Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Ekim 2011 · 56:21
Selamun aleyküm. Allah gecelerinde, yıldızlarından ayrı, yıldızlarından nasıl muhafaza eylesin. Âlem, İslâm'a, dedik, müdürlük, beraberlik asla inşallah bir kaldırıldı diyorlar. Bunu söyleyenler hata ediyorlar. Pkb sallallahu ve sellem hazretleri sünnetiyle sabit.
Ama bugün işte adına çağrıdaş dediğim bu sistemleri, normalde işte çelik görüyorlar kendilerinde. Bunların uzantıları var, İslâm dünyasının içerisinde. Bu uzantılar da böylece onların o borazanlığını yapıyorlar. Başka bir şey değil. Bir şey, din, Kur'an ve sünnetle sabit. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size iki şey bırakıyor. Kim onlara sımsıkı yapışırsa doğru yolda sırat-ı müsaitimde olun. Bu da Kur'an ve sünnettir der. Başka bir ad-ı şerifte Kur'an, sünnet ve râşid halifelerinin yolundan biliriz der. Başka bir ad-ı şerifte Kur'an, sünnet ve ehri beytime tabi olun der.
O yüzden din, Kur'an ve sünnetle sabittir. Bir şey ayette var ise, ayette var ise veya sünnette var ise bizim için dinin hükmü niteliğindedir. Biz ayette sabit olanın sünnette olup olmadığına bakmayız. Sünnette sabit olanın ayette olup olmadığına bakmayız. O yüzden bir şey sünnette var ise, o sünnet ise mi, ama fiili olsun, ama sözcüğü olsun, Kur'an'dan aşağı görmeyiz.
Allah bizi affetsin. Ben iki yıl önce ayaklarımdan ameliyat oldum, diz kapaklarıma pilatesi taktılar. Şimdi abdest alırken ayaklarımı kaldıramıyorum. Çoraplarımın üzerinden mes versem olur mu? Olmaz. Çorapın üzerinden mesle etmek cahil değildir. Vele ki zaruret halinde olsa dahi, çorap yerine normalde mes diyebilirsin, o mesle üzerine mesle edebilirsin.
Ama çorapın üzerine mesle, imamların hiçbirisinde bu noktada, Hanefilerin, Şafilerin, Maliki, Ramgeli ulemasının hiçbirisinde fetvası yoktur. Şia uleması çorapın üzerinde mesle caiz görmüştür. Şia ulemasının dışında çorapın üzerinde mesle caiz gören yoktur. Ama bu noktada, ben Hanefi mezhebi olarak, bu noktada çorapın üzerinde mesle uygun görmeyenler dedim.
Kaldı ki, ben herhangi bir hadise rastlamadım, çorapın üzerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri mesle etkin eder. Eğer böyle bir hadise rastlasam, derim ki çorapın üzerinde ne mesle edebilir. İkindeki vesveseleri ve kötü insanları atlatamaması, önleyememesi günahlarından mı kaynaklanır? Bunu sadece günaha bağlamak biraz sıkıntılı. Vesvese, nefsin ve şeytanın ortaklaşan kol kola insan üzerindeki batini etkilerinden bir veçer, bir kanal. Bu biteceğini düşünmeyin, belli bir müddet. Ancak insanın sevmesi, aşık olması ve Kur'an ve Sünnet'i iyi bilmesiyle önlenebilir.
Bir kimsenin bu noktada Kur'an ve Sünnet bilgisiyle aşıklığı kol kola giderse o iki kanatlı kuş gibi olur. O yandan yandan gitmez. Ya aşık ilahi noktada olacak, oturacak o kimsenin içine ve kalbi inham alın noktaya gelecek. O zaman o aşık sapmaz.
Tasavvuf kitaplarında aklı yerden yere vuran, aklı yokmuş gibi gören nokta bu noktadır. O kimse öylesine aşıktır ki, gözü kapalı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni görüyordur. Sahih olarak. Gördüğünü zannetmiyordur, görüyordur. Veya üstadını görüyordur, sahih olarak. Veya bir pir efendimizi görüyordur, sahih olarak. O kimseden fıkıhi noktada o kimse bu manada açıya düşmez. Bir kimsenin halinin veya kalbi ilham alışının sağlam olup olmadığına delildi bu. Yani benim kalbim ilham alıyor deyip de namazı terk ediyorsa, benim kalbim ilham alıyor deyip de yalan söylüyorsa, kalbim ilham alıyor deyip de dedikodu, iftira, gıybet, suizan, mühtar, haramla iştikal ediyorsa, orada sıkıntı vardır.
Ve bu tip kimseler bunları kendilerinin yapmadığını beyan ederler. Kendiliğinden bunun olduğunu zannederler. Veyahut da bunda kendilerinin bir hükmünün, kendilerinin bir idraklerinin olmadığını söylerler ki bu yalan. Aşıklık o değildir. Aşıklık zahir manada Kur'an ve sünnete bağlı olmak. Bir kimse üstadına da aşık olsa, Kur'an ve sünnete bağlı olacak. Günah-ı keballerden uzak duracak. Bu dergaha da, yola da aşık olsa, Kur'an ve sünnete bağlı olacak. Haramlardan uzak duracak. Bir kimse Resulullah sallallahu ve sallallahu aleyhi ve sellem annetlerine de aşık olsa, haramlardan uzak duracak.
Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlı olacak. Bir kimse Allah'a da aşık olsa, Kur'an ve sünnete bağlı olacak. Asla Allah asla şüphelilere dahi yanaşmayacak. O zaman öyle bir aşıklık yaşayacak ki, o kimsenin kalbine ilham gelecek ve kalbine ilham gelerekten haramlardan muhafaza olacak, korunacak. Ve kalbine ilham gelerekten o kimse vesveseyi vesveseyi açacak içinde. Vesveseyi durduracak. Vesveseye uymayacak. Vesvese onu etkilemeyecek. Vesvese şeytan ve nefis kalbini dışarıdan tırmalayacak onu. İki ayaklı şeytanlar da tırmalayacak onu.
Etrafta tırmalayacak onu. O hep etrafın iki ayaklı şeytanların tırmalamasından, hem içinden nefis ve şeytanın kalbini tırmalamasından kendisini muhafaza edip, kendisini sakındırıp yoluna devam edecek. Ya da zahiren Kur'an ve sünneti çok iyi bildecek. Kur'an ve sünneti çok iyi bildiğinden, karşıdan iki ayaklılardan veya dört ayaklılardan gelen tırmalamayı, vesveseyi, zahiri Kur'an ve sünnet bilgisiyle kendisini ne yapacak?
Muhabbet edecek. Aynı zamanda kalbini tırmalayan o şeytan ve nefsin, o şeytan ve nefsin hal ve hareketlerinden, zahiri bilgisiyle kendini muhafaza edecek. vesveseyle mücadelenin zahir ve batın yolu bu. E şimdi insanlar Kur'an, sünneti, fıkıf bilgisinden uzak duruyorlar. Bunu okumuyorlar. Okumsalar da bunu tatbikata geçiremiyorlar. Ve vesveseye dalıyorlar. Bu vesveseyi güçlendiren unsurlar da var. Dedikodu var, kıymet var, iftira var, suizan var, mühtem var. Bunlar vesveseyi çoğaltan etkilenen siz birisinin dedikodusunu dinlerseniz siz şeytanı kapı araladınız kendinize. Birisinin kıymetini dinlerseniz şeytana kapı araladınız ve şeytan oradan girdi sizin içinize ve şeytan içinize girerekten oturdu, yerleşti.
O esnada kalbin hakimi şeytan oldu ve sizi istediği gibi yönlendirecek. Ve sizi istediği noktada kullanacak. İstediği yere sevk edecek sizi. Siz dedikoduyu dinleyerekten, gıybeti dinleyerekten, suizanı dinleyerekten, siz haramla iştigal ederekten şeytana kendinizi teslim ettiniz. Öz olunca şeytan oturdu yerleşti. Gıybeti de sana doğru gösterdi, dedikoduyu da sana doğru gösterdi, kardeşinin etini yemeği de sana doğru gösterdi.
Sana, seni her şeye doğru gösterdi. Ve sen öyle bir doğru noktaya geldin. Çok affedersiniz, pisliğin içerisinde, bok çukurunda yüzerken, kendiniz senin nur dergâsında yürüdüğünü söyledi. Ama yaptığın şey ne? Gıybet ve dedikodu. Yaptığın şey ne? Haram. Seni ama şeytan gözünü gürüttü, vesveseyle. Gözünü kapattı seni, kör etti. Sen o körlünün ne? Senin bok deryasında dolaştığının farkında değilsin. Böyle çok abiyane ve kabaca söylüyorum ki, bunlardan uzak dursun kardeşler diye. Yol ahlak yoludur. Aslında yolu değildir. Bizi hüsn-ahlak sahibi olanlardan eylesin.
Bayanlarda sarık takmak diye bir şey var mıdır? Hadis okumadık öyle bir şey. Ama Peygamber Sabullah Aleyhisselam Hazretleri sünnetidir. Yani evlerinde kafalarına sarık sarabilirler. Bunu engelleyecek bir şey yok. Böyle erkeğe benzemek için yapamazlar. Yani kişi Ali Rıza Tebrizler. Kim derse desin. Şahıs önemli değil ki. Evet suresinde ey Davut ailesi şükredin. Şükreden kullarım az buyuruyor. Bu ayet o aile içinde inmiştir. Yoksa bugün içinde geçerlidir. Bugün de şükreden kullar az mı? Gerçek manada şükür nedir? Neye şükür etmemiz inşallah yanlış anlaşılmaz ayeti yazdığım şekliyle.
Yanlış anlaşılmaz. Allah anlamaktan ve anlaşılmaktan muhafaza eylesin. Evet ayeti kerimete kullarından çok azı şükrederler. Başka ayetlerde de geçer. Siz az şükredenlerdensinizdir diye. Başka ayette buna atan insan hankörlerdendir der. Bir kimsenin şükretmesi her halinde, her haline Allah'a teşekkür etmesidir. Her şeyiyle Allah'tan razı olmasın. Çok az insanın üzerinde tecelli eder. Bunu hatta Abdülkadir Geylan Hazretleri bu hali sadece velilerin üzerinde, Peygamberlerin, Sıddıkların üzerinde zuhur ettiniz. Bazıları hani ayeti kerimem var ya, kim Allah'a ve Resulüne ihtiyac ederlerse Sıddıklardan olur, Şehitlerden olur, müminlerden olur diye.
Bu noktada bazı ehli tasavvuf ise işte şükredenlerin sadece Peygamberler Sıddıklar hakkıyla şükreden ve şehitlerden olduğunu söylerdi. Ama genel mana olarak şükredenler tam manasıyla Sıddık olanlardır. Yani velilerdir. Ama evliya grubunda şehitlerin de evliya grubunun içerisinde ve evliya grubunda şehitlerin içerisinde olur ehli tasavvuf. Çünkü bir kimse Allah yolunda revan olarak devam ederse o kimse şehit hükmündedir. Çünkü bir yola revan olmuş o yolda devam ediyor. Ve o yolda nefesini verirse şehit hükmünde olduğu söylenen bütün ehli tasavvuf uleması bunda ittifak eder. Hatta Hanevilerin zahir ulemaları dahi bunda ittifak eder.
Bir kimsenin Allah yolunda revan olması. Mesela işte hadis tahsil ediyor. Tefsir tahsil ediyor. Fıkıh tahsil ediyor. Tasavvuf tahsil ediyor. Bunlar bu noktada o yolda ilim öğrenirken, o yolda yürürken, o yolun içerisinde bulundukları müddetçe Allah yolunda cihad ettiklerine, Allah yolunda yürüdüklerine, konuştuklarına hükmedilir ve o yolda o kimse vefat ederse ittifak halinde şehit hükmündedir.
İttifak halinde. O zaman o şehit hükmünde olanlar da ne olmuş oluyor? Allah'a şükredenlerden olmuş oluyor. Şimdi kıymetli kardeşler çok azınız hakkıyla şükreden dediğinde durmak gerekiyor. Yani burada raziyet var. Raziyet makamı dördüncü makamdan sonra başlar nefis meratiplerinden. Kalbin seyri sülükundaysa birinci makamdır veya ikincidedir. Öyle diyelim. Bu insanın günlük hayatında yaşamış olduğu hayatı, Kur'an ve sünnet dairesinde odaklayıp, başına gelen şeylerde ve yaşadığı, içti, yedi, giydi, bindi, Allah'ın vermiş olduğu her nimeti şükürle karşılamasıdır. Onunla razı olmasıdır. Bu hem nimetlerine şükürdür hem de başına gelen bela, musibet, sıkıntıya ehl-i zahir sabır olarak görür, ehl-i tasavuk onu şükür olarak görür.
Yan başına bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, bir hastalık biter, bir şey geldiğinde Allah'a şükreder ki Allah'tan razı olduğunu gösterir. Ehl-i tasavuk şükreder o hale, ehl-i zahir sabreder o hale. Bir bela geldiğinde, bir musibet, bir sıkıntı geldiğinde, zahir erbab onu sabırla karşılar, sabreder. Batın erbab, Allah'a yakınlik göstermeye çalışan, Allah'a dostluk yolunda olan, Allah'ı sevme yolunda olan kimse ise o haline şükreder.
Siz bir sıkıntıyı gördüğünüzde, sıkıntıyla sabrederekten aşabilirsiniz. Doğru mu? Eh cevap doğru. Ama siz bir sıkıntıyı gördüğünüzde, şükrediyorsanız, ve hamlediyorsanız, ve Allah'a olan sevginizi arttırıyorsanız, Allah'a olan tasavvuf yolunda iyi bir noktadasınız. Yürüyün. O zaman, şükreder evet. Bakın burada çok azını sabreder demiyor. Çok azını şükreder. Ama ürünlerin büyük bir çoğunluğu sabreder. Ne yapar? Şükreder. Burada bu, bir kimse kalkıp, ya akılla belaya şükredilir mi der. Evet doğru. Sen aklına uydun, sen belaya, sen ne yap? Sen şükretme. Sen git sabret. Benim işlerim neden bozuk gidiyor? Benim işlerimi neden bozuk? Sabret.
Mülküm vardı, katım yatım vardı. Oooo! Gönderdiğini yalarım dondum.
İş değişti. Çok azını şükreder. O zaman kıymetli dostlar, şükredin. Şükredin. Hem nimetler noktasında şükredin. Hani, sohbetler de derim ya, ehli tasavvuf bilhassa mevleviler, işte hırkeyi giyerlerken öperler. Der ki, Ya Rabbi, bu gömleğimiz olmasaydı örtünemezdik. Sana şükürler olsun. Bu yeleğimiz olmasaydı üşürdük. Sana şükürler olsun. Şu patumuz, şu ceketimiz olmasaydı üşürdük. Şükürler olsun. Şu yorganımız olmasaydı öperken yorganı bile öper mevleviler. Yatarken yastığını öper mevleviler. Yatarken yatağını öper mevleviler.
İnsanlar nimetin içerisinde yüzerken bunlardan habersizdir. Birimiz yattığı zaman yumuşak yatakta yattığından ayriyetten zikredip şükrediyor. Hangi birimiz yorganı başından aşağı çektiğinde yorganı öpüp şükrediyor? Hangi birimiz sıcak odalarımızda yatarken halimize şükrediyoruz? Şimdi nimet gitti o andakilerin elinden. Deprem geldi, nimeti aldı elinden. Şimdi bangır bangır bağırıyorlar. Çadır istiyoruz, yatak istiyoruz, yorgan istiyoruz. Bakın o yorgana hasretler şimdi. Hangisi yorganı öperekten yattıydı ki? Hangisi yatağını öperekten yattıydı ki? Hangisi elbisesini giyerken öperek giydiydi ki? Hangimiz elbisemizi giyerken öperek giydik ki?
Hangimiz yatağa yatarken yattığımız yatağa hamd ettik şükrettik ki? Hangimiz akşam bir taş çorbayı içtiğimize şükrettik ki? Hangimiz içtiğimizi yediğimiz iki kaşık pilava şükrettik ki? Onu tefekkür ettik ki? Evet çok azımız şükrediyor. Şükrediyor. Bunların hepsi de bunları tefekkür etmek zikirdir. Bunların hepsine şükretmek, şükrü eda ettik zikirdir. Hangi birimizin aklına gelir ki? Günün sonunda ya Rabbi bugünün sonuna geldim. Bugünün sonunda ben bugün orucumu tuttum. Bugünün sonunda Cenab-ı Hak ya Rabbi bana sen nasip ettin. Namazlarımı beş vakit kıldım. Bugünün sonunda bana nasip ettin. Ben elimden geldiğince günah keballilerden uzak durdum.
Allah'a şükür namaz aklımıza geldi ki. Şükredersek nimetlerini arttıracak. Ayet-i kerime öyle. Diyor ki kim hamd ederse hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Namaz kılmışsın hamdet, kendinden görme. Oruç tutmuşsun hamdet, kendinden görme. Bir zikir halakasını tutmuşsun hamdet, kendinden görme. Bir iyilikte bulunmuşsun hamdet, kendinden görme. Sen bir iyiliğe mazhar olmuşsun hamdet, kendinden görme. Ve hamd ederek Allah sana nimetlerini arttıracak. Birisi sana az ve kadar bir şey sormuş. Sen ona doğru cevap vermişsin hamdet. O bilgi Allah'tan çünkü. Senin değil Allah'a hamdet. Ya Rabbi de beni burada mahcup etmedin. Beni burada mahsun etmedin. Beni burada mahcurluğa etmedin.
İnsanların önünde. Rezil etmedin. Gönlüme kuvvet verdin. Gönlüme ilham ettin. Senin yolunda koştum. Senin adına koştum. Hamdet görümden. Seni çok yanlış bir noktada da kullanabilirdin. Sen çok yanlış... Ve önceden sen küfrün bataklığındadın. Sen önceden günah-ı kebalin bataklığındadın. Sen önceden... Sen önceden... Geldin şems. Senin kulağından tuttu zikrullah alakasına getirdi.
Senin kulağından tuttu zikrullah alakasına getirdiysen... O senin şemsindir. Her kim? Şems bir tane değil. Kahıslara takılmayın. Bir şemstir hepsiler. O zaman seni hayvanlıktan kurtarana hamdet. Haline hamdet. Allah senin üzerinde nimetini arttırsın. Nankörlerden olma. Hainlerden olma. Vefasızlardan olma. Kimliksiz, kişiliksiz bu noktada olanlardan olma. Olacaksan kimliksiz, kişilikse Allah önünde ol. Kimlik, kişilik yok. Başka bir yerde sen kimlik, kişilik koyma. Allah bizi affetsin.
O yüzden sakın Allah'a olan hamdinizi arttırın. Allah'a olan şükrünüze arttırın. Tefekkür edin. Daha sizi karanlıktan nura çıkaran kim? Allah. O karanlıktan nura çıkaran bir el var vesile. İsa'nın el o. O eli görmemezlikten gelme. Görmemezlikten gelirsen, gözün kör olur senin. Ebediyem göremezsin. Ben İsa'nın elini unutma asayı vurdu, yol açıldı sana. Sen eğer ona şükretmezsen, ona hamdetmezsen, sen nankörlerden uyursun.
Allah bizi onlardan eylemesin. O yüzden evet, çok azımız şükreder. Azımız hamd eder. Allah bizi o şükredenlerden, hamd edenlerden elinsin ki, zikrin hakikatidir. Zikrin hakikatidir hamdetmek. Şükretmek zikrin hakikatidir.
Nankörlük edenler ihanet eder zikrin hakikatine. İnsanlar hamdini zikirden zannetmezler. Cahildir o. Şükretmeyi zikirden zannetmezler. Cahildir o. Zikrin hakikati devamlı hamd noktasında durmaktır. Öyle bir nokta. Artık o zikrullahın aslı olumunun tamamıyla noktasında durur. İçin dışın hamd noktası. Ve için dışın devamlı hamd. İçin dışın. Ve senin için dışın hamd koka. Ve her şeye hamd, hamd da ödeşleşirsin ki, zikrin hakikaten bir çoğudur. Zikrin ortası, zikrin özü, zikrin hakikati, sen Allah'ın bütün alemde, bütün her zerre...
Hamd koltuğuna alınmışsındır. Hakikat noktası. Yani sakın ha! Bir zerre de olsa şükredin. Bir zerre de olsa şükredin. Bir zerre de olsa hamd edin. Küçük görmeyin hiçbir zaman. Ve her halinize hamd edin. Asla ihanet etmeyin. Hamd etmeyenler ihanet edenlerdir. Şükretmeyenler ve asızlardır. Onlardan olmayın. Hiçbirimiz onlardan eylemesin. Cenab-ı Hak cümlemizi bu noktada muhafaza eylesin inşallah. Merakabe nedir? Tasavvufta yeri var mıdır? Herhalde bu, az önceki bu şey, bu merakabeye cevap olmuş oldu. Allah bizi affeylesin inşallah.
Aklın, kalbin ve ruhun sırrı nelerdir? Sırrıları aynı mıdır yoksa ayrı ayrı nedir? Ismarlama soru sormayın. Anlayacak olduklarınızı, anlayabilecek olduklarınızı sorun. Allah bizi anlayanlardan eylesin inşallah. Kurbanın en azı bir koyun veya keçidir. En aşağısı bir koyun veya bir keçidir.
Toplu denir ya, 8-9 aylık olan kuzuya veyahut da işte keçiye toplu denir ya. Keçiye ne deniyor? Teke mi deniyor? Teke deniyor. Kıymetli kardeşler. Fıkırçılar demişler ki işte annesinin seviyesindeyse kuzu, işte o da kurban olur hükmü getirilmiş. Ama bu mesele oradaki ülkenin oradaki yerin hayvanla alakalı politikalarına ters düşmemesi lazım.
Öyle diyerekten çünkü kuzuları kurban kesiyorlar. Din buna müsaade etmez. Çünkü hayvan kurban edecek olan kimseler 8-9 aylık kuzu veyahut da 8-9 aylık oğlan teke hükmünde olan hayvanlarını kurban edecekler. Dört aylık, üç aylık hayvanını kurban etmeyecekler. Ya bundan da kurban olur. Olmaz kardeş. Olmaz. Olmaz. Aslında o süt kuzuların yenilmesi için de kesilmesi cahil değil. Süt kuzu kesiyorlar ya, iki aylık, üç aylık kuzuları kesiyorlar ya kasatlar. Uygun değil. Memleketin hayvan politikasına da uygun değil. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mesela dişi koyup kestirmemiş genelde.
Dişi inek kestirmemiş. Dişi düve kestirmemiş. Caiz mücaiz. Ama kestirmemiş. Bunda bir incelik var. O yüzden özellikle bugün biraz kurban dersi yapmak isterim. Memleketin ekonomik ve siyasi ve stratejik konumuna, durumuna binaen bu fıkıh kaideleri. Fıkıh kaidelerinin üzerinde fetva verilebilir, iştahat edilebilir. Bu bütün Ümmet-i Muhammed'e inşallah ders niteliğinde olsun.
Asla dişi doğurabilecek olan düvelerden, doğurabilecek olan ineklerden kurban kesmeyin. Doğurabilecek koyunlardan, doğurabilecek olan keçilerden içinden yavru çıktı. Öyle olmadı mı Sayın?
Dedim ya, sana 5 lira, 10 lira. Cebinde para vermesin, şu hayvanı alırken sana gösterseydi. Bilmiyorsa bilene git, ibadet edeceksin. Kesti. Ne yapacak? Çaresi yok. İçinden çıktı. Sayın kaç aylıktı o şey. Ya, içim kalktı benim. Hiç kimseye bir şey diyemedim. İçim kalktı. Üzüldüm, üzüldüm, üzüldüm. Tansiyonum değişti böyle, halim değişti o gün. Bilmiyorsanız bilgileri alacaksınız. Aha, Sayın burada. Alın telefonunu. Ölgün versin size, gitsin, hizmet etsin. Karşılaştım, Sayın'ın evinde keserken. Bakıyorum, Sayın bu kurban olmamış, bu kapak açmamış, açmamış efendim diyor.
Almışlar efendim diyor, ben ne yapayım? Almış adam. O zaman büyükbaş kapak açmış olacak. Sayın anlattı bana, o söyledi. Kerpedenle de açıyorlar zillerini, hayvanların ağızlarını. Mahfaza eylesin. Kesilmesi caiz olmayan hayvanlardan olmaz.
İşte kesin yerine, Allah bizi affetsin. Cahildir, öyle kesilmesi gerekir.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Herkesin kendi kurbanını yapabiliyorsa, kendi eliyle kesmesi daha iyidir. Son senesine kadar. Önce sene kendisi kesmelidir. O seneye kadar kendisi Boğaz'da hayvanlarındır. Hazreti Ayşe Validemiz dedi ki, Ya Ayşe kurbanının başında bekle. Kurbanın başında bekle. Kurbanını kestir. Kurbanın çoğu ve yılları da fakirlere verilmelidir. Kurbanı kesen kasaba kurbandan ücret verilmez. Kurbanı kesen kasaba kurbandan ücret verilmez. Kurbanı kesen adam işte oradan mutun birisini alıp gidecek.
Kurbanlık karşılığı, kesme karşılığı. Deriyi alacak gidecek. Yok. İbadet ediyorsun. Yani gidiyorlar böyle vakıflarda orada kurban kestirenler. E ben deriyi bıraktım oraya kurban kesme yerine. Sen deriyi kurban kesmenin karşılığında koydun. Olmalı. Beş liraya. Ver beş liraya cebinden. Deneyi kime veriyorsan. Kurban kesme parasını deriden ödeme. Kurban kesme parasını işkemeden kelleden ayakta... İbadet ediyor. İbadet ediyor. Alırken yedi ortak yapacağınız. Bakitmiş kendini bir tane hayvan almış ortak oluyor. Gel bende hisse var 400 lira lan.
Banka hissesimi satıyor. Şirket hissesimi satıyor. Bir hayvan buradan kaç hisse alınıyorsa alınırken belli olacak. Dört hisse bu hayvanı niyet ettik aldık bitti. Yedi hisse bu hayvanı aldık niyet ettik bitti. Sonradan hisse topuyorlar. Yok. Cahil değil. Hisseli kesenler, toplu kesenler. Bir tanesi et niyetiyle kesen kurban bozuldu. Kurban bozuldu hiç kimsenin haberi yok. Ve kurban kesmeye vacip olmayan gibi kimse o kurban vacip oldu. Vacip olana bir şey gerekmiyor. Vacip olmayan kesmeye kalktı. Ona vacip oluyor bu sefer. Hani nafile oruncu bozarsanız oruncu kaza etmek vacip olur ya. Bunun gibi bir şey. Allah bizi affetsin bu sefer. Bak Hazreti Ali Efendimiz de demiş.
Çuruları ve yıllarını da ver. Kasabın ücretini onlardan verme. Kurbanlığın sunsa sağlamaz. Ve kuruması için memelerine soğuk su serper. Kopayamam mı? Hocam şu anki kanundan dolayı kulaklarına falan damlaya yapıyorlar.
Damlaya yaparken kesiliyor hocam. O damlalar şey değil bunun içinde değil. Onlar sadece şey yapıyorlar. Küpe gibi böyle numara vuruyorlar. Deliyorlar orayı. Başka kurmamla alakalı yok. Sütü ne yapıyoruz? Akar hayvanı sütü yapmak lazım. Onu sütten kestirecek. Ya kesmesinler sütü olan hayvanı ya. Ya da savunup dağınacak diyorum. Doğru. Ama kesmeyin. Sütü olan hayvanı kesmeyin. Kesmeyin. Sütü olan hayvanı kesmeyin. Peygamberimizin aklında.
Yüce Peygamberimiz hakkında bir şey okutmayacak. Yok hayır. Biz size değer veriyoruz, geliyoruz. Bize değer vermezseniz güneşinizden ispat ediyoruz. Siz de bizden bir şeyler tutmazsanız. Bize moral verin yani hocam. Allah razı olsun. Sen de razı olsun. Bir dakika da okuyacağım. Uzak bir şey değil. Ama niye hocam eşlerin tohumları şey görüyorsunuz? Bizim gibi eşlerin tohumlarını iyi topluyoruz. Biz moral vereceğiniz yerleştirdiler. Tamam biz sizi biliyoruz. Arkadaş kurbaratçı 4 kişi almış. Doğru 5'e çıkmak ister. Hayvanı almışlar mı? Almışlar 4 kişi. Olmaz. O hayvanı aldatma. O hayvan niyet edilmiş. Alınmış.
Kurban oldu. Bitti. Sayın Ceyhan'a var ya. Var hiç iyi. Yok. Yok. Başka kurbanla alakalı. Annesinde ise o. Yediyse annenin yani eşinin. Buraya sergisi yok. Yok. Ya normalde niyet ederken annesine, babasına, eşine ve çocuklarla. Kaç iste? Yedi iste. Niyet edip hayvanı alıyor. Bir sıkıntı yok. O yeterli olmuyor. O mesele değil. O senin adına kurbanı alıyor, kesiyor, şey yapıyor. Sevabı sana ait. Evet. Adak konuşuyor.
Adak bu noktada bir kimse nezir ettiyse, hali vakti yerindeyse hem nezir kurbanını kesecek hem de normal kurbanı kesecek. Vacip kurbanı kesecek. Vacip kurbanı kesecek. Adak bu orucu kururken vacibi kesebilir. İşte büyük başakalı yapmak gerekiyor. O normalde yatırılması gerekiyor dediğim ayakta, mümkünse ayakta kesmeyecek. Onlar da yatıyor, üstüne giriyor. Ayağından kaldırıyorlar, kafası yerde ya. Yatıyor, üstüne giriyor. Ben de kurban olarak aldım, saptım dedi, bitti. O hayvan kurban olacak. Yazıbos da haftası değil mi?
Bir kişi vazgeçti. Ben kesebilir miyim? Olmaz. Olmaz. Bakın toplu kurban kesmenin altı kişi aldılar diyor, bir kişi vazgeçti diyor. Olmadı. Öbür beş kişinin de kurbanı fasit oldu. Bak beş kişinin kurbanı fasit oldu. Kurban taksitlendirilerekten ödenir ama taksitlerini hiç aksatmaması gerekir. Çünkü taksitleri aksatırılsa bugünkü sistemde faiz ödüyor, faiz ödeyince ibadetini içerisine haram karışmış olur. 6 kişi aldı kurbanı, birisi vazgeçti başkasına koydu yerine olur mu? Olmaz.
Kurban komple fasit olur orada. Ya bu şirket kurulmuyor. Kime fasit? Kime bağıştınız? Kime istiyorsa bağıştınız. Bu mesele değil. Kesmeyin, siz kesmeyin, siz kesmeyin derken adı bir şeyi vurgulamaya çalışıyor. Ehli tasavvuf bir şeyi tam hakikatini yaşamaya çalışıyor.
O hayvan kastolup kulağa kesildiyse marazlıdır. Kesmeyiz biz yemeyiz o. Kirazın kenarından pici çıkar. Biz yemeyiz o kirazı. Elma, yağmur, yumur oldu. Yemeyiz biz onu. Fıtratını bozulmuş olur. Kulağını kesmişler. Fıtratı bozulmuş olur. Ondan kurban etmeyiz biz onu. Onun cahillik, cahil olmama açısından bakmıyoruz. Ehli tasavvuf bir şeyi yaparken hakikatine ve özüne uygun yapmaya çalışır. Hakikatine ve özüne uygun davranmaya çalışır. Kulağa kesikten yapmaz kurban. Gider iki lira fazla verir, kulağa kesik olmayamaz. O zaten bir hastalık geçirmiş. Hayvan öksürüyor orada.
Yani ciğerleri hasta. Gözlere göre onun kurbanı kalmaz. Hayvanın üzerinde hastalık belirtileri var. Almaz. Der ki, ey sevgili ben bunu senin için yapıyorum. Bunu sana hediye olarak yapıyorum. Bu siz sevgilinize hediye götürüyorsunuz. Sevgilinize hediye götürürken eksik noksan bir şey götürür müsünüz? Evlenecek olduğunuz, bizim bayıldır da evlenecek olduğunuz kızlar kurbana nişanlı girerlerse yandı adam. Adam bir tane kurbanlık koç gönderir nişanlısına. Yani nişanlısına kurbanlık koç götürürken boynuzlarına kimisi durumuna göre bilezik takar, kimisi durumuna göre işte sarı lira takar, beşi birlik takar. Süslerler o hayvanı. Bir güzel süsledikten sonra arabanın arkasına koyarlar. Başına iki üç tane de koç koca adam. O nereye gidiyor?
Nişanlıya kurbanlık gidiyor. Ve kardeşler, nişanlıya böyle kurbanlık giderken şatafatınla gidiyor. Tantanasınla gidiyor. En güzel hayvanlar seçiliyor. Boynuzlarına altınlar takılıyor. Kurdeleler sarılıyor. Biz Allah'a kurban keseceğiz. Allah'a kurban keseceğiz. Allah'a hediye götürürken hangisini ucuza alacağız? Hangisini daha ucuza kapatacağız? Nerede kerkör var onu alacağız diye bakacağız. Hayır. O nişanlıdan daha mı değerlidir Allah? O nişanlıdan daha mı değerlidir? Götürürken götürmemiz lazım. Götürmemiz lazım.
En iyisini ve en güzelini. Rabbim sana getiriyorum bunu. Senin için bunu kurban ediyorum. Senin için bunu sana getiriyorum. Sana getiriyorum bunu. Sana. E kulağı kesik olmasın? Ayağı topal olmasın? Gözü kör olmasın? Demez mi nişanlı bize? Bana gözü kör olur mu? Laik gördün. Demez mi nişanlı bize? Sen boynuzu kırık olanı mı getirdin bana? Demez mi nişanlı bize? Sen boynuzu kırık olanı mı getirdin bana? Demez mi nişanlı bize? Sen gittin kelebekli hasta öksüren hayvanı bana hediye olarak getirdin. Yok hayır. Biz o yüzden onun en iyisini, en güzelini, en doğrusu, en hakikisini götürelim. İbadet ediyoruz çünkü.
Namazı abdestsiz yaklaşılıyor mu? Hayır. Namazı abdestsiz kılamıyorsunuz. Ve namazı kılacağınız zaman hazırlık yapıyorsunuz. Abdest. Abdest de namazı. O zaman kurban kesilecek. Kurban dört, dört başı mamur olacak. İnşallah. Üç iddiaz. Fatiha. ...
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem eylemiş geçmiş bütün Peygamberi Zeyşan efendilerimizin ruhlarına. Ayrı aile eylilik vası ve sallahu aleyhi ve sallahu aleyhi ve sallahu aleyhi ve sallahu aleyhi ve sallahu aleyhi ve sallahu aleyhi ve sellem. ...
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.