mustafaozbag.org

206. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 46:19

Allah gecenizi ailesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzü aile eylesin. Ayınızı, yılınızı, ördünüzü aile eylesin. Umutundan da nail eylesin. Korktuktan da nukusu, mahafaza eylesin inşallah. Peygamber savunurlar ve Selam Hazretleri bir adli şerifinde buyurdu ki, İslam bellidir, düşeyle.
Bir kimse dini olarak, İslam olarak, Müslüman olduğunda karşındaki kimse onun İslam olduğunu, Muhammedi olduğunu bilir. İman ise kalptenir, bilinmeldir Peygamber savunurlar ve Selam'a. Takva ise, göğsünü işaret edilen buradadır. Takva buradadır. İslam'ın şartları bellidir. Oruç tutmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi. Bunlar dışa yönelidir. Bir kimse namaz kılıyorsa, biz onun İslam olduğunu, kendi kendimize deriz ki, bu İslam. Oruç tutuyorsa, ramazanlarda deriz ki, bu İslam.
İman ise insanın içiyle alakalı, kalbiyle alakalı. İman, Allah'a iman etmek, insanın içiyle alakalı, kalbiyle alakalı. Meleklerine iman etmek, kalbiyle alakalı. Peygamberlerine iman etmek, kalbiyle alakalı. Kitaplarına iman etmek, kalbiyle alakalı. İçiyle alakalı. Hayır, eşerle, kadere, cennete, cehenneme, hesaba, kitaba. Bunlara inanmak, kalbiyle alakalı. Bu ise bilinmez. Yani biz dışarıda, oturduğumuz yerden, o kimsenin kalbinde mi olduğuna hükmedemeyiz. Bilinmez.
Bilinir, bilinmez. Yani söylenmez, konuşulmaz. Hani Hz. sahabeden birisi son böyle savaş esnasında birisi kelime-i şahadet getirmişler. Yine katletmiş ya onu. Usana bin şey. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir meseleyi getirmişler. Kalbini mi açtın? Kalbini mi açtın? Kalbini mi açtın baktın diye bir sefer üzülmüş, hayıflanmış. Çünkü bir kişinin imana gelmesi gökteklilerin veya nekinlerin yaptığı ibadetten evlâ bir ibadet. Ona vesile olan. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir yolu kapatıyor. Siz bir başkasının imanını zorlamayın.
Bir başkasının imanını derecelendirmeyin. Bir başkasının imanının nerede olduğunu, nasıl olduğunu siz tespit etmeye kalkmayın. Bu sizin içiniz değil. Bu kalpteki iş bu Allah'la kulun arasında. Sen buna hükmetme. Onun imanının ne derecede olduğunu, hangi noktada olduğuna sen karışma. O zaman kalp imanın bulunduğu yerdir. Ve karşıdaki bir kimse bunu bilemez. Devam ediyor. Takva ise göğüs boşluğunu inşallah istiyor. Buradadır. Takva bir kimsenin Allah'la olan münasebetlerindeki durumudur. Takva birisi az yemek diyebilir. Birisi az duymak diyebilir.
Takva birisi az konuşmak diyebilir. Takva birisi çok hayır haseniyet etmek diyebilir. Takva birisi çok zikretmek diyebilir. Çok namaz kılmak diyebilir. Birisi haramlardan uzak durmak diyebilir. Birisi şüphelilerden uzak durmak diyebilir. Takva ile alakalı biz çok tarif alabiliriz. Bütün o tariflere baktığımızda hepsinde de takvanın kokusunu alırız. Hepsinde de. Ve o takva insanı Allah'a yaklaştırır. İnsanı Allah'la barıştırırız. Allah'a dost eder. Takva mümini arif-i billah eder.
Arif eder. Takva ayağı ile insan marifetullah'a erişir. Takvasız bir marifetullah düşünmek mümkün değildir. Ve takvadan Müslümanların hepsi bir derecede sorunludur, bir dereceden de sorunlu değildir. Ama eğer ki Allah'a dostluk beydah edeceksek, eğer Allah'a yakınlaşmayı biz kendimize distur edileceksek, biz takva ipine sımsıkı sarılmamız lazım.
Ve ehl-i tasavuk takva ile yürür. Süsüyle süslenir. Takva elbisesiyle elbiselenir. O zaman biz bugün için marifetullah yolunda yürüyeceksek, bizim elbisemiz takva olmalı. Ve biz takva süsüyle süslenmeliyiz. Ve bütün ehl-i marifetullah takva süsüyle süslenmişler. O zaman bizim buradaki ölçümüz, bizim buradaki duruş noktamız, duruş dairemiz normal insanların duruş dairesinin içinde olacak. Yani daha merkezde olacak, daha iksel olacak. Bu manada takva her şeyde Allah'tan sakınmaktır. Takva Allah'ın hududunu, haddini bilmektir. Kıymetli kardeşler, her kitap bir emirle gelir.
Cenab-ı Hak her peygamberi bir emirle göndermiştir. Her peygamber bir kitap hükmündedir. Her peygamber bir hikmet kitabının açılımı hükmündedir. Bu manada Adem dahi yeryüzüne indirilir, elinde bir kitapla indirildi, bir emirle indirildi. Ve her kitabın içerisinde emirler vardır. Her emirin bir haddi vardır, bir hududu vardır, bir sınırı vardır. Her hududun bir sebebi vardır. Her sebebin dayandığı bir hikmet vardır. ve ilişki o hikmet marifetullah'tır. O zaman biz kitabımıza bakarken, kitabımızı okurken onun hududunu bilmemiz gerekir ki takva elbisesini doğru noktada giyelim. Eğer biz o kitabın hududunu, yani kitaptan buradaki kastım hem Kur'an-ı Kerim'dir, hem Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizmiş olduğu sünnet yoludur, hidayet yoludur.
Ve o kitabın yazılı kısmı Kur'an-ı Kerim'dir, tecelliyat, fiiliyat kısmı ise Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. O zaman biz o kitabın emirlerine dikkat etmek zorundayız. O kitabın emirlerine dikkat etmeden takvaya ulaşmamız, takvadan bahsetmemiz gülünç olur. Ve ehl-i tasavvuf takva noktasında durmaz zorundadır. O zaman biz Kur'an'ın bize neyi emrettiğini, Muhammed-i Mustafa'nın neyi emrettiğini ve Kur'an ve sünnetin haddini, hududunu iyi bilmemiz gerekir. Ve her hududun bir sebebi vardır. Her hududun. Allah bize içme diyorsa onun bir sebebi vardır. Haram etmiştir içkiden bizi sağlamışlık verici maddelerden uzaklaştırırken veyahut da bize herhangi bir emir verdiyse onun bir sebebi vardır ve o sebebi hikmete dayalıdır.
Yani ilme dayalıdır. Yani marifetullah'a dayalıdır. Ve sebepsiz bir hikmet olması mümkün değildir. Ve insanların takvası, bizim takvamız da bu manada Kur'an ve sünnete uygun olmak zorundadır. Marifetullah ehli, marifet ehli yönünü Kur'an ve sünnete yönlendirir. Marifet ehli yönünü Allah'a yönlendirir. Marifet ehli gözünü hadiker. Ve Allah ne buyurmuş, Allah ne seslenmiş, Allah ne demiş ona bakar. Marifet ehli heva ve hevesine dönmez. Marifet ehli onun bunun dediğine bakmaz. Marifet ehli, o şöyle dedi, bu böyle dedi demez. Marifet ehli insanlardan gelecek olan haberlere bakmaz. Onun bakacak olduğu haber salih bir noktadan gelmesi lazım. Onun dinleyecek olduğu ses Kur'an ve sünnetten gelmesi lazım.
Onun emrine gireceği, onun dinleyeceği emir ve hak ve hudu hikmete rağm olup Kur'an ve sünnetten kaynaklanması gerekir. Takva bu manada Kur'an ve sünnete uymaktır. Takva bu manada Allah'ın ruhdudunun içerisinde durmaktır. Takva ama negatif yönünde ama pozitif yönünde Allah'ın ruhdudunu çiğnememektir. Negatif noktasında nedir? Haramlardan uzak durmaktır. Pozitif noktası nedir? Dindenmiş gibi görünüp, dinin içindeymiş gibi görünüp, dinin olmayan, içinde bulunmayan maddeler ihdas etmektir. Dinde bulunmayan hukuk ve kanun çıkarmaktır. Bu iyidir deyip, iddata sakmaktır ki o takva değildir. Nice ehli tasavvukmuş gibi görünen insanlar, dinlermiş gibi görünür, dinin içindeymiş gibi görünür, nice bidatların içerisinde bulup kalmışlardır.
Ve o bidatlarını iyi bir şey zannedip, o bidatlarını sanki Kur'an ve sünnetin emriymiş gibi görün, o bidatlarını sanki sahihlerin yoluymuş gibi görün, ne yazık ki şeytana hizmet etmişler, tahta hizmet etmişler, teccaliyete hizmet etmişler, ne yazık ki bilerek veya bilmeyerek dın dışı bir noktaya koyulmuşlardır. Bu manada takva insanın göğüs boşluğundadır, içindedir. Ama içindedir derken, bu o kimsenin Allah'a yakınlığı, Allah'ın uzaklığıyla alakalıdır. Allah'ın hududlarını çiğneyip çiğnememekle alakalıdır. Evet, İslam zahiridir, dışa dönüktür. Biz o kimsenin namaz kısmında niyetinin ne olduğunu bilemeyiz. Ama onun İslam olduğuna hükmederiz kendi dairemize. İman o kimsenin kalbindedir.
Biz onun kalbine hükmedemeyiz. Biz onun kalbinin içine derinliklerine girip de sen iman eğilsin, sen değilsin, sen münafıksın, sen kafirsin, sen has mü'minsin, sen has mü'min değilsin deme noktasında değiliz. Bu bize yasaklanmış zaten. Bunu Muhammed Mustafa sallallahu ve sellem hazretleri ümmetine yasaklamış. O yüzden ehli kıbleyi tekfir etmeyiniz demiş hadis-i şerifi müminlerin önüne koymuş. Biz la ilahe illallah Muhammedun Mesulullah diyen bir kimseyi tekfir edemeyiz. Biz bizimle beraber namaz kılan bir kimseyi münafık damdasını vuramayız, kafir damdasını vuramayız. Biz bir kimse Kur'an ve sünnet noktasında herhangi bir şeyi inkar etmiyorsa biz ona kafir damdası, münafık damdası vuramayız. Allah bizi hepinizde bundan muhafaza eylesin.
İman o kimsenin kalbi bir duygu ile alakalıdır, kalbi bir şeydir. Hatiketseniz ki o kimsenin kalbinde iman varsa azalarından iman fışkıracaktır. Azalarından İslam fışkıracaktır. Onun bütün duygu organlarından İslam fışkıracaktır. Çünkü onun kalbinde iman vardır. Eğer onun kalbinde Allah'a yakınlaşma, Allah'a usta, onun içinde Allah'a dost olma duygusu var ise o takva elbisesiyle elbiselenecektir. Ve takva elbisesine bürünenler Allah'ın sevgililerine yönelcektir. Takva elbisesine bürünenler Muhammed Mustafa'nın sevdiği gibi olmaya çalışacaktır. Ve Cenab-ı Hak ayet-i kerimede takva elbisesiyle bürünenlere, o marufetullaha erişenler için ayet-i kerimede siz onların yüzüne baktığınızda onları tanırsınız der. Kime der müminlere der.
Çünkü müminler Allah'ın nuruyla bakarlar. Müminlerin feraseti vardır. Onlar Allah nuruyla bakarlar. Allah nuruyla baktıklarından kim takva elbisesi giymiş mümin o kimseye bakar ve bunu anlar. Eğer mümin ise, eğer mümin ise kıymetli kardeşler haramla helal bir yerde yürümez. Ekşiyle tatlı bir yerde yürümez. Münafıkla müminlik bir yerde yürümez. Kalp ikisini birden almaz. Eğer kalbinizde Allah var ise orada şeytan yoktur. Eğer kalbinizde şeytan var ise haşa orada Allah yoktur. Allah'ın burada şeytanın işi yoktur. Şeytanın bulunduğu yerde Allah'ın işi yoktur. İşte kalp Allah'ın tecelli ettiği yerdir. Kalp Allah'ın nurunun indiği yerdir.
Kalp Allah'ın sıfatlarının tecellikahıdır. O yüzden eğer kalpte Allah'ın sıfatları tecelli ediyorsa, kalpte Allah'ın nuru tecelli ediyorsa o kimsenin yanılma ihtimali çok azdır. O kimsenin Allah'tan uzaklaşma, o kimsenin Allah ile arasında perde girmesi çok uzak ihtimaldir. Gönül arzu eder ki bütün kardeşler bu maalesef Allah noktasında yürüsünler. Ve kalplerinde Allah sevgisi ve Allah muhabbeti olsun. Ve kalplerinde Allah olsun. Allah'ı zikredesinler. Allah'ı zikrederekten takva elbisesine bürünsünler. O takva elbisesine bürünenler gözlerini ve bütün azarlarını Allah'a yaklaştırmak için uğraşırlar. Ve onlar Allah kokarlar. Onlar Allah. Ve diyeceksiniz ki Allah kokar mı bir insan?
Evet Allah kokar o. O Muhammed-i Mustafa kokar. O Arim kokar. Evliyalardan, o meleklerden kokar. Onda cennet kokusu vardır. Onda cennet nimeti vardır. Onda cennet rahmeti ve bereketi vardır. Siz onlardan cennet nimeti olarak nimetlenirsiniz. Siz onlardan cennete girmişcesine onların sohbetinde huzur bulursunuz. Çünkü o kalp marifetullah'a erişmiştir. O kalp Allah'ın zikriyle dinginleşmiştir. Allah'ın zikriyle bereketlenmiştir. Allah'ın zikriyle nurlanmıştır. Apaçık ayağın beyandır. Ve Allah o kalbe tecelli etmiştir. Ve Allah o kalbe tecelli etminden o kalp Allah'la muhabbet meydah etmiştir. İşte marifetullah yolu ve bu noktada genel kayıt zahiri olarak İslam'a uyma, kalbi olarak imana uyma ve gönül olarak ses-i geymedir.
Eğer ki siz dışınızı İslam'laştıramazsınız, eğer dışınızı İslam örtüsüyle örtemezseniz, iman nuruyla ve takva elbisesi giyemezseniz yolda yürümeniz çok zordur. Biz dışı önemli değil diyenlerden değiliz. Bizim dışımız İslam'a benzeyecek. Ama biz sadece dışını İslam'a benzetenlerden de olmayacağız. Dışı İslam'a benzemiş içi çıkık çarşı gördük. Dışı İslam'a benzemiş içi münafıklar ordusu. Dışı İslam'a benzemiş içi kafirler ordusu olmuş. İçi şeytanla kol kola, dışı İslam, sakalı çok güzel, cübbesi çok güzel, sarığı çok güzel, dışı İslam. Ama içi kafirler ordusu olmuş. Nasıl kafirler ordusu olmuş? O nefsine zemin olmuş. O nefsinin peşine düşmüş.
Nefsi onu gösterişe itmiş. Nefsi onu şata-hata itmiş. Nefsi onu şata-bata itmiş. Nefsi onu aldatmış, kandırmış. O dışını süslemiş sadece. Sakalı çok güzel. Ooo akça pakça. Sarığı taketi çok güzel. Harika oturmuş yer yerine. Veya öylesine namaz kılıyor ki camide beraber olduğunuzda. Öylesine namaz kılıyor ki zannediyorsunuz her şeyinle, tadili erkanıyla mükemmel bir namaz. Süsleyememiz. İçi iman nuruyla nurlanmamış. İçi takva nuruyla, takva elbisesiyle elbise vermemiş. Takva nuruyla nurlanmamış. Kimse, dışından cins edici gelecektir. Hani doğal güzelliği olmayan kadınlar vardır. Boyarsınız siz onları. Hamile süslersiniz. Çıkarırsınız meydana. Herkes bakar ne kadar güzel ki kadınlar. Sıcak bir kova solanı suya bakar.
Bir kova detajanı su yüzüne attığınızda onun gerçek yüzü meydana çıkar. Dünya sevgisi de böyledir. İnsanın kalbinde saklanır. İnsanın kalbinde gizlenir. O kalbinde saklı ve gizli olarak durur. Ne zaman ki Allah'ın zikri oturdu o zaman oradan gider. Eğer Allah'ın zikri oturmadıysa o orada bir yerde siner. Ne zaman ki kendinden bir şey gördü. Ne zaman ki kendinle alakalı bir şey gördü. Dayanamaz. Atlar ona. Ve onun peşine gider. İşte bu dünya sevgisidir. Ama bu bir kadın olur. Ama bu para olur. Ama bu bir makam olur. Ama bu herhangi bir şey olur. Nefsi ona doğru yürütür onu. Allah muhafaza eylesin. Tamat ise onun dışı çok süslüdür. Ama içinde öyle bir şey vardır ki O dünyadan ilk gel diyelim peşine gider.
Onun kalbinde gizli olarak durur çünkü. Senin dışın İslam süsüyle süslenmiş. Çok güzel. Ama için takva süsüyle süslenmediyse Senin işin bitmedi daha. Takva süsüyle süslemen lazım. Yani Allah'ın hudutlarına gönülden, severekten, rahatsız olup uyma lazım. Gelin Allah'ın hudunu çiğnemeyin. O bize kitabın emrettiği hudunu çiğnemeyelim.
O Muhammed Mustafa'nın hudunu çiğnemeyelim. Ne dış olarak ne de iç olarak. Eğer biz gelin o çiğnediğimiz hudutlar için Allah'la helallaşalım. Muhammed Mustafa'yla helallaşalım. Çiğnediğimiz hududlar için Kardeşlerimizle, arkadaşlarımızla İlişkiye girdiğimiz, iş yaptığımız insanlarla helallaşalım ki Yolumuza rahmet olalım. Ve o hayatmayı sağlayalım. O helallaşmayı gerçekleştirelim. Çünkü takva süsüyle süsleneceksek Arkamızda çöpelli bir şey kalmasın. Takva süsüyle süslenecekse İçimizde kemiren bir şey olmasın. İçimiz rahat olsun. Tövbeye çıkarken pişmanlığımızı ortaya koyan Ya Rabbi beni affeyle Yüreğimiz elimizde olsun. İşte yüreğimi gördüm sana.
Bunun içindeki çiziklerini ben sildim. Bunun içindeki yırtıklarını tabir ettim. Bunun içindeki karanlıkları açınlatmaya çalıştım. Bunun içindeki yanlışlıkları düzeltmeye çalıştım. Kalbim elimde. Geldim, tövbe etmeye geldim. Geldim, sana zikret etmeye geldim. Geldim, seni tesbih etmeye geldim. Geldim, seni tefekkür etmeye geldim. Geldim, seni tefekkür etmeye geldim. Geldim, zikrullah halakasında senin rahmetinle şu kalbimin içini dışını yıkamaya geldim. Geldim, zikrullah halakasına. Gidecek bir başka kapım yok. Gidecek bir halakam yok. Gidecek bir yerim yok. Yüreğimi, sırrımı elime aldım. Senin huzuruna getirdim. Aldım, senin huzuruna getirdim.
Allah Allah dedi. Allah Allah dedi daha. Sahi bilet. Sürgünden geldim, yürüdüm. Yollar açtım, yıkıldım. Çamura attım, bataklıklara attım. Günahlara doldım. Ama sonunda geldim, senin huzuruna getirdim. Temiz'de. Benim içim, benim alttan pişman oldum. İnsanlar bu yolu anlamayacaklardır. İnsanlar bu yolu anlamadıkları yokturacaklardır.
Yok olduğunuz yol, işte bu yoldur. Başka bir yolunuz yok. Varacak olduğunuz yer Allah'tır. Yok olduğunuz yer yok. Gidecek olduğunuz bir yer yok. Sonunuz Allah. Başlangıcınız Allah'tır. Yaşayamadık.
O evet, yollara düştük. Yandık, yıkıldık, yok oldu. Yollara düştük. Battık, çıktık. Ama gelin Tanrıs'tan. Çıktığınız yere doğru yol almak için muhakkak olacak ve ancak takva elbisesi. Ve takva elbisesiyle kendimizi elbise biçelim kendimize.
Bu elbiseyi kendimiz biçeriz. Bu elbiseyi bize başkası biçmeyecek. Bu elbiseyi biz kendimiz tanzim edecek. Bize bir başkası bunu tanzim etmeyecek. Ama birisi az duyuyaraktan kendisine bir elbise biçecek. Birisi çok oruç tutaraktan kendisine elbise biçecek. Birisi az yemek yiyerekten elbise biçecek. Birisi az yemek yiyerekten elbise biçecek. Birisi çok tasadduk ederekten elbise biçecek. Birisi bir velinin peşine gidecek. Ona hizmet ederekten elbise biçecek. Bir şekilde o takva elbisesini kendisine biçecek. Ve bunu biz kendimiz biçeceğiz. Kendimizi tanzim edeceğiz. Ve önümüzde kendi elimizle tanzim ettiğimiz şeyleri bulacağız. Ve önümüzde kendi elimizle yaptıklarımızı da bulacağız.
Hani geçmiş ümmetlerle Allah dedi ya, eğer sen ekelsen köy toplarsın, kor toplarsın. Bize de dedi ya, rüzgar eken fırtına biçer. Evet rüzgar eken fırtına biçer. Eğer sen ateş ettiysen, köy ve kor toplacaksın ellerinle. Eğer sen mur ekelsen, nur toplacaksın. Eğer sen afiyet ekelsen, afiyet toplacaksın. Eğer sen sevgi ekelsen, aşk toplacaksın. Eğer günah ekelsen, cehennem toplayacaksın. Günah ettin, cehennem toplayacaksın. Eğer tövbe edip geri dönmezsen, eğer sen iyilik ekelsen, cennet toplacaksın elinle. Allah'ın adaleti şaşmaz. Allah'ın hikmeti şaşmaz. Allah'ın ilmi şaşmaz. Sen ateş ekerken, kendine rahmet toplacaksın bir adam.
Sen ateş ekmeye devam ediyorsan, sen rahmet etmeye, rahmet toplam edersin. Şeytan seni aldatmasın. Sen namazsız bir hayat sürerken, cennete götünü dikme. Şeytan seni aldatmasın. Sen oruçsuz bir hayat sürerken, şeytan seni aldatmasın. Götünü cennete diktirmesin seni. Boş heva ve heves. Gelin kardeşler, takva elbisesiyle elbiselenin. Ve kendimizi bir elbise biçelim. Diyelim ki bu elbisenin dışı, Kur'an ve sünnete uygun olacak. Bu elbisenin içi, Muhammed-i Mustafa'nın hedefiyle denlenecek. Muhammed-i Mustafa'nın ahlakıyla ahlaklanacak. Bu elbisenin içi, Allah'ın zikriyle dolacak. Allah'ın zikriyle kemal olacak. Allah'ın zikriyle yerleşecek. Allah'ın nuruyla nurlanacak.
Allah'ın ahlakıyla ahlaklanırsa, Allah'ın nuruyla nurlanacaktır. Ve zikrullahı kalbinizden bırakmayacaksınız. Takva yürüyüşünde zikrullahı bırakmayacaksınız. Dersinizi çekeceksiniz. Günahlarınızı düşüneceksiniz. Hatalarınızı, kusurlarınızı düşüneceksiniz. Uzaklıklarınızı düşüneceksiniz. Hainliklerinizi, vefatsızlıklarınızı düşüneceksiniz. Ve subhanallahihamdihi, subhanallahihamdihi. Ve bihamdihi derken, yaktığınız, horun horun uyuduğunuz saatleri düşüneceksiniz. Dilinize sahip olacağınız zamanları düşüneceksiniz. Elinize sahip, ben bu ayağımla, ben bu dilimle kime zarar verdim?
Ben bu gözümle kime zarar verdim? Aslında zarar verirken kendime zarar verdim diyeceksiniz. Belki de Ahmet'e, Mehmet'e, belki de Aniye Hüseyin'i aldattınız. Belki de Ahmet'i kandırdınız. Ama gerçekten kandırdınız. Kendinizsiniz. Ve kendinizsiniz. Ve kendinizsiniz. Ya Rabbi. Ve sana tövbeldim senin zikrullahına. Senin zarar verdim. Yüzleştim kendimle. Ve bir daha onlara gidermeyeceğim. O benim kalbime şeytanı belirtmeyeceğim. Ben bir daha kalbime şeytanın sesini yerleştirmeyeceğim. Bir daha benim kalbime mahremime şeytan dokunamayacak.
Şeytan mahremime giremeyecek. Şeytan mahremime mahremimi ayak atamayacak. Kapattın kalbimin kapılarını. Bir daha şeytanla ilişkiye girmeyecek. Kapattın kalbimin kapılarını. Bir daha deccanla sarmaş dolaşan kalbimin kapılarını. Bir daha taahutla sarmaş dolaşan kalp gizli yer. Kalp sırrı yer. Şeytanla kapattın. Dışarıdaki insanlar derler ki geleceksin ah işte ben de git. Bu tövbe niye?
Ben de sallallahu ve sellem anzettereyim. Hakkıyla ibadet eden, zikreden, tezgirden, tezgirden, zikreden, tesbih eden bir kul olmayın mı? Duvalı işe bir şey yapacaksınız. Ve kendiniz de evinleşeceksiniz. Kendiniz de. Evet o günahı siz başkasına yaptıydınız. O zararı siz başkasına verdiydiniz. Ama en büyük zararı kendinize verdiniz. Ve başkasına zarar veriyorum ortasında görünürken kendi cehenneminize ettiniz. Kendi cehenneminize oluşturdunuz. Zalim değil size bir cehennem oluşturmadı. O cehennemi siz kendiniz oluşturuyorsunuz. O cehennemin odununu kendiniz topluyorsunuz burada. Kendimiz topluyoruz. Evet bizim kulağımızda tutacak cehennemi açacak.
Zalim değil. Biz kendi amellerimizle cehennemi ekiyoruz dünyada. Gelin cehennemi ekmeyin. Şeytanla bağınızı kaparın. Şeytanla ilişkinizi kesin. Yüreğinize dokunmasın. En mahrem yeriniz. Yüreğinize girmesin en büyük hat. Orayı ölün.
Ve her subhanalı düşünün. Zamanlardan gelirse ne yaparsın? Zamanlar ötede karşı karşıya geldiğinizde Ya tanımaman gelirse Bir kadın severiz.
Bir erkek severiz. Ve deriz ki yıllar sonra tanımadan bir selam da O günahlarımızı yaparken o günahlarımızı işlerken düşünmedik belki de. Ama şimdi tövbe ederken düşünelim. Beni tasavup tövbe edelim. Ya Rabbi beni günahlarına kıza getirme. Beni temizle de karşına getir. Ola ki bu gece nefesim sonlanır. Ola ki yarın. Ola ki bu nefes sonlanır biter. Beni tanınmaz halde. Beni bulunmaz bilinmez halde hızırla. Beni karanlıkların içerisinde batır bırakma. Subhanallah. Subhanallah. Al yüreği. Al ruhu.
Al sırrı. Ya Rabbi. Beğeneceğin gibi, seveceğin gibi temizler. Ehli tasavvumu o yüzden her gün kendini hesaba çeker. Temizler. Marifetullah anlaşmak istiyorsanız her gün kendinizi temizleyeceksiniz. Her gün kendinizi yenileceksiniz. Her gün kendinizi iddial edeceksiniz. Her gün kendinizi süsleyeceksiniz. Dün konu yarın kalmıştı. Bugün konunu da tamamlayın. Dün düğmesini kopardı. Takva elbisesinin dün düğmesini kopardı. Elimden bir kusur çıktı. Takva elbisesinin dün düğmesini kopardı. Bir kusur çıktı. Takva elbisesinin rengini bozdu. Üzerine bir pislik dövürdü. Temiz denmesi lazım. Tövbe. Tövbe. Bir kimsenin tövbesi yoksa Allah'ı yoktur.
Bir kimsenin tövbesi yoksa imanı yoktur. Bir kimsenin tövbesi yoksa İslam'ı yoktur. Bir kimsenin tövbesi yoksa dini yoktur. Tövbesi olmanın dini yoktur. Tövbesi ol... Tövbe... Tövbe suyunla yıkatın her daim. Mağribetullah'a ulaşacaksan hep tövbeye, hep tövbe...
İnsanın içidir, iç halinidir, düşünce sistemidir. Yaşam standartıdır, yaşam sistemidir. Takva hayat standartıdır o kimsenin. Evet, takvaya erdin ise dünyada garipsin, bunu da bilmiş ol. Takvaya erdin ise dünyada yalnızsın. Takvaya erdin ise anlaşılmazsın. Takvaya erdin ise kimsesizsin. Evet, takvaya erdin. Kalpleri de gariptir. Senin kalbin de gariptir. Herkesin attığı gibi atmaz. Herkesin düşündüğü gibi düşünmez. Herkesin tecelliye rağmen olduğun gibi tecelliye rağmen olmaz. Onun kalbi gariptir. İnsanların içinde gariptir. Dünyanın içinde gariptir. Hatta ve hatta meleklerin arasında dahi gariptir.
Gökte, semada dahi gariptir. Evet ama o nedir ki? Allah var. O ne güzel bir yalnızlıktır ki onun dostluğu Allah'tır. Allah'tır. Güzel bir garipliktir ki onun komşusu Allah'tır. O ne güzel bir garipliktir ki onun yolu Allah'tır. Vahişi Allah'tır. Ona Allah'tır. Hayat gelip geçici, dünya gelip geçici. Zenginlik, fakirlik, borç, harçler hepsi de gelip geçici. Eş, çocuk, çocuk hepsi de geçici. Ne güzel demişti Emrahil Aleyhisselam. Ya Muhammed, kimi seversen sev, bir gün ayrılacaksın. Kimi seversen sev, bir gün ayrılacaksın. Sevdiysen, neyi sevdiysen bu dünya üzerinde ayrılacaksın.
Ayrılmayacakların var. Kim? Allah. Ayrılmayacağını var. Kim? Peygamberler, veliler, sahihler. Diyoruz ya biz onlarla beraber eyle. Ayrılmayacakların onlar. Geri kalan ayrılacaksın. Seni çok seven eşin, takva noktası olduğunda belki de senden ayrılacak. Seninle aynı noktada buluşmayacak. O senin çok sevdiğin adam, takva noktasında seninle aynı noktada durmayacak. Çok sevdiğin çocuğun, takva noktasında aynı noktada durmayacak. Çok sevdiğin arkadaşın, takva noktasında aynı yerde durmayacak. Çok sevdiğin neyin var ise, takva noktasında aynı yerde buluşmayacaksınız. Ve garip kalacaksınız, garip. Garip. İslam garip geldi, garip gidecek demiş.
Garip. İslam garip. İslam'ı yaşayan garip. Allah'a mustat olmaya çalışan garip. Kalbi Allah, Allah diyen garip. Takva noktasında durmaya çalışan garip. Garip. O garipliğe alışacaksınız. O garipliği içinize sildireceksiniz. Şeytan gariplikten vurmasın. Garip bir güzel bir şeydir. Allah gariplerden eylesin. Cenab-ı Hak marifetullah olaşanlardan eylesin. Amin. Rabbim, bu kurbanından önce kendisine kurban olanlardan eylesin. Amin. Nefsini Allah'a kurban edenlerden eylesin. Amin. Bayramınız şimdiden mübarek olsun. Amin. Önünüzdeki perşembe akşamı da burada ders var inşallah. Arife günü. Malum, kurbanın arifesi mübarek günlerden bir gündür.
Muhakkak kurban arifesini oruçlu geçerim. Muhakkak kurban arifesinde çok dua edin. Çok tövbe edin. O arife gününe kadınlar, erkekler kendinize iş bırakmayın. Arife gününde ibadetle geçerim. Allah'ın zikirle tövbe edin. Arife günü çünkü hüccacın arafata çıkacağı gün. Göğül, semanın kapılarının açılacağı an. Ve seman kapılarının açılıp, arş-ı alaya kadar, Allah kadına kadar dualının ve zikirlerin gideceği günü. O yüzden arife gününü ve gecesini duayla, zikirle, oruçla geçerim. Muhakkak kardeşler müsaadırlarsa o gün oruç tutsunlar. Muhakkak o gün çok tövbe etsinler, çok zikretsinler. Ve gecesi, perşembe gecesine denk geliyor. İnşallah ur-Rahman zikrullah'a burada katılmaya gayret edin. İnşallah burada da zikrullah yapacağız. Biz bayram haftaları çok ders yapmalıdır.
Mahalle derslerini perşembeye kadar iptal edin. Mahalle dersleri olmasın. Ama muhakkak şu perşembe gecesini biz zikrullah ile, oruç ile geçirelim güzdüzünü. Gecesini zikrullah ile, dua ile geçirelim. Haklarınızı helal edin inşallah. Üç İhlas-ı Fatiha-şehme. Hakk Esirill necklace
Hz Osman hanahe firmal
Bismillahirrahmanirrahim. Eftan zikir bâlemennâhu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi