Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin inşallah. Evet, yedinci sayfadan devam edeceğiz inşallah. Ama bir soru var. Saçlarının yarısından fazlası dökülmüş bir erkeğin protej saç yapıştırarak taktırması uygun olur mu? Ektirsin, yapıştıracağını ektirsin. Gürkan nerede burada? Gürkan olmuyor mu yarısından fazlası olur mu?
Oluyor mu? İnşallah. Öyle yaptıracağını ektirsin. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle bir sakalından bir tane mübarek kılını kopardı. Sahabenin birisinin sakalı çıkmıyordu. Yardı, oraya yatırdı sakalından. Sahabenin sakalı çıktı. Buradan hareket ederekten bir kimsenin kendi saçından, sakalından üretilebilinir. Bunda bir sıkıntı yok. Bir beysi yok. Kadınların perik takmaları caiz değil. Lanet olsun diyor. Şimdi o yüzden kadınlara böyle bir perikle alakalı lanetlik olunca tehlikeli. Erkeklere de bu konuda perik uygun değil. Öyle değilim. Evet. İnsan aklı eşyayı sorgulama, keşfetme ve daha iyi yönetim için yeni yasalar hazırlamamızı öğretir.
Dolayısıyla Gazali için akıl, Allah'ın iradesine mutlak ve katıksız itaati talep eden İslam'ın düşmanıdır. Gazali, filozofların tutarsızlığı adlı eserinde, Platon, Aristoteles ve takipçilerinin eserlerinde belirttiği gibi, aklın karanlık ve çelişkili bilgiyi kurtaracak hiçbir şeye yol açmadığını ve insanın zihninde parlayan tek ışığın, vahyin aydınlığı olduğunu göstermeye çalışır.
Gazali'nin tezleri, İbn-i Rüşd tarafından tutarsızlığın tutarsızlığı adlı eserinde açık bir şekilde çürütülse de, İslam egemen olan teslimiyet fikrini daha da anlamlı bulan eşari öğretisini benimsemek için acele etmiştir. İbn-i Rüşd sürgüne gönderildi ve aklın sesi Sünni Müslüman prenslerin saraylarında artık hiç duyulmadı. Re, re, li, aklın zevali. Devam etmiş, hala da duyulmuyor demiş. Evet. İnsan aklı her şeyi sorgular. Biz para raf olmayınca bütün okudum, baştan alacağız tekrar. Eşyayı sorgular.
Buradaki eşyadan kasıt varlıktır. Yoksa mevcut, hani kullanılagelen eşyalarla alakalı değildir. Varlığı tamamiyetle insan aklı sorgular, varlığı. Varlığın bütün kademeleri, bütün tecelliyatları, varlığın bütün kademeleri ve kademelerdeki Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatları. Hepsini de akıl kendince öğrenmek, idrak etmek ister.
Ve bu ilmi şüphecilikle yol alır. Hep şüphe eder, yol alır. Şüphe eder, yol alır. Bu ilmi şüpheciliktir. Burada normalde yasalar hazırlamamızı öğretir diyor ya. Burada insanların faydasına olan, zararına olmayan, vahyin yolunu terk etmediği müddetçe yasa hazırlamanın dinen herhangi bir sakıncası yoktur. Çünkü kim güzel bir şey ortaya koyarsa Allah'ın hoşuna gider.
Hadis-i şerifi, hadis-i kutsiler var. Yani siz insanlara faydalı bir ilim ortaya koyarsanız, insanlara faydalı bir icat ortaya koyarsanız, insanlara faydalı siz bir yasa çıkarırsanız, bunda bir beis yok. Bakın bunda hiçbir beis yok. Bunu İslam kabul eder, tarih boyunca kabul etmiş çünkü. Bunu Gazali'den önce de kabul etmiş, Gazali'den sonra da kabul etmiş. Ve İslam sadece kendi içlerinde çıkarılan yasaları vahye uygun olup olmadığına bakmış. Eğer vahye uygunsa o çıkarılan yasa, insanın ve varlığın fıtratına uygun ise, bunda bir zarar görmemiş. Ve bunu desteklemiş.
Burada hani Gazali'ye biraz haksızca bir tabiri caizse saldırı var. Yani Batı ne yazık ki Gazali gibi, Arabi gibi, ne bileyim işte Mevlana gibi kimseleri önce saldırdılar. Ama şu anda son 50 yıldır, 100 yıldır o saldırıdan vazgeçtiler, kabullendiler şimdi. Şimdi oradan bir şeyler çıkarıp kendilerince yeni ümit kapıları açmak istiyorlar. Şimdi bu manada akıl vahyi sorgularsa, burası çok önemli bakın. Akıl vahyi sorgularsa, öğrenmek için değil, yeniden o konuda bir ilim orta yere koymak için değil. Ama vahyi değişik manada, yani alaşağı etmek için sorgularsa, İslam buna karşı.
Yoksa vahyi anlamak için, vahyi dahi bakın, vahyin üzerinde uğraşmak, vahyin üzerinde çalışmak, İslam yasaklamamış bunu. Oturun, vahyi daha iyi anlamak için çalışın. Farklı yönlerden bakın, farklı yönlerden onun üzerinde ne demek istediğini anlamaya çalışın. Sufilerin yaptığı da bu zaten. Sufiler vahyi X kimsenin anladığı gibi anlamak istememişler. Demişler ki Sufiler, yani demişler ki o zaman için doğruydu, o zaman için öyle anlamışlardı. Şimdi bunun yeniden anlaşılması lazım demişler. Bakın, İslam'da böyle bir yenilenme vardır. Bu yenilenme geriye doğru yönelik değildir.
Bu yenilenme ileriye yöneliktir. Ama İslam dünyasının bunun böyle anlaması, böyle algılaması gerektirir. Ama bizde böyle bir şey var. Oturmuş yerleşik bir şey var. Ben böyle biraz Sufi dünyasından da bunu açayım. Çorumlacı Mustafa Efendi vefat etti. İşte Abdullah Gürbüz Efendi bana görev verildi dedi. Çıktı meydana. Çorumlacı Mustafa Efendi'nin eski dervişleri, Abdullah Gürbüz Efendi'yi intisap etmedi. Çorumlacı Mustafa Efendi'nin dersine devam ettiler. Dikkat edin bakın. Orada kalıyor o şimdi. Yani o yenilemiyor kendisini. Git başka bir şeyh bul. Günün şeyhini bul. Hz. Mevlana meslemesinde diyor ki, senin şeyhin günün hizasıdır diyor.
Onu peygamber olarak görmekten değil. Veya Hz. Mevlana meslemesinde başka bir yerde günün velisini diyor ki, günün diyor o mehdisidir. Sen ona itab ol. O zamanının mehdisidir diyor. Sebep, ya bundan elli yıl önceki dervişlik yok. Bundan elli yıl önceki anlayış yok. İslam bunu daha ileri götürür. Sen dünkü elhamdülillahi Rabbil alemin anlayışınla, elli yıl önceki anlayışınla, elli yıl sonraki anlayışın aynı değil.
Elli yıl önce, bakın elli yıl önce, kainatın devamlı büyüdüğünü bilen yoktu. Ben yeni derviş olduğumda, kendimi met etmek için söylemiyorum. Ben yeni derviş olduğumda, otuz yıl önce, otuz beş yıl önce, kainat balon gibi büyüyor, birisi üflüyor dediğimde millet gülüyordu bana. Ama, kainat ana rahmi gibi, boyuna büyüyor, şekli de ana rahmi gibi diyordum ben.
Şekli de ana rahmi gibi. İnsanlar gülüyordu bana. Bakın tekrar söylüyorum. Ama onlar neden gülüyorlar? Yani onlar için Allah kainatı yarattı, örnekliyorum top gibi, orada bıraktı. İçini dizayn etti, tamam. Değil, kainat hızla büyüyor hem böyle. Tahmin edemediğiniz bir hızla büyüyor. Bakın tahmin edemediğiniz bir hızla büyüyor. Buna ışık hızı yetmiyor. Diyeceksiniz ki bu matematiksel bir konu. Nerede bizim hocam? Bu matematiksel bir konu değil mi hocam? Mesela, şimdi bizim için en hızlı ne? Işık. Öyle değil mi? İnsanoğlunun tespit ettiği en hızlı ne? Işık hızı. Bakın, kainatın büyümesi ışık hızından daha hızlı. Bizim tespit ettiğimiz ışık hızı.
Bunun diyeceksiniz ki tezi ne? Bende bunun matematiksel tezi yok. Bana derseniz ki bunun matematiksel tezi ne söyle? Yok bende matematiksel tezi. Ama bana derseniz ki bunun manevi tezi var mı? Var. Bundan belki de kaç yıl sonra bulacaklar, diyecekler ki, evet kainatın büyüme hızı ışık hızının 3 katı. Veya ışık hızının 4 katı. Veya ışık hızının 10 katı. Veya ışık hızının diyecekler ki 70 katı. Veya diyecekler ki ışık hızının 7 bin katı. 700 bin katı. 7 milyar katı. Evet. Çünkü kainatın büyüme hızına erişebilecek herhangi bir hız yok. Bakın herhangi bir hız yok.
Şimdi otur hocam estağfurullah ya. Şimdi normalde bu ilmen tespit edilmemiş henüz daha. Ben öyle biliyorum ya da. E şimdi bunu ben söyledim millet gülecek buna istiyorsa gülecek tabi. Beni ilgilendirmiyor. İslam bu konuda varlığın üzerinde tefekkür etme. Varlığın üzerinde Allah'ın sanatını görme. Varlığın üzerinde Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olma. Bunda İslam'ın bir yasaklaması yok ki. Sen otur Allah'ı zikret. Sen otur Allah'ı zikrederekten Allah'ın varlığının üzerinde sıfatsal tecelliyatlarına rağm ol. E bunu yaparken de sana bir tane günün üstadı lazım. Günün mürşidi lazım. Sen günün mürşidini bulmazsan ona erişemezsin. Dünün mürşidi vefat etti. Bitti işi.
Bitti. Yok kınından çıktığından daha keskin olurmuş. Yok kınından daha fazla olurmuş. Ya bırak o iş manevi. Bana rüyamı tevil et. Ben sabahleyin gördüm rüyamı tevil edecek bir tane şeyhe ihtiyacım var. Kulağıma esmalar geldi. Bana bunu tevil edecek şeyhe ihtiyacım var. Buna ihtiyacım var benim. Kaç tane var öyle derviş? Emir Sultan Hazretleri'nin başına gidip de rabıt edip ben rüyamda böyle gördüm. Efendim nedir bunun tevili diyebilecek olan? Yok. Sana şeyh lazım.
Sen bu haldeysen sana şeyh lazım değil. Sen gidip Üftada Hazretleri'ne rüyanı anlatıp tevilini ondan alıyorsan sana şeyh lazım değil. Eyvallah. Öbür türlü sana lazım. Şimdi bu ama bizde şu var. İşte mübarek çok mübarekti. Vefat etti. Biz hala da ona sadık kaldık. Ne yapsaydı? Museviler de Musa Aleyhisselam'da mı sabit kalsaydı? Ondan sonraki gelen peygamberleri retme etselerdi. Sıkıntı var. Şimdi burada Gazali, ben örneğin varsa hatası kendisine aittir. Beni ilgilendirmez. Ama İslam dünyası isterim ki Gazali'yi de geçsin. Benim Gazali takıntım yok.
Benim Farabi takıntım yok. Benim İbn-i Rüş takıntım yok. Benim Muhiddin Arabi takıntım yok. Benim Mesnevi Hazreti Mevlana takıntım yok. Ben isterim ki öyle mürşitler çıksın. Hazreti Mevlana'yı de geçsin. Öyle mürşitler çıksın. Abdül... Şeyi ne o? Muhiddin Arabi'yi de geçsin. Geçsin. O yetişecek. Bakın o mürşitlerin yetişeceği, yetişeceği ortam oluşsun.
O mürşitlerin yetişeceği ortam oluşsun. Ya nasıl? Bas be ya. Siz bugün bir müridi kırk gün halvete katabilir misiniz? Kırk gün halvete katacak. Yeriniz yok zaten. Siz bir müridi yirmi gün halvete katabilir misiniz? Halvete katacağınız yer yok zaten. O nasıl yetişecek ki? Gazali iki yıl kendini, iki yıl, Emevi Camisi'nin minaresine hapsetmiş. İki yıl. İki yıl minarede hapsetmiş kendini. Tefekkürle, zikirle geçirmiş. Bana söyler misiniz? Bugün böyle iki yıl bir caminin, bir caminin minaresinde iki yıl zikirle, tefekkürle zamanını geçirecek, nefis terbiyesiyle geçirecek birini söyleyin bize.
Şimdi, şimdi biz dervişlerin itikafa, bakın itikafa zor katıyoruz. Herkesin işi çok, aşı çok, eşi çok, her şey çok. Haklılar, haksız demiyorum, haklılar. Ya bir adam on gün işine gitmemiş yoksa, işi sarsıntı geçiriyor bugün. Haklı. Siz onu on gün itikafa katacağınız. Zor. Bakın zor. Böylece ne oluyor? Evet, yetişmesi zorlaşıyor. Şimdi, böyle olunca, bunu kim karşı çıkarsa çıksın, ben karşı çıkarım. Karşı çıkana da karşı çıkarım. Aklın, varlığı sorgulamasında, varlığı sorgulama noktasında, bilgisinin yenilenmesinde bir sıkıntı yok. Yenilenen bilgisiyle, vahyin ışığında, dairesinde, yeni yasalar, insanların faydasına, yasalar çıkarılmasında da bir şey yok.
Hani, hadis-i şerif var ya, kim bir iyiliğe sebep olur, bir kapı aralarsa, oradan kaç kişi geçerse ondan sevabını alır. Kim kötülüğe kapı aralarsa, oradan kaç kişi geçerse o kötülükten günahını alır. Şimdi, biz, ilim Çin'de de olsa gidip alınız, ilim müminin yitik malıdır. Bakın bunlar hadis-i şerifler. Ve bunların oluşması için akıl lazım. Siz aklı reddedemezsiniz. Ama, aklı da vahyin üstünde tutamazsınız. Benim burada karşı çıktığım şey bu. Biz, aklı vahyin üstünde tutamayız. Ama bize akıl lazım mı? lazım. Niçin? Vahyi anlamamız için bizim akla ihtiyacımız var. Vahyi anlamamız için. Vahyi yaşamamız için bizim akla ihtiyacımız var. Vahyi anlamak, anladığını yaşamak, bir Müslümanın üzerine farzdır.
İlim öğrenmek, bir Müslümanın üzerine farzdır. İlmini ilerletmek, bir Müslümanın üzerine farzdır. Bunun yolları, sufiler bunu zikirle yaparlar. Sufileri cahil görüyorlar. Değil. Kim zikrediyorsa, Allah onu bilmediğini öğretir. Allah'ı çokça zikredenlere Allah bilmediğini öğretir. Sen bildiğinle amel edersen Allah senin bilmediklerini öğretir. Sen çok zikredersen, sana lazım olan ilmi Allah senin gönlüne ilham eder. Birisi okuyaraktan o hale gelir, öbürkü zikrederekten o hale gelir. Tefekkür ederekten o hale gelir. Hayretten hayrete geçerekten o hale gelir. Bu yol kapalı değil.
Allah bizi affetsin. Aklın karanlık ve çelişkili bilgiyi kurtaracak hiçbir şeye yol açmadığını ve insanın zihninde parlayan tek ışığın vahyin aydınlığı olduğunu göstermeye çalışır. Evet, yani buna katılıyorum. Vahyi insanın aklını berraklaştırır. Ve vahyi insanın aklını derinleştirir, genişletir, yükseltir. Ve vahye dayalı bir akıl, vahyiyle beraber zikrullah'tan beslenen bir akıl, hiç kimsenin anlamadığı şeyi anlaştırır, hiç kimsenin bilmediği şeyi ona öğretir. Gazali'nin tezleri İbn-i Rüş tarafından tutarsızlığın tutarsızlığı adlı eserinde açık bir şekilde çürütülse de bu biraz şey, Batı Gazali'yi çürütmek için illaki önüne bir argüman koymak ister.
Batı'nın kendi içerisindeki sığ, derin olmayan felsefe dünyası Gazali'ye asla cevap veremedi. Veremedi, İbn-i Rüşd oturdu, böyle bir eser yazdı, tutarsızlığın tutarsızlığı diye. Ve Batı, İbn-i Rüşd'ün arkasına geçti. Yani destekledi. İbn-i Rüşd'ün, Gazali'nin o felsefecilere yazmış olduğu cevabı, Rüşd, işte onu Gazali'yi alt etti diye bir yaygara kopardılar. Batı'nın öyle bir şeyi vardır. Ama İslam dünyası bu manada, hani Gazali'nin alt olduğuna dair inanmadı. Aslında Batı'da inanmadı.
Ama sırf Gazali'yi sarsmak için İbn-i Rüşd'ü bu konuda desteklediler. İslam, egemen olan teslimiyet fikrini daha anlamlı bulan eşari öğretisini benimsemek için acele etmiştir. Evet, yani eşari öğretisi biraz kadericidir eşariler. Kaderici dedim şu, kadere iman değil. Yani gayret etmek, çalışmak, mücadele etmek, koşmaktan geri durur, Allah nasip ederse olur der.
Çalışmayı, gayret etmeyi, akletmeyi, fikretmeyi böyle bu konuda ihtimam göstermeyi önüne koymaz. Bu bir kısım sufi topluluklarda da bu hastalık bulaşmıştır. Ben bizim içimize bulaşmaması için mücadele ederim. O yüzden derim, işi olmayanın burada işi yok diye. İnsanlar biraz, bugün gündüz de sohbet ettim bu konuda, insanlar farkında değiller, Allah'ı suçluyorlar.
Gerekli çalışmayı sağlamıyorlar, nasip değilmiş. Bu kadarmış kısmetimiz. Çalış kardeşim, ne çalışmıyorsun, ne atletmiyorsun. Çalış, nereden biliyorsun Allah'ın sana neyi ne kadar nasip ettiğini? Sana vahiy mi geldi? Nereden biliyorsun senin ne kadar neye malik olacağını? Bu anlayış doğru değil, Kur'an çalışın diyor. Çalışın, gökte melekler, yerde insanlar sizi görür diyor. Dergahın da, işin de, aşın da, eşin de, mesleğin de. Çalış kardeşim, çalış. Daha da sını iste. Çalış. Gençler, hayat çalışmanın, mücadelenin, savaşmanın ucundadır. Disiplinin ucundadır.
Çalışmazsanız, gayret etmezseniz, hayatta hiçbir şeyi başaramazsınız. Çalışacaksınız, disiplinli olacaksınız. Üniversiteye mi hazırlanıyorsun? Otur hazırlan. Günde 500 soru çöz, 600 soru çöz, 700 soru çöz. Daha ilerisini iste. Mesleğin mi var? Mesleğinde daha incesini ol, daha iyisini ol. O meslekte, o bölgede sen mesleğinle anıl. Desinler ki ya, aa filanca, harika, bir numara ol. Evet, öylesine çalış. Ama bu yatarak olmaz, tembellikle olmaz bu.
Disiplinle olur, gayret etmekle olur. Çalışmazsan, disiplinle olmazsan, gayret etmezsen, nasibim bu kadarmış dersin. Allah bu kadar takdir et deyip, yalan, yalan. Sen gayret et. O Lütfus'ta harika kaportacı, harika boyacı. Yatarak mı o hale geldi? Ben tanıdığımdan beri sabah namazından sonra adamın üstüne güneş doğmuyor. Sabah namazından sonra dükkanın önünü suluyor. Kaç yaşındasın Lütfus'ta? 56 yaşında. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Hamd olsun. Bakın hiçbir şeye ihtiyacı yok. Ben yakinen tanıyorum.
E Lütfus'ta, Bursa'da sayılı boyacı ve kaportacılardan da. İyi, sayılı. Sen de sayılı ol. Sen bir arabayı 5 ayda çıkarırsan sayılı olmazsın. Sen arabayı normalde getirmiş kaportayı, sen hala daha üzerinde dalgalıysa sayılı olmazsın. Bu gurur veriyor. Benim dostum, arkadaşım, ben derviş kardeşim. Ben mutluyum. Diyor, ben boyadım arabayı diyor. Bana diyor ki, ben boyadım arabayı diyor. Götürmüşler diyor. Ne o şeyler? Ekspertize götürmüşler diyor. Ekspertiz demiş ki diyor, bu boyasız. Satıyor arabayı diyor ki, boyalı kardeşim. Şurası boyalı, burası boyalı. Ben boyadım diyor. Al götür ekspertize diyor. Ekspertize götürüyor. Ekspertiz diyor ki, bu arabada boya yok.
Kendisi anlattı bana. Ben mutlu oldum, gurur duydum kendi kendime. Dedim, adam içimden konuştu mu şimdi söylüyorum. Adam o kadar işinde titiz ki, adam o kadar işinde iyi yapıyor ki, ekspertiz arabanın boyalı olduğunu tespit edemiyor. Orjinal. Demiş, yok bunda boyalı değil. Ya demiş, adam kendini boyadı demiş. Yok demiş, bu arabada boya yok. Ekspertiz söylüyor bunu. Sen işinde iyi ol, çalış. Çalış. Allah sana verir. Sen dersen ki, nasip bu kadarmış. Çalışmadın. Sabah 9'da gittin dükkana, 10'da açtın. Elemanlar açıyor dedin. Bakmadın. Sen ne iş yapıyorsun? Örnek diyorum. Öğretmensin.
Öğrenciler sene geçmiş, farkında değilsin. Şimdi özel dersler alıyor öğrenciler. Hocam matematik dersler alıyor mu öğrenciler? Gittiklerinde lisedeki matematik öğretmeninin parmağında oynatır mı? Oynatır. Yani sen lisede bir matematik öğretmenisin, çalışmıyorsun yalnız. Bundan kaç yıl önce mezun oldun? 20 yıl önce. Bir sürü matematikte sistem değişmiş, bir sürü yeni gelişmeler olmuş. Ha sen devlet memuru mantığıyla gelivarayı kızım gidiver tingozum yapmışsın. Oradan öğrencinin birisi özel matematik ders almış. Hocam bu soruda yanlışlık var ya, bu soruda yanlış diyor. Nasıl yani? Basbaya soru yanlış diyor. Çatır çatır öğretmeni madara ediyor.
Çalışmıyor çünkü. Aynı şey felsefe içinde geçerli. Aynı şey, bakın aynı şey sufilik içinde geçerli. Öbürki şeyhlik yapıyor arkadaş, çalışmıyor. Oturmuş kenara, dervişler elini öpsün gitsin. Çalışmıyor. Yani gitsen o adama piloton olan sorsan, piloton kim der? Asker arkadaşın mı senin der? Sen ona Aristoteles'ten bahsetsen, Aristoteles kim der? Senin asker arkadaşın mı der? Sen ona Arabi'den bahsedeceksin, Arabi'nin varlık sentezinden bahsedeceksin. Arabi'nin varlık derecelerinden bahsedeceksin. Siz sapıtmışsınız der. Bakın siz sapıtmışsınız der. Sen gideceksin ona diyeceksin ki ya böyle böyle bir hal yaşadım ben.
Efendim nedir bu diyeceksin? O diyecek ki ya sen meczup olmuşsun, kafeyi yemişsin. Bunlarla ne alakası var? Sen namazını kıl, orucunu tut. Tamam devam et. Ara sıra gel buraya dergada 5 milyar, 10 milyar ver. Dervişlerine devam et böyle şeylerle uğraşma diyecek sana. Sebep? O geliştiremedi kendini. Eline bir tane icazet geçirdi, bitirdi işini. Ona böyle bir soru götüremezsin zaten. Türkiye'ye dolaşın, böyle bir soru götürebileceğiniz bir tane şeyh bulun, gidelim onun elini öpelim biz. Bakın açık konuşuyorum. Cevap veremezsin. İbn-i Rüşd ile kalkıp Gazali'yi karşılaştıracak öyle mi? Gazali ile Aristo'yu karşılaştıracak öyle mi?
Aristo ile Platon'u karşılaştıracak öyle mi? Mümkün değil. Gidin dolaşın Türkiye'deki şeyhlere. Amak-ı hayalden kaç kişisinin, kaç tanesinin haberi var? Ya felsefe okuyorsun, üniversite öğrencisinin amak-ı hayali okudunuz gibi dedim. Ben böyle durdum. Ya nereden haberiniz var dedi. Neden haberim olmasın dedim. Felsefe okuyorsun, okudun mu dedim. Okudum dedi, anladın mı dedim. Anladın mı? Aslında bir felsefe öğrencisi amak-ı hayali okuyor, amak-ı hayali okuyan bir felsefe anlarsa okuduğunu derviş olması lazım. Bak okuduğunu anlasa derviş olması lazım.
Okuduğunu anlasa ama sadece okuyor, anlamıyor. Veya hatta Arabi'yi bir kimse okusa, anlasa derviş olması lazım. Anlamıyor ki. Telefonda, youtuberları izliyor, kısa videoları izliyor, aklı gitti. Bitti. Düşünme kabili, kayboldu. Gitti, facebook yedi, et de değil. Kilo aldı, protein yok. Beyni çalışmıyor. Nasıl? Basbayağı. Sen gider facebook yersen, beyni çalışman zaten amacı o, facebook'un amacı o. Senin beynini köreltmek, senin kalbini köreltmek, senin vücudunu köreltmek.
Hazır ne yiyorsan. Oh yanına bir de koku kola. Tamam bitti lan, senin beynin gitti. Beynin gitti, sen düşünemezsin. Akle demezsin sen. Ne içtiğini bilmiyorsun, ne yediğini bilmiyorsun. Ne içtiğini, ne yediğini bilmiyor. Bir kimse akılsız kimse. Alkol de kullanıyorsa yandı keten elva. Sıfır kafa adam. Sıfır kafa. Akıl denilen bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Evet. O yüzden biz yukarı mezopotamya İslam'ı diye nitelendirdim benim. Ve bunun büyük bir bölümünü Türklerin oluşturduğu bölüm. Eşari değildir, maturidir. Mesela Şafi, Maliki, Hanbeli değildir. Hanefidir.
Zaten hanefiliğin içinden çıkmadır maturilik. Şimdi İmam-ı Azam'ı değil, maturidiyi konuşuyorlar. Oysa maturidinin temeli İmam-ı Azam'dır. Maturidi, İmam-ı Azam'ın temelinin üzerine kurmuştur. Bütün fıkihi ve akaidi meselelerini. Evet. Ve aklın sesi Sünni Müslüman prenslerin saraylarında artık hiç duyulmadı. Hala da duyulmuyor demiş. Buna çok böyle son 200-250 yılı hesaba katarsak doğru. Bunun son ilk 150 yılı Osmanlı ile alakalı, yani Osmanlı'nın yıkılma sebeplerinden birisi de bence yeni iştahatların oluşmaması.
Yeni iştahatlar oluşmayınca Osmanlı devlet olarak şevikliğini, devlet olarak hareket kabiliyetini ve düşünce dünyasındaki hareket kabiliyetini böylece kaybetmiş oldu. Kaybedince bir taraf olağan dururken, öbür taraf yükselince bu onu yıktı. Bunun tabii yıkılışla alakalı herkes batıyı suçlar değil. Sen iyi çalış, yıkılmayasaydın. Sen daha ileri gitseydin, olmasaydı. Veya biz Cumhuriyet'le beraber son 100 yıl bazen siyasiler der ya, işte biz yapacaktık da Batı bizi engelledi. Batı ile savaşaydın o zaman. Baş kaldıraydın, yapaydın, edeydin. Ne yapmadın? Örneğin. Bizde suçlu bulmak kolay çünkü.
Peki İslamcılık, İslam'ın deformasyonu mudur? Ben biliyorsunuz İslamcılık diye bir ibare kabul etmiyorum. İslamcılık diye bir ibare yok. Benim tanımlamam da yok. Müslüman Müslümandır. Biz Müslümanız. Bizim için inanç aslımız Kur'an'ın üzerine dayalıdır. Onu anlamamız Sünnet-i Seniyye'nin üzerine dayalıdır. Biz Kur'an ve Sünnet'i yaşamaya çalışırız. Kur'an ve Sünnet'i biraz böyle hukuki bağlamda da yaşanılması lazım diyenlere Batı'nın taktığı isimleri var. İşte İslamcılık, Neu Fundamentalist. Ondan sonra Neu, işte bunlar daha da ileri gidiyor. Terörcü bunlar. Batı'nın kanun maddelerini kabul edersen, Batı'nın emperyal düşüncelerini kabul edersen, sen iyi, ılımlı Müslümansın.
Eğer Batı'nın emperyal düşüncelerini kabul etmezsen, Batı'nın kendince fuhşa dayalı, ahlaksızlığa dayalı, ondan sonra Batı'nın kendince vahye dayalı olmayan hayat sistemini, düşünce sistemini kabul edersen, o zaman iyi Müslümansın. Kabul etmezsen, sen terörist Müslümansın. Resmen seni terörizmle suçluyor Batı. O yüzden bu İslamcılık da Batılıların ürettiği bir terim. Yani siyasal İslam, İslamcılık, Batılıların ürettiği terim bundan. Siyasal İslam, işte siyasal İslam'ın sonu. Yok siyasal İslam battı, yok siyasal İslam çöktü. Yani İslam çökmez. Müslümanlar hata yapabilir, Müslümanlar eksik davranabilir. Müslüman idareciler, siyasetçiler yanlış davranabilir. Bu İslam'ın suçu değildir.
Ama böyle bize göstererekten, onlar tabiri caizse, Müslümanları değil, İslam'ı alt etmeye çalışıyorlar. Zaten Müslümanları alt ettiler. Biz yenildik. Biz İslam dünyası olarak Batılıların önünde yenildik. Kültürel olarak yenildik, siyasal olarak yenildik. Askeri olarak yenildik, ekonomik olarak yenildik. Bizim zaten ilk yenilgimiz askeri ve ekonomik oldu. Askeri ve ekonomik olarak yenildikten sonra, biz siyasi ve kültürel olarak da yenildik. Bakın, önce bunu kabul etmemiz lazım. Bizim tarihimiz çok şanlı. Çok şanlı, eyvallah. Yenildik ama biz. Biz yenilmiş bir toplumuz. Biz hem Türkler olarak yenildik, hem de Müslümanlar olarak yenildik.
Önce bunu kabul edelim biz. Önce bunu kabul edelim. Şimdi biz buradan, bu yenilginin altında nasıl kalkarız, biz nasıl kalkarız, bunun bakmamız lazım. Bizim ilk yenilgimiz nereden kaynaklandı? Ekonomik ve askeri olarak kaynaklandı. Demek ki senin ilk güçlendireceğin yer ekonomik ve askeri. Sen ekonominin ve askerini eğer üst seviyeye çıkaramazsan, yenilgiden kurtaramazsın kendini. Ekonomik ve askeri güçlenmenin ardından siyasi güç gelir. Sonra siyasi güçten sonra kültürel güç gelir. Sen bir medeniyet kuracaksan, önce askeri olarak ve ekonomik olarak güçlü olman gerekir. O yenilginin psikolojisinden kurtulman gerekir. Şimdi beni AK Partili, o partili, bu partili diyebilirler.
Ben 62 yaşındayım. Türkiye ilk defa, uzun yıllardan beri askeri olarak bu kadar güçlü oldu. Bunu kabullenin. İster muhalefette ol, nerede ananın gözünde oluyorsan ol. Bu memleketin için gurur verici bir şey. Vatan haini olma. Bu gurur verici hali kabul et. Kabul et ya. Yok. Adamlarda böyle bir gerici kafa var. Gerici adam. Yobaz. AK Parti'ye kızıyorum diye askeri olarak gelinen noktayı kabul etmek istemiyor. Evet kızdığın partinin elinden oldu bu ya. Hani akılcıydınız siz?
Hani gelişimciydiniz siz? Hani siz çağdaştınız? İleri düzeyde istiyordunuz her şeyi? Adam siyasini yaptı. Bir sürü şeyini yaptı. Bütün dünya hayran. Bizim gericiler hayran değil. Bizdeki dinozorlar hayran değil. İlla ki şey yapıyor. E sen şimdi hem diyeceksin ki yani bu ne? İşte bunlar siyasal islamcı. Ya bırak siyasal islamcı diye bir şey yok. Bu ne batının uydurduğu bir şey. Bunlar funda maletist. Allah Allah. Ya ben İslam'ı yaşamak istiyorum. Neden terörist olayım? Benim elimde silah mı var? Benim elimde tank mı var? Tüfek mi var?
Ben neden terörist olayım? Yirmi sekiz Şubat'ın teröristiyim ben. Yirmi sekiz Şubatçılara göre ben teröristim. Ben o zaman beni sorgulayanlara da söyledim. Dedim beni seyredeceksiniz. Televizyonlarda seyredeceksiniz. Her yerde izleyeceksiniz beni dedim. Siz şimdi bunu yapıyorsunuz. Beni izleyeceksiniz dedim. He he yapıyorlar. Görüşürüz. Görüşün işte. Görüşün. Seyredin. Ama bu batının bize dayattığı bir şey. Yani sen İslam dersen Kur'an-ı Sünnet dersen seni İslamcılıkla suçlu. Ya İslamcılık dedin ne? Kur'an-ı Sünnetse evet ben İslamcıyım. Siyasal İslam ne?
Kur'an-ı Sünnetse evet ben siyasal İslamcıyım. Sen teröristsin. Eğer Kur'an-ı Sünnet terörizmse ben teröristim ya. Ne yapacaksan yap. Bu ibarelerle Müslümanları baskı altında tutuyorlar. Sen İslamcısın. Biz de böyle Ben İslamcıyım işim haberim yok. Ben fundamentalistmişim haberim yok. Ben teröristmişim haberim yok. Sakalım var teröristim ben. Yaşamadı mı ülke bunu burada? Yaşadı. Yaşadı. O yüzden böyle İslamcılık, siyasal İslam bunlar duyunca gidiyor kafa. Yani diyorum aynı yerdeler. Canım kardeşim biz Müslümanız.
Kim eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi mi Müslüman olur, İslam olur. Bitti biz Müslümanız. Evet. Mütezzile insanın özgürlüğü olmadan Tanrı'nın adaletinin anlaşılamayacağını savunuyordu. Ya Mütezzile'nin o kadar çok savunduğu şeyler vardır ki. Yani Mütezzile'yi böyle baştan aşağı oturup konuşsak hiç de akılcı değildir Mütezzile.
Şimdi Mütezzile ile örneğin mahtur dili kıyaslayamayan bir kimse Mütezzile ile Eşharili'yi kıyaslayamayan bir kimse veya Mütezzile Maturidinin yani İmam Maturidinin Mütezzile'ye şerh düştüğü meseleleri bilmeyen bir kimse evet böyle düşünüyor kendince. Bakın tabi bu kardeş bunları alıntı bunların hepsi de Batı bunu yapmıyor. Batı böyle kendi işine gelen yerler alıyor. Ama bir İmam Maturidi Tevhidini yazarken Mütezzile ne demiş? Eşhar'ı ne demiş? Kadriyeciler ne demiş?
Cebriyeciler ne demiş? Ben ne diyorum? Şia ne demiş? Ben ne diyorum? Bakın böyle karşılaştırmalı yapıyor. Hani bazen biraz daha ilim sahibi olmak istiyorsanız El-Hidaye okuyun diyorum ya ben fıkıhta. Neden? El-Hidaye der ki Şafiler böyle demiş biz buradan karşı çıkarız. Malikiler böyle demiş biz buradan karşı çıkarız. Biz bunu bunu bunu deriz der. Bakın bir şeyi derken karşıtlarını da söyler. El-Hidaye'nin öyle bir özelliği vardır. Yani der ki İmam-ı Şafi bunu böyle der. Ama İmam-ı Azam da bunu demiştir. Ama İmam-ı Muhammed İmam-ı Yusuf da bunu demiştir. Hatta İmam-ı Azam ile İmam-ı Muhammed İmam-ı Yusuf'u da karşılaştırır.
Hatta İmam-ı Azam burada tek kaldı. İmam-ı Muhammed İmam-ı Yusuf ikisi böyle savundu. Hatta bu konuda İmam-ı Muhammed İmam-ı Azam beraber bunu savundu. İmam-ı Yusuf burada tek kaldı. İmam-ı Züfer'de böyle dedi der. Bakın bunu bir kimsenin söyleyebilmesi için bunların hepsini de araştırması gerekir. Bunların hepsini de masanın üzerine yayması gerekir. E sen şimdi böyle yaymazsan bunu idrak edemezsin. Yani bir kimse vardır hakkıdır. Sadece Hanefi öğrenir. Hakkıdır. O sadece Hanefi'den bu böyledir diyebilir. Hakkıdır. Ama senin cemaatinde Şafi varsa Maliki varsa Hanbeli varsa sen dört mezhebi de bilmen gerekir.
Veyahut da senin dört mezhebe göre sende bir tane fıkıh kitabın olması lazımdır. Evet. Normal bir Müslüman'da dört mezhebe göre fıkıh kitabı olma şartı yok. Bana şart. Mustafa Özbağ'a dört mezhebe göre fıkıh şart. Sebep ya birisi geliyor bir mevzu soruyor Hanefi'den işin içinden çıkamıyorsun. Neden? iştahat yok çünkü. İştahat yok. Şafi'ye bakıyorsun veya Maliki'ye bakıyorsun veya Hanbeli'ye bakıyorsun. Dördünün birden ne demiş yatırıyorsun masanın üzerine. Dördünün bazen dördünün üzerinden de bir şey bulamıyorsun. Bu sefer ana kaynağa dönüyorsun. Hadislere dönüyorsun. Hadislerden bir şey bulabilir miyim bakıyorsun.
Buluyorsun bir tane hadis. Diyorsun ki ya bu konuda böyle bir hadis var bunu namel edilir mi? El cevap edilir. Mezheplerde bulamadın çünkü. Ana kaynağı yürüdün. Nereye yürüdün? Sen hadislere yürüdün. Lazım mı? Lazım. Şimdi ya mütezile muhakkak ki alınacak yerleri vardır. Öğrenilecek yerleri vardır. ama benim alanım değildir. Örneğin yani işte insan özgürlüğü olmadan Tanrı'nın adaletinin anlaşılamayacağını savunuyorlar. İmam Maturi de bunu savunuyor ki. Yani size birkaç sefer tavsiye ettiğim Mehmet Said Yazıcıoğlu'nun Maturi'de insan fiiliyatında özgürlük diye bir doçentlik tezi var.
biliyorsunuz değil mi? Neydi kitabın adı? İnsan Hürriyeti. Evet. Şimdi bu kitaptan haberi olmayan bir kimsenin örneğin yani insan hürriyeti nerede başlar? İnsan hürriyeti demek aklının hürriyetidir. Yani insanın özgürlüğü biz özgürüz. Ben Allah'ın zatı hariç her şeyin üzerinde düşünüp tefekkür edebilirim. Bana yasaklanan Allah'ın zatını tefekkür etmem. Geri kalan her şeye tefekkür ederim. Katılmadım o yüzden buna. Tanrı insanlara özellikle akıl vermiştir ve insanlar akıl yoluyla Tanrı'yı ahlakı iyiyi kötüyü bulur.
Akıl Tanrı insan ilişkinde merkezdedir. Akıl Tanrı insan ilişkinde merkezdedir. Eyvallah. Allah önce aklı yarattı. Gel dedi geldi git dedi gitti senden daha kıymetli bir şey yaratmadım dedi. Bunu biz inkar etmiyoruz ki. Ve insan Allah'ı tanımlamada akla ihtiyacı var. Dinini yaşamada anlamada akla ihtiyacı var. O yüzden akıl insan Allah ilişkisinin merkezindedir. Doğru. Bunu biz bir sufi müslüman olarak reddetmen mümkün değil. Din akıl sahiplerine. Akılsız akletmeyenlere din yok. Allah bizi affetsin. Ebn-i Rüşd tartışmayı entelektüel düzeyde kazanıyordu.
Ama siyasal planda kaybediyordu. Ebn-i Rüşd tartışmayı entelektüel düzeyde de kazanmıyordu. Batı'nın dili bu. Gazali'ye normalde çünkü Gazali'yi alt ederse Gazali'den önceki ve sonrakileri de alt etmiş olacak. Gazali'den önce muasibi kendi onlar bir sisile Gazali Arabi Mevlana onlar öyle bir sisile eğer şimdi Gazali'yi burada halbuki Gazali'den önce kendi var kendiden önce muasibi var.
Yani düşünsel anlamda öyle diyelim. Normalde eğer Gazali'yi burada Gazali bunların içerisinde teknokrat gibi Gazali'nin yeni bir şey söylediği yok. Gazali normalde muasibi kendi sisilesinden gelenleri teknokrat düzeyde kitabileştirmiş. Aslında öyle kitabileştirdiği için Gazali önde hedefte duruyor. Oysa Gazali'den daha ileri konuşan kendi var. Daha ileri konuşan muasibi var. Gazali'den sonra Gazali'den daha ileri konuşan Arabi var. Arabi'den daha ileri konuşan Hazreti Mevlana var. Bakın Arabi'den daha ileri konuşan diyorum. Hazreti Mevlana var. Ama Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri Arabi'den daha ileri konuşurken bunları normalde hikayeleştirerekten konuşuyor.
yani o hikayenin içerisinde o mevzuyu konuşuyor sindiriyorsun onu. Arabi tokmak vurur gibi vuruyor. Bir vuruyor kafa göz kalmıyor sende. Anlayacak halde kalmıyor. Oysa Hazreti Mevlana sindire sindire anlattırıyor. Sindirttiriyor sana. Evet. Müslüman Türk devletlerinin İslamı sadece inanç, ibadet, muamelat ve ahlak sistemi değil aynı zamanda bir kendini meşhurlaştırma siyaset etme yönetme ve başka devletlerle ilişki kurma aracı olarak kullanıyorlardı.
Bunu normalde ilk Müslümanların ilk Türklerin ilk Müslüman olduğu zamanlar için bunu söyleyemeyiz. Ama Yavuş Sultan Selim'den sonra Yavuş Sultan Selim'in halifeliği de Mısır'dan alıp geldikten sonra padişahların bir de dini otorite olma ayağı oluştu padişahlarda ve bu Osmanlı'da oluştu.
Osmanlı'dan önceki Türk devletlerinde böyle bir şey yoktu. Ama Osmanlı'dan sonra Yavuş Sultan Selim'den sonra Osmanlı padişahları aynı zamanda halife oldu. Müslümanların halifesi oldu. Böyle olunca Müslümanların halifesi olmak aynı zamanda da siyasal bir güç haline geldi. Şimdi o günkü devletler muvazenesinde bu lazımdı. Diyeceksiniz ki şimdi bugün lazım değil mi? Öyle ya bugünkü devletler muvazenesinde dinin siyasi bir argüman olarak kullanılması lazım mı değil mi? Şimdi eğer senin karşındaki güç dini siyasal bir argüman olarak kullanıyorsa seni oraya itiyor.
laikim diyen dini siyasi argümanlar gibi kullanmayacağım diyen ABD Irak savaşında bu bir haçlı seferidir dedi. Dedi mi? Dedi. Şimdi bu bir haçlı seferidir diyen bir kimsenin karşısına siz ne olarak çıkarsınız? Dini bir argümanla senin topraklarını bombalayan bir güce siz neyle cevap verirsiniz?
Cihat ruhuyla. Sen dersen ki ben haçlı seferi düzenliyorum ben de derim ki cihat ilan ediyorum. Ey iman edenler ey Müslümanlar sizin topraklarınız haçlı seferi tarafından bombalanıyor. Cihat size farz kılındı mı? Evet. Ey Türkiye'deki Müslümanlar depremi bahan edip Amerikan askerleri senin kıyılarında seni işgal etmek için bekliyor. Bana söyler misiniz 70 tane üzerinde savaş uçağı olan bir savaş makinesi halinde olan Amerikanın uçak gemisi Akdeniz'in açıklarında veya kıyılarında ne işi var?
Evet. bana söyler misiniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti 11 tane il ve kazalarıyla ve köyleriyle tabiri caizse kocaman bir afat geçirmiş yerle yeksan olmuş 50 bine yakın şehidi var 50 bine yakın şehidi var bana söyler misiniz Amerikan Genelkurmay Başkanı'nın Suriye'de PKK YPG ile ne iş olabilir?
Tırnak içerisinde söylüyorum bunu hadi buyurun bir önceki Amerikan Başkanı bombalarken bu demiş ki bu bir Haçlı Seferi'dir Haçlı Seferi devam ediyor demez misin sen? Amerika bombaladıktan sonra oraya oturdu yerleşti mi? işgal ettim oraya her an için bize saldırabilirler mi? Haçlı Seferi dedi mi? Ben ne Almanlıyım anlayamalıyım burada algılamalıyım ben cihat dersem fundamentalist İslam olacağım öyle mi? Ben cihat dersem İslamcı olacağım ben cihat dersem ne olacağım terörist olacağım senin burada ne işin var demeyeceğim ben ona bakın senin burada ne işin var demeyeceğim İslam dünyasından istedikleri bu Müslümanlardan istedikleri bu böyle olursan o zaman şey değil no fundamentalist değilsin Allah muhafaza eylesin o zaman da hani böyle devlet ondan sonra dini de kullanmaması lazım devletin
dinden de uzaklaşması lazım devletin dinle alakası olmaması lazım öyle diyorlar değil mi bize ölen asker ne için ölecek o haçlı seferi yapıyor ölürse kutsal ruh onu takdis edecek öyle değil mi o yolda ölürse İsa ile birleşecek değil mi iyi sen ölürsen ne ile birleşeceksin hiçbir şeyle birleşmeyeceksin teslim ol vatanına teslim et Türk devletleri İslam
olduktan sonra dinle iç içe yaşamışlardır Türkler İslam olduktan sonra dinle iç içe yaşamışlardır ama Türklerin bu dinle iç içe yaşamaları İslam'la başlamamıştır burada da bir yanılgı var nasıl yani basbayağı Türkler İslam olmazdan önce onların da bir tanrı anlayışları vardı ama tanrı gökteydi onlar için bakın dikkat edin Türkler tek tanrılı bir inanca sahipti Türkler şamanist değildir bunların hepsi de aldatmaca aldatıyorlar biz önceden şamandık biz önceden şaman değildik biz İslam öncesi de İslam'dık bu size tuhaf
gelebilir şimdi biz Muhammed Mustafa'yı tanımazdan önce de Türk ırkı İslam'dı çünkü Türk ırkı Nuh'un oğlundan gelmeydi ve Nuh'un oğlundan dini terbiyeye almıştı Türkler Muhammed'i olmazdan önce İbrahim'iydi Nuh'dan sonra İbrahim'iydi Türkler tanrısız değildi inançsız değildi Allah'sız değildi kitapsız değildi Türkler henüz daha Muhammed Mustafa gelmezden önce de tekrar bunu iddia ederekten söylüyorum İslam'dı çünkü tek tanrıya inanıyorlardı o tanrı gökteydi o tanrı gökteydi yani onun adı
sonradan ona gök tanrısı diyorlar değil sadece tanrı yükseklik manasında yücelik manasında gökteydi ve tanrı yeryüzüne tecelli ederdi ve tanrı türklerin dini inancı ve tanrı şamanların üzerinden şamanların üzerinden şamanların üzerinden konuşurdu şamanın karşılığı bugünkü şamanın karşılığı bugünkü velilerdir şamanın karşılığı bugünkü kırklardır ve türklerde şamanlar meclisi kurulurdu ve şamanlar meclisi toplanırdı onlar zikirler yaparlar dualar yaparlar kendilerince tanrıyla iletişime
girerlerdi şimdi diyeceksiniz ki türklerin devletiyle bu şamanların işi ne türk devlet başkanı olan kağanlar bir savaşa çıkacakları zaman şamanlara danışırdı şaman günlerce aylarca inzivaya çekilir kendilerince ibadet eder tabiri caizse gökteki ruhlardan veyahut da tanrıdan haber alırdı gökteki tanrıdan veyahut da ki gökteki kutsal ruhlardan haber alan şaman o haberi kaana iletirdi almış oldukları haber hangi şamanın daha isabetli olursa o daha bir üst kategoride anılır daha fazla ihtimam gösterilirdi o şamanın işi
hep tanrıyla iletişim kurmaktı kutsal ruhlarla iletişim kurmaktı ve türk kaanları beyleri etrafındaki şamanlarla övünürler şamanlarla kıymetlenirlerdi çünkü önemli işlerini şamanlara danışarak yapardı şimdi o günkü inanç sisteminde türk devletiyle din iç içe girdi mi ya bu bizde çok eski bir kültür ve gelenek ve kaide bu kanun türklerinin arasında hani töre bakın töre bu türklerin arasında siz o şamanlara dokunamıyorsunuz şamanların belli bir şeyi var ve şaman olmak isteyenler de alelade herkes şaman olamıyor seçilmiş
olman gerekiyor o şaman olman için seçilmişlerden şaman oluyor daha gençken çocuk yaşta seçilmiş olduğu tespit ediliyor onun üzerinde onun üzerinde bir keramet tecelli ediliyor onun üzerinde bir olağanüstü bir hal oluyor o şamanlık yolunda yürüyor yani bugünkü dille velilik yolunda yürüyor şamanların da kırklar meclisi gibi meclisi var o yüzden diyorlar bunlar normalde hani biz üçler beşler yediler kırklar diyoruz ya ya bunlar işte böyle eski türk geleneğini devam ettiriyor devam ettirsek sana ne hadis var mı bu konuda
var tabi o hadisi de uydurma yapıyor evet orta asya'dan beri türklerin inancında üçler beşler yediler kırklar vardır şamanlar da kırk şaman olarak toplanır istişare ederler rabıta kurarlar eski tabirle eskiden ve bunların yerlerini getirirlerdi yani bir türk devletinin dinsiz olması düşünülemez bir türk kanının eskiyi konuşuyorum dinsiz olması düşünülemez dinsiz kan olmaz inançsız bir kan olmaz bilgisiz bir kan olmaz cesaretsiz bir kan olmaz savaşmasını bilmeyenden kan olmaz
töresini kanununu bilmeyenden kan olmaz yürüyen merdivene tersten binenden kan olmaz ilini ülke yapandan kan olmaz türkler asla ve asla bu insanları kan olarak kabul etmez türkler gelenek olarak on tane koyunu gidemeyecek olan insana kanlık beylik paşalık vermez vermez türk töresine göre bugünkü siyasi parti liderlerinin büyük bir çoğunu parti lideri de olamaz kaan da olamaz siz türkleri ne zannediyorsunuz evet bakın olamaz diyorum
onbaşı bile olmaz onlardan neden onbaşılık onbaşılık on askerden sorulma olmaktır ta orta asya'ya gide ilk düzenli orduyu türkler kurmuştur dünya üzerinde ilk düzenli orduyu türkler kurmuştur dünya üzerinde onarlı düzene geçen ilk türklerdir ve her on askerin başına bir onbaşı koyan türklerdir onbaşı sözü ta orta asya'dan gelir mete'ye kadar dayanır mete'den öncesine gider siz ne zannediyorsunuz ve türkler o olduğundan nuhtan beri islamdır türkler hiçbir zaman şirk dinine tabi olmamışlardır
o yüzden onlara islam tebliğ edildiğinde zaten bizim dinimiz böyle deyip hemen müslüman olmuşlardır hemen sebep çünkü gelenekleri görenekleri töreleri kültürleri kanunları zaten islam islamda fuhuş türklerde fuhuş haramdır birisinin kadınına kızına sen zorla bir şey yaparsan öldürülürsün türklerde hırsızın kolu kesilir islamdan önce birinin malını çalamazsın sen türklerde hiçbir zaman kimse aç kalmaz sebep doyurmak en büyük ibadettir açı giydirmek en büyük ibadettir mazlumu korumak en büyük ibadettir türkler için neden
hazreti hüseyin efendimiz kerbela'da haber gönderdi dedi ki bırakın ben türk illerine gideyim bırakın dedi bizi dedi bırakın bizde silahlarımızı bırakalım biz dedi türk illerine gidelim hazreti hüseyin efendimizin barış için söylediği söz bu bırakın biz oraya gidelim bunu işaret bildi ehli beyt bunu işaret bildi o zalim emevilerin elinden türklere sığındılar ve türkler asla dediler ki canımızı veririz bize sığınan bu misafirleri vermeyiz dediler bu türkler bu türklerin töresidir kanunudur kendisine sığınan hiç kimseye zulmetmez
onu bakar görer görür gözetir onu bağrına basar yediğinden yedirir içtiğinden içirir bu türk töresidir bakın bu türk töresidir sana sığınanın namusu şerefi haysiyeti yemesi içmesi sana aittir türk töresidir sana gelen bir misafiri yedirirsin içirirsin muhafaza edersin korursun bu türk töresidir incitmezsin kırmazsın onu asla zorlamazsın senin misafirindir gidinceye kadar senden gidinceye kadar namusunu şerefini haysiyetini korursun ben o yüzden derim bu kapıdan içeri bir girdi mi girdi kimse ona bağırmaz çağıramaz
hakaret edemez tepeden konuşamaz burada hizmet edenler de buna dahil kim olursa olsun hizmet edersin sadece ona bağıran bizden değildir ona laf söyleyen bizden değildir o gelmiş buraya derviş kardeşin senin ona bir laf söyleniyorsa burada bizden değildir o söyleyen bizden değildir böyle elbisesi varsa yapıyorsa çıkaracak elbisesini gidecek bizden değil o bu çünkü bizim taa türklerin varoluşundan itibaren töresidir islam da bunu böyle emreder türklerde üç gün yoktur islamda üç gün vardır misafirlikle alakalı ama bu
sen davet edersen yirmi günde olur elli günde olur bak sen davet ettin ben istediğim kadar onu misafir ederim lütfü usta başım gözüm üstüne buyur gel misafirim ol dediğim zaman gün yok lütfü usta ne zaman giderse o zaman gidecek sünnet olan budur bak ben davet ettim çünkü lütfü usta buyur gel ben bursa'dayım ne zaman dilersen buyur gel dedin değil mi dün ona ait bana ait değil ya misafirlik üç gün yani lütfü usta dördüncü gün sepeti hayır bu sünnettir ben onu davet etmişim kaç gün kalırsa kalır
gün koyar lütfü usta on gün müsaitim buyur gel on gün ben gün koymuşum ona davet eden benim hiçbir şey yok lütfü usta almış çantasını gelmiş benim yanıma ben onu misafir ediyorum yine dostuyum üç gün dördüncü gün yediği içtiği sadaka oldu benim dördüncü gün sadaka beşinci gün diyebilirim lütfü usta benim işim var müsaitsen mümkünse misafirliğin son bulsun bu da sünnetin içinde var şimdi o yüzden müslüman türk devletlerinin islamdan önce de kendi dini inançları devletin içerisinde bir töre gibi vardı yani müslüman olmazdan önce de
türkler devlet olarak da insan olarak da dinle iç içe inançlarla iç içeydi bu böyle yeni değil bizim içimizde bunu tekrar söylüyorum islamla başlamış bir gelenek değil bu çok eski evet şimdi müslüman türk devletlerinin islamı sadece inanç, ibadet, muamelet ve ahlak sistemi değil aynı zamanda bir kendini meşrulaştırma siyaset etme, yönetme ve başka devletlerle ilişki kurma aracı olarak kullanılıyorlardı bu islamdan önce de kullanılıyordu islamdan önce de vardı islamdan sonra da var şimdi de var şimdi de devlet ve siyasetçiler
dinle iç içe gidiyorlar bana söyler misiniz devlet başkanının hazreti mevlana'yı anma gününde ne işi var bana söyler misiniz devlet başkanının Hacı Bektaş veli anma günlerinde ne işi var bana söyler misiniz siyasi parti liderleri muhalefet iktidarı hiç önemli değil bakın devlet burada bir işaret veriyor diyor ki ben hem sünnilerin devletiyim yani sünniler olarak da bu insanların dini inancını sünnilik inancını mevlana'ya bağlıyorum diyor bu topraklarda dikkat edin bu devlet mesajıdır bu devlet mesajıdır diyor ki devlet
sünni inanç sahipleri kendilerine dini önder olarak hazreti mevlana'yı seçecekler bütün tekke ve zaviyeler tekke ve zaviyeler kapatıldı mı kapatıldı bütün türbeler de kapatıldı mı kapatıldı sonra atatürk nereye açtı hazreti mevlana'nın türbesini açtı sonra atatürk hangi mevlevi hanede semanın ve mevlevi ritüelinin devam etmesini istedi yeni kapıda müze miydi müzeydi orada devam etti mi etti bakın burada devlet bir mesaj veriyor diyor ki ey benim sünni tebaam biz din olarak hazreti mevlana'nın yolunu devlet olarak seçtik
ikincisi ey benim türkiye'deki alevi bektaşi vatandaşlarım sizin de piriniz hacı bektaş veli onun da anma günlerinde ben devlet protokolü olarak oradayım sizin dini yolunuzu hacı bektaş veli olarak belirledim hani türkiye cumhuriyeti devleti laikti hani laik bir devletin askerlerini siz eğitim yaptırırken süngü tak Allah Allah nidalarıyla yürü diye emredebilir misiniz?
ben askerde çavuştum çavuştuk eğitim aldım biz eğitim alırken ben 106'lık geri tepmesiz top komutanıyım tanksavar bir top jibin üzerine kurulabiliyor yere de kurulabiliyor tankların belalısı sonradan çıkanlar Tov var Milan var ama bu geri tepmesiz 106'lık tankı kökünden götürüyor zaten kocaman topu var eğer tanka denk geldi mi zaten parçalıyor tankı yani iyi biz eğitim alıyoruz bize süngü tak Allah Allah nidalarıyla karşı düşmanla nasıl savaşılacağını öğretiyorlar biz gerçekten Amasya'da çavuş talimgahında biz süngü takıp
siperlerden çıkıp Allah Allah nidalarıyla karşımızda düşman varmış gibi koşuyoruz biz çünkü bize öğretilen askerlik şu senin ne kadar teçhizatın kuvvetli olursa olsun bir gün gelecek kara harbi olacak bütün teçhizatların çalışmaz olabilir vatanını kurtarmak için korumak için süngü takıp Çanakkale diye örnek gösteriyorlar Çanakkale muharebesi gibi göğüs göğüse savaşabilirsin göğüs göğüse savaşı öğrenmen lazım layık bir devletin layık komutanları askerlerle beraber Allah Allah nidalarıyla gidiyor yıl kaç?
yıl seksen üç seksen dört layık bir devlet devlet layık askerler Allah Allah nidalarıyla gidiyor ben ülkücüyüm ülkücü olarak askere gitmişim ya benim takım Allah Allah demeyecek kimin diyecek öyle bir Allah Allah diyorlar ortalığı ayağa kaldırıyorlar biz gidiyoruz sanki gerçekten de o askerlerin gözleri açılıyor böyle kendi kendime bakıyorum ulan diyorum düşman bizi görse süngü takmadan yürüyecek gidecek dönecek geriye diyorum ya o askeri nasıl savaştıracaksın başka türlü sen Kur'an demezsen sünnet demezsen vatan demezsen
millet demezsen sen namus demezsen şeref demezsen o vatanı kim nasıl koruyacak? ee yok böyle bir şey olur mu? biz her yerden çatışmanın içinde olan bir ülkeyiz yer altı zenginlikleri yer üstü zenginlikleri gözümüzü dikmişler stratejik olarak Allah bizi dünyanın merkezine koymuş bu dünyanın merkezinde Bayındır merkez yapmış Bayındır'a da selam olsun bizim Harun Hoca öyle dedi yani dünyanın merkezi burası efendim dedi öyle değilim dedi öyle Harun Hoca dedi ee şimdi normalde yani sen bu vatanı korucan bu vatanı muhafaza edeceksin
bu vatanın bir toprağın bir karış toprağını koruyup kollamak zorundasın sen bu vatanda yaşayanların canından malından mesulsün bütün Türk halkı bu Anadolu'da yaşayan bütün insanlar bundan mesul peki bu çumantoyu neyle sağlayacaksın dinle sağlamazsan Ermenisi vatana düşman Yahudisi vatana düşman Sebateisti vatana düşman Döneyi vatanı düşman onlar dağılsın parçalansın istiyor zaten din bizim çumantomuz alevimiz de sünnimiz de çumantomuz bizim Hacı Bektaş-ı velimiz de Hacı Bayram-ı velimiz de biz Hz. Mevla anamız da Yunus'umuz da
bunlar bizim bu toprakların çumantosu biz bunu nasıl reddederiz devlet de reddedemez o yüzden din ve devlet iç içe yürür Türkler de ayrıştıramazsınız aha 100 yıldır ayrıştıramadılar hadi ayrıştırın yenilirsiniz ayrıştırırsanız yanılırsınız yenilirsiniz parçalanırsınız dağılırsınız yok edilirsiniz yok edilirsiniz zaten dini bu toplumun içerisinden kaldırmaya çalışanlar bu toplumu yok etmeye çalışanlardır devleti de dinsizleştiremezsiniz bir kaç tanesi çıkar layılık adına devleti dinsizleştireceğim diye uğraşır neydi belirsizdir onlar
bu sebeple Türklerin devletlerinin dinle iç içe olması İslam'dan öncesine dayanır ta ortasıya dayanır İslam geldiğinde o da zaten aynı minval üzerindedir o yüzden bir sıkıntı yoktur dokuzuncu sayfaya geldik ama yirmi iki elli bir haklarınızı helal edin zaten bir haftalık kalmış bir de onuncu sayfa kalmış önümüzdeki hafta bitecek selamat amin biraz uzun oldu hakkınızı helal edin ama konuyu da bölemedik bölünecek bir yerde değildi o yüzden geç bıraktıysak affola yani bizim burası da böyle işte
bir başlamak bitmiyor başlayamıyor o zaman bitmiyor böyle geçinip gidiyoruz işte yıllardan beri sizlerle Allah razı olsun
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.