mustafaozbag.org

207. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Şubat 2012 · 44:11

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin, Cenab-ı Hakk'ın yüzünüze hayır etsin, önünüzü, imanınızı hayır etsin. Birkaç haftadır, haricet de alakalı sohbet ediyoruz, devam edelim inşallah. Sayet-i Kerimede, Rabbinize dönünüz der.
Cid tecelliyatları vardır. Sonuçta bütün herkes, yaratılan her şey, bir şekilde Rabbine dönecek. Birkaç sanede, ele almanda fayda var.
Rabbinize dönünüz, Rabbiniz neyse O'na dönersiniz. İşin başka mergalesidir. Dünyadaki Rabbiniz neyse, siz O'na doğru dönersiniz. Güdünüz O'na doğru. Fakat ki dünyanın da Rabbinin de, dünyanın da, ahiretin de Rabbi, Allah'tır. Dünyanın Rabbi, Allah'tır. Dünyadayken, kendilerine neyi Rab' edindilerse, yüzlerini O'na dönerler. Bu, O kimsenin dünyadaki Rabbi ile alakalıdır. Bu manada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, O kimsenin dünyalıktır.
Cehennemliktir der. Fethullah ehli, iki yüzlülüğü sevmez. İkinliliği sevmez. O, Rabbine döndürülmüş kimsedir. O'nun Rabbi Allah'tır. Dili, iki dili değildir.
Hakikati kurmuşur. Hakikate dönüktür. Gelebilmesi için insanların değişik yolları vardır. Bir kısım arifler, Rab'be dönüşü tövbede bulmuşlardır. Onlar tövbe ederler. Tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Allah tövbe edenleri sever. Allah mağfiret edicidir. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, Ben günde yetmiş kez, en az yüz kez Allah'a tövbe ederim. Hadis-i şerifte tövbe edicilerin yolunu tasdik eder. Bu sevimli bir şeydir, güzel bir şeydir. İnsanlar, hem ayetle sabit olan, hem de sünnetle sabit olan bu güzel ameli işlemeye devam ederler.
Bir kısım arifler ise, zürh ile bu yolda giderlerdir. Onlar zült ehlidir. Dünyadan ellerini ayaklarını çekerler ve zült ehliyle alakalı da Cenab-ı Hak otörümet eder. Hadis-i şeriflerde de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri met eder. Meseleyi çok tefaraatlandırmamak için kısa geçiyoruz. Bir kısım arifler ise bu noktada hazilet noktasında görürler.
Her şeye yeteceğini, bütün her şeye sahip olduğunu gördüler ve ondan devamını isterler. İbadet ederler, abiddirler. Bir kısım arifler ise kendilerini aşk ve sevgi yolunu seçerler ki bu marifetullah noktasında en faziletli, en güzel, en hakiki yolu. Allah, bunların hakkında da o iman edenler, Allah'ı şerid bir muhabbet ile sevgiyle severler diye buyurmuş.
Marifetullah'a ulaşmak isteyenler tövbe kapısından geçmeyecek değiller. Marifetullah'a ulaşmak isteyenler zült kapısından geçmeyecek değiller. Marifetullah'a ulaşmak isteyenler abidlik kapısından geçmeyecek değiller. Marifeten Allah'a ulaşmak isteyenler bu kapıların üstünde olan aşk kapısından geçecekler. Çünkü o şedid Allah'a karşı olan muhabbet, şedid olan Allah'a karşı olan sevgi o kimseyi menziline ulaştıracaktır.
Yolumuz bu manada Allah'a aşık olma, onu sevme yoludur. İnsanlar vardır, kalp gözleri ölürken açılır. Aramızda dolaşırlar, etrafımızda dolaşırlar ama onların gözleri ölecekleri zaman açılır. Gideceklerin vakamı ölecekleri zaman görürler. Tehlikelidir, onların her an için ayakları kayabilir. Onlar her an için bir çukura düşebilirler. Bir kısım marifetullah ehli vardır ki, onlar bir üstadın, bir faziletli zatın dizinin dibinde otururlar ve ondan nakiller alaraktan bu yolda yürürler. Bunların da yolları tehlikelidir. Bunlar da bir an gelir, bunların da gözleri açılmaz çünkü. Bunlar da bir an gelir, bunlar da hata işlerler, bunlar da kusur işlerler.
Bunlar da yanlışlık yaparlar. Bir kısım marifetullah ehli vardır ki, bunlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ahletlerinin hadis şeriflerini kendine ölçü edinirler. Peygambere çok iyi inandıklarından dolayı bu şekilde yola devam ederler. Bunların da gözleri açılmaz. Bunların da gözleri açılmadığı için, bunların da hataya düşmeleri, yanılmaları muhtemeldir ki, yanılmalar hata yaparlar. Allah muhafaza eylesin. Gerçek manada marifetullah ehli, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ahletlerinin ruhaniyetine bağlıdır. Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem ahletlerinin ruhaniyetine bağlı olduklarından, onun hidayetiyle hidayetlenirler. Onun yoluyla yollanırlar. Onun haliyle hallenirler.
Onların önünde yol gösterici Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem ahletleri. Onların önünde ışık, onların önündeki istikametini belirleyen kimse Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetidir. Ve Allah kendi kitabına uyulmasını ve Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetini uyulmasını ister onlardan. Onların Rablerine dönüşleri kendi ihtiyarlarının neticesi bile değildir.
Allah onların mümin kullarının içinden seçer. Allah seçtiğinden ve yaptığından sorunlu değildir. Bunu kimin seçtiyse onu bu şekilde kendi yoluna döndürür. Bunu kime bunu boynuna bu rahmet halakasını geçirdiyse bunu kendine yaklaştırır. Bunu Rabbine kendi, Rab bunu kendi kendisine kendine döndürür. Bunda konu her ne kadar bir üstada, bir mürşid-i kamilin dizinin dibine oturup eğitilmesinin payı olsa dahi, burada asıl pay Allah'ındır.
O kimse bir mürşidin dizinin dibine gider, bir velinin, bir arifi dizinin dibine gider, orada eğitimini alır. Ama bu eğitimini alırken onu kendi kendisine kendisi çevirsin. Ve o Rabbine mutmain olarak döner. Ve o Rabbine şahitli döner. Şahitli dönmek nedir? Onun önünde şahit, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem maddetlerin ruhaniyetidir. Eğer ki bu size ölçü olsun, eğer ki gün gelir, zaman gelir, içinizden birisi yetişirse, eğer şahidi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem değilse, eğer ki onun şehadetini almadıysa, eğer Muhammed Mustafa'dan bir işaret almadıysa, ve Muhammed Mustafa onun ne olduğuna dair etrafındaki insanlara bir işaret vermediyse, sakın yalancı baharlara, sakın yalancı sabahlara, sakın yalancı aydınlıklara inanın, orta yere çıkıp şatahat ve şatafat yapmasın.
Direkt Allah'ın kendi mümin kullarının arasında seçip giydirdiği bir elbisedir. Bu elbise marifetullah elbisesidir. Bu elbiseyi bu manada, bu üst manada giyecek olan kimse seçilmiş olan kimselerdendir. Seçilmeyen kimse bu elbiseyi giyemez, izlese dahi giyemez. Evet çalışır, çabalar, koşturur, koşuşturur ama onun çalıştığının karşılığı verilir. Onun çalıştığının semeresi neyse, onun çalıştığının bu noktadaki hali neyse, ahvali neyse, Allah çalışanların, gayret edenlerin, gayretlerini ve çalışmalarını zayi etmez. O adalet sahibidir, o hakikat sahibidir, o ölçü sahibidir, o yerin ve görün sahibidir, o alemleri sahibidir, onun karşılığını verir. Ama ve lakin bunun karşılığını verir demek, ona marifetullah elbisesi giydirir manası değildir.
Elbise ancak seçilmişlere giydirilecek elbisedir. Bu manada insanlar kendi kendilerine bu elbiseyi giydiklerine, kendi kendilerine bu elbisenin sahibi olduklarını sakın sakın kendileri söylemeyecekler. Eğer bunu kendileri söylerse, yine de seni kendilerine şataat yapmış olunlar ki, bu sevgi yolunda, aşk yolunda, Allah'ı şerid seven kimsenin dellalı Allah'tır. Allah, hadisi kutsinde der ki, kul Allah'ı sever, Allah da kulu sever. Allah kulu sever ise, Cebrail'e ev Cebrail, ben filancayı sevdim, gök halkından iddia et, onlar da sevsinler. Cebrail gök halkından iddia eder, Allah filancayı sevdiği için de sevindeler. Ve gökteki melekler, mümin kulların kalplerine inham eder. Allah filancayı sevdiği için de sevimler.
Allah bir kimseyi buğz ederse de aynı şekilde yapar. Eğer ki bir kimse Allah'ın sevmeyeceği bir şey yaparsa, Allah'a düşmanlık yaparsa, Allah'a bu noktada ilahlık taslarsa, Kur'an ve sünnetten saparsa, sapıklayabilir der. Aynı şekilde Allah, Cebrail'e der ki, Ey Cebrail, filancaya düşman, bunu ilan et, sen de düşman ol. Cebrail aleyhisselam, gök halkından iddia eder. Allah filancaya düşman, Allah filancaya buğz edin der. Ve gökteki melekler, tüm kulların kalbine ilham eder. Allah filancaya buğz ediyor, siz de buğz edin diye. Ve o ümmit kullar, o kimseye buğz ederler. Allah bizi müminlerden eylesin. İşte marifet, bu hadisi kutsiyi kendisine, hem mahdi, hem manevi olan, delil olarak görür, ve kendi kendisine, olduğun davasına düşmez.
Ve der ki, bu iş Allah'ın işidir. Bu Rabbin işidir. Bu Rabbin hakikatıdır. İnsanların hakikati değildir. Ve insanlar bu yolda giderlerken, değişik değişik merhalelerden geçerler. Delillere dayanan, misali gibidir. Yakup'a, Yusuf'un öldürüldüğü söylendiğinde, Yusuf, deliline sarılıp, Aleyhisselam, deliline sarılıp, hayır, o sağ, o yaşıyor diye, söyleniyordu.
Ve ona dediler ki, sen hala da şaşkınlık içindesin. Ve sen hala da unutamadın. Söyleyemedi. Hayır, bu, Yusuf'sa, Yusuf'un kokusunu alıyordu. Ne sarılıp, bana yemek düşer dedi. Bünyanın gibidir. Kardeşleri gibidir ki, bunlar müşriklerdendir. Ne yaptılar? Onun üzerinde, tas kurulunu, güldüler dediler. Daha önceden, şaşkınlık yapmıştı. Benimle seviniyordu. Niçin? Çünkü Yusuf ona demişti ki, benimle mi kalacaksın, onlarla mı gidecekti? O da dedi ki, seninle kalacaksın. O da ona dedi ki, eğer benimle kalacaksan, çetin bir imtihandan geçeceksin.
Yolun zor. O da dedi ki, ben bu yola razıyım. Ben bu çetinliğe de razıyım. Yeter ki seninle kalayım. Dikkat edin. Yeter ki seninle kalayım. Ve onunla kalmayı kavuşunca, tas da bunun üzerine bulundu. Hırhırsızlık yaptığından dolayı, orada Yusuf'un yanında kaldı. Suçlandığı için. Ama bünyemiz bunun hakikatini bildiğinden, içinden tebessim ediyor. Diyor ki, siz bilmiyorsunuz, varmı yorum. Öbür kardeşlerinde, münafıklıklarını ortaya koydular. Bunun böyle olduğunu biliyoruz demişlerdi. İnsanlar var mı? Böyledir. Daha önce bir kusur işlemiştir, bir hata işlemiştir. O kusur, o hata onun gözünde büyür. Karşıdan bakan kimsenin. Ve o kimseyi hep o noktada görebiliyor.
O halde görebiliyor. Hani birisi bir çekini ödememiştir, bütün tüccar bunu hala da çeklerini ödemeyen kimse olarak gidiyor. Hani birisi bir hata yapmıştır, bütün insanlar hala da o hatayı yapmaya devam eden bir insan olarak bunu görürler. yargılarız ya, petvayı veririz ya, altına da imzayı basarız ya, koyarız. Ama onun öyle olmadığını, bir noktada işin hakikatine vakıf olan, hakikati bilen insan da, kendi üzerine o yaptılar, yurulduğunda, dünyanın altındakiler. Neredeyse bilmiyorsunuz, Allah biliyorum. Sizin hikmetten haberiniz yok. Bunların hepsi de marifetullah yolunda görülecek şeylerdir. Ve insanlar burlardan geçerler. Ve işin hakikatine ulaşırsa o kimse, o manevi terbiyecinin yanında, yol anlaya devam etmesi gerekir. Ve sonunun iyi olmasını, sonunun güzel olması için Allah'a yararlanır.
Ve o manada yol yürümeye devam ederler. Ve bu marifetullah ehli, yollarını korkunun üzerine kurmazlar. Bir kısım arifler vardır ki, yollarını korkunun üzerine kurarlar. Onların üzerine çünkü Allah, azametini göstermiş, kudretini göstermiştir. O azamet ve kudret neticesinde, o kimseler yollarını korkunun üzerine kurarlar. Onlar, insanları hep korkuturlar. Bir kısmı vardır ki, Allah onlara ayrı bir heybette, ayrı bir azamette görülmüştür. Ve Allah onlara ayrı bir heybette, ayrı bir azamette göründüğünden, onlar korkutmaktan da öte, kendileri de korkarlar. Ve kendileri de korkdukları için, Allah'ı korkunacak ve korkutulacak bir şey olarak görürler.
Bir kısım insanlar vardır ki, Allah'ın bu manada, bir sıfatlarının tecelliyatında görürler. Ve değişik sıfatlarının tecelliyatlarında göründüğü için, o sıfatlarını tanırlar. Ve o sıfatlarıyla insanları Allah'ı yönlendirmeye ve tanıtmaya çalışırlar. O sıfatın tecelliyatıyla insanları Allah'a yaklaştırmaya çalışır. O yolu tercih etmiş, o yolda işlemiş, Mahfetullah eyli, Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleriyle tanır.
Tevhid noktasını, tevhid dairesini, Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, kuren tevhid eder. Ve işin zahirini asla, bu kimseler, delmezler. İşin zahirini çözmezler. Ve işin zahirini delmeye çalışanları, çözmeye çalışanları, zahirini delmekten ve çözmekten men ederler. Allah çünkü dinini bunlar ile muhkim kılar. O yüzden tevhid düşüncesinin ve felsefesini zahiri noktada delmeye ve çözmeye çalışanlar, gerçek İslam ulaması, veya gerçek İslam tasavvurcusu, veya hak yurcusu değildir. Onlar sapık ve zındık olmamış olsalar, Muhammed Mustafa'nın, kurmuş olduğu felsefeden, Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, getirmiş olduğu, dairenin dışına, çıkmaya asla haber etmezler.
Büyük küstahlıktır. Ve büyük bir sapıklık, ve büyük bir zındıklıktır. Ne yazık ki insanlar, tasavvuf adı altında, din adı altında, tarikat adı altında, Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem çıkardığı, yolların hep sapıklıktır, şirik görülmek için, Hristiyanlara, Yahudilere, Budistlere, Hindilere şirik görülmek için, devirsiz, dünyanın değişik ülkelerinde, değişik inançların içerisinde bulunan, adına tasavvuf veya sünfilik denilen, değişik hareketlere şirik görülmek için, Muhammed Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem adı,
koymuş ve indirmiş olduğu ölçüleri, derekler, bu dışına çıkanlar, bu anlayışın üstündeyiz gibi görünen insanların, hepsi de, cifedir, leştir, sapıktır. Sapıklar, yeryüzünde cifedir. Sapıklar, yeryüzünde cifedir. Hiçbir anlayışlarına, hiçbir felsefelerine uyunmaz. Müşrikler ve sapıklar. Muhammed Mustafa F. Hazretlerinin, hem de, peşinden gitmeyen, yolundan gitmeyenlerin, bir cümle, hepsi de, sapık, cife ve müşriktir.
Ve kendi kendine, gitmiyorsa, o kimse cifedir, cife. Leştir. İsterse zengin, ister padişan, ister Rusya'nın şurasında, ister Hindu dağlarında, isterse Kabe'nin, sallallahu anh, zahiri ve batınî, tarih ile halleri, bunu inkar ediyorsa, o kimse cifedir.
O kimse margıtullah, evli değildir. O yüzden insanların anlamayacağı, insanların dinlemeyeceği, Kur'an ve sünnetin dışında, veya Kur'an ve sünnetin sanki özünde, içindeymiş gibi gösterip, insanlar Muhammed-i Mustafa'nın, tek yolun dışına çıkan, cifeden başka bir şey değildir. Bunların marifet, Fethullah herhidi, direk, Muhammed-i Musa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, raniyeti ve nübraniyetidir.
Şurunuzda, resver olarak görmeyin. Sapıklaya ve delalete götürebilir. Kesikliğe götürebilir. Sizi son anda, karanlıkların içerisine doldurabilir. Çünkü insanlar, kuru misali, koyun misali, yaşına takılıp giderler. Siz uyanık olun, siz bu noktada diriyordunuz. Kendinizi, Muhammed-i Musa, kendinizi diriltin. Ve gerçek, marifetullah herhidlerini tanıyın. Eğer ki, zahiri manzı kimse, Muhammed-i Musa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem, azetlerinin, kendine rehber etmiyorsa, o kimseden uzak durur. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın, Muhammed-i Musa'nın, kendisine, Muhammed-i Musa'nın, kendisine, rehber ol, Muhammed-i Musa'nın, sünnetlerini, kendisine, kitabı ol, Kur'an-ı Kerim'i, İsa'ya Allah'ın, Muza'ya Allah'ın, Sen şeyhin dediğin,
insanı Allah'ın, anladıysan, mürşidin dediği, kimseye anladıysan, sen Allah aşkına, kendine anladıysan, senin Rabbin o'dur, sen ona döndüreceksin. Sen, kendine Rab olarak dünyayı seçtin, sen ona döneceksin. Ve dünyanın peşinden koşup gideceksin, Allah yolunu açık etsin seni. Eğer sen kendine Rab olarak, gideceksen kadını Rab olarak bileceksin, kadın ne dediyse onu yapacaksın. Eğer kendine Rab olarak, kendine kocanı seçtiysen, evet, kocan senin Rabbin olsun, git kocanın peşine taşın. Nerede aç diyorsa oranı aç. Takıl, derse gitme diyorsa gitme. Zikrullah'a gitme diyorsa gitme. Karamı helalı tanıma diyorsa, ne varsa ye, ne varsa iç. o şişman karının, alnındaki kırmızı noktaya bakmayın.
İbadet olarak, git o şişman hindi kadına ver, bin doları, otur, üstüne para ver. Sen Rabbine döndüreceksin. Senin Rabbin o şişman kadın. Git bin dolar ver, o lüks, beş boyumuzda, o tenlerde, ona doğru döndür kendine. Bizim onunla işimiz yok. Biz yönümüzü Allah'a döndük. Bizim iki yüz, bizi başka yüzlere döndürmeye çalışanlar, aldanırlar.
Bizim bu noktada, duruş noktamız belli. Allah bizi affetsin. Cenab-ı Hak bizi kendine döndürdü, kendine bunu döndürmeye de sabit eylesin. Cenab-ı Hak yüzümüzü, gözümüzü çevirtmesin başka yerlere. Kıymetli kardeşler, Marifetullah ehli, Allah'ı her şeyinden fazla sever. Marifetullah ehli, her şeyden üstün Allah'ı tutar. Marifetullah ehli, canını, kanını, damarını, varını, yoğunu, Allah'a döndürmüştür. Onun işi Allah madır. O Allah'ı çok sever. O Allah'ı çok sevdiği için, Allah onu sever. Aslında, gerçek manada, Allah onu sevmiştir. Önce Allah onu sevmiştir. Niçin? Çünkü, o müşriklerin içerisinde, kafirlerin içerisinde, sapıkların içerisinde, Allah, öyle insanları sever ki, o müşriklerin ve sapıkların karşısına, o peygamber tanımaz, kitap tanımazların karşısına, o yol bilmez, infan bilmezlerin karşısına, o ahlaksızların karşısına,
o dinsizlerin, imansızların karşısına, o dinsizlerin, imansızların karşısına, demirden kaleler gibi, nurdan kaleler gibi, kaleler kurar. Onlar işte, Allah'ın yer yüzünde, onların üzerinden, onların eliyle, iyilik de, iyilik de, nikayet kimseler. İşte onlar, gerçek, marifetullah elleridir. Onlar, sapıklığa karşı çıkarlar. Onlar, hidayetsizliğe karşı çıkarlar. Onlar, dinsizliğe karşı çıkarlar. Onlar, imansızlığa karşı çıkarlar. Allah. Ve onlar, dinsizlerle, imansızlarla, mücadele ederler. Cihad ederler. Her kim, Kur'an'a, savaş açmıyorsa, ya bir yüzünüz Allah'a, ya da bir yüzünüz, ya da bir yüzünüz, ya da şeytana yönelikse, başka bir yere, insanın iki yüz olması, bir şeytana döndürüyor,
böyle bir yüz mümin yüz oldu. İnsan iki insanın kelamını, ya da susarsın. Susarsan, bir şeytansınız. Susarsan, dinsiz şeytansınız. Marifetullah ehli, susmaz. Marifetullah ehli, o sünneti tehlike eder, yaşar ve yaşatmaya çalışırlar. O yüzden, bir takım yerlerde, yerlerdeki abileri kızacak diye, Hristiyanları cennete sokalım. Bir kısım yerlerdeki insanlara şirin görülmek için, Yahudileri, cennete sokmaya çalışanlar, bir kısım yerlerdeki insanlara şirin görülmek için, Budistleri deist, bir kısım yerdeki insanlara şirin, Kuran ve sünnetin dışında, kendilerine inanç mertebesi oluştu.
Çalışanların hepsi de ciğirdedir, satırlık tümle baş edersin. İlgi ve alakaları yoktur. İman edip, tövbe edip, geri dönerlerse müştesna. İman edip, geri dönmediklere müddetçe, iman edip, geri dönüp, tövbe etmediklere müddetçe, onlar ebediyen cehennemdedir. Çünkü, kendilerine, Kur'an'ı, kitap, Muhammed Mustafa'yı rehber edilmemişler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hadreti şerifle buyurur ki, eğer Musa, benimle ayranın peşine takılıp gitseydiniz, hepiniz de sapıklardan olurdu. Dikkat edin, kıymetli kardeşler. İkisi de Peygamber. Ama Musa aranızda olsa, aranızda olsaydı diyor, siz Musa'nın peşine takılıp gitseydiniz, hepiniz de sapıklardan olurdu.
Bunu kime söylüyor? Bunu Hz. Ömer Efendimiz'e söylüyor. Bunu başka birisine değil, Hz. Ömer Efendimiz'e söylüyor. Sakın ha! Sakın ha! Ne kadar Hristiyan ve Yahudi var ise, Muhammed-i Mustafa'yı tanımıyorlarsa, ve onun getirdiği kitabın Kur'an'ı tanımıyorlarsa, hepsinde sapıktır. Hepsi de ebediyen cehennemdir. Onların marifetullahla alakaları yok. Marifetullah ebliğ, Allah'ı kendisine Rab, Kur'an'ı kendisine kitap, Muhammed-i Mustafa'yı kendisine rehber edilmiştir. Dışında başka bir şey yoktur. İşte bir kısım, kendisini yine marifet ehlinden gören insanlar, konuştuklarını, meleklerden inham aldıklarını, Rab olarak da kendilerine melek seçtiğini zannederler.
Böyle de felsefeciler vardır. Melekler, kendi noktalarında nefisleri yoktur. Ne tabi derler? Bir kısmı Allah'ı hamd ederler. Bir kısmı Allah'a şükrederler. Bir kısmı Allah'ı zihrederler. Bir kısmı Allah'ı tavap ederler. Ve hepsi de kendi alemlerinde, kendi makamlarında, kendilerine biçmiş olduğu görevi yerine getirirler. Ve hepsi de Allah'a utanç içinde ibadet ederler. Hepsine hayra içerisinde ibadet ederler. Boyunları bükük gibi ibadet ederler. Çünkü, onlarda nefis yoktur. Onların üzerindeki bu hal, Allah'ın hülüt ve ikramıdır. Onlar hülüt ve ikram altında, hep boyunları aşağıdır. Hep boyunları düşüktür. Niçin?
Ümünler üstündür. Muhammed-i Mustafa'nın ümmeti üstündür. Muhammed-i Mustafa'nın ümmetinin içindeki veliler, marifet ehlileri üstündür. Onlar, melekler gibi değillerdir. Onlar, boyunlarını bükme noktasında, utanç içinde, hayra içinde değiller. Çünkü, onlar nefis taşırlar. Şeytan da nefis taşır. Şeytan da nefis taşır. Ama, melekler nefis taşımazlar. O yüzden, şeytan, tüm ünitesi sebeb çıkarmaktan, insanları kandırmaya çalışır. Biz, şeytanla imtihan olduğumuzda, şeytan her zalipken, işimize, Allah, bizim kafamızı diker. Derse, ey melakeler. Hani, demiştiniz ya, siz yeryüzünde, sen yeryüzünde, ağzınızı çıkaracak, saplıyı çıkaracak, insanlar mı yaratıyorsun?
Biz, sana yetmez miyiz? Ben de size demiştim ya, siz bilmezsiniz. Allah bilir. İşte, yeryüzünde, senin desisene, senin karıştırmana, senin fitne, senin bütün her şeyi, hilevazına rağmen, bu kulum, sana galip gel, senin desiselerden kurtuldu. Allah, onunla, gök halkına, övünü. Onunla, gök halkına, şataat eder. Der ki, ey gök halkı, işte tanıyım, ve onu seveyim. Bu Allah'ı sevdi, bu Allah'ı sevdiği için, şeytanla arasına duvar vurdu. Bu Allah'ı sevdi. O yüzden şeytana sırtını döndü. İki yüzlülük yasladı, bunun tek yüzü var. Bunun tek yüzü Allah'a yönelik. İşte bunu sevdi. Allah, o kulunu, bütün minnada da, ahirette de, büyükecektir.
Allah, cümlemizi, o kullarından eylesin, inşallah. Cümlemizi, marifet noktasında giden kullarından eylesin. Ve Allah'ı sev, Allah'ı seviyorsanız, Allah'ı zikredin. Allah'ı zikrediyorsanız, Allah'ı seviyorsanız demektir. Seven, sevdiğini zikreder. Seven, sevdiğini hiç unutmaz. Seven, sevdiğini hiç, hiç, hatırını kırmaz. Seven, sevdiğinin peşinden gider, yolundan gider. Seven, sevdiğinin haliyle hallenir. Seven, sevdiğinin, nuruyla nurlanır. Seven, sevdiği gibi olmaya çalışır. O ne istiyorsa onu yapmaya çalışır. Bugün, arifeydi. Sevenler, bugün oruç tuttular. Sevenler bugün, tekbir getirdiler. Sevenler bugün, Allah'ı zikrettiler.
Toplandılar, Arafat'ta. Arafat'ta toplanıp, Allah'a yalvardılar. Burada kalanlar var. Arafat'ı yaşamaya çalıştılar. Allah'ı hatırladılar. Onu zikrettiler. Onu tespit ettiler. Tekbirler getirdiler. Seven, sevdiğinin, özel günlerini kollar. Bu gece de, seven, sevdiğini yine zikretmeye çalışacak. Ve bu gün, maşhur. Maşhur. Bugün yükselecek. Bugün ikram edecek bu gece. ve dünya semasına inecek. Diyecek ki, nerede aşıklarım? Nerede beni sevenler? Nerede bana tövbe edenler? Nerede bana feryat olarak dua edenler? Nerede benden isteyenler? Nerede hastalığına çare arayanlar? Nerede borcuna eda isteyenler? Nerede rezzak olan Allah deyip ona inananlar?
Rızkı davranının rızkını gelirse deyip, borcu olanın borcunu ödemesine vesile olayım. borcunu ödeteyim. Hastalığı olanı, hastalığına şifa vereyim. Ve murat olanın muratlarını hal edeyim. Bugün gani olan Allah, dünya semasına tecelli edecek. gelin bu geceyi de tedbirlerle, zikirlerle, dualarla, niyahatlarla geçirin. Ve bayramımız bayram olsun. Kurtuluş veranını alınıp bayram bayram olsun. Kim bu geceyi, ibadetle geçirirse, kıyamete kadar, bütün insanların yapacak olduğu ibadetten, evlavi ibadet edecek. Kim bu geceyi, şimdicini oruçlu geçirir, bu geceyi de, bu geceyi de, ibadetle geçirirse, Allah, geçmiş yılın günahını affettiği gibi, bu önümüzdeki senenin, gelecek yılında, günahını affedecek.
Bu ne demek? Önümüzdeki sene muhafaza olunacaksınız. Önümüzdeki seneye korunacaksınız. Şimdiden koruma halkasını, üzerinize geyeceğiz. Allah kuts edecek, muhafaza edecek. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Bir gün önünüze helal edin. Şimdat bir fatiha şehrin. X fotoğraf, F perchwwweni onlardan normal испak, Allah cümlemleri on verdik!
Boştu, tysccacional oşur. Rısh owamfada, Allah reng withstands. commencé, early stratiha erOT Riverside, Esraonallah thisland audio. Onlaru cümlemize, Waqtusun admus Lexudin,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi