini atarsa ben oldum diye aşağıda bekleyen kedi köpeğe yem oluyor. Yani demek ki kuş yavrusu da kanatlanacak, uçmayı öğrenecek, tüylenecek. Ondan sonra uçacak sebepler daresinde. Aynı şekilde sufiler için de geçerlidir.
Sufi bir dergaha girer, bir üstada bağlanır. Üstada bağlandıktan sonra iki hal görüp, iki rüya görüp, ben tüylendim, ben kanatlandım, ben uçarım sevdasıyla. Bir heva, hevese kapılır, uçmaya kalkar, aşağıda onu kedi köpeğe yem olur. Yani deccala yem olur, şeytana yem olur gider. Demek ki kanadın dahi olsa ona çırpmak gerek. Kanatı çırpacaksın ki uçacaksın. Sebepler daresinde. O yüzden ehli sünnet cebriyeci değildir. Cebriyeye karşı çıkmıştır. Yani cebri olmak ham tamahlık diyor Hazreti Mevlana. Cebriye'ne kısaca tarif etmek gerekirse insanlara ait ihtiyari fiillerin ilahi irade ve kudretin zorlayıcı tesirle meydana geldiğini savunmak. Biz ehli sünnet, ehli sünnetin içerisinde maturidiler bu konuda çok önemli bir kural koymuşlar.
İmam Maturidi der ki fiiliyatın, fiilin üzerinde iki tecelliyet, iki kuvve vardır. Birincisi Allah'a ettir ki o yaratmadır. İkincisi kulağı ettir, kesp, istemedir der. Bunu eski o bir haç zamanında bir facia olmuştu. O haç faciasında ölen Müslümanlar olmuştu. O şeytan taşlamada Müslümanlar ölen olunca Mehmet Said Yazıcıoğlu diye Diyanet İşleri eski başkanı vardı.
Ben çok tebrik ediyorum onu. Çok böyle ilim ehli bir kimseydi. Sağsa Cenab-ı Hak ona hayırlı nefes nasip eylesin inşallah. O meşhur Vali Yazıcıoğlu'nun kardeşiydi o da. O çok böyle ilmiyle amil, iyi bir profesörlerden birisiydi. Onun bir doçentlik tezi var. İnsan hürriyeti üzerine. O yüzden o kitabı okumalısınız muhakkak. Oradan incelemelisiniz. Ve o böyle Maturi'den ondan sonra Nesefi'den, Sabuni'den böyle insan fiiliyatındaki hürriyeti ne kadar. Onları böyle toplamış çok düzgün bir eserdi. Çok uzun yıllar önce elime geçmişti öyle bir eser. Orada aklımda kalanı söyleyeceğim. Fiiliyatın üzerindeki iki kuvvet vardır. Birisi Allah'a ettir. O yaratmaktır.
İkincisi de kulağı ettir. Kesb istemektir. Yani çalışmaktır. Bir şeye doğru yönelmek, bir şeye koşturmak, bir şeyi istemektir. Bir şey için mücadele etmektir. Onu yaratacak olan da Allah'tır. O yüzden burada ehli sünnet, bilhassa hanefiler cebriyeyi kabul etmezler. Bir kısım araştırmacı, sufilerin cebriyeci olduğunu düşünürler. Sufiler cebriyeci değildir. O yüzden biz böyle insanlara has bir iradenin var olduğunu, o irade eden bir sorumlu olduğumuzu, mükellefiyetliğimizi onunla yerine getireceğimize inanırız. Bir sorguya muhatap olacaksak biz mükellefiz demektir. Mükellef isek biz kendi aklımızla, kendi idrakimizle, kendi irademizle bir şey yaparız.
Ve onun sorumluluğunu da eğer din ise Allah'a veririz. Mesela örneğin Türkiye Cumhuriyeti Kanunu'nun yasaları var. O yasaların içerisinde yasak olan şeyler var. Suç kabul edilen şeyler var. Siz onu gider de cüz-i iradenizle işlerseniz onun cezasını çekersiniz. Hoş bazen işlemediğiniz suçun da cezasını çekebilirsiniz. Bu da ayrı bir şeydir. Ama çekersiniz o cezayı. Namaz kılmadıysanız örneğin namazı kılmamanız sizin kendi cüz-i iradenizle alakalıdır. Çünkü ayet-i kerimede de isteyen iman etsin, isteyen etmesin demiştir. Hür bırakmıştır. İsteyen dinini yaşar, istemeyen yaşamaz. Hür bırakmış. Dinde cebrecilik yok çünkü. Sen ister iyiliklerde bulun, ister bulunma.
Hürsün. Sen ister namaz kıl, ister kılma. Hürsün. Dinin açıdan bakılacak olursa. Dinde zorlama yok. İster iman et, ister iman etme. Cehennem'i de dolduracak insanlar olacak. Cenneti de dolduracak insanlar olacak. Ne Allah'ın cenneti boş kalır, ne de Allah'ın cehennemi boş kalır. Cehennemi yarattıysa, oluşturduysa muhakkak ki cehenneme gidecek kullar olacak. Cennetini yarattıysa, yaratmış çünkü. E cennetine de gidecek kullar olacak. O yüzden herkes bunları kendi iradesiyle yönelecek. Kendi iradesiyle ama cennetini kazanacak, ama cehennemini kazanacak. Cebriyeciler de öyle düşünmez. Cebriyeciler insanı bir makine gibi görür. Cebriyeciler insanı makinalaştırır. Sufilerde makinalaşmak yoktur.
O yüzden Sufiler cebriyeci değildir gerçek manada. Ayığın var, nasıl olur da kendini topal edersin? Elin var, niye pençeni saklarsın? Yani Cenab-ı Hak sana el vermiş. Bu elinde sen işte bardağı tutacaksın. Sen bardak gel benim ağzıma gir diyemezsin. Elini vermiş. Elini verdiyse bu elin çalışacak bir amel işecek. Ayak vermiş. Bu ayak çalışacak bir amel işecek. Sana göz vermiş, bir uzuv vermiş. O göz çalışacak bir amel işecek. O zaman gözün varken benim gözüm yok demen ham hayal. Senin körlüğünden ibaret bu. Elin varken elini yok görmek ham hayal. Senin körlüğünden, cahilliğinden, ilim bilmezliğinden ibaret bu. Bunu kalkıp da Allah'a atfetme.
Efendi kölenin eline belli verince söylemeden dileği malum olur. Yani bahçede çalışan bir işte tarım işçisinin eline siz bir kürek verirseniz veya bir kazma verirseniz onun ne yapacağı malumdur. İşte ne yapacak o? O kazmayla veyahut da o kürekle veyahut da işte o bahçeyi belleyecek. Eline bir makas verirsen bağ makası onunla budacak, aralayacak. O zaman söylemeden dileği malum oldu o kimsenin. Kalkıp da bir kimse bir işveren ona buraya şöyle belleyeceksin, böyle belleyeceksin demeyecek. İşte Allah da sana bir el vermiş. Sen elinin erdiği işlere devam edeceksin. Bel gibi olan el de Tanrı işaretlerindendir. Sonu düşünmek hassası da onun ibarelerindendir. O zaman demek ki Allah bize el vermiş bir işaret bu.
Cenab-ı Hak o işareti vermiş. Demiş ki bu eli ben çalışıp kazanman için verdim. Bu ayağı ben sana yürümen için verdim. Bu ayağı ben seni hayra yönelesin, hayra koşasın diye verdim. Bu eli ben sana hayra yönelesin diye verdim. Bu aklı ben sana beni tanıyasın, beni bilesin diye verdim. Evet. Bu aklı şeytanlığa çalıştırasın diye değil. Bu aklı küfre çalıştırasın diye değil. Bu aklı deccallıya çalıştırasın diye değil. O yüzden Cenab-ı Hak bizim çalışmamızı, gayret etmemizi, akletmemizi ister. Kur'an-ı Kerim'de de o insanlar akletmez mi der? Din akıllı olanlarıdır. Akılsız olanlar zaten dini inkar ederler. Din akıllıların işidir, akılsızların işi değildir.
Yani bir kimse ben dinsizim diyorsa, onun aklından şüphe edilir. Psikolojik olarak onun rahatsızlığı vardır. Bir kimse Allah'ın varlığını kabul etmiyorsa, gerçekten o kimsenin psikolojik problemleri vardır. Tedavi olması lazım. Aklıyla alakalı problemi vardır. Tedavi olması lazımdır. Dinsizler onu akıllı görürler. Bakın dinsizler, dinsizi akıllı görürler. Mesela dinsizler, dindarı akılsız görürler. Bu enteresan bir bakış açısıdır. Oysa akılsız olanlar dini reddedenlerdir. Çünkü din akıl sahiplerinedir. Akılsız olanlara değil. Din, iman etmek aklın işidir çünkü. Akıllı olanlara iman ederler. Akılları kalbe bağlı olanların imanları kemale erer.
Allah bizi onlardan eylesin. Tanrı'nın işaretlerini canına nakşederek ve o işarete vefakarlık ederek can verirsen, sana nice sır işaretleri bahşeyler, senden yükü kaldırır, seni iş güç sahip eder. Şimdi yük altındasın. Allah seni yükler, bindirir. E şimdi o zaman sen o Allah'ın yol haritasını kabul edersen, Cenab-ı Hakk'ın Kur'an'ını kabul edersen ve onun kendi canına nakşedersen, Allah sevgisini, Allah'a imanı, Allah'ı zikri, Allah'a olan namazı, zekatı, orucu ve iyilikleri kendi canına nakşedersen, o zaman ve bu nakşetmede Allah'a bir can verirsen, o sana binlerce can verir.
Hani ayet-i kerimede ödünç vermek olarak nitelendirir ya Cenab-ı Hak, Allah yolunda can verenlerini ödünç vermiş olarak kabul eder Cenab-ı Hak. Allah yolunda mücadele eden, Allah yolunda cihad eden, Allah yolunda koşturan insanlar, Allah'a borç vermiş gibidirler. Ve Cenab-ı Hak onlara sayısız nimetler bahşederekten geri iade eder. Hani bu çok hoşuma gider benim. Tirmizi'de, Darimi'de, ondan sonra ve Fethül Bahri'de geçer bu hadis-i şerif. Kur'an ve zikrin kendisini benden istekte bulunmaktan alıkoyduğu kimseye, isteyenlere verdiğimden daha fazlasını veririm der hadisi kutsi'de. O yüzden hani bir kimse, sufiler bunu çok önemserler.
Allah'ı zikretmekten dolayı, o kimse kendisine bir şey isteyemese, devamlı zikir halinde o kimse, devamlı zikri yakalamış, devamlı zikrullah yakalamaktan kendisini unutmuş, kendisinden geçmiş, kendisine bir şey istemekten geçmiş. Öyle ya, o kimse artık böyle kendisini aklına getirmiyor hiç. Kendi benliğinden sıyrılmış. Hani geçen derslerde demiştim, Ümmet-i Muhammed'e isteyin, arkadaşlarınızı isteyin, eşlerinize, çocuklarınıza isteyin demiştim. Yani o kendinize değil, etrafınıza isteyin. Kendi nefsinizi düşünmeyin. Kendinizi hiçliğe atın, yokluğe atın ve devamlı etrafınızı düşünün. Ümmet-i Muhammed'i düşünün. Allah'ı zikredin ve eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza, arkadaşlarınıza, kardeşlerinize isteyin.
Onların iyiliğine, selametine, Kur'an ve sünnete bağlı olmalarını isteyin. Onların maddi, manevi, zenginliklerini isteyin. Hep etrafınıza dua edin. Böyle etrafına dua eden, kendisini es geçen, hiçliğe varmış, kendisine bir şey istemeyen, hiçliğe vardıktan dolayı, yalnız küstahlıktan değil. Böyle bir kimse diyor, hani zikullah'tan, Allah yolunda koşuşturmaktan, işte o dünyaya da pek meyil edemez. Çünkü dünyaya da zaman ayıramaz. Öyle olunca, Cenab-ı Hak diyor ki, isteyenlere verdiğimden daha fazlasını ona veririm. Çünkü sebep, o kendisini Allah'a vakfetmiş. Kendisini tabiri caizse, Allah'a borç vermiş. Kendinden geçmiş ama bunda böyle nefsine uyaraktan, kibirlenerekten değil. O halini kimseye anlatmayacak. Benim param vardı, benim param yoktu.
Şuna ihtiyacım vardı, buna ihtiyacım vardı. Beni şuraya götürür müsün? Beni buraya getirir misin? Bir şeye ihtiyaç hissettirmeyecek hiç kimseye. Kıymetli dostlar, Allah varken başkasından bir şey uman, imanın kemale ermemiştir. Allah'tan istemek varken, etrafından bir şey uman, imanın kemale ermemiştir. Allah muhafaza eylesin. Bunu bizim kardeşlerimize özellikle söylüyorum. Bunu zakir kardeşlere, ders yaptıran kardeşlere özellikle söylüyorum. Kardeşlerinizden bir şey ummayın. Bir şey uman kimse Allah'ı unutmuştur. Tövbe edip Allah'a yaslansın. Hiç kimseden bir şey ummasın.
Bu sizi kemale götürecektir. Bir şeyden, bir kimseden bir şey ummak, Allah muhafaza eylesin. Allah'tan gafrettir. Siz Allah'ı zikredin. Derdinizi Allah'a açın. İhtiyacınızı Allah'a beyan edin. Allah'tan isteyin. Başka bir hadis-i şerifte, o istenilmekten hoşlanır der. Bir insanoğlundan isteyeceğine Allah'tan iste. O seni Allah katında yüceltir. Onun hatta sıfatlarını da vesile etme. Direkt zatından iste. Sufi, zatıyla hemhal olan insandır. O zatından rızık talep et. Onun zatından ilim talep et. Onun zatından yardım talep et. Onun zatından muhafaza talep et. Onun zatından iste. Ne isteyeceksen? De ki, Ya Rabbi beni zatından rızıklandır.
Bizleri zatından rızıklandır. Bizleri zatından muhafazaya al. Bizleri zatın katında emanetine al. Bizleri zatınla hemhal olanlardan eyle. Bizleri zatınla müşerref olanlardan eyle. Bizleri zatınla müşerreflendir. Bizleri zatınla şereflendir. Bizleri zatından ayırma. Bizleri zatından uzaklaştırma. Bizleri kendi eliyle, kendi ayağıyla şeytanın kucağına gidenlerden eyleme. Bizleri kendi zatından lütfettiğin ilimle ilimlendir ki tuzakları görelim. Bizleri kendi zatından gelen bilgiyle, ilmi ledünle bilgilendir ki biz bilmediklerimizi öğrenelim. Yoksa bizim halimiz harap olur. Yoksa biz önümüzü görenlerden olamayız.
Yoksa biz iki yakamızı bir araya toplayanlardan olamayız. Sen istersen bizi iti köpeğe de yem eder misin Ya Rabbi edersin. Ama bizleri ümmeti Muhammed'in önünde rezil olacak haller içerisinde bulundurma. Bizleri mahşer yerinde rezil olacak haller içerisinde bulundurma. Bizleri zatından muhafaza eyle. Bizleri zatından hatalarımızı, kusurlarımızı, eksikliklerimizi, noksanlıklarımızı örtüver Ya Rabbi. Bizleri dinsizlerin önünde, imansızların önünde, münafıkların önünde, dini hakaret edenlerin önünde rezil, rüsvai olanlardan eyleme Ya Rabbi. Amin. O yüzden sufi zatıyla hemhal olur. Ve Allah'ı zikreder. Allah'ı çokça zikreder. Namazını dosdoğru kılar. Zekatını dosdoğru verir. Varsa bir hatası, kusuru, yanlışlığı Allah'a tövbe eder.
Olmasa dahi tövbe eder. Allah çünkü tövbe edenleri sever. Allah zekat verenleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah kendisini zikredenleri sever. Allah kendisinden af muhafret isteyenleri sever. Allah kendisinden isteyenleri sever. O yüzden biz Cenab-ı Hakk'ın sevdiği haller üzerinde bulunmaya gayret ederiz. Bizde cebriyecilik yoktur. Ve böylece biz işimizi, aşımızı, eşimizi, etrafımızı, her şeyimizi Allah'a teslim eder. Allah yolunda koşuşturur. Allah yolunda çalışırsak, Cenab-ı Hak bizi istediğimizden fazlasını verir. Katından nimetlendirir. Katından lütuflandırır. Katından ikramlandırır. Katından muhafaza eder. Katından korur. Katından korur. Cenab-ı Hakk öyle koruduğu kullarından eylesin.
İnşallah. Şimdi onun emrini kabul etmektesin. Sonra seni makbul eder. Sen şimdi bu dünyada onun emirlerini yerine getirir. Sen bu nefesin olduğu müddetçe onun emirlerini yerine tutarsan, o seni ne yapar? Makbul hale getirir. Senin yaptığın işleri daha yücelere taşır. Hani kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Kim Allah'ı bir topluluk içerisinde zikrederse, Allah onun ummadığı, hayal etmediği, daha yüksek şerefli bir topluluğun içerisinde onu zikreder. Sen toplanırsın, 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi bir evin içinde Allah'ı zikredersin. Allah seni peygamberlerin meclisinde zikreder. Allah seni meleklerin katında zikreder. Allah seni kendi zatında zikreder.
Allah seni kendi zatında zikreder. Sen küçük görürsün, 5 kişi toplanıp Allah'ı zikretmeyi. Sen küçük görürsün, 10 kişi toplanıp Allah'ı zikretmeyi. Küçük gördüğün şey Allah'ı zikretmektir. Sen küçük adamsın. Sen küçük insansın. Sen Allah'ın zikrinin maneviyatını tatmamışsın. Sen Allah'ın zikrinin nuraniyetini tatmamışsın. Sen evinde oturmuşsun tembel tembel. 3 kişi de olsa Allah'ın zikir meclisine gitmemişsin. Gitseydin, o seni daha makbul bir hale getirecekti. Sen o zikir halakasına kibirlenip, böbürlenip, kendini yükseklerde görüp beğenmemezlik etmeseydin, Allah seni kendi zatında barındıracaktı. Kör gözlü, kör kalpli, kör sağır kulaklısın sen.
Allah'ı zikredenleri küçük gördün. Allah'ın zikir halakasını küçük gördün. Zikri hatırlatanları küçük gördün. Kalbini mühürledi senin. Yoksa seni ne yapacaktı? Daha makbul hale getirecekti. Sen nefsine uydun. O zikrullah halakasına gitmedin. Sen nefsine uydun. Allah'ı zikredenleri küçük gördün. O yüzden makbuliyetin Allah katında olmadı. Şimdi onun emrini kabul etmişsin. Sonra o emirleri söylersin. Şimdi vuslat arıyorsun. Ondan sonra da vasıl olursun. Bakın siz Allah'ın emirlerini yerine getirirseniz kabul ettiniz. Kabul ettikten sonra emirlerini yaşamaya başladınız. Ondan sonra vuslat yolu aradınız. Kim farzları yerine getirirse Allah'a en sevgili işi yapmış olur.
Kim nafilellerle Allah'a yaklaşırsa ve Allah'ı severse Allah da onu sever. Üç adım. Ne yaptın? Emrini kabul ettin. Ve emrini yerine getirdin. Ondan sonra vuslat aramaya başladın. Şimdi de diyor vasıl olursun. Bu yolları takip edeceksin. O zikrullah halakasına oturacaksın. O farzları yerine getireceksin. Haramlardan uzak duracaksın. Ondan sonra nafilellerle Allah'a yaklaşacaksın. Allah'a vasıl olmayı isteyeceksin. Allah'a ulaşmayı isteyeceksin. Ondan sonra sen vasıl olacaksın. O vuslatı aramazsan vasılı olamazsın. O vuslatı arayacaksın. O vuslat olmanın yolu belli. Yol saklı değil. Yol gizli değil. Yol meydanda.
Yol Kur'an'a kısım sıkı sarılıp. Haramlardan uzak durmak. Farz ibadetleri yerine getirmek. Nafilelerle Allah'a yaklaşmak. Ve Allah'ı sevmek. Allah'a aşık olmak. Yol bu. Vuslat yolu bu. Ancak bu yoldan yürürsen Allah'a sen vasıl olursun. Bu yoldan yürümezsen Allah'a vasıl olamazsın. Ham hayalcilik yapma. Sen şeytanın hile ve sesine kanma. Sen bu iki ayaklı şeytanların söylediklerine de bakma. Sen kendine bir yol bul Allah'a gidecek. Bir vesile bul Allah'a gidecek. Allah bizi onlardan eylesin. Allah'ın nimetlerine, nimetine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebriliğin ise o nimeti inkardır. Bakın Allah'ın nimetlerine şükret.
Nimete şükretmek ne demek? Allah'ı zikretmek, Allah'a tövbe etmek, Allah'a hamd etmek, nimete şükretmek ne demek? Allah'a karşı olan vazifelerini yerine getirmek demek. E sen cebriyeye vurursan, Allah bana işte emretseydi namazı kılardık biz. Otur, seni sapık seni. Veyahut da bizim namazımız kılındı. Otur, seni sapık seni. Senin yolun yol değil. Allah muhafaza eylesin. Allah'a hamd et, Allah'a şükret, Allah'ı zikret. Ve Cenab-ı Hak ne dedi? Mü'min suresi ayet 60. Bana dua edin ki size icabet edeyim. Cenab-ı Hak'a dua et. Cenab-ı Hak'a zikret. O sana icabet edecek. Dua et canım kardeşim, dua et. Allah ayeti kerimeyle emrediyor. Bana dua edin diyor.
Dua et canım kardeşim. Ümmeti Muhammed için dua et. Eşin için, çocukların için dua et. Yavrularınız için, torunlarınız için dua et. Bu dedcaliyet zamanında herkes birbirine dua etsin. Bu ahir zamanın son diliminde herkes birbirine dua etsin. Çünkü öyle bir zaman gelecek ki insanların kendilerine yapılan dua kendilerine geçmeyecek. Ya Resulallah nicedir bu ümmetin hali? Ne yapacaklar bu ümmet? Birbirine yapmış oldukları dua karşılık bulacak. Çünkü birbirlerine günahsız ağızlarla dua edecek. Yani ben kendi adıma günah işledim. Benim ağzım günahkar. Ama ben işte İzmit'ten Cemil gelmiş, Özer gelmiş, Serdar gelmiş, Hüseyin gelmiş Bursa'dan, İzmir'den Mehmet Kuyucu gelmiş.
Burada canlı yayındaki kardeşlerimiz var. Ben onların adına günah işlemedim ki. Kendi adıma işledim. Günah ferdidir İslam'da. Günah umumi değildir. Bir kimse günah işledi değil, siz umuma cezalandıramazsınız. Yezidi misiniz siz? Bu Yezidi mantığıdır. Bir kimse günah işlediğinde bütün ümmeti Muhammed'i asmak. Bu Yezidi mantığıdır. Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretlerinin fıkıhı ve ölçüsü değildir bu. Yezidiler geldiler. Hazreti Ali Efendimiz'e dediler ki, şu Osman'ı katleden bu grup var ya, evet bunların hepsini de katletmen lazım. Hazreti Ali Efendimiz dedi ki, hayır dedi. Biz onların hepsini katledemeyiz. Biz katili bulacağız, onu katleteceğiz dedi.
Katili buldu, onu katletti. Ama Yezidiler onu bastırdılar Hazreti Ali Efendimiz'e. Dediler ki, bu gelen topluluk var ya, evet bunun hepsini de katlet. İçinden katil bir taneydi. Yezidi mantığı, Yezidi mantığı, Emevi, zalim, Emevi mantığı, bir şehirden bir kimse günah işlediyse bütün şehri katleder. Evet. Müslüman'ın birisi bir hata yaptığında bütün Müslümanları aynı kefeye koyuyorsa, Yezidi mantığı vardır onda. Evet. Bir şeyhim diyen bir kimse, bir suç işlemiş. Sen bütün şeyhleri aynı mantıkta asıyorsan, Yezidi'nin ta kendisisin sen. Tam Yezidi sinem. Bir cemaat bir hata yaptı.
Bir günah işledi, bir kusur işledi, bir hainlik yaptı. Bu hangisi olursa olsun. Bütün cemaatler, bütün topluluklar aynı. Hepsini de asalım dediğinde, Yezidi mantığıdır bu. Sizi gidi Emevi Yezidileri sizi. Siz Hüseyinileri katlettiniz. Siz Ali'leri katlettiniz. Siz Müslümanları, müminim diyenler, Ehli Beyt'i katlettiniz. Sizi gidi Ehli Beyt düşmanları sizi. Siz Ehli Beyt düşmanısınız. Siz Hz. Hüseyin Efendimiz'in yolundan giden, Hz. Hüseyin Efendimiz'in evlatlarının düşmanısınız siz. Siz Ehli Beyt düşmanısınız. Siz öyle basit değilsiniz siz. Siz hepinizde birer, tam bir Yezidisiniz. Tam bir Yezidi. Teccid-i iman edip, tövbe edip dönün geri.
Tövbe kapıtsa açıkken. Bu halinizde ölürseniz, son nefesinizi Allah bilir. Bir şey diyemeyiz. O yüzden şükretmek, hamd etmek ve Allah'a dua etmek, ayetle, hadisle sabittir. O yüzden bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir buyurdu. Sen büyüklük edip namaz kılmazsan, Allah'a karşı büyüklük edip oruç tutmazsan, büyüklük edip o küçük zikirli halkasına gitmezsen, büyüklük edip Allah'ı zikir meclislerine tepeden bakarsan, Allah'ı zikredenlere tepeden bakarsan, Allah'a kulluk etmezsen, evet senin gideceğin yer cehennem olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dua et.
O yüzden iste. Allah yolunda koş. Yine Cenab-ı Hak kendisine dua etmeyen, kendisine sikretmeyen, kendisinden istemeyenlere, Cenab-ı Hak tabiri caizse sırtını döner. Allah muhafaza eylesin. Onun verdiği kudrete şükretmek, kudretini arttırır. Hani Cenab-ı Hak sana bir fiiliyatın üzerinde iki kuvve vardır. Birisi kesbetmek, istemektir. Sen bu normalde verdiği kudrede, bu bize, bu ihtiyara vermiş olduğu bu kuvvete şükredersek, bizim kuvvetimiz artar. Cebir ise nimet elinden çıkarır. Yani sen cebir ehlisin, dua etmiyorsun. Allah'a nankörlük ediyorsun. Cebir ehlisin. Allah'a karşı isyan etmişsin. Allah muhafaza eylesin.
Nimet elinden gider. Senin cebriliğin yolda uyumaktır. Uyuma. O kapıyı, o dergahı görmedikçe uykuya dalma. Senin cebir halin, uyku hali, gaflettesin sen. Diyor, uyan. Cebrilikten çık. Çık. Ya o dergaha ulaşınca. Yani Allah'a vasıl oluncaya kadar çalış, gayret et. Allah'a vasıl oluncaya kadar gaflete düşme. Allah'a vasıl oluncaya kadar yolun devam edecek. Yürü. Son nefesine kadar çalışmak, gayret etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Allah yolunda koşmakla mükellefsin. Ey dikkatsiz Cebri. Sakın o meyveli ağacın altından gayri bir yerde uyuma. Sen ne zamanki cennet meyvesini buldun, ne zamanki cennet ağacını buldun, ancak onun altında uyuyacaksın. Yani sen cennete ulaşıncaya kadar uyumak yok.
Yani bu dünyayı uyumadan, gaflette olmadan geçireceksin. Hani cennetle mi müjdelendiniz ki gülüyorsunuz? Demiş ya büyükler, şeyhim öyle derdi. Böyle millet çok gülünce, Mustafa Efendi oğlum bunlar cennette mi müjdelendi derdi. Çok büyük kahkahayla gülmek devamlı kalbi katılaştırır çünkü. Az güleceksiniz, çok ağlayacaksınız. Çok zikredeceksiniz, çok tövbe edeceksiniz, çok dua edeceksiniz. Allah yolunda cehd edeceksiniz, gayret edeceksiniz. Evet, gayret edeceğiz, cehd edeceğiz. Öyle içimizden bir tane bozuk yumurta çıktı deyip de geri çekilecek değiliz. Her topluluktan çıkacak. Bir gurk tavuğunun altında 20 tane yumurta koyuyorsun da birkaç tanesi cil çıkıyor.
Birkaç tanesi cil çıkıyor. Baktım da ben bir kumru yuva yapıyorum burada. Bazen iki tane, üç tane yumurtluyor kumru. İkisinden, üçünden de yumurta çıkmıyor, civciv çıkmıyor. Kumru yavrusu çıkmıyor. Takip ediyorum onları. Aa, bazen üç taneden bir tane çıkıyor. İki tanesi cil çıkıyor. Çıkmıyor ondan şey. Ne o? Civciv çıkmıyor ondan. Kumru yavrusu çıkmıyor. Her yumurtadan olacak diye bir kaide yok. Her ders alanından derviş olmuyor. Evet. İçinden çürük yumurta çıkacak mı? Çıkacak. Özünü temizlemeyen çıkacak mı? Çıkacak. Ne yapacağız yani? Kapatacağız mı? Dükkan mı kapatacağız? Böyle bir şey yok. Mücadeleye devam edeceğiz. Biz nerede hata yaptık? Biz nerede yanlış yaptık diyeceğiz.
Kendi kendimize hesaba çekip yola devam edeceğiz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden uyumak yok. Yolda kalmak yok. Cebriye'ye vurmak yok. Onun nasibi bu kadarmış. Nereden biliyorsun? Sen üzerine daha fazla titizlikle, ihtimamla durdun mu? Konuşmalarına dikkat ettin mi? Sohbet ederken insanların algılamayacağı bir şey söyledin. Ha gitti nasibi yokmuş mu dedin? Dost doğru konuştun mu? İnsanlara bir şeye emir vakim yaptın. Efendim işte bana öyle söylüyorlar. Efendim işte arkadaşlar çoğalmıyor. Kendine bak. Sen demek ki düzgün zakirlik yapamıyorsun. Düzelt kendini. Böyle de deyince beni değiştir olmazsa Allah Allah. Düzgün yap. Düzgün yapmayı göze almıyor da beni değiştir diyor.
Kendini terbiye etmiyor göze almıyor. Nefsine vurmayı göze almıyor. Beş tane teslim ediyorsun dört tane kalmış. Beş tane teslim ediyorsun üç tane kalmış. Nerede? E gitti bunlar. Ne demek gitti ya? Gidenin yerisine koy o zaman. Çalış gayret et. Yatma yatanda. Kalk Allah'ı zikret gece. Tövbe et. Allah hayal var. Allah hayal var kardeşim. Bir kişiye imana getirmen. İnsanların ve meleklerin yaptığı ibadetten daha evlâ ibadet. Bir kişinin Allah demesine vesile olman. Meleklerin yaptığı zikrullahtan daha evlâ. Herkesten evlâ. Otur. Hiç umrunda değil. Kendini dahi kurtaramazsın sen. Kendini dahi kurtaramazsın. Cebriyet yok. Nasibi bu kadarmış.
Bu kadar olacakmış. Böyleymiş. Cebriyet bunlar. Çalış kardeşim. Gayret et. Bana da öyle diyorlardı önceden. Mustafa Efendi işte burası Bursa değil. Bayındır dahken Mustafa Efendi bizim orası bayındır gibi değil. Koş kardeşim. Sofranı aç. Gönlünü aç. Evini aç. Allah hayal var. Allah yakar. Allah yolunda koş. Bir kişiye daha nasıl Allah'ı kul edebilirim? Allah'a nasıl onu yaklaştırabilirim? Onun derdinle yan. Bir kişiyi daha Allah'a vasıl etme. Allah'a vuslat etme yoluna koymanın derdiyle yan. Sen paranın derdinle yanarsan. Sen rahatının derdiyle yanarsan. Sen nefsinin derdinle yanarsan. E olmaz. Bir tek sende mi hanım var? Bir tek sende mi çocuk var? Milletin hanımları kapının arkasında süpürge mi?
Milletin çocukları evinde biblo mu? Herkesin eşi var, çoluğu var, çocuğu var. Herkesin eşi ve çoluğu, çocuğu herkesi özlüyor. Bir tek özlenen baba sen misin? Bir tek özlenen anne sen misin? Allah'a koş, Allah yolunda mücadele et. Onlara da zaman ayır. Ama ders zamanı dersine git. Üç kişi de olsa otur o zikrullah alakasına. Konuşmalarına dikkat et, sözlerine dikkat et, tavırlarına dikkat et. Hal ve hareketlerine dikkat et. Dikkat et. Sen dikkatli ol. Sen uyanık ol, gafletli olma. İnsanların anlamayacağı sözleri söyleme. Söyleme kardeşim. Sana mı düştü ya? Sana mı düştü? Sen insanlara nasihat et. Güzel güzel nasihat et. Tatlı tatlı nasihat et.
Anlayacağı şekilde nasihat et. Ben de böyle. Sen de öyle değil. Din neyse onda öyle. Din ise Kur'an, sünnet belli. İmanların iştahı belli. Yol ise eski tasavvuf ehlinin, sufilerin yolu belli. Söyledikleri söz belli. Yol ise üstadının sözü belli, lafı belli, tavrı belli, tarzı belli. Sen bunu nereden öğrendin? Şeytandan. Nereden öğrendin? Nefsinden. Nereden öğrendin? Heva hevesinden öğrendin. Başka bir yerden değil. Ya bizde böyle. Yok öyle bizde böyle. Sen heva hevesine uymuşsun. Ondan sonra da onu cebriyeye vurma. Tekrar söylüyorum bakın. Sufi kanatta böyle bir cebriyecilik var. Gizli bir cebriyecilik. Gizli bir kaderiyecilik var. Gizli bir cebriye, gizli bir kaderiyecilik var.
Çalışmayı, gayret etmeyi, mücadele etmeyi, didinmeyi, böyle o konuda koşmayı kendisine ölçü edinmiyor. Nasibi bu kadarmış. Bu kadar oldu. Söyledim gelmediler. Çağırdım gelmiyorlar. İşte şöyle oldu. İşte böyle oldu. Bahane çok. Bahane çok. Cebriye. Bahane çok. Kaderiye. Kaç saat uyuyorsun dedim birisine. Baktı gözümün içine. Gece kalkıp yarım saat ağlasaydın ya dedim. Rahat. Zakirler rahat. Şeyhimiz bir yere geleceği zaman, ben kendi nefsim için söyleyeyim. Bursa'ya geleceği zaman ben bir hafta öncesinden uykusuz kalmaya başlardım. Arkadaşlarla istişare eder, toplanırım, nerede ne zaman ne toplanılacak, nerede ne yapılacak, nerede ne edilecek istişare ederiz.
Her şeyi hazırlarız. Şeyhimiz geldiğinde bir tamam tıkır tıkır tıkır … her şey yürür. Allah cümlesinden razı olsun. Tek başına olmaz bu işler. Biz hep istişare ederdik. Anlatırdık. Arkadaşlarla söylerdik. Çalışırdık. Mahalle mahalle. Ben bazen haftanın yedi gecesi derse gittiğim zamanı bilirim. Hafta yedi, yedi gece derse gittiğim zamanı bilirim. Evin yolunu unuturduk. İşimizi unuturduk. İşimize zaman kalmazdı. Öyle oluyor. Öyle oluyor.
Şimdi yok o dervişcik. Şimdi birine öte git deyince alınıyor, kırılıyor, üzülüyor. Yani Whatsapp'tan arkadaş soru sormuş. Anında cevap vermezsen ne tripler ne tripler. Veyahut da işte bir rüya anlatmış. İşte rüyanın anlamını otomatikman yazacaksın oraya. Oh oh oh … Yani efendim özledik seni. İyi. Özlediysen hadi topla yüz kişi de gelelim. Hadi topla yüz kişi de geleyim. Çok özledik efendim. Buyurun gelin şu gün bize dersi gelin. İyi geleyim dedim. Gittim. Beş kişi. Nerede diğerleri dedim. Ses yok. Kendine mi çağırdın ben dedim. Yok korona varmıştı yok şu varmıştı yok öyle.
Yok öyle zakirlik. Yok öyle çavuşluk. Allah'ım hafaza eylesin. Uykuya dalma. Yürü. O vuslata ulaşınca kadar yürü. Koş kardeşim sen. Sana düşen vazife kulluk etmek. Sana düşen vazife sufilik etmek. Geç zakirliği, çavuşluğu, halifeliği, nakibliği, nükabbalığı, şeyhliği. Geç kardeşim bunu. Geç. Bu dergahta, usta da bir, çırak da bir toprağın altında. O zaman bu dergahta toprağın altı gibi. Toprağın altı gibi. Toprağın altını burada yaşasan. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem? Kendini ölülerden say dedi. Kendini ölülerden say. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Kendini ölülerden saydıysan, toprağın altında usta da bir, çırak da bir.
O zaman ölülerden say. Allah'a vasıl oluncaya kadar koş. O cennet meyvelerinden yemek için koş. Hiç olmazsa zikrullah halakasına otur da, o cennet meyvelerinden orada bari ye. Orada bari ye. Hiç olmazsa o hadis-i şerifin tecelliyatı, o hadis-i şerifin ruhaniyeti ve nuraniyeti yüzüs hürmetine, o zikrullah halakasına otur da, orada cennet meyvesini ye. Hiç olmazsa zikrullah halakasında Allah'ı zikrettiğinde, o cennet meyvesini orada gör. Sen dışarıda koşmuyorsun. Bir başkasına anlatayım, bir başkasına söyleyeyim, bir başkasına tebliğ edeyim. Bir başkasını daha halakaya oturtmak için koşmuyorsun. Hiç olmazsa git. Orada zikrullah halakasına otur da, o cennet meyvesini ye.
Allah muhafaza eylesin. Ki, o Hazreti Pir diyor ki, ki rüzgar her anda dalları silip başına çerez ve azık döksün. Sen o cennet ağacını bulduğunda, rüzgar her estikçe, senin önüne cennet meyvelerini dökecek. O yüzden zikrullah halakasından uzaklaşma. Namazdan uzaklaşma. Oruçtan uzaklaşma. Helal daireden uzaklaşma. Allah yolunda koşmaktan uzaklaşma. Yine hadisi kudsi, beni zikrettiği için benden istekte bulunmaya vakit bulamayan kimseye, istekte bulunanlara verdiğimden daha fazlasını veririm demiş. Kenzul Umman'da. O yüzden kıymetli kardeşler, çalışmak, gayret etmek, koşmak, Allah'a vuslat yolunda. Devam etmek, hepimizin üzerine boynumuzun borcu. Ve yol bu.
İman edip, iyi ameller işlemek. İman edip, farzları yerine getirmek. İman edip, nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'ı sevmek. Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak müsavidir. Vakitsiz öten kuş nasıl doldur, kurtulur? Eğer onun işaretlerine burun büküyorsan, kendini erkek mi sanıyorsun? Dikkat edersen anlarsın ki kadınsın. sendeki bu kadarcık akıl da zayi olur, aklı uçan başka başsa buyruk kesilir. Zira şükretmemek uğursuz ve ayıp bir şeydir. O hal şükretmeyeni ta ateşin dibine kadar çeker götürür. O zaman ne yapacağız? Eğer size olan Cenab-ı Hak, bu manada Cenab-ı Hak ne diyor ayeti kerimede? Ve düşünün ki Rabbiniz şöyle ilan buyurdu.
Eğer şükrederseniz ben nimetlerimi daha da arttırırım. Ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir. İbrahim suresi ayet dedi. O zaman cebre inanma. O haydutlarla beraber bulunma. Cebre inananların yanında da durma. O zaman normalde Allah'ın sana emrettiklerini yerine getir. Allah'ın o işaret, yoldaki işaret direklerine ve işaret lambalarına dikkat et. Kaza yapma. Yol kazası yaşama. Ve yoluna devam et. Ve Allah'a da ne yapacaksın? Şükredeceksin. Dua edeceksin. Şükretmemek ne olmuş oluyor? O zaman senin azabını arttırıyor. Şükredenlere de nimetlerini arttırıyor. Allah'a şükretmek, hem dil ile şükretmek, hem normalde beden ile şükretmek, hem kalp ile şükretmek lazım. Şükrün de ayrı ayrı ne var?
Tecelliyatları var. Allah muhafaza eylesin. Tevekkül ediyorsan, çalışma hususunda tevekkül et. Kazan da sonra Allah'a dayan. Demek ki tevekkül edeceksen, çalışmada tevekkül edeceksin. Gayret etmekte tevekkül edeceksin. Ve tevekkül ettikten sonra, normalde çalıştıktan sonra, Allah'a dayanıp, Allah'a yaslanacaksın. Çalışmadan, gayret etmeden, Allah'a dayanıp, Allah'a yaslanmak doğru değil. İnşallah önümüzdeki hafta, 948. beytten devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Haklarınızı helal edin. Sürçülisan ettiysek, af ola. Şimdi birazdan inşallah, sorularınıza başlayacağız. Allah'a izin verirse, konu başlığı, 948'den itibaren, konu başlığından devam edeceğiz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi