Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Mayıs 2022 · 49:02
Selamun Aleyküm. Eftali zikr fâle mennehu. Allah cemiyen enbiyel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmin.
Her işinizin başında Allah'ı zikrederekten başlayacaksınız. İnşâAllah zikrullah ile devam edeceksiniz. Zikir yapan kimse Allah'ın nuruyla nurlanır. Özel nurdur, zikrullahın nuru. Her şeyin bir nuru vardır, her şeyin bir nuru vardır. Her ibadetin bir nuru vardır. Namazın nuru vardır, orucun nuru vardır, zekatın nuru vardır. Kur'an okumanın nuru vardır. Birisine bir iyilik yaparsınız, onun nuru vardır. Tebessüm edersiniz, onun nuru vardır. Bir yetimin başını okşarsınız, onun nuru vardır. Birine dua edersiniz, onun nuru vardır. Bakın, Cenab-ı Hak bunların hepsinden özel bir nur oluşturur. Bu nurlar oluşurken de o yapan kimsenin, yapan kimsenin ihlasına, samimiyetine göre nurun rengi de değişir.
Bir de zikrullahın nuru vardır. Zikrullahın nuru, bütün nurların fevkindedir, üstündedir. Bütün nurların, bütün ibadet nurlarının üstünde bir nur olur, zikrullah nuru. Ve cemaatle yapılan zikrullahın hepsinden de üstündür nuru. O daha fevkindedir. Ve o nur, oradaki insanların ihlasına, samimiyetine bakmaksızın hepsini de zikrullah esnasında içine alır.
Ayırmaz. Her ibadet yapanın konumuna, durumuna göre ibadeti ayrılır. Cemaatle olan zikrullah da ayrılmaz. O zikrullah nuru, bütün hepsini de kapsa. Hepsini de orada bulunan kim varsa. Hani bir hadisi kutsi var ya, yani işte cemaatle zikrullah yapanlarla alakalı. Allah onların hepsini affetti, mahfiret etti diyor ya. Hani o uzun hadisi kutsi. O bütün zikir bablarının hepsinin ilk babının, ilk başlangıçı hadisi kutsidir o. Allah'ın bir topluluk, Allah'ı zikri için toplanmış öbür günler gelin gelin aradığımızı bulduk dediği o hadisi kutsi. Orada der ya, meleklerden birisi dedi ki, Ya Rabbi, orada filanca vardı. Temaşa için gelmişti.
Seyretmeye geldi. Bir rivayette de, orada işte, Demirtaşlı İsmail orada, orada buluruz diye geldi. Hani o orada ya, devamlı. Hani insanların böyle devamlı takıldığı yerler var ya, ya İsmail nerededir? Ya bugün cumartesi, o bugün yukarıda, vakıfta, sohbettedir, zikirdedir. Tamam orada buluruz onu. O aslında onun derdi zikrullah değildi. Onun için gelmişti. Orada Cenab-ı Hak hitap ediyor. Orası öyle bir yüce meclistir ki, orada bulunanları ayırmak, Allah'ın şanına yakışmaz. Hepsini affettim. Hadisi kutsi bu. Hepsini affettim. O yüzden cemaat de zikrullahın nuru özeldir. O nur, orada bulunan herkesi kapsar.
Hepsini de içine alır ve temizler. Ve o kimse zikrullah bitiminde, af olmuş olarak gider. Başka bir hadis-i şerifte, annesinden doğduğu gün gibi olur diyor. Bu bir haçta vardır. Annesinden doğduğu gün ibaresi. Haç ibadetlerini yapanlar vardır. Bir de zikrullah halakası vardır. Annesinden doğduğu gün gibi. Bir yıllık oruç tutanın, geçmiş günahları affolunur der. Annesinden doğduğu gün, tabiri yoktur orada, oruçta. Der ki, geçmiş günahları, hepsi de affoldu. Bak, annesinden doğduğu gün tabiri yok. Ama halakayı zikrullahta, cemaat olan zikrullahta bu tabir vardır. Ayrı bir hadis-i şerif bu. Onu da İmam Hanbel nakleder. Annesinden doğduğu gün gibi, tertemiz olur, affolunur diye.
Allah bizi onlardan eylesin. Evet, bu Mesnevi'den devam ediyorduk. O, Hazreti Ömer Efendimiz, o Bizans elçisine, makam nedir, hal neye derler, anlasın bilsin diye, Allah'ın abdallara, yani velilere, Türkçe'de ebdaldır, ehli okunur, abdal derler. Ama bildiğimiz bu, Anadolu'daki, saz çalan, türkü söyleyen, abdallar hükmünde değil. Bu eski dilde veli demektir. Bu kütüb-i sitede de ebdal olarak geçer. Üçler, beşler, yediler, kırklarla bahsedilen, abdallar grubu.
Ve o kütüb-i sitede de geçer. Onlara verilen ilmi, Hazreti Ömer Efendimiz ne yapıyor? O Bizans konsolosuna anlatmaya başlıyor. Biz de bunu, makam nedir, hal neye denir, sözünü binayen, makamları açıklamaya başladıydık. Bu mesnevi sohbetini hatırlayın. Ve bu, bizim dergahımızın geliş yolu, Anadolu Ahmet Yesevi'den gelir.
Anadolu'daki cehri tarikatın büyük bir çoğunluğu, Yesevi terbiyesinden çıkmıştır. Yesevi terbiyesinden çıktığından dolayı, dört kapı kırk makam önemlidir. Nasıl Ahmet Yesevi'nin, dört kapı kırk makamı anlatan küçük bir risalesi, Hazreti Mevlana'nın mesnevisinde açıklaması vardır. Ben mesnevi dört kapı kırk makamın açıklaması olarak görürüm. Çünkü aynı terbiye altında, aynı silsileden gelmedir. O yüzden, bu terbiyeye binayen, ben de makam nedir sorusuna binayen, bu normalde kırk makamı anlatmaya çalışıyorum. Bu kırk makamı neydi? Dört kapı kırk makam.
Şeriat, tarikat, hakikat, marifet. Şeriatı anlatmıştık daha önce. İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, helal kazanmak ve haramdan uzaklaşmak, nikahlanmak, nikah yapmak, çevreye zarar vermemek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak, yaramaz, sakıncalı işlerden uzak durmaktı. Birinci kapı neydi? Şeriat kapısı. Ve şeriat kapısından geçmeden, ikinci kapı, tarikat kapısına geçilir mi? Geçilmez. İkinci kapı neydi? Tarikat kapısı. Yani şeriat kapısından geçen bir kimse ne yapacak? Öylesi tarikat kapısına geçecek. Tarikat kapısının da başlangıcı neydi? Tövbe etmek. Ondan sonra mürşidin terbiyesine, öğütlerine uymak, temiz giyinmek, iyilik yolunda savaşmak, mücadele etmek, hizmet etmeyi sevmek, hizmet almayı değil, hizmet etmeyi sevmek, haksızlıktan korkmak, ümitsizliğe düşmemek, ibret almak,
yani ders almak, nasihat ve muhabbet sahibi olmak ve insanın kendi özrünü aciz görmesi, fakir görmesiydi. Bu neydi? Bu da tarikat kapısıydı. Ve üçüncü kapı ne? Marifet kapısı. Bugünkü dersimizde ne? Marifet kapısı. Marifet kapısının da ne? On makamı var. Nasıl şeriat kapısının on makamı var? Tarikat kapısının da on makamı var. Marifet makamının da on makamı var. Birincisi ne? Edepli olmak. Bu marifet makamının birinci kapısı ne? Edepli olmak. Marifet kapısının birinci makamı edepli olmak. Sonra bencillikten, kinden, garezden uzak durmak. İkincisi.
Üçüncüsü ne? Üçüncüsü de aşırı isteklerden kendini korumak, muhafaza etmek. Çok aşırı isteklerden kurtulmak. Ve dördüncüsü sabır ve kanaat sahibi olmak. Beşincisi, haya, utanma sahibi olmak. Altıncısı ne? Cömert olmak. Marifet kapısında duranın bir makamında ne? Cömert olmak. Sonra yedinci, ilim erbabı olmak. İlme sahibi olmak. Sonra hoşgörü sahibi olmak. Sekizincisi. Dokuzuncusu ne? Özünü bilmek. Onuncusu ne? Kendini bilmek. Bakın kendini bilmek ayrı, özünü bilmek ayrı. Bunlar ayrı ayrı manalarda. Burada ne? Bu da marifet kapısının on makamı.
Sonra ne gelecek? Hakikat kapısı gelecek. Onun da on makamı var mı? Evet. O da ne? O da dördüncü kapısı. Bu dördüncü kapı ne? Hakikat kapısı. Onun da on makamı var mı? Evet. Kısaca onu da sıralayayım. Önümüzdeki derslerde olacak. Toprak gibi olmak. Tevazu sahibi olmak. Kimsenin ayıbını görmemek. Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek. Bu hakikat kapısının. Bu artık mürşidi kamillerin, velilerin kapısı bu. Bu onların makamı ve ardından Allah'ın her yarattığını sevmek, tüm insanları bir görmek, birliğe yönelmek ve yöneltmek insanları. Ondan sonra sır sahibi olmak, maddi manevi. Sonra ne?
Manevi yolculuk onun için. Dokuzuncusu. Onuncusu ne? İlahi olarak o kimsenin uruç edip, vahdede ulaşması, birliğe ulaşmasıdır. Bu da ne? Hakikatin on makamı. Evet, biz bu akşam gidebildiğimiz yere kadar marifetin makamlarından konuşacağız. O zaman birincisi neydi? Edepli olmak. Şimdi güzel ahlak, sufiliğin olmazsa olmazlarından. Edepli olmak, güzel ahlaktan bir çıt daha içeri. Güzel ahlak ne? İnsanlara kötülük yapmamak. Ağzından, dilinden, gözünden, kulağından, elinden, ayağından, uzuvlarından haram bir şey çıkmaması. Bir kimse kendisini haramlardan uzak tutuyorsa, elini, dilini, kulağını, uzuvlarını haramdan uzak tutuyorsa, o güzel ahlak sahibidir.
Bir çıt ilerisi, hiç kimseye zararı yok, hiç kimseye bu noktada bir sıkıntısı yok. Harika. Edepli olmak ise, o normalde artık bütün hal ve hareketleri, bütün yapmış olduğu ibadetlerden tutun da, sokakta yürümeye varıncaya kadar bütün her şeyin edebine vakıf olup o edebi işlemek. Yemek yemenin edebi var, tuvalete girmenin edebi var, tuvalette nasıl davranılacağının edebi var. Evine girerken hedef var, çıkarken hedef var. Dükkanına girerken hedef var, dükkanından çıkarken hedef var. Bir arkadaşına selamlaşırken hedef var, konuşurken hedef var, sohbet ederken hedef var. Eşine yaklaşırken hedef var, çocuğunla sohbet ederken hedef var. Kimle nasıl ne görüşüp konuşacaksan, karşısındaki kimsenin konumuna, durumuna, vaziyetine göre ona bir yaklaşma edebi adabı var.
Namazın edebi var, orucun edebi var, zikrullahın edebi var, haccın edebi var. Bakın haccın menakisleri ayrı, edebi ayrı. Orucun menakisleri, farzı, vacibi ayrı, edebi ayrı. Namazın içindeki, dışındaki farzlar belli, vacibi belli, sünnetleri belli, edebi ayrı namazın. Artık o marife sahibi olacaksa bu edep dairesinde yaşayacak. Varlığın edebi var, bu çiçeğe yaklaşmanın edebi var, bu çiçeğe bakmanın edebi var, çiçeği koklamanın edebi var. Artık o bütün edep dairesinde yaşıyor. Her şeyin edebi var, onu saran, çevrelen her şeyin edebi var. Kıyafetin edebi var, onu giymenin, çıkartmanın edebi var. Onu muhafaza etmenin edebi var, onu dürülmenin, katlamanın edebi var.
Yani siz kirli bu kıyafet deyip atarsanız, siz kıyafetinize edepsizlik etmiş olursunuz. Onun edebi var. Siz çorabınız kirli atamazsınız, edebi var. Güzelce katla koy. Siz iş çamaşırı çıkarıyorsunuz, edebi var. Katla koy. Siz gömlek çıkarıyorsunuz, edebi var. Katla koy. Kirli deyip de atma. Batı'dan geldi bize, at kirli sepetine, atma, edebi var onun. Onun edebi var. Hani mevlevi ritüelinde edeptir. Yatacağın zaman yastığını öpersin ya. Edebi var. Hatta yastığı hali, lisan ile dersin. Sen olmasaydın boynum ağrırdı benim. Yorganın edebi var. Üstüne çekeceğinde öpersin. Edebi adabıdır, mevlevi adabıdır. Yorganın edebi var. Öpersin. Sen olmasaydın ben üşürdüm. Yeni giyeceğin kıyafetin edebi var.
Öpersin. Sen olmasaydın ay paltom. Cenab-ı Hak seni bana verdi. Hand olsun. Paltomuz olmasaydı üşürdük. Edebi var. Sofranın edebi var. Yemeğin edebi var. Nasıl oturulur? Sofra adabı nedir? Bakın marifet kapısında edep dediğinde o kimsenin bütün hayatını içine alır. Bunu nereden öğrenecek birinci derecede? Hadis-i şeriflerden öğrenecek. Ve tarikat adabından öğrenecek. Sufi adabından öğrenecek. Edebi var. Otur. Oranın büyükleri vardır. Büyükleri ne yapıyor? Ne dinliyor? Yıllardır şeyhin yanında durmuşlar. Adab-ı Erkan-ı öğren. Öyle dün gelip bugün çok bilmiştik havası taslama. Bil ki burada herkes talebe. Hiçbir zaman talebeliğini unutma.
Hiçbir zaman öğrenciliğini unutma. Hiçbir zaman edebini terk etme. Sen amir olmuşsun, memur olmuşsun, zenginmişsin, fakirmişsin. Bırak sen. Burada neler gelmiş geçmiş. Öyle düşün. Adem'den beri bu yol var. Adem'den beri nice bilenler geçmiş, nice çok ötenler geçmiş. Neler gelmiş geçmiş. Sen otur. Edebinle otur. Büyüklerine bak. Büyüklerini seyret. Büyüklerini dinle. Ya hata yapıyorlar. Onların hatası senin farzından iyidir. Onların hatası senin iyiliğinden iyidir. Otur seyret sen. Otur dinle. Sen daha dün geldin. Onlar ne zorluklar yaşadılar. Sen karakol yüzü görmedin. Onlar karakol yüzü gördüler. Otur.
Sen sıkıntı görmedin. Onlar sıkıntı gördü. Sen otur. Senin kapında polis durmadı. Onun kapısında polis durdu. Gelsin dursun bakalım bir polis kapında da sen evin içinde konuşabilecekmişsin. Konuşamazsın. Seni bir götürsünler bakalım karakola. Sen yolu değil dini bile bırakırsın. Allah muhafaza. Böyle din olmaz olsun diyenleri duyduk biz. Bir karakolda. Sen edebini muhafaza et. Edebini koru. Biliyormuş havaları yapma. Edeb. Yol edepten geçer. Edebi olmayan isterse harşalada dolasın. Yıkılır. Edebini muhafaza edeceksin. O yüzden o edep o kimsenin hayatını komple çevreler. O suyu içmenin dahi edebi var.
Sen lak lak lak … suyu içemezsin. Nasıl sufilik o öyle? Suyu içmenin edebi var. Üç yudum da içeceksin. Her şeyin edebi var. Sufiliğin edebi var. Öyle bir külah dondurma. Yolda yalaya yalaya gidemezsin. Sufiliğin edebi var. Sen al dürümü yolda yiye yiye git. Edebi var. Yiyemezsin öyle sen. Sen simiti al yolda ısıra ısıra git. Otur oturdun yere. Ne sufiliği var sende? Edebi var. Sen o simiti dahi öyle yiyemezsin. Sen bir lokantaya gidip de en baş köşeye oturup herkes bizi görsün. Öyle yemek yiyemezsin. Edebi var. Olmayanı var diyeceksin. Yiyemeyeni var diyeceksin. Edebinle oturacaksın. Saklı gizli yiyeceksin. Evet.
Olmayanı düşüneceksin. Yiyemeyeni düşüneceksin. Edebi var. Edeb dairesinde bütün her şey yaşanacak. Edebi var. Hanımınla edebi var. Kadına yolda bağırılmaz, çağırılmaz, küfredilmez, hakaret edilmez, yüz asılmaz. Edebi var. Kadın yolda dışarıda kocasından bir laf söylemez, bir şey etmez. Edebi var. Babasın çocuklarını dışarıda azarlama. Edebi var. Seslenme, bir şey deme, yüzünü dökme. Mutsuz etme. Evde ne yapacaksan yap. Terbiye et, söyle. Edebi var. Dışarıda davranışın edebi var. Evin içinde davranmanın edebi var. Sufiler. Evde dilinize geleni söyleyemezsiniz çocuklarınızın yanında. Erkekler eşlerinize, dilinize geldiği gibi konuşamazsınız çocukların önünde.
Edebi var. O çocuk seni derviş görecekse, o çocuk seni sufi görecekse, sen eşine edep dairesinde davranacaksın evde. Neden? Çocuk seni rol model seçecek çünkü. Kadınlar evde erkeklerinize, ağzınıza geldiği gibi konuşamazsınız. Edebi var. O çocuklar sizi rol model görecek evde. Bir eşe nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davranacağım. Sonra çocukları uyut, istersen adamın boğazını sık. Öyle ya, içinin ateşi geçmedi. Hele adam bir de dervişse, tamam yat lan yarı de boğazını sıkacağım senin de. Ne güldün? He Naki. Bir de yapıyormuş seninki şimdi bu akşam söyledi efendi.
Yat yarı boğazını sıkacağım senin. İmtihan ya, Naki güldüğüne göre başına gelecek herhalde. Tabi edebi var. Ne yapacaksınız? Eşiniz dese ki yat aşağı ben senin boğazını sıkacağım. Ne diyeceksiniz? Dervişlik ya bu. Zor mu geldi ya biraz? He. Zor geldi değil mi? Size bir kısa anlatayım o zaman.
Bir zat varmış. Eşi de böyle şirretlik yapıyormuş ona. Adamcağız da hep sabrediyormuş böyle. Olanca lafı söylüyormuş ama kadın. Bıdı bıdı bıdı … Lanetler, onlar bunlar, havada uçuşuyormuş. En sonunda kadın dayanamamış. Senin gibi adam olmaz olsun demiş ya. Bir sefer bir şey söyle demiş. Paf! Bir tokat adama şakak. Adam da böyle kıbleye yönelmiş. Rahabıta halindeymiş. Enşeye bir tokat gelmiş. Kafasını dahi kaldırmamış. Ama o esnada doğudan batıya bütün hali açılmış. Bir bakmış ki bütün varlık gözünün önünde. Adam elhamdülillah demiş.
Bir tokat daha çakmış. Tokat elhamdülillah diyorsun demiş. Gördünüz mü nereden geçiyormuş? Bir kısa daha anlatayım size. Şeyhin biri hacca gidiyor. Yolculuğa çıkmış. Yandınız evli adamlar. Bu sohbeti kadınlar dinliyorsa hep sizin önünüze örnek olarak koyacaklar. Diyecekler ki bak bana sabret sen de böyle ol. Siz de böyle olmak için sabredeceksiniz. İsmail sen sabretme. Neyse gitmiş bir şeyh efendiye ziyaret etmiş yol üstünde. Hanımına demiş. Yani ben efendiyi ziyaret edecektim. Nam'a geliyorsunuz bu adamda ne buluyorsunuz siz demiş.
İhtiyar bunağı demiş. Şeyh gördünüz demiş. Gelen onası on soru giden onası. Defol geçirden evden demiş. Adam gitmiş kapının önünde şeyh efendi beklemiş tabi. Tabi defol evden kovulmuş ama sokaktan da kovulmuyor. Bakmış uzaktan ziyaret edeceği şeyh efendi geliyor. İki tane de erkek aslan. Onların da üzerine odun bağlamış. Aslanlar odun çekiyor. Aslanlar onun emrinde. Neyse odunları indirmiş. Tabi büyükler öyle odun çekiyor derken siz böyle büyük odun dersin. Onlar öyle büyük odun getirmezler. Günlük. O gün ihtiyaç kadar. Günlük ihtiyaçlarını görürler.
Onlar bizim gibi yıllık pirinç, fasulye, mercimek atmazlar. Böyle hüra marketlere dalıp ne varsa yağlar alalım kıtlık olacakmış. Havada uçuşmazlar. Öyle bir şey yok. Onların rızıktan endişeleri yok. Onların yarından endişeleri yok. Günlük. Onu da ev, hanım, eş, çoluk, çocuk bu hali anlamaz. O yüzden onların ihtiyaçlarını görüyor. Neyse hoş sohbet. Helallaşmışlar. Yürümüş gitmiş hacca. Tabi o zaman için hacca gidiyorlar. Şimdiki gibi on günlerine git, on ikinci gün evde. Öyle bir şey yok. Yola çıkıyorsun. Dört beş ay yol sürüyor. Dört beş ayda geliş. Bir kimsenin hacca bir sene, bir buçuk sene sürüyor. Yolla beraber. Hele bir de değişik tecelliyat var ise.
Burada üç gün kalacaksın. Burada yedi gün kalacaksın. Burada filancaya vuracaksın. Burada fişmancaya vuracaksın. Dönüşte filancaya yere gideceksin. Bunlar da manevi tecelliyatı. Ne kadar süreceği belli değil. Yola çıkıyor. Ne zaman döneceği belli değil. Dönüşte yine aynı yere gelmiş. Şeyh Efendi'yi ziyarete. Kapıyı çalmış yine. Başka bir kadın çıkmış. Buyurun efendim demiş. Demiş Şeyh Efendi'ye bak dedim. Oduna kadar gitti demiş. Siz şuraya yükünüzü indirin bahçeye. Yemek getirmiş, ayran getirmiş, ekmek getirmiş, su getirmiş. Şunu da abdestini al. Şuradan yemeğini, şunu şöyle yap. Birazdan efendi gelir. Narin, nazik, kibar bir kadın. Demiş ya.
Öbür gün ne kadar sert şediddi. Demiş bu çok narin, çok nazik. Tabi beklemeyi koyulmuş. Bir bakmış ki Şeyh Efendi'nin sırtında olduğunu, ıhlıya tıstıya gelmiş. Demiş efendi ne bu hal? Demiş sorma. Demiş bizim bu şedid hanım vardı ya. Evet. O demiş vefat etti. Eee? Demiş. İhvan toplandı demiş. İhvan da iyilik yapıyor. Hani Şeyh Efendi çok çekti. Bu kadıncağızdan. Eee? Ona demişler böyle hani ıhlamur gibi sözlerini dinleyen bir kadın alalım. Dervişler. İyilik yapıyorlar ya. Şeyhlerine. Almış da demiş. Bu kadın demiş çok iyi. Bir dedem iyi ki etmiyor demiş. Öbürki gibi ters de değil.
Ama demiş beni aslanlar dinlemiyor artık demiş. Beni demiş kimse dinlemiyor. Önüm demiş bir şeyim kalmadı. O yüzden demiş o eski hal yok. Odunu kendim taşıyorum artık demiş. Bir şey anladınız değil mi? Evet. Yandı keten elva evliler. Akşam gidince tava elinde bekleyecek. Sen kapıdan içeri giriyorum. Gım kafanıza. Sabret bak. Benden ereceksin. Tabii. Eyvah hoca ne yapacaksın şimdi? Eyvallah diyeceğim artık değil mi? Bir dervişle de evlendi. Bu sohbeti de dinledi. Burada mı şimdi o? Dinliyor o şimdi. Eyvah eyvah eyvah … Eyvah. İsmail karlı. Onunki dinlemiyor şimdi.
O yüzden sıkıntı yok. Ama seninki buradaysa şimdi eşi burada olanlar elini kaldırsın. Allah'ım birer ambulans mı tutalım sizin yanınıza gönderelim? Evet. Edebli olma. Her şeyin edebi var. Eşe davranışın da edebi var. O edep dairesinde durmak var. O zaman bu marifet kapısının en önemli kapısı edebli olmak. Ve her şeyin bu manada edebini öğrenmek. Hani çay içmenin dahi edebi vardır derim ya. Sen topluluk içinde. Yavaş ya mübarek insan ya. Öyle çay içilmez. Ses çıkar mı? Şapırdatma, höpürdetme. Edebi var. Hani böyle çat çat çat … çay karıştırma. Edebi var. Sessiz. Bizim kuyucu gibi de yapmayın. Kuyucu da şekerleri içeride tutuyor, karıştırtırıyor. Adam az şekerli, çok şekerli.
Önemli değil. Çat çat çat karıştırmayacak şekerin içinde geliyor. Kuyucu Mehmet işin yolunu oradan bulmuş. Yani o çatırtıyı duyurmayacak ya. Ben gidiyorum şimdi İzmir'e sohbete. Çaylar kaşıksız geliyor. Yani orada çatırdatmayacaklar. Çatırdatmadan, çakırdatmadan çaylar içilecek. O da o işin yolunu oradan bulmuş. Değil. İçinde kaşı olacak. Herkes kaşığını edeple karıştıracak. Kenarına vurdurmayacak. Çıt çıt ses çıkmayacak. Edeb dairesinde. Derviş çayı bitince. Arkadaş, yok öyle bir şey. Bekleyeceksin. O çayı dağıtan da gözünü açacak.
Diyecek ki, ya Rabbi. Kimin çayı boşaldıysa bana göster ki. Ben ona hizmet edeyim. Çay vereyim. Öyle bakacak. Kimin bardağı boşaldı. Onun derdi o. Öbürkü de edep edecek. Ben diyecek çay isteyenlerden olmayayım. Böyle veya çıt çıt çıt … vuranlardan olmayayım. Bekleyecek. Edeble duracak. Her şeyin edebi var. Tarikat demek, edep demek. Sufilik demek, edep demek. Ama her şeyin edebi. Her şey. Banyo yapmaktan tutun. Abdest almaktan tutun. Tuvalete girip çıkmaktan tutun. Yemek yemekten tutun. Su içmekten tutun. Yatıncaya kadar. Eşinle cinsel ilişkiye girinceye kadar. Çocuğun olan ilişkilerinde dahi edep hakim olacak. Bunların edeplerinde ne olacak? Herkes öğrenecek.
O yüzden normalde bu yaşadığınız hayatın edebi. Bir de manada edeb vardır. Bu işin zahir tarafını söyledim. Bir de manası vardır. Manada üstadına karşı edebini muhafaza etmek. Manada Hz. Muhammed Mustafa'ya karşı edebini muhafaza etmek. Manada dedim bir üstadın zahiri söyledikleri vardır. Bir de manada söyledikleri vardır. O manada söylediklerine de itiraz etmemek. Edebi muhafaza etmek. Gözünü ondan ayırmamak. Hz. Muhammed Mustafa'ya karşı edeb vardır. Marifet ehlinde. Bir, zahiri sünnetlerini icra etmek. İki, manada söylemiş olduklarını harfiyen yerine getirmek. O edebi de korumak.
O edebi de muhafaza etmek. Mana edebi de budur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey sana yap dediğinde yapmak, at dediğinde atmaktır. Tut dediğinde tutmaktır. Tereddütsüz. Manada edeb. Şeyhin sana at dediğinde şeriata uygunsa atarsın. Tut dediğinde şeriata uygunsa tutarsın. Manada edebdir. Tereddüt etmezsin onda. Veya Pir Efendiler. Veyahut da sahabeler. Veyahut da geçmiş Peygamber Efendilerimiz. Bir şey söylerse manada edeptir. Asla ve asla itiraz kapısı kapalıdır. Söz söyleme kapının kapalıdır. Bu manada edeptir. Bunları siz kitaptan okuyamazsınız. Bu manada edeptir.
Bir kimse hal derviş olduğunda, rüya görmeye başladığında bunlara itaat eder. Üstadı var bir şey gördü. Hal gördü gelir üstadına anlatar. Halimde böyle böyle böyle böyle bir şey gördüm. Bir şey yapılması gerekiyorsa üstadı ona söyler. Esması değişecekse üstadı söyler. Rüyasını üstadına yazar. Ahmet'e, Mehmet'e yok işte komşu anneydi yok dergahta ablaydı değil. Üstada yazar. Edebi odur onun. Üstada yazma. Ondan sonra hava yapmak için. Dün akşamı ne gördüm biliyor musun ya? Çok tuhafıma gitti de sana anlatmak istiyorum. Ne anlatıyorsun ona? O senin şeyhin mi? Ne anlatıyorsun ona? Kendine hava yaptırma. Nefsine paye çıkarma. Üstadı anlatacaksın.
Edebi onun o. Bir de manası var. Rüyanda gördün. Anlat üstadına. Edebi var. Sen öyle kendi kendine değilsin bu yolda. Her şeyin adab-ı erkanı var. Sakın ha. Hazreti Muhammed'in Mustafa'yı gördün sallallahu aleyhi ve sellem'e. Edebi var. Kellen gideceğini bilsen dahi onun emrini yerine getireceksin. Düşünmeyeceksin bile. Üstadını anlatacaksın. Yap dediğinde yapacaksın. Edebi var. Ha belli bir hale geldin. Belli bir maklum. Çünkü marifeti anlatıyoruz. Marifetin öyle bir hali vardır ki şeyhin normalde yoksa dahi sen götürürsün işi. sebep, marifete gelmişsin zaten. Emmare levvame müllüme mutmainneye geçmişsin. O zaman sen zaten kalbin ilham alıyor senin.
Bu sefer yürü yürüyeceksin. At atacaksın. Tut tutacaksın. Bu işin edebi var. Sakın ha. Ölürüm kalırım. Ecel ne zaman geleceği belli değil. Bu sözlerime iyi kulak verin. Sizden sonraki nerede aktarın bunları. Bunlar kitaplarda yazılan ilim değil. Biz, Cenab-ı Hak hiçbir zaman alemi boş bırakmaz. Muhakkak ki yetişen bir kimseye getirir. Bu kadar açık konuşur mu, konuşamaz mı bilemem. Siz kime intisap edersiniz, etmezsiniz bilemem. Ama ben bunlarla göçüp gitmek istemiyorum. O yüzden açık açık anlatıyorum bu son zamanlarda. Ecel ne zaman gelir bilinmez. Bu işin edebidir. Rüyanızda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri size bir şey emrederse mesele bitmiştir.
Edebidir bu. Öyle yok ben yapamam, yok ben edemem. Hangi akılla söylüyorsun orada? Hz. Muhammed'i Mustafa'ya yapamam diyebilir mi bir kimse? Boş muhabbet bunlar. O gerçekten hal ise, gerçekten mana tecelli ettiyse, sen başını bile kaldıramazsın. Nereye hayır diyeceksin ona? Allah muhafaza eylesin. O yüzden edebi var. Bu işin mana tarafı. Bunun daha bir üst çıtı daha var. Bir üst çıtı ne? Allah'la alakalı Celle Celaluhu. O sana hitap ettiyse, bütün her şey bitmiştir. Her şey.
Bunun ayeti kerimedeki karşılığı nedir biliyor musunuz? Necm suresidir. Cenab-ı Hak Necm suresinde ne dedi? Onun gözü kaymadı. Gözü kaymadı. Ve ne dedi? Muhammed'in gözü ne kaydı, ne de diyor aştı. Ve gördüğünü, gözünün gördüğünü, kalbi de tahsik etti.
Gözünün gördüğünü, kalbi tahsik etti. İşte bu da marifetteki edebin zirvesidir. Artık onun gözü şaşmaz. Artık onun kalbi de şaşmaz. Gözünün gördüğünü, kalbi de tahsik eder. Bu da marifetin edebidir. Artık o bir hal gördüğünde, gözü hal gördü. O gözü kalp gözüyle gördü. Ama kalbi de tahsik etti, şaşmadı. O Abdülkadir Geylana Hazretleri'ni görüyordu zaten. Abdülkadir Geylana Hazretleri'ne aşinaydı. Bakın ben şeyhim diyenlerin böyle bir hali yok şu anda. Türkiye'de şeyhlerin yüzde doksan dokuzunda böyle bir hal yok. Ben şeyhim diye cartınıyorlar ortalıkta. Yok icazetliyim diyor, kimisi şiş batırıyor, kimisi kılıç vuruyor, şeyhim diye dolaşıyor.
Ama bu hallerden hiçbirisinin, hiçbir şekilde büyük bir çoğunluğunun haberi yok. Zikrullah'ta hal dahi görmüyorlar. Kabir halleri dahi yok. Rüya halleri zaten yok. Bir rüya tevil edecek ilimleri yok. Çünkü yok. Manevi halleri yok. Bu maneviyatta bir kimse Geylana Hazretleri'ni görmüştür, gözü gördü onu. Geylana Hazretleri'ni tanıdı. Kalbine de ilham geldi. Bu Abdülkadir Geylani'dir dedi. Ya da direkt kendisi dedi. Bana Abdülkadir Geylani derler dedi. Ortalık yıkıldı zaten. Bitti her şey o esnada. Alem sustu. Gözün gördü, kalbini kapladı zaten o. Kalbin onu yalanlamadı. Tahsiklemedi.
Veyahut da geldi. Hazreti Ebubekir radiyallahu anh Hazretleri'nin olduğunu, kalbin tahsik etti. Gümbür gümbür. Ağzını açtın, tak! Sana manevi rızık vesile oldu. Ağzını attı senin. Bir baktın ki bütün vücuduna yayıldı o. Küçücük meşe gibi bir şey. Veyah küçük çikolatalardan daha küçük, yuvarlak. Bütün vücuduna yayıldı, bütün manana yayıldı. Anladın ki bu manevi bir rızık. Kalbine geldi. Hazreti Ebubekir Efendimiz'i gördün. Ebu Bekir olduğunu bildin. Tanıdın artık onu. Kalbin tahsik etti onu. Gözün gördü, kalbin tahsik etti. Şek yok, şüphe yok. Üzerine soru işareti yok, bitti. Ne zaman görürsen gör, o Hazreti Ebubekir Efendimiz'dir. Hangi kıyafette görürsen gör.
Sakalı uzun, sakalı kısa, biraz sarımtırak, biraz çilli. Bazen çilli az, bazen çilli çok. Bazen dudakları aynı, bazen dudakları daha fazla peygamber sallallahu aleyhi ve selleme benziyor. Bazen gözlerine bakıyorsun. Aynı Hazreti Peygamber Efendimiz gibi diyorsun. Hazreti Peygamber Efendimiz'i gördün. Ah diyorsun, evet onun gözü ne, onun gözü bu. O da diyor, o benden. Bitiyor hayat orada. Sen zaten gidiyorsun. Kalbin tahsik ediyor onu. Göz gördü, kalp tahsik etti. Sakın edebik muhafaza et. Şüphe etme. Söylediğine de iyi dinle. Koru. Ve sana bir emir verirlerse, harfiyen yerine getir. Gözünü budaktan ayırma.
Öleceğini bilsen, mezara gireceğini bilsen, asılacağını bilsen, lime lime seni edeceklerini bilsen, yürü, şek şüphe etme. Bu işin de manevi tarafı. Asıl manevi edep, edeptir. Zahir olmadan bu olur mu? Olmaz. Zahir muhakkak lazım. Ama asıl edep de manevi olan budur. Sen adımını atarken dikkatli at. Sen yönünü dahi onlar çizebilir. Nereye gideceksin? Vakfa geleceksin. Normal yoldan geliyorsun. Sana der, heykelden geç. Pirim ya burası daha kestirmedi. Sakın böyle gevşeklik, edepsizlik. Sakın ha! Yürü.
Arabanın önüne geçer. İşaret eder. Buradan, oradan yürü. Oradan, oraya yürü. Dağın başındasın. Sakın şikayet etme. Ben neredeyim diye cebelleş dur sana. Sonra da karşılık, karşından tebessüm ediyor. Hiçbir şey diyemezsin. Heee. Hiçbir şey diyemezsin. Sakın edebi koru, muhafaza et. Siz, dervişlik, oturup zikrullah yapmakla bitmiyor. Edebi koru. Ben bazen diyorum ya, üstadım vurdu arabayı. Sat bunu. Orada sattım diyorum ben. Edebi koru. Kar, zarar düşünme. Düşündüğün an kaybedersin. Al bunu, al onu. Kar, zarar düşünme.
Heee. Zarar edeceksin, bilsen dahi al. Zarar etmem lazım mı işte? Şikayet etme. At dedin de at. At, bildiğin at. Bunu at demiş. Git at. Zarar edeceğim diye düşünme. Konuşma dahi zarar edersen. Asla. Size bunlar şaka gibi geliyor. Şaka geliyor size. Ben bazı şeyler söylesem, kafeyi tırlatırsınız siz. Adam seni dolandırmaya gelmiş. Geylan Hazretleri diyor ki, ver malı. Verir misiniz siz malınızı? Bu fakir verdi. Arkasına da düşmenim ben. Dolandırıldığımı biliyorum. Size bunlar tuhaf gelir. Bunlar söylenmez zaten. Söylendiğinde, ulan kafeyi yiymişsiniz siz ya, der. Der. Ama bu işin edebidir bu.
Edeb, edeb. Zarar edeceğiniz yolu yürümek. Edeptir. Emir olunca, edeb edersin. Yürürsün. Yürürsün. Hem bir de severek yürürsün. Gülerek yürürsün. Bu işin edebidir. Öyle, sufilik la ila illom değildir çünkü. Öyle bir şey yoktur. Kalk kalkarsın. Yat yatarsın. Otur oturursun. Gel gelirsin. Git gidersin. Ya biz ne yapmak geldik şimdi ne yapmak gidiyoruz. Yok öyle bir şey. Sakın aklından bile geçirme. Geçirdiğin an bir daha sana gel diyen olmaz. Bir daha sana gel diyen olmaz. Bir daha sana at diyen olmaz. Bir daha sana şunu harca diyen olmaz. Olmaz.
Aklından bile geçirme. Bir şey gösterildi. İcra et. Yarın sohbet edeceğiz. Boşuna mı ediyorsun? Bilmiyor muduk daha öncesinden. Emir demiri keser. Biter mesele. Senlik bir şey kalmaz. Sen ney gibisin? Sen sesi kendinden çıktın zannedersin. Ses senden de çıkmaz. Edep. O yüzden marifetin, marifet kapısının, makamının on halinden birincisi edep. İllaki edep. Ama bu edep, sufilere ait edep. Özel edep. Allah bizi onları yaşayanlardan eylesin. Saat on bir oldu.
Bencillik, kin ve garizden uzak olmaktan inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Biz böyle iş, marifet noktasına gelince biraz daha geniş konuşmak icap edecek demek ki. Allah'ın izininden. O yüzden bizden geniş konuşaraktan önümüzdeki hafta inşallah yolumuza devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Yarın akşamki sohbete inşallah bütün kardeşlerimiz davetli. Aynı zamanda sohbete muhatap olanlar da davetli. Kimseyi dövmeyiz, sövmeyiz, hakaret etmeyiz. Ama ayet ve hadisleri imamların iştahatlarını anlatırız. O yüzden yarın akşamki sohbete de bütün herkes inşallah davetli. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.