HZ. MEVLANA'NIN VUSLATININ 750. YILI SEMA COŞKUSU-AÇILIŞ KONUŞMALARI VE SOHBET
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 31 Aralık 2023 · 1:44:01
Gecemizi açılış konuşmalarından evvel, üstadımızın konuşmasından evvel, bu gece bizlere katılarak, bizlere şeref veren Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız, Mustafa Boz Bey'in bir selamlama konuşmaları için davet ediyorum. Buyurun, buyurun efendim, buyurun başkanım. Hepinize hayırlı akşamlar, sevgili üstadım, bakım başkanımız, bakımımızın değerli üyeleri, gerçekten aranızda bulunmaktan büyük bir keyif, büyük bir mutluluk duydum.
Ve geceniz hayırlara vesile olsun, gerçekten Hazreti Mevlânâ'nın o ne olursan ol, beraber olalım ve ne olursan ol, gel diyen o güzel dizelerini hep birlikte burada hatırlıyoruz, anmaya çalışıyoruz. Ama bu geceyi özellikle oluşturan Vakfımızın yöneticilerimize, üstadımıza, siz değerli destek veren herkese yürekten teşekkür ederim. Bu kültürü geleceğimize, bakın geleceğimize sahip çıkmak için geçmişimizi iyi anmamız lazım. Ve geçmişimizi öğrenmemiz lazım. Onun için de ben bu konuda emek veren tüm güzel insanları burada saygıyla selamlamak istiyorum. Teşekkür ediyorum onlara. Tekrar geceniz hayırlı olsun.
Bu geceyi tertip edenleri kutluyorum. Tekrar Hazreti Mevlânâ'ya buradan rahmet diliyorum. Ve bütün ölmüşlerimize rahmet diliyorum. Hoşça kalın, dostça kalın diyorum. Sevgiyle kalın. Başkanımıza çok çok teşekkür ediyoruz. Efendim şimdi de Hazreti Mevlânâ'nın yedi yüz ellinci vuslat yılını almak, hatırlamak ve bu geceyi ihya etmek için üstadımız Mustafa Özbağ Hazretleri'ne mikrofona davet ediyorum.
Buyurun efendim. Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü, hayatınızı, her şeyinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur'an ve sünnet-i seneyi yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip, hakça yaşayıp, hakça mücadele edenlerden, batılı, batıl bilip, batıla karşı mücadele eden kullarından eylesin. Haksızlıklar karşısında susup, haksızlığa boyun bükenlerden değil, haksızlıklara karşı bütün her şeyini siper edip, haksızlıklarla mücadele eden kullarından eylesin. Tarih, haksızlıklarla mücadele edenleri yazar.
Tarih, zalimlerin önünde boyun büken, zalimlerin önünde ceket düğmesi ilikleyen, zalimlere payandalık edenleri yazmaz. Onlar tarihin kirli çöplüğüne gömülürler, giderler. Belki de o zalimler, o bu dünyadan göçüp giderlerken, yalakalarını ve yardakçılarını da yalnız bırakırlar, öylece göçüp giderler. Ama hak ve hakikati savunanlar, hak ve hakikat yolunda ilerleyen Hazreti Mevlana gibi, Hacı Bektaş Veli gibi, Yunus Emre gibi, Tatpık Baba gibi ve o Anadolu erenleri, Horasan'dan gelip, Anadolu'yu ve Balkanları toleransıyla, İslam'ın güler yüzüyle, tatlı yüzüyle, yumuşak yüzüyle anlatan ve yaşadıkları toplumlarda zulme, zalime karşı göğüslerini siper eden,
o hak erenleri, her daim iyilikle, güzellikle, tatlılıkla anılmış ve her daim onlar, insanların önünde sevgi yoğuracağı olmuşlar. Ve her daim insanlığın önüne ışık saçmışlar, insanlığın önünde birer ay ışığı gibi karanlığın en dip noktasında yol göstermişler. O yüzden Anadolu'yu sevgisiyle, muhabbetiyle, toleransıyla, insanlığıyla, insanlığa bakış açısıyla yoğuran üç büyük bir Hacı Bektaş Veli, Hazreti Mevlana, Yunus Emre ve sonradan gelen Hacı Bayram-ı Veli gibi, Bursa'mızdaki Üftada Hazretleri gibi büyük zatlar insana insan gözüyle bakıp, önce insan olduğunu, önce insan olmak gerektiğini söyleyip,
ondan sonra dini kaideleri koymuşlar. Çünkü din insan içindir, insan dinler için değildir. Ama ne yazık ki sonradan oluşan dini algı ve sonradan oluşturulan dini anlayışlar sanki insanlar din için yaratılmış gibi algılanıp, ne yazık ki din adına zulümler, din adına haksızlıklar, din adına ursuzluklar, din adına hırsızlıklar, din adına her türlü necaset, her türlü zulüm din adına yapılmış.
Bu acıyı en iyi Anadolu insana çekmiş ve en iyi hala da çeken Anadolu insana ve o Anadolu insana din adına bütün her şeye katlanmış, bütün her şeye çekmiş, hala da katlanmakta, hala da çekmekte. Ve sadece Anadolu değil, ne yazık ki bütün İslam dünyası bu acıyı çekmekte. Bütün İslam dünyası, işte biz daha dar dairede, kendi ülkemizle alakalı, bizi bu İslam'ın yumuşak yüzüyle, toleransıyla tanıştıran, önce insan diyen, önce insan diyen, önce Allah'ı ilahi bir aşkla korkmadan sevmeyi öğreten, bu topraklarda, bu toprakları sevgiyle, aşkla, muhabbetle yoğuran
Hz. Mevlana'nın 750. Şebu Aruz'unu kutlamak için toplandık. Hepiniz de hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bu Şebu Aruz etkinliğimizde bizi yalnız bırakmayan, lütfedip, ikram edip, ihsan edip, ziyaretimize gelen CHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Mustafa Bozbey arkadaşımıza, kardeşimize de ayrıca teşekkür ediyoruz.
Aynı zamanda CHP Bursa İl Başkanı kardeşimize de ayrıca teşekkür ediyoruz. Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin bir sözü vardır. Hacı Bektaş Veli Hazretleri der ki, eğer 72,5 milletle barışık değilsen kemala ermedin daha henüz der. Tekrar altını çizerekten söylüyorum.
Bizim pirimiz olur. O yüzden bizim pirimiz olduğu için biz çok taşlanmışızdır. Hani herkes şöyle düşünür. Türkiye'de şöyle bir algı vardır. Bektaşiler işte haşa din dışı bir topluluktur. Şimdi bizim Hacı Bektaş Veli Hazretleri de pirimiz olduğu için biz Ehli Beyt'i de çok severiz. Hz. Ali R. Hazretlerini, Hz. Hasan Efendimiz'i, Hüseyin Efendimiz'i, Şeyhid-i Kerbela ve ondan sonraki olan Ehli Beyt silsileyi çok severiz. Bu böyle sanki bir sünni oluşum, sanki Ehli Beyt'i sevemez gibi veyahut da Hacı Bektaş Veli Hazretlerini sevemez gibi bir anlayış vardır. Biz tabii normalde böyle özür dilerim bu akşam siyasi hiçbir şey konuşmayacağım.
Kendi kendime söz verdim buraya gelirken. Dedim ki siyasi konuşmayacağım bugün. Yoksa yapılanları, dökülenleri bir sayfaya yazdıydım maddeler halinde. Dedim ki bugün Hz. Mevlana'dan konuşacağım o yüzden başka bir şey konuşmayacağım dedim. O sözümde kendi kendimi tutmak için dilimi ısırırcasına susuyorum şimdi. Şimdi Hacı Bektaş Veli ile alakalı anma programları yapıyorduk biz daha önce. Rahatsız oldular Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin anma programlarından. Sanki bu toprakların insanı değil, alıştırılmışız ya biz. Bize dışarıdan gelecek. Din de dışarıdan gelecek. Bakın din de dışarıdan gelecek bize. Nereden gelecek? Mesela Selefi akım olacak. Nereden gelecek?
Vahabi akım olacak. Nereden gelecek? Dayış olacak. Nereden gelecek? Yani Anadolu'nun bağrında yaşamış, yeşermiş, büyümüş, büyük çınar haline gelmiş. Anadolu'dan bütün dünyaya nefesi, ışığı, aşkı, muhabbeti gitmiş olan Hz. Mevlana gibi, Hacı Bektaş Veli gibi, Yunus Emre gibi büyük zatları bize unutturmuşlar. Bize bunları hatırlatmamışlar.
Ve bize unutturdukları için biz de Hacı Bektaş Veli deyince böyle bir titreme halini alıyor. Benim pirim olur. Bizim komple hepimizin piri olur. O diyor ki, 72,5 milletle barışık değilsen kemale ermedin. O zaman bu müthiş bir yaklaşım. Yani Hz. Mevlana Celalet'in Ruma Hazretlerine atfedilen ne olursan ol gel sözünün ayrı bir versiyonu oluyor. O zaman biz 72,5 milletle barışık olacağız, toleranslı olacağız. Onlara hürmet ve hizmet edeceğiz. O yüzden Hz. Mevlana'yı bir güruh insan eleştirir, küfrüne fetva verir. Hacı Bektaş Veli Hazretlerine bir güruh insan, insan diyelim biz yine onlara eleştirirler, küfrüne fetva verirler. Yunus Emre'yi tanımaz, bir şiirini okumamıştır, bir nefesini tanımaz, onun küfrüne fetva vermiştir.
Balım Sultan gibi veyahut da düşünebiliyor musunuz Balkanlara gittiğinizde Sarı Saltık gibi tanımayan kimseler küfürlerine fetva verirler. Ve ne acı bir şey bizim ülkemizin dini yapısı da bunlara teslim olur. Birisi de kalkıp dur kardeşim ya, siz ne diyorsunuz? Bu ülkenin değerleridir Hacı Bektaş Veli. Bu toprakların değeridir Hz. Mevlana Celaleddin Rumi. Bu toprakların değeridir Yunus Emre. Bu toprakların değeridir Sarı Saltık, Balım Sultan. Bu toprakların değeridir bütün Allah diyen, Resul diyen, vatan diyen, millet diyen herkes bu toprakların değeridir. Sen kimsin? Sen ne oluyorsun? Sen nereden geldin de bu insanların küfrüne fetva verdin?
Sen, sende İslam terbiyesi yok. Sende İslam terbiyesi olsaydı, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseye küfürle itham etmezdin. Küfürle itham ettiğinde sen kendinin kafir olacağını bilirdin. Ama bizde öyle bir şey yok. Ondan sen müminsin. Ondan değil sen kafirsin. Böyle bir anlayış var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden her iki Sayın Başkan'a huzurlarınızla teşekkür ediyorum. Yeniden. Biz Sufiyiz. Sufilerin kapısı da gönlü de açıktır. Sufiler kan katil, düşmanı olsa, kapıya gelse hürmet eder, hizmet eder. Bu Sufilerin Adem'den beri geleneği, göreneği, örfü edebidir.
Adem'den beri. İlk Sufi Adem'dir. İlk Sufi Adem'dir. O yüzden misafir bizim için başımızın tacı, gönlümüzün sultanıdır. Hepiniz de misafirimsiniz. Hepiniz de başımın tacı, gönlümün sultanısıdır. Allah hepinizden razı olsun. Ben yaşadığım sürece Kur'an'ın kölesiyim. Muhammed Mustafa'nın yolunun tozuyum. Kim benden bunun dışında bir şey söylerse, o sözden de, o sözü söyleyenden de şikayetçiyim diyen, Hz. Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri'nin 750. Şebu arzunu kutlamak için toplandık. Allah hepinizden de razı olsun. Hepinize teşekkür ediyorum.
Arka tarafta bir sıkışıklık oldu. Böyle mümkünse erkek arkadaşlar ta böyle geriye doğru gidebilirler. Biraz sandalyeleri öne doğru sıkıştırın. Ben buraya bir bu kadar daha insan aldırırım. Merak etmeyin. Burada kısa bir programımız olacak. Az bir sıkışıklık olabilir. Aynı şekilde burası için de geçerli. Biraz daha ön tarafa gelin. Birinci sıra değil. Birinci sıralar. Siz yerlerinizi koruyun. Normalde dışarıda kalan arkadaşlar buradan arka taraftan dışarı doğru bu arka tarafa da doğsunlar. Evet kapının önü yığılma olmasın. Allah razı olsun hepinizden. Teşekkür ederim. Arka taraftaki sandalyelerde oturan erkek arkadaşlar lütfen bayan kardeşlere yer versinler.
Aynı şekilde burada da görevli arkadaşlar arka taraftan arka tarafa erkek arkadaşları nakletsinler. Ben askerde çavuştum. O yüzden böyle bir nakilleri iyi bilirim. İyi bu konuda şey yaparım. Sesim de gürdü askerdeyken. Taburu ben yürütüyordum. Murtaza benim namımı duymuşsundur Doğu Beyaz'da. Demişlerdir burada İzmirli bir dış posta vardı şöyleydi böyleydi diye. Murtaza benim çömezim. Benden sonra Doğu Beyaz'da gelmiş. Ben gözlerinizdeki heyecanı görmek istediğimden herkesi içeri alıyorum. En has Göztepe'li.
İzmir'in Göztepe'lisi. Hoş geldin. Senin yerin bende çok farklı. Nerede sen burada göz göz Göztepe diye bağıracağız bak. Tamam mısın? Evet. Yavaş yavaş inşallah. Bugün daha hoş konuşmalar yapabilirdik. Yapacağız da ama önce bir resim çizmek istedim. Düşünebiliyor musunuz? Gazze'de 20 bine yakın insan ne yazık ki şehit oldu, can verdi. Tabi biz Gazze'ye bakarken Çin'de Uygurluları görmezden geliyoruz. İşin içerisine siyasi, devletsel problemler giriyor.
Uygur'u unuttuk, unutturuldu. Ama Gazze'de 20 bin insan şehit oldu. Çin'de, Uygur'da, Sincan bölgesinde ne yazık ki Müslüman Türkler hepsi de zulüm altında. Suriye kan akıyor, Irak kan akıyor, Libya kan akıyor, Lübnan kan akıyor ve dünyanın değişik merkezlerinde ne yazık ki bu Müslüman kanı harıl harıl akıtılmakta. Ve ne yazık ki dünya buna kör ama asıl biz Müslümanız diyen ülkelerin başındaki liderler kör.
Ne yazık ki Müslüman dünyanın başındaki liderler, ne yazık ki dünya medyası ve o dünya üzerindeki kurum ve kuruluşlar bu siyonist katliama kör ve sağırlar. Ben böyle zaman zaman söylüyorum ya, bize düşen şu oluyor. Sanki çok matah bir şey yapmışız gibi çok özür diliyorum hepinizden de. Biz gıyabi cenaze namazları kılıyoruz. Biz gidiyoruz kahve yerlerine basıyoruz. Kahvelerde kahve içenlere kızıyoruz. Yani çok onlarla bir şey elde edilecekmiş gibi veya çok önemliymiş gibi. Veyahut da mitingler düzenliyoruz. Hani o mitinglerle bir yere varılacakmış gibi. Hani kendi kendimize aslında bizim gazımız alınıyor.
Diyorlar ki biz sizin biraz gazınızı alalım. Siz oturun oturduğunuz yerde. Sakın bir hareket yapmayın. Sakın bir şey de yapmayın. Siz koyun olmaya devam edin. Bu koyunluya devam ettiğiniz müddetçe sıkıntı yok deniliyor. Türkçesi bu. Ya da benim anladığım bu. Ne yazık ki Müslümanların İslam coğrafyasında kanı akıtılırken, Avrupa'da ve Amerika'da baskı altında tutulurken biz bir şebu aruz kutluyoruz. Bunu es geçerekten şebu aruz'a girmeyi vicdanen gönlüm razı olmadığı. Yani bu acının içerisinde, bu sancının içerisinde bir şebu aruz kutluyoruz. Bu acının ve bu sancının içerisinde, evet eğer dünya üzerindeki Müslümanların kanı akıtılırken, dünya üzerindeki bütün insanlık emperyalizmin pençesinde inim inim inlerken ve dünya insanlığı, dünya insanlığı emperyalizmin pençesi altında ütülürken, kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, bütün dünya insanlığının iki paralık edilirken biz bunları es geçip, bunları görmemezden gelip şebaruz kutlama noktasında değiliz.
Ama bunun kurtuluşu, bunun kurtuluşu Müslümanlar için gerçek, hakiki, gerçek, hakiki, Allah ve Resulünün indirdiği dini öğrenip, o merkezde düşünüp, o merkezde yaşamakla alakalı. Eğer biz hala da başkalarının dinini alıp da bunu din gibi algılıyorsak ve hatta başkalarının din anlayışını, kendimize din anlayışı olarak aldığımız müddetçe biz uyanamayacağız.
Ne zaman ki biz gerçek köklerimize, gerçek dini, manevi köklerimize iner, biz onlardan dini öğrenirsek o zaman uyanacağız, o zaman anlayacağız. Ben bunu ilk İslam olduktan sonra, benim söylüyorum ya sohbetlerde ilk okuduğum kitap Mesnevi diye, ben o zaman anladım bunu. Ben ilk Buhari'yi okuduğumda anladım, sokaktaki din ile, bize dayatılan, öğretilmeye, yaşatmaya çalışılan din ile, kitaplardaki din aynı değil.
Buhari'deki hadislere baktığınızda veyahut da eski tefsirlere baktığınızda, o din ile bugün diyanetin, ilahiyatın bize dayattığı din farklı. Belki de bu farkı açık yüreklilikle, kendimce gür bir seda ile, ben bunu söylediğimden ensemde boza pişiriyorlar. Ama bu bedende bu can var olduğu müddetçe, ben bildiğim hak ve hakikati haykırmaya devam edeceğim.
Çünkü hakkın sesi en gür sestir. Az bir topluluk olabilirsiniz ama eğer ki sesiniz hakkın sesi ise, deccalı ırgalar, şeytanı ırgalar, firavunu ırgalar, nemrutu ırgalar, nemrutu tahtından eden İbrahim Aleyhisselam'dı. Etrafında çok insan yoktu ama nemrutu tahtından etti.
Musa Aleyhisselam bir avuçtu, firavunu tahtından etti. Firavunu tahtından etti. O zaman sizin azlınız, çokluğunuz önemli değildir. Ya sizin hak ve hakikati konuşmanız önemlidir. Hz. Muhammed Mustafa bir avuçtu, bir avuçtu. Hak ve hakikati söylediğinden dolayı Mekke feth oldu, Kureyş teslim oldu. Hak ve hakikati konuştuğundan, o zaman sizin çoklukla işiniz yoktur. Sizin neyle işiniz vardır? Hak ve hakikati doğru bildiğinizi haykırmakla işiniz vardır. O hak ve hakikati siz haykırırsanız, sizin azınızı çok eder. Hani Hendek'te azdılar ama çok olan düşmana galip geldiler. Azdılar ama çok olan düşmana galip geldiler. Demek ki azlık da çoklukla alakalı değil.
O yüzden Müslüman ülkelerin devlet başkanlarının Siyonizmin pençesinde esir olduğunu gördükten sonra İslam dünyasının bunu tekrar gözden geçirip yeniden, yeniden dirilmeye ihtiyacı vardır. Avrupa'da biz Hristiyan olarak nitelendirdiğimiz veya başka dinlere mensup olarak nitelendirdiğimiz toplumlar dünya üzerindeki katliamlara ses çıkarırken İslam dünyasının başındaki devlet başkanları böyle cılız açıklamalarla meseleyi geçiştirdiklerini o zaman normalde sizin önünüze sererekten vazifemi yaptığıma inanıyorum.
Bu şartlar altında biz bu mücadeleden hak ve hakikati haykırmaktan geri mi duracağız? Hayır. Daha da ümidimizi arttırıp daha da çalışmalarımızı fazla açtırarak hayatımıza devam edeceğiz. Nerede bir zulüm varsa zulme karşı mücadele etmek, nerede bir haksızlık, arsızlık, ursuzluk var ise ona karşı durmak insani vazifemiz. Ama bu güç, bu vazifeyi nasıl yerine getireceğiz? Kendimizi yenileyip yeniden Bismillah diyerekten her gün yola çıkaraktan. Bu yeniden Bismillah deyip önce biz sufiler kendi hayatımıza çekidüzen verip ve ondan sonra etrafımızı ve ülkemizi ve dünyayı değiştirme ve dönüştürme ülkümüz ve hedefimiz olduğu müddetçe biz doğru yolda oluruz.
Bir Müslümanın, bir Sufinin hedefi önce kendisini değiştirmek ve dönüştürmek, sonra etrafını değiştirmek ve dönüştürmek, sonra yaşadığı toprakları değiştirmek ve dönüştürmek, sonra da bütün insanlık alemini değiştirmek ve dönüştürmekle mükelleftir. Nasıl Hz. Mevlana 750 yıldan beri nefesi tükenmediyse, nasıl Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin 750 yıldan beri nefesi tükenmediyse, nasıl Yunus Emre'nin nefesi 750 yıldan beri, Hacı Bektaş-ı Veli'nin, Yunus Emre'nin, Balım Sultan'ın, Sarı Saltuk'un nasıl nefesleri 750 yıldır, 800 yıldır hiç tükenmediyse,
onların bağlı bulunduğu, bağlı bulunduğu, nefes aldığı yer Allah aşkıdır. Onlar Allah aşkına bezenmiş, Allah'ın boyasıyla boyanmış, Allah'ın boyasıyla boyanmış ve Allah'ın boyasıyla boyandıklarından dolayı o kutlu nuru, o kutlu feyzi almışlar ve üzerinden 750 yıl, 800 yıl, 1000 yıl geçmesine rağmen nefesleri tükenmemiş. Çünkü ilahi kelamda Cenab-ı Hak müminleri tarif ederken, o müminler ki Allah'ı şedid bir sevgi, yüksek bir sevgi ile severler buyurur. O zaman müminin en yüksek, en âli derecede sevdiği Allah'tır. Mümin, Allah'ı sevmenin önüne hiçbir şeyi koymaz. Ne sizin şeyhiniz, ne sizin piriniz, ne sizin siyasi liderleriniz, ne de sizin hocalarınız, hacılarınız, ne de sizin herhangi bir peygamberiniz, Allah sevgisinin önüne geçmez.
Önce Allah sevilir ve Allah sevilirken en yüksek derecede sevilir. En âli derecede sevilir. En âli derecede sevilir. Onun önüne geçecek olan hiçbir sevgi yoktur. Sufiler Allah'ı sevdikleri gibi bir çıt altı Hazreti Peygamber'i severler. Bir çıt altı da işte büyük zatları severler. Sufiler onları da severler. Sufiler eşlerini de severler. Çocuklarını da severler. Akrabalarını da severler. Komşularını da severler. Ülkelerini de severler. Ülkelerinde yaşayan insanları da severler. İnsanlığı da severler. Sufiler bunları derin bir sevgiyle severler. Sufiler taşı, toprağı, otu da severler. Hayvanları da severler.
Sufiler varlığı tamamiyetle severler. Çünkü varlık tamamiyetle aşkın tecelliyatıdır. Sevginin tecelliyatıdır. Sufiler severler. Sevdikçe severler, sevdikçe severler. Sevdikçe kemale ererler. Sevdikçe olgunlaşırlar. Sevdikçe insan olmanın hususiyetlerine varırlar. Ancak seven insan, insan olur. İnsan sevmiyorsa, sevmiyorsa. Haşa, Hazreti Mevlana'nın sözü öyledir. Aşktan nasibi olmayanın eşekten farkı yoktur der. Bana bu okuduğumda ilk önce ağır geldi dedi. Ama sonradan baktım ki, dedim ki ya koca pir, gerçekten dedim ya sen edeble söylemişsin. Ya bu daha ağır söylenecek bir sözmüş. Sebep, çünkü insanı insan eden, insanı kemalata erdiren sevgidir.
Bir kimsenin sevgisi yok ise, gerçekten onun taştan farkı yoktur. Taştan farkı yoktur. O yüzden seven bir insandan korkmayın. Aşık bir insandan korkmayın. Hatta seveni sevin. Seveni sevin. Ne dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Davud'dan söyledi. Dedi ki, ya Rabbi seni seveni, seni sevdireni, seni, senin sevgini, seni seveni ve sevdireni bana sevdir dedi. Başka bir rivayette de ne dedi? Bana çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti, soğuk şerbeti sevgili kıldın gibi bana da sevgili kıl dedi. Demek ki bütün alem, bütün varlık sevgiyle yaratılmıştır.
Sevgisiz değil ve etrafınızda sevgisiz insanlar var ise onlara sevgi aşılayın. Bıkmayın, usanmayın. Onlara sevgi aşılayın. Sebep, eğer o sevmeyi öğrenmezse, kötülüğünü, zehrini yine bize akıtacak. Kötülüğünü, zehrini yine etrafına akıtacak. Biz sufiler fedakar olalım, etrafımızda sevgiden nasibi olmayanları dahi severekten, sevgiyle onları terbiye edelim. İşte Hazreti Pir, böyle bir sevginin, böyle bir sevginin içinde, böyle bir sevginin yolunda bir zattır. O yüzden onun o sevgi üzerine, aşk üzerine kurmuş olduğu doktrin o yüzden ayaktadır. O sevgi doktrinin, o sevgi yolu ayakta durmasının sebebi insanların batınına dokunduğu için, kalbine dokunduğu içindir. Ve o sevgi yolunun muhteşem insanı, hayatını Allah sevgisine, Resulullah sevgisine, insan sevgisine adamış.
Ve öyle adanmış ki, sevgiden başka bir şey konuşmamış. Ve her şeyi sevgi üzerinde yoğunlaştırmış. Demiş ki, bir aşk, bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan, adam akıllı temizlendi. Ey bizim sevdası, güzel aşkımız, şad ol. Ey bütün hastalıklarımızın hekimi. Ey bizim kibir ve azametimizin ilacı. Ey bizim eflatunumuz. Ey bizim kalinusumuz. İlahi aşka varan kişinin hırstan, tamahtan kesileceğini, maddi manevi bütün hastalıklarının ilacını bulacağını ve bu ilacın da Allah ve Resulünü her şeyden fazla severek, ilahi aşka vararaktan oluşacağını bize söylüyor. Eğer o kimse ilahi aşk şerbetini, yani mansur şarabını dudaklarına sürmediyse, hırstan, tamahtan, maddi manevi marazlardan hiçbir zaman kurtulamayacaktır.
Ne zaman ki mansur şarabını dudaklarına damlatıldı, ne zaman ki o Allah'ın cemali sıfatıyla fena olup cemale ulaştı, o zaman işte kötü alışkanlıklardan ve kötü sıfatlardan hepsinden kurtulmuş olacak. Eğer ki o cemalullahta fena olmazsa ne yazık ki o kötü huylardan, o kötü nefsi problemlerden kurtulamayacak. Yine Hz. Pir Efendimiz toprak beden, aşktan göklere çıktı, dağ oynamaya başladı, çevikleşti. Ey aşık! Aşk Tur'un canı oldu. Tur sarhoş, Musa da düşüp bayılmış. Evet, Hz. Pir Efendimiz bir kimsenin ilahi aşkla, uruç ederekten, bu toprak bedenden sıyrılacağını, bu toprak bedenden sıyrılacağını ve uruç edeceğini, yükseleceğini, bu ilahi aşkla yürüyebileceğini, ötelere doğru kanat çırpacağını söyler.
Ve der ki, ey aşık! Aşk, Tur'un canı oldu. Buradaki aşktan kasıt, Cenab-ı Hakk'ın zatıdır. O yüzden Tur'un canı oldu der. Tur nedir? Tur-i sinadır. Musa aleyhisselamın Allah'la görüşme yaptığı, konuşma yaptığı yer ve o görüşürken, konuşurken, ben seni göremez miyim dediğinde, ey Musa daha bak dediğinde, daha tecelli edince, Musa'nın bayılması kendinden geçmesidir.
Ama biz Muhammed'ler için Tur-i sinaya ihtiyacımız yok. Bizim oturduğumuz secdademiz, Tur-i sinamız, duamız, Tur-i sinamız, aşkımız, aşıklığımız, Tur-i sinamız. Eğer sen gerçekten Cenab-ı Hakk'a aşk ile yürür, onu sever, ona aşık olursan, işte sen Tur-i sinadasın, işte o zaman sen Cemal perdesindesin. Ve Cemal perdesinden ayılmadan, hep o sarhoşlukla, yani mansur sarhoşluğuyla hayatına devam edeceksin.
Bu mansur sarhoşluğu kendinden geçmek değildir. Mansur sarhoşluğu, her dem Allah'ı her an tecelliyat noktasında sıfatsal olarak, o tecelliyata mahzar olduğunun uyanıklığını yaşamaktır. Ve bu varlık alemi, onun sıfatlarının tecelliyatıdır. Sen varlık alemindeki bütün her şeyi, onun sıfatsal tecelliyatları olarak görür, onun sıfatsal tecelliyatları olarak sen bunu rabıta eder, bunu düşünürsen, o zaman işte sen ne tarafa yüzünü döndürürsen döndür, Allah veçesi o taraftadırın sırrına ermiş olursun.
O zaman sen yetmiş iki buçuk milletle, dağla da, taşla da, otla da barışık olursun. Çünkü varlığın bütün üzerinde tecelli eden Allah'ın sıfatlarından başka bir şey değildir. Ve senin sevmediğinin üzerinde dahi Allah'ın sıfatsal tecelliyatı vardır. Senin sevmemen, senin gönül eksikliğindendir. Kemala ermediğindendir. Sen sevmekle mükellefsin. Sen sev, Allah'ın yarattıklarını Allah yarattığı için sev. Taşı da sev, toprağı da sev, bitkiyi de sev, hayvanı da sev, insanı da sev, kocanı da sev, karını da sev, çocuğunu da sev, anne babanı da sev. Sen selamun aleyküm diyene sev. Hatta sen sana selam vermeyeni bile sev. Hatta sana düşmanlık edeni de sev. Hatta sana kötülük edeni de sev.
Eğer ki sen kemale ermek istiyorsan, Hz. Muhammed Mustafa'ya uy. Ne dedi? Sen selam vermeyene selam ver. Ne dedi? Sana gelmeyene sen git dedi. Tevazu gösterdi. Alçak gönüllülük gösterdi. Demek ki sevmeyeni sevmek, her kişinin işidir. Herkes ne yapar? Kendisini sevmeyeni sevmez. Hani meşhur ya, sev seni seveni. Aslı şöyle olsa da, sevmeseni sevmeyeni, Mısır'a sultan olsa da. Yok, biz Mısır sultanını da severiz. Aslı kim olursa olsun, onu da severiz. Değil mi ki insan olarak o yaratıldı? Değil mi ki Allah ona kendi ruhundan ruh üfledi? Kendinden ruh üfledi. Hangisini sevmezsiniz? Kimi hor hakir görürsünüz? Gerçek manada hor hakir gördünüz.
Allah'ın kendi ruhundan ruh üfledi kimse. Sen kendi perdende ayırırsın. Bu mümindi, bu kafirdi, bu hristiyandı, bu yahudiydi, bu ata tapıyordu, bu puta tapıyordu, bu eşeğe tapıyordu, bu ineğe tapıyordu, şuna tapıyordu, bunu tapıyordu. Ama Hazreti Muhyiddin'in Arabi Hazretleri der ki, bütün tapınışlar onadır. Neden? Tapındığı cisimi de yaratan, o cismin üzerinde de sıfatsal tecelleti yaratan odur. İşte Hazreti Pir diyor ki, bize, Her şey maşuktur. Öğretiye bakın. Her şey maşuktur. Maşuk nedir? Sevilen. Maşuk sevilen. Her şey maşuktur. Aşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur. Aşık bir ölüdür. Kimin aşka meyli yoksa, o kanatsız bir kuş gibidir.
Vahlar ona. Aşk, özür dilerim, sevgilinin nuru önde artta olmadıkça, ben nasıl önü sonu idrak edebilirim? Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister. Aynı gambaz olmaz da ne olur? Aynen bilir misin neden gambaz değil? Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan. İşte Hz. Pir, kendi silsilesinden gelen zatlardan daha ileri bir şey söyler. Ben o yüzden derim, Muhyiddin İbn-i Arab Hazretleri veyahut da o ekol bazı şeyleri keskince söyler. Ama Hz. Mevlana Celalettin Rum Hazretleri en keskin, en grift bir meseleyi yumuşak bir tatlılıkla söyler. Der ki, her şey maşuktur.
Hz. Pir'in yolundan gidiyorsak, o zaman her şey maşuktur. Sakın ha, etrafındaki herhangi bir şeye kem gözle bakma. Sakın ha, etrafındaki herhangi bir şeyi kırma, dökme, üzme. Sakın ha, sebep, etrafındaki her şey maşuksa, kırdığında maşukun gönlünü kırdın. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya, dedi ki, eğer ki birine teşekkür ederseniz bu Allah'a teşekkürdür.
Bakın, bir şeye teşekkür ettin, Allah'a teşekkür ettin. O zaman senin teşekkür ettiğin nesneye bakma. Sufiler niçin yorgana teşekkür ederler? Yorganı örtünürlerken derler ki Mevlevi Sufilere, yorgana derler ki teşekkür ederim. Sen olmasaydın ben üşürdüm. Kıyafet giyerlerken kıyafete teşekkür ederler. Derler ki sen olmasaydın örtünemezdim. Yastıya başını koyacakları zaman yastıya teşekkür ederler. Derler ki yastıya, sana teşekkür ederim. Sen olmasaydın boynum ağrırdı, belim ağrırdı. Yatağa teşekkür ederler. Derler ki sen olmasaydın ben yarhanesinde yastığım taş, altım, çamur, üstüm yağmur olarak yatardım. Ama Erzurum'la aşık ona ne demiş?
Yine de gönlüm bir hoş idi demiş. Neydi türkü? Dün gece yarhanesinde yastığım bir taş idi. Altım çamur, üstüm yağmur, yine gönlüm hoş idi. Bizim bu toprakların aşıkları insanı can evinden vuruyor. Can evinden. O zaman yarhanesine gittiğinizde öyle, bu yatakta mı yatacağım, bu yorganda mı? Dün gece yarhanesinde yastığım bir taş idi. Dün gece yarhanesinde yastığım bir taş idi. Altım yağmur, üstüm çamur, yine gönlüm hoş idi.
Altım çamur, üstüm yağmur, yine gönlüm hoş idi. Şikayet yok. Yağmur da olsa, çamur da olsa, yastığın taş da olsa, ondan razı ol. Şikayet yok. Ondan razı ol. Siz bunu türkü olarak dinlediniz. Ben bunu bir aşığı nefesi olarak söylüyorum. O aşık, ne güzel, razı olmuş bir aşık ki, yarhanesinde yastığım taş idi. Ama gönlüm hoş idi diyor. Yastığım taş idi. Ama gönlüm hoş idi. Bakın, razılıkta zirve yapmış. Razılıkta zirve yapmış. Bu Müslümanlar, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin toprağın üzerine secde ettiğini unuttu.
Unuttuğu için bu hale geldi. Bu Müslümanlar, Hazreti Muhammed Mustafa'nın bir Ramazan gününde, itikafa girdiğinde, çamura secde yaptığını unuttu. Unuttuğu için bu hale geldi. Bizim şimdi mescitlerimiz, ultra lüks, kocaman camilerimiz var. Hangi paradan yapıldığı belli değil. O yüzden duası kabul değil Müslümanların. O yüzden heder olmuş. Eğer ki ne zaman, ne zaman, çamurun üstünde namaz kılmayı göze aldınız, ne zaman ki taşı yastık etmeye göze aldınız, ne zaman ki yağmur, çamur, dinlemeden, hak ve hakikat yolunda yürümeye azmettiniz ve yürüdünüz, o zaman kurtuluşa erdiniz. Öbür türlü esirsiniz. Manevi manada.
O esaretten kurtulamazsınız. Yastığın esiri, yatağın esiri, yorganın esiri, kıyafetin esiri, arabanın esiri, koltuğun esiri, yemenin esiri, içmenin esiri, modanın esiri, paranın esiri, makamın esiri, paranın esiri, makamın esiri ve dini düşünmezsiniz. Esaretiniz devam eder. Güç ne tarafta, o tarafa yönelirsiniz. Rüzgar ne tarafa eser, o tarafa yönelirsiniz. Hak ve hakikat sizden çekilir. Hak ve hakikat öyle, o yolun yolcusunda durmaz. İşte, Hazreti Pir diyor ki, Hazreti Pir diyor ki, siz o ilahi aşka, o ilahi aşka ererseniz, evet, siz o zaman her şeyi maşuk olur görürsünüz.
O fenada olursanız, siz o zaman bütün varlığa baktığınızda, varlığın üzerinde tek tecelli eden Allah ve sıfatlarının olduğunu görürsünüz. O zaman normalde, o sırra erişirsiniz. O sırra erişmenizin yolu, ancak oradan gider. Ve, hani Hazreti Pir diyor ya, o sevgilinin nuru olmadıkça, ben önümü ardımı göremem ki. Neden? O sevgilinin nuru, size ışık saçar, yol gösterir. O sevgilinin nuruna ulaşmak için de, Allah'ı her şeyden fazla sevmek. Çünkü Allah, ayet-i kerimede, yerlerin ve göklerin nurudur der. O zaman yerlerin ve göklerin nuru Allah ise, onun içerisindeki olan bütün varlık, senin için ne oldu? Maşuk oldu.
Eğer o maşuk olma yolunda görmezsen, ve insanları ayırt edersen, eşyayı ayırt edersen, Allah'ın sıfatlarının tecelli ettiği bir şahıs, bir kimse veyahut da bir oluşum olarak görmezsen, o zaman sen gönlün o müjdeyi almamış, o sırlara erişmemiş olur. Çünkü Hz. Pir diyor ki, önümde ardımda, onu göremezsem, o zaman diyor, benim aynam tozlanmış, o yüzden aynam haber vermez.
Aynadan kasıt ne? O kimsenin gönlü, gönlü tozlanmış. Gönlü insanın neden tozlanır? Neden kirlenir? Neden pislenir? Günah-ı kebahilerden kirlenir, pislenir. Heva hevesten, kibirden kirlenir, pislenir. Günahlara dalarsanız, heva heveye koşarsanız, nefsinize uyarsanız, sizin gönlünüz size bir şey söylemez. Yani, ne ararsan, kendinde ara diyen Yunus'un, siz sözüne de kulak asmamış olursunuz. Çünkü Allah, bütün insanların gönlüne tecelli edendir. O gönlü parlatırsanız, sizin de gönlünüze tecelli eder. Peki gönlü neyle parlatırız biz? Gönülleri parlatan şey, Allah'ı zikirdir. İman ederiz, ibadetleri ederiz, ama en önemli şey, Allah'ı zikrederiz.
Allah'ı zikretmek, ankobüt, ayet 45, en büyük iştir. Bu Allah'ı zikretmeyin. Normalde bize sonradan başka türlüye döndürdüler. Hani böyle kötü örnekleri koydular bizim önümüze. Bu 28 Şubat döneminde, Ali Kalkancı gibi, bazı böyle, çizgi dışı kimseleri, bizim önümüze koydular. Veyahut da böyle yol kaçkını, yol kaçkını derler sufiler öylesine. Yol azgını olan kimseleri bizim önümüze koydular. Allah'ı zikir en büyük iştir. Allah'ı zikretmeyen, az zikredenleri, Cenab-ı Hak münafıklık alameti olarak söylüyor bize. Diyor ki, münafıklar Allah'ı az zikrederler. Dünya sistemi, bizim çok zikretmemizi istemiyor. Sebep ne biliyor musunuz? Hakikati göreceğiz. Çok zikredersek, kalbimiz aydınlanacak.
Ve biz hakikati göreceğiz. Neyin ne olduğunu öğreneceğiz. Neyin ne olduğunu bileceğiz. Çünkü, öyle zikredersek, Allah hakikati bizim gönlümüze tecelli ettirecek. Öyle seversek, Cenab-ı Hak doğruyu bizim gönlümüze tecelli ettirecek. Bakın Yunus Emre, Yunus Emre hafız değildir. Yunus Emre, Kur'an kursu talebesi değildir. Yunus Emre medrese talebesi de değildir. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri, medrese talebesi değildir. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri, hafız da değildir. Özelliği ne? Hazreti Mevlana medrese talebesidir. Ama onu irşad eden, onu aşk yolunda cezbeşliğiyle çeken, Şemseddin-i Tebriz'i, ne medrese âlimidir, ne medrese hocasıdır.
Şemseddin-i Tebriz'i, onun manevi hocasıdır. Hatta rivayet edilir ya, bütün kütüphanesini alır, devrir, atıverir şeyin içine, havuzun içine. Hazreti Mevlana çok üzülür. Der ki, onun üzüntüsünü görür. Der ki, neden üzüldün? Der ki, babamın hediyesi vardı içinde, dört cilt avarifül marif. Bunun için mi üzüldün der? Evet der. Bismillahirrahmanirrahim der, havuzun içerisine eline sokar, dört cilt avarifül marif elinde. Bunlar mı der? Verir. Hazreti Mevlana'ya. Hazreti Mevlana, Celal-i Rum Hazretleri yok da. O esnada şeyhtir Hazreti Mevlana. İcazetli bir şeyhtir. Dergahı vardır, kürsüsü vardır. Ama aşk kanadı yoktur. Aşk kanadını kim takar?
Allah'ın izniyle Şemsettin-i Tebrizi takar. Şemsettin-i Tebrizi'ye baktığınızda, tarihçesinde, tarihçe hayatında, hafızlığı yok. Bir medresede talim görmüşlüğü yok. Bir medresede diş çöküp, ilim öğrenmesi de yok. Ama, o ilim deryası olan, Hazreti Mevlana, Celalettin, Rum Hazretlerine, diş çöktüren, ilahi aşk var. O ilahi aşkın, piri, o yüzden, o pirin önünde, o diş çöküyor. Bakın, Hazreti Mevlana, alim, Hazreti Mevlana, medrese alimi, talebeleri var. Devletin arkasında, desteği var. Karıştırmayın, devletleri. devletin arkasında, desteği var.
O alim zat, babasının kitaplarını, eline sokup da, havuzdan çıkaramıyor. Aşk ehli, aşk ehli. Onun eli, Allah'ın eli olmuş. Ha ne diyor ya, Hadis-i Kudsi'de, benimle görür, benimle duyar, benimle söyler, benimle tutar, benimle yürür. O sırla sırlanmış. Aldı kitapları, Hazreti Mevlana dedi ki, bunlar mı? Evet dedi. Kim? Hazreti Şems. Hazreti Mevlana, o yüzden dedi, canım Şems, günüm Şems, dinim Şems, imanım Şems, sen olmasaydın, ne Allah'ı tanır, bilirdim, ne de Resulullah'ı bilirdim dedi.
Söyleyen kim? büyük alim, Hazreti Mevlana. Demek ki, Allah aşkı, Allah aşkı, böyle bir şey. Ve o aşka erişen kimse, o aşkla buluşan kimsenin, Cenab-ı Hak gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı oluyor. Onunla görüyor, onunla konuşuyor, onunla duyuyor, onunla tutuyor. O, onda fani olmuş. Allah, onu öyle bir cezbeyle kendine çekmiş. Onu kendine çekmiş. Ben onu tarif ederken böyle, şşş diye çeker ya bir şey. Allah kulunu öyle çekmiş. Öyle çekince, kendisinde fani etmiş onu. Kendisinde fani etmiş. bu Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı, bu Cenab-ı Hakk'ın, ötelerden bir seçmesi.
Bunda yapacak hiçbir şey yok. Allah Resulü da, o yüzden, kalbe cila verecek olan şey, Allah'ı zikirdir der. O zikirle, bakın, bütün kardeşlere söylüyorum, bütün ümmeti Muhammed'e söylüyorum. Allah'ı zikretmek için, herhangi bir şeye ihtiyacınız yok. Ne şeyhe ihtiyacınız var, ne müride, ne mürşide, ne hacıya, ne hocaya, ne kitaba, hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Arkadaşlar, kıymetli dostlar, La ilahe illallah, zikrin en büyüğü ve en eftalidir. Herkes çok rahat yapabilir. Ha cemaat da zikir, muhteşem bir şeydir. Hadis-i şerifte, İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin, naklettiği hadis-i şerifte diyor ki, oradan af olmuş olarak kalkınız. Nereden? Cemaat de olan zikrullah'tan.
Hatta, İmam-ı Hanbel'de ilavesi var. Diyor ki, geçmiş günahları, geçmiş günahları, hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Hatta başka bir hadis-i kudüsü de diyor ya, hani o kimse oraya gitmişti, seyretmek için gitmişti. Melekler oradan bir topluluk dedi ki, Yarabbi bu buraya seyretmek için gelmişti. Cenab-ı Hak cevap veriyor. Allah'ı zikreden meclis için. O meclis öyle bir meclistir ki, orada bulunanları ayırmak Allah'ın şanına yakışmaz. O yüzden hepsini affettim diyor. Bu, cemaat de olan zikrullahın fazileti. Demek ki cemaat de olan zikrullah, daha faziletli. Hatta hadis-i kudüsü de diyor ya, kim beni bir cemaat içinde anarsa, ben onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım.
Kim beni kendi nefsinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Demek ki cemaat de olan zikrullah, en faziletlisi. Evet, Rabbim bizi onlardan eylesin. Aşığın hastalığı, bütün hastalıklardan ayrıdır. Bir de aşıkların hastalıkları var. Güzellikleri anlattık için, hastalıklarını anlatmayalım mı? Aşk, Allah sırlarının usturabıdır. Aşıklık, buralara dikkat edin. Öğrendiğiniz dinlerden farklı bu sanki. Size öğretilenlerden farklı bu. Diyor ki, aşıklık ister o cihetten olsun, ister bu cihetten. Akıbet bizim için, o tarafa kılavuzdur. Yani senin aşıklığın neye olursa olsun. İster bu tarafa olsun, ister o tarafa olsun.
Sana kılavuzdur bu. Sen yeter ki aşık ol. Sen yeter ki bir şeye aşık ol. Bir şeye aşık ol. Geçenlerde Kırşehir'e gittim. Orada genç talebelerden birisi dedi ki, işte sevmek haram mı dedi bana. Ne zamandan beri sevmek haram olmuş dedim. Şok oldu herkes, durdu bir anda. Yani düşünebiliyor musunuz? Yani biz çocuklarımıza sevmeyi haram öğretmişiz. Ya sev, sev. Sevmek haram değil. Babanı sev, anneni sev, eşini sev, çocuğunu sev. Sev ya sev. Sevmekten korkma. Neden sevmekten korkarsın? Neden aşık olmaktan korkarsın? Korkma, sev, sevebildiğin kadar.
Zarar etmezsin, merak etme. Sevmekten kimse zarar etmez. Aşık olmaktan kimse zarar etmez. Aşıklıktan korkmayın. Evet aşığa dışarıdan baktığınızda bir vahşet gibi görünebilir. Çünkü biraz Müslüm'den olsun. Aşığın gözü kör, kulağı sağırdır ya. Aslında o hadis-i şerif metni. Bakın hadis-i şerif metnini biz Müslüm'den dinleyince sevdik. Oysa o hadis-i şerif. Hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Aşığın gözü kör, kulağı sağırdır der. Hadis-i şerif bu. E Müslüm bizim toprakların Müslümü. Ne yapalım? Atalım mı kendilerine? Biraz arabesk yanımızda var. Eee, birazdan fazla tabii de.
Ne diyor? Aşığın gözü kör, kulağı sağır. Evet, aşık, maşuğundan başka bir şey görmez. Ondan başka bir şey duymaz. Neyi görse, maşuğu bilir onu. Neyi görse? Hani, bizim olan mecnun. Çünkü çok mecnun var. Ta Sümerler'de bile mecnun var. Sümerler'in de mecnunu var. Demek ki her dönem aşıklar var. Her dönemin mecnunları var. İşte o bizim mecnun. Böyle bir, çok affedersiniz. Merkebe bakarken, böyle aşıklıktan nasip olmayan bir kimse demiş ki, ya Fuat bu merkepte ne gördün ki demiş. Neden böyle bakıyorsun? Demiş, gözlerine bakıyorum. Gözleri nasıl Leyla'nın gözüne benziyor?
Aşık, ondan başka bir şey görmez. Hani meslevi de geçer ya hikaye. Nels-ı Behlül Dâne'nin abisi. Kim? O zamanın kralı. Çağırır mecnunu. Der ki, bu Fuat, kime aşık oldu böyle? Pardon, Leyla'yı çağırır. Leyla'yı açın camların perdelerini, açarlar bakar. Leyla kara kuru bir şey. İçinden der ki, ya bunu mu sevdi bizim Fuat? Kara kuru bir kimse. Tabii der ki, bir konuşturayım bakayım. Der ki, sen o Leyla mısın? Leyla tam Leyla, muhteşem. Leyla muhteşem. Der ki, ben o Leyla'yım ama sen Mecnun değilsin. Sendeki göz, Mecnun'un gözü değil.
Leyla'lar kıymetli. O zaman bütün bayanlar, birer Leyla. Gerçekten. Bayanlara baktığınızda, sizin Leyla'nız olsun. Leyla. Hani, Havva yaptı ya, Adem, gel dedi. Ne Havva ise, Adem tıpış tıpış gitti. Ye dedi. Hapur şupur yedi. Demek ki, dünya, Leyla'ların üzerine kurulu. Sakın kendi kendinize, yok ben adamım, ben herifim, ben öyle bir şey. Yok, büyük konuşmayın. Hele sufiler için, her şey Leyla'nın emrinde. Leyla gel, önünüzü yelikleyin.
Buyurun kraliçem deyin. Geçinmenin yolu bizim. Bizim Orhan Acar'ı gördüm az önce. Orhan Acar elini kaldır. Şimdi, Ahmet Acar'ın abisi vardı. İhsan Acar, Allah rahmet eylesin. Orhan Acar'ın hem kayınçosu, Ahmet Acar, hem neyindi? Hem dayı oğlu başka? Bazen düğünde, dernekte soruyorum. Bu, bu kiminle diyor. Birkaç anlatıyorlar. Diyorum, tamam, yüz elli gram aklım var. Burada bırakın diyorum ben. Hep böyle çaprazlama gidiyorlar. Onlar da, onun Allah rahmet eylesin. İhsan abimiz vardı. Bana diyordu ki, hocam adamın akıllısı evde hanımla iyi geçinir, köyde muhtarla iyi geçinir. Adamın akıllısı. Ben evde hanımla iyi geçinmeyi becerdim, muhtarla geçinmeyi beceremedim.
Onu beceremedim. O yürüyüşüm sakat ya benim. O yüzden onu beceremedim. Allah bizi affetsin. İşte aşıklık nereden olursa olsun, Hz. Mevla'nın diyor ki, bize kılavuzdur o, bize yoldur. Yani aşkın mecazı varsa, hakikati de vardır. Sen mecazi bir aşka tutulmuş olabilirsin, o hakikatin var olduğunu, ilahi aşkın var olduğunu gösterir. O yüzden sen aşıklıktan korkma. Günah farklı bir şeydir. Aşıklık farklı bir şeydir. Aşıklığı günah sayma. Sevmeyi günah sayma. Allah ilk yarattığını sevdi. Ondan hoşlandı. Ondan razı oldu. Allah'ın onu sevmesi, onun da Allah'ı sevmesi, Allah'a tatlı geldi, hoş geldi. O yüzden mükevanatı yarattı. Onu sevdi ilk yarattığını.
Sevince o da onu sevdi. O yüzden sevgi büyükten küçüğedir diye hadis-i şerif var. Büyük ne? Allah. Allah yarattığını sevdi. Yarattığını sevince o da onu sevdi. Büyükten küçüğe. O zaman büyükler, babalar, eş ve çocuklarınızı sevin. Büyükler, elinizin altındakileri sevin. Sevgi büyükten küçüğe çünkü. Eğer siz büyük olarak anne, sen çocuklarını sev, çocuklarını kanadının altına al. Onlara zulmetme. İllaki benim dediğim gibi olacak diye diretme. Kanadının altına al. Çocuklarını sev. Babalar, eş ve çocuklarınızı sevin. Kadınlar, eş ve çocuklarınızı sevin. Elinizin altındakileri sevin. Amirler, memurlar, yüksek makam sahipleri, elinizin altındakileri sevin. Sevgi büyükten küçüğe intikal eder. Sevgiyi küçükler büyüklerinden öğrenir.
Evde nefret rüzgarları dolaşıyorsa, evde nefret söylemleri devam ediyorsa, o aile dağılır. Ailelerinizi, mahallelerinizi, kentlerinizi sevgiyle, sevgiyle ihya edin. Yollarınız çok düzgün olsa, harika binalarınız olsa, her şeyiniz, şehirleşmeniz tam teşekkilli olsa, içinde sevgi yoksa, orası yıkılmaya mahkumdur. Bir ülkede sevgi hakim değilse, o ülke dağılmaya mahkumdur. Bir mahalle, bir topluluk, bir aile, küçücük bir birey dahi içinde sevgi yok ise, o kimse dağılmaya mahkumdur. Birey olarak içinde sevgi yoksa, dağılmaya mahkumsun. Sev canım kardeşim, sev. Sen nefret söylemlerine bakma. Sen sevgisizlerin sözüne bakma. Sen sevgisizlik tohumu ekenlere bakma.
Sen eşini sev, kocanı sev, çocuklarını sev. Sen evini sev, tabağını sev, çanağını sev. Sev, sev. Sevmezsen mutlu olmazsın. Sevmezsen barışmazsın. Sevmediğiniz bir kimseyle barışabilir misiniz? Barışamazsınız. Ben aileler tanıdım. 35 yıl bir fiil, evde küs olarak yaşayan. Birisi bir odada, birisi bir odada. Kızıyla konuştum. Dedim, nasıl bir ailesiniz siz? Vallahi hocam dedi, 35 yıldır dedi, benim annemle babam küs, birisi bir odada yiyip içiyor, birisi bir odada yiyip içiyor dedi. Hani boşanmak söylenmez ama, ya dedim, söyle onlara, boşansınlar, bir daha evlensinler, mutlu olsunlar, sevsinler. Boşanmıyorlar da. Boşanmamışlar da.
İki tane kızları var, evlendirmişler ikisini de İstanbul'a. Dedim, siz yapmayın böyle, biz yapmıyoruz hocam dedi. Ama ben dedi, hani annemin, babamın üzerinde büyüğü mü var, şu mu var, onu öğrenme. Dedim, ben büyücü değilim ki, nereden bileyim canım kardeşim. Benim bu işlerle işim yok. Ama dedim, sen onlara otur, ikisine de söyle, birbirlerini sevmeye alıştın. Yok. Adam alıp geliyormuş, pırasayı, yarım kilo pırasa kendine, yarım kilo karısına. Yarım kilo pırasayı, kendi pişiriyor, yarım kilo pırasayı da, hanımı pişiriyor. Allah iyiliğinizi versin. Hiç kimse dedim, sevgiden bahsetmedim size, vallahi bahsetmedin dedi. Ben dedi, internetten gördüm sizi, internetten tanıdım dedi.
Hani demiş ki ya, demiş bu hocaya bir danışayım. Hani bu nasıl bir şey diye. Dedim ya, bu nasıl bir şey, 35 yıl nasıl sürdürdüler bunu dedim ya. Vallahi 35 yıldır böyle, siz ne yapıyorsunuz dedim ben, biz gidiyoruz dedi eve. Yarım kilonun pırasasını pişiriyoruz, yarım kilo da onun pırasasını pişiriyoruz dedi. Siz ne yiyorsunuz dedim ben, biraz ondan yiyoruz, biraz ondan yiyoruz, yoksa kırılıyorlar dedi. Ya bu toplum ne zaman bu hale geldi. Kafayı yiyecek insan, Allah bizi affetsin. Siz sevin. Sufiler topluluğu olarak, size zarar verenede sevin. Merak etmeyin, karlı çıkacaksınız. Bir gün bakacaksınız, size zarar verenle, karşılaşacaksınız bir yerde. Evet, size zarar vermiş. Siz onun gözünün içine bakabileceksiniz, o bakamayacak.
Neden? zarar verdi o. Ama sen zarar verdiği için sevdin ya, zarar verdiği için sevdiğinden dolayı, sen mutlusun. Sen büyüksün. Sen kuvvetlisin. Sen çünkü, Allah için onu sevmişsin. Neydi en önemli distur? Allah için sevmekti. Üç şey bir insanın üzerinde var ise, mükemmel bir insan. Bir, Allah ve Resulunu her şeyden fazla sevmek. Eki, sevdiğini Allah için sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Ümmet-i Muhammed'in unuttuğu kural bu. Sevdiğini Allah için sevmek. Ya ben Mehmet Emin Bey'e iyi bakayım, avukat ya şimdi, yarın öbür gün bir işim olursa, benim işime koşturur ya. Allah için sevmedi.
Mehmet Emin Bey'in avukatlığını sevdi. Yok ya ben, Yusuf Hoca'yı ben seveyim, bakarsanız üniversitede bir işim olur. Yusuf Hoca benim işimi halleder. Allah için sevmedi. Ya ben Mustafa Boz Bey'e biraz yağ çekeyim şimdi, böyle bir güzel sevgi, ondan sonra bu kuvvetleri hazırlayayım. Yani Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda, aman başkanım, beni tanıdın mı? Ha, nereden? Ya beni tanıdın mı? Hani beraber programdaydık filan. He, ya şu işimiz vardı da, hani bu işimizi bir halletseydin. He, o belediye bak, Büyükşehir Belediye Başkanı olma, düşüncesi sende oluşmuş, o yüzden parayın da atıyorsun. Allah için sevmedin. Biz başkanı Allah için sevdik. Sevmiş, hürmet etmiş, gelmiş.
Başımız gözümüz üstüne. Biz başkanı Allah için sevdik. Gelmiş, başımız gözümüz üstüne. Başkanım, sakın ha, inşallah, belediye başkanı olduğunuzda, kapınıza gelmeyeceğiz. Allah muharak eylesin. Bizim öyle bir alışkanlığımız yok. Allah razı olsun. Şimdi, tabi bunu da teyit ediyoruz önceden. Allah için birbirimizi sevdiğimizi gösterelim. Biz bir nikah töreninde tanıştık, nikah töreninde beraberdik. O yüzden nikah töreninden itibaren, öyle çok bir araya gelemedik ama, dolaylı olarak kardeşler selam getirip, selam götürüyorlar. Allah razı olsun. Bizim de çok zamanımız olmuyor böyle, bu tip işlerle iştigal edelim. Ama o kimse, İsmail Gönül'ün hoş oldu mu?
Eyvallah. Sevemedim seni kara gözüm. Evet. Şimdi, normalde sevdiğimi Allah için sevmem. Bir de, neden diyor o kimse korkacak? Geçmişe, yani şirke düşmekten korktuğu zaman diyor, o kimse kemale erer. Bakın, o kimsenin imanı kemale erer diyor. İmanı kemale ermesi için, üç hal. Bir, Allah ve Resulünün her şeyden fazla sevmek. Bakın, sevmekten geçti. Çok namaz kılmak değil, çok oruç tutmak değil. Kafana sarık sarıp, cübbet takıp, sakalı da göbeğine kadar bırakmak değil. Allah ve Resulünün her şeyden fazla sevmek. İkinci ana unsur ne? Hadis-i şerif, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem söylüyor. İkinci ana unsur, sevdiğini Allah için sevmek.
Sevdiğini Allah için sevmek. Ben Orhan Acar'a baktığımda, ya bana bir kereste lazım olursa, Orhan Acar kereste fabrikasından, bana işte bir kamyon kereste gönderir diye sevmeyeceğim. Ya Allah için seveceğim. Diyeceğim ki, Orhan Acar bizim kardeşimiz, İstanbul'daki ilk başkanımız bizim. Başkanlık devam ediyor değil mi? Eyvah başkanım bıraktın mı? Ha orası dinyanete geçti değil mi? Evet. Hayırlısı olsun. Ben dilimi tutayım. Evet. Sevdiğini Allah için sevme. Sevdiğini Allah için seversen, bakın bunda, fi sebilillah. Hani başka bir hadisi kudside vardı ya, hani hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde, mahşerde, Allah'ın gölgesinde gölgelenilecek olanlar vardı.
Onlar kimdi? Onlar birbirleriyle akraba olmadıkları halde, birbirleriyle alışveriş yapmadıkları, menfaatleri olmadıkları halde, birbirlerini Allah için sevenler, toplandıklarında da Allah'ı zikredenler, hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde, Allah'ın gölgesi altında gölgelenecekler. Müjdeye bakın. Ama bunun için ne lazım? Allah için sevmek. Ne lazım? Menfaatsiz sevmek. Kardeşler, buradan çıkarken hiçbirinize ücret ödemeyeceğiz. Benim o kadar parampolum yok. Bir de sizden de ücret istemeyeceğiz. Yolumuzun kaidesi, yolumuzun şiarı, sufi dilenci değildir. Yolumuzun şiarıdır.
Hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz. Talep etmeyiz. Andırmayız. Hiçbir makam sahibinin önünde, kendi nefsimiz için eğilmeyiz. Hiç kimsenin önüne, elimizi açıp, şenillah demeyiz. Topluluğumuzun içerisinde, zekat memuru tayin edip, zekat toplatmayız. Topluluğumuzun içerisinde, yok cami yapıyoruz, yok medrese yapıyoruz, yok tekke yapıyoruz, yok şunu yapıyoruz, yok bunu yapıyoruz, deyip de, para toplamayız ve toplatmayız. Hiçbir devlet kurumunun önünde, önümüzü ilikleyip, onlardan hiçbir şey istemeyiz. Hatta, gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz, diyenlerdeniz.
Evet, gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz. Böyle olduğumuz için, aşure dağıtacağımız zaman, 600 tane polisi, kapımıza indirirler. Böyle olduğumuz için, kendi mülküm olan, kendi kiraladığım yerin etrafına, Büyükşehir'den, Osman Gazi'den, iş makinalarını getirip, aşure dağıtacağım yerde, iş makinalarıyla çerçeveletip, 600 tane de, emniyet kuvvetini getirip, aşure dağıtmayı engellerler.
Ama ben yine buradayım, Mustafa Özbay yine burada, yine burada. Halaç gibi, dara ağacını assalar, hallaç gibi etimizi, niğleme niğme etseler, kanımızı, canımızı, kıyma makinasından geçirip, diş diye fırata atsalar, yine nağmardin önünde, diş sökersen Mustafa Özbay, dünyanın en şehrsiz insanı olsun.
Uyduruktan istedikleri kadar dava açsınlar, uyduruktan istedikleri kadar, Cumhuriyet savcılarını peşime taksınlar, uyduruktan telefonlarımı dinlesinler, kapımın önünde beni ziyarete gelen, bacımızı, kardeşimizi, arkadaşımızı gözaltına alsınlar, ahlak polisi gözaltına alsın, yine umurumuzda değil, dimdik ayaktayız burada.
O Diyanet denilen kurumu ayağa kaldırsınlar, o Diyanet denilen kurum, Diyanet denilen kurum, otursun kadınları istismar ediyor diye, Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunsan, ahlak polisi beni çağırsın, orada sorguya alsın, yine yıldıramazlar, yine yıldıramazlar.
Müftüsüyle, hocasıyla, alimiyle, zalimiyle, her şeyle, topuyla, tüfeğiyle, siyasetçisiyle, ayakçısıyla, yardakçısıyla, yancısıyla, hepsi de toplansın, teker teker gelmesinler, hep beraber gelsinler. Biz dar ağacını, hakikat noktasında, ilmeği boynumuza kendimiz geçirmişiz, başkasının geçirmesine gerek yok, biz buradayız. Biz buradayız. Şu Bayındır'da, Bursa'da, Bayındır aklımı almış bak, Hacı Nuri, oradan çengel mi taktın? Bursa'da 80 tane, taksici söyledi, 80 tane dedi, gece kulübü var.
Onca, gece alemi var. Sen hepsini bırakacaksın. Mustafa Özbağ'ın bürosunun kapısının ne? 7.24, ahlak polisini dikeceksin. 7.24, izleteceksin. 7.24, telefonunu dinleteceksin. Diyanet denilen, hıyanet kuruma, baskı yapacaksın. kadınları taciz ediyor diye, dava açtıracaksın. Ondan sonra elde delil yok, kocaman bir iftira, kocaman bir iftira. o iftiradan da özür dilemeyeceksin. Adı ne bunun? Diyanet. Adı ne bunun? Diyanet. Ve Mustafa Özbağ'ı ahlak polisine götüreceksin.
Mustafa Özbağ'ın orada ifadesini alacaksın. Ne deliliniz var dedim. Bir şikayet var mı hakkımda? Var mı şikayet? Yok dedi. Ne ama çağırdınız beni dedim. Beni ne ama çağırdınız o zaman? Ama gel görün ki, Türkiye gibi bir yerde, Diyanet denilen kurum size bir iftira atıyor. Siz mahkemeye kazanıyorsunuz. Ve onları mahkemeye veremiyorsunuz. Onları dava edemiyorsunuz. Doğru mu Mehmet Emin Bey? Ama yılmak yok. Ama yılmak yok. Ama geri adım atmak yok. Ama sarsılmak yok. Ama ümidini yitirmek yok. Ümitsizlik yok. Ben Twitter'da paylaşıyorum.
Ne gün nereye gideceğimi. Yola tuzaklar kurun. Kurun tuzaklarınızı. Her yola çıktığında çevirin. İnimi cibinden araştırın. İndirin arabadan. Defalarca arabayı da arayın. Hiç önemli değil. Hiç önemli değil. Mustafa Özbağ'ı daha da güçlendirir. Mustafa Özbağ'ı daha da ümitlendirir. Mustafa Özbağ daha diri tutar. Mustafa Özbağ, onların üflemesiyle sönecek bir kimse değil. Mustafa Özbağ birisi zorla elini öptürmeye kalkarsa öpmez. Öpmedi bugüne kadar. Ben bir tek şeyhimin elini öptüm. Ben başka bir el öpmedim.
İnsanoğluna bir kamil eli öpmek yeter. Kamil eli öptüysen o dudaklar zalim eli öpmez. O zaman o kamil eli senden şikayetçi olur. Sen bir kamil elini öptün. O dudağını zalim eli nasıl kirletirsin der. O yüzden bu dudaklar bir kamil eli öptü. Bu yanak bir kamil yanağına yüz sürdü. Bu gönül bir kamil gönlüne dem vurdu. Bu gönül bir kamili sevdi. Ona aşık oldu.
Başka bir şeye aşık olmak o kamil gönle ihanettir. Bu göz bir kamili gördü. Ona vuslat vurdu. Dem oldu. Onunla diz dize durdu. Zikrullah vurdu. Onunla el ele verdi. Anadolu'nun bağrına adım adım Allah nidasını duyurdu. O gönül başka bir gönle dönmez. Başka bir yöne evrilmez. Bilmeyenler bilsin bu gönül zalimi sevmez. Bu gönül haini sevmez.
Bu gönül heva hevese dönmez. Bu gönül şeytana yürümez. Bu gönül nefse paye vermez. Bu gönül zalimin önünde eğilmez. Ona el pençe durmaz. Siz altı yüz polis değil, bin altı yüz polis getirseniz de o dicenden vazgeçmez. O yolundan da geri dönmez. Siz dava üstüne dava açsanız da hakkın nefesi olmaya devam ederiz. Hakkın sesi olmaya, hakkın gür sedası olmaya devam ederiz. Siz emir verirsiniz, Büyükşehir Belediye Başkanı salonu vermez. Paramızla tuttuğumuz, parasını yatırdığımız salonu iptal eder.
Parasımızı hesabımıza iade eder. Merunos'ta şebaruz yapmamızı önler. Bir gizli el, Merunos'ta kirasını yatırırız, şebaruz yapacağız diye. O gizli el, bir talimat göndeririz. Merunos'ta şebaruz yapmamızı önler. Mahkemeye veririz. Mahkemeye Mustafa Özbağ için 25 sayfa. Gaydırı Kupak'tan bir sürü şeyler yazar. Altı yok, üstü yok, boş. Enteresan bir şey. Google'dan kes kopyala yapıştır yapıp gönderirler. Sonuçta mahkemeyi kaybederler. Kaybettikleri için de kibir abidesilerdir. Bir özür dahi dilemezler.
Senesine bir daha kiralarız. Bu sefer de büyükşehir yapamazsınız der. Mustafa Özbağ, deveyi kovalacağı yere kadar kovalar. Bir daha deriz. Bu seferki Merunos'un müdürü der ki, işte burada kardeşimiz. Ben yaptırmıyorum der. Geri adım mı attık? Hayır. Geldik bu salonu kiraladık. Salonun sahibinden Allah razı olsun. Cenab-ı Hak onun işlerine akkın eylesin. Allah ona sıkıntı yüzü göstermesin. Rabbim nerede derdi varsa derdine derman olsun. Hastalıklarına, müşkilatlarına Cenab-ı Hak vekil olsun. Çünkü kim bilir ona da ne için baskı yaptırlar da o baskıların altında bu salonu bize devamlı kiralıyor.
Böyle ara sıra bazı şeyler oluyor. Hasan hoş geldin. Bazen ara sıra bir şeyler oluyor ama yani o da dik duruyor. Bak salonu kiralayan kimse. Ona muhakkak kulağına bir şeyler üflüyordur. Üflemeden durmazlar. Ama ne oldu? Biz yine şebarosu yapıyoruz. Yapıyoruz. Yapmaya devam edeceğiz. Ayın 12'sinde regaib kandili. Kandil'de de buradayız. Kandil'de buradayız. Şimdiden ilan ediyorum. Herkes duysun, görsün, bilsin. Kandili burada kutlayacağız inşallah. İftarı burada yapacağız perşembe günü. Yılmak yok. Geri dönmek yok. Kırılıp incinip, dökülüp yolda dağılmak yok. Her türlü sıkıntı, her türlü problem, her türlü gankasevet bizim için neşe kaynağıdır. Biz güle güle yürürüz.
Biz hallacın peşinden gideniz. Sehpaya tebessüm ederek gideriz. Sehpaya tebessüm ederek gidenlerin yolundayız. Biz dar ağacına asılanların yolundan gidenleriz. Biz İmam-ı Azam gibi işkenceyle öldürülenlerin yolundan gideniz. Biz İmam-ı Serahsi gibi kuyuya hapsedilenlerin yolundan gideniz. Biz Seyyid Nesimi gibi derisini yüzülenlerin yolundan gideniz. Biz pil efendilerin yolundan gideniz. Onlar ne zorluklar yaşadıysa, biz o zorluklara gülerek, tebessüm ederek gidenlerdeniz. Onlar zannederler ki baskıyla, tacizle, onlar zannederler ki karakolla, mahkemeyle yıldıracaklarını zannederler. Değil.
Mustafa Özbağ babası 16 yaşında ölmüş. 16 yaşından beri mücadele etmiş bir insan. Öyle onunla bununla yılacak bir kimse değil. İsterseniz etini kıyma makinesinden geçirin, bir güzel kavurun, aleme savurun. Benden kurtulamazsınız yine. Ne sevenimiz kurtulur, ne de sövenimiz. Sevenimiz de mahşer yerinde kol kolayız. Biriz beraberiz. Sövenimiz de kendine yol alsın. Ne yapalım, yapacak bir şeyimiz yok ona da. Allah ona da tövbe nasip eylesin. Cenab-ı Hak onlara da hidayet eylesin. Ama Allah Resulü bize müjdeyi verdi, kişi sevdiğiyle dedi. O yüzden biz Allah dostlarını severiz. Allah için sevenleri de severiz. Allah için bize bakanlara bakarız.
Allah için yaşar, Allah için ölür, Allah için nefes alırız. Rabbim cümlenizden razı olsun. Cenab-ı Hak cümlemizi bir ve beraber eylesin. Rabbim mahşerde de bizleri beraber eylesin. Cenab-ı Hak her türlü zorluya, sıkıntıya göğüs girip, hak ve hakikati anlayıp, haykıran kullarından eylesin. Eycman. Çok vaktinizi aldım. Şimdi birazdan sema olacak. Bizim semamız biraz özel. Bu konuyu da biraz değinelim. Biz çünkü dini ibadetlerimizi ve ritüellerimizi ücret karşılığı yapmayanlardanız. Bizim hiçbir dini faaliyetimiz bir ücrete tabi değildir. Yani öyle boy boy reklamları görüyorsunuz ya. Şeybo Arruz işte bir gün bir gece. İşte sanatçı kim?
Ahmet Özcan. Ne yapacak? Ne kadar? 2750 lira. Ne kadar? Şey ne kadardı? 2450 lira. Ne? Şeybo Arruz programı. Kim var? Ahmet Özcan var. O attı bana da haberi. Ben bir şey araştırıp sormuyorum. Allah razı olsun. O da 60. Ahmet Özcan'ın olursa Şeybo Arruz 2400 kaç lira? 2450 lira. Bizim semazen kardeşler Allah Allah Allah diye sema ediyorlar. Kaç para kaç para kaç para diye değil. Hepsi de gönüllülük esası. Bunların hepsi de gönüllülük esası. Ne iş yapıyordun? Webostocusun. Ne iş yapıyorsun? Yazılımcı sen? Ticarette uğraşıyorsun sen? Gemi imalatı. Ohum. Donanmadısın maşallah sen? Tekstil sen?
Lastik, ota lastik sen? Servis şoförü sen? Tamircisin. Sen? Ne eğitmeni sen? Ön mühasebeci sen? Ön mühasebeci sen? Makine mühendisi. Hepsi de ücretsiz. Ben emekliyim. Ben Bağkur emeklisiyim. Benim geçimim sizden değil. Benim geçimim dinden değil. Ben ticaret de yapıyorum. Bilen arkadaşlar biliyorlar. Benim geçimim ticaret değil, din değil. Benim geçimim sufilik değil. Ne iş yapıyorsun? Ben Bağkur emeklisiyim. Ticarete devam ediyorum. Biz kendi işimizdeyiz. Gerçek sufilik budur. Horasan'da başlayan sufilik budur. Öğrendiğimiz sufilik budur.
Dinden geçinenler kadar dine zarar veren başka bir güruh yoktur. Dini siyasetine alet eden, dini makamına, mevkisine alet eden, dini ticaretine alet eden, aman ben namaz kılarken görüneyim de beni şef yaparlar, müdür yaparlar diyenlerin hepsi de dine ve dindarlara zarar verirler. Bugün üstam dünyasının çektiği sıkıntı budur. Din ne zamanki geçim aracı olur o zaman dindarların yüzü eğilir, boynu bükülür. Benim boynumun dik olmasının sebebi budur. Benim geçimim belediye başkanlarının önünde para end atıp üç kuruş almak değil. Benim işim devlet erkanının önünde para end atıp para devşirmek değil. Benim işim bilmem hangi partinin ili başkanının önünde para end atıp üç beş kuruş bize verirler diye bakan değil.
O yüzden dimdik ayaktayım, buradayım. Kendi çalıştığımı yiyorum, kendi alın terimi yiyorum. Kendi alın terimi yiyorum. Bir yere sohbete gidiyorsam da kendi paramla gidiyorum. Şoförüm yok, korumam yok. Hizmetçim yok. Tek başıma gider, tek başıma dönerim. Öyle kulağımda böyle şey ne o? Böyle sanki çok önemli bir şahıs geliyormuş gibi dinleme araçları falan böyle takım elbiseler. Ne oldu? Hayırdır kim bu? Kim olduğunu biliyorum. Hayırdır kim bu? Gemide karşılaştık. Ben de gemide İstanbul'a sohbete gidiyorum. Bindim araba vapuruna. Sohbete gidiyorum. Kulaklıklar böyle, gözlükler James Bond gibi. Kim olduğunu biliyorum. Dedim hayırdır. Hani ne oldu? Üstadımızı dedi Mossad her an için öldürebilir.
Allah cezanı versin senin. Mossad öldürecek insan bulamamış onu öldürecek. Mossad operasyon yapacak. Kimse bulamamış ona operasyon yapacak. Mossad'ın operasyon yapmasına gerek yok. Senin siyasi kadronu eline alır, hepsinin de CD'lerini çeker, hepsini elinde oynatır. Be gerizekalı senin üç kuruşluk şeyhinle ne uğraşsın Mossad? Ne uğraşsın? Ama yok. Ehemmiyetli gösterecekler ya onu. Önemli gösterecekler ya. Böyle ondan önce gitmeler falan. Allah Resulü öyle dolaşmadı. Allah Resulü çadır çadır çadır. Bildiğiniz çadır. Çadırın kapısını açtı. İki tane Türk onu korumak için duruyordu. Dedi ki, bakın işinize.
Ayet-i kerime indi. Allah seni koruyacaktır diye. Ne dedi Hazreti Peygamber? Hazreti Ömer Efendimiz'in, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in oğlu Abdullah'a dedi ki, Ey Abdullah iyi dinle. Buyur iyi dinle, buyur iyi dinle, buyur. Bütün insanlar sana zarar vermek istese, Allah izin vermedikçe sana zarar veremez. Bütün insanlar sana iyilik yapmak istese, Allah onu müsaade etmedikçe iyilik yapamazlar. Biz Allah'a teslim olduk. Zararımız da ondan olur, karımız da ondan olur. Korunmamız da ondan olur, korunmamamız da ondan olur. Ona teslimiz, ondan razıyız. Canımız meydanda, yolumuz belli, izimiz belli, adresimiz belli. Herhangi bir Allah'tan başka çekintimiz yok. O yüzden sema başlayacak.
Bizim sema eden kardeşler, Allah, Allah, Allah diye sema edecekler. Ondan sonra dua, ondan sonra programımız sona erecek. Allah razı olsun hepinizden de. Cenab-ı Hak muhininiz olsun. Sabırla beni dinlediğiniz için Allah razı olsun. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Birbirlerinize de haklarınızı helal edin. Birbirleriniz de haklarınızı helal edin. Birbirleriniz de haklarınızı helal edin. Helal etmeniniz var mı içinizden? Bana helal etmeniniz var mı içinizden? İçinizden? Üzerinden silindir gibi geçeyim burada. Yok. Allah razı olsun. Allah Resulü böyle helallaştırır herkese ki o böyle önemli olan ibadette kimsenin manevi birbirine takıntısı olmasın.
Cemaat halinde uruç etsinler, yükselsinler diye. Allah hepinizden razı olsun. Selamun Aleyküm. El Fatiha Selavat. Amin. Semada buluşacağız inşallah. Başkanım başka bir programınız varsa var mı? Estağfurullah. Allah razı olsun. Çok memnun olduk. Çok mutlu olduk. Helal olsun. Siz bize hakkınızı helal edin. Sabırla sizin vaktinizi aldık. Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Görüşürüz inşallah. Başkanım Allah'a emanet olun. Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun. Estağfurullah. Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz. Ayaklarınıza sağlık inşallah. Allah'a emanet olun. Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.