Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Mart 2012 · 1:10:14
Allah gecenizi haylesin inşallah, senam-ı Hakk'ın yüzünüzü hayırlı eylesin, hayırlısı, yılınızı, dondurunuzu hayırlı eylesin inşallah. Böyle şeyleri çok bulmak istemiyorum, böyle sadece soruları bulmak istemiyorum ama, gönderenin verilmesin diye okuyabilirim. Böyle bir söz veya şiir kalıp değilse, yurunuz olup dinden bir de durmadan söylesem seni, Müslânoğlu yerden göre, semâine dönsem sana, kararını bulup Yemen çöylerinde yüzlerle soruksan beni, Ya Rabbi al benden beni, bir benden, bir benden almasın.
Ruhla can aynı mıdır? Aynı değildir. Aynıdır, aynı değildir. Bunu sonuçta bazıları ruhu, nefsi, canı hepsinde bir noktadan ele bakıp, bu yerden ele bakıp, aynı olduğunu söyleyenler de var. Ama Aziz İddin nefesi olsun ve daha sonra gelirler, daha önce gelirler, bunları ayırt etmişler. İnsandan anlaşıp, insandan bulup aynasınlar diye.
Mesela nefsin bir kötülükleri emreden kararı var, bu farklı bir şey. Aynı nefis kategorisinin içerisinde iyilikleri emreden, ilham eden var, bu ruh, bu farklı bir şey. Veyahut da nefsin bir de iyi yönü var, bir de kötü yönü var, öyle diyelim. Bir can var, bu ana vahmine iner inmez, insanda var olan bir şey. Bu can farklı bir şey, bir de ruh var. Çocuğun işte dört aylık kan üflendiği bir şey. O yüzden ruhu, canlı, bazı eserlerle tek olarak nitelendirildiği zamanlar var. Ama Cenab-ı Hak kola'nın kendine bunları nefis veya ruh diye ayırmış. Onlara can verdik demiş, ayırmış. Bunların ayrı ayrı anlaşılması, meselenin anlaşılması için uygun. Yoksa ruhla canı aynı katı böylece nitelendirmemiz mümkün değil.
Çünkü örneğin, uyku için yarı ölüm diye tabir edilir. Hadis-i Şeriflerde de öyledir. Ve insan huyudunda ruh kendisinden alınır. Ruh kendisinden alınır ama vücutta can vardır, o can vücudu çalıştırmaya devam eder. Yani o zaman canın buradaki vasifesi vücudun fiziksel yaşamına devam ettirmesini etkileyen şeyler. İşte midenin çalışması, bağırsakların çalışması, karaciğerin, akciğerin, böbreklerin gibi vücut fonksiyonlarının çalışması canla alakalı.
Bunların ruhun katkısı var, bu muhakkak var. Ama ruh olmazsa canın bir hükmü yok değil. Ama burada ölüm, ölüm esnasında ruh, birinci etken değil, birinci etken oradaki can. Nefis farklı bir şey, nefis bir duygu. Nefis bir duygu. Nefis insanın içerisindeki güdüleri. O yüzden biz kalkıp da nefsin de canın içerisinde nitelendirmemiz veya bu kötülükleri emreden nefsi ruhun içerisinde nitelendirmemiz biraz zor. O yüzden anlaşılması noktasında nefsin bir kötü tarafı var, o kötülüklere emrediyor. Bizi kötüye doğru götürüyor. Bizi kötüye doğru götürüyor. Nefsin bir yolu var, bizi iyiye doğru götürüyor. Bunu genelde ruh olarak nitelendirmişler. Ben bunu da ruh olarak nitelendirenlerden değilim ki. Ruhu ayrı bir kategoride nitelendirmek lazım.
Ruh, nefsin padişahı gibi, nefsin. Ruh, bu nefs dediğimiz bu bireyin insanın padişahı, sultanı mesafesidir. Ve bir tarafı var kötülüklere emrediyor, bir tarafı var iyiliklere emrediyor. Padişahımız öyle diyelim, emrinin altında birisi var kötülüklere emrediyor, birisi var iyiliklere emrediyor. Bunun içerisinde padişahın yine emrinde olan can var. Padişahın yine emrinde olan akıl var. Bunların hepsi de padişahın emrinde. Ama burada bireyin padişahı hükmünde olan şey ruh. O zaman ruh, bütün maddi manevi, vücut dediğimiz, birey dediğimiz, nefs dediğimiz şeyin padişahı, sultanı. Bedenin sultanı, bedenin padişahı, maddi manevi. O zaman onun bu padişahının, bu padişahın emri altında birinci derecede can var.
Bir tarafında kötü nefis, bir tarafında iyi nefis var. Bir tarafında bu manada insanın kötü istekleri, bir tarafında da iyi istekleri var. Doğru istekleri var. Bunların hepsi de kategorik olarak o padişahın emrinde duruyor. Yani nasıl bir Allah var, böyle tabir etmek çok durum değil. Böyle insanla Allah'ı benzeştirip insanı Allah'laştıranlardan değilim, haşa. Ama Cenab-ı Hak Adem'i kendi suretinde yarattılar, hadis-i kudsi der. Bazıları bu hadis-i kudsiye karşı çıkarlar ama ben sahil olduğuna inanıyorum. Burada Adem'i kendi suretinde yarattı derken, Adem'i kendinden bir parça olarak yaratmadı. Adem'i kendinden bir unsur olarak yaratmadı. İnsan ne kadar faziletli, ne kadar hikmetli, ne kadar irfan ehli olursa Allah değildir.
Her ne kadar kendilerini tasavvuf ehliymiş gibi gösteren veyahut da kendilerini umanada irfan ehliymiş gibi gösteren, kendilerini Allah'tan bir parçaymış gibi görenlerden değiliz. Onları ben küfür ehli olarak görüyorum. Cehalet ehli olarak görüyorum. Allah bizi affetsin. Hiçbir kimse Allah'tan bir parça değildir. Hiçbir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerim dahil Allah'tan bir parça değildir. Melekler Allah'tan bir parça değildir. Cebrail aleyhisselam dahil Allah'tan bir parça değildir. Allah'tan bir parça değildir. Asla. Bunu böyle algılayanlar, böyle anlayanlar bunda yanılıyorlar. Allah bir yaratan var, bir de yaratılan var. Yaratılan hiçbir zaman yaratan değildir. Yaratılan hiçbir zaman yaratandan bir parça da değildir.
Yaratılan hiçbir zaman yaratana ortak değildir. Bu şirktir. Bu müştikliktir. Bu küfürdür. Allah muhafaza eylesin. Ama bir kısım O'u felsefesinin içerisinden çıkanlar, Budist veya Hindistan kaynaklanan bazı düşüncelere sahip olanlar veyahut da işte Yunan filozoflarından etkilenen, eflatından, pilotoğundan etkilenen, hatta daha derinlemesine söyleyeyim. Yunan filozoflarının eşcinsellerinden etkilenenler. Çünkü Yunan filozoflarının büyük çoğunluğu eşcinseldir. Onlar için eşcinseldir yüksekliktir. Kendilerini tanrı yerine koyarlar. Kendilerini tanrı yerine koydukları için, Yunan filozofları, erkek olanlar kadınlarla cinsel ilişkiye girmezlerdi. Kendilerini parlak olanlar bulup, ve böylece kendilerinin de bir ilah olduğunu göstermeye çalışırlar.
Ve parlak olanlarla kendilerini nikahlarlardı. Ve onların büyük bir çoğunluğu, Yunan filozoflarının büyük bir çoğunluğu eşcinseldir. Ve onlar Allah tanımaz, ilah tanımaz insanlardır. Bizim tabirimiz de yöntedir, rivata yapan insanlardır. Ve o Yunan filozofları da kendilerini Allah'tan yani Tanrı'dan bir parça olarak görürler. Ve Tanrı'nın yeryüzündeki devamı gibi görürler. Ve aynı yeryüzünün devamı gibi görünme, İsa'ya intisap ettikten sonra da onlar da devam etmişler. Ve eski Mısır filozoflarının da aynı yolda oldukları görürler. Ve zaten Yunan filozofları da Mısır'daki filozoflardan, o filozof sisteminden etkilenmişlerdi. O filozof sisteminden etkilendiklerinden, otomatik olarak Yunan filozoflarına da aynı şey geçmiş.
Onlar da bir utiliğe devam etmişler. Şeyler gibi, Firavunlar gibi ve Mısır'ın entegresiyat takımı gibi. İşte bunlar hep kendilerini tarih boyunca Allah'tan bir parçaymış gibi görmüşler. Kendilerini ilah görmüşler. Ve kendilerini ilah görerekten de devam ettirmişler. Kendi üstün üstlerini veya halka olan zulümlerini devam ettirmişler. Aynı noktada devam eden bir anlayış var. O Yunan filozoflarından etkilenenler, o Firavunların yolunu devam ettiren şeytanın vesvesesine, nefsin desisesine uyan insanlar kendilerini Allah'tan bir parçaymış gibi, Tanrı'dan bir parçaymış gibi görerekten kendilerini ehli masavuf görüyorlar. Allah muhafaza eylesin. İşte bunu böyle görenler kendi ruhlarının açıklanamaz olan şeyi, kendi ruh noktasında açıklanamaz olan şeyleri anlatmaya çalışıyorlar, açıklamaya çalışıyorlar ve ruhu bir ilah gibi, bir tanrı gibi tanrılaştırıyorlar.
O yüzden ruhu Allah yarattı. Tabi Musa'nın kavminden olan sapıklar ve İsa'nın kavminden olan sapıklar o yüzden gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ruh nedir diye soruldu. Ve Cenab-ı Hak ayet-i kerimeyi imza etti. Ey hafiflu insan o ruhtan sorarlarsa sen onlara de ki, konuşmamız bu noktada kapalı tutur.
Tecelliyatını görüyoruz sadece. Tecelliyatını görüyoruz. Tecelliyat noktasında bakıyoruz. Allah bize affetsin. Ben yıllarda her ay bir hatme yapıyordum. Ama bu sene daha nasibimiz olmadı, ne zaman hatmeler başlayacak? Şu Aralık ayını bir atlatalım inşallah. Aralık ayında dolu her tarafa var. Bugün arkadaşlarla öyle bir buralama baktık.
Hamdolsun Aralık ayı pul. Aralıktan sonra Allah'tan bir şey gelmesin. Şu lanet odası şeytan var. Lanetlenmiş zaten. Ya şeytandan kurtuluşlar mı ya? Kurtuluş da kaya tutar. Şeytana çapuk kapılıyorum. Hamdından kurtulursun işte. Şeytandan, şeytana çabuk kanmaktan kurtulur insan. Şeytan sonuçta bizim Allah'a olan dostluğumuzu, Allah'a olan yakınlığımızı göstermekten uzun. Eğer iman ehliysen Allah'a yakınsın. Yok iman ehli değilsen şeytana yakınsın.
Ya Allah'ın velisisin ya şeytanın velisisin. Ortası yok. Yaptığın bir amelde ya Allah memnun oldu ya şeytan memnun oldu. Çünkü o Allah'tan ahit aldı, söz aldı. Dedi ki bana kıyamete kadar söz ver. Kıyamete kadar mühlet ver. Sana mühlet verdi. Dedi ki sana bu mühlet verildi. O da dedi ki o mühletten sonra, mühlet sözünden sonra. Yeryüzüne inip kullarını saptıracağım. Yeryüzünde kullarını saptıracağım. Onu yaradılmışa, hilkate karşı çıkarttıracağım. Hilkati, yaradılmışı değiştirmeye gayret ettireceğim Allah'a. Ve onlara vesvese vereceğim. Ve şeytan bir şey yapmaz. Bir şey yapmaz. Herkes şeytan bir şey yapar da dedi. Şeytan bir şey yapmaz.
Sen yaparsın. Şeytan senin elini kalkıp da bir başkasını vurdurmaz. Senin kalbine vesvese verir. Seni sağından, solundan, önünden, ardından girerekten vesvese verir sana. Ve zaten ayet-i kerimede de der. Sizi sağından, solundan, önünüzden, ardınızdan sizi aldatmaya çalışır, kandırmaya çalışır. Size vesvese vermeye çalışır. Kalbinizde bu manada dört kapı açarsın der. Önünüzden vesvese vermeye çalışır. Önünüzü karanlık gösterir. Cömertlik yapacaksın, imlaz edersin der. Zikre gideceksin, kafayı bozar, şaşırırsın orada der. İyilik yapacaksın, biraz sonra yaparsın der. Oruç tutacaksın, yarın tutarsın der. Sadaka vereceksin, bir öbür ülkü daha fakir, öbürküne verirsin der.
Yardım edeceksin, buna etmeyen, buna herkes yardım ediyor, sen başkasına yardım edersin der. Aldatır. Senin önünde yapacak olduğun her şeyi geciktirir. Ezan okunur, namazını geciktirir. Derse geleceksin, geciktirir. Şimdi bu akşam maç var, maçı izleder. Her perşembe orada ders vardır. Her çarşembe orada zikrullah var, önümüzdeki haftaya gidersin der. Ne hayır tasanet edeceksen, geleceğe yönelik ve iyi, hayırlı şeyleri geciktirmeye çalışırsan. Oysa Allah diyor ki, sana bir hayır isabet edecekse, bu sana Allah'ın lütfudur, Allah'ın ikramıdır. Sana namaz kıl diyen ses, Allah'ın lütfu ikramıdır. Sana oruç tut diyen ses, Allah'ın sana bu manada imhamıdır, desteğidir, yardımıdır.
O fukarayı senin gözünün önüne getirdiyse, bu sana Allah'ın yutfudur, ikramıdır. O fukaraya bak ki, o fukarada Allah var. Eğer sen bir fakiri doyuracak olsaydın, beni orada görecektin. Ne dedi? Bir hastanın yanına ziyarete gitseydin, beni orada görecektin. Sen bir hastaya ziyarete gideceksin der, yarın gidersin der. Bir bakarsın ki o adam hastaneden çıkmış, yarın gitmenin bir anlamı yok. Veyahut da adam ayağa kalkmış, evinde gitmiş. Benim gibi özürlü olursun. Allah beni affetsin. Hep tehir ettirir sana. Derse gideceksin tehir ettirir. Önde girmenin bir veçesidir bu. Veyahut da sana önden girer. Normalde bazı şeyleri çok güzel gösterir.
Sen o tarafa doğru yürür. Allah bizi affetsin. Burada iman edenlere Allah yardım eder. İman edenler. Çünkü Allah iman edenlerin velisidir. Allah iman edenlerin bu noktada yardımcısıdır. Kerimidir. Allah rauf ve rahimdir. İman edenleri kendi hırsına alır. Kendi muhafazanın sırasına alır. İmanını kuvvetlendir. Bu manada şeytan sana vesvese verdiğinde imanının gereğini yap. Ve imanının gereğini yaparsan marifete ulaşırsın. İstikametin üzeri. Ve böylece de aslında nefsine de yardım etmiş olursun. Hani dedi ya. Ey iman edenler. Siz nefislerinizden güner miyiniz? Hadis yerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki.
Eşiniz mazlum da olsa. Zalim de olsa. Ya Resulallah mazluma yardım ederiz de. Zalimin nesine yardım ederiz? Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki. Zalime de zulmünü önleyerekten yardım ederiz. O zaman biz zalim bir kimseye zulmünü önleyerekten ne yaparız? Yardımcı oluruz. İşte şeytan nefsinize vesvese verir. Şeytan nefsinize vesvese vererekten sizi kötülüğe doğru meylettirir. Bu kötülüğe doğru meylettirir. Bizim nefsimizin kötü tarafıdır. Bizim kardeşimizdir o. O bizim içimizden. O bizim yanımızda. O bizim canımızda. Kardeşi ikselleştirin. Evet bu kardeşimiz bizim. Yanımızda kötülük yapmaya kalkarsa biz ona ne yapacağız? Kötülüğünü önleyeceğiz.
Bu zahiri manada Hadis-i Şerif'in mantığı. Evet biz etrafımızdaki kardeşleri kötülükten men etmek için ne yapacağız? Tavsiyelerde bulunacağız. Onları tebihlerde bulunacağız. Bu marifet önemli noktası. En önemli yeri. Çünkü üç tane marifet, üçü de marifet ehlidir bunların. Birisi marifete ulaşır, Allah onu insanların içinde tebliğ ile vazifelendirir. O insanlara Kur'an ve sünneti, Allah'ın ahlaklarını ve hikmeti öğretmeye ve yaşatmaya çalışır ki bu marifet ehlinin en zirve noktasıdır. Bir marifete kavuşan daha vardır. Bir marifete kavuşan daha vardır. Allah onunla hiç kimseye konuşamaz, hiç kimseye bir şey tebliğ edemez. O hayretler. Bu bunun bir alt kategorisidir.
Bir marifete ehli daha vardır. Onu Allah bilir sadece. Kullarına göstermez, kullarına anlatmaz. O gizlidir. Cenab-ı Hak onu gizlendir. Allah'ın kendini gizledi bir dostu, gizledi bir sevgilisi. Var mı? Cevap var. Makbul değildir. Makbul olan ilk söylediğindir. Ve o ilk söylediğin marifet ehli, işte insanların nefislerinin üzerinde şeytanın hile bedesi seni anlatır ki işin en zor tarafı burasıdır. Tanıyacaksın, marifetin özelliği halkın içinde, halkın içinde, insanlara doğruyu, iyiyi, güzeli anlatan ve kendi nefsinde. Ve çünkü o, onun sözü bu manada tek, onun hali, bu manada, onun fiiliyatı, bu manada kendi fiiliyatı değildir. Ve hakikata uygun bir müddetçe.
Yol ve sabittir. Bu ikrama ve yanlışlıklar o kimsenin nefsinin ürünüdür. Allah bizi affetsin. O yüzden şeytanın, şeytanın önden girmesini. Nedir? Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı. Bu neyle mümkün? İlman edip, iyi amel işlemekler. Allah'ı zikretmekle mümkündür. Aynı o marifet yolcusunun kanatları vardır. Veya da temel, bir dinayı temelin üzerine oturtturacaksak, marifet ehlini de bir temelin üzerine oturtturacaksak, onun bir temelinin bir babası korku. Bir temelin babası da ümitdir. Bir temelin babası vardır ki, orası muhabbettir.
Bir temelin bir babası daha vardır ki, orası şevktir. Şevkt, ona aşırı sevgi verir. O hamile muhabbet ve muhabbet ihtiyacını Allah'a verirler. O öylesine Allah'tan ümit eder ki, o bütün taleplerini alır. O korku onu devamlı hayret noktasında tutar.
Buradaki korku, buradaki kimse Allah'a karşı. O devamlı hayret. Neyle? Allah'tan, Allah'a olan korkusundan dolayı. Ümit noktasındanın devamlı Allah'tan talebini söyler. Kullarla talebiyiz. Ve der ki, re'i yâke nâstâîn. Sâdete der, ancak senden yardım dileriz. Sa'ibimiz Allah'tır. Sa'ibimiz Allah'tan, muhabbetimiz Allah'tır. İsteyeceğimiz de Allah'tan. Biz Allah'tan isteriz. Kullarla işimiz yoktur. Kullar bizim saadete kar halimiz. ve sünneti anlatır, Kur'an ve sünneti anlatmaya çalışır. Onları doğru noktaya getirmeye, bu noktada Allah doğruyu atlatmaya çalışır. Geri kalan sorumluluk bizde değildir.
Ve Habibine demiştir, ey ha! Onların yanlışlıklarından, onların eksikliklerinden, onların müşrikliklerinden, kafirliklerinden kavlanma! Hidayet edici Allah, tehlike etmek peygabberlere, velilere, müdünlere iman edemez. Allah bize affet ediyor. İşte o şeytanın kurtulma, daha doğrusu şeytanın vesvesesinden kurtulma.
Çünkü şeytan insana ne yapar? Hep vesvese verir. Şeytan insanı soldan vesvese verir. Kötülüklere ve yanlışlıklara doğru seni yitmeye çalışır. Orada korku hakim olur. Şeriat ehlinden ki ben Allah'tan korkarım. Bu kötülüğe ve yanlışlıklara gidemem. Marifet ehli ise o noktada Allah'ın korkusunu sarar. Şeriat ehlinde bir an Allah'ı unutma. Gaflete dalma korkusu düşer. Çünkü eğer irfan sahibi gaflet yok, boşluk gaflet. Gaflet ise Yahya aleyhisselam bir pazara doğru, bir caddede Yahya'nın umusuna bir kadın vurdu. Bir kadın vurunca İsa aleyhisselam...
Allah'tan ah diler. Ben bunu yapıyorum ki dedi. Bir kadınla umuz umuzdan vuruştunuz dedi. Mahya aleyhisselam dedi. Vallahi bir haberim. İsa aleyhisselam dedi ki, bu nasıl olur? Sen dedi benimle sohbet ederken kalbin nerede idi? Cevap çok müthiş. Cevap çok müthiş. Dedi ki ya teyzem oğlum, kalbin bir an olsun. Bir an olsun. Allah'tan başka Cebrail ileride oyalanacak olsa onu gaflet bilirim.
Dikkat edin. Eğer arifi bilah olmak istiyorsanız, başka bir şeyle oyalandırmayın. Esvese kapısını açmayın. Öğünüze şeytanın kapısını açmayın. Dünya ve dünya olan şeylerin sevgisi, eşlerinizi ve cürbet beslemeyeceksiniz.
Bu demek değildir ki, insanların arasını, insanlarla beraber... Ama seven zikreder, zikreder aranınıza. Size dünya sizi ancak... Sultan Süleyman da bıraktı gitti. Dünya sevgisinin üzerinde çoğu hususta...
Su dökecek, seni sever mi? Vallahi sevmez seni. Ancak kalbinde hidayet tohumu varsa... Ancak kalbinde Allah sevgisinin tohumu varsa... Ancak kalbinde Resulü... O çözültudan bir hikmet numarı çıkacak. Eğer yoksa öyle bir şey olması mümkün değil. Ve siz birisine gitmiş olsanız, işte şöyle para iş yapıyor deyince... Onun için arayacak, kalbi sıkıştır. Neden?
İki sevgi bir kalpte olmaz. İki sevgi bir kalpte olmaz. Dünya sevgisiyle ahiret sevgisi bir kalpte olmaz. Allah sevgisiyle şeytan sevgisi, dünya sevgisi bir yerde olmaz. Resulullah sevgisiyle salallahu ve selam adet eller. Ebu Cehil sevgisi bir yerde olmaz. Sahabeler hem Ebu Cehil'e hem Muhammed Mustafa'yı sevgiler mi? Hazreti Resulullah hem seni severim, hem Öbu Cehil'i severim dedi mi? Çıkmış hem Kâbile, sen müşrin ta kendisisin dedi. İman edenler ki, kendilerine dost olarak müminleri tutar. Ey Habibim sakın ha! Yahudileri ve Hristiyanları kendine dost tutma! Onlara dost tutanlar...
Sen şey kendine gel. Müminlerin dostu ancak müminlerdir. Müminlerin dostu ancak peygamberlerdir. Müminlerin dostu ancak şeytan sana mesnese verir. Şeytan seni soldan götürmeye çalışır. Kötülüklere karşı, yanlışlıklara... Namaz kıldırmaz sana, oruç tutturmaz, zikir yaptırmaz. Kadına düşürür, kızlara düşürür, içkiye düşürür, zinaya düşürür. Yanlışlığa çalışır seni. Allah muhafettir, Allah'ın zikir...
Bir marifet senin dibinde oturup saptırmasın. Şeytanın vesvesemesine kanıp gitmeyesin. Şeytan sana sağdan girecek. Senin yaptığın sohbeti kimseye koyuyor. Ne sohbet etmişim ya! Bütün herkes hayretle seni dinler. Tam cemaat toplanmaz. Seni yaptırdığın zikruları hiç kimse yaptıramıyor. Sen ne müthiş, senden iyi Allah'ı seven yok. Kendini böyle görüyorsan... Kendini en iyi derviş, kendini en güzel şeyh, en faziletli usta... Kendini marif eder bir kimse... Kendini irfan ehli görüyorsan... Ve kendine ne güzel namaz kıldır, ne güzel muhafettir...
Ne şükürler yaptın, nasıl secdeye başladın... Nasıl Allah'a... Vallahi şeytan sana galip geldi vesvese verdi sana... Seni çekti, tehlikeli ya! Vallahi içki içmeyi... Aksinde böyle ince ince ince yer bitirir insanı... Ve koca çınarın...
Küçük maddiyle yıkıldığını görürsün. Çünkü fark edilmez. Senin gibi sarı saran yok. Senin gibi zikrullah da edeb bir zikrullah eden yok. Senin gibi üstadı seven yok. Senin gibi üstada aşık yok. Senin gibi Allah'a aşık yok. Senin gibi Resulullah'a aşık yok. Senin sakalın gibi hiç kimsede sakal yok. Sen ne rükû ettin be! Bir rükû ettin ki... Camideki bütün namaz kılanların namazı... Senin namazının yüzüsü üretene kabul oldu. Sen olmasaydın... Hüccacın haccı kabul olmayacaktır. Sen öylesine veli, öylesine evliyasın ki... Bir dua ettin... Hüccacın haccı kabul oldu. Kardeş... Şeytanın tepelerine yol atıyorsun. İn oradan! İn oradan!
Terce... Bu manada... İnsanların üstünde bir fazilet... İnsanların üstünde bir iyilik... İnsanların üstünde görüyorsan... Bu faziletleri, iyilikleri üzerindeki doğrulukları... Kendinden görüyorsan... Şeytanın meselesesi... Törbe geri dön! Ve tevazuna takın! Ve kendini kulluğa bırak! Ve kendini alçak gönüllüye bırak! Ve kendini... İnsanlarla eş değerde tut! Sen onlardan yukarıda değilsin... Onlar da senden yukarıda değilsin! Eşitsiniz! Allah'ın kulları eşittir! Hepsi de Adem'den yaratılmadır! Adem de topraktan yaratılmadır! Biri birinize üstünlüğün yok dedi... Muhammed Mustafa! Gel onun sesine kulak ver! Ve hiç kimsenin üstünlüğü yok! Kendini üstün görme!
Arap'ın acemi, acemin Arap'ın üstünlüğü yok! Irkçılık yapma! Herhangi bir ırk yüksek değil! Sen bu manada... Dini manada da ırkçılık yapma! O cemaatların üzerine fazilet arama! O cemaat üstün mü cemaat alçak deme! Küçüler üstün mü... Allah katıldı! Üstün olan Allah'a yakın! Ona gizlemiştir birisini! Senden yakındır! Hadi Musa dedi ki ya benden daha fazla ilmi, hikmete sahip bir kimse var mı? Daha faziletli bir kulun var mı? Demişti! O da dedi ki hiç kızıl denesin kenarında kefenek içinde er yatan! Bilemezsin! Allah'ın böyle erleri vardır! Onları ne icaret alıkoyar! Onları ne alışveriş alıkoyar!
Onları ne dünya ziynetlere alıkoyar! Onlar Allah'ı zikrederler! Onlar Allah'ı severler! Allah Allah'a muhabbet beslerler! Onlara Allah denildiğinde onların gözlerinden yaşlar akar! Onların yanında Kur'an-ı Kerim'den bir akar! Onların kalplerini gözle atır! Ona marifet gözü lazım! Ona istikamet gözü lazım! Hiç kimseyi kendinden alçak görme! Sakın! Sakın ha! İşte şeytanın bu sağdan girmesidir! İmanında kabulleşmiş olgunlaşmış olanlardır! İmanında kabulleşmiş olgunlaşmış olanlardır! İmanında kabulleşmiş olgunlaşmış insanlar!
Şeytanın bu numanadan sağdan girdiğini hissederler ve bilirler! Sakın! Bu namazım çok güzel oldu! Dediğin an! Bir daha namazını sen kıl! Çok güzel namaz kılamazsın! Peki ya Rabbi! Çok güzel namaz kılamaz! Beni affet! Namazımın kabul olunduğunu bilemem! Beni affet! Benim ibadetlerimi kabul et! Eksik! Fazla! Noksan! Hep noksan! Hiçbir şeyimiz tam değil! Hiçbir şeyimizi tam gördüğünüz an Bilin ki şeytan size tatandır! Allah'a muhafaza edin! Şeytan size arkadan girer! Geçmişimizi karanlık gösterir! Senin günahların affolmaz der! Senin kusurların affolmaz der!
Onu tövbe tokmayıla vur! Onu ümit zincirine bağla! Onu tövbe tokma! Subhanallah! Muhammed'im! Ya Rabbi!
Tövbe ettim! Sana geldim! Senin emrine geldim! Senin beytan! Şeytan vesveseyi verir! Geçmişin ne olacak? Mümin de taşımı fırlatır! Der ki! Kim? Subhanallahü verihanni! Günahı! Allah'u affeder! Kim tölemiş? Muhbir-i sadık! Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi! Evet! En yükseği söylemiş! Allah vadetmiş! Ayet-i kerim eder! İman eder! Tövbe edersiniz! Allah Gafurrahim'dir! Sizi affeder! Gel onu! Tövbe tokma girişine engeller! Vur kafasına!
Tövbe! Şeytan orada debelensin! Kapısında debelensin! Boş bir sevda! İşini sil! Tövbeyle! Gününü sil! Tövbeyle! Dünden ne yaptıysan yaptın! Bir saat önce ne yaptın! Bir daha yapma! Ya Rabbi bir daha yapmayacağım! Bir daha yalan söylemeyeceğim! Bir daha yemin etmeyeceğim! Bir daha gaybet etmeyeceğim! Bir daha yanlış, kaygırı kurmak işler yapmayacağım! Bir daha senin evin! Bir daha şeytanın yüzü!
Şeytanın yüzü! Gönümü kendine çevir! Tövbe ettin! Senin dost bildin! Senin veli bildin! Senin kurtarıcı bildin! Senin lahu bildin! Seni kerim-i mutlak bildin! Seni veli bildin! Geldim! Mutlaksan! Düşüm sana! Gidişim sana! Varışım sana! Geldim! Temiz dersin de tencere edersin diye! Yüreğimi aldım, kapına koydum! Lütfenler açar da içeri alırsın diye! Yüreğimi aldım, ayaklarının altına koydum! Basar da kapının içeri geçer gider diye! Ümit kapısına bağla!
Ama Tövbe delikten ümit kapısını bağla! Ve Allah'tan ümit et! Allah'tan ümit eder! Bütün taleplerini Allah'ın önüne kadar! Talebimiz Sensin! Senden seni isteriz! Senden senin zikreni isteriz! Senden senin sevgini bekleriz! Senden seni istemekten başka bir isteğimiz yok! Rabbim! Şeytanın vesvesesine dolayacak olan Allah! Kalbine zikri yerleştir! Bu dört kapının daha yegane tek ilacı! Dört kapıya da yetecek olan ilaç! Bu dört şeytanın vesvesesine, şeytanın vesvesesini kapatacak olan ilaç! Allah'ı zikri görüyorsunuz! Bunu eksik görüyorsunuz! Bunu eksik görüyorsunuz!
Bunu doksa gelirsin! Merkezci hükmündeki şey!
Allah'ın sevgisi helal olmuştur! Kaçmıştır! İç isedir! Seven zikreder! Zikreder! Allah'ı zikret! Allah'ı zikret! Mahvedullah eyle olmak istiyorsan Allah'ı zikret! Şeytanın vesvesesinden, şeytanın senin teceviyatın! Allah'ı zikret! Çokça zikret! Çokça zikret! Kendi kendine ben beş bin tane zikrediyorum deyip havalara girme! Üç bin tane zikrediyorum diye havalara girme! Ne kadar zikredersen zikret, az zikretmişsindir! Sattığın ibadetleri çok görme! Sakın yaptığın ibadetleri gözünün önünde bulundurma!
Abidliğin seni aldar mısın? İbadet ediyorum görme kendini! Abidleri aldatan ibadet ettiğini görmeleridir! O yüzden abidler yolda kalırlar! İbadetlerini gördükleri için Allah'ı ibadete koy! Demişler ki Allah sadece ibadet edilir! Belli bir noktada doğru! Ama ibadetini gördüğü anda onun ibadeti yanıtacaktır! Sakın bu noktada ibadet ederken abidliğini görme! Maazetullah ehlinin yol kesimlerinden periştirir! Abidliğini görme! Sakın zühdünü göndere içmem! Şunu istemem, bunu yapmam, bunu bitmem! Dünyaya bıraktım ah! Onu görürsene! Onu yeterli!
Zühdün seni aldatır! Yolda bırakır! Varlar! Dervişim deme! Beş yıllık dervişim deme! Yirmi yıllık dervişim deme! Nice çınarların yıkıldığını gördük! O kurt içeriden içeriden yer bitirir insanı! O kurt nice yıllık çınarları düşürmüştür aşağı! Nice yıllık dervişim deme! Bu fakir gözüyle şahit olduk! Gözüyle gördük! Mekaneden dervişi yok! Köşeyi gözünde! Benim evimle dedemin köşesinin arası yirmi adımdı! Ve onun gidebileceği yirmi adımdan fazla! Ve ben koşarak gidiyorum! Arkasından bakan bir ülke yok! Tayyip mekanetmiş! Arısında pencerenin altına Mustafa Efendi, Mustafa Efendi diye seslenildi!
Üzerinde diken parçaları, dikenlerle dururdum! Tendinden geçmiş! Ağlaya ağlaya gelirdi kapının önüne! Pencerenin önüne gece saat bir iki! Seni göresim geldi! Bir görsem gideceğim derdi! Yaşım o zaman yediydi daha! Bunun önüne! O kimsenin yıkıldığını gördüm! O kimsenin yıkıldığını gördük! Bulunduğumuz kazaya... Kimin geri çevredik birbirimize! Polis arabası geldi! Mesela Mustafa Efendi! O mustahabendi! Kendi! Zikrullah'ta zikrullah'ta işaretleşirdik. Polisler geliyor. Mildizler geliyor diye.
O kimsenin yıkıldığını gördüm fakir. Sakın! Sakın! Onların göre göre geldik. Onları duya duya geldik. Onların yanında bu yıkılırsa herkes yıkılır. Bu yıkılırsa toprağın üzeri yok. Toprağın üzeri yok. Pastama. Kalırsın yolda. Kulluğu elden bırakma. Zikri bırakma. Tövbeyi bırakma. Cemaati bırakma. Üstadının dizinin dibini bırakma. Şeytanın oyuncağı olursun. Nefsin oyuncağı olursun. Bırakma.
Nerede olursa zikrullah halakası da şeytanın kucağındasın. Şeytanın kucağındasın. Git tövbe. Git ne yaptın? Allah'a yalvar bir kapar alasın Allah. Peygamberlerin yanında olanlar felaha kavuşur.
Ancak Allah yolunda gidenler felaha kavuşur. Ancak Allah yolunda gidenlerle beraber olursak biraz yol akılır. Hidayete kavuşursun. Selahla kavuşursun. Allah'ı zikredenlerle beraber olun. Kurtuluş ümidin var. Allah'ı zikretmeyenlerle beraber sen bataklıktasın. Kim doğsun? Senin kim var? Senin kim var? Kalbinde kimin ümidi var? O sensin.
O sensin. Korkuyorsan. Eğer ki sen dünyadan korsan dünyalık şeylerden korsan. Vallahi kalbinde o korkular neyse. Senin ilahın o. Senin ilahın o. Niye şevk duyuyorsan. Niye? Ne? Senin şevkini arttırıyorsan. Senin ilahın o. Kalbinde ne? Muhabbet. Muhabbetin neyse. Senin ilahın o. Gel kardeş. Gel. Sen neyi istiyorsun? Bir bak. Bir bak onu eline al.
Hazret'e ulaşmak istiyorsan yapacaksın. Kılıcın üzerinde giriyorsun. Bir adım ötesi cehennem. Bir adım ötesi cennet. Bir adım ötesi şeytanla dostluk. Bir adım ötesi Allah'la dostluk. Ve bir şey yaptın da. Ya Allah'la dostluk yaptın. Ya şeytanla dostluk yaptın. Arası yok. Arası yok. Zapturak kaltına al. Eğer tatlı ufeyli hocam diyorsan. Eğer ki ben Allah'a dost olmayayım diyorsan. Dediklerime iyi kulak ver. Dediklerime iyi kulak ver. Allah'ı zikret ve Allah'ı sev.
Allah'ı sevenleri sev. Allah dostlarını sev. Müminleri sev. Allah'ı zikredenlerin cemaatından ayrılmaz. Allah'ı sevenlerin cemaatından ayrılmaz. Nefsin acıları acı gelebilir senin. Senin vücuduna acı kalırsın. Evet hansız kalırsın. İşlerin biraz bozulabilir. Hükun kaçabilir. Neyi kaybeder ki? Dünyadaki kaybetsen. Neyi kaybetmiştir? Yoksa Allah'ı kaybettikten sonra neyi bulursan bu? Neyi menur ki?
Demedin mi? Allah. Ya Allah'ım. Neyi ve kimi seversen sev. Bir gün bırakıp gideceksin. Bir gün ayrılacaksın onunla. Neyi seversen hiç sevim bu dünyada. Ayrılacaksınız. Şeyhimizi severdik. Ayrıldık. Gittik. Gömdük. Ve hızla üzerinde toprağa attık. Hepimizin sonu. Öncez. En çok sevdiklerimiz hızla gömecekler bizi. Bir an önce gömecekler. Bir an önce gömecekler. Ayrılacaksınız. Neyi sevdiniz? Eşinizi ayrılacaksınız. Neyi sevdiniz? Çocuklarınızı ayrılacaksınız. Neyi sevdiniz? İşinizi ayrılacaksınız. Aramanızdan ayrılacaksınız.
Evlerinizden ayrılacaksınız. Eşyalarınızdan ayrılacaksınız. Ayrılacaksınız. Ve dokunduğunuz her şeye. O zaman diyeceksiniz ki ayrılacağım şeye dokunuyorum. Benim deyim. Baktığınız her şey sizin deyim. O ayrılık korkusu değil. Ayrılık korkusu da değil. O belki de bir ayrılık heyecanı olacak. Ve tat vermeyecek. Dokunacaksınız. Tat almayacaksınız ondan. Hiç dokunup da bundan ayrılacaksınız. Tat almadınız bir şey oldu mu? Tat almayacaksınız. En harika bir şey getirecekler önünüze. Bakacaksın. Diyeceksin ki benim deyim ki. Bu dünyada kalacak. Tat almayacaksınız. Bu araba, ev, eşya, kart. Ve insanlara bakacaksınız. Sizin dokunmak istemediğiniz şeyin peşinde koşuyorlar.
Ve sizin kalbinizi heyecanlandırmadığı şeylerin peşinde koşuyorlar. Onlar için birbirlerini eziyorlar. Birbirini kılıyorlar. Birbirini incitiyorlar. Asıl acı gelen bu gelecek size. Kenara çekilip hayretle bakacaksınız. Ve diyeceksiniz ki. İnsanlar ne tuhafarlıklar. Senin dokunmadın. Dokunmayan hüzum dahi görmedin. Ve senin kendi iç dünyanda ayrılıp gidecek. Bu da belli değil deyim. Bırakıp gidecek her şey için. İnsanlar birbirini yiyip bitirirler. Anne baba ayrılacağı malını çocuğundan saklar. Anne baba bırakıp gidecek parasını çocuğundan saklar. Evladın dedi, bağrına bastı. Oturtturacak, gidip çek, içecek yer bulamadı. O evladından malını saklar. Evini saklar, onu oturtturmak.
Parasını saklar, onu rezil zevil eder. Eşyasını saklar. Eşyanın içinde dururken, onu rezil zevil eder. Gülerim kendi içinden. Ayrılıp gideceksin. Ayrılıp gideceksin. Bayında da yedi tane ev var bizim. Anne geçenlerden vermeye kalktı. İstemiyorum dedim ben. Neden dedi ki. Gençken lazımdı anne dedim. Şimdi bana para, mal, mülk hiçbir şey lazım değil. Bana dedi ki. Oğlum sen ne oldun dedi bana. Dedim anne bir şey olmadı. Daha bundan yirmi yıl önce de istemediğimi söyle. Benim dediğim bu dünyada bir tane nikidi zeytin ağacım olacak. Ben çöküp gideceğim, geçip gideceğim bu dünyadan dedi. Evet. İnsanlar ayrılacak olduğum şeylere sallıyorlar. Bu dünyayı terk etmek değil.
Kenarda biriktirdiğiniz paralarınızı çocuğunuzu harcayamadıktan sonra. Yaptığınız dairelerde çocuklarınızı oturtamadıktan sonra. Aldığınız arabaya evladınızı, hanımınızı, çoluğunuzun çocuğunuzu, dümdülemedikten sonra ayrılacaksınız. Ayrılacaksınız. Çok sevdiğiniz dünyadan ayrılacaksınız. Çok sevdiğiniz eşlerinizden ayrılacaksınız. Ayrılacak olduğum eşinle muhabbetini neden düzgün kurmazdın ki? Ayrılacak. Tatlı bir anı bırak arkanda. Ölüp gideceksin. Öldüğünde o kadın senin için kötü düşünmesin. Öldüğünde o adam senin için kötü bir şey düşünmesin. Ayrılacak. Evet. Arif-i billah ayrılacak olduğum bir şeyi sevmez. Arif-i billah ayrılacak olduğum bir şeyi şevk noktasında, sevgi noktasında aşırı derecede onu sevmez.
Onun aşırı olarak sevceği şey Allah'tır. Çünkü iman edenler Allah'ı aşırı derecede severler. Ayet-i kerime. İman edenler. İman edenler Allah'ı aşırı sevgiyle severler. Çünkü Allah diyor ya ayet-i kerimede. Eğer siz zulmeden geri dönerseniz, eğer siz imandan geri dönerseniz, Allah öyle bir kavim getirir ki, onları sever. Onlar Allah'ı seversin. Kendimi Allah affetsin. Hep öyle. Sizi hep öyle gördüm. Hani bizden öncekiler, bir kısmı belki de Allah'ı sevmeye çalıştılar ama şu topraklarda Allah'ın zihimsizleri dolaştı. İmansızları dolaştı. Kur'an demek, iman demek, islan demek, suçtur.
Ve hafine kadar, 28 Şubat'a kadar vatan hainiydim ben. Ve herkes dersleri iptal ettiğinde, herkes dersleri bir kenara aslında. Burada kalan 5-10 kişi, 20 kişi, 50 kişi, 100 kişi, kaç kişiyse Allah hepsinden de razı olsun. Hep beraber Allah diyeceğiz diye mahalle mahalle koşuşturmaya devam ediyoruz. Bir tarafımızda polis, bir tarafımızda terörle mücadele, bir tarafımızda şia şükürler. Arkamızda jiden midir, nedir, neyini, neyini verirsin insanlar. İman, Allah'ın koruması, Allah'ın sevgisi bizi muhafaza etti, bizi korudu. Basıldık. Geldik, geldik, devam etsin. Cenab-ı Hak devam etsin dedi. Hep içimden dedim ki, Ya Rabbi, Senin lütfun, Senin ikramı, Senin ihsanın.
Sen kalbimizi tutmasaydın, doğalıp giderdik. Sen elimizden tutmasaydın, doğalıp giderdik. Sen şahların mutlamanından daha yakınsın. Allah. Derken Allah deyin, Allah'ın zikredi. Kurun devamlı. İrtibar kurun. Etrafımıza, hiç de çocuğunuza, neyse babanıza. Bir yalnızlık çukuruna düşüyormuş gibi olabilirsiniz. O yalnızlık çukuru değil. O Allah'ın sevgili ıhkı. Oraya bağlıyorsun ipini.
Ve Allah'ı sevdik. İlk etapta yalnızlığa düşer gibi olursunuz. Sakın. Biz sizde düşmeyin. Siz yalnız değilsiniz. Düşmeyin. Allah var. Sizi selamete komiser çek. Ulaştıracak.
Reşmine bağlayacak. Bizi derinleştirecek. Kaynı cittirirsek. Daha zikredenler dirilirler. Dirilirler. Ne dedi bu Allah. Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Ayakkabınızın bağırdı bile ondan isteyin dedi. Her şeyin yeri yerine koyamış. Zahab eder.
Nedir bunun durumu? Dua ettin kabul edilmedi demen acelecektir. Aceleciliktir. Acele etme. Sen dua et. O kabul eder. O verir. Sen iste. Halk eder. O ihya eder. Ona dön. Ona sarıl. Bunu sev. Uşaklaştırmasın şeytan seni. Şeytan seni uzaklaştırmak için vesvese verecektir. Şeytan senin gönlüne çok affet meyvetmeye çalışacaktır. Şeytan senin kalbine kakasını koymaya çalışacak. Onu içeri kalkma. Tüm şeytanla olan bağlarını kesecek o esnada.
Olmak istiyorsan zikredeceksin ve tövbe edeceksin. Ve dostlarla beraber olacaksın. Dostlarla beraber. Dostların yanında olacaksın. Allah'ın şükredenlerle beraber olacaksın. Mürşitsiz gidemezsin. Allah'a dost olmadan o dostun yolunu sen de ekleyemezsin. Yetmez. Yetmez. Tecrübe lazım. Yetmez. Bilgi lazım. Yetmez. Marifetullah lazım. Yetmez. Yetmez. Terle toparlar. Kendini tövbe topmayanın altında şeytanın kafasını et. ve kendini zikrullahın içine attın.
Allah de. Vah de. Ve bir nefes Allah demeyişin senin için zarar. Allah bizi affettir. Kullarından eylesin. Amin. Çünkü aslında bir akreş vermesin. Peygamber efendim.
Gelmiş, yaşmış bütün. Peygamber efendim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.