4 KAPI, 40 MAKAM (MARİFET KAPISI) TAKVA KOLAYLAŞTIRMAKTIR. 14.05.2022
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 14 Mayıs 2022 · 51:12
Ünzübillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikr fâleminnehû, La ilâhî, Muhammeden Resûlullah, cümiyen enbiyyel murselin, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gizliğinizi hayırlı eyleysin inşâAllah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eyleysin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hak, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip, hak yolunda yaşayan, mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla cihad eden kullarından eylesin. Ecmain. Marifetin, üçüncü kapı olan marifetin kapılarını konuşuyorduk. Geçen hafta edepli olmayı konuştuk. Bu haftada bencillik, kinden, garezden uzak durmayı inşâAllah konuşacağız. Malum bencillik deyince bir insanın başkasını veya diğerlerini hiç dikkate almadan, onları yok sayıp, etrafındaki insanları önemsemeden, sadece kendini ve kendi ihtiyaçlarını düşünen ve etrafındaki hiçbir kimseyi kale almayan, düşünmeyen insana bencil denir veya bencillik budur.
Bencil bir insan etrafındaki veya karşısındaki hiç kimseyi düşünmez. Kendi rahatını, kendi servetini, kendi uykusunu, kendi yiyeceğini, kendi ne bileyim işini, gücünü, başka birilerinin hiçbir zaman faydasını düşünmeyen bir kimse çıkar orta yere. Marifet ehli ise böyle değildir. Marifet ehli kendini düşünmez. Kendinden fazla etrafını düşünen, kendinden fazla etrafındaki insanlara faydalı olmayı düşünen bir kimsedir. O yüzden bencil insanlar sadece kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tutarlar. Kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tuttuklarından dolayı onlar hakkın rızasına ermiş, hakkın rızasına kavuşmuş insanlar değildir.
Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisi için istediğini Müslüman kardeşinin de istemesini emreder. Ve der ki kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz der. O zaman müminler hani ayet-i kerimede kardeştirler der ya, müminler kardeş ise o zaman bir mümin kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemesi gerekir.
Eğer kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için istemiyorsa iman etmişse ilmez. Buradaki imandan kasıt Allah-u Alem imanın kemale ermesiyle alakalı. Yani o kimsenin imanının kemale ermesi için kendisi için istediğini Mümin kardeşine de isteyecek. Veyahut da bunun tersinden bir hadis-i şerifte var. Kendisine yapılmasını istemediğini bir başkasına da yapma. Sen kendine bir şey yapılmasını istemiyorsan bir başkasına da yapma. Bundan uzak dur. Ancak o zaman o kimse kemale erer. Hadis-i şerif size cennetlikleri bildireyim mi? Cevap veriyor. Her alçak gönüllü zayıf kimsedir. O zaman alçak gönüllü insanlar cennetlik insanlardır. Bir de kendisini zayıf gören.
Bu manada Allah indinde kendini güçsüz gören. Allah indinde insanların arasında da kendini güçsüz gören kimse. Çünkü insanların indinde de kendini güçsüz görürse etrafına zulmedecek. Kibirlenecek. Etrafına kin besleyecek. Etrafına ne yapacak? Baskı kuracak. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca diyor ki o zayıf kimse olacak. Bunda para, pul, güç bildiğiniz zahir manada değil. Hayat-ı kerimede hepiniz Allah indinde fakirsiniz diyor. Allah ganidir. Sen sufi olarak bunun sırrına er. Allah indinde kendini fakir gör. Ve Allah indinde kendini fakir görerekten yaşa. Öyle olursa işte o zaman cennetlik oluyorsun. Ve Allah onu yemininde haklı çıkarır.
Allah da onu yemininde haklı çıkarıyor. Hani başka bir hadis-i şerifte, hadisi kudside Allah'ın öyle kulları vardır ki bir meselede yemin etseler Allah onları haksız çıkarmaz. Hatta bir meselede yemin etseler Allah o meseleyi onların o yemin ettikleri hale getirir. Allah'ın öyle kulları vardır. Yani onlar bir şey yemin etse Cenab-ı Hak onların yeminlerini boşa çıkarmaz. Öyle olmamış olsa dahi o öyle olur. Hakkı ona döndürür Cenab-ı Hak. Bu işin sır tarafıdır. Bakın bu işin sır tarafıdır. Öyle bir kimseyle karşılaşırsanız onunla cedelleşmeyin. Çünkü hak ondan yana döner. Bu işin perde arkasıdır yalnız.
Perde önü değildir. Bu işin perde arkasıdır. Ben bazen derim ya siz üstadınız da cedelleşmeyin. Kendinizi haklı gördüğünüz yerde haksız çıkarsınız. Ters döner her şey. Allah'ın çünkü öyle kulları vardır. Bir şey yemin etseler o yeminleri doğrultusunda icra olur. Hani diyor onlar yağmur yağsın dese yağmur yağar diyor. Onlar Allah'tan yağmur isteseler yağmur yağar.
Onlar Cenab-ı Hak'tan bir şey niyaz etseler o o tarafa döner. Allah muhafaza eylesin. İşte yine diyor cehennemliklere haber vereyim mi? Hadis-i Şerif'te cehennemliklere haber vereyim mi? Ver ya Resulullah kaba, bencil ve büyüklük taslayan herkes. Bir, kaba insanlar. Sözleri, kaba davranışları, kaba etrafına kabalık yapan insanlar. Hani tabiri caizse böyle herkese hard hurt, bağırış, çağırış. Herkes kabahatlı o kabahatsiz. Herkes hatalı o hatasız. Öyle tipler vardır. Onu memnun edemezsin sen bir türlü. Herkes suçludur. Hani git otur bütün dervişler suçludur. O suçsuzdur. Ona yardımcı olmaya çalışırsın seni de suçlar.
Ona elini uzatmaya çalışırsın senin eline de zarar verir. En haksız olan odur. Haklı olan odur. En doğru odur. Kaba. Herkese fırça atar. Önüne gelene, önüne gelene tekme atar. Arkasından gelene, arkasından gelene tekme atar. Yandan gelene, yandan laf savurur. Öbür taraftan gelene, öbür tarafa savurur. Onun laf savurmadığı kimse kalmaz. Bu kim? Kaba. İkinci sınıf ne? Bencil insanlığa. Sadece kendi nefislerini düşünen, bir başkasının nefsini düşünmeyen. Üçüncüsü kim? Büyüklük taslayan. Yani kibirli. Bakın kibirli. Bu üç fiiliyattan uzaktır. Üç ahlaktan uzaktır. Kabalıktan uzaktır. Kaba olma.
Ne? İkincisi bencillikten uzaktır. Sadece kendi nefsini düşünme. Üçüncüsü ne? İnsanlara kibirli davlanma, büyüklük taslama. Bu üçünden bir tanesi senin üzerinde var ise sen cehennemliklerdensin. Eğer bu üçü sende birleştiyse sen ya münafıksın ya kafirsin. Buraya dikkat et. Bu üçü sende birleştiyse ya münafıksın ya kafirsin. Allah muhafaza eylesin. Uzaktır. Bir topluluğa imam olan kimse sadece kendisi için dua edip de onlara dua etmezlik yapmasın. Böyle yaptığı takdirde onlara ihanet etmiş olur. O da bencillik. Duada bencillik. İbadette bencillik. Ticarette bencillik.
Aile hayatında bencillik. Dervişlik hayatında bencillik. Sosyal hayatın içerisinde bencillik. Bunlardan uzak duracak. Aile hayatında bencillidir. Sadece kendi nefsini düşünür. Kıyafet ona alınır. Yemeğin iyisini o yer. Sıcak odada o yatar. Çoluk çocuk düşünmez. Erkekse eşini düşünmez. Kadınsa kocasını düşünmez. Çocuklarını düşünmez. Adam bir kilo et almıştır eve. Kadın evde eti pişirip yemiştir. Adamı beklemez. Çocukları beklemez. Bencil. Kendi nefsini düşünüyor. Adam ona harsik vermiş. Ne kadar verdiyse sadece kendine bir şeyler almış. Çocuklarını almamış. Eve bir şey almamış. Adama bir şey almamış.
Bencil. Evdeki bencillikler. İşte bencillik. O sadece kendisini düşünüyor. Sadece kendisinin para kazanmasını düşünüyor. Allah muhafaza eylesin. Sadece etrafını hiç düşünmüyor. Eziyor etrafını. İşte bencil. Çalışkanlık değil bu. Bencil. Kendini düşünüyor. Kim ne iş yapıyor ona bakıyor. Ondan bir şeyler devşireceğim diye uğraşıyor. Allah muhafaza eylesin. İnsanın hayatını çevreleyen bütün her şeyde insanın kendi kendisine bencil olması. Allah muhafaza eylesin. İşte ehl-i marifet bencil değildir. Ehl-i marifet kendini düşünmez sadece. Bu bölümde ne var bir de kin. Böyle insanlar vardır.
Kinci'dir. Kin kelimesi farsça bir kelimedir. Bizim dilimize farsçadan geçmiştir. Bu bir de garajdır. Bunun bir adı da. O kinci bir kimse. O kinci kimse de normalde hep düşmanlık yapar. Düşmanlık besler. Garez besler. İçinde kin besler hep. Onu büyütür kini. İçinde kalbinde kin olan bir kimse Cenab-ı Hakk'ın kalbine merhamet etmez onu. Kinci insanlar af olmazlar. Kinci bir kimse af olmaz. O bir tarafından hep nedir? Hep bir taraf onun yırtıktır tabiri caizse. Hazreti Mevlana mesnevisinde diyor ya senin ambarın neden buğday tutmaz bilir misin?
Ambarın da diyor fare deliği var. O yüzden diyor ambarın senin fare deliği, o yüzden ambarın senin dolmaz, ambarın tutmaz. Fare deliği nedir biliyor musunuz? İnsanların üzerlerindeki kötü huylardır. Allah'ın sevmediği huylardır. Haramlardır. Kazanır, kazandığı o fare deliğinden gider. Bir havuz düşünün. Havuza gelen bir su var. Ama giden su miktarı daha fazla. Delik büyük. Diyelim ki gelen su 2 metreküp saatte. Ama giden 5 metreküplük yer var. Eksiye gidiyor. Havuz dolmuyor hiç. E sen ne kadar gelirse gelsin, geldiği gibi gidiyorsa sen önce gidiş deliğini tıkamalısın. Bakın gidiş deliğini tıkacaksın.
O çünkü havuzdaki gidiş deliği tıkanmazsa havuz su toplamaz. Havuz su toplamazsa sen yüzemezsin. Sen yukarı çıkamazsın. O havuzun içerisinde hapis olursun sen. O hapisten kurtulman için suyun seni yukarı kaldırması lazım. Su ne? İyi ameller. Güzel ameller. O iyi ve güzel amellerin seni yukarı kaldırması lazım. E geliyor, amel işliyorsun ama gidiyor. Mesela gıybet ediyorsun, dedikod ediyorsun, iftira ediyorsun. Gidiyor. Bakın gidiyor. Veyahut da kalbinde kin besliyorsun. Kin. Affetmiyorsun hiç. Af mekanizmasını çalıştırmıyorsun. Kinlenmişsin.
Sana birisi bir hata yapmış, bir kusur işlemiş. Yıllar geçmiş, hala da kin gidiyorsun sen. Veyahut da birisi bir yanlışlık yapmış, kin gidiyorsun ona. Düşmanlık topluyorsun. Ve kalbinde düşmanlığı desteliyorsun. Sevgiyi destelemiyorsun. Kin desteliyorsun boyuna. Kin topluyorsun. Ve düşmanlık topluyorsun. İşin bir de ilginç noktası. Sen normalde ona kin besledin, birilerine kin besler halde bulunduğu müddetçe, senin kalbin kinle bezlenmiş oluyor. Kinle bezlenmiş olan bir kalbe Allah tecelli etmez. Orada merhamet tecelli etmez. Orada lütuf, ikram tecelli etmez. Orada ihsan tecelli etmez. Çünkü kalpte kin var.
Ve kalbinde kin olan, kalbinde kibir olan kimse doğru yolu bulamaz. Kalbinde kin olan, kibir olan bir kimse asla ve asla Allah'a yakin olması mümkün değildir. Kibir ve kin böyle hastalıktır. Allah muhafaza eylesin. Bu kinin, bu kibirin, bu garezin, garezin müsebbibi, bunu böyle kalbe yerleştiren şeytandır. Bunlar şeytani huylar, şeytani ahlaklardır.
Şeytan, Müslümanların arasına kin koyar. Şeytan, Müslümanın kalbine kibir koyar. Yani kibirlenmesini sağlar. Ve o kimse şeytanın emrinde olur. Bunun tedavisi ne? Bunun tedavisi Allah'ı zikir. Bunun tedavisi el-fahri-fakri. Fakirlerle beraber olmak. Bunun tedavisi kendinde bir şey görmemek. Ben şu oldum, ben bu oldum, ben şöyle zengin oldum, ben böyle zengin oldum, ben şöyle zenginim, ben böyle alimim, ben böyle şeyhim, ben böyle dervişim, benden başka şey yok. Bütün herkes bana muhtaç. Herkes bir gün gelecek, bu dergaha intisap edecek. Her gibi, her... Hepsi de gelecek, ben öyle bir şeyhim ki bana intisap edecek.
Bakın bunların hepsi de tehlikeli sözler. Bunları söyleyen manen batar. Çünkü büyüklük taslıyor. Her şey Allah'ın elindedir. Her şey Allah'ın elinin altındadır. Allah dilediğini aziz eder. Dilediğini zelil eder. Sen aziz olmak için mücadele et, gayret et. Seni aziz ödeyecek olan Allah'tır. Sen kibirlenirsen Allah seni rezil, rüsva eder. Sen büyüklenirsen, küçücük çocuk seni çarpar. Sen kibirlenirsen, sufilik yolu öyle bir yoldur. Hiç ummadığın, zayıf gördüğün kimse, öyle bir seni alaşağı eder ki, yerle bir eder, üzerinden silindir gibi geçer. Bu yol kibirlenme yolu değildir. Bu yol kinlenme yolu değildir.
Bu yol ne yazık ki, garez toplama, kin toplama, düşmanlık toplama yolu değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah seni kinle, kinle imtihan etmesin. Allah'a dua et. Evet. Kibirle seni imtihan etmesin. Allah'a dua et. Ve kinden, kibirden uzaklaş, kendini büyük dev aynasında görme. Allah seni alaşağı eder. Allah muhafaza eylesin. Marifet ehli kendinde bir varlık görmez. Kendinde bir varlık görmediğinden dolayı büyüklenmez. Çünkü onun üzerindeki bütün iyilik sıfatları Allah'a aittir. Kendine ait değildir. Onu kendine ait görürse de yıkılır o kimse. İyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir.
O yüzden iyilikleri Rabbinden gör. Ve Allah'a hamd et. Allah'a bu konuda teşekkür et. Allah'a niyaz et. İbadetini yap. Ve gönlünü Allah'a çevir. Allah bizi onlardan eylesin. Ve takva sahipleri. Ayet-i Kerime Ali İmran ayet 134. Takva sahipleri. Dikkat edin burayı. Bollukta ve dallıkta mallarını Allah yolunda sarf ederler. Takva sahibi ne yapıyormuş? Varlığını Allah yolunda sarf ediyormuş. O kibirlenmeye sarf etmez. O büyüklenmeye sarf etmez. O kinine sarf etmez varlığını. O şataat yapmak için, şatafat yapmak için varlığını sarf etmez. O ultra lüks yaşamak için varlığını sarf etmez.
O varlığını Allah yolunda harcar. Burası bakın. Kimmiş bu? Takva sahibiymiş. O heva hevesine para harcamaz. O şana, şöhrete para harcamaz. O görsünler, bilsinler, duysunlar diye para harcamaz. O parasını Allah yoluna harcar. Ve Allah yolunda sarf ederler. Kızdıkları zaman öfkelerini, kinlerini yenerler. Kızdıkları zaman. Allah için öfkelenir. Allah için kızar. Allah için kinlenir. Bakın Allah için kızar. Kızma, öfkelenme insanın nefsinde yok olmaz. Bunu terbiye edersiniz. Terbiye etmek demek, yok etmek demek değildir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kafirlere öfkelendi. Müşriklere kızdı.
Bakın müşriklere kızdı. O zaman bizde kızma, öfkelenme, kin ancak bize savaş açan kafirlere karşıdır. Ancak bize savaş açanlara karşıdır. O savaş açanlar savaşlarından vazgeçerlerse, biz de onları affederiz. İki Müslüman grup birisi savaş açtı birisine. O savaş açılan kimse, onlar o savaşmaktan vazgeçinceye kadar savaşmakla emrolunur.
Bir Müslüman topluluk bizim topluluğumuza savaş açtı. Bizim onlara savaşla cevap vermek hakkımızdır, vermemiz gerekir. Onlar savaştan geri çekilirler ise, biz onların aleyhine yol aramayız, biz savaşmayız. İki Müslüman kardeş de ya araları bulunur, ya da ilk savaş açana, karşı taraf savaş açan. Ya da o kimse der ki, ben seninle savaşmak istemiyorum. Ama hala da savaşmak istiyor. O zaman savaşmak mecbur olur. İşte eğer geri dönerlerse, o Müslüman ne yapacak? Çinini yenecek, onları affedecek. Çünkü onlar af dilemişler, özür dilemiş. Af dileyen, özür dileyenin aleyhinde yol aranmaz.
Ama af dilemezse, özür dilemezse, mücadeleye ve savaşmaya devam ediyorsa, onunla savaşmak hak olur. Bakın, onunla savaşmak hak olur. Ve eğer mücadeleden geri dönerler, savaşmaktan geri dönerler, af dilenirlerse, onlar affedilir. Ayet-i Kerime sonra diyor ki, Allah iyilik yapanları sever. Yani affetmek, iyilik yapmaktır. Birisi size karşı kibirlendi, siz de kibirlendiniz. O kimse anladı kibrini, döndü, dedi ki, özür dilerim, hakkını helal et, ben sana karşı kibirlendim. Sizin ona kibirlenme hakkınız kalmadı, onu affedeceksiniz. Ama o geri dönüp, af dilemedi. Ona kibir perdesinde durma hakkınız var. Veya birisi size iftira attı.
Siz iftira atamazsınız. Ama onun iftirasını boşa çıkarmak için mücadele edersiniz. Biriniz sizin hakkınızda gıybet etti. Siz gıybet edemezsiniz. Ama onun gıybetini boşa çıkarmak için mücadele edersiniz. Veya bir topluluğun üzerinde insanlar haksızlık etti. Siz başka bir topluluğa haksızlık edemezsiniz. Ama o haksızlıkla mücadele edersiniz. Onlar geri döndüler. O zaman kinlenemezsin. Ne yaparsın? Affedersin. Aleyhinde yol aramazsın. Bu eşler arasında da aynıdır. Karı koca arasında problem çıktı. Birisi haksız. Haksız olan özür diledi, helallık istedi. Onu affedersin. Aleyhinde yol aramazsın. Aleyhinde yol ararsan ona zulmetmiş olursun.
Allah muhafaza eylesin. Takva, özür dileyip, af dileyip, geri döneni affetmeyi gerektirir. Allah bizi takva sahiplerinden eylesin. Şaban'ın 15. gecesi olduğu vakit, Allah-u Teala insanları tecelli eder de, müminlere mağfiret eder. Kafirlere mühlet verir. Ve dikkat edin. Ve kin tutanları da bu hallerinden vazgeçinceye kadar kinleriyle baş başa bırakır. Demek ki kin tutmak yok. Kin tutmak yok. Kin tutarsan, Allah seni kininle baş başa bırakıyor. Yine Müslim'den rivayet. Ameller her haftanın pazartesi ve perşembe günleri Allah'a arz olunur. Allah-u Teala bütün müminleri bağışlar. Yalnız kendisiyle din kardeşi arasında kin ve husumet olanlar için bunlar birbirine meyledinceye kadar onları bırakın buyurur.
Önemli. Ancak onlar ne yapacaklar? O savaşı başlatan geri dönecek. Özür dileyecek. İki kardeş arasında mücadele olmuş. Mücadeleyi başlatan kardeş ne yapacak? Geri dönecek. Diyecek ki ben haksızlık yaptım. Hakkını helal ettim. Senden özür dileriz. Eğer öyle olmazsa bakın kin eğer böyle oluyorsa bu kin olmuyor. Yani birisi sizden af dilemiyor. Siz de savaşa devam ediyor. Siz de savaşa devam ediyorsunuz. Savaşı başlatan siz değilsiniz. Sorunlu olmuyorsunuz. Kim önce silahını çekti? O iki katil. Hadis-i Şerif. O silahını çekti. Karşıdaki kimse de silahını çekene o ateş etmeden ateş etti.
Öldürdü onu. İlk eline silahını atan iki katildir. İslam hukukuna göre. İlk lafı söyleyen iki katildir. İlk gıybet eden iki katildir. İlk iftiraya atan iki katildir. İlk hedefe silahını doğrultan iki katildir. İlk iftiraya atan iki katildir. Allah muhafaza eylesin. Evet, marifet, marifetin üçüncü kapısı. Öyle söyleyelim. Daha doğrusu dört kapı kırk makamdı ya. Üçüncü makamı. Üçüncü makamı neymiş? Aşırı derecede istekleri sınırlamak. Aşırılıktan uzak olmak. Bu hem din hem dünya için geçerli bu.
Aşırı derecede isteklerden uzak durmak. Bunun önce din kısmına bakalım. Yani böyle aşırı derecede dinde katılık, zorluk, aşırı derecede dini zorlaştırma gayretleri. Biz orta ümmetiz. Biz vasat ümmetiz. Bizim en önemli özelliğimiz diğer ümmetlere nazaran orta ümmet olmamız. Vasat ümmet olmamızdır. Biz dinde de vasatlığı seçmişiz. Muhammed'i dini vasatlığı seçer. Orta yolu seçer. Biz de sufiliğe de ben öyle bakarım. Biz sufiliğe vasatlığı seçeriz.
Orta yolu seçeriz. Orta yolu seçeriz. Ki ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler bizi dinde aşırı gitmeyi sınırlar. Biz de dinde aşırı gitmek sınırlandırılmıştır. Zaman zaman Adem'den itibaren dinde aşırı gidenler olmuştur hep. Aşırı gitmek nedir? Helal daireyi haramlaştırmaktır. Bunun zıttı nedir? Haram daireyi helallaştırmaktır. Kimisi helalı haram eder, kimisi haramı helal eder. Bunların her ikisi de zıttır, her ikisi de yasaklanmıştır. Helallar bellidir, pardon haramlar bellidir. Haramların haricindeki her şey bizim için helaldir. Hadis-i şerifte haramlar bellidir der.
Bir de şüpheliler vardır. Siz şüphelilerden uzak durun der. Dinde bu helal mı diye sorulmaz. Bu haram mı diye sorulur. Ve bir kimse haramları öğrendiyse başka bir haram aramaz. Başka bir şekilde bu haram mı diye sormaz. Haramları bilmeyen bir kimse de ne yapar? Haramları öğrenir. Haramları öğrenirse o güzel bir bilgiyle bilgilenmiştir. Arkadaşlar haramları öğrenin. Haramları. Çaya haram mı diye sorarsınız sonra. Şeytan sizi o hale getirir. Haramları öğrenirseniz meseleniz biter. Ayet-i kerimeleri ben sıralıyım. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. Bakara ayet 185.
Allah size hem dünyanızda hem dininizde kolaylık ister. Allah sizin üzerinizde zorluk istemez. Siz hem dininizi hem de dünyanızı zorlaştırmayın. Dini hayatınızı da zorlaştırmayın. Sufilik hayatınızı da zorlaştırmayın. Neyle zorlaştırırsın? Sana bir virt verilmiş. Sen virtini çek. Sen kendi kendine virtler tahsis etme kendine. Hani sahabeden birisi oruç tutuyordu ya. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona dedi ki Ramazan orucu sana yeter. O dedi ki daha fazlasına gücüm yeter. O da ona dedi ki sen pazartesi ayda üç gün tut.
O dedi ki daha fazlasına gücüm yeter. Pazartesi perşembe tut dedi. Daha fazlasına gücüm yeter deyince sen bir gün boş bir gün dolu tut. Bu da Davut'un orucudur. Bundan daha fazla oruç yoktur dedi. Ve sahabe dedi ki yaşlandığında artık buna gücüm yetmiyor. Dinde orta yolu tutma. Sufilikte orta yolu tutma. Aile hayatında orta yolu tutma. Ama bilhassa birinci derecede dini hayatınızı orta yolu tutup aşırıya gitmeme. Bakın aşırıya gitmeme. Allah yükümlülüklerinizi hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf bir varlık olarak yaratılmıştır. Nisa ayet 28. Sen zayıf bir varlıksın. O yüzden sen kendi kendine yükümlülüğünü arttırma.
Nefsine uyma. Üstadına şunu deme. Efendim ben üç bin ders verdiniz bana. Ben üç bini çekiyorum bana iki bin daha verebilir misiniz? Bunu deme. Bu küstahlıktır. Sana verilmiş olan virdi çek. Kendi kendine yükümlülüğünü arttırma. Kendi kendine şeyhlik yapma. Kendi kendine oruç çıkarma. Kendi kendine namaz çıkarma. Kendi kendine sen dini bir ibadet uydurma. Veyahut da uydurulmuş olan ibadetlere uyma. Bazen zaman zaman bana namaz soruyorlar. Böyle bir namaz varmış. Ben diyorum ki fıkıh kitaplarında böyle bir namaz okumadım. O karşıdaki kimseye bu cevap yetmiyor.
Şeytan ona vesvese vermiş. O olmayan namazın kılınmasını istiyor. Bunun tasdik edilmesini istiyor. Birisi bir namaz uydurmuş. Bildiğiniz namaz uydurmuş. Birisi bildiğiniz bir virt uydurmuş. Adına da demiş ki karani virdi. Üveysi virdi. Nereden buldun bu virdi?
Kim sizin şeyhiniz? Bizim şeyhimiz yok. Eee? Herkes şeyh o zaman burada. Bu yeni bir sapkınlık. Bu bayadır var İslam dünyanın. Bilhassa Türkiye'de bayadır var bu. Neymiş? Üveysi zikriymiş. Nereden çıkardın ya? Şeyhin kimsenin? Bizde şeyh yok. Kim verdi bu virdi sana? Filanca verdi. O şeyh olmuş. Bu tip aşırılıklar. Bu tip yanlışlıklar. Veyahut da ehil olmayan bir şeyh. Ehil değil. Ben bunu yeni dervişliğimde gördüydüm. Adamın şeyhi var.
Bana geliyor. Benim şeyhim sen ol diye. 26 yaşındayım daha o zaman. Bayındırın zakiriyim. Ben diyor böyle eli cebinde, tesbih elinde devamlı ders çekiyor. Devamlı ders çekiyor. Ağzı hiç durmuyor. Arada konuşuyor. Mübare rüya anlatamıyorum. Devam ediyor zikrullah. her anlattığımda bana ders veriyor diyor. Her rüya anlatında dersini arttırıyormuş. Mesela bin lafze-i celal ile başladı. Bir rüya anlatıyor. İki bin rüya anlatıyor. Üç bin, dört bin, beş bin, altı bin. Sen kaç bin çekiyorsun şu anda dedim ben. Otuz beş bin çekiyorum dedi. Şimdi bir daha anlatacaksın dedim. Bir daha anlatırsam on bin daha yükseltiyor dedi. Son zaman dedi.
Ya sana rüya anlatma diyor o dedim. Sen anlamıyorsun. Nasıl rüyan dedim. Sen rüya anlatıyorsun. Rüya tevhili yok onda dedim. Sana ders veriyor dedim. Başka bir şey yapmıyor dedim. Bir üstad denilen kimsede rüya tevhili yok ise o kamil bir üstad değildir. Ona intisap edilmez. İntisap edildiyse de intisap geri alınır. Yüzüne de söylenir. Senin rüya tevhilin yok. O yüzden intisabımı sonlandırıyorum. Sen kalkıp da Ümmet-i Muhammed'in yolunu kesme. Bu yüzüne söylenir. Kusura bakmayın. Sizin rüya tevhiliniz yok. Ben intisabımı geri almak istiyorum. Ve size de bir mümin kardeş olarak nasihatta bulunmak istiyorum.
Din nasihattır. Siz etrafınıza üstadız diye ders vermeyin. Neden? O rüya tevhil edilmesi gereken rüya tevhil edilmezse Allah muhafaza eylesin. Kimisinde kabız hali olur. O kimse ibadetten soğur. Bu işlerin sıkıntılı tarafları vardır. Veya zikrullah'ta hal gördü. Değil mi o kimse? Eğer o oradaki üstad denilen kimse o halin manevi tarafını üzerine almazsa o sufi orada kabız hali olur. Adam zikrullah'a gelmek istemez. O ehil değil. eğer hali tevhil edilmiyorsa etmiyorsa o üstad ve o halin de belirli manevi perdelerini Cenab-ı Hak üstadın üzerinden almıyorsa o üstad ehil değildir.
Ondan da ders geri alınır. Ayıp değil, günah değil. Bir doktora gidiyorsunuz. Doktor ehil olmayınca başka bir doktor aramıyor musunuz? Arıyorsunuz. Daha ehil bir doktora gidiyorsunuz. Gidiyorsunuz bir doktora bakıyorsunuz yapmış olduğu tedavi bozuyor sizi. Daha da kötüye gidiyor. Bu sefer başka bir doktor aramıyor musunuz? Arıyorsunuz. Evladınızı götürüyorsunuz. Eşinizi götürüyorsunuz bir doktora. Bakıyorsunuz doktorun tedavisi tutmuyor, uymuyor. Başka bir doktor arıyor mu herkes? Arıyor. Hakkı mı onun? Hakkı. Bakın o onun hakkı. Sonra gidiyor bir başka doktora. Doktor o güne kadar olan tedavilere bakıyor. Hepsini sıyırıp atıyor kenara.
Sen bundan sonra sadece bunu yapacaksın diyor. Ona bir tedavi veriyor. Üç günde hasta iyileşiyor. Üç yılda iyileşmeyen hasta üç günde iyileşiyor. Üç yıl, dört yılda iyileşmeyen hasta bir tedavide de iyileşiyor. Bir ilaç değişikliğinde iyileşiyor. Evet. Bir ilacın kullanma şeklini değiştiriyor, iyileşiyor hasta. Ben şeker hastasıyım. Ben içeride Fatih Hoca, en son ona gittim, baktı. Dedi sen şu ilacı kullan, bunu bırak, bunu kullan dedi. Böyle böyle kullan dedi. Üç gün içerisinde şeker düştü benim. Hayret edilecek bir şey. Yani üç yüzlerde dolaşan şey, cırırırt indi yüz seksene. Hala dedim ya. Bir ilacı değiştirdi dedim ben içimden. Bir ilaç değiştirdi dedim.
Tabi Abdullah da diyor, boyunla kan tahlili yaptır, git. Kan tahlili. Abdullah'ın hakkını yemeyelim şimdi. Özür dilerim, hocam. Evet. Ya doktor bey. Hakkını verelim şimdi. Abdullah. Öyle demiş, bana duyuruyor yani. Orada birisi doktor demiş. Cık, demiş hayır. Ya demiş hocam diyeceksin. Ya da doktor bey diyeceksin. Sen orada mıydın o gün? Değil mi? Sen ne dedin, vardın değil mi? Evet. Sen ne diye hitap ediyorsun şimdi? Sen gene Abdullah mı diyorsun? Ha doktorluk işlerine girmiyorsun sen. Ben giriyorum, benim çarem yok. E şimdi adam beyin cerrahı artık. Uzman. O da mesela hep söyler bana.
Şunu şöyle yap, bunu böyle yap. Bu uzmanlık işi. Biz şimdi nasıl bir hasta, doktor normalde bakıyoruz, tedavi sonuç almıyor hastalarda. Ben bazen zaman zaman arkadaşlara şey yapıyorum, örnekliyorum. Mesela adam dolaşmış, dolaşmış, dolaşmış. Abim de aynıydı. Bir sürü ilaç kullanıyordu. Dedim yanlış yapıyorsun. Ne yapayım dedi, dedim Fatih Bey'e git. Git dedim Fatih Bey'e. Bu kadar basit. O da indi. Onun da şekeri. Sen de gittin değil mi? Amma şeker hastası var etrafında. Sait senin de öyle oldu değil mi? Fatih tedavi etti değil mi sende? Bakma inşallah. Tamam ya. Evet. Nasıl bir kimse hastalığına çare arıyor sonuçta?
Bir doktor tedavi edemezse ne yapıyor? Değiştiriyor. Bizde de aynı. Sufilikte de aynı. Bir gidiyorsunuz bir şeyhe. E rüya tevhili yok. Hal tevhili yok. E sohbet yok. Soru soracaksın, cevap veren yok. Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Değiştireceksin. Diyeceksin ki özür dilerim. Ben soru soruyorum, soruma cevap yok. Ben rüya görüyorum, rüyam tevhili olmuyor. E ben zikrullahta hal gören bir kimse, hali tevhili olmuyor. Ya da hiç hali gören yok. Ya da körelmiş hiç rüya gören yok. Örnek. Burada intisap edip de şeyhini rüyasında görenler elini kaldırsın. Fehmi Usta sen görmüyor musun rüyanı da ya?
Efendim? Görmedim elini de o yüzden dedim. He. Yok böyle tam kaldırmamışım, görmemişim. Ben bakıyorum öyle. Ha demek ki görünüyormuş. Allah razı olsun, teşekkür ederim. Bitti. Şimdi bu rüyanın tevil olması lazım. Görünmezmiş. Ne alakası var ya? Rüya hak. Rüya hak. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz. Salih rüya hak. Mübeşşirat. E bunu anlamıyorsa o kimse, neresi onun şeyh olacak? Allah muhafaza eylesin. İşte dinde aşırılıktan uzak durmak. Aşırılıktan uzak dur. İfrat ve tefrit noktası dediğimiz şeylerden uzak dur.
Birisi var olanı yok görüyor. Uzak dur. Birisi hala da ilave ediyor. Uzak dur. Bunlar aşırılıktan uzak olacak. Allah muhafaza eylesin. Allah sıkıntının ardından kolaylık ihsan eder. Bakın Allah zorlaştırıcı değildir. O yüzden aşırılıktan uzak durun. Cenab-ı Hak bir zorluk önüne koyduysa arkasından muhakkak bir kolaylık gelecek. Ümidini kesme. O zorluk seni yıkıntıya götürmesin. Yine ayet-i kerime talak ayet 4. Kim Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirir de itaatsizlikten sakınırsa Allah da ona işlerinde kolaylık ihsan eder. Bak sen aşırılıktan uzak dur. Allah'ın emirlerini yerine getir. Sen, Allah sana yardım edecek.
İşlerini seni ne yapacak? Sana kolaylık ihsan edecek. Allah vaat ediyor bunu. Aşırılığa gitme. Zorlukla beraber kolaylık da vardır. Kesinlikle zorlukla beraber kolaylık vardır. İnşirah ayet 5 ve 6. O yüzden dinde aşırılığa gitmek İslam dininde, Muhammedilikte yok. Ve bu bizim dinimizin en önemli özelliklerinden birisidir. Orta yol üzerinde olmak. Aşırı gitmemek, aşırı olmamak ve orta yol üzerinde hak ve hakikate erişilir. Sufilik orta yol üzerinde yürümektir. Sufilik aşırıya gitmek değildir. Sufilik namaza namaz katmak, oruca oruç katmak değildir.
Sufilik dinde olmayanı varmış gibi göstermek değildir. O zaman ne yapacağız? Biz aşırıya gidenlerden olmayacağız. Yine hadis-i şerif bu halde, din kolaylıktır. Kim dini zorlaştırırsa mağlup olur. Yine Ahmet bin Hanbel'den, sizin din adına yapacağınız şeyin en hayırlısı kolay olanıdır. Sizin din adına yapacağınız şeyin en hayırlısı kolay olanıdır.
İmam-ı Hanbel'den, kolay olanı tercih edin. Zor olanı değil. Kolay olanı insanlara tavsiye edin. Zor olanı değil. Yine Buhari'den, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah için dinlerin hangisi daha hayırlıdır diye soruldu peygambere. O da cevaben, kolaylık ve müsamaha dini olan hanifliktir buyurdu. O zaman hanif din neymiş? Kolaylık ve müsamakar davranmakmış. O kimse zayıf, oruç tutamayacak. Ona müsamakar davran. O kimse hasta. Onu yerine getiremeyecek. Ona kolaylaştır. Ne diyor namaz kıldıran imama emrediyor? Arkandaki yaşlıları, arkandaki emziklileri, çocukluları düşün diyor namaz kıldırırken. Çok uzun ayet okumak takva değil. Namazı hafif kıldırmak takvadır.
Takva kolaylaştırmaktır. Aşırıya gitmek takva değildir. Aşırılaşmak takva değildir. Bu din oğlanı. O zaman dünya oğlanı da orta yolunu seçelim. İnsanoğlunun iki ova vadi dolusu malı olsa üçüncüsünü de ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. Bu ari. Demek ki iki vadi dolusu malımız olsa, iki vadi dolusu altın olsa üçüncüsünü isteyecek insanoğlu. O zaman dünyada da aşırı gitmek yok. Dünyada da aşırı derecede hırslanıp insanları ezmek yok. Biz marifet ehli olacaksa, dinimizi de, dünyamızı da aşırı isteklerden ve aşırılıktan temizleyeceğiz ve uzak tutacağız.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Dördüncü makam sabır ve kanaat dedik, kaldık. Ben geciktim bugün. O yüzden saatte on bir, beş geçiyor. Burada bırakayım. Önümüzdeki hafta inşallah sabır ve kanaattan devam edelim. İnşallah. Rabbim cümlemizi, dinlediklerimizi yaşamaya yardım etse. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun. Allah cümlenizden razı olsun inşallah. El Fatiha'na selavat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.