Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Ağustos 2021 · 45:59
Divân-ı Kebir'den devam edeceğiz. İnşâAllah faydalı olur. Belki de çok uzun zamandan beri bu topraklarda böyle bir Divân-ı Kebir okunması olmamıştı belki de. Öyle bir rüzgâr esti işte. O yüzden inşâAllah biz de Divân-ı Kebir okumaya devam edelim, istedik. Tab'ın nefes verdiği müddetçe inşâAllah Kur'an ve sünnet noktasında hizmet etmeyi cümlemize nasip eylesin inşâAllah.
Haydi Neyzenbaşı, üfle ta ötelerden bir nefes. Ruhumuzu dirilsin, canımıza can katsın, aklımıza akıl, ferasetimize feraset. Öyle üfle ki ondan olsun üfletin, üflentin, kalbimize derinlik versin, mesrûr eylesin, genişletsin. Öyle bir üfle ki ta ötelerden onun nefesi olsun inşâAllah. Can'a haydi geri dön diye bir ses geldi. Can da ey beni çağıran yüce varlık, merhaba, geliyorum diye cevap verdi.
Ses duydun, baş üstüne her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çağır da ta el-est makamına kadar uçayım. Ey bizim eşsiz misafirimiz, bizim canımızın sabrını da kararını da aldın.
Seni nerede arayayım, nerede bulayım? Seslenen o candan da mekandan da dışarıdadır. O çok üstün bir yerdedir dedi. Şu zindanda bulunanların, ayaklarına bağlanmış olan ağır zincirleri çözeyim. Gökyüzüne de bir merdiven koyayım. Koyayım da can yücelere çıksın. Sen cana canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da değilsin, bizim şehrimizdensin. Öyle olduğu halde neden kendini garip sayıyorsun? Yabancıymış gibi davranıyorsun. Bu hal dostluğa yakışır mı?
Ahverili bir bir şerbet gibi içmişsin de, kendi evinin yolunu bile unutmuşsun. Çok kötü huylu olan, kabilli büyücü kadın sana ne çok büyüler yapmış. Bu yüzden nereden geldiğini, nereli olduğunu hatırlayamıyorsun. Birini takip ederek gelen, konup göçen kervanlar hep o tarafa koşup gidiyorlar. Senin başın nasıl oluyor da dönmüyor, yüreğin kabarmıyor. Neden hiçbir koku ve heyecanın yok? Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren canlarının seslerini duymuyor musun? O tarafta nice yol arkadaşlarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar.
Birçok insanlar orada bizi bekliyorlar. Hepsi de bizim sarhoşumuz. Hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmişler. Ey zavallı padişahın bekliyor. Haydi padişahın yanına gel diye kulağımıza bağırıyorlar. Bahçeleri güldüren, çimenleri gebe bırakan aşıkların ilkbaharı. Bizim sevgilimizden haberin var mı?
Ey aşıkların feryadına koşan hoş kokulu rüzgar. Ey candan da mekandan da temiz olan aziz varlık. Sen neredeydin? Nerede kaldın? Seni göreceğimiz geldi. Ey Rum diyarının, Habeş diyarının da fitnesi olan rüzgar. Şaşırdım kaldım. Bu pek hoş, bu pek güzel koku. Ya Yusuf'un gömleğinin kokusudur. Ya Muhammed-i Mustafa'nın hırkasının kokusudur. Doğruluk ırmağı. Sen bizim sevgilimizin arkından arık akıyorsun. Sen getirdiğin hoş kokuları ta gönüllerin tuğru sinası oluyor. Canlara can katıyorsun. Ey sözü, konuşması, bütün davranışları, halleri hoş olan sevgili.
Ey ayların, yılların kendine kul oldukları güzel. Senin ayın da hoş, yılın da hoş. Ey perdenin arkasından ışığı, nuru görünen sevgili. Senin ışığın, sıcaklığın bize yaz mevsimi oldu. Bizim de yaz mevsimi gibi gönlümüz sıcak. Gel bizi al, gül bahçemize kadar çek götür. Gel, gel de senin lütfunla çorak yerler yeşersin. Mezarlar bahçe haline gelsin. Koruklar tatlaşsın, üzüm olsun. Ekmeğimiz pişsin. Gel. Ey can güneşi, ey gönül güneşi, ey güzelliğiyle güneşi bile utandıran güzel. Gel, gel de bizim zavallı halimizi gör.
Şu balçık beden, canı nasıl tutmuş bırakmıyor. Yüzünün sevdası ile dikenlikler, nice defalar gül bahçesi haline geldi. Güzel yaratma gücüne olan imanımızı arttırdı. Ey ebedi aşk, şu gönlümüzde kendini gösterip, canımızı balçık zindanından kurtararak, tek olan, eşi olmayan Allah'a yönelttin. Ey nurlar saçan sabahımız, gamlı ve kederli olduğumuz zamanlarda, gönlümüzdeki gam dumanlarını dağıt. Bize şevk ver, neşe lütfet. Talimizin karanlık gecesinde bir gündüz görülmemiş, işitilmemiş, şaşılacak bir gündüz meydana getir. Nerede o gözler ki onu izlesin?
Nerede hakikatleri duyacak kulak? Burhanlar düşünecek akıl. Cüzler küle gidiyor. Reyhan, Reyhan'a, gül, güle kavuşuyor. Her şey bizim dikenliğimizin hapishanesinden kurtuluyor. Diye can diyarından davul sesleri gelmeye başladı. Hoca gel, hoca gel, hoca bir kere daha gel.
Ey hileci ay, gelmem deme, gel. Senden ayrı düşmüş, aşığının halini gör. Kötülüklerle dolu olan dünyaya bak. Ey hapishaneci padişah, mahmur susamışı görmemezlikten gelme. Elde, ayakta sensin. Her var oğlanın varlığına sebep de yine sensin. Sarhoş, bülbül de sensin. Haydi, gül bahçesine gel. Kulak da sensin, göz de sensin. Her şeyin seçilmişi de sensin. Sen kuyudan çıkarılarak satılmış Yusuf'un kölelerinin satıldığı pazara gel. Gözle gizlenmişsin, görünmezsin. Halbuki sen herkese can verirsin.
Bir kere de güle oynaya gönülsüz ve sarıksız olarak gel. Günün aydınlığı sensin. Gamı yakan, yandıran sevinç sensin. Gecelerin aydınlığı, aşığı, ay ışığı sensin. Ey tatlılıklar, şekerler yağdıran bulut, gel. Ey yepyeni dünyanın bayrağı, her akıl ve fikir sana rehin olarak verilmiştir.
Bazen geliyorsun, bazen gelmiyorsun. Böyle yapma, bir daha dönmemek üzere. Tamamıyla gel. Ey perişan kabuslarla dolu olan gece. Git, bir daha gelme. Ey söylenmemiş gönülde gömülü kalmış gam. Ey uyumuş akıl. Defolun, gidin. Sizi istemiyorum. Ey uyanık bah. Ey devlet, gel, gel. Ey nuhun nefesi, ey ruhun hevesi, gel. Ey yaralanmış merhemi, gel. Ey hastanın sağlığı, gel, yine gel. Yüzünün nuru ile cihanı aydınlatan sevgili.
Dün gece bizim aramızda yoktun. Bu yüzden biz karanlıkta kaldık. Yüzünün nuru dün gece neredeydi? Gönlümüze bak da şaşır kal. Çünkü gönül senin güzel yüzünü siper ederken, Heyecandan eriyip yok oldu o halde. Seni siper etmeye doyamadı. Bırak, gönül senin uğrunda erişin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel, Senin ömrün uzadıkça uzasın. Dün gece nurlar saçan ay yüzün nereye doğmuştu? Otağın nereye kurulmuştu? Adamların, ordun nerede konaklamıştı? Sen değil, senin güzelliğin nerede elbisesini çıkarır? Nerede soyunursa devlet oradadır.
Mutluluk oradadır. Dün gece nerede bulundunsa bulundun, O hususta bir şey bilmiyorum ama Bugün şunu biliyorum ki Bugün benden de, Benden ayrı kalırsan Sabrım, kararım tükenir. La havle mescidi gibi, Gönlüm gibi gamlara yıkılır gider. Dün gece, Seher vaktine kadar inleyerek, Feryatlar ederek döndüm, dolaştım.
Sabah oldu da, Gözümü bile yummadım. Ey aziz varlık, Sen bir nurun gölgesisin. Biz de cümle cihan, Senin gölgeniz. Nurun gölgeden ayrı düştüğünü kim gördü? Gölge bazen nurun yanında olur. Bazen de onda yok olur gider. Yanı başındaysa onunla beraberdir. Onunla bir sıradadır. Onda yok olmuşsa, Onunla buluşmuştur. Ona kavuşmuştur. Ona, Onunla bulaşıp, Yok olunca, Allah'ın nuru, Onu alsın. Allah'a çeksin götürsün diye, O gölge, Şaşılacak kadar sıkı bir şekilde, İstek elini, Nura atmıştır. Gölge, İki nurun ayrılıklarını, Sonra birbirleriyle buluşmalarını, Durmadan anlatsam, Sen de bana bu hususta, Çok, Daha çok yardımda bulunsan, Bu konu yine bitmez, Tükenmez.
Nur sebebi yaratandır. Ne kadar sebep varsa, Hepsi de onun gölgesidir. Allah, Allah sebepsizliği her şeye, Sebep kılmıştır. Sebebi yaratan ile, Sebep, Birbirinin aynasıdır. Kim, Ayne gibi tertemiz değilse, Aynayı ve aynadakini göremez.
Gökyüzünden, Can'a, Haydi, Geri dön diye bir ses geldi. Can da, Ey beni çağıran yüce varlık, Merhaba, Geliyorum diye cevap verdi. Ses duydum, Baş üstüne, Her an yüzlerce can sana, Feda olsun, Bir kere daha çağır da, Bilmiledin makamına kadar uçayım.
Bugün, Sevgiliyi gördüm, Her işe, Her güce tat veren, Yapmasını kolaylaştıran, O güzeli gördüm. O kadar güzel, O kadar nurluydu ki, Adeta, Adeta, Mustafa'nın ruhu gibi, Göklere yükseliyordu. Güneş, Mustafa'nın yüzünü gördü de, Utandı.
Gökte, Gönül gibi yarılmıştı, Parçalanmıştı. Suyun ve kara toprağın üstüne, Onun pırıltısı vurmuştu. Bu yüzden, Su ile toprak, Ateşten de, Daha fazla parlamıştı. Göklere çıkmak istiyorum, Lütfen bana merdiveni gösteriniz, Diye niyazda bulundum. Buyurdu ki, Senin başın merdivendir. Başını, Ayak altına al, Başına, Bas da yüksel. Ayağını başının üstüne koyunca, Yıldızların üstüne ayak basarsın. Nefsani arzularını, Şehveti, Yendiğin zaman havada yürürsün. Haydi, Adımını at, Ayağını havanın üstüne koy da yüksel.
Şehvetini ayak altına aldın. Nefsani isteklerini yendiğin zaman, Göklerde, Havalarda, Sana yüzlerce yol belirir. Sen seher vaktinde yapılan dua gibi, Göklere yükselirsin. Sevgilim, Kederli, Gamlı dostunu okşadı.
Acılar çeken, Sitemler tatmış olan cana, Tatlı sözleriyle, Kendi tadından tat verdi. Akla akıl üstünlüğü verdi. Hoş öğütleriyle, Kulağa küpe taktı. Tadı, Tatlılığı coşturdu. Gözlere, Nur bağışladı. Bana, Ey benim yüzümden zayıflayan, Hasta düşen, Perişan olan dost.
Ey benden ürken, Korkan kişi. Ben kerem sahibiyim. Ben kendi satın aldığım kulumu satmam, Dedi. Dikkatle bak da gör. Sevgili, Ne yardımlarda bulunuyor? Bize nasıl ferahlıklar veriyor? Yusuf, Güzelliği uğrunda, Ellerini kesenleri arıyor. Ona, Beni aciz, Zavallı sanma dedim. Kanlı gözyaşlarıma da bakma. Ey sevgili, Senin haberin yok. Ben seni altınla işlenmiş, Atlas bir elbise gibi giymişim. Seninle beraberim. Beni kimsesiz sanma. Kim de bu dünya sevgisini bırakıp, Hakka yönelmek isteği varsa, O nefsini yendiği için, Şaşılacak bir kişidir.
Kendinden, Kendi varlığından, Kurtulmuş bir canda, Zevk içinde zevk vardır. Allah aşkına sus. Yersiz sözler söyleyerek, Susma huyunu öldürme. Bu kasi deyi uzatma, Kısa kes. Çünkü, Asi de geliyor. Ne yazık ki, Hakikat sarayının sadrazamı, Beni meclisine kabul etmiyor.
Beni can merhemi etmiyor. Beni sırlarına mahrem etmiyor. Onu gördüğüm an, Rengim uçtu. Gücüm, kuvvetim kalmadı. Perişan oldum. O durumu anlamadı da, Rengin nerede? Gücün, kuvvetin nerede? Diye sordu. Ben Kerem Irmağan'a daldım. Ben seher vaktinin kuluyum, Kölesiyim. Öyle umuyorum ki, Bu lütuflarla, Feyizlerle dolu seher vaktinde, O güzel kokulu gül gelir, Beni alır. Mana, Gül bahçesine götürür. Hırmağa dalan kişiye, Elbisesi yük olur. Benim şu sarığım ile, Hırkan bana yük oluyor, Ağır geliyor.
Mal, mülk, Mutluluğa ulaşmak sebepleri, Hepsi de o tatlı, Edalı, Ay yüzünden, Yüzüdendir. Sevgili bana, Yakınlık gösterir, Vefalı olursa, Mal da odur, Müyük de odur. Dükkanım, Çalışma yerim, Senin olsun. Sanatım, Hünerim, Bilgiler, Yığın yığın, Kitaplar, Hep senin olsun. Arslan da senin olsun, Orman da senin olsun. Tatar ülkesinin ceylanı bana yeter. Aşk insanı yok eder, Var eder, Gönülsüz bırakır, Elsiz, Ayaksız bir hale sokar. Aşk meyhanesinin sakisi, Şarap sunar, Mest eder, İnsanı kendinden alır.
Dilin halkası bir zincir oldu, Ayağıma geçti. Sakın bu zinciri çözme, Yalvarırım sana, Artık akıl kervanın önünü, Ben vuramayacağım, Sen vur. Ben senin mestinim, Seninle neşeliyim, Seninle hoş bir haldeyim. Ben senin iyiliklerinin, Youtube'larının altında kalmış, Eziliyorum.
Sanki lütfundan gebe kalmışım, Gebe eğer yükünü taşımazsa, Bunu suç sayma. Hiç gökyüzü, Kendi başından dönme sevdasını çıkarabilir mi? Yeryüzü de teninden titremeyi, Hiç giderebilir mi? O padişah, Mukadderat kalemiyle, Rakamlar yazıp duruyor. Gönül, Onun elinde bir kalem, Hoca sen de bir an için olsun, Hayattan şikayeti bırak, Kadere boyun eğ de, Müslümanlığını yenile. Padişah, Kader gereği, Seni imtihan için cefa eder, Sıkıntılar verir.
Sen o cefayı, Padişah'ın elinde bir kabarcık gibi, Padişah'ın elini tutan, Kişi, O kabarcığı öper. Dünya, Cihan'ın gizli hükümlerini, İhtiva eden bir kitap gibidir. Senin canın da o kitabın başyazısı, Düşün de, Bu meseleyi iyi anla, Daima neşeli ol, Arada sırada gelen cefalarla, Yüzünü ekşit ama, Gönlünü hoş tut, Suyu döndür, Başka tarafa aksın, Sen de sus artık, Eşeğin boynundaki, O oyalayıcı çıngarı, Çöz, Ey sevgili, Sen gökteki aya benziyorsun ama,
Sen neredesin, Ay nerede? Senin yüzündeki güzellik, Nur, Ayın yüzünde bulunabilir mi? Herkes ay ışığını seviyor, Ayı seviyor, Ay ise senin aşkının esiri olmuş, Senin elinden feryat ediyor, Senin elinden, Ey Allah'ım diye yalvarıyor, Parlak yüzüne karşı, Güneş de, Ay da secde ediyor, Çünkü senin güzelliğin, Ay ile, Güneş de, Maceraya girişiyor, Ay dün gece, Sana secde etmeye geldi, Fakat seni sevenlerin, Kıskançlığı, Ayın önüne geçti, Defol, Git, Gelme diye, Naralar atmaya başladı, Haydi kalk sevgilim,
Hoş bir eda ile, Salına salına yürü de, Melekler bile gökyüzü pencerelerinden, Başlarını çıkarsınlar, Yeryüzüne eğilip, Seni, Sehredalsınlar, Senin parlak yüzünden, Şimşekler çakmaya başlayınca, Gönüller, Gözlerini korumak için, Elleriyle yüzlerini kaparlar, Her ne kadar, Gönül bahçesi, Zevk ve sefa, Elde ettiyse de, Kış gibi olan, Bu ayrılık yüzünden, Hepsini kaybetti, Can bahçesi, Sonbahara benzeyen, Ayrılık gamıyla, Hazan gibi, Sarardı soldu, Senin baharın, Ne zaman gelecekte, Beni yeşertecek, Hayata kavuşturacak,
Dün gönlüm, Senin oturduğun, Mahallenin başında, Yorgun, Perişan, Uyuyakalmıştı, Hayalin oradan, Geçti de, Gönlüm, Gönlümü o halde, Gördü de, Dedi ki, Nasılsın, Bu ağır, Hayat şartlarının, Sana yüklediği, Yükün altından, Nasıl çıkacaksın, Öyle acılar çekmiş, Öyle zayıflamışsın ki, Bedenin artık, Gözle görünmez olmuş, Böyle söyledi, Sonra geçti gitti, Fakat o güzel dudaklardan, Çıkan bu sözün tesiri, Onun tadından, Bu yaralı gönlüm, İyi oldu, Sağlık buldu, Yarabbi, Onun sevabını, Sen ver, Ey vefasız güzel,
Neden böyle yapıyorsun, Beni perişan ediyorsun, Neden yüzüme bakmıyorsun, Neden beni görünce, Yüzünü ekşitiyorsun, Neden yalnız sana ayrılan, Sana bağlanıp kalan, Senin vefalı dostun olan, Gönlümü, Her an, Mızrakla yer alıyorsun, Senin cevherin, Kuyumcu da, Müşterilerce pek beğenildi, Yani asaletine, Ruhü güzelliğine, Hak aşıkları, Hayran oldular, Öyle olduğu halde, Neden bizim canımızı da, Cihanımızı da, Alıp götürüyorsun, Neden bize acımıyorsun, Sen, Hızır çeşmeşisin, Sen bir kevsersin, Ha bu hayattan bile hoşsun,
Senin ayrılık ateşinle, Yanıp duran ancak benim, Neden beni sevmiyorsun, Senin sevgin, Can gibi gizlidir, Sevgi mührünün de, Sevgi mührünün de eseri, Hizi yoktur, Böyle olduğu halde, Neden gönlüme mührünü bastın, İzler, Nakışlar bıraktın, Neden kendini böyle, Bana sevdirdin, Dedi ki, Ben, Canın canıyım, Canı görmeye heves etme, Can görülmez, Öyle olduğu halde, Neden senin güzel yüzün, Canın şekline girdi, Can oldu, Hani can görünmez diyordun, Neden böyle oldu, Neden, Ey bütün maddi varlığından, Kurtulup, Sadece baştan aşağı,
Nur olan aziz varlık, Yıldızlar bile seni görüp, Kendilerinden utanıyorlar, Peki böyleyken, Ne diye şüphe bulutlarıyla örtünüp, Gönüllere, Maddi ve manevi güzelliklere, İki yüzlü olarak görünüyorsun, Boş devlet yurdundan, Bu mana aleminden,
Bir an bile olsa çıkma, Bir an can şarabını iç, Bir lahzada şekerler çiğne, Ruhani zevkler al, Ruhani tasavvurlar, Vicdana dokunmayan, Pişmanlığı olmayan zevkler, Anlatılmaz güzellikler, Bütün bu manevi haller, Neşeler, Nefisle yapılan gizli savaştan, Başarılı çıkmak, Erenlerin gizli meclislerinde bulunmaktan, Yahut da, Daha gizli olan sırrın da, Sırrından gelmeden, Dünyada görülen ve insanı büyüleyen, Bütün güzelliklerin güzellikleri, Onun güzellik denizinden, Birer damla, Fakat susuzluk hastalığına tutulmuş bir kişi,
Bir damla ile kanar mı? Ey gönül, Dünya zindanından, Zindanının en daracığı olan, Beden zindanından, Geniş meydanlarına çıkmak için, Bir yol var, Var ama senin ayağın, Derin uykuya dalmış da sen, Kendini ayaksız sanıyor, Bu yüzden zindandan çıkmıyorsun, Şu yeryüzünde aradığın, Rızıklardan başka göklerde, Ne gizli manevi rızıklar var, Ekmek hazırlayan fırıncının, Fırınından başka yerlerde, Ne ekmekler pişebilmektedir, Haberin yok, İki gözünü kapatmışsın, Aydın gün nerede diyorsun, Halbuki gününü aydınlatan,
Güneş gözüne düşüyor da, Sana aç kapıyı diyor, Ben buradayım, Seni bu tarafa da çekerler, O tarafa da çekerler, Ey bulanmış, Tortulanmış su, Şu tortudan, Şu bulanıklıktan kurtul da, Göklere, Yücelere yönel, Sen kendi gönlünde, Halvete çekilmişsin, Düşüncelere dalmışsın, İçine daldığın elbise gibi, Sırtına giydiğin her düşünce rengiyle, Şekil ile senin yüzünden belli olur, Onu gizleyemezsin, Her ağacın gönlü, Hangi tohumdan, Hangi taneden su içerse, Bu içtiği su, Ağacın dalında, Yaprağında kendini gösterir, Elma tohumundan,
Su içmişse, Ondan elma yaprağı biter, Hurmadan, Su içmişse, Hurma verir, Nasıl hekim hastalarını, Betinden, Benzinden, Hastalığını anlarsa, Gönül gözü açık olan da, Yüzünün, Gözünün renginden, Senin dinini, İnancını anlar, Dininin halini, Sevgini, Kini, Renginden anlar, Fakat gizler, Söylemez, Seni, Rezil etmez, Huuu, Eyvallah, İllallah, Muhammedun Resulullah, Destur ya Hazreti Allah, Huuu, Destur, Okuyun bakalım,
E'udhu billahi minash shaytanir rajim, Bismillahirrahmanirrahim, Val'asri inna al-insan lafi khus'u, Il-lazina anu, Ba'amilu assalihaati, Wa tawasawu, Wa tawasawu, Bilhaq, Wa tawasawu, Bilhissabu, Sadaqallahul Al-Azim, Subhana Rabbika, Rabbil Azizati, Amma yasifun, Wasalamun,
Ala al-Murselin, Velhamdunillahi Rabbil Alameen, Subhana Rabbil Aliyyil Al-Ala Al-Vehaf, Elhamdunillahi Rabbil Alameen, Assalatu Vesselamu Aleyke Ya Rasulallah, Assalatu Vesselamu Aleyke Ya Habib Allah, Assalatu Vesselamu Aleyke Ya Seyyid Al-Avveline Vel-Aakhirin, Velhamdunillahi Rabbil Alameen, Elhamdunillahi Llezi Gale Fii Kitabihil Kerim, Fa'alamennahu La İlahe İllallah, Assalatu Vesselamu Aleyke Ya Seyyidina Muhammedin, Llezi Gale Fii Hadisi Şerifi, Eftel Zikir Fa'alamennahu La İlahe İllallah, Ve ala alihi ve ashabihi şaribine rahigel hakikatu min camia la ilahe illallah,
Allahümme agris fii galbi şecerete la ilahe illallah, Ve edkhir ala lisaniye nabiya bi hikmeti la ilahe illallah, Ve agrik ruhi fii bahri marifetin la ilahe illallah, Vahfazna Ya Rab min külli şekkin ve küfrin ve riyain ve min mekril makirin ve hasedil hasedin ve adavetil muaddin ve min şerri nefsin ve şeytanin ve deccalin ve hevai bi inayeti, Ufzi La İlahe İllallah, Muhammedur Resulullah, Ol meclisi zakiran ve matluba şikar olan Cenab-ı Rahman, Bu meclisi şerifi cümlemiz hakkında baisi kesreti aşk, Muhabbet, sebebi refref,
İstigrak ve hayrat eyle, Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi, İçimizi dışımızı nur eyle, Önümüzü ardımızı nur eyle, Altımızı üstümüzü nur eyle, Sağımızı solumuzu nur eyle, Ya Rabbi, bütün azalarımızı nur eyle, Nuruna garg eyle, Ya Rabbi, sen ne güzel vekilsin, bizlerinde vekil ol, Ya Rabbi, bizlerinde vekil ol, Ya Rabbi, bizlerinde vekil ol, Subhane Rabbike Rabbil İzzeti Amme Yesifun, Ve selamun alel murselin, Velhamdunillahi Rabbil Alemin, Allah Allah Allah …
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.