Yani o velilerin, o mürşidi kamillerin seslerinin baki olacağı, onların normalde bütün her şey yok olsa dahi, onların o seslerinin yok olmayacağını dairdi. İki bin sekseninci beytten devam ediyoruz. Onların gönülleri öyle bir gönüldür ki, gönüller ondan sarhoştur. Yani o azizlerin, o mürşidi kamillerin, o pirlerin, o velilerin gönülleri öyle bir gönül ki, o gönülden diğer gönüller sarhoş olur.
Gönül malum, işte bazı, bunu normalde bazı yerlerde kalp denir, bazı yerlerde gönül olarak geçer, işte böyle değişik bu konuda herkes kendi kültürünce bir şey söylüyor. Ama genel manada ilahi aşkın, Allah'a yakınlığın, imanın, İslam'ın, ihsanın tecelli ettiği mekan olarak adlandırılır. Çünkü iman içsel bir şeydir.
Hani tarifte de dil ile ikrar, kalp ile tasdik denir ya, dil ile ikrar, kalp ile tasdik, yani dil ikrar eder. Ama asıl imanın hakikati insanın kalbinde, gönlündedir. Çünkü normalde dil sadece hukuk açısından karşımızdaki, etrafımızdaki insanları bağlar. Yani bir kimse ben Müslümanım dediği anda dil ile ikrar etti.
Veya ben Kur'an ehliyim bitmiştir. Ben Muhammed ehliyim bitmiştir. Siz ona bir daha bir şey diyemezsiniz. Ve normalde bunu gönül tasdik eder, kalp tasdik eder. Dil sadece kalpteki tasdik ikrar eder, dışarı söyler. Öyle olunca normalde tabii hani onların gönülleri öyle bir gönüldür ki gönüller ondan sarhoştur. Yani gönül diğer gönülleri ne yaptı?
Ne zamana kadar şundan, Bundan, İyiden, Kötüden bahsedip duracağım, Bir gece gönlün selamını, Almak arzusuyla,
Kapısını çaldım, İçerden, Kimdir o sesi geldi, Kapıyı çalan, Senin gönlünün kölesidir dedim, O içerideki, Ay yüzünün, Nurunun şulesi, Kapının aralığından, Yol üstüne, Gönüle, Göze düştü, Gönül mahallesi, Gönlün yüzünün, Dalga dalga, Nuri ile doldu, Her taraf nurlandı, Güneş ile ay, Gönlün değersiz birer, Kadehi oldular, Gönülden bir haber gelince, Gökyüzüne bir gürültü düştü, Varlık, Kainat, Eline bir meşale aldı, Halk, Duygularının zincirinden kurtuldu, Her tarafı göz kamaştıran, Şaşılacak bir nur kapladı, Kürsü de,
Arş da, Gönlün nuru ile aydınlandı, Ruh, Gönlün selamını almak için, Kapısının önüne oturmuş, Gönül damını gözlüyordu, Kalender insan değildir, İşte sana kısa özlü bir söz, O, Baştan başa bakıştır, Görüştür, Gönül, Susarak konuşur, Bütün kainat, Varlıklar, Gönlün sarhoşu, Dokuz göğün konakları, Gönle ancak iki adımlık yoldur, Ben o tertemiz yüze, O güzel yüze bakınca,
Kendimden geçtim, Ona dedim ki, Ne kadar da güzelsin, Sende ilahi bir güzellik var, Binlerce güneş, Binlerce göz, Binlerce çerağı, Senin kulundur, Kölendir, Ey Gönül, Canlar senin parıltından, Meydana gelmiş gölgelerdir, Ey Gönül, Güzellik zamanla gelir geçer, Sonu yoktur, Halbuki senin güzelliğinin, Zamanı da aştı, Sonu da aştı, Ey Gönül, Periler, Cinler önüne geldiler, Sana hizmet etmek istediler, Melek de, Yıldız da, Gökyüzü de, Sana secde ediyorlar, Hangi gönülde, Senin kulun ve kölen olduğuna dair, Bir damga,
O zaman varoluş her daim devam ediyor. Her an devam ediyor. Kesintiye uğramadan devam ediyor. O yüzden bir Sufi'nin, bir dervişin gönlü de bu manada bir sahil gibidir ilk etapta. Nasıl sahil gibidir? Derviş yetişirken o kimse, o dalgalar tabiri caizse ona çarpar. Sahil gibi.
Yani tecelliyata rağm olan bir derviş, eğer ki gönül dünyası berraklaştıysa, gönül dünyası aydınlandıysa, gönül dünyası tecelliye rağm olduysa, onun gönlü bu benzetmede, teşbihte hata olmaz, kıyı gibidir. Habire şak şak şak … vurur ve her vuruş eskisi gibi değildir. Tek esmada da vurmaz, tek sıfatsal tecelliyat da olmaz.
Burada önemli olan o dervişin gönlünün buna yatkın olması. Dervişin gönlünün buna yatkın olması, gönülde kim, kibir, yanlışlıklar, eksiklikler olmayacak, onun gönlü saf bir hale gelecek. Nasıl saf bir hale gelir? Tövbeyle saf bir hale gelir, zikriyle saf bir hale gelir, sevgiyle saf bir hale gelir. Öyle olunca onun gönlünde Hazreti Pir'in deyimiyle zuhur veya eskilerin deyimiyle zuhurat bitmek tükenmek bilmez.
Ben onu hayret perdesi olarak nitelendiriyorum. O yüzden o tecelli dalgaları, o hayret perdeleri ardı ardına gelir. Ve ardı ardına geldikçe o kimse ilmi ledünden bilgilenmeye başlar. Artık onun gönlüne ilmi ledin akar. Çünkü her esma kendi ilmiyle gelir. Her sıfatsal tecelliyat kendi ilmiyle gelir.
Destur Hû, eyvallah, illallah, Muhammedun Resûlullâh. Destur ya Hazret-i Allah Hû. Kış günü sen de bizim gibi düşünüyorsun. Bugün zevk peşindesin, gezip dolaşmak, gönlünü eğlendirmek istiyorsun.
Sen bir güneşsin, biz de senin ışığındaki zerreleriz. Sen bugün bizi başsız ve ayaksız ettin. Sen bugün bizi İsa gibi dördüncü kat göğe çıkardın. Güneşin yanında oturttun. Ey gönül, sen bugün kayaların gönlünden yüzlerce kaynak fışkırt. Bugün sözünde duruyor, bol bol bağışlarda bulunuyorsun.
Ben bugün gül sevdasına düştüm, gül arıyorum, gül. Gönlüm elbiselerini yırtmada, bugün sevgili ile buluşma günüdür. Gel ey benim sevgilim, gel gönlümü al. Çünkü bugün lütuf günüdür, bağış günüdür. Ne olur sevgilim gel de güllerle, nar çiçekleri ile dolu olan, güzel yüzünle bugün bizi neşelendir, güldür.
Ey lütfu hastanın elinden tutan aziz varlık, kalk. Ayağıma diken battı, sana geldim. Ey güzelliği tertemiz canlara tuzak olan, işte sana zavallı bir av, kalk da avla. Senin aşkının yüzünden gönül kan oldu, kan da coştu, kaynadı. Bütün bunları bize reva görme, kalk.
Ben eşeklerin otlağını nasıl oldu da tanıdım bilmiyorum ki. Bu balçık yurdundan kurtuluş düşüncesini, kurtuluş yolunu gönlüme düşürenin havasına uyuyayım da, ağaç gibi yer altından baş kaldırarak, ellerimi göklere uzatarak kurtulmak için uğraşayım. Çiçeğe dedim ki, ey çiçek, bu çocukluk yaşında nasıl oldu da tam olgunlaştın, kemale geldin?
Benim aslım, benim yerim mekansızlık alemidir. Ben herhangi bir yerin ehli değilim. Nereden neyi tanımışım ki? Hayır, sus artık, yok ol. Yokluğa var da hiçbir şey olma. Bir bak da gör. Ben her şeyi yoklukta gördüm, tanıdım. Gönlümün halini sevgilime bildiğim gibi anlatayım.
Gözlerimden yaşlar boşandı. Gönlüm kana boyandı. Bir türlü anlatamadım. Evvelki gün, gönlümün halinden kırık dökük bir şeyler anlatıyordum. Düşünce kadehi daraldı. Ben de küçük bir şişe gibi onu kırdım. Bu aç tufanında koskoca gemiler paramparça olurken, tahta kırılır, ayrılırken benim gönül kayığım ne olur?
Ey gönül gibi benimle beraber olan, hem de benden gizlenen sevgili. Sana gönülden selam veriyorum. Sen Kabe'sin. Nereye gidersem gideyim, sana yönelirim, sana varmak isterim. Nerede olursan ol, sen her yerde hazır ve nazırsın. Uzaktan bize bakarsın.
Ya Muhammed-i Mustafa'nın hırkasının kokusudur. Doğruluk ırmağı. Sen bizim sevgilimizin arkından arık akıyorsun. Sen getirdiğin hoş kokuları ta gönüllerin tuğru sinası oluyor. Canlara can katıyorsun. Ey sözü, konuşması, bütün davranışları, halleri hoş olan sevgili.
Ey ayların, yılların kendine kul oldukları güzel. Senin ayın da hoş, yılın da hoş. Ey perdenin arkasından ışığı, nuru görünen sevgili. Senin ışığın, sıcaklığın bize yaz mevsimi oldu. Bizim de yaz mevsimi gibi gönlümüz sıcak.
Gel bizi al, gül bahçemize kadar çek götür. Gel, gel de senin lütfunla çorak yerler yeşersin. Mezarlar bahçe haline gelsin. Koruklar tatlaşsın, üzüm olsun. Ekmeğimiz pişsin. Gel. Ey can güneşi, ey gönül güneşi, ey güzelliğiyle güneşi bile utandıran güzel. Gel, gel de bizim zavallı halimizi gör.
Şu balçık beden, canı nasıl tutmuş bırakmıyor. Yüzünün sevdası ile dikenlikler, nice defalar gül bahçesi haline geldi. Güzel yaratma gücüne olan imanımızı arttırdı. Ey ebedi aşk, şu gönlümüzde kendini gösterip, canımızı balçık zindanından kurtararak, tek olan, eşi olmayan Allah'a yönelttin.
Sonbahar geldi, sonbahar geldi. Dallarda, yapraklarda gönül derdinin eserlerini seyret.
Ey vahçıvan dikkat et de ağaçların içten gelen feryatlarını duy. Her tarafta dilsizce ağlayıp inleyen yüzlerce can var. Gözler sebepsiz yaşanmaz, dudaklar sebepsiz kurumaz. Gönlünde bir dert olmadıkça kimsenin yüzü sararmaz, sapsarı kesilmez. Hasılı gam kargası geldi, nispet verir gibi.
Zaten gönlümdeki düşünce ve duyguları anlatmaya inkan yok. Babacığım, susta, bahçedeki kuşlardan, ötelerden, gayb aleminden gelen haberleri dinle. Sanki onlar mekansızlık aleminden uçarak gelen birer oktur. Sana doyamıyorum.
Ben gerçek yolumu buldum. Aşk denizine gidiyorum. Artık size ihtiyacım kalmadı. Testi kırın, tulumu da yırtın. Bilmiyorum ne zamana kadar şu zavallı gönlüm sızlanıp duracak. Vah! Benim yıkılmış, harap olmuş gönlüme. Ne zamana kadar bu dudakların padişahın hayaline karşı feryat edip duracak. Denize doğru git de gör.
O yüzden her iki Sayın Başkan'a huzurlarınızla teşekkür ediyorum. Yeniden. Biz Sufiyiz. Sufilerin kapısı da gönlü de açıktır. Sufiler kan katil, düşmanı olsa, kapıya gelse hürmet eder, hizmet eder. Bu Sufilerin Adem'den beri geleneği, göreneği, örfü edebidir.
Adem'den beri. İlk Sufi Adem'dir. İlk Sufi Adem'dir. O yüzden misafir bizim için başımızın tacı, gönlümüzün sultanıdır. Hepiniz de misafirimsiniz. Hepiniz de başımın tacı, gönlümün sultanısıdır. Allah hepinizden razı olsun. Ben yaşadığım sürece Kur'an'ın kölesiyim.
Bunu es geçerekten şebu aruz'a girmeyi vicdanen gönlüm razı olmadığı. Yani bu acının içerisinde, bu sancının içerisinde bir şebu aruz kutluyoruz. Bu acının ve bu sancının içerisinde, evet eğer dünya üzerindeki Müslümanların kanı akıtılırken, dünya üzerindeki bütün insanlık emperyalizmin pençesinde inim inim inlerken ve dünya insanlığı, dünya insanlığı emperyalizmin pençesi altında ütülürken, kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, bütün dünya insanlığının iki paralık edilirken biz bunları es geçip, bunları görmemezden gelip şebaruz kutlama noktasında değiliz.
O zaman sen yetmiş iki buçuk milletle, dağla da, taşla da, otla da barışık olursun. Çünkü varlığın bütün üzerinde tecelli eden Allah'ın sıfatlarından başka bir şey değildir. Ve senin sevmediğinin üzerinde dahi Allah'ın sıfatsal tecelliyatı vardır. Senin sevmemen, senin gönül eksikliğindendir. Kemala ermediğindendir. Sen sevmekle mükellefsin.
Açlık kalmaması için, sen bu noktada iktisat et. İktisat et ki, sana kalsın bir şeyler. Devam ediyoruz. O gönüllere gönül kesilenin haberlerinden birini duy. Hani, namaz ancak gönül huzuruyla tamamlanır der. Bu hadis-i şerifin bir kısmıdır.
Namaz, gönül huzuruyla tamamlanır. Yani senin gönlünde çıfıt çarsısı olmayacak. Sen namazdayken alıp satmayacaksın. Namazdayken kavga etmeyeceksin. Namazdayken birilerine laf yetiştirmeyeceksin. Namazdayken sen, kafan başka işlerle, gönlün başka işlerle oluşmayacak. Sen namazdayken, kafan namazın dışında başka işler bitirmeyecek.
Bir gönül kırdıysan namaz, namaz değil. Kırma gönül. Kimseyi incitme. Kimseye zulmetme. Edebe riayet et. İnsanlara zulmedip namaza durduğunda, o namaz sonuçta taşın üstünden akıp giden su gibi olacak. O kimseye bir etkisi, bir faydası olmayacak. Allah muhafaza eylesin.
Gönül huzuru olacak. Gönül, bütün namazda gönül huzuru aranırsa, Oruçta da gönül huzuru aranır. İbadetlerde gönül huzuru aranır. Zikrullah'ta gönül huzuru aranır. Sohbette gönül huzuru aranır. Sen her demde gönül huzurunu hep muhafaza et. Bu neyle mümkün? Bu senin hayatında edeplere riayet etmenle mümkün. Bu neyle mümkün?
Hu, eyvallah, illallah, Muhammedun Resûlullah, destur ya Hazreti Allah, hu. Gönüllerle gönüller kazanıcı olmak, benliğe kapılmamak, gönülsüz olmak, bizim insanlık sırlarımızdır. Hak, dostumuz oldukça bizim işimiz iştir.
Eski mallar satanların, yani eskiden gelmiş bilginlerin, aşk hakkındaki görüşlerinin nöbeti geçti. Biz, aşk hakkında yeni görüşlere sahibiz. Bu aşk pazarı, şimdi bizim pazarımızdır. Çürümüş çimenleri, kurumuş dalları atarak, yemyeşil, çiçekli yeni bir dünya meydana getiren, ilkbahar gül bahçesinin canıdır. Fakat bizi, bizim gönüller kazanmadaki başarımızı, aşkımızı görünce, kendi zavallılığını anladı da, feryada figana başladı.
Çünkü bu ses benim gönül çengimden, gönül sazından çıkan seslerdir. Bizim ders gördüğümüz yer, aşktır. Bize manen ders veren de, celal-i sahibi Allah'tır. Bizler öğrenciyiz, onun aşkı da, tekrarlayıp durduğumuz bilgidir. Aşıkların dostu aramaları kendilerinden, kendiliklerinden değildir.
Ben uzağı düşünmeyenin kuluyum, kölesiyim. Sonra giderim dersen, hayır gecikme derim. Eğer öne giderim dersen, hayır önünde yol yoktur derim. Kayıtlardan kurtul, onu gönlünde bul. Elini aç, kendi eteğini tut. Bu yaranın merhemi, yine bu yaradan başka değil. Bütün iyi kötü, dervişin cüzüdür.
Geçen haftadan yedi yüz yirmi beşinci beyti okumuştuk herhalde, bu ayda, bu haftada yedi yüz yirmi altıdan devam edeceğiz. Agâh ol, bir gönüldeşten gönül gıdası al, onunla gönlünü gıdalandır, yürü, ikbali bir ikbal sahibinden öğren. Gıdalar vardır, zahiridir. Akşam yemeği yersiniz, vücudunuz kuvvetlenir. Zahiri bir gıdadır.
Ruhun varlığını kabul ederler. İşte nasıl bizim bedenimizin, cesedimizin bir gıdaya ihtiyacı varsa, yemeğe içmeye ihtiyacı varsa, ruhumuzun da gıdaya ihtiyaç var. Sakın böyle ortalıkta dolaşan musiki ruhun gıdasıdır deyip ruhun gıdasını musikiye bağlamayın. İnsanın manasının, batınının tecelli ettiği yer gönlüdür.
Gönül de göğüs kafesinin bulunduğu yerdir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyor sahabe, gönülden kas neresidir diye göğüs kafesini işaretliyor. Gönül dediğimiz şey, batın dediğimiz o daire orası. Hani başka bir hadis-i şerifte de takva nerededir diye sorduklarında takvayı göğsüne işaret ediyor.
O yüzden bu gönlün de bir gıdası vardır. Hani başka bir ayet-i kerimede kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur der ya. İşte o zikrullah gönle gıdadır. Hafızlık çalışıyorsunuz, Kur'an-ı Kerim gönle gıdadır. Kur'an-ı Kerim okumak insana şifadır. Gönlüne şifadır. Kur'an-ı Kerim hem zahire şifadır, hem batına şifadır. Zikrullah hem zahire şifadır, hem batına şifadır.
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı, hak, batılı, batılı bilenlerden eylesin. Hakkı kalbine, gönlüne ilham olunanlardan eylesin inşâAllah. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. 1202. beyt olması lazım.
Mahpus gibisin. Kimseyle konuşamıyorsun. Kimseye meramını anlatamıyorsun. Yani ancak diyorlar ya tarzanca konuşur diye. Öyle konuşuyorsun. Şu halde mahremlik dili bambaşka bir dildir. Gönül birliği dil birliğinden daha iyidir. O zaman bir kimsenin mahremlik dili dediği birbiriyle mahrem olmuş, tanışmış, muhabbet etmiş.
İyice birbirlerini tanıyorlar. Onların dili ne oluyor? Bambaşka bir dil daha samim oluyor. Ama diyor gönül birliği dil birliğinden daha iyidir. Gönül birliğine insanın birbirlerine muhabbet beslemesi, birbirini sevmesi ve gönül birliği aynı hedefe koşmak, aynı felsefeye sahip olmak, aynı fikre sahip olmak, aynı heyecana sahip olmak, aynı hemen hemen birbirine yakın duygulara beslemek, o duygu coşkunluğunu veya o duygu dinliliğini tatmak, aynı gönülden gönülden hani bir yol vardır derler ya, iki gönülün birleşmesi, iki gönülün birbirinden manevi olarak birbirini tanıması, birbirini sevmesi, birbirini muhabbet beslemesi ve bu çoğaldığı zaman gönül birliği oldu.
Burası şimdi gönül birliği. Herkes tek noktada birleştiği mesele ne? Allah rızası için Allah sohbeti dinlemek, Allah'ı zikretmek. Para vermek yok, pul vermek yok, herhangi bir makam, mevki, o bu yok, hiçbir şey yok. Biz Allah için buradayız. Yok işte gözümüz kadınlara kayarsa o zaman nefsimize uyduk. Veyahut da kadınların gözü bize kayarsa onların nefislerine uydu.
Metinler konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.