Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. İbarettir, âşık perde, diri olansa sevgilidir, âşık mürde, mesnevî ile âşkı insana yâr eden müstesna bir şahsiyet, tasavvuf rüzgârını ve irfan ruhunu Anadolu'ya taşıyan bir gönül sultanı, düğün gecesi gören ve hakkı vuslat diye karşılayan bir âşık, Hazreti Mevlânâ'yı vuslatının 748. yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.
Sayın valim, sayın milletvekillerim, sayın rektörüm, coğrafyasının güzüde protokol üyeleri, milletvekilleri, çok kıymetli STK temsilcilerimiz, yazılı ve görsel basın medya temsilcilerimiz, Ekranları başında bizleri şu an canlı izleyen sevgili izleyicilerimiz, saygıdeğer hanımefendiler ve beyefendiler. Şebi Arus törenleri kapsamında dünyanın ortak dili Hazreti Mevlânâ temalı, onuncu uluslararası Balkan coğrafyası Çanakkale'de buluşuyor etkinlikleri kapsamında, dünyanın en büyük mevlevihanesi olan Gelipolu Mevlevihanesi'nde sizleri kahraman bir milletin torunları olarak saygıyla selamlıyor.
Hoş geldiniz diyoruz efendim. Aziz misafirlerimiz, Şebi Arus program akışını arz ediyorum. Konuşmalarımız olacak, ardından Bosnalı ünlü ses sanatçısı Sayın Armin Muzafferica'nın konseri olacak, Boşnakça ve Türkçe ilahilerini seslendirecek Armin Muzafferica, ardından sema zikri şerifi ve dua olacak, ardından kapanış. Doğruyu, iyiyi, aşkı, hakikati arayan çok kıymetli Hazreti Mevlânâ dostları, kıymetli konuklar, bu güzel akşamı yüksek müsaadelerinizle mevlevilerin selamlamasıyla başlatmak istiyoruz.
Vakti şerifler hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola, demler sefalar bol ola. Bereketli bir program bizimle ola diyoruz efendim ve Mevlânâ'nın çağlara aşan sesine kulak vereceğimiz bu hakiki akşamda bu sese siz kıymetli misafirlerimizle hak aşıklarıyla kulak vermek için Hazreti Mevlânâ'nın yedi yüz kırk sekizinci vuslat yıl dönümünde açılış konuşmalarını yapmak üzere hemen söylüyorum efendim.
Ve geceniz hayırlara vesile olsun, gerçekten Hazreti Mevlânâ'nın o ne olursan ol, beraber olalım ve ne olursan ol, gel diyen o güzel dizelerini hep birlikte burada hatırlıyoruz, anmaya çalışıyoruz. Ama bu geceyi özellikle oluşturan Vakfımızın yöneticilerimize, üstadımıza, siz değerli destek veren herkese yürekten teşekkür ederim.
Bu geceyi tertip edenleri kutluyorum. Tekrar Hazreti Mevlânâ'ya buradan rahmet diliyorum. Ve bütün ölmüşlerimize rahmet diliyorum. Hoşça kalın, dostça kalın diyorum. Sevgiyle kalın. Başkanımıza çok çok teşekkür ediyoruz. Efendim şimdi de Hazreti Mevlânâ'nın yedi yüz ellinci vuslat yılını almak, hatırlamak ve bu geceyi ihya etmek için üstadımız Mustafa Özbağ Hazretleri'ne mikrofona davet ediyorum.
Tarih, zalimlerin önünde boyun büken, zalimlerin önünde ceket düğmesi ilikleyen, zalimlere payandalık edenleri yazmaz. Onlar tarihin kirli çöplüğüne gömülürler, giderler. Belki de o zalimler, o bu dünyadan göçüp giderlerken, yalakalarını ve yardakçılarını da yalnız bırakırlar, öylece göçüp giderler. Ama hak ve hakikati savunanlar, hak ve hakikat yolunda ilerleyen Hazreti Mevlana gibi, Hacı Bektaş Veli gibi, Yunus Emre gibi, Tatpık Baba gibi ve o Anadolu erenleri, Horasan'dan gelip, Anadolu'yu ve Balkanları toleransıyla, İslam'ın güler yüzüyle, tatlı yüzüyle, yumuşak yüzüyle anlatan ve yaşadıkları toplumlarda zulme, zalime karşı göğüslerini siper eden,
o hak erenleri, her daim iyilikle, güzellikle, tatlılıkla anılmış ve her daim onlar, insanların önünde sevgi yoğuracağı olmuşlar. Ve her daim insanlığın önüne ışık saçmışlar, insanlığın önünde birer ay ışığı gibi karanlığın en dip noktasında yol göstermişler. O yüzden Anadolu'yu sevgisiyle, muhabbetiyle, toleransıyla, insanlığıyla, insanlığa bakış açısıyla yoğuran üç büyük bir Hacı Bektaş Veli, Hazreti Mevlana, Yunus Emre ve sonradan gelen Hacı Bayram-ı Veli gibi, Bursa'mızdaki Üftada Hazretleri gibi büyük zatlar insana insan gözüyle bakıp, önce insan olduğunu, önce insan olmak gerektiğini söyleyip,
Çünkü Hz. Mevlana, Cerahat-i Ruma Hazretleri'nin birkaç beytini okuyaraktan geceyi kapatmıştık. İnşallah, oradan yine devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Yine Hz. Pir diyor ki, şu halde yürü, şeyhin emrinin gölgesi altına git, sus, emre uy. Böyle yapmadın mı, istidat ve kabiliyet sahibi bile olsan, kamillik davasına kalkıştığından değişir, çarpılır, istidat ve kabiliyetini kaybedersin.
İşte Hz. Pir, Mevlana, Celalettin, Rum Hazretleri diyor ki, şeytan onları doğruluk yolundan, insanlık yolundan yüzbinlerce yıl uzaklara düşürdü. O insan kendince doğru yapıyorum derken, kendince sufi bir hayat yaşıyorum derken, ne yazık ki o doğru daireyi cehaletinden şeytana uymuş olduğundan yanlış hale getirir. Allah bizi muhafaza eylesin.
O yüzden üst bir yaşayan diri faal. Çünkü Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri'nin sözüdür. Sen yaşayan diri faal kendine bir pir seç der. Bu emir. Öyle ben Mevleviyim. Ben işte sema ediyorum. Bir neyi üflüyorum. Biz de Mevleviz. Şeyhin kimsenin. Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri pirsiz bu yol gidilmez derken sen nasıl gidiyorsun?
Sen istersen Mevlana Celalettin Rum Hazretleri'nin bilmem kaçıncı kuşaktan neyi olursan ol. Sen bir mürşidi kamilin eğitimine tabi olmadıysan sen nefsini bilmiyorsun. Sen kime nefsini bildireceksin? Sen daha kendi nefsini bilmiyorsun. Sana nefsini bildirecek bir mürşidi kamil gerek. Sana Rabbini bildirecek bir mürşidi kamil gerek.
Çünkü Hz. Mevlana, Cerahat-i Ruma Hazretleri'nin birkaç beytini okuyaraktan geceyi kapatmıştık. İnşallah, oradan yine devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Yine Hz. Pir diyor ki, şu halde yürü, şeyhin emrinin gölgesi altına git, sus, emre uy. Böyle yapmadın mı, istidat ve kabiliyet sahibi bile olsan, kamillik davasına kalkıştığından değişir, çarpılır, istidat ve kabiliyetini kaybedersin.
İşte Hz. Pir Mevlana, Celalettin Rum Hazretleri diyor ki, şeytan onları doğruluk yolundan, insanlık yolundan yüz binlerce yıl uzaklara düşürdü. O insan kendince doğru yapıyorum derken, kendince sufi bir hayat yaşıyorum derken, ne yazık ki o doğru daireyi cehaletinden, şeytana uymuş olduğundan yanlış hale getirir. Allah bizi muhafaza eylesin.
Seni yanıltıyorlar. Sen nefsini tek başına bilemezsin. Senin nefsini sana bildirecek bir mükemmil kamil lazım. Senin nefsini sana tanıtacak. Senin nefsini ayna, sana ayna olacak bir mürşidi kamil lazım sana. Sen kendi kendine kendi nefsini bilemezsin. O yüzden üst bir yaşayan diri faal. Çünkü Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri'nin sözüdür.
Sen yaşayan diri faal kendine bir pir seç der. Bu emir. Öyle ben Mevleviyim. Ben işte sema ediyorum. Bir neyi üflüyorum. Biz de Mevleviz. Şeyhin kimsenin. Hazreti Mevlana Celalettin Rum Hazretleri pirsiz bu yol gidilmez derken sen nasıl gidiyorsun? Sen istersen Mevlana Celalettin Rum Hazretleri'nin bilmem kaçıncı kuşaktan neyi olursan ol.
Siz arkasından koşuyorsunuz. Ümit. İşte dünyayı yönetmek isteyen zalimler, bütün insanlığı korku ve ümitle yönetirler. Allah'ın korku ve ümidi değildir bu. İnsanların kurguladıkları deccaliyet korku ve ümididir. Hazreti Mevlana diyor ki, o hekimin o adamı öldürmesi korku ve ümit üzerinden değildi. Yani siz bir adamı öldürürsünüz, sizin kadınınıza sahip olmasın diye öldürürsünüz.
Ümit kesmek bu. Borç para istersen vermeyin. Ümit kesmek bu. Bakın borç istemek. Gayet normal değil mi? Vermeyin. Ümit kesmek bak bu. Çünkü o ümitle yönetilirsiniz. O korkuyla yönetilirsiniz. İşte Hz. Mevlana bu meselenin başında öyle bir noktaya vurmuş ki.
Ha işte diyor ki Hazreti Mevlana o hekimin o kuyumcuyu öldürmesi korku ve ümitten değildi. O hekim insani duygularla heva ve heva ve hevesle insandan kastım hayvani insanın hayvan tarafı yani şehvetinden yani malından mülkünden yani makamına oturmak için öldürmedi onu.
Sen inanmazsın ki ona. Hazreti Mevlana vuruyor. Uyandırıyor seni. Diyor ki ey uykuda olanlar uyanın. Hürriyetinizi elinize alın. O kuyumcuyu öldürecek bir hekim bulun. O kuyumcuyu katletecek bir mürşidi kamil bulun. Hepiniz o kuyumcu sizin içinizde öyle dimdik ayakta dururken siz asla ve asla hür olamayacaksınız.
Öyle bu iş hafife alınacak bir şey değil. Ve Mehdi aleyhisselam, o Mehdi'liğini ilan edilince de, o zaman Ashab-ı Kevf'te uyanacak. Hz. Mevlana diyor ki, keşke ben de Ashab-ı Kevf gibi uyusaydım. Buradaki Ashab-ı Kevf gibi uyumaktan istemesi, dünya sevgisinden uyumak. Dünyaya aşık olmaktan uyumak. Dünyaya bağlı olmaktan uyumak.
Dışarıdaki kardeşler, lütfen sohbeti dinleyin. Burada her cumartesi bunu söylemek zorunda kalmayalım. Sonra buraya yazı geliyor, sohbeti dinleyemiyoruz diye. Burasını park haline getirmeyelim, lütfen. Harika bir sessizlik oldu. Herkese teşekkür ediyorum. Hz. Mevlana, Ashab-ı Kevf'liğe özenirken burada, sakın sufili, dünyadan etek çekmek, dünyayla alakalı hiçbir şeyle karışmamak olarak algılamayın.
Hz. Mevlana mesnevisinde, dünya sevgisi bize kötülendi. Hani dünya cifedir, hadis-i şerifini, dünya sevgisi bize kötülendi. Allah yolunda altın, gümüş harcamak met edildi der. O zaman Allah yolunda altın ve gümüş harcayabilmen için senin dünya dairesinde, dünya şartları içerisinde, makul dairede çalışman gerekir. Zekat verin emirdir.
Bu bizim dinimiz değil. Bu bizim yolumuz değil. Hz. Mevlana, ashab-ı keyf gibi olmak isterdim derken, dünya sevgisinden uzaklaşmak isterdim. Dünya sevgisinden uzaklaşaraktan, Allah yolunda daha fazla çalışmak isterdim. Sakın ha! Dikkat edin!
Tamam. Yargıtay kararıyla ben Bağkur emeklisiyim. Bağkur emeklisi demek, esnaflık yapmış demek demek. O yüzden şükür hamdolsun, ticaret yaptık yıllardır. Arkadaşlar bilirler. Eş dost etrafımız bilir. Ticaretten emekliyiz. Birisi sormuş, Hazreti Mevlana ne iş yapardı diye. Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, o günkü üniversite mesabesindeki medresede hocalık yapardı.
Medresede hocalık yapardı. Geçimi medresedeki hocalıktandı. Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin sekiz ilim dalından diploması var. Buna fizik, kimya, matematik dahil. Yani normalde sadece hadisçi değil, sadece fıkıh alimi değil.
Hazreti Mevlana günün en iyi fıkıhçıları kadar fıkıhçıydı. Fakirtti. Günün tefsircileri kadar tefsirciydi. Günün hadisçileri kadar hadisçiydi. Mesnevide altı binin üzerinde hadis var. Mesnevide dört binin üzerinde ayet-i kerime var. Mesnevide akaid var.
Mesnevide kelam var. Mesnevide cebriyecilere, haricilere, mesnevide kaderiyecilere cevaplar var. Öyle Hazreti Mevlana'yı öyle küçümsemesin kimse. Hıfzından, bir kitaba bakmadan cebriyecilere cevap var mesnevide. Bir kitaba bakmadan haricilere, kaderiyecilere cevap var mesnevide.
Seven, sevilen için çok kıymetlidir. Seven, sevilen için o kadar kıymetlidir ki, bazen sevilen, onu muhafaza edip korumak için kendinden geçer. Seven, kendinden geçerine. O yüzden Ehl-i Sufi, kendi hakikatlerini değişik hikayelerle anlatırlar. Hz. Mevlana da Mesnevi'nin başında, cariye, padişah aşkını anlatırken, işte der, bu benim hikayemdir.
Çünkü, Mesnevi'nin ilk padişah cariye hikayesi, Hazreti Mevlana'nın deyimiyle, bütün velilerin ortak hikayesidir. O yüzden Hazreti Mevlana, bizim hikayemiz demiş. Ve, yolun, velinin, yolcuların ne olduğunu, Hazreti Mevlana, bu ilk hikayede anlatıvermiş.
Sen hangisinden dinlersen dinle. Dinleyeceğin şey, o hakikattendir. O yüzden, Hazreti Mevlana da diyor ki, sen bana sırrı apaçık söylememi bekleme. Sen sevgilinin çıplaklığını, sana anlatacağımı bekleme. Sen gelip de üstadının önünde, üstadım benim hatam nedir diye sorma. Sen gelip de üstadının önüne, ben hangi makamdayım deyip de, kendi kendini küçültme.
Ben açım. Benim ne zaman öleceğim belli değil. Benim ne zaman göçeceğim belli değil. Benim kaç nefesim olduğu belli değil. Ben açım. Ben hırslıyım. Bana şimdi anlat. An bu andır. Zaman bu zamandır. Şimdi tecelli etti. Ben o anı yaşamak istiyorum. Hüsamettin Çelebi, Mevlana Celaletin Rumi'nin önüne oturmuş. Ve kendinden geçmiş.
Bunu becermeye, başarmaya çalışanları da sufiler ve fıkıhçılar bir olup astılar. Seyyid Nesimi gibi, Hallâc-ı Mansûr gibi, sufiler ve fıkıhçılar bu noktada kendilerini değiştiremeyen, aynileşen sufilerle kendilerini değiştiremeyen, ortodoks kalan fıkıhçılar toplanıp Hazreti Mevlana'yı çarmıha gerdiler. Yunus Emre'nin şiirlerini atıp Tukak'a ilan ettiler.
He, Mevlevi onlar. Onlar böyle uşşak makamında, yok işte bilmem ne makamında okunacak, işte şöyle olacak, böyle olacak. Ben bir laf söylüyorum. Hazreti Mevlana böyle mi yaptı diyorum ben susuyorum. Şemsettin'in Tebriz'i böyle mi öğretti ona diyor. Susuyor.
Ya Hazreti Mevlana, ya Mevlana evet. Sen üç selam yapacaksın. Gümteke, gümteke, gümteke. Böyle yapacaksın. Böyle mi dedi diyorum ben susuyor. Sonradan oluşmuş bir ritüeller manzumesi var. Ritüellerden aslını unutmuşuz. Ritüeller bizim neyimiz olmuş? Altın ve gümüşümüz olmuş.
O Sufi'nin üzerindeki her boya, kendi nefsinden çıkan fırça değil, Allah'ın fırçasıdır. İşte o Sufi'ye de bakınca, o Sufi'de Allah'ın kokusu alınır. Eğer burun koku alıyorsa, burunun koku almıyorsa Hazreti Mevlana'nın dediği gibi, sen hiçbir kokuyu alamazsın. İşte her Sufi'ye yaklaştığınızda, onda bir Allah kokusu bulunur.
Neden bu üç gruba ayrılmışlar? Arasındaki farklar neler? Bizim cemaatimiz hangi kolda? Bizim o kulu seçiş sebebimiz ne? Mevlevilik üç gruba ayrılmaz. Bir kısım ilk Mevleviler, Şems kolu ile Çelebiler arasında bir şemsi olanlar, kendi kendilerine demişler ki biz şemsiyiz. Şemsi olanlar, Hazreti Mevlana Celalatü Rumi'den sonra kendilerini Hüsamettin Çelebi, ondan sonra Sultan velet ve sonraki timseler olarak algılamışlar.
O fazla rütüeller boğucu geliyor bana. O rütüeller bana biraz sıkıcı geliyor. Gönlüm haric ediyor ki, Hazreti Mevlana Celal-i Turlumu Hazretleri'nin zamanındaki gibi semazen kardeşler, dost ortamlarında zikrullah yaparken mesela, gerçekten birisi Hazreti Şem'de manasında görsün, kalksın, sema etsin onunla.
Veyahut da zikrullah halakası yapılırken, gerçekten Hazreti Mevlana o semazen kardeşe desin ki, kal, sema ederim, beraber sema etsin. Veyahut sema ederken o semazen kardeş, sema esnasında ama geçmiş semazenlerden birisiyle sema etsin, ama üstadıyla sema etsin, ama Hazreti Mevlana'yı etsin, ama Şemsettin-i Tevrizi'yle yapsın, ama Hazreti Ali Efendimiz'i de yapsın, ama Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem maddeleriyle yapsın, ama kah birinci kat semada, birinci kat semanın melekleriyle sema etsin, kah ikinci kata, üçüncü kata çıksın, kah cennetin melekleriyle sema etsin,
Bu adamın namuslusu, bu adamın kalitelesi. Hz. Melihana'nın ne olursan o gibi, buraya uygulanmaya kalkıyorlar. Evet, bu yol değil. Allah bize affetsin. Kur'an'ın yedi harf üzerine nazil olduğu söylenmektedir. Mevlana Hazretleri zahir ve batın meselesine de, işaret olduğu ve buna nebiler ve veliler bilebilir diye vurgulamaktadır.
O kum Allah eridir. O er kendinden ayrılmış, hakka ulaşmıştır. Hani geçen hafta sohbette diyorduk ya, hani tatlı sözler, ömrümüzün kumudur. İçinde su kaynayan kum pek az bulunur. Yürü onu ara diyordu Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazreti. O kumu ne olduğunu söylüyor.
O ölümü sevmez, ben de onu sevmediği şeyi sevmem, Buhari. Demek ki işte, Hz. Mevlana, Mevlana, Celalettin Rum Hazretleri, bize diyor ki, beytinde, ey insanlar, ey insanlar, siz, gidin, bir Allah dostu bulun, bir Allah eri bulun. Kim o Allah eri? Allah'ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar dediği, o Allah eri.
Bu aksi sedadır. Hazreti Pir öyle der Mevlana Ceyhat Ruhu Hazretleri. Aksi sedadır bu ayeti kerimede sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır der. Biz zayıf kullar, zayıf müminler olarak bizim başımıza gelenleri, biz yaptığımız hatalara bağlarız ve böylece kendi kendimizi temize çıkarmayız. Biz nefsimize zulmeden nereden olduk deriz?
Hadis-i Kudsi Cenab-ı Hak diyor ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, ben onu affettim diyor. Bir daha işleriz, yine tövbe ederiz. Allah diyor ki, kulum kendisini affedecek Rabbisini hatırladı, onu affettim diyor. Bu üç sefer geçiyor böyle. Hadis-i Kudsi bu. O yüzden Hz. Mevlana'ya atfedilir ama onun değildir.
Burada hani Gazali'ye biraz haksızca bir tabiri caizse saldırı var. Yani Batı ne yazık ki Gazali gibi, Arabi gibi, ne bileyim işte Mevlana gibi kimseleri önce saldırdılar. Ama şu anda son 50 yıldır, 100 yıldır o saldırıdan vazgeçtiler, kabullendiler şimdi.
Çorumlacı Mustafa Efendi'nin eski dervişleri, Abdullah Gürbüz Efendi'yi intisap etmedi. Çorumlacı Mustafa Efendi'nin dersine devam ettiler. Dikkat edin bakın. Orada kalıyor o şimdi. Yani o yenilemiyor kendisini. Git başka bir şeyh bul. Günün şeyhini bul. Hz. Mevlana meslemesinde diyor ki, senin şeyhin günün hizasıdır diyor.
Onu peygamber olarak görmekten değil. Veya Hz. Mevlana meslemesinde başka bir yerde günün velisini diyor ki, günün diyor o mehdisidir. Sen ona itab ol. O zamanının mehdisidir diyor. Sebep, ya bundan elli yıl önceki dervişlik yok. Bundan elli yıl önceki anlayış yok. İslam bunu daha ileri götürür. Sen dünkü elhamdülillahi Rabbil alemin anlayışınla, elli yıl önceki anlayışınla, elli yıl sonraki anlayışın aynı değil.
Benim Farabi takıntım yok. Benim İbn-i Rüş takıntım yok. Benim Muhiddin Arabi takıntım yok. Benim Mesnevi Hazreti Mevlana takıntım yok. Ben isterim ki öyle mürşitler çıksın. Hazreti Mevlana'yı de geçsin. Öyle mürşitler çıksın. Abdül... Şeyi ne o? Muhiddin Arabi'yi de geçsin. Geçsin. O yetişecek. Bakın o mürşitlerin yetişeceği, yetişeceği ortam oluşsun.
Metinler konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.