mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2290. Beyitten) 15.11.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Kasım 2025 · 1:17:12

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, eftâli zikrfâlemenlevim, lâ ilâh, illâh. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranan, nerede Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini ayaklar altına var ise, nerede Müslümanların topraklarını işgal ediyorsa, bunların hepsini de Cenab-ı Hak kahri perişan eylesin. Müslümanların intikamını alsın, İsrail'i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Filistin'e özgürlük nasip eylesin, zulüm altındaki bütün Müslümanlara özgürlük nasip eylesin, cümlemizin sıkıntılarını def eylesin, müşkülatlarını hal eylesin, dertlerimize derman eylesin, hastalıklarımıza maddi manevi şifa nasip eylesin, amin, vermurad olanların muradlarını hal eylesin, amin, mademki baki değildir, ondan bahsetme, bu alemde binlerce canlı, sıkıntısız, hoş bir halde yaşamakta, geçinip gitmektedir.
Üvey kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde ağaçta Allah'a şükreder. Bülbül ey duaya icabet eden Allah, rızık hususunda itimadımız sana diye Allah'a hamd eyler. Doğan rızkını padişahın elinden, umduğundan, Doğan rızkını padişahın elinden, umduğundan, bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir. Hani geçen haftadan hatırlanacak ya, işte o vedevi ne yaptı?
Artık eşine nasihat etmeye başladı. Karısına sabret, işte diyerekten, onun normalde, ona sabrı ve onun kendi bulunduğu halde barışmasını istiyordu. Ve buna devam ediyor yine, o sohbetine, o eşine, nasihatine devam ediyor. En son ne demişti? Akıllı kişi artı, eksiğe bakmaz demişti. Buradan devam ediyor ve normalde diyor ki, sel ister saf olsun ister bulanık.
Madem ki baki değildir, ondan bahsetme. Yani normalde baki olmayan, sel vurur geçer ya, yıkar geçer, baki değildir. Normalde bir deprem vurur geçer, baki değildir. Veyahut da normalde bunları biz sıkıntılar olarak da ele alabiliriz veya nimetler olarak da ele alabiliriz. Dünya nimeti, baki değildir. Hiçbir kimsenin zenginliği baki değildir. Hiçbir kimsenin fakirliği baki değildir. Hiçbir kimsenin hastalığı baki değildir. Bu dünyada baki olan Allah'tır. İnsanlar da bu dünyada baki değildir. Nasıl dedeniz, neneniz baki değilse, göçüp gittiyse, nasıl atalarınız, ceddeniz göçüp gittiyse, biz de göçüp gideceğiz. Bizden sonraki nerede göçüp gidecek?
Hiçbir şey baki değil. Baktığınız zaman baki olarak gördüğünüz hiçbir şey baki değil. Koca 500 yıllık, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu batmış gitmiş. Bizans İmparatorluğu batmış gitmiş. Selçuklu İmparatorluğu batmış gitmiş. Atilla, koca Hun İmparatorluğu'nu kurmuş, doğulmuş, batmış gitmiş. Yani baki olan bu dünyada ne insan, ne sistem, ne dert, ne gam, ne kasavet, ne de dünya nimetleri. Yani bakıyorsunuz, sel gibi, geçiyor gidiyor, hayat dahi baktığınızda sel gibi. Ben bakıyorum, hatta dün diyorum, dün Bayındır'ın sokaklarında dolaşıyordun. Sel gibi, geçip gidiyor. Bakıyorum ben İsmail'e, hani İsmail diyorum daha dün heykel meydanında cirit atıyordu. Bakıyordu bana böyle, ben ondan daha yakışıklıyım.
Gıpta ediyordu. Dayanamıyordu benim yakışıklılığıma. Hala daha dayanamıyor, bak kafasını sallıyor. Şimdi sel geçip gidiyor. Gençlik de sel gibi, o da geçip gidiyor. Sen ne kadar kendine gencim dersen de, yaş olmuş 65. 65 olunca 70 deyiver, ne olacak yani. 4-5 yıla takılma. Sel gibi, geçiyor gidiyor her şey. O yüzden, yani sel ne kadar temiz görünürse görünsün, geçip gidecek. Sel ne kadar bulanık görünürse görünsün, geçip gidecek. O zaman sel burada bir sembol. Hz. Bir burada sel, normalde gelip geçici şeyler için bir sembol olarak kullanıyor. Sel bulanık değil ise, dünya nimetleri. Yani dünyanın o kimseye lütfu, ikramı, ihsanı, Cenab-ı Hakk'ın üzerinden. Hani sel bulanıksa, benim gibi işte, bütün karman çorman, karışık kuruşuk işler var, sıkıntılar var, bir sürü şey var.
Sel bulanık ama temiz olan da, sel temiz de olsa, berrak da olsa, geçip gidiyor. Sel bulanık da olsa, geçip gidiyor. O yüzden dünyanın saflığı da, bulanıklığı da fâni. Dünyanın güzelliği de, çirkinliği de fâni. Dünyanın içerisindeki güzellikler de, çirkinlikler de fâni. Dünya içerisinde zulmedenler de fâni. Zalimler de fâni. Hani dünün zalimleri? Yok. Aslılar bir sürü alimleri, bir sürü şeyhleri, bir sürü dervişleri. Dünya onlara kaldı mı? Yok, kalmadı. Yani göçüp gidiyor bütün her şey. Herkes hesap yerine koşuyor. Herkes mahşere koşuyor. Baki olan Allah. Ve Cenab-ı Hak bir de, bunun baki olmadığını, dünya ve dünya hayatının geçici olduğunu, ayette de bize söylüyor.
Kasas, ayet 88. Her şey yok olucudur. Yok olucudur. Ancak onun zatı bakidir. O zaman gözünün gördüğü, görmediği, var olan, var edilen, her ne var ise, hepsi de yok olucu. Hepsi de yok olacak. Melekler dahil buna. Her şey bir anda bir bakmışsınız, yokluk deryasına gitmiş hepsi de. Baki olan Allah. Sen Allah'a sıkı yapış. Baki olan Allah'a dostluk yap. Sendeki güzellik kimsede kalmayacak. Sende de kalmayacak. Bende de kalmayacak. Gençlik sende de, bende de kalmayacak. Bak İsmail'in de saçı sakallığı ağrıdı. Yani benimle tanıştığımda kara zümrüt gibiydi saçları. Afralayıp tafralayıp öyle çıkıyordu. Giydiğini ertesi gün giymiyordu. Her şey hala da aynı da performansı değişmedi.
Değişmedi değil mi? Değişmedi. Takip ediyorum ben bunu zaten. Ama gelip geçici her şey. O yüzden hani başka bir ayet-i kerime de, dünya hayatı oyun ve oyalanmadan ibaret. An-COVID-64. Oyunun ve oyalanmanın içindeyiz. Ama doğru şeyler yapmak zorundayız. Doğru şeyler. Bu dünya hayatı, ahiretin madem ki tarlası, biz doğru şeyler yapalım. Biz doğru başarılar koyalım. Doğru bir çizgi çizelim. Arkamızdan doğru bir eser bırakalım. Doğru bir eser. En güzel eser ne? Hayırlı evlat. Hayırlı evlatlar yetiştirelim. En güzel eser ne? Hayırlı arkadaşlar, kardeşler bırakalım. En güzel eser, sen arkana hoş bir seda bırak. En güzel eser bu.
Allah bizi onlardan eylesin. Ve Hazreti Peygamber de, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de ne güzel söylemiş. Dünyada garip ve yolcu gibi ol. Buhari'de geçiyor. O yüzden bu dünyada garip ve yolcu ol. Bundan şunu çıkarmayın. Yani tembel olacağınız, aymaz olacağınız. Böyle hiçbir şey, öyle bir şey yok. Ama bu dünyada garipsin. Bunu unutma. İman ettiysen garipsin. Kur'an, sünnet diyorsan garipsin. Garipsin. Bu gariplik, fakirlikle anlaşılmasın. Bu gariplik böyle hani, kimisi böyle gariban insan ya falan der ya, öyle değil bu. Baktığın zaman bu dünya mümin için bir zindan. Garipsin.
O yüzden senin gibi düşünmeyecekler, senin gibi hissetmeyecekler, senin gibi yemeyecekler, senin gibi içmeyecekler. Mü'minsin sen. İsraf edemezsin, şatata düşemezsin, şatafata düşemezsin, gösterişe düşemezsin, şan şöhrete düşemezsin. Çünkü sen mü'minsin. Dünyaya bağlanamazsın. Dünyaya kazık çakamazsın. Mü'minsin. Garipsin bu dünyada. Yani bir bakıyorsun, hani benim dedemin babası nerede? Yok. Hani benim dedem nerede? Yok. Hani benim babam nerede? Yok. Hani benim annem nerede? Yok. Yarın, öbür gün ben de yok olacağım. Garipsin. Hadi anneni, babanı getir, getiremiyorsun. Hadi dedeni, neneni getir, getiremiyorsun. Garipsin bu dünyada. Ve baktığın zaman evlisin, çoluğun var, çocuğun var, akrabaların var, devasa etrafın var.
Ama garipsin. Onlar Kur'an ve sünnet yolunda değil ise, yapayalnızsın. Birçok akraban var, harika, ne büyük sülalesiniz, harika. İyi, Kur'an, sünnet diyen kaç kişi var içinde? Garipsin. Annemler yaşayan dört kız kardeş, üç oğlan kardeş, yedi kardeş. Düşünebiliyor musunuz? Her birinde en az olanda üç çocuk var, üç, yedi, yirmi bir, yirmi bir tane kuzen var. Garipsin. Sen iman ehliysen, garipsin. Yani kimse senin yüzüne bile bakmaz. Neden? Hayat farklı, yaşantı farklı, düşünce farklı, yol farklı. Mümin için dünya bir garipsin bu dünyada. Yürüyüp gideceksin. Yürüyüp gideceksin ve yolcusun. Kalıcı bir şey yok. Başka bir adi şerifte diyor ki, bir mümin için diyor, Dünya çölde yürüyüşe çıkan bir kimsenin gölgelikte gölgelenmesi kadardır diyor.
Gölgelenmesi kadar. O yüzden sel bulanık da olsa yürüyüp gidiyor. Nereye yürüyüp gidiyor? Denize gidiyor. Bulanık olmasa da, temiz de olsa yürüyüp gidiyor. Nereye gidiyor? Denize koşuyor, okyanusa koşuyor. Bütün her şey ona döndürülecek. Her şey ona koşacak. Kalıcı değilsin bu dünyada. Bu dünyadaki hiçbir şeyin de kalıcı değil. Allah beni affetsin. Böyle varlığımı söylemek için söylemiyorum. Bizim aynı böyle birbirine yakın sokakta 6 tane ev vardı. 6 tane ev. Son evi ben sattım. Geçenlerde Nuriye dedim, Nuri sattı. Bakın mahallenin en zenginiydik biz. Nerede kaldı? Ev bile kalmadı. Bayındır da başımı sokacak bir ev yok şimdi.
Kaldım sokakta. Şimdi hani nerede onlar? Yok. Bakın sel bulanık da olsa, temiz de olsa göçtü gitti, yürüdü gitti, eskidi gitti. Kiremeti bile kalmadı. Ha demek ki bu dünya gelip geçiyor. O eskimiş evler gibi sen de eskiyorsun. Sen de eskiyorsun. Sen de göçüp gideceksin. O yüzden normalde suyun berraklığıyla gönül arzu eder ki o sel geçip giderken derviş öyle düşünmeli. Mümin öyle düşünmeli. Sufi öyle düşünmeli. Bulanık bir suda kaybolmasın. O sel yürüyüp gidecek. Berrak bir selde yürüsün gitsin. Yani tabii burada işin hakikat ehli bulanıklığına veyahut da berraklığına da bakmaz. Der ki bu sel geçici. Bu sel geçici.
Ne hastalık yaşarsan, ne güzellik yaşarsan yaşa, ne kötülük, ne iyilik yaşarsan yaşa. Bu sel geçici. Hz. Pir selle muhteşem bir metafor kurmuş burada. Rabbim bizi anlamayı nasip eylesin. Bu alemde binlerce canlı, sıkıntısız, hoş bir halde yaşamakta, geçinip gitmektedir. Baktığın zaman bu alemde bütün canlılar, bütün canlılar, kurdundan, kuşundan, bitkisinden, ağacından, hayvanından, haşatından, kafirinden, münafığından, mürtedinden, müminine kadar.
Ata da tapan, puta da tapan, nereye tapıyorsa tapsın, gönlünde heykelcik taşıyan, evine heykel diken, sokaklarına heykel dediksen, ne yapıyorsan yap. Bütün kim ne yapıyorsa yapsın. Gidiyor ne yapıyor, işte bir heykel var. Heykelin önüne muz bırakıyor, elma bırakıyor, sonra yiyor. Ona soruyorlar, hani neden böyle yaptın? Bu da diyor bize bunu, tekrar hediye etti. Ben götürdüm diyor, muzu koydum önüne. Eee, ertesi gün geldi, yedi, ne oldu? Bu da bana bunu hediye etti diyor. Neden gülüyorsunuz gençler? Öyle inanıyorlar. Bizde de var öyle inananlar. Heykellerin etrafında tavaf eder gibi dönüyorlar. Heykel.
Ama Cenab-ı Hak onun da rızkını veriyor, kesmiyor. Bütün kurdun da kuşun da rızkını veriyor. Bu canavar da deyip de onu rızıksız bırakmıyor. Köpek balığı da balina da rızkını alıyor. Küçücük hamsi de rızkını alıyor. Daha küçük balıklar da var, onlar da rızıklarını alıyor. Kocaman devasa balinalar var, onlar da rızıklandırıyor. Bu sadece dünyada gördüklerimiz. Dünyanın dışında varlıklar var. Onları da rızıklandırıyor. Hayret edersin. İnsan desen insana benzemiyor, hayvan desen hayvana benzemiyor. Cinni desen cinniye benzemiyor. Değişik yaratıklar, onların da rızıklarını veriyor. Meleklerin de rızıklarını veriyor. Cinni tayfesinin de rızıklarını veriyor.
Senin üzerindeki hücreleri de rızıklandırıyor. Bütün kainatı rızıklandıran o. Bütün bakın, o yüzden canlı cansız, sen cansız görüyorsun da canlı hepsi de. Bütün varlığı rızıklandıran o. O güneşin içerisinde, güneşin içerisinde yaşayan, güneşin içerisinde yaşayan, siz hücre deyin, bakteri deyin, ben varlık deyin onlara. Güneşin içerisinde yaşıyor. Güneşin içerisinde, diyeceksiniz ki ya o güneşin içerisinde bir şey yaşar mı, yaşıyor. İlim ne zaman tespit eder bilemem. Sen kendi kendine şunu düşünme. Ya o da mı rızıkın?
Evet. Ben iflas ettiğimde anlatıyorum ya bunu. Belgesel izliyorum, dersten gelmişim saat gece, saat 3-4. Hani benim uyumakla da alakalı problemim var ya hemen böyle yat uyuyor değil mi? Yok öyle bir şey de yok bende. İflas etmişim, perişan bir vaziyetteyim. Belgesel izliyorum. Okyanusun dibinde tipik bir köpek balığı. Bunu hep anlatırım. Köpek balığının gözleri yok, kulakları da yok. Görmüyor ve duymuyor. Okyanusun dibinde yaşıyor. Hisleriyle hareket ediyor. Böyle seyrediyorum. Böyle ağzının dibine bir balık geliyor. Alıyor onu böyle. Ağzını da bir dolaştırıyor. Balık koşuna gitmeyince buradan dudağının kendilerine attırıyor onu.
An, durdum, izledim. Mustafa Özbağ dedim, bu köpek balığı kadar inancın yok mu senin? Sen bu kadar da mı değilsin dedim ya? O an dedim Allah, okyanusun dibinde gözü görmeyen, kulağı olmayan bir köpek balığını dedim. Ağzına balığı veriyor, bir de o köpek balığı beğenmiyor onu, dudağının kendilerini anlatıyor. Kalk dedim, kalk dedim lan, yürü. O an dedim, bir köpek balığı kadar değil misin dedim lan. Bana bu böyle, oradaki o belgesel bana bir işaret oldu. Bir nasihat oldu bana. O zaman rızık, endişen yok. Bütün her şeye rızkını veren o. Ve rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir şey yok. Senin üzerindeki kötü hücrelerin dahi rızkı onda.
Allah, o kötü hücrelerin rızkını senden keserse, sağlığına kavuşursun. O rızkı kesecek. O kötü hücreler, vücudundaki kötü hücrelerin rızkını keserse, vücudun sıhhat bulacak. Kalbindeki kötü hücrelerin rızkını keserse, kalbin sıhhat bulacak. Allah'tan maddi, manevi afiyet dileyin. Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ne diyor? Allah'tan afiyet dileyin. Afiyet dileyin ki Cenab-ı Hak afiyet versin. O yüzden hiçbir canlı, hiçbir canlı, hiçbir canlı rızkını kendi üzerinden taşımaz. O rızkını, onun rızkını Allah verir.
Rızık Allah'a ettirir. Ve hiç kimse rızıksızlıktan ölmez. Hiç kimse. Ve onun rızkını kestiyse eceli gelmiştir zaten. Eceli geldiyse onun rızkı kesilir. Eceli gelmediyse onun rızkı kesilmez. O yüzden ne güzel, o çok hoşuma gider hadis-i şerif. Aldım buraya, Tirmizi de geçer. Tirmizi'yi bol bol okuyun hadis kitabını. İmam Tirmizi sufi bir kimsedir. İmam Tirmizi aşık bir insandır. O yüzden İmam Tirmizi'nin hadislerini kahle alın. Buhari'den sonu okuyacağınız hemen hemen en ideal hadis kitaplarından birisidir. Sürgün yemiştir Allah aşkından dolayı.
Ve zamanın devlet başkanı ondan imza alır. Aşktan bahsetmeyeceksin diye. Ve İmam Tirmizi imza verir. Aşktan bahsetmeyeceğine dair. Ve Tirmizi'ye gelir, yerleşir orada. Hadis üzerinde çalışmalar yapar. Onun naklettiği hadisi. Eğer siz Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız.
Kuşlar gibi tevekkül etseydiniz hakkıyla sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız. Kuşlar ne yapıyormuş? Sabah aç olarak çıkıyormuş. Yuvasında durmuyormuş. Tekrar burayı söyleyeyim. Sabah aç olarak çıkıyor. Ev bakan erkekler, sorunlukluluk alan yiğit delikanlılar. Evde vakit geçirmek yok. Evde yan gelip yatmak yok. Çalışın. Çalışın, evde vakit geçirmeyin.
Kuşlar gibi olun. Yuvayı terk edin. Sabah erkenden. Okulsa okul. Dost doğru okuluna git gel çalışın. Derslerine çalışın. Tembellik yapma, aymazlık yapma. Cep telefonundan oynayacağım, bilgisayarda oynayacağım diye uğraşma. Oraya buraya takılacağım diye uğraşma. Okuyor musun? Evet. Yok cep telefonunda oyun oynayacak. Yok oraya buraya takılacak. Yok bilgisayarda oyun oynayacak. Yok. Okuyorsan dost doğru oku. Sınıf tekrarı yapma. Okuyorsan dost doğru oku. Derslerini ver. Derslerini ver. Nerede okuyorsan oku. Ne senin işin? Okumak. Geriden ders takip ettirme. Geriden ders takip ettiriyorsan, tembelsin sen.
Geriden ders takip ediyorsan, hayır. Sen Allah'a karşı vazifeni yerine getirmedin. Ailene karşı vazifeni yerine getirmedin. Sebep? Çalışmadın çünkü. Çalış. Allah'ın sana vermiş olduğu nimetlere nankörlük etme. Okurum ya. Ne yapacaksın ya? O zaman bırak okulu okuma. Ne yapacaksın? Çalışacaksın. Sabahleyin erkenden kalk işine git. Kaç yaşın doldursan ol. Kaç yaşın doldursan ol. 64 yaşındayım ben. Sabahleyin saat 8'de 9'da büroya gittiğim zaman utanıyorum. Ben utanıyorum büroya saat 8'de 9'da gidince. Ben gece saat 2'de 3'de sohbetten geliyorum. Yaptım diye söylemiyorum.
Ben sabah namazından sonra bürodayım. Bakın benim paylaşımlarıma tembellik yok. Allah Resulü kuşlardan örnek verirken bize hadis-i şerifi yanlış anlaşılmasın. Kuşlar gibi diyor yuvanızdan uçun gidin. Yuvadan uç. Yuvadan uç. Sabahleyin git dükkanını aç. Çarşı 10'da açılıyor. Sen 8'de aç. Sen malını düzen et. Tezgahını düzen et. Temizliğini yap. Piyasa açılmıyor bizden. Bana söylenen laflar o. Ya ben de müşteri kuyrukta ya. Ben sabahleyin gidip açıyorum ya. Sen de aç. Sabahın bereketini kaçırma. O zaman tevekkül.
Uçacaksın. Ondan sonra tevekkül edeceksin. Uçacaksın. Evinden çıkacaksın. Evde oturmayacaksın. Evde oturacaksın bir iş mi yapacaksın sanki? Yok. Sabahleyin kalk erkenden. Eşini de kaldır. En hayırlı eş. Eşini sabah namazına kaldıran eş. Hadis-i şerif. Kadın kalktığsa erkeği kaldıracak. Erkek kalktığsa kadını kaldıracak. En hayırlı eş o. Sabah namazına kaldıran eş. En hayırlı eş. Nerede sabah namazına kalkacaklar? Dükkanın altında karakol var. Karakolonun karşında bir tane şeyci var.
Poğaçacı var. Böyle sabah yürüyüşü. Dedim böyle bir yürüyeyim. Hani sabah namazından sonra böyle dedim az bir şey yürüyüş yaptım. Yapayım diye. Bir gün sabah çıktım. İlk defa gördüm. O okul açıldı. Oradaki okul. Ne meslek lisesi gibi bir okul açıldı oraya. Demirtaş Paşa meslek lisesi. Bu karakolun tam karşısında bir tane poğaçacı açmış. Bir gevrek, simit, poğaça, moğaça satıyor. Karşıdan bizim Ali'nin dükkanı var orada. Ali'nin dükkanının üstünde oradan benzinin önünden seyrettim. Bakın bütün öğrenciler orada duruyor. Ya öğrenciler annesi veya babası arabadan indiriyor orada. Çocuk geriye dönüyor. Tekrar karşıya geçiyor.
Oradan poğaça, moğaça, börek, mörek, simit, mömit bir şeyler alıyor. Elinde poşet böyle kendi kendime baktım. Dedim açan adam çok akıllı bir iş yapmış. Okulun karşısında böyle bir yer açmış. Hani orada araba park edecek bir yer yok, duracak bir yer yok. Ama sırf öğrencilere çalışıyor. Ve o öğrencilerin annesi, babası çocuğuna sabahleyen kahvaltı hazırlamıyor. Orada margarinli, ne yağı belli olmayan, ne mayası belli olmayan, hangi hijyenle yapıldığı belli olmayan gıdaları yediriyorlar çocuklarına. Ve o çocuklar elinde poğaça, elinde simit, işte bursallar açma diyorlar. Yok tahinli. Oradan görüyorum ben.
Baktım, izledim 3 dakika, 5 dakika, 10 dakika. Üzüldüm çocuklara. Sonra aşağı doğru, karakola doğru indim. Baktım daha da yakından gördüm. Çocuklar oradan alıyor, okula giriyorlar. Ayakta yiye yiye, kimisi poşetle oraya giriyorlar. İçimden şunu dedim. Yani dedim, bu anneler, babalar çocuklarını sağlıksız yedirdiler. Ne yağı olduğu belli değil, nasıl olduğu belli değil. O çocuktan sonra sen hayır bekle. O çocuktan hayır bekle. Sonra kendimizi düşündüm. Biz meslek lisesine gidiyorduk. Sabah saat 6'yı 7 geçe biz oturaya diyoruz. İki tane şey, dizel motorlu. Ondan sonra tren 6'yı 7 geçe bayındır istasyonundan kalkıyor. Biz 5 buçukta evden çıkıyoruz.
Bir günden bir güne soğuk börek yediğimi hatırlamıyorum ben. Soğuk bir hamur işi yediğimi hatırlamıyorum. Menü babamdan. Hasan, yarın sabah çocuklara ne yapayım? Börek yap. Şu böreği yap, bu böreği yap, şunu yap. Kendi kendime düşündüm. Ulan ne babaymışım ben dedim. Babam öldü, bitti. Sonra ne yersen ye oldu. Baba, baba yaptı onu. Annem yapıyordu. Baba yaptı.
Baba babalarını gösterdi. Şimdi çocuklar öyle mi? Değil. O zaman tevekkülle uçacaksın. Sen sabahleyin erkenden kalkacaksın. Evdekinleri de kaldıracaksın. Bir ıslık çalacaksın. Herkes kalkacak ayağa. Evet. Şimdi de uyudunuz da o yüzden ıslığı çaldın. Uyumayın. Sabah kalkacaksın. Rızkına koşacaksın. Rızkına koşacaksın. Evde yatmak yok. Şimdi. Bakıyorsun. Siz hiç yatan karınca gördünüz mü? Hiç yatan balık gördünüz mü? Yok. Adam evde yatıyor. Ne olmuş? Emekli olmuş. Ona tek emekli sen misin? Çık dışarı.
Yayan dolaş. Yürüyüş yap. Evde yatıyor. 11'e kadar, 12'ye kadar. Dervişler var. Evden dışarı çıkmayan. Evden dışarı çıkmayan dervişler var ya. Evin içerisinde duruyor. Nasıl duruyor? Ahiret ediyorum ben. Tırnak içerisinde. Erkek, evde ne işin var kardeşim senin ya? Git çalış. Kaç yaşında olursan al. Çalışmasın. Daha iyi yürüyüş yap. Git bir arkadaşını ziyaret et. De ya ben böyle emekliyim de. Böyle bir şey olursa böyle kapının önünde durmak gibi de. Ben kapının önünde dururum de. İş yaparım de. Çalışırım de. Yapacak olduğun bir işi söyle ya. Şeyhimin bana nasihati. Mustafa Efendi. Gezen tilki yatan aslandan hayırlısı.
Hayırlıdır oğlum. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Yani sen evde oturma. Sen evde oturursan senden hayır gelmez. Adamın hası evde oturan değildir. Yok. İş yok. Ona göre iş yok. Ona göre iş yok. Kriz var. İşler yok. Ne satıyorsun? Şunu. Beş lira aşağı ver. E vermem. Beş lira aşağı versen. Kar ediyor musun diyorum. Ediyorum ama az ediyorum. Lan ver. Beş lira aşağı ver. Döndür. Değiştir. Yeni model çıkacak. Modeli koyarsın oraya. Gidersin alırsın. Yenisini koyarsın. Her gelen aynı modeli görecek.
Aynı modeli görmez. Satmaya bak. Kar ediyor musun? Ediyorum. Ver. Az kar et. Ya ne olacak? Ver. Çalış. Dükkan çalışsın. Sen çalış. Kafan çalışsın. Kalbin çalışsın. Dilin çalışsın. Git yeni modeller gör. Yeni firmalar tanın. Yeni insanlar tanın. Yeni müşteriler gelecek sana. Onları tanın. Dünyaya hırsı yok. Ahirete de hırsı yok. Bir insanın dünyaya hırsı yoksa ahirete hiç hırsı olmaz. Bir insan dünyayı sevmiyorsa Allah'ı hiç sevmez o kimse. Hayır eşini sevmiyor. Allah'ı da sevemez o. Çocuğunu sevmiyor. Allah'ı da sevemez o. Sevemez. Genç, delikanlı. O sevgilisi var.
Gel yavrum sen bendensin. Sen bir kızı sevdiysen Allah'ı da seversin. Evet. Sen hanımını sevdiysen Allah'ı da seversin. Sen hanımına yumruk attıysan sen Allah'ı sevemezsin. Sen hanımı tekmel ediyorsan Allah'ı sevemezsin sen. Sen çocuğunu tekmel ediyorsan Allah'ı sevemezsin sen. Sen işine sahip çıkmıyorsan Allah'ı sevemezsin. İş, Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği lütuf. Allah sana bir ikram etmiş. Sana dükkan vermiş. Sana iş vermiş. Sana bir meslek vermiş. Ama memuriyet, ama zira, ama ticaret neyse. Bir işin var mı? Var. Vallahi Allah seni sevmiş. Nimet vermiş sana. Sen ona muhabbet besle. Onu dört elle sarıl. Onu düzgün yap. Ne yapıyorsun? Okuyorsun.
Allah sana nimet vermiş. Okulunu dosdoğru oku. Dosdoğru oku. Okulunu hızla bitir. Burada aranızda birisi var şimdi. Dört yıllık üniversiteyi üç yılda bitirmiş. Açıktan dört yıllık üniversiteyi üç yılda bitirmiş. Aranızda burada. Kaç yılda bitirdim dedi. Ben üç yıl mı dedi, üç buçuk yıl mı ne dedi. Ses versin duydu şimdi o. Nerede? İçeride mi? İçeri ses gitmiyor. Tamam hareket yok. Yani normalde bir kim çalışırsa olur bu. Çalışmazsa olmaz. O yüzden önündeki işine sahip çık. Okuyorsan okuluna sahip çık. Birden bitir okulunu. Ne iş yapıyorsun? Bir iş yapıyorsun.
İşine disiplinini yap. O kuşlar gibi ol. Yuvadan uç. Kuş sabahtan akşama kadar yuvada durmuyor. Muhtar kaçta kalkıyorsun? Altı buçukta kalkıyor. Evet. Ona dışarıdan baksan adam ah ne kadar ya adam tamam işte. Bahçesi var şusu varmış. Altı buçukta kalkıyor. İsterse kalkmasın. Evet. Siz kuşlar gibi olacaksınız. Mürid, derviş kuşlar gibidir. Hem dünyamı hem uhrevi. Sen ne oturuyorsun evde kardeş? Evini zikraç. Üç tane arkadaş topla. Allah'ı zikret evden. Haftanın üç günü, dört günü, beş günü ders yap. Haftanın üç günü, dört günü, beş günü ders yap.
Ben şeyhimi çok seviyorum. Senin şeyhin haftada beş ders çıkarıyor. Kaç ders çıkarıyorsun? Kaç ders çıkarıyorsun? Öyle şeyhi seviyorum demek yok. Kaç kişiyle ders yapıyorsun? Kaç geceni harcıyorsun? Madde madde, ayetlerle, hadislerle. Ayetlerle, hadislerle. Gece saat iki, gece saat üç. O sohbet hazırlanacak. Yok başını arıyor, yok griptin, yok hastaydın, yok tinsiriyordun, yok hafıştırıyordun, yok öyle şey. Buraya oturacaksın mı? Sen oturacaksın. O sohbeti hazırlayacaksın. O sohbeti hazırlayacaksın.
Buraya çık, çıksan. Ne yapıyorsunuz dedim o dervişe. Biz Seyda'ya bakiyiz, feyizlenirik. Eee? O bize bakiyiz, feyizlenirik. Hani onlar da şeyhe bakıyormuş, feyizleniyormuş. Şeyh de onlara bakıyormuş, feyizleniyormuş. Dedim bir şey sormuyorsunuz mu? Allah kırban sormuyorsunuz. O bize, size bir şey söylemiyor mu? Vallahi o bize baki. Allah'ım dedim ya. O millet ne güzel bir şeyh bulmuş. O şeyh de ne güzel bir mürid bulmuş. Yani o ona baki feyizleniyor. O ona baki feyizleniyor. Dedim nasıl yürüyor işler? Vallahi dedi, ondan sonra her ay dedi biz para vereyik dedi. Ooo.
Dedim bizimkilerde hiç iş yok o zaman dedi. Vallahi kurban sizde yok mu dedi. Aman bizde yok ama bize gelme dedim. O paradan bıkmış biraz. Yetmezse telefon açıyorlarmış. Bu ay sen kaç para gönderdin? O diyormuş ki beş bin lira gönderdim. Olmadı diyormuş. Masraflar çok. Bir beş daha gönder. Ne yapıyorsunuz dedim ben. Gönderiyik dedi. Ulan hep safları başkaları kapmış. Bize kalmamış. Allah bizi affetse. Hep bu Cafer'den kaynaklı oluyor. Bu Cafer Adnan Hüseyin üçlüsü olduğu müddetçe. Bir de onların etrafında var Hacı Erkan var. Şudur, budur, bunlar böyle bunlar. Bunlar bir komite. Bunlar benim etrafımda bir komite. O yüzden aşamıyoruz bunları. Bir araba alacağız.
Cevdet'le Lütfi'yi aşamıyoruz. Tabii onların sınıfından geçecek bir de. Ya benim etrafımda böyle çeteler var. Komiteler var. Biz o çeteleri, komiteleri aşamıyoruz. Böyle dinledim adamları. İki tane. İkisi de şeyhlerine bakıyor. Onlar ona bakıyor. Ama bizim öyle değil. Bu baktım yanaşıyorlar bana. Dedim bizden uzak durun. Dedim yok siz bizi bozarsınız dedim ya. Biz böyle alışkın değiliz dedim. Allah bizi affetsin. Üvey kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde. Ağaç da Allah'a şükreder. Bakın üvey kuşundan örnek veriyor şimdi. Yani üvey kuşu böyle güzel öten bir kuştur. Eskiler ona hani üvey kuşu derler. Üvey gibi ötme dalımda. Mustafa Özbah şimdi arkasına getirecek bunu da boş der.
İsmail böyle baktı şimdi oradan. Dedi ki açma içine dedi. İyi açmayayım. Evet o yüzden o böyle ötücü bir kuştur. Rızkını üvey kuşu gece döter çünkü. Gece öten enteresan kuşlar vardır. Her kuş gece ötmez. Mesela bülbüller seherde öter. Onun için böyle gece yarısından sonra hafif ormanlık alanda böyle bir tarafı orman, böyle bir tarafın ormanı olacak.
Orada böyle tam dutlar çıkmadan da bülbüller şakamaya başlar. E o bülbüllerin şakamasında o sen sevgilinle baş başa kal artık. Bir tarafında bülbüller şakasın, bir tarafında sevgilin şakasın. Muhteşem. Hayali bile güzel. Ne kadar böyle güzel, böyle tatlı oldunuz bir anda değil mi? Ama seher vakti uyanık olmak var. Hay uyanık olup bir de yani Uludağ'ın eteklerinde olmak var.
Öyle o da bedava değil. Sen seher vakti bülbül dinleyeceksen, gerçeği ne? Uludağ'ın etekleri ne zaman? Dutlar çıkmazdan önce. Tam ara. 10 gün, 15 gün. Bil öterler. Allah Allah Allah. Gece de üveyler öter. Böyle gece yola çıktınız diyelim ki. Yoldan, sohbetten geliyorsunuz, dersten geliyorsunuz. Güzel ormanlık bir halal. Sessizce arabayı kenara çek. Kontağı kapat, dinle. Dinle. Muhakkak dinle derken sen ortamı dinle, Allah'ı zikret. Seni orada yalnız bırakmaz. Gece öten bir kuş gelir, dalına konar seni.
Onu dinler. Onunla beraber zikruhla senfonisini yakala. Hangi esmayı çekiyorsun? Hu esması. Sen hu hu hu çekerken bir gece öten kuş gelir. Seninle beraber başlar zikrullah etmeye. Telefonu sessize almayı unutma. Ya da kapat. El mani şerifi tecelli etmesin. Dinle o zikrullahı. Sen başta, o sana karşılık verir. Sen söylersin, o karşılık verir. Sonra sen söylemeyi de bırak. Ondan sonra o karşılığını bulur. Sen iki zikredeni dinle. Ha saat problemin varsa, nerede kaldın diye soracaklarsa, sen bu hayali yaşayamazsın. Hele böyle ıssız bir yolda düştüysen, hani bilemedin.
Aslında bildiğin bir yoldan gidiyordun. Bir baktım ki, farklı bir yoldasın. Aa, yollar karışmış. Sen mi karıştın? Yollar mı karıştı? Ne olduğu belli değil. Bir dağın tepesindesin. Ay vuruyor ne güzel. Yıldızlar parlak. Kuşlar cıvıl cıvıl. Muhteşem. Orada zikrullahın tadını çıkar. Gece kuşlarını dinle. Ya da evde en güzel namelerle bekleyen eşin var diyelim. Sen eve girdiğinde, oy aşkım, canım, güzelim, hoş geldin, yorgunsun. Baktı, aa sana ıhlamur lazım, ıhlamur demledi. Baktı, sana çay lazım, çay demledi.
Ya da gece kuşun yok senin. Yani, ulan ne zaman gelirsen gel. Geldiğinde yatsı var. Tamam, yapacak bir şey yok. Sen yollardaki gece kuşlarına bak o zaman. O zaman senin yapacak bir şeyin yok. Kabul. Sen o zaman gel eve, ses sileceğim. Kimseyi uyandırmadan pırt git yat. Tamam, bu da hayat. Sıkıntı yok. O zaman gece kuşları nasıl Allah'ı zikrederler, şükrederler. Onlar gece rızık arzına almaya gitmezler, koşmazlar. Gece uçmazlar çünkü. Gece uçan yarasalardır. Gece çünkü yarasalar uçar genelde. Gece uçan bazı kuşlarda var. Büyük kuşlar onlar. Ama gece, bül bül gece uçmaz mesela örnek. Güvercinler uçmaz fazla.
Ama üveykler öter. Bülbüller de seherde öter. Bu nedir? İşte o da rızkı daha henüz gelmeden Allah'a şükrediyor. Allah'ı zikrediyor. Gece kuşu gibi ol. Kalk sen de gece Allah'ı zikret. Kalk gece tövbe et. Gece kuşu gibi ol. Ve normalde şükredersen, hamd edersen merak etme. Nimetini arttıracak İbrahim suresi ayet dedi. Bu ayet benim dilime pelesenektir. Yine bir zaman Rabbiniz size şunu bildirmişti. Yemin olsun ki şükrederseniz size olan nimetlerimi mutlaka arttırırım. Şayet nankörlük ederseniz şüphesiz ki azabım çok şiddetlidir. Cenab-ı Hak şükredenlere nimetlerini arttırır.
Her haline Rabbine hamdet, şükret. Ama bu hem dil ile hem de fiili olacak bu. Allah'a hamd etmek, Allah'a şükretmek hem dil ile olacak hem de fiili olacak. İsraf etmeyeceksin fiili. Bir şeyi atmayacaksın fiili. Bir şeyi son kullanma zamanına kadar kullanacaksın fiili. Bu peynir kokmuş gibi duruyor. Atmayacaksın. Allah'a hamd et. Bir evde bir kadın bir şeyi kokutuyorsa, küflendiriyorsa, kurtlandırıyorsa, böceklendiriyorsa, o kadın evinin kadını değil. O nankörlerden adam çalışmış, çabalamış, Cenab-ı Hak'ın lütfuyla, ikramıyla eve yiyecek getirmiş. O kadın evdeki yiyecek kurtlandırmış, böceklendirmiş, kokutmuş.
O kadın nankörlerden bir kadın. Bu kimin eşi olursa olsun, kimin karısı olursa olsun. O Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu nimete saygı ve sevgili durmuyor. O nimete hamd etmiyor. O nimete şükretmiyor. Evde bulgurdur, fasulyedir, oradır budur ne varsa böceklendirmiştir. İşte peynir var, tereyağı var, şu var, bu var. Küflendirmiş. Yemek var. Yemek orada durmuş dolapta bir gün, iki gün, üç gün. Ondan sonra bozuldu bu demiş, atmış. O kadın nankörlerden, o erkek o kadına gerekli olan nasihatı etmiyorsa, o erkek de nankörlerden. Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu nimete hainlik yapıyor. Doğru değil. Hamd edenlere, şükredenlere Allah nimeti arttırır.
Hamd etmezse, şükretmezse, o zaman da diyor ki Allah'ın azabı çok şiddetlidir. Allah nankörleri sevmez. Allah israfçıları sevmez. Allah gösteriş yapanları sevmez. Allah gösteriş yapan, israf edenleri sevmez. Allah bir şeyi kokutan, bozan, küflendireni sevmez. O zaman hamd edeceksin. O zaman şükredeceksin. Sen bu ne? Bunu yerli yerinde kullanacaksın, sonuna kadar kullanacaksın. Bozuldu, tamiri mümkün değil. O zaman yenisini alacaksın. Aldığında da Allah'a hamd edeceksin. Bu ne? Bilgisayar, bozuluncaya kadar kullanacaksın bunu. Bozmamak için de gayret göstereceksin. Bozmamak için gayret göstereceksin.
Allah'a hamdini, fiili göstereceksin. Bu ne elbise? Kaç yıllık, yirmi yıldan fazla. Onu temiz kullanacaksın. Allah'a hamdini öyle göstereceksin. Benimle kaç tane ömre yaptı bu? Atma. Parasızlıktan mı? Değil. Hamd edeceksin. Kullanabildiğin yere kadar kullanacaksın. İsraf etmeyeceksin. İsraf etmeyeceksin. Marka manyağı budalası olmayacaksın, oldurmayacaksın da. Ölçülü, ölçülü. Hamd edersen Cenab-ı Hak nimeti arttıracak. Şükredersen nimetini arttıracak. Şükür nimeti arttırır.
Sabır ise nimeti muhafaza eder. İbn-i Mace. Şükür nimeti arttırır. Şükret. Bir dergah bulmuşsun. Kur'an sünnet tarihisinde hamdet şükret, disiplinli ol. Evlenmişsin. Allah sana bir eş vermiş. Hamdet şükret. Çizgini bozma. Allah sana evlat vermiş. Hamdet şükret. Çizgini bozma. Allah sana evlat vermemiş. Hamdet şükret. Çizgini bozma. Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduklarını veya vermemiş olduklarını hamdet. Merak etme. Olumlu, olumsuz her şey gelip geçecek. O yüzden normalde mümin, mümin nimet gelmeden şükredendir. Mümin, dert gelmeden şükredendir.
Mümin, sıkıntı gelmeden şükredendir. Mümin, varlık gelmeden yokluktayken şükredendir. O yüzden hamd edersen. Şükredersen Allah nimetini arttırır. Rahatsızlığın var. Hamdet, şikayet etme. Şükret. Cenab-ı Hak sana lazım olan sağlığı verir. Sağlık hafta, ilaçta, onda bunda değildir. Onlar vesiledir, sebeptir. Seni ayakta tutacak olan Allah'tır. Sen Allah'a hamdet. Allah'a şükretsen. Tövbeyi, zikri, hamdi bırakma. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nimetler değil, nimeti veren bakidir. Sen üzerindeki nimetleri baki görme. Sen o nimetleri bahşeden, nimetleri lütfeden Allah'a hamdet.
Gelip geçici, bugün gözün görüyor, yarın görmeyebilir. Annem, on yıldan fazla ömrünü, son on iki, on üç yılını sıfır görmeyle yaşadı. Sıfır görme. Şeker hastasıydı. Vurdu gözlerine, üç sefer ameliyat ettirdim, açılmadı. Yani o süreç durmadı. Şekeriyle mücadele etmedi. On beş yıla yakın sıfır görmeyle yaşadı. Sıfır, görmüyor kadın. O nimet, elindeyken Allah'a hamdet. Aklın yerindeyken Allah'a hamdet. İmanın yerindeyken Allah'a hamdet. O nimet geçer gider. O bir şeyin olmaması geçer gider. Onsuz da yaşarsın. Bir şeysiz yaşarsın. O yüzden Allah'a hamdet.
Allah'ı hamdetmenin yolunu bul. Allah muhafaza eylesin. İnsan suresi ayet üç. Bunlar böyle beni böyle derinden sarsan ayet ve hadislerdir bunlar. İnsan suresi ayet üç. Biz ona doğru yolu da, eğri yolu da gösterdik. Artık isterse şükreder, doğru yolda gider, isterse nankörlük edip eğri yollara sapar. Sana doğruyu gösterdi Cenab-ı Hak. Ben size bildiğim kadar doğruları anlattım. Bildiğim kadarıyla. Görebildiğim kadarıyla. Sen ister doğruları yaparsın, ister sen nankörlük edip eğri yollara saparsın. Allah ve Resulullah sana doğru yolu gösterdi. Sana doğru yolu anlattı. Cenab-ı Hakk'ın orta yerdeki nasihatçileri sana doğruyu anlattı. Kur'an belli, sünnet belli.
Sen ister doğru yolda gider Allah'a hamd edersin ya da sen eğri yolda gider Allah'a nankörlük edip cehenneme doğru yol alırsın. Rabbim bizi doğru yolda yürüyenlerden eylesin. Sırat-ı mustakiminde olanlardan eylesin. Bülbül ey duaya icabet eden Allah rızık hususunda itimatımız sana diye Allah'a hamd eyler. Bülbül ne yaparmış şakıması?
Bülbülün şakıması zikirdir. Bülbülün şakıması tövbedir. Bülbülün şakıması Allah'a duadır, münacattır. Ah o bülbülü dinleyecek kulak. O bülbül her daim Allah'ı zikreden bir hayvandır. Seher vakti dinlemenizi tavsiye ederim. Ama dediğim zaman da tam böyle baharda onların şakımasını bir izle, bir dinle. Ve sen de onların şakımasına uygun bir esma seç.
O esma ile Allah'ı zikretmeye başla. Ve onlar sadece bülbül değil, bütün ağaçlar, bütün çiçekler, bütün böcekler, bütün hayvanat, bütün zerreler Allah'ı zikrederler. Hz. Bir burada hani bülbülün zikrini metafor olarak almış. Ama bütün kainat onu zikreder. Yerdekinler, göktekinler onu zikreder. Hayvanlar, böcekler, hücreler onu zikreder. Ay, yıldızlar onu zikreder. Rüzgar onu zikreder. Güneş onu zikreder. Dağlar, ovalar onu zikreder. Sular, bulutlar onu zikreder. Onu zikretmeyen hiçbir varlık yoktur. Sen yeter ki kendince, kendi kendini dinle ama çarşıda dolaşırken, ama yolda yürürken, ama yolculuk yaparken Allah'ı zikret ve o kainatın zikir senfonisine bilinçli olarak sen de katıl.
Bütün kainatta bir zikir senfonisi var. Ama senin nefis meratibin olarak bir esman var ise o esma üzerinden yürü. Şeyhin sana dediyse tevhide devam et, tevhid esmasıyla devam et. Bütün kainatın tevhid çektiğini duy. Tevhid çektiğini gör. Bütün zerrelerin, bütün hayvanların, bütün varlıkların tevhid deryasında, tevhid senfonisinde olduğunu gör ve duy. O senfoniye sen de katıl. O zikrullaha sen de katıl. Sonra kendinden geçmişsin, bir kendine geldiğinde hay esmasını söylüyorsun. Muhteşem, bunda nefis yok. Bunda şataat yok, şatafat yok. Kendiliğinden gelmiş. Sen o sarhoşlukla hak esmasına geçmişsin. Kayyum esmasına geçmişsin. Kahhar esmasına geçmişsin.
Sen o sarhoşlukla cemal esma şerifine geçmişsin. O sarhoşlukla sen cemal perdesine geçmişsin. Farkında bile değilsin. O zikir senfonisiyle mümkün bu. Sen ister zikrullah halakasında ol, istersen tek başına zikrullah yap. İster dağda, ister ovada, ister yolda, ister çölde, ister iş yerinde. Hangi iş üzerinde olursan ol, o zikrullah senfonisine kendini bırak. Daim zikrullahı yakala. O muhteşem senfoninin içinde ol. Kalbin, hücrelerin, bütün azaların o zikrullah senfonisinde gitsin. Eline gayri ihtiyar gözün iliştiğinde elin de hak desin, gözün de hak desin, dilin de hak desin, kalbin de hak desin, duvarlar da hak desin, direkler de hak desin. Bütün kainatın hak ismi şerifinde cem olduğunu gör.
O zikrullah muhteşem bir şey. Hazreti Pir burada bülbülden örnek vermiş. Ama bütün varlık onu zikreder. Bütün varlık. Bülbül de o varlığın içerisinde ayrı bir güzel bir varlıktır. Ama Allah'ı zikreder. İsra ayet 44. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes onu tespih eder. Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tespih etmesin. Bakın yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes. Demek ki sadece dünyada insanlar yok. Herkes. Demek ki yedi gökte de değişik varlıklar var. Yerde de değişik varlıklar var. Hepsi de Allah'ı zikreder. Hepsi de Allah'ı zikreder. O zaman normalde hani ardından hadis-i şerif var. Beyhakide geçiyor.
Her şey Allah'ı zikreder. Fakat siz onların zikrini anlamazsınız. Burada durma. Sen bunlardan olma. Sen ehli zikirsin. Sen ehli sufisin. Sen burada durma. Sana burada durmak yakışmaz. Ya sen Allah'ı zikret. O kainatın muhteşem zikir senfonisine katıl. Çaya bak, zikrullahı duy. Suya bak, zikrullahı duy. Yemeğe bak, zikrullahı duy. O zikrullah senfonisine muhakkak katıl. Halin şu olacak çünkü. Ey malükül mülk olan Allah. Benim ve benle beraber her şeyin sahibi mülkü sensin. Beni zikrullahın nuruyla rızıklandır.
Amin. Cemalullahın nuruyla beni müjdelendir. Amin. Cennetin kokusuyla kokulandır. Amin. Habibinin kokusuyla kokulandır. Amin. Ya Rabbi senin kokunla kokulandır. Amin. Doğan rızkını padişahın elinden umduğundan bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir. Doğan kuşu, sultanların kuşudur. Eski Türk kaanları Doğan beslerlerdi. Ve onların Doğan'la alakalı böyle kollarında şey vardır, ava çıkarlar. Doğan padişahların kuşudur. Padişahların özel padişahlara yetişir. Ve padişahın kolundadır Doğan.
Bizim böyle ırkçılık gibi algılanmasın. Orta Asya'dan itibaren bütün kağanların, bütün uluların Doğan kuşları vardır. Bu gelenek Anadolu'da devam eder. Bazıları Doğan besler mesela. O yüzden Doğan hiçbir zaman leş yemez. Bu benim kendi nefsim olsun. Ey Mustafa, sen bir Doğan kuşu ol da o padişahın kolunda konakla. O padişahın kolunda konaklarsan leş yemek zorunda kalmazsın, necis yemek zorunda kalmazsın. O padişahın kolunda sen nimetlerin, sana olan nimetlerin böyle akıl dahi yetmez. Sen o Doğan'ın, sen o padişahın kolunda Doğan olmaya bak.
O zaman leşlere gözünü dikme. O zaman necislere gözünü dikme. Sen Sufi'sin, sen Doğan kuşusun. Ne işin var necasetle? Sen Sufi'sin, padişahın kolundasın. Ne işin var senin ateşek ölüsüyle? Sen Sufi'sin. O zaman Sufi'ce yaşa da, Sufi'ce yaşa. Padişahın koluna layık ol. Karga gibi olma, akbaba gibi olma, solucan gibi olma, sırtlan gibi olma. Olacaksan aslan ol, senin artığını sırtlanlar yesin. Olacaksan Doğan kuşu ol, padişahın koluna layık ol. Karga olma, akbaba olma.
Doğan ol o zaman. O yüzden Doğan'san, pis lokmalara gözünü dikme. Doğan'san, kalkıp da başkasının artıyla uğraşma. Leşlerle uğraşma. Yaka. Ya sen, Sufi'sen, sende Doğan tabiatı olması lazım. Sen Sufi'sen, sende aslan tabiatı olması lazım. Yok. Hem Sufi, hem çakal tabiatı olmadı. Hem Sufi, hem karga tabiatı olmadı. Kendini değiştirmemiş, geliştirmemiş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, sen Sufi'sen, halkın elindekilerin eline bakma. Halkın elindekiler senin için leş. Başkasının elindekine bakma.
Sen gözünü o başkasına verene dik. Yani Hakk'a gözünü dik. Halktan bir şey umma. Halktan bir şey umma. O bize bakir, feyizleniriz. Biz ona bakir, feyizleniriz. Beş bin lira yetmedi, beş bin lira daha gönder. Değil bu. Yok. Sen padişahsan, padişahlığını göster. Sen doğansan, doğanlığını göster. Sen aslansan, aslanlığını yaşa. Aslanlığını yaşa. O zaman Allah'a dayan, Allah'a yaslan. Allah her şeye kafidir. Sen Allah'a tevekkül et. Allah'a tevekkül edersen Allah sana kafidir.
Allah'a iman ettiysen, senin başka bir yere tevekkül etmene gerek yok. Sen Allah'a iman ettiysen, senin başka bir yere dayanma, başka bir yere güvenmen söz konusu olmaz. Allah'a yaslan, Allah'a dayan. Muhakkak ki, Allah seni naçar bırakmayacak. O yüzden, Sufi'sin, Sufi'nin hakikati, doğan kuşu gibidir. Rızkını padişahdan bekler. Hatta, rızkını avdan bakmaz. Avladına bakmaz doğan kuşu. Asil olan doğan kuşu, avladından bir pança kalmaz. Avladını alır getirir, padişahın eline koyar. Padişahın önüne koyar. Ve padişah da onu nimetlendirir, rızıklandırır, hediyesini verir onun.
O yüzden doğan kuşu, padişahın gözüne bakar. Padişahın eline de bakmaz. O zaman sen gerçekten Sufi'sen, doğan kuşu gibi ol. O padişaha gözünü dik. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. O yüzden Sufi kimse, Sufi bir kimse. Başkasının elindekini, başkasının evindekine gözünü dikmez. Başkasının eşine gözünü dikmez. Bir başkasının malına, parasına, puluna, makamına gözünü dikmez. Sufi, Sufi doğan kuşu gibidir. Padişaha bakar. Allah bizi, bizleri onlardan eylesin. Amin. O yüzden en başa geçtik. Sel ister bulanık olsun, ister bulanık olmasın. Gelip geçicidir.
Rabbim bizi gelip geçici şeylerle sınanıp, sınanıp, onların gelip geçicilerini baki zannedip, nefsini oyup, sınıfta kalanlardan eylemesin. Amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Misafirimiz var, Şeyh Efendi Dağıistan'dan. İnşallah, bize küçük bir selamlama, lütfetsin inşallah. Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyedina ve nebiyyina ve habibina Muhammedin
ve ala aleyhi ve ashabihi ecma'in amma ba'd. Selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu. Ve aleyküm selam. Muhterem cemaat, Allah'tan sizin salamlar olsun. Bu sefere geldik. Biz ziyaratlara, bizim şeyhlerimize, İstanbul'da var, bizim şeyhlerini biz, Güneyköy'de var. Onlara geldik ziyarata. Bu ziyarata gelen zaman, bizim, oradaki arkadaşları, biz çok salamlar yetiştirdi diye, benim amalet ettim. Ben de size yetiştiriyorum. Ulan salamlarım. Selamu aleyküm ve rahmetullahi. Allah'a ham şükrü olsun. Kardeşlerim, arkadaşlarım, bizge nimetini, imanini nimetini verdi Allah.
Bizge, Allah'a ham şükrü olsun, bize İslam'in nimetini verdi. Bizge ham şükrü olsun, Kur'an'in nimetini verdi. Bizge ham şükrü olsun, haykammar biz aleyhi salatu ve salam'ini ummatinden etti. Allah'a ham şükrü olsun, bu Allah bize, bu eri nimetlere. Bu nimetlerin üstündedir, bizim saadetimiz kardeşlerim. Kardeşlerim, ulanı kim kamil kuyla yürütsa, iman, İslam, sünnet, Kur'an, ulanın kim yürütsa, kim yapsa, buradadır saadetlik. Allah'u Teala, bizim saadet kullarından etsin. Bu saadetlik, inşaallah kardeşlerim, bu saadetlerini bize dünyada, bizge Allah'u Teala verdi.
Bu saadetleri, bizden Allah'u Teala almasın. İman bulan, bu dünyada da, Allah razı oğana olan halde, Allah razı oğana amallarını, eve turup, bizge Allah'u Teala, bu dünyada da, bizge hayatı birini versin. Ya Rabbul Alemin. İman bulan'a bu dünyadan, birinci parasın sünni Allah'a. Tarikat kardeşlerim, tarikatın şartları var. Birinci şartı, tarikatın tavukatına soktu. Mu'min, murik, kas serten, geçer, gün, ertem, akşam, tavukatı olmak lazım. Neye? Biz bile bilmeyde, bizim hatalar düşer. Biz bile bilme günahlar olabilirler. Tili bizden olsun, gözlerden olsun, dolaplardan olsun, elleri bizden olsun, hatta yürek fikründen olsun, bizge bizden çok katalar düşer.
O sebeple, bizge daiman daim tavukatın. Daiman daim astaghfirullah diye, tavukatın odunu, şartlarıyla bilip tavukatın. etmektedir. İkinci şartı, tarikat ne? İ'tikadun sahih. İ'tikadun sahihdir. İ'tikadun sahih o da nedir? İ'tikadu ahlis sunnati vel cemaat. Ahlis sunnati vel cemaatli, i'tikadinler olmaktır. Allah nasip eylesin. Amin. Üçüncüsü de, attaslimu diye bizim imamlarımız. Attaslim, uzunur şeyhine verilip, şeyhin emrusun, nahlusun yürütmaktır. Allah-u Teala, bu nimetle de bizge verin, Allah'a şamhan, şükürler olsun.
Ya Rabdan alemin, sizde Allah'a emanet olunuz, ya Allah. Bizge de dualarda gelin. Allah-u Teala, sizden Allah rasul olsun, bizden de hepsimizden Allah razı olsun. Esselamu aleyküm, merhametullahi wabarakatuhu. Aleykümselamu. El Fatiha, ben selamadım. Amin. Allah razı olsun, haklarınızı helal edin. El Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi