Eğer böyle bilirse, kalbinde imanın tadını alır, kalpte imanın tadını alır, marifetullah, marifet ehli olmak. İşte eğer ki bir kul, Allah'ı Allah olarak bildi, Resul'unu peygamber olarak bildi, kalbinde Allah'ın, o bahşettiği imanın tadını alır, kıymetli kardeşler, marifet bir zevk işidir, tat işidir, lezzet işidir, marifet içtir, kalbin içidir, marifet ilmin sözüdür, ilmin içidir, marifet bir noktadan Allah'ın nurudur, şeriat da Allah'ın nurudur, tarikat da Allah'ın nurudur, hakikat da Allah'ın nurudur, marifet de, marifetullah da Allah'ın nurudur.
Ama bunların aslında nur olarak renkleri, tecelliyatları sizde farklı olabilir. Veyahut da bunlar ilk öğrenim esnasında kalbinde, dervişin, müridin, ayrı renklerde, rüyaların da ayrı renklerde tecelli edebilir. Aslında hepsi de bir nurudur. Ve o kimse şeriattan, tarikata, tarikattan, hakikata, hakikatten, marifete doğru olan o yolculuğunda nurdan nura geçer.
Ama aslında o nur aynı nurdur. Çünkü kalplerinizde yetmiş bin perde vardır. Ve her yetmiş bin perdeden içeri geçerken, aslında o hakikat noktasında, marifet noktasındaki nura doğru yürüyüş vardır. O yüzden Hazreti Mevlana duasında önümüzü nur eyle derken, gidişimizi nur eyle derken, yol olarak, yordam olarak, içsel olarak nura doğru yolculuk yaptığını, ve geçmişimizi nur eyle derken, geçmiş karanlıktan, geçmiş karanlığımızı dahil, yaptığımız hataları, yaptığımız kusurları, yaptığımız eksiklikleri, yanlışlıkları, noktanlıkları da,
Ya Rabbi, sen nurunla onları da nur eyle, onları da affeyle, o şerleri de, o yanlışlıkları da, o eksiklikleri de sen hayır olarak kabul eyle diye dua eder. İşte marifete ulaşan bir kimsenin geçmişi de nur olur. Çünkü, hani nasıl o kul mizana çıkar da, geçmişte bu günahların, bu günahların, bu günahların vardı dediğinde, Allah onun kulağına seslendiğinde, o dövünür, çırpınır, utanır, ve Allah onun kulağına der ya, Allah bu senin günahlarını affeyledi.
Her şeye yeteceğini, bütün her şeye sahip olduğunu gördüler ve ondan devamını isterler. İbadet ederler, abiddirler. Bir kısım arifler ise kendilerini aşk ve sevgi yolunu seçerler ki bu marifetullah noktasında en faziletli, en güzel, en hakiki yolu. Allah, bunların hakkında da o iman edenler, Allah'ı şerid bir muhabbet ile sevgiyle severler diye buyurmuş.
Marifetullah'a ulaşmak isteyenler tövbe kapısından geçmeyecek değiller. Marifetullah'a ulaşmak isteyenler zült kapısından geçmeyecek değiller. Marifetullah'a ulaşmak isteyenler abidlik kapısından geçmeyecek değiller. Marifeten Allah'a ulaşmak isteyenler bu kapıların üstünde olan aşk kapısından geçecekler. Çünkü o şedid Allah'a karşı olan muhabbet, şedid olan Allah'a karşı olan sevgi o kimseyi menziline ulaştıracaktır.
Onlar her an için bir çukura düşebilirler. Bir kısım marifetullah ehli vardır ki, onlar bir üstadın, bir faziletli zatın dizinin dibinde otururlar ve ondan nakiller alaraktan bu yolda yürürler. Bunların da yolları tehlikelidir. Bunlar da bir an gelir, bunların da gözleri açılmaz çünkü. Bunlar da bir an gelir, bunlar da hata işlerler, bunlar da kusur işlerler.
Bunlar da yanlışlık yaparlar. Bir kısım marifetullah ehli vardır ki, bunlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ahletlerinin hadis şeriflerini kendine ölçü edinirler. Peygambere çok iyi inandıklarından dolayı bu şekilde yola devam ederler. Bunların da gözleri açılmaz. Bunların da gözleri açılmadığı için, bunların da hataya düşmeleri, yanılmaları muhtemeldir ki, yanılmalar hata yaparlar.
Şeriat, tarikat, hakikat, marifet. Şeriatı anlatmıştık daha önce. İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, helal kazanmak ve haramdan uzaklaşmak, nikahlanmak, nikah yapmak, çevreye zarar vermemek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak, yaramaz, sakıncalı işlerden uzak durmaktı.
yani ders almak, nasihat ve muhabbet sahibi olmak ve insanın kendi özrünü aciz görmesi, fakir görmesiydi. Bu neydi? Bu da tarikat kapısıydı. Ve üçüncü kapı ne? Marifet kapısı. Bugünkü dersimizde ne? Marifet kapısı. Marifet kapısının da ne? On makamı var. Nasıl şeriat kapısının on makamı var?
Tarikat kapısının da on makamı var. Marifet makamının da on makamı var. Birincisi ne? Edepli olmak. Bu marifet makamının birinci kapısı ne? Edepli olmak. Marifet kapısının birinci makamı edepli olmak. Sonra bencillikten, kinden, garezden uzak durmak. İkincisi.
Üçüncüsü ne? Üçüncüsü de aşırı isteklerden kendini korumak, muhafaza etmek. Çok aşırı isteklerden kurtulmak. Ve dördüncüsü sabır ve kanaat sahibi olmak. Beşincisi, haya, utanma sahibi olmak. Altıncısı ne? Cömert olmak. Marifet kapısında duranın bir makamında ne?
Veya da ben normalde kendimi şu marifet noktasına getireyim diye böyle bir cüz-i irade kullanamaz mı kimse? Bu noktada insanın cüz-i iradesi yoktur. Ha o noktaya erişirken cüz-i iradesi vardır. Mesela bir kimse marifet nedir? Bilmektir. Bir şeyi bilmektir marifet. Bir şeyi anlamaktır marifet. Marifet bir şeyi idrak etmektir. Marifet bir şeyi idrak etmektir. Anlamaktır, bilmektir. Marifete giden yol vardır.
O marifete giden yolu biz cüz-i irademizle görürüz. Marifete giden yani Allah'ın sıfatlarını ve sıfatlarının tecelliyatlarını bilme ve anlama bu marifettir. Bu marifete ulaşmak için bir kimsenin yola girmesi gerekir. Bu yol nedir? Kur'an ve sünnet-i seninin içindedir. Kur'an ve sünnet-i seninin içinde gizli ve aşıkardır.
Kimisine bazı yerler aşıkardır, kimisine bazı yerler gizlidir. Biz cüz-i irademizle o marifet yoluna gireriz. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabeden herhalde hariseye olacak. Soruyor, sen diyor bu imanın tadını nasıl aldın? İmanın tadını nasıl aldın? Bu imana neyle güzelleştirdin, neyle tatlandırdın?
O da diyor ki ya Resulallah geceleri uykusuz, gündüzleri susuz ve nefsimle diyor mücadele ederim. O zaman dönüyor ona ya harise sen arif oldun. Sen arif oldun, sen arif oldun diyor. Ha demek ki bir kimsenin arif olabilmesi için arif marifet sahibi insan demek. Arif bir şeyi bilen kimse demek. Bir şeyi anlayan, idrak eden kimse demek.
Ne yazık ki böyleyiz. Allah bizi affetsin. Cenab-ı Hak cümlemizi düzelsin inşallah. Biz yine kaldığımız yerden inşallah devam edelim. Üçüncü kapı, marifet kapısı. Bazı yerlerde bunu hakikat olarak değiştirirler. Kimi yerlerde marifet olarak geçer. Ama bu dört kapı, kırk makamı ben Yesevi öğretisinden alıp bu tarafa doğru aktardımdan dolayı o silsileyi takip ediyorum.
Hani marifetle hakikatin yerini değiştirmedim. Marifet üçüncü kapı olarak inşallah dersini yapacağız. Bu marifet kapısının da on makamı var. Birincisi ne? Edebli olmak. İkincisi, bencillikten, kinden, garazdan uzak durmak. Sonra üçüncüsü, insanın aşırı isteklerini sınırlandırması. Sonra dördüncüsü, sabır ve kanaat ehli olmak.
Beşincisi, haya sahibi olmak. Altıncısı, cömert olması. Yedincisi, o kimse maddi ve manevi, zahir ve batın ilim sahibi olması. Aslında zahir ilimler şeriata ait. Artık o marifet kapısında, marifete ait ilimlere vakıf olması. Sekizinci makam, hoşgörülü olması.
Dokuzuncu makam, özünü bilmesi. Yani kendini bilmesi. Dokuzuncu, özünü bilmesi. Onuncusu da kendini bilmesi. Bu da marifetin on makamı. Şimdi on makamdan birincisi neydi? Edebli olma. Bir kimsenin edebli olması. O zaman bir kimsenin edebli olması deyince, bir insanda şeriatın edebi vardır.
Sesi çıkar, vesvesesi çıkar, oyunları, tezgahları çıkar ve kalbe o ilahi muhabbetten muhabbetullah doğar ki kalbe ilham gelmeye başlar. Kalbe bu noktada Cenab-ı Hakk'ın il milledini inmeye başlar. Kalbe hikmet pınarlarından bir pınar gelmeye başlar. Bunun adı marifetullah'tır. Denir ki marifetullah sadece mürşid-i kâbillerde vardır veya velî noktaya geldiğinde vardır.
Onlar belli bir hale gelince evet vardır. Ama marifetullah, ilmin edin, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenden sonu yoktur onun. Oraya kadar sonsuz noktada marifetullah vardır. Sonsuz noktada ilmin edin vardır. Yani bizim önümüze şunu getirebilirler veya eserlerde şunu okursunuz siz. Marifetullah sadece Allah'ın velî kullarına has bir ilimdir.
Veya marifetullah sadece mürşid-i kâbillere has bir ilimdir. Veyahut da bu noktaya gelen insanlara verir. Bu işin kemai noktasıdır. Bu işin en zirve noktasıdır. Veya zirveye yakın noktasıdır. Bir kimse la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediyse o marifet deryasını dalmaya adaydır. O inci pınarlarından içmeye adaydır.
O hikmet deryasından daldırıp içmeye adaydır. Bu kim olursa olsun. O yürüdükçe, yani haramlardan uzak durdukça, farzları yerine getirdikçe, Allah'ı sevdikçe, zikrettikçe, Resulullah'ı sevdikçe sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde onun sünnetlerine bağlanmakça, Allah'ın veli kullarını sevdikçe, onların izini takip ettikçe o da o marifet deryasına dalmaya aday bir kimsedir.
Hakkı hak bilip, hak yolunda yaşayan, mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla cihad eden kullarından eylesin. Ecmain. Marifetin, üçüncü kapı olan marifetin kapılarını konuşuyorduk. Geçen hafta edepli olmayı konuştuk. Bu haftada bencillik, kinden, garezden uzak durmayı inşâAllah konuşacağız. Malum bencillik deyince bir insanın başkasını veya diğerlerini hiç dikkate almadan, onları yok sayıp, etrafındaki insanları önemsemeden, sadece kendini ve kendi ihtiyaçlarını düşünen ve etrafındaki hiçbir kimseyi kale almayan, düşünmeyen insana bencil denir veya bencillik budur.
Bencil bir insan etrafındaki veya karşısındaki hiç kimseyi düşünmez. Kendi rahatını, kendi servetini, kendi uykusunu, kendi yiyeceğini, kendi ne bileyim işini, gücünü, başka birilerinin hiçbir zaman faydasını düşünmeyen bir kimse çıkar orta yere. Marifet ehli ise böyle değildir.
Marifet ehli kendini düşünmez. Kendinden fazla etrafını düşünen, kendinden fazla etrafındaki insanlara faydalı olmayı düşünen bir kimsedir. O yüzden bencil insanlar sadece kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tutarlar. Kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tuttuklarından dolayı onlar hakkın rızasına ermiş, hakkın rızasına kavuşmuş insanlar değildir.
Allah muhafaza eylesin. İnsanın hayatını çevreleyen bütün her şeyde insanın kendi kendisine bencil olması. Allah muhafaza eylesin. İşte ehl-i marifet bencil değildir. Ehl-i marifet kendini düşünmez sadece. Bu bölümde ne var bir de kin. Böyle insanlar vardır.
Bir kısmı tereddüt ederler. Secdeye kapanmayla kapanmama arasında kalırlar. Bir kısmı da hayır, bu bizim Rabbimiz deyip derler. Ehl-i tasavvuf der ki, ilk tecelliyata secdeye giderler. Dünyadayken Allah'ı tanıyan ve bilen insanlar, yani marifetullah ehli.
O marifetullah'a ulaşanlar, Allah'ın tecelliyatını görür görmez tanırlar. Çünkü onlar dünyada kör değillerdir. Onlar dünyada sağır da değillerdir. Onlar kör ve sağır olmadıklarından dolayı, mahşerde de kör ve sağır olmazlar. Mahşerden önce kabirde de kör ve sağır olmazlar.
Onlar, peygamberin vazifeleriyle vazifelenmişlerdir. Onlar, çok ibadetle öne çıkmazlar. Onlar, nefisleriyle mücadele ederler. Onlar, güzel ahlakla ahlaklanırlar. Onlar, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanırlar. Onlar, Muhammed-i Mustafa'nın edebiyle edeplenirler. Ve Allah'ın marifetullah ilmiyle ilinlenirler.
Onlar, marifetullahın nuruyla görürler ki, o tecelliyat Allah'ındır. Onlar, marifetullahın nuruyla bilirler ki, tecelli eden O'dur. O yüzden hemen secdeye kapanırlar. Sen bizim Rabbimizsin derler. Onlar, manen hep secde noktasında olduklarından. Yani Allah'ın zikirle hemhal olduklarından.
eğer o kimse Kur'an ve sünneti uymadıysa, iman etmediyse, Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hidayetleriyle hidayet vermediyse, dünya onun zindandır. O yüzden o aslında dünya öyle hidayetlenmiş olsa da zindandır. Dünya zindandır, hidayetlenmezse. Dünya yine zindandır. Ahirete muhtali olan, ahireti gören, bu manada ahiretle alakalı bilgiye sahip olan, yakin ilmine, marifetullah'a sahip olan bir kimse de, diye de dünya zindandır. O yüzden dünya, hem şer'i manada zindandır, hem de marifetullah manada da zindandır. Eğer marifetullah'a ulaştıysa,
Oradan dağların yıkıldığını görsen sen marifetullah yolunda devam et. Bir kimsenin gönlünü ihya etmeye çalış. Bir kimsenin gönlünü iman ile doğmasına vesile olmaya çalış. Bir kimsenin hidayetine vesile ol. O ağaç, o ağaç, marifetullah ağacı. O fidan, marifetullah fidanı. Kıyametin kopacağını da görsen sen git o marifet fidanını birisinin gönlüne dik.
Sen buradan Allah'ı zikret etmesin. Marifetullah'tan bir ışık ver. Marifetullah'tan bir damla ver. Ahmak olma. Kıyamette senin işin yok. Varsın kopsun. O istediği zaman yer ve gökü birleştirir. O istediği zaman gökte yeri ayırır.
Marifetullah... Yolun mu? Marifetullah yolu... Marifetullah'ın ulaşma noktası... Muhammed-i Mustafa'nın hu... Nurudur. Firavunun elinde... Vallahi de... Muhammed-i Mustafa'nın hu... Hümet'ine yürümüştü. Bir daha kör olup yeri açıldıysa... Bir daha kör olup yeri açıldıysa...
Geçen hafta herhalde biz Hayayı konuştuk en son Şimdi marifetten cömertliği konuşacağız inşallah Cömertlik Bunu normalde eski kitaplarda Sehavet olarak görürsünüz İsim olarak Bu sehavetin Arapça kelimesi Sehavetin Türkçe karşılığı cömertliktir Bizim halk arasında bu cömertlik olarak Konuşulur Söylenir Her daim Cömertliği çok basit bir şekilde Tanımlayacak olursak Bir kimsenin kendisinden İstenilen bir şey Makul dahilede vermesi Cömertlik Bu böyle yine bizim halkın dilinde Ate sözü gibi durur Ama hadis-i şeriftir
Allah cömerttir Cömertleri sever diye Tirmizi de geçer O zaman Cömertlik Bir kimsenin İhtiyaç sahibi gördüğü kimselere Kendince Tasattuk etmesidir Sufiler için Muhakkak ve muhakkak Olması gereken Özel Maddelerden birisidir Bir sufi Cömert olmalı Eğer sufi cömert değil ise O sufilikte dikiş tutturamaz Fazla Daha fazla da Kalamaz Sufi topluluğun içerisinde Şimdi Bunlar Bu sıraladığım Hani Şeriatın Tarikatın Marifetin Bu onar Makamlarını sıralıyorum Bu makamlar O kimsenin içerisinde O kimsenin üzerinde
Hacı Bekir Baba Kapısı Kapanmıyor Silsile Tamamiyetle Kapısı Kapanmıyor Kapanmıyor Kapısı Bunlar Devamlı Gece Gündü Sen Bir de Ardı Arkası Kesilmeyen Cömertlikler İnfaklar Bunlar Bunun Saati Dakikası Yok Ardı Ardına Devam Ediyor Allah Bizi Onlardan Eylesin İnşallah O Yüzden Cömert Kimsenin Hayır Hasenet Defteri Kapanmaz Ve Öyle Cömertlikler Vardır Ki Onların Cömertlikleri Ebedi Olur İşte Marifetin De Marifet Kapısının Bir Makamı Cömertliktir O Kimse Üzerinde Bulunan Her Ne Var İse Ne Yapacak Cömertlik Yapacak Allah
Muhafaza Elesin Ama Burada Bir Şeye Şerh Düşmek İstiyorum Cömertlik Yaparken Yapacağız Deyipte Çoluğunu Çocuğunu Rezil Rüsva Etmek Veyahutta İnfak Ediyorum Deyipte Allah Rızasının Dışına Çıkmak Yok Yedinci Makam İlim Altıncısıydı Bu Yedincisi Marifet Kapısının Yedinci Makamı İlim Saat Yirmi İki Kırk Üç Ama Bu Geniş Biraz Bu Sohbet Bunu Böyle Kısaca Bir Gireyim Önümüzdeki Hafta Bütün Olarak Tekrar Yapayım İlim Bilinen Bir Şeyin Mahiyetiyle Tamamıyla İdrak Etmektir İlim İlmi Biz
İmanını kuvvetlendir. Bu manada şeytan sana vesvese verdiğinde imanının gereğini yap. Ve imanının gereğini yaparsan marifete ulaşırsın. İstikametin üzeri. Ve böylece de aslında nefsine de yardım etmiş olursun. Hani dedi ya. Ey iman edenler. Siz nefislerinizden güner miyiniz? Hadis yerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki.
Bu zahiri manada Hadis-i Şerif'in mantığı. Evet biz etrafımızdaki kardeşleri kötülükten men etmek için ne yapacağız? Tavsiyelerde bulunacağız. Onları tebihlerde bulunacağız. Bu marifet önemli noktası. En önemli yeri. Çünkü üç tane marifet, üçü de marifet ehlidir bunların. Birisi marifete ulaşır, Allah onu insanların içinde tebliğ ile vazifelendirir.
O insanlara Kur'an ve sünneti, Allah'ın ahlaklarını ve hikmeti öğretmeye ve yaşatmaya çalışır ki bu marifet ehlinin en zirve noktasıdır. Bir marifete kavuşan daha vardır. Bir marifete kavuşan daha vardır. Allah onunla hiç kimseye konuşamaz, hiç kimseye bir şey tebliğ edemez. O hayretler. Bu bunun bir alt kategorisidir.
Bir marifete ehli daha vardır. Onu Allah bilir sadece. Kullarına göstermez, kullarına anlatmaz. O gizlidir. Cenab-ı Hak onu gizlendir. Allah'ın kendini gizledi bir dostu, gizledi bir sevgilisi. Var mı? Cevap var. Makbul değildir. Makbul olan ilk söylediğindir. Ve o ilk söylediğin marifet ehli, işte insanların nefislerinin üzerinde şeytanın hile bedesi seni anlatır ki işin en zor tarafı burasıdır.
Arif eder. Takva ayağı ile insan marifetullah'a erişir. Takvasız bir marifetullah düşünmek mümkün değildir. Ve takvadan Müslümanların hepsi bir derecede sorunludur, bir dereceden de sorunlu değildir. Ama eğer ki Allah'a dostluk beydah edeceksek, eğer Allah'a yakınlaşmayı biz kendimize distur edileceksek, biz takva ipine sımsıkı sarılmamız lazım.
Ve ehl-i tasavuk takva ile yürür. Süsüyle süslenir. Takva elbisesiyle elbiselenir. O zaman biz bugün için marifetullah yolunda yürüyeceksek, bizim elbisemiz takva olmalı. Ve biz takva süsüyle süslenmeliyiz. Ve bütün ehl-i marifetullah takva süsüyle süslenmişler.
Her hududun bir sebebi vardır. Her sebebin dayandığı bir hikmet vardır. ve ilişki o hikmet marifetullah'tır. O zaman biz kitabımıza bakarken, kitabımızı okurken onun hududunu bilmemiz gerekir ki takva elbisesini doğru noktada giyelim. Eğer biz o kitabın hududunu, yani kitaptan buradaki kastım hem Kur'an-ı Kerim'dir, hem Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizmiş olduğu sünnet yoludur, hidayet yoludur.
Yani ilme dayalıdır. Yani marifetullah'a dayalıdır. Ve sebepsiz bir hikmet olması mümkün değildir. Ve insanların takvası, bizim takvamız da bu manada Kur'an ve sünnete uygun olmak zorundadır. Marifetullah ehli, marifet ehli yönünü Kur'an ve sünnete yönlendirir. Marifet ehli yönünü Allah'a yönlendirir. Marifet ehli gözünü hadiker.
Metinler konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.