Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Ocak 2022 · 53:22
Euzûbillâhimineşşeytanınrecim, Bismillahirrahmanirrahîm. Efta-l-zikr faRolemennâhu, la ilahâ îhâ, Muhammedun Resûlullâh, cemiyen, enbiyyâhi ve'l-mûrselîn. Ve Elhamdülillâhi Rabbî'l âlemîn.
Destur Hû, eyvallah, illallah, Muhammedun Resûlullâh. Destur ya Hazret-i Allah Hû. Kış günü sen de bizim gibi düşünüyorsun. Bugün zevk peşindesin, gezip dolaşmak, gönlünü eğlendirmek istiyorsun.
Sen bir güneşsin, biz de senin ışığındaki zerreleriz. Sen bugün bizi başsız ve ayaksız ettin. Sen bugün bizi İsa gibi dördüncü kat göğe çıkardın. Güneşin yanında oturttun. Ey gönül, sen bugün kayaların gönlünden yüzlerce kaynak fışkırt. Bugün sözünde duruyor, bol bol bağışlarda bulunuyorsun. Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın. Yücelere, ta ötellere göçmek istiyorsun. Bu ne devlet, senin yücelere çıkışın, göklere şereftir, mutluluktur. Bugün seninle bir işin var.
Ben bugün gül sevdasına düştüm, gül arıyorum, gül. Gönlüm elbiselerini yırtmada, bugün sevgili ile buluşma günüdür. Gel ey benim sevgilim, gel gönlümü al. Çünkü bugün lütuf günüdür, bağış günüdür. Ne olur sevgilim gel de güllerle, nar çiçekleri ile dolu olan, güzel yüzünle bugün bizi neşelendir, güldür.
Niçin canlar o dudakları görünce mest oldu, kendinden geçti bilir misin? Bugün o dudaklarda bol bol mezeler var da, onun için. Kalanı aşık, sevgiliye anarak kalk. O mağara dostu geliyor.
Halka emniyet veren, huzur veren, o üstün varlık geldi. Kalk, kalk da ondan aman dile. Binlerce İsa'ya can veren geldi. Kalk ey geçen senenin ölmüş kişisi kalk. Ey kullarını besleyip yetiştiren saki, iki üç mahmurun hatırı için kalk. Ey yüz binlerce hastaya ilaç olan, işte o kararsız biçare hasta şurada, kalk.
Ey lütfu hastanın elinden tutan aziz varlık, kalk. Ayağıma diken battı, sana geldim. Ey güzelliği tertemiz canlara tuzak olan, işte sana zavallı bir av, kalk da avla. Senin aşkının yüzünden gönül kan oldu, kan da coştu, kaynadı. Bütün bunları bize reva görme, kalk. Zorda kaldım da hep sana kalk, kalk dediysem. Sen beni mazur gör, benim özrümü kabul et de kalk. Ey mes bir halde uykuya dalmış Nergis. Ey yanağı ve yüzü hoş olan Dilber. Haydi kalk. Kalk kulunun ve senin bildiğin o şarapla kadehi doldur, bana sun. Ey kırık gönlü sevindiren sevgili, gönlüm kırılmadan önce kalk.
Neden değerli ve aziz ömrün varını yoğunu nefis hırsızı çalıp götürüyor da? Hayat kervanında yol alanlardan hiçbir ses çıkmıyor. Neden senin ömrünü çalan, seni haktan habersiz bırakan, Uykuya ve nefis hırsızına incinmiyorsun. Kızmıyorsun da, sana doğru yolu haber veren, gösteren, dosta inciniyor kızıyorsun. Seni kıran, seni inciten, senin şeyhindir.
Sana öğüt verendir. Dünya sevgisi su üstüne yapılan resme benzer. Kararı yoktur, geçer gider. Birisi durmadan içinde oturduğu eve gizlice, Ey ev, sakın yıkılma. Eğer yıkılacaksan bana haber ver diyordu. Bir gece ev birdenbire yıkıldı. Adam ne dedi bilir misiniz? Dedi ki, Ey ev, bunca zamandır sana söylediğim sözler, ettiğim vaziyetler ne oldu? Sözlerim sana hiç mi tesir etmedi? Yıkılmadan önce bana haber ver. Haber ver de çoluğumla, çocuğumla kaçmak için bir çare bulayım demedin miydi? Ey ev, bir habercik bile vermedin. Bu vefasızlık değil midir? İkimiz de senelerce beraber yaşamadık mı? Bunca yıllık dostluk, bunca yıllık sohbetler ne oldu? İnsafsızca başıma çöktün.
Yıkıldın da beni çoluk çocuğumla perişan bir halde ağlar, inler vaziyette bıraktın. Ev dile geldi de, dedi ki, Geceye gündüz kaç kere ama kaç kere sana haber verdim? O tarafta bu tarafta çöküntüler, yıkıntılar oldu. Gücüm, kuvvetim kalmadı, aklını başına al, vakit geldi. Çökeceğim diye ağzım, ağız açtım. Durumumu sana açıkça haber verdim. Sense çatlayan, ağız gibi açılan yerime, öfkeyle balçık sıvamaktaydın. Duvarlarım baştan başa deliklerle doldu. Sen o delikleri balçıkla tıkadın. Nerede ağız açtımsa, sen ağzımı kapattın. Bırakmadın ki söyleyeyim. Ne diyeyim sana? Ey mimar başı! Bu anlatılan ev beden evidir.
Bunu böyle bil. Ağrılar, sızılar, çöküntüler, çatlakları göstermektedir. Ey hasta! Bedende hasıl olan ağrı ve sızı deliklerini sen ilaçla sıvamaktasın. O ilaç, o macun samanlı balçıya benzer. Haydi bakalım sen durmadan yarıkları, çatlakları, delikleri samanlı balçıkla sıva. Senin bedenin de ağzını açar, hal diliyle sana der ki ben gittim. Fakat hekim gelir onun ağzını kapatır, bedeni söyletmez. Mahmurluğu, sersemliği, ölüm şarabından bil. Menekşe şarabını, nar şarabını bırak. Vazgeç onlardan, ölüm şarabı sana yeter. Eğer içersen, adet olarak iç. Çünkü bu bir yüz örtüsüdür. Fakat bütün sırları bilen Allah'tan iç yüzünü nasıl gizlersin, nasıl örtersin?
İnabe şarabını, yani pişman oluş, Allah'a yöneliş şarabını iç. Hakkın sevgi ekmeğini ye. Tövbe-i macun yap. Günahın aştı yaralara sür. İstiğfar gıdasıyla gıdalan. Gönlünün, dininin nabzını tut. Bak bakalım nasılsın? Bir kerecik de ibadet şişesini gözden geçir. Manevi hastalığının ne olduğunu anlamaya çalış. Aklını başına al da Allah'a sığın. Ona doğru kaç. Çünkü bu hayat ondadır. Her nefeste ondan aman dile. Eğer bir kimse sana istemek fayda vermez derse, sen ona de ki, istek Allah'tan istenirse nasıl olur da fayda vermez? Mürid nedir? Koşarak murat isteyendir. Dilek isteyenin, av avlayanınındır.
Sevgilim, eğer beni istemediyse bana neden istek verdi? Ve o güzel yanaklarının hasretiyle yüzümü sararttı. Bakışları beni aşk oklarıyla paralamasaydı. Neden şu gönlüm kan kesildi? Neden gözlerimden kanlı yaşlar akıyor? Sonbahar, ilkbaharı dilediği, özlediği için sararıp soldu. Ah edip durmada. Bu sararıp solmalar, bu ah edişler. Sonunda bahar şeyhi onun baş ucuna gelip erişmedi mi? Baharı diledin. Sonbahar dirildi. Ölü bir halde kalmadı. Şu halde nasıl olur da Allah'ı dileyen leş kesilir? Yol ortasında kala kalır, toprak olur gider. Bahçeye gel de her şey nasıl yaptığını buluyor. Bir seyret.
Her temiz tohum layık olduğu çiçeği açmadadır. Ey benim canım. Baharın elbisesi de kürsüsü de Vaaz edenlerin elbiseleri gibi yemyeşil. Ey dost. Artık sen sus da hal dilini. Can dilini aç da o söylesin. Perişanım.
Bilgisizlik karanlıkları içinde kalmışım. Sen aydınlık içindesin. Gündüzlerdesin. Ben gecemin uzayıp gitmesinden şikayetçiyim. Kaçmak kurtulmak istiyorum ama Nereye kaçacağımı bilemiyorum. Sanki benim gecem ellerini uzatmış. Gündüzün eteğini tutmuş. Onu bir yere bırakıyor. Gecem kaçılacak yer. Fakat sığınılacak yeri yok. Rabbimiz sana kavuşacağımız, seninle bulaşacağımız gün. Bizi nurlandırdıkça nurlandır. Rabbimiz günahlarımızı affet. Bize mağfiret elbisesi giydirir. Rabbimiz bizim insanlarla aramızda olan dargınlıklar, kırgınlıklar ancak bedenimiz yüzündendir. Rabbimiz şu beden duvarının ötesindeki dostluk bahçesi, aç bahçesi ne güzel bir bahçedir.
Ne de hoş bir bahçedir. Rabbimiz şu duvarı kaldır da aradaki engel, aradaki düşmanlıklar yok olsun. Rabbimiz gerçekten de günahlarımız yüzünden senden utanıyoruz. Özür dilemedeyiz. Aziz dost, eşsiz sevgili, herkes kendi cinsiyle uzlaşmış, kendi cinsiyle kaynaşmıştır. Herkes kendi tabiatına layık, kendi ruhuna uygun birisini dost edinmiştir.
Madem lütfun, sevgin bizi bizden aldı, kendimizden geçirdi. Lütfunu bizden esirgeme. Sensiz bırakma bizi. Cinsiz, herkes her şey kendi cinsiyle kaynaşır. Herkes her şey kendi cinsinden birisini bir şeyi seçer. Bu yüzdendir ki birisi cinsinden olmayana düşüp kalksa, o münafık sayılır. Bu hal, su ile yağın, katranla karın beraber bulunuşuna benzer.
O bahtsız kişi cinsinden olmayandan ayrılıp, kendi cinsine kavuşuncaya kadar, bulunduğu yerde susadıkça susar, susuzluğu arttıkça artar. Kim senden kaçar da başkasından hoşlanırsa, kim senden ürker, seni bırakır, başkasıyla karar kılarsa, o aslında kendi cinsinden ayrı düştüğü için sevdiğin sandığının yanında suratını ekşiterek bulut gibi somurtkan olur.
Kendi cinsinden olanın yanındaysa ilkbahar gibi gönlü açılır, neşelenir. O kendi cinsiyle beraber olunca susam çiçeği gibi dil kesilir. Cinsinden başkasının yanında dilsiz kalır. Kendi cinsiyle bir arada olunca gül gibi açılır. Güzel kokular saçar. Cinsinden başkasına ise diken olur. Bir çalgıcı, zevk ve işrete yeni baştan başla.
Sazını da bir iki tel daha pesten al. Sesini yavaşlat. Kavgayı bırak da dostlarla uzlaş. Hoş geçin. Savaştan vazgeç. Eline kadehi ve sürahiyi al. Gülün lütfuna bak. Dikenin suçunu görme. Sevgilinin saçlarının örgülerini aç. Düğümleri çöz de etrafa miskler, amberler saç. Gökyüzü de yeryüzü de senin yüzünden semirmiş, güzelleşmiştir. Bir tek yıldızı da zayıf olarak kabul buyur. Bahta, devlet de senin ayağının toprağıdır. Sana lazım olan her şey kolaylaşmıştır. Onlar senin ayağına gelirler. Madem ki saadet ve zafer senin kulun kölen olmuştur. Senin düşmanlarının binlerce olsa ne çıkar?
Ey gönül! Sana kevser ırmağının suyu gerekse. Sen aşk ateşini kevser say. Kimin nabzı aşkla atmıyorsa, Eflatun bile olsa sen onu eşek say. Aşktan kanadı olmayan başı, Sen kuyruktan da aşağı değersiz bil. Dağındaki zümrüt-ü anka yine geldi.
Yine gönül kuşu göğsümden uçmaya başladı. Ayrılık gecesi kanlarla gark olan göz, Yine vuslat sabahının yüzünü görmeye başladı. Hazreti Peygamber Efendimiz ile Hazreti Ebubekir bir mağarada buluştular. Örümcek de mağaranın ağzına yine ağırmaya başladı. Mısır'daki iffetli kadınlar yine Hazreti Yusuf'un yüzünü gördüler. Onun güzelliğine hayran oldular da, Turunç yerine ellerini doğradılar. Beden sarayında oturup duran ruh kadını aşık oldu da, Yine çarşafını başına aldı koşmaya başladı. Halil İbrahim'i seyret. Yine kendi parmağından belki süt emmeye başladı. Uyuyanların, uykuya dalanların, Fikir damına çıkan gönül, Yine aşkımızla yıldızları saymaya başladı.
Ben bedenden kurtuldum, ruh oldum. Kalk, kalk da halk kıymetini, ihtişamını, debdebesini görsün.
Dün gece sevgili beni çağırdı. Benim hakkımdaki hükmünü verdi. Korkudan bedenimde kan kalmadı. Sen bana acı da özümün gönül kanını doldur. Ben öyle şaşılacak bir hale geldim ki, Canın da gönlün de düşmanı oldum. Onları içimden kovdum. Artık ben bundan sonra cansız ve gönülsüz yaşayacağım. İçim padişaha av olmuş ama dışım ondan kaçmadadır. Ben her nefeste, circis peygamber gibi huzurunda ölürüm. Senin önüne baş koymak benden, Keskin kılıcı vurmak da sendendir. Ben kumlardan daha susuzum. Testi kabı bırak, Can sakisi de bir işe yaramaz.
O talihsiz ciğerimle dünden beri savaştadır. Ben gönlümün içkisini içtiğimden beri ciğerimden vazgeçtim. Beni kabre koydukları zaman, Sen gönül kadehini çeyiz olarak benim yanıma koy.
Hey sevgili, Kadehi bırak, Tesliyle bana şarapsın. Çünkü benim küçücük kadehim ancak testidir. Ben kepçeyi ne yapayım? Güzel, O yüzlü sevgili olmayınca bizim halimiz nice olur.
Sorma, Hele aşkından başımıza ne geldiğini, Neler çektiğimizi hiç sorma. Bak da gör, Yerlerde, göklerde onun yüzünü nuruyla doldu. Onun boyunu, posunu, salınışını, edasını hiç sorma. Aşk gayretiyle inci daneleri gibi dökülen gözyaşlarıma bak. Fakat aşk denizinin ne kadar saf olduğunu, Dalgalarının ne kadar hoş olduğunu sorma.
Gönlümüzün kanına ayağına basma. Sevdadan da bana bir şey sorma. Ayağına basma diye yalvardığım gönlümün kanını gör. Fakat kimseye ondan bahsetme. Bir şey söyleme. O şuh kavgacı güzeli de hiç sorma. Yüz binlerce gönül kuşunun çok kanat çırptıkları için, Kanatlarının döküldüğünü gör.
Fakat Kaf Dağı'ndan, Zümrü'de, Anka'dan bir şey sorma. Onun aşkının belasında yüzlerce kıyamet var. Sen bugünkü kıyameti gör de, Yarınki kıyameti hiç sorma. Onun dudağına kim yaklaşsa, Onu öpmek istese, Önden arkadan yaralanır.
Çünkü nerede bal arısı varsa, Oraya yaklaşanı sokar. Onun yüzü bir gül bahçesidir. Orada yılan gizlenmiştir. Siyah saçları geceye benzer. Hırsızlar, gece bekçileri orada toplanırlar. Bu yüzden orada huzur yoktur. Sensiz cihanın ne hüneri ne değeri vardır. Sensiz o nasıl var olabilir? Canla cihanda senin kulun ve kölendir. Aslında da can da sensin, cihanda sensin. Yüzlerce güneş, yüzlerce ay, Senin nurundan alınmış birer parıltıdır. Senin güneşin manevi olduğu için hiçbir zaman batmaz. Gök senin mana suyunda döner durur.
Akıl senin hekimliğinin önünde bütün ecza sevaplarını sunuyor. Zerre zerre bütün yiyecekler senin hudutsuz, sınırsız olan sofranın önünde dizilmişler. Her nefeste bütün canlı varlıklara gıda olmak ümidiyle secdeye kapanarak, İhsanının lütfunu dilerler. O sevgili elini açarak der ki, Bahar'ın çer çöpe nefesiyle verdiği hayatı ben bütün cihana veririm.
Toprak nur yediği için içinde gümüş ve altın vardır. Toprak aynı zamanda su içtiği için de börülceler, mercimekler bitirir. Dünyada görülen çeşitli renkler büyülere benzer. Aşk ise Musa'nın asasıdır. Ağzını açar da bir nefeste onların hepsini yutar. Ey gönül, kendi nakşından kendi hayalinden ne kadar çok korkuyor, Ne kadar çok kaçıyorsun.
Arkana dön de bir bak, senden başka kimse yok. Sen kendi kendinden kaçıyorsun, artık yeter. Sen sakanın atından da daha aşağı değilsin ya, Saka bir müşteri bulunca atın boynundaki çıngarığı çıkarır. Neler çektiğimi bana sorma, Elini gönlümün üstüne koy, o söylesin.
Gözlerimin içine bak, Şarabı ve kadehi bana sorma, Aşk ordu çekti geldi, Can aleminini ele geçirdi. Artık sen, ben zavallının halini benden sorma, Aşktan sor. Aşıkların gönülleri, Sevgilinin yüzünden kuş yüreği gibi çırpınıp duruyor. Aşıklığa ait nükteli, üstüörtülü sözleri çırpınıp duran gönüllerden başkasına sorma. Pencereden uçan kuşun özelliği nedir? Uçmak değil mi? Eğer sen kuş gibiysen, kanadını aç, uç. Kapı nerededir diye sorma. Kapı senin ne işine yarar?
Aşığın babası da anası da onun aşkıdır. Bu yüzden sen babadan o kadar çok bahsetme, Anayı da o kadar sorma. Aşıkların gönülleri kızgın, tandıra benzer. Tandıra gelince artık başka bir şey sorma. Gönül kuşu, tandırdaki ateşe aşık ise, Pervane gibi kanadının yanması sana daha yakışır, daha hoştur.
Artık kanadı sorma. İnsanoğlunun kulağı da gözü de hangi toprakla doludur? Arayıp durduğun hazineyi görülmesi gereken inciyi sen, Balçıya bulanmış baş gözünden sorma. Sen onu gönül gözünden sor. Mustafa biraz naz etsin.
Dertliyim, gamlıyım, gönlüm kan çanağı. Bu gece olsun, yüzünü gizleme, Perdeni kaldır, oyunu bu gece oynama. Dost, dosta yapmaz yaptığını. Bu gece yalnızlık yine canıma kastetmiş. Gel de sonsuz lütfundan, lütufta bulun. Kıdaklardan bakıp gitme.
Gönlümü kırmızı gül gibi kanatma. Gözlerin, ah o gözlerin. Bir kez baksaydım, Beni mum gibi yakıp erittin de. Dervişler ağladı. Mesini değiştirdi. Rebob'un derdi depreşti. Güdüm kendini paraladı. Bendir, ta ötelerden nameler seslenmedi. Kendinden geçti, ne izan aldı. Kolları düştü, ayakları karıştı. Mürek yaralayan.
Sensin ey, bana şunu etti, bunu etti diye. Bunu diye. Biraz naz etsin. Hamdur, Resulullah.
Resulullah. Bismillahirrahmanirrahim.
Amin. Muhammedin ve Ali.
Muhammedun Resulullah. Destur Ya Hazreti.
Allahu. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.