mustafaozbag.org

DİVAN-I KEBİR OKUMALARI - 18.10.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Ekim 2022 · 55:12

Eûzûbillâhü min ayş-şeytanul-rezzî, Bismillâhilrahmanulme Hak Muhammed'ın Resûlullahi, Cemiyen, Enbiya, İhâcil e-Mürsel'in Ne-Hâm de. Eyvallah İllallah Muhammed'ın Resûlullahi, Destur Ya.
Sonbahar geldi, sonbahar geldi. Dallarda, yapraklarda gönül derdinin eserlerini seyret.
Ey vahçıvan dikkat et de ağaçların içten gelen feryatlarını duy. Her tarafta dilsizce ağlayıp inleyen yüzlerce can var. Gözler sebepsiz yaşanmaz, dudaklar sebepsiz kurumaz. Gönlünde bir dert olmadıkça kimsenin yüzü sararmaz, sapsarı kesilmez. Hasılı gam kargası geldi, nispet verir gibi.
Gül bahçesi, nerede gül bahçesi, nerede diye sorarak sitemlerle bahçeye ayak bastı. Süsenler nerede, ağustos gülleri nerede, selviler, laleler nerede? Çayır ve çimenler, yeşiller, yeşil elbiseler giyinmiş, güzeller nerede? Erguvan nerede, erguvan nerede? Meyvelerin tadıları nerede? Ağaçların herkese bütün canlara sunduğu ballı, sütlü meyveler nerede? Herkesin canı acıkmış, süte hasret kalmış. Güzel sesi bülbül nerede? Hu hu diye öten üvey kuşu nerede? Nerede güzeller gibi yakışıklı tavuslar, dudu kuşları nerede? Sanki onlar Adem gibi bir buğday tanesi yediler de cennetten kovuldular.
Dünyaya bu imtihan yerine geldiler. Taçları başlarından uçtu, elbiseleri üstlerinden döküldü. Gül bahçesi Adem gibi mahrumiyetlere düştü. Her şeyini kaybetti ama ümidini kaybetmedi. Hem ağlıyor hem bekliyor. Söylediği, tekrar ettiği söz de şu. Lütuf ve kerem sahibi Allah'tan ümit kesmeyin. Lütuf ve kerem sahibi Allah'tan ümit kesmeyin. Bütün ağaçlar saf oldular. Hepsi de yastlı. Siyah elbiseler giymişler. Her şeylerini kaybetmişler. Bir yaprağa bile sahip değiller. Bu imtihan yüzünden ağlayıp feryat ediyorlar. Feryat edip ağlıyorlar. Ey leylek, ey köy ağası.
Lütfet de soruma cevap ver. Neredesin? Yerlere mi geçtin? Yoksa göğe mi çıktın? Sonunda bahçedekiler dile geldiler de. Ey düşman karga dediler. O her şeye hayat veren. Su, göğül bahçesine yine akar. Tıpkı cennetler gibi. Bu alem yine renklerle, kokularla dolar. Ey saçma sapan söylenip duran karga. Üç ay sonra görürsün. Senin inadına yine dünyanın bayramı gelir. Yine dünyanın bayramı gelir. Canavara benzeyen sonbahar ölüyor. Elbette onun mezarını çiğner ve tekmelersin. Ey bekçi, ey bekçi. İşte şimdi devlet sahibi doğuyor. Ey yararlı güzel işler yapan güneş.
Yine hamel burcuna gel. Ne buz, ne çamur. Etrafa andaller saç. Andaller saç. Ey güneş. Gül bahçesini günüşlerle doldur. Şu ölüleri derilt. Şimdiden mahşeri meydana getirir. Görmüyor musun? Tohumlar kabuklarını yarmış. Hapisten kurtulmuşlar. Biz de evlerimizin kucağından kurtulup bağlara, bahçelere gidelim. Bahçeler bize gayb aleminden yüzlerce armağanlar getirmiş. Yüzlerce armağanlar getirmiş. Gül bahçesi yüzlerce gülle dolar. Dedikodu biter. Zaman doğurmaya başlar. Zaman doğurmaya başlar. Leylek gök gibi yüksek bir köşkün üstüne yuva yapmış. Lek, lek diye öterek. Ey yardımı dilenen Allah.
Mülk senindir, mülk senindir demek istiyor. Bülbül sesiyle sas çalar. Üveyk hu hu diyerek öter. Öbür kuşlar da civan bahtın, genç talihin çalgıcısı olarak gelirler. Bütün ölülerin dirilip kalktıkları bu kıyamete öyle şaştım kaldım ki artık söz söyleyemiyorum. Sözü bitireceğim. Zaten gönlümdeki düşünce ve duyguları anlatmaya inkan yok. Babacığım, susta, bahçedeki kuşlardan, ötelerden, gayb aleminden gelen haberleri dinle. Sanki onlar mekansızlık aleminden uçarak gelen birer oktur. Sana doyamıyorum.
Benim bundan başka bir suçum yok. Ne olur? Sen de benim verdiğim zahmete, meşakkete doyma. Ey benim iki dünyada sığındığım aziz varlık. Küp de, saki de. Onun su tulumu da benden doydular, usandılar. Ama benim içimdeki aşk deryasının balığı hiç de doymuyor. Her an biraz daha susuz. Ben gerçek yolumu buldum. Aşk denizine gidiyorum. Artık size ihtiyacım kalmadı. Testi kırın, tulumu da yırtın. Bilmiyorum ne zamana kadar şu zavallı gönlüm sızlanıp duracak. Vah! Benim yıkılmış, harap olmuş gönlüme. Ne zamana kadar bu dudakların padişahın hayaline karşı feryat edip duracak. Denize doğru git de gör.
Aşk dalgaları nasıl coşup köpürüyor. Ve benim gönül evim o dalgalar arasında nasıl gark oluyor. Dün gece evimin ortasında aşk ağabey hayatı coştu. Köpürdü, dalgalandı. Dün de Yusuf'um ay gibi gönlümün kuyusuna düştü. Ansızın sel bastı. Harmanımı sildi, süpürdü. Gönlümden de bir aşk dumanı yükseldi. Ve tarlayı da, buğdayı da yaktı. Harmanım elden gitti diye gam yemiyorum. Niçin gam yiyeyim? Ay yüzümün nur harmanı. Benim için yüzlerce harmandan daha değerlidir. Ben akıl, fikir, bilgi istemiyorum. Onun bilgisi bana yeter. Sevgilimin güzel yüzünün nuru, Gece yarısında bana seher vaktini getirir.
Tan yerini ağartır. Yine gam askerleri toplanıyor. Bana saldıracaklar. Fakat ben gam ordusundan ürkmüyorum. Benim bölük bölük aşk ordularım o kadar çok ki, Göklere dayanmış. Ben her gazeli bitirdiğim zaman, Gönlüm coşarak söylediğim sözlere tövbe etmek istiyor. Ama Cenab-ı Hakk'ın dileği, Gönlümün yolunu kesiyor. Ve onu tövbeden alıkoyuyor. Ben sevincim, sevinç benim.
Zühre yıldızı bile benim. Neşeli namelerimi çalıyor. Aşk, aşıklar arasında benim için cilveleniyor. Aşk, mest olup da hoş bir hal alınca kendinden geçer. Huysuzluğa, çekişmeye başlar. Gönlünü kaptıran aşıklar gibi benim sevdamı yayar. Beni herkese duyurur. Sevgili benim nazımı canla başla çeker. Beni hırpalar, yüzümü tırmalar. Benim yerime neler yapıyor diye felak ona haset eder. Ben başımı ellerimin arasına almışım. Varlıktan kurtulmuşum, yok olup gitmişim. Zerre zerre her şey benim yokluktaki itişamımı anlatıp durmada. Ah, gün geçti gitti.
Lütuf ahusu da arslanlaştı. Sevgili de, dost da sözlerimden, yalvarmalarımdan usandılar. Sevgili gitti, gönül bütün gece batçık bedenle üzüntü içinde kaldı. Ben sabah şarabı vaktine kadar acı bir humarın sersemliği içinde çırpınıp duruyorum. Vah bana! Sabah şarabı içilecek zaman gelir, tan yeri ağrır. Güneş gökyüzünde bayrağını yüceltir. Şu iki kat olmuş, bükülmüş bedenim yine düzelir. Yine selvi gibi tazeleşir, boy atar. Güzel yüzlü can sakisi, hakkın rızasını kazandığı için kendini üstün gören zahidin elini ayağını kaybetsin diye testi testi şarap sunmaya başlar.
Ey saki, benim gönlümü almak istiyorsan Allah rızası için o en büyük kadehi pirimin avucuna koy. Saki dedi ki, ben ona şarap verdim. Onun gönlümün, canımın içine aldım. Benim sıfatlarımdan ona kol kanat verdim. Onu ötelere doğru uçurdum gitti. Pir şimdi elden çıktı. Adam akıllı mest olup yıkıldı. Artık onun benim nükteli sözlerime cevap verecek hali kalmadı. Adam öldüren sakin eğer beni öldürürse şikayetçi değilim, pekoşum. Onun sunduğu, onun vergisi şaraptır. Benim cömertliğimde can vermektir. Ey benim şarap verenim. Aslında şarap sensin, bense tehsiden ibaretim.
Su sensin, ben kuru dereyim. Ey benim sakin, mahallede mest olan benim. Daima benim emir verenim, hakimim, padişahım. Allah'ım olduğu içindir ki, ben onun aşk dertlisiyim. Onun aşk küpünün dibine oturmuşum. Senin aşkın bana gönlümün dertleriyle, belalarıyla dolu bir kadeh getirdi.
Ona ben şarap içmem dedim. O bana gönlümün hatırı için olsun, bunu al iç dedi. Sonra bana kendi irfan şarabından sundu ve bunun nasıl bir şarap olduğunu sana söyleyeyim dedi. Bu acıdır ama hazmı kolaydır. Gönlümün vefası gibi hoştur. Biz içtiğimiz şaraplardan mest olmuşken, bir taraftan ruhu emin çıkageldi. Ben hemen şu gönlümün haline bak diye onun önüne koştum. O, ey Allah'ın sırrı, yüzünü herkese gösterme dedi. Ve sonra gönlüme aşina olduğu için, onunla buluştuğundan ötürü Allah'a şükür ve senada bulundu.
Ve dedi ki, işte o dediğin olamaz. Senin aşkın gizlenemez. Senin aşkına perde olacak şey nedir? Öyle bir şey var mı? Senin aşkın çok kan dökücüdür. Dünyanın en ünlü kahramanı Rüsten bile onun karşısında çaresiz kalır. Uhud da ona dayanamayıp parça parça olursa, benim zavallı gönlüm ne yapabilir? Padişahım çadırıma geldiği zaman benim için ne hoş ne mutlu bir zamandır. Kerem'iyle benim kaftanımın bağını çözer de, bana der ki, ben siz perişan oldun, sararıp soldun. Bana yaklaş da gönlümün sevdası seni canlandırsın, sana hayat versin.
Ona dedim ki, hani sizin lütfunuz, kölenizi siz arayınız, gönlümün bağını çözmesini sizden başka bilen kim var? Hayır dedi, seher vaktinde gönlümden esip gelen rüzgarla, güllerden ve nergislerden daha çok sonsuzlaşır, tazeleşirsin. Dedim ki, Ey her derde, her belaya gereken devayı veren, çare olan aziz varlık, senden başka deva yoktur. Gönlümün devası ancak sensin. Her ağacın, her dalın meyvesi, onun cömertliğinin, kereminin şahididir. Sararmış yüzüm, döktüğüm gözyaşları da, gönlümün, aşkımın şahididir.
Bana hoş bir koku geliyor. Bu koku belki sevgiliden geliyor, belki de vefalı o mes sevgili, beni anarak şarap içmededir. Ey canımı ve gönlümü menzil eden sevgili, nasıl olur da senin gönlünden çıkarım? Sen her an benim hasta gönlüme bir macun hazırlamadasın. Bu söylediklerim, bu sözlerim, benim gönlümün hallerine, çektiklerime perdedir. Gül bahçesine benzeyen gönlüm, diken gibi olan, düşüncemden de öyle utanıyor ki, bu sevdama layık, nara nerede, benim nurlarımı saçan bir güneş ve ay var mı? Ya Rabbi, canıma şu dilden başka bir dil ver de, senin büyüklüğünü, senin birliğini, gönül sazımın teli kopmasın.
Gönlümün sabrının kararını aldın da, beni mest edip yerlere yıktın. Nerede bilgim, nerede hilmim, nerede her şeyi anlayan aklım? Uyumuş olan gönlüm uyandı, gece mest olan varlığım ayıldı, kendine geldi. Yağmurla dolu olan gönül bulutundan, canıma bir şimşek çaktı. Hey, gözlerime ibret kesilen sevgili, önce gidenlerin de, sonra gidenlerin de gözleri, benim sana karşı duyduğum aşk gibi, bir aşk görmedi.
Bir gün olsun kendimden geçeyim de, iyiye de kötüye de aldırmayayım. Herkesin muhtaç olduğu, fakat kendisi kimseye ihtiyaç duymayan, Allah'ın sıfatlarını, büyüklüğünü, eşsizliğini söylemeye başlayayım. Bu gece de nedir ki, yüzyıllar geçti de, bu ateş yine sönmedi. Bu cehennem yatışmadı. Ben hayadan, utançtan su kesildim de, bu ateş yine sakinleşmedi. Her an daha fazla gençleşmedeyim, daha fazla kendimden gizlenmedeyim, onun lütufları sayesinde, daha da fazla güzelleşmedeyim. Birisi sana güneş nasıldır diye sorarsa, ona yüzünü göster de,
tıpkı böyledir de. Eğer sana aydan bahsederse, damın üstüne çık, ona seslen, tıpkı böyledir de. Kim peri kızı görmek isterse, ona yüzünü göster, misten bahsederse, saçlarını çöz, işte böyledir de. Kim sana acaba ay bulutların içinden, nasıl sıyrılır çıkar diye sorarsa, kaftanının düğmelerini, birer birer yavaşça çöz.
Ona kendini göster de, tıpkı böyle çıkar de. Birisi sana acaba İsa ölüyü, nasıl diriltti diye sorarsa, dudaklarını uzatıp, onun önünde, bize bir öpücük ver de, ve işte böyle diriltti de. Kim acaba aşk şehidi, nasıl olur diye sorarsa, ona bizi, bizim canımızı göster, ve tıpkı böyle olur de.
Can bedenden ayrıldıktan sonra, nasıl olur da geri gelir, ve tekrar bedene girer. İnancını inkar edenlere karşı, gel evimize gir de, işte böyle olur diye göster. her nerede olursa olsun, bir aşk feryadı duyarsanız, Allah hakkı için biliniz ki, o feryat bizim hikayemizdir, bizim feryadımızdır. Bizim feryadımız işte, böyledir demektir. Dostun, vuslat sırrını, seher rüzgarından başka, kimseye açmadım, söylemedim. Seher rüzgarı da, kendi sırrının, sefası yüzünden, evet dedi, tıpkı böyledir. Dün bahçede,
sevgilinin hayali, gülün etrafında, dolaşıp duruyordu. Ona bahçede, neden dolaşıyorsun, içeri gir de, yüzünün nuruyla, gönlümü, gönül sırlarım, aydınlat dedim. Ey yüzünün baharıyla, ömrümü tazeleyen, yeşerten sevgili, benim canım da, herkesin canı da, aşk tesirine kapılarak, yaptığım işlere, hayran oldular, şaşırdılar. Ey padişahlar, padişahı, ey benim sultanım, ey benim sultanımın sultanı, o yanık olan canımı, ateşlere attın, yaktın, yalnız yeryüzündeki insanların değil, gökyüzündeki meleklerin bile canı olan sevgili, ey denizlerdeki balıkların adını andıkları, tesbih ettikleri eşsiz varlık, dünyada görünen bütün güzelliklerle, her güzel yüzde, kendinden bir nur, bir iz, bir tatlılık bulunan güzeller güzeli, her büyük varlığın, her üstün, her ulu varlığın, ulusu sensin, her peygamberin yol göstericisi, delili sensin, hem hüküm yürütürsün,
hem adalet sahibisin, hem de benim çaresiz, aşk derdime sen çaresin, güneşinin parlaklığıyla, şu değersiz toprağım, şu naciz bedenim, gizli bir altın hazinesi oldu, her tarafa uçan düşüncem, ışığınla, nurunla kanatlandı, senin lütuf kucağında, bir cenk gibi, namelerle doluyum, yavaş vur da tellerim kopmasın, can bahçesine, rahmetinin yükbaharı gelince, dikenler ya güller arasında kayboldu, yahut da bütün dikenlerim, gül halini aldı, beni yokluktan var eden, beni yaratan, her an beni seyletmeden, sonunda da beni söyleten,
Kerem buyurdu ve bütün söylediğim sözler, o oldu, o, ey gökleri aydınlatan ilahı çelam, ey yeryüzünü nurlandıran Allah'ın rahmeti,
benim dertli halimi gör, feryadımı, iltilerimi dinle, işit, yüzlerce beladan kaçtım, senin merhametine, inayetine sığındım, merhamet elini başıma koy, beni okşa, yahut iyilik ve ihsan eteğini aç, iyilikler saç, ya benim muradımı ver, isteklerimi kabul buyur, yahut bu murat, bu istek duygusundan, beni kurtar, bu dünya duygularını, isteklerini benden al, verdiğin lütuf sözlerini, yarına bırakmaktan vazgeç, geciktirme, bugün vaadini yerine getir, ya öyle yap, ya böyle yap, ey nebiler sultanı, ya şüphe yok ki, biz sana apaçık bir fetih vermişizdir,
kapısını aç da, yüzlerce zevk-i sefaya, gülistanları, yüzlerce neşe-i aseminlerini seyredeyim, yahut, senin göğsünü açıp, genişletmedik mi, ayetinin, ilhamlar taşan, mennağından, su, şarap, süt ve bal, bu dört çeşit lütuf, iyilik, ihsan, aşk, manevi ırmaklarını, gönlüme akıt, feyizlerle coşayım, ey senayi, ey büyük veli, yürü, Muhammed Mustafa Efendimiz'in, mübarek ruhundan, medet, yardım iste, Mustafa alemlere, rahmet olarak gönderilmiştir, biz dönüp,
yine Efendimiz'e, yaratanımıza gidenlerdeniz, hem de, tertemiz bir özle, çünkü biz ona isyan edenlerden değil, emirlerine boyun eğenlerdeniz, Efendimiz ne diye bizi satın almaya kalkışırız, zaten biz kendimizi ona satmışız, acıkan kişi fazla yerse, mide fesadına uğrar, fakat biz onun bakışlarına acıkmışız, sen ölüp gidince, toprak altına atılınca, ebediyen zayi olup gideriz sanırsın, halbuki bizler, vade verdiği yerde onunla tekrar buluşacağız, git,
başını yastığa koy, beni yalnız bırak, geceleri dolaşıp duran, yanmış, yakılmış, müpteladan vazgeç, biz, geceleri yapayalnız, sabahlara kadar, sevda dalgaları arasında, çırpınır dururuz, istersen bizi bağışla, istersen hicranınla bize cefa et, sen benden kaç ki, sen de benim gibi dertlere düşmeyesin, sen, dertli kulunu terk et de, kurtuluş yolunu seç, biz, gam köşesinde, gözyaşları dökerek sürünmekte, inlemekteyiz, istersen gel,
gözyaşlarımızla, yüz yerde değirmen kur, bizim kalbi kara taş gibi serp, merhametsiz bir sevgilimiz var, o aşıkları öldürür de, kimse ona kanının pahasını sormaz, güzeller padişahı için, ahde vefa etmek gerekmez, ey yüzü sararmış aşık, sen, sabrederek ahdine vefa göster, içimde ölümden başka devası olmayan bir dert vardır, ben nasıl olur da, gel bu derde deva kıl diyebilirim, dün gece rüyamda aşk mahallesinde bir ihtiyar gördüm, bizim tarafa geldiği eliyle bana işaret etti,
eğer hakikat yolunda bir ejderha varsa, zümrüt gibi de bir aşk var, bu aşk zümrütünün saçtığı ışıklarla ejderhayı def et, artık yetişir bir şeylerden bahsetme, çünkü ben kendimde değilim, eğer senin hünerin varsa, Ebu Ali Sinan'ın tarihini söyle, Ebu'l-Ala Muarra'nın öğütlerinden bahset, ey benim canıma canlar katan, hay yüzlü sevgili,
ben senin ayrılığına dayanamıyorum, bana cevretme, cefalarda bulunma, ben bu cevirlere cefalara layık değilim, ben bunları hak etmedim, ateşler içinde yanıyorum ama, ey benim devlet kuşum, başıma gölgen düşünce, bana cevrinde hoş geliyor cefanda, dün hayalin bana geldi de, gam yeme, üzülme dedi, ey derdi bana, deva olan sevgili, ben gam yemiyorum dedim, dedi ki ben gamı sana gölge yaptım, iki dünyayı da senin emrine verdim, ama eğer sen bana kavuşmak istiyorsan, ikisinden de vazgeç, hem dünya nimetlerini,
ahiretteki cenneti bırak, hem de gamlara, kederlere dal, ecel gelse de, can bu balçık bedeni terk edip gitse, hayatı ve dirilmeyi arzu ederek, cana doğru gidersem, sen varken canı tekrar ararsam, ayaklarım kırılsın, evet dedi, sen ibret için şu güle bak, kaza ve kader onu dalından ayırsa, başını koparsa bile, gülmeyi bırakmaz, gülerek takdirimin ayaklarına başını kor, ona dedim ki, yüzümü ekşitirsem,
bunu, sevgimi görüp de beni kıskanmasınlar, sevgime göz değmesinler diye yapıyorum, dedim ki, ben ötelerden gelip bu bedene girdim, iki, üç gün bu bedende kaldım, bu balçık bedenden, beni geldiğim yere ne zaman çağıracaklar diye, korku ve ümit ile yaşıyorum, dedi ki, sen balçıkta değilsin, sen bu taraftasın, mana alemindesin, şu görünen senin gölgendir, benim sanatım seni tuttu, bu mana aleminden aldı götürdü, balçık bedene hapsetti, bu gölge varlık olarak, seni birkaç gün için bu dünyada bıraktım, dilberim, beni yaratanın bu sözü söyleyince,
aklım başımdan uçtu gitti, hikayenin kalan kısmından, aklı kül bile bir koku alamaz, artık ben kim oluyorum da konuşuyorum, konuşmak benim ne haddime, benim canıma can katan hayatım, perdeyi kaldır,
ey benim gamıma, kederime ortak olan, nerede olursam olayım, daima benimle beraber bulunan Rabbim, ey geceleri bana dost olan sevgili, ey vakitli vakitsiz benim yalvarışlarımı yakarışlarımı duyan, ey varlığımın bütün zerrelerine sevgi ateşi salan Rabbim, sen bütün şekillerden münezzehsin, berisin, canlardan bile temizsin, suretin, şeklin yok, fakat benim bütün şekillerimin mıknatısısın, bütün varlığım sana doğru koşmada, sen de yok olmadadır, bu gece kimselerin gelmediği tenha gecelerden biridir, benim kimsesizliğime acı lütfet ve gel,
gel de bu tenha gecede sana sevda defterimi okuyayım, seni ne kadar çok sevdiğimi uzun uzun anlatayım, Jalla Jalaluhu Janna Şanuhu A'udhu Billahi Minash Shaitanir Rajeem
Bismillahir Rahmanir Raheem Al-Asr inna linsana lafee khusur, illa allazine amanu, ve amilu s-salihati, watawasawu bilhaq, sadakallahu'l-azim subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifu
ve selamun alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin subhani rabbil aliyyil alel vahhab A'udhu Billahi Minash Shaitanir Rajeem Bismillahir Rahmanir Raheem Amin Amin.
Sadakallahu l-Azim. Amin. Şubhane Rabbike Rabbil İzzeti Amma Yasıfun. Amin. Esselamun Ale'l-Mursalin. Amin. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Amin. El-Fatiha ma selavat Allah sani ala seyyidina muhammedin ve ala sani muhammedin.
Amin. Esselamun. Destur. Huu. Eyvallah. İllallah. Muhammedun Resulullah. Destur ya Hazreti Allah. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi