mustafaozbag.org

66. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 57:29

Açılması mümkün değildir. Yani işte vesveseden kurtulmak için zikriyetlerden çıkartılır. Ama vesvese günümüzün, yani geçmişin hastalığı olduğu gibi günümüzün hastalığı ve ileriye yönelik, ileriye yönelik insanların genel olarak hastalığı olacak. Tabi vesvesenin bu noktada bir sürü yönü var. Mesela işte abdestim oldu mu olmadı mı, namazım oldu mu olmadı mı ile başlar.
Veya bunu yaptın mı, yapmadın mı, işte kadınlar ocağın altını kapattın mı, kapatmadın mı, kapıyı kilitledin mi, kilitlemedin mi, Allah var mı yok mu noktasına kadar insanı götürür. Hatta son noktada Allah yoktur noktasına getirir insan. Şu aklınıza gelebilir, ya işte belli bir noktadan sonra insanda vesvese kalması yok. Yok, vesvese her nefis meratibinde, nefis meratibinin her noktasında, her katmanında, seyir-i sürdüğümde her halinde insanda vesvese vardır. Mesela vesvese şüpheyi tetikler, şüphe araştırmayı getirir, araştırmayla da insan doğruluğu bulur. Vesvesenin bir de bu noktadan hayırlı bir tarafı da var. Yani bir kimse vesvese, şeytan ona vesvese verir, vesveseyle şüpheye düşer, şüphesini araştırmaya başlar, ondan ilip çıkar, doğruyu bulur.
Şüpheye düşer, şüphesinin şüpheyi izale etmezse de küfre düşer, kafir ol. O zaman vesveseye bakarken, işte namaz kılarken kalbinize gelen şeyler de vesvese, zikrullah yaparken, rağbuta halindeyken kalbinize gelen bir takım şeyler de vesvese, vesvese, ne bileyim herhangi bir nefis meratibinin herhangi bir noktasında da insanların kalbine gelen gayri ahlaki veyahut da gayri İslami, gayri halindeki şeyler de bu vesvesenin içerisinde veya vesvesede toplamamız mümkün.
Bu insanın içini kemiren bir hastalık der. Bunsuz insan olmaz, ama bu çoğalırsa da insanın saptunaptı altına alır. Mesveseyi komple izale etmek mümkün mü derseniz, mümkün değil. Şeytan var olduğu müddetçe ve şeytana bizden bir kapımız açık olduğu müddetçe o vesvesede bizden olacaktır. Bakın şeytan var olduğu müddetçe, şeytana da bizim gönlümüzde bir kapı açık olduğu müddetçe o vesvesede olacaktır.
Bir kısım ehv-i tasavuk, kendisinde şeytanın kapısının kapalı olduğunu, kapandığını söylese de öyle zannetmiştir. Oysa şeytanın kapısı peygamberde dahi kapanmamıştır ki o kimseler de kapanmış olsun. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şeytanı müslüman olmuştur, eğitilmiştir. Peygamber'e zarar verme, onun kalbine, onun gönlüne zarar verme hususiyeti kaldırılmıştır ondan.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu noktada muhafaza edilmiştir, kapı kapanmamıştır. Bakın kapı kapanmamıştır, muhafaza edilmiştir o. O yüzden bütün insanlarda kalbin, insanların kalbinde şeytana ait bir kapı, bir pencere, bir mendez, bir yol veyahut da şeytana ait bir giriş yeri vardır. Bunu yok etmek, bunu tamamiyetle örtmek, kapatmak mümkün değildir.
Ama bunu en aza indirmek, bu vesveseyi törüştürmek, törpülemek, bu vesvesenin sesini cılızlaştırmak insanı kendine indirir. Bazı vesveseler vardır, fiziki olarak psikolojik bir rahatsızlıktır. O kimsenin herhangi bir psikolog, psikolog veyahut da işte bu noktada tıbbi olarak başı nasıl ağrıyorsa, tıbbi olarak nasıl bir ribaldi enfeksiyon geçiriyorsa, tıbbi olarak bir rahatsızlık geçiriyorsa, böyle bir tıbbi bir rahatsızlıktır ki vesvese, bu noktada onun tedaviye ihtiyacı vardır, geçecek bir psikologla görüşecek veya psikiyatri ile görüşecek bu noktada tedavisini alacaklar.
Bizim söz konusu eşyen bir şey bu değil. Böyle bir kimse vesveseye hitap olursa, hanımından şüphelenir, çocuğundan şüphelenir, şüphelenmeyecek olan, herkesten şüphelenir. Şüphelenmeyecek olan etrafında ne varsa hepsinden şüphelenir. Böyle bir noktaya gelir, kapıdan dışarı çıkamaz hale gelir. Arabasına binemez, işine gidemez hale gelir. Bu işin daha ileri boyuttaki olanları. Ama öbür türlü adam kendi kendine der. Kadın gayri ihtiyar bir kazak giymiştir, bu kazak kime giydi şimdi? Gayri ihtiyar kadın bir etek giymiştir evde, bu eteği kime giydi şimdi bu vakitte? Bu kokuyu kime süründü? Yok, bu çocuk benim paramı çalıyor. Yok, bu geri muhakkak benim oğlumu aldatıyor.
Yok, bu damat muhakkak benim kıza şöyle yapıyor. Bu şunu yapıyor, bu bunu yapıyor, bu hastalık bu. Allah muhabbet etsin. Bunun tedaviye ihtiyacı var. Böyle insanlar yok, bu muhakkak çevrenizde vardır. Muhakkak vardır. Bu hastalık, bu rahatsızlık bunun tıbbi olarak bakıma ihtiyacı var. Allah muhafaza eylesin. Bizim söz konusu ettiğimiz şey kalbi bir mesele. Bir kimse namaz kılarken şeytan vesvese verir ona. Namazını kime kılıyorsun? Şeytan vesvese verir ona, namazın olmadı. Şeytan vesvese verir ona, senin namazın kabul olunmadı. Şeytan vesvese verir ona. Secden secde değil. Şeytan vesvese verir. Rüku rüku değil. Şeytan vesvese verir.
Bak, senin abdestin bozuk bir şekilde namaza doğru. Şeytan vesvese verir. Senin guslün tamam mı ki? Guslün tamam değil, bak sen geldin namaza doğru. İbadetten alıkoyuyor. Şeytan vesvese verir. Hani peygamber var diyorlardı ya, gördün mü ki sen? Şeytan vesvese verir. Şeytan vesvese verir. Nereden biliyorsun ki sen İbrahim'de varmış, Musa'da varmış, Yakup'da varmış. Kur'an söylüyor. Kur'an'ın doğru olduğunu nereden biliyor musun ki? Sakın şu noktada düşünmeyin. Ya işte adam mühimeye, mutmainneye gelince vesvesesi biter. Hayır. Radiyeye gelince vesvesesi biter. Hayır. Mardiyeye gelince biter. Hayır. Vesvese her nefis meratibinde vesvese-i sülukun her alanında vardır. Bunların, o noktaya gelen kimselerin vesveseleri farklıdır.
Ya namazın oldu mu olmadı mı diye uğraşmaz şeytan. Böyle vesvese vermez ona. Vesvese vermez ona. Veyahut da senin orucun oldu mu olmadı mı diye vesvese vermez ona. Böyle bir vesvese vermez. Allah var mı yok mu diye vesvese verir. Allah var mı yok mu diye vesvese verir. Bir nakşibendi halifesiyle tanıştıydı. Sağsa kulakları çınılsın, öldüyse Allah rahmet eylesin. Halife, yani bir önceki Şeyh Efendisi'nin zamanında halife olmuş, Şeyh Efendisi halife yapmış. Şeyh Efendi üstadı vefat ettikten sonra oğlu geçmiş derdi o başına. Oğlu geçtikten sonra onun yine halifeliğine devam ettirmiş. Yani o halifeliğe devam ediyor.
Ve önceki üstadı görmüş, hatta ondan önceki üstadı görmüş gençliler. Yani tavir caizse üçüncü üstadlığa devam ediyor yola. Ve o halifelerin toplanıldığı yerdeki hemen hemen onların içerisinde en iyilerinden birisiydi. Bana dedi ki, Mustafa Efendi bir sıkıntım var. Anlatamıyorum hiç kim içeride. Üstadıma da anlatamam dedi. Sana anlatabilir miyim dedi. Dedim ki, senin derdinin, dermanın üstadın olması lazım senin dedi. Sürekli daha hiçbir şey konuşmadan. Ne oldu dedi, Allah yok mu diyor içindeki dertmen. Yaptı böyle, evet ya dedi. Dedim tamam, dur. Nasıl yani dedi, vesvese doğru. Durdum, düştüğün nokta doğru.
Ne yapmam lazım dedi, bunun esması var dedi. Esmasının üstadının vermesi lazım. Söyledim mi ona dedim ben, durdum. Bir sefer söyledim dedi. Ne dedi dedim ben? Hiçbir şey demedim dedi. Dedim bir şey söyleyemeyeceğim sana. Ve o kimse, Allah habretsin. Yanlış anlaşılmasın. Kimsenin makamını, mevkisini, göçek noktaları değiliz. Üstadından iyiydi. Bir önceki üstadı onu mümniyeyi geçirmiş. Yani al götür adamı bir yere koy şeyhlik yapsın. Adamı al götür bir yere şeyhlik yapsın. İki gözü iki çeşme ağladı.
İki gözü iki çeşme. Ne yapmam lazım dedi. Dedim kusura bakma hakkını helal et. Bu dedim haddi aşmak olur bizim için dedim. Ben sana bir şey söyleyemem şu anda dedim. Sen dedim ya gideceksin, üstadına söyleyeceksin bu halimizi. Ya dedim bizim Şeyh Efendi'ye söyleceksin, Abdallah Efendi'ye dedi. Senin dedim bu noktada dersini değiştirecek olan, dersini verecek olan dedim. Senin için iki tane yetkin makam var. Birine söylemişim dedim. Ondan bir işaret alamamışım. Sana bir esma vermemişim. Senin bu halini üzerinden almamışım. Dedi bir kimse ilmi aramanın sonu yoktu dedim. İlim arıyorsun sonuçta. Abdallah Efendi dedim, Şeyh Efendi Hazretleri'ne söyle. O dedim senin ilacını verir. Bu doğru şimdi dedim.
Dedim ki kendisine. Dedim rüyamda cennete girdin mi dedim ben. Baktı dedim yüzde ona. Girdim dedi. Peki dedim cennette esmai alem oldun mu sana? Şu esmai çekeceksin diyemeli mi dedim ben. Olmadı dedim. Dedim muhakkak bu halini sen dedim Şeyh Efendi Hazretleri'ne anlattın. Muhakkak dedim onu anlattın. Ben dedi bizim iştadımıza rabıt ediyorum. Rabıtlardan da soruyorum. Bir cevap alamıyorum dedim. Dedim cevap alamazsın ondan kusura bakma dedim. İnsanların hakkında konuşmak istemiyorum. Ama ondan cevap almam mümkün değil dedim. Sen dedi bunu Şeyh Efendi ile görüşeceksin. Ondan sonra bir yolunu bulmuş Şeyh Efendi'ye söylemiş.
Şeyh Efendi buna dedi maşallah Mustafa Efendi dedi. Oğlum dedi kendin söyleyebilirdin dedi. Neden söyledin dedi. Estağfurullah efendim dedi. Biz ne söylüyor biz kimiz dedim ben şimdi. Maşallah oğlum dedi. Ona demiş ki gördün mü demiş bağlı derviş nasıl oluyor o kimseye ver. O bunun ilacını biliyor ha demiş. O bunun ilacını bildiği halde demiş seni bize göndermiş demiş. İyi bağlı derviş zaten demiş ona. Sonradan o kimseyle tekrar karşılaştığımızda ya dedim ne muhabbet var aranızda sizin dedi. Senin hakkında böyle böyle dedi dedi. Dermiştik edektir dedim ben ona. Biz dedim böyle öğrendik ondan dedim. Kesinlikle bizim onun alanına savaşmıyorduk işte dedi.
O da dedim benim alanıma karşıma durumu nasıl yandı. Ben dedim yıkarım yaparım ondan sonra dağıtırım toplarım. O da bana hiç demez dedi. Mustafa Efendi oğlum sen ne yapıyorsun. Demez bana hiç demez. Hiç demez buna ne kadar dedim. Şimdi vesvese insanı çökertir bu noktada. Ama bu o üstadın ehil olup olmadığında çıkarır meydana.
Yani o derviş belli bir noktaya geldiğinde belli bir hale geldiğinde onun o halini atlatıp atlatmaması üstadı da meydana çıkarır. Anladınız mı meseleyi? Ha diyeceğiz ki ya vesvese lazım mı bak nasıl lazım. Şimdi vesveseyi kötü olarak göreceğiz öyle değil mi? Ama lazım mı? Bakın nasıl lazım. Bir adamın olup olmadığını o meseleyi bilip bilmedeniz. O noktada o noktadaki bir kimsenin kalbi olarak ilacının ne olduğunu o kimse bilecek. Eğer bilmiyorsa o zaman sınıfta kalıyor. Karşıdaki kimse de sınıfta kalıyor. Yani normalde kalbi ilmiyle açılmış olan bir kimsenin vesvesesiyle normal bir kimsenin vesvesesi aynı düzeyde değildir. Bu ancak bunun en, şimdi tedavi noktasında gördüğüm, en devamlı tedavisi, en kesin tedavisi, kesin tedavisi, kesin tedavisi.
Tasofi manada zikrullah ve rağutat. Bir sefer kesin tedavi zikrullah'tır. Bir kimse dersini çeker ise ve devamlı zikir ile meşgul olursa şeytan onun kalbine vesvese veremez. Şeytan onun kalbini etkileyemez. Şeytan onun kalbine oturamaz, yerleşemez. Onun kalbinde yer bulamaz. Onun kalbinde yer bulabilmesi için o kimsenin zikrullah'tan kesilmesi lazım. Muhabbetini bozması lazım. Rabıtadan kastın muhabbettir. Yani bir kimsenin üstadına olan muhabbetidir. Bir kimsenin üstadına olan sevgisidir, bağlılığıdır. Üstadına olan manevi yakınlığıdır. Bu insanda güven duygusu verir.
Bu insana rahatlık verir. Bu insana genişlik verir. Bu insanın doğru yolda olduğunun bir kendi kendisine işaret eder. Zikrullah ise o işin ilacıdır. O kimse günlük büyükleriyle, günlük zikrullahıyla veya belli bir noktaya geldiğinde günlük esmasıyla kalbinden o şeytanın vesvesesini atar. Kalbinden o vesvesenin sesini kısar. Onun tabiri caizse hani radyonun sesi olur ya, televizyonun sesi olur ya, onun sesini kısar ya insan. İşte orada var ama ses, öyle değil mi? Ama sesini ne yapıyor? Düğmeden kısıyor. Aynı düğmeden kısarsınız. Neyle? Bu sevgiyle, bu zikrullahla, bu muhabbetle söz konusu olur. Eğer ki gönüle, eğer ki kalbe zikrullah yerleştiyse, eğer ki gönüle Allah sevgisi, muhabbet sevgisi yerleştiyse, onun kalbinden şeytan ve nefsin sesi çıkar.
Sesi çıkar, vesvesesi çıkar, oyunları, tezgahları çıkar ve kalbe o ilahi muhabbetten muhabbetullah doğar ki kalbe ilham gelmeye başlar. Kalbe bu noktada Cenab-ı Hakk'ın il milledini inmeye başlar. Kalbe hikmet pınarlarından bir pınar gelmeye başlar. Bunun adı marifetullah'tır. Denir ki marifetullah sadece mürşid-i kâbillerde vardır veya velî noktaya geldiğinde vardır. Onlar belli bir hale gelince evet vardır. Ama marifetullah, ilmin edin, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenden sonu yoktur onun. Oraya kadar sonsuz noktada marifetullah vardır. Sonsuz noktada ilmin edin vardır. Yani bizim önümüze şunu getirebilirler veya eserlerde şunu okursunuz siz. Marifetullah sadece Allah'ın velî kullarına has bir ilimdir.
Veya marifetullah sadece mürşid-i kâbillere has bir ilimdir. Veyahut da bu noktaya gelen insanlara verir. Bu işin kemai noktasıdır. Bu işin en zirve noktasıdır. Veya zirveye yakın noktasıdır. Bir kimse la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediyse o marifet deryasını dalmaya adaydır. O inci pınarlarından içmeye adaydır. O hikmet deryasından daldırıp içmeye adaydır. Bu kim olursa olsun. O yürüdükçe, yani haramlardan uzak durdukça, farzları yerine getirdikçe, Allah'ı sevdikçe, zikrettikçe, Resulullah'ı sevdikçe sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde onun sünnetlerine bağlanmakça, Allah'ın veli kullarını sevdikçe, onların izini takip ettikçe o da o marifet deryasına dalmaya aday bir kimsedir.
O da o bedillerin içtiği pınarının içmeye aday bir kimsedir. O da vesvesenin sesini kesmeye aday bir kimsedir. O yüzden şöyle düşünmeyin. Yani ümmetin içerisinde böyle bir hal var. Yani bu hal sadece bunlara aittir. E biz o hale gelemeyeceğimize göre bize de öyle bir şey yoktur. Hayır. Bir kimsenin zikrullahı sevmesi marifettir. Bir kimsenin Allah dostlarını sevmesi, Allah yolunda gitmesi ilahi hikmettir, hidayettir. Bir kimsenin haramlardan uzak durması, Allah ile arasında bir muhabbetin olduğuna işarettir. Bir kimsenin ibadetleri işlemesi, Allah'a olan sevgisine olan, Allah'a karşı bir sevgisinin olduğuna işaretler. Yani şunu bireyselleştirmiyoruz.
Yani sadece marifet halakası, sadece hikmet tercası, sadece inci halakası, mürsid-i kâvillere ve veliler ait, geri kalan ümmete bu kapı kapalı, geri kalan dervişlerin bu kapı kapalı diye bir şey yok. Derviş öyle derviş olur ki, an gelir, an gelir, manevi hikmet noktasında üstadını geçer. Bu makam değildir. Bu anlık bir hayret deryasıdır. Bu anlık bir çıkıştır. An gelir, üstadının bilemediğini bilir. Dervişin öyle bir hali olur ki, Ya Rabbi dediğinde semalar açılıverir. Dervişin öyle bir hali vardır ki, secdeye kapanır Ya Rabbi de, gözünün önüne serilir her şey. Yani o üstadlar yetişirken de, dervişlerin noktasından yetişiyorlar.
Adam bir günde üstad olmuyor mu? Adam bir anda meratikleri kat etmiyor mu? O da o yoldan yürüyor. O da o daireden yürüyor. O da o çile yolundan yürüyüp gidiyor. O yüzden kapı sadece birilerine açık değil. Kapı bütün ümmete açık. Yani Allah bütün insanlığın, bütün kainatın, bütün yaratılanların Allah'ı. Allah bütün yaratılanların Allah'ı. Allah bütün müminlerin Allah'ı. Peygamber bütün müminlerin peygamberi. Cennet bütün müminlerin cenneti. Arşalâ, Cenab-ı Hak'ın Allah'ın arşalâsı. Sadece belli kesin insanlara değil ki, Sen derviş ol. Sen Allah'ı sev, hakkı sev. Sen Resulullah'ı sev. Onun sünnet-i seniyyesini yerine getir.
Sen haramdan uzaklaş. Sen yalandan hibbetten dedikodutan, ondan bundan uzaklaş. Onu verecek olan Allah. O kapıyı ardılacak olan Allah. O yüzden vesveseden kurtaracak olan da Allah. Ve her makamda, her seyr-i sülûk dairesinde, her halde muhakkak ki vesvese bizim peşimizi bırakmayacaktır. Ve her vesvesenin karşısında, o kimsenin üstadı o vesvesenin karşısına çıkacaktır. İnsanın kalbinde vesvese geldiğinde, üstadı da kalbinden bağıracaktır. Bakma ona. Veya ağzıtasına geldiğinde, üstadı ona diyecektir, buna takılma. Bir ses duyacaktır. Onun kalbini harekete geçiren, kalbini tenvir eden, düzelten, istikametini belirleyen, kalbinde bir ses olacaktır. Ama bu üstadının sesi olacaktır. Ama üstadının sesini bildikten sonra, değişik sesler öğreteceklerdir onun kalbine.
O bir müddet sonra pirinin sesini öğrenir. Bir müddet sonra, işte herhangi bir sahabe onu ele alırsa, o sahabenin sesini öğrenir. Bir müddet sonra onu bir peygamber ele aldıysa, herhangi bir peygamber, o peygamberin sesini aşina olur. Ona hemhal olur. Bir müddet sonra, Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sesine rağmen olur. Onun sesini duyar. Onun sesini öğrenir. Artık onun sesiyle hemhal olmaya başlar. Bir müddet sonra da, Allah ona hitap eder. Allah'ın hitabı, bütün o seslerin hitabından farklıdır. Allah'ın hitabı, ister manada olsun, ister rüyada olsun, ister zikrullah'taki halde olsun, onun hitabı, öbür hitapların hiçbirisine benzemez.
Onun seslenişi, onun bu noktada değişi, hiçbir şeyin değişine ve seslenişine benzemez. Ve onun bütün vücudu, bütün manevi hali, kalbiyle, ruhuyla, sırrıyla, vücuduyla, her şeyine, bu Allah'ın sesi diye haykırır. Bu Allah'ın sesi diye haykırır. Bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesi diye haykırır. Bu Hz. Eyyub'un sesi, bu Hz. Yusuf'un sesi, bu Hz. Musa'nın sesi, bu Hz. İsa'nın sesi diye haykırır. Muhakkak ki, Üstad'ı da ona ilk önce der, bu şunun sesi diye. Veyahut da kalbinde Üstad'ın sesiyle derler ona. Bu filancanın sesidir. Vesvese böylece, her manevi katmanda, her manevi yelpazede, rengi ve sesi de değişir.
Her manevi yelpaze açıldığında, her hayret makamından başka bir hayret makamına geçildiğinde, o hayret makamının da, o manevi halinde sesi ve rengi farklıdır. Şeytanın görüntüsü de farklıdır. ve bu haller yaşanırken, şeytan da görünebilir. Şeytanın görüldüğü her alanda, makamda, bu şeytan değildi diye düşünmeyin. Şeytan da bukalonun gibi, sizin anlayacağınız dille söylüyorum, hal ve suret değiştirir. Ne zaman ki, belli bir noktaya gelinildi, şeytanın gerçek veçesiyle görürsünüz. Ve şeytanın gerçek veçesiyle görünceye kadar, yolunuz bitmemiştir. Nur'u gerçek rengiyle görünceye kadar, yolunuz bitmemiştir.
Gerçekten hitaba erinceye kadar, yolunuz bitmemiştir. Muhammed Mustafa elinizden tutup, seyran ettirmediği müddetçe yolunuz bitmemiştir. Hatta Peygamberler size önder olun, manevi halleri geçirmediği müddetçe yolunuz bitmemiştir. Önce çok mesafeniz var demektir. Ve her halin, her manevi noktanın, her manevi veçenin muhakkak ki işaretleri, delilleri ve amti delilleri vardır.
Bunlar ancak ehline malumdur. Ancak yaşayanlara malumdur. Bunları da bir kitaptan bulacağınızı zannetmeyin. Bunlar ehline malumdur. Bunlar marifet sırrı diye geçirilir. Bunlar sır değildir. O hale gelen için sır değildir. O hale gelmeyen bir kimse için de boş muhabbettir. O hale gelmeyen insan için boş muhabbettir. Anlam olmaz. Çocuğun eline bir mücevher vermiş olsanız, çocuk mücevherin kıymetini bilir mi? Bilmez. Attır verir ilimler. Manevi ilimler de, marifetullah da aynı bunun gibidir. Marifet ilmi, hikmet deryasından bir incidir. Çocuğun eline verirsen, adı verir, kıymetini bilmez. Onu ancak ehli kıymet verir. Onu ancak ehli değer verir.
Onu ancak bilen değer verir. Altının ayarını sarraf anlar. Ayarını bakkala götürürseniz bakar bakkal, altın kıymetli bir şeyler. Ayarını bilemez ki. Onun için sarı olan her maden altındır. İçi demir olsa, üstü sarı olmuş olsa, altın yalnızını boyanmış olsa, götürsen bakkala kandırırsın onu. Ama sarrafı kandıramazsın. İşte insanlar da marifet ilmine vakıf olamadığı müddetçe, dış görüntüyle, dışta hükmeder ki, dışı altınsa, sarıya benziyorsa, bu altın der çıkar işin içerisinden. İçine vakıf olamadığından dolayı, içinin demir olduğunu, kalk olduğunu bilmez. Marifet ilmine sahip olan bir kimse ise, dışına bakmaz, içine bakar. Eğer içi altınsa, dışı isterse çomur olsun.
Dışı eşkü püskü olsun. Dışı isterse yırtık pırtık olsun. İsterse iki kelimeyi bir araya getiremesin adam. İsterse üç cümleyi alt alta koyamasın. İsterse yolda yürümesini dahi bilemesin. İsterse o yemek yemesini dahi bilemesin. Onun içi altın, o içi marifet sırlarla doğru. Asıl adam o, asıl insan o. Asıl kemalekli olan o. Öbür gün süs var öbür günler. Sarı çok güzel, külahı çok güzel, küppesi çok güzel, sırmalı, altın yaldızlı. Bir yürüyor, sanki etrafında bütün insanlar yürüyor. İçi boş. Dışı altın sarısı. Küçücük bir dertten isyan ediyor. Küçücük bir sıkıntıdan ah ve kan ediyor. Küçücük bir çileden canım yandı diye bağırıyor. Küçücük bir şeyden kendi dervişlerine harcıyor.
Küçücük bir şeyden kıyma makinesiyle, etrafını kıyıyor. Küçücük bir şeyle ayrılıklar getiriyor. Fikne çıkarıyor, biber çıkarıyor, denikodu çıkarıyor. Onun içi teneke, dışı altın. Onun içi çıpıt çarsısı, dışı sarı, her sarı olan şey altındayım. Marifet ilmine sahip olan kimse altındadır. Bu ancak, bu ancak kalpte zikrullahın otunmasıyla, hevade edilir. Kalpte zikrullahın yerleşmesiyle olur. Gönülde Allah korkusunun ve Allah sevgisinin yerleşmesiyle olur. Marifet korku ve sevdayı yanında getirir. Marifet ümit ile ümitsizliği yanında getirir. Marifet ilimle ilimsizliği kol kola taşır. Marifete halk ve sesinden bakılırsa bir ilim deryasıdır. Hak cephesinden bakılırsa bir hiçtir.
Allah'ın marifet deryasının içerisinde, o kimsenin marifeti bir hiçtir. Ama tabandan halktan baktığımızda, o kimsenin marifeti bir deryadır. O yüzden marifet öyle bir ilimdir ki, ancak o, ancak ve ancak. Allah yolunda istikameti düzgün olan, Allah yolunda çilesi düzgün olan, Allah yolunda mücadelesi düzgün olan, Allah yolunda, Allah için, Allah ile beraber olana verilir. Beni gelişletir. İnsanın kalbini derinleştirir. İnsanın kalbini geliştirir. O kimse kalbiyle görmeye, kalbiyle konuşmaya, kalbiyle duymaya başlar. O kimsenin kalbinde merhamet kınarları, şerkat kınarları atmaya başlar. O kimsenin kalbinde hidayet kınarları atmaya başlar.
Onun kalbi, Allah Allah nidalarıyla coşmuştur. O coşkunluğunu saklayacak, gizleyecek yerler arar. O aşkını, muhabbetini göstermemek için, dudağını ısırır, dilini ısırır, insanlardan ayrı kalmaya başlar. O, ona ki içinden bir sır patlatırır, ona ki coşkunluğundan bir şey akıtırır, ona ki orada bir şey çatlatırır diye, Allah'ın sırrını saklamaya ve gizlemeye çalışıyor. O yüzden, marifet ehli yalnız insandır. Hikmet ehli yalnız insandır. Sırrından açıklasa, etrafındaki insanlar anlamayıp ondan uzaklaşacaklardır. Açıklamasa da, içinde hep öyle, yorula yorula deryasını, içindeki muhabbetini, coşkunluğunu, bastıra bastıra halini yürültür der. Resvese, mezara gidinceye kadar da devam eder.
Her halde, her makamda, her noktada, resvesesiz bir hayat yok. O zaman, onu durdurmanın yolu, onun durdurmanın yolu, Allah'ı sevmek, Resulullah'ı sevmek, onların yolunda giden velileri, mürşidleri, Allah dostlarını, hak dostlarını sevmek, onlarla beraber olup, onlarla beraber olup, Allah'ı zikretmek. Peygamber Zişan Efendimiz buyurdu ki, sizin kalbinizin üzerinde durur şeytan. Ne zaman ki zikrullahı bıraktınız, şeytan içeri duhur eder, içeri girer. Ne zaman ki zikrullaha başladınız, şeytan oradan kovulur der. Nereye? Kapıya kadar. Burayı bir, tarif ederim ya, burayı bir kalbe benzettim. Şeytan şurada, şu kapının önünde şurada, çay ucağına daha çıkarken, şeytan şurada. Siz buradan zikrullah'tan çıktığınız hatta, eğer ki buradaki halinizi devam ettiremezsiniz, orada size hemen sahip olacak.
Hatta burada sahip olacak. diyecek ki, yandaki nasıl zikrullah yapıyor ya? Bak ağzını burnunu nasıl çeviriyor ya? Bu neden bağırıyor ki bu kadar ya? Bu neden şimdi ağzını burnunu böyle evirdi çevirdi ki? Bu neden saçını sallaya sallaya zikrullah yaptı ki? Şuna bak ya, bir sarık kayı takmamış. Bunun ne biçimmiş ya üzerindeki haydarisi böyle, haydarı mı olurmuş ya? Yok bunun kıyafeti buraya gelmeye uygun değil aslında. Bunu ne yapma alıyorlar ki? Ya bu adam da ne kadar yalan söylüyor, bir de gelmiş buraya zikrullah yaptı. Ya bu adam ne biçim adam ya? Bir de buraya gelmiş ya, söyle ya. O buradasa ben buradan gideyim ya. O da gidiyor zaten. Her halde la ilahe illallah. Hangi makama geçerseniz geçin.
Hangi esmaya geçerseniz geçin. Hangi hayret noktasına geçerseniz geçin. Hangi manevi hal üzerinizde yaşarsanız yaşayın. Vallahi de la ilahe illallah. Billahi de la ilahe illallah. Hangi esmaya... Desinler ki size sen hay esmasındasın. La ilahe illallah'a devam et. Desinler ki sana sen son esmaya geldin. Kahvar esması çekiyorsun. La ilahe illallah'a devam et. Tamam bitti. Sana esmaya sevdim. Allah senin esman bu desinler. Sen yine la ilahe illallah'a devam et. Kendini bir halde görme.
Kendini bir noktada görme. Kendini bir dairede görme. Tevhide devam edin. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri der ki, Günde 100 tane şundan çekeceğim. Bütün arkadaşlar 100'den fazla çekerlerdi. Ne dedi? Hay esması dedi değil mi? O böyle hay esmasında olduğunu belli edecek. Hay hay hay Allah. Hay hay hay Allah. Herkesin içerisinde böyle söylüyor. Yani ben hay esmasındayım. Biz gene tevhide devam ederdik. 100 tane dedi. Hay hay hay Allah. Gelince ben ben tevhide devam ederdim. Mustafa Efendi onu ne çekiyorum? Tevhide çekiyorum efendim. Maşallah. Oğlum esma verdiklerim hep esmayı çekiyor. Sen ne çekmiyorsun esmayı?
Ben sizin verdiğiniz adet kadar çekiyorum efendim. Haa. Verdiğim adet kadar. Evet efendim. Siz 100 tane yahat dediniz, 100 tane yahat çekiyorum efendim. Biz tevhide devam ederdik. Bunu açıkça eşkihane söylüyorum ki. Hani birisinin gittiği yerlere adım, biz böyle adım basıldığımız, adım bastığımız yere adım basılacak bir insan değiliz. İzimiz takip edilsin düşüncesinde değiliz. Allah bizi affetsin. Kendimizi hiçbir zaman o haftada görmedik. Ama biz böyle yaptık. Ben böyle yaptım. Bana dedi ki 100 tane yahut çekeceksin onun dedi. 100 tane yahut çektim ben. Efendim demiş, ben hu hu hu Allah diyeyim mi? O da devamlı demiş ona. Bana böyle dedi, ben de böyle dedim, ben böyle diyorum dedi.
Sen ne yapıyorsun biz bir şey yapmıyoruz. Tevhide devam ediyoruz. Tevhide devam ediyoruz biz. Sonunda gelinen nokta yine tevhid. Varsan nokta tevhid, gideceğin nokta tevhid, ulaşacağın nokta tevhid. Hangi esmayı alırsan al? Ulaşmak, ulaşacağın nokta tevhid. Kalbinize yerleştirecek oluğu tevhid. Tevhide devam edin. Tevhid zikrinde o kadar keramet, o kadar fazilet, o kadar hikmet vardır ki, tevhid zikrinde o kadar mahvoluş, o kadar hüccet vardır ki, tevhid zikrinde o kadar derinlik vardır ki, tevhid zikrinde o kadar yükseklik vardır ki,
o kadar genişlik vardır ki, tevhid zikrinde o kadar ruh, o kadar temizlik vardır ki, tevhid halleder hepsini. O yüzden kalbinizdeki vesveseyi tamir edecek olan, bozuyor ya bir şey, onu tamir edecek olan, onu düzelecek olan, onu dizayn edecek olan, kalbinizi yeşatacak olan, kalbinizi sulandıracak olan, kalbinizi yumuşatacak olan, kalbinizi neş-i neva hale getirecek olan, bahar güllerini açtıracak olan, bahar mevsimini getirip, binbir türlü çiçek kokusunu aldıracak olan, tevhid zikridir.
Sizde gecede aydınlığın, aydınlığın içerisinde nurluluğu verir. Zifiri karanlığın ortasında, sizin gözünüzün önünde bir nur olup, yolunuzu açar. Siz herkesin elinizi bıraktığı anda, onun eline sımsık yapışırsanız, o sizi düzeyecek. Herkes sizi bırakabilir, sizi uzattığınız yer kuruyabilir. Her adımınızı attığınızda, bir adım daha bataklığa batabilirsiniz, düşebilirsiniz. Umulmadık yerlerden, umulmadık darbeler, hançerler yiyebilirsiniz. Zikre devam edin. Selametliğinizi bulacaksınız. Tevhide devam edin. İstikametinizi bulacaksınız. Tevhide devam edin.
Gönlünüzün istikametini oturtturacaksınız. Tevhide devam edin. Bozulmuş neyiniz varsa düzelecek. Tevhide devam edin. Neyiniz yıkıldıysa tamir olacak. Tevhide devam edin. Kartondan, kartondan kurduğunuz dünyalar yıkılacaksa, o tevhide yıkacak. O sahte güzellikleri yok edecek olan yine tevhide. İnsanların gönüllerinde sahte bir dünya vardır. Gönüllerinde sahte güzellikler vardır. Gönüllerinde sahte güzellikler vardır. Gönüllerinde o sahte güzellikleri tapar insanlar. Onların peşinden giderler. Onlarla oyalanırlar. Vallahi tevhide nur onları yıkacaktır. Nasıl Muhammed'in Mustafa Kadın, Hz. Ali Efendi'nin omuzlarına basıp, putları yıktıysa, sen de üstadının omuzuna çıkarsın, sen de kalp putlarını teker teker yıkarsın.
Neyler? Senin zülfikarın... Va aşk! Merak etme. Zülfikar'ı akarmıştın. İçine gömerim dedi görmüşüm.
Kılıcı kesecek. Nefsin için kim? Nefsin için hiç kimseye kırmayacaksın. Tevhide devam et. Nefsin için hiç kimseye kırmayacaksın. Tevhide devam et. Senin o gözlerin nefsin için bakmayacak. Dilin nefsin için konuşmayacak. Kalbin nefsin için hoplanmayacak. Vücudun nefsin için kıpırdamayacak. Kılıcını verdiyse, senin derine zülfikar kılıcı vermiş. O açtır, muhabbettir, sevdadır. Gönlüne yerleştirecektir onu. Gönlüne yerleştirecektir onu. Gönlünü kesme.
Tevhide ümit kazan. Tevhide ümit kazan. Sakın ha ümit deryasına girip, korkuyu unutma. Sevgiliden kork. Sevgiliden ayrı kalmaktan kork. Onun deryasından uzaklaşmaktan kork. Onun sevgi deryasından uzaklaşmasından kork. Onun ağırında perde olmasından kork. Kork. Neden kork? Ya Rabbi dediğinde, buyur kulun demezse... Ölünden bir yol bulamamaktan kork. Onun kalbinden konuşamamaktan kork. Eğer gecelerden, o zaman kork. Ama o senden ayır düşmüş, o yüzden kork. Sen o sevgiliyi küstürmüşsün.
Sana kafirle... Sen sevgiliyi küstürmüşsün. Eğer sen... Sen sevgiliyi küstürmüşsün. Buna kork. Başka bir şeyden değil. Yağırsın. Nasıl terliyat edersen et. O işte senin. O perdeyi nasıl yıkayacaksan, nasıl yırtacaksan yırt. O perdenin yırtılışı ve yıkılışının başka fikmiş eti yok. Aşk ötevli. İkisini yor. Daha da aşk. Gez boş ver. O kalbindeki sahte güzellikleri at. Kalbindeki sahte evler at. Kalbindeki sahte dünyaya at. Kalbindeki sahte sevgilileri at.
O putları yık içinden. Tevhidin yoruyla. Tevhidin aşkıylayız. Onun aşkıylayız. Gece demesin, gündüz demesin. Aşkın putları kesin. Nasıl usahlar? Senin gönlünde aşkınla bak. Onun aşkınla dinle. Onun aşkınla kuşlarını dinle. Onun aşkınla sevabasını dinle. Her yerde onu göreceksin. Her yerde onu dinleyeceksin. Senin kalbine. Diyecek ki, ah bu benden sana. İnsanları verdiklerine davam olma. İnsanların gülüşlerine katlanma. Şimdi gülen yarın sana dişini gösterecek. Bugün seren yarın sana.
Varını ser. Nereden hançer yiyorlarsa hançerlesinler. De ki alın size bu vücud lazım de. Ver vücudunu insanlara. Ver insanlar ne istiyorsa senden alsınlar. Sen gönlünü ona çevir. Sen kulağın ona çevir. Sen kulağın ona çevir. Sen dudağın. İnsanlar senin ailesinler. O zaman mesvesen de pusacak. Şeytanın da pusacak. Mersin de pusacak. Sizdikanın kılıcını sal kendini salma. Sen Allah haram olsun. Neyinin mücadelesini veriyorsun. Senin tutunacağın bir tek bir şey var. Tevhid.
Tevhideyi tutun. Tutunacağın bir tek bir şey var. Aşk. Ona hiç haram. Tutunacağın bir tek bir şey var. Haramlardan uzak durmaya çalışsın. Tutunacağın bir tek şey var. Muhammed'in sevdasının kokusunu hara her yerde. O koku seni doğru kokuya götürecek. Çünkü onun kokusu Allah'ın kokusu. Muhammed'in rengi Allah'ın rengi. Muhammed'in deryası Allah'ın rengi. Muhammed'in deryası Allah'ın rengi. Sakın muhabbet kalırsın. Siz gitme. Bakma sen insanların saf saf konuştuklarına. Bakmayın siz halkın bu işlerden anlamadan konuştuklarına. Siz değiliz siz yürümeyin. Siz fatihasız yürüyün. Bin bir kez fatih olsun.
Sakın ha. Muhabbet deryasına düşün. O inci deryasına düşün. Sakın ha. O rahmet deryasına düşün. Başka işiniz olmasın. Nefesiniz Allah için. Yürüyüşünüz Allah için. Bakışınız Allah için olsun. Konuşmanız Allah için olsun. Kendi nefsime de söylüyorum bunu. Derse gitmeniz Allah için. Eve gitmeniz Allah için. Hanımlarınızı sevmeniz Allah için. Çocuklarınızı sevmeniz Allah için. Etrafınızı sevmeniz Allah için. Allah için olsun. Kendi nefsinize bir şey. Kendi nefsinize bir şey aramaya kalkmayın. Kendi nefsinize bir şey yapmaya kalkmayın. Kendi nefsinize bir şey kalkmaya kalkmayın. Yirmi yıldır ne şeyhler gördük. Ne dervişler gördük. Ne hariteler gördük. Ne uçanlar gördük.
Ne kaçanlar gördük. Ne hançerler yedik. Ne lafları yedik. Herkesin yaptıkları kaldı yanında. Senin de yakın kalacak yanında. Allah der. Tevhid nurmadan. Her şeyden korkun. Ferah ver. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Kâlemen lehu. La ilahe lallâh.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi