Bir önceki hafta cumartesi günü uzun bir sohbet oldu. Velilik, pirlik, mürşitlik, ebdallık, erlik neymiş bu noktada onlara baktık. Ve Kur'an sünnet dairesinde, imamların iştahatları dairesinde meseleye bir açıklık getirmeye çalıştık. Kendimizce Kur'an velilerle alakalı, velilikle alakalı, erlikle alakalı ne demiş, hadis-i şerifler ne demiş, imamlar bunlara katılanlar, tefsirler bunlarla alakalı sohbet ettik.
Ve aynı zamanda da bunu Gazali ihyasında nakleder, Beni İsrail peygamberlerinden üstündür der. O yüzden eğer gerçekten bir mürşidi kamil ise ve kemalata erdi öğreticiliği var ise, evet o normalde bu noktada kendi topluluğunun içerisinde bir peygambere benzer. Peygamber değildir. Burada hiç kimse lafı evirip çevirmesin sonra.
Ben daha ilerisini söyleyeyim. Kendini bilen bir kimse asla mürşitlik iddiasında, şeyhlik iddiasında da bulunmaz. Bu çünkü iddia edilecek bir mesele değildir. Mürşitlik iddia ile olacak bir şey de değildir. Yani bir kimsenin ben mürşidim demesi, ben şeyhim demesi, ben mürşid oldum, ben şeyh oldum, bana şöyle görev verildi, böyle görev verildi demesi dahi abesle iştigaldir.
O yüzden bunlar böyle ben mürşid oldum, ben şeyh oldum, ben veli oldum, ben işte şöyle bir manevi hale sahibim, ben şöyle bir şeye sahibim demesi ne yazık ki çok hoş karşılanmamış ilk sufilerce. O yüzden bizim dairemizde de çok hoş karşılanan bir şey değildir. Yine Hz. Pirden, ey ahmak eğer başında mürşidin gölgesi olmazsa, gül yabani sesleri seni şaşırtır, yolunu saptırır, gül yabani sesleri seni yoldan çıkarır ve tehlikeye düşürür.
Ötelenebilir, ötelenebilinir. Öyle olursa yine Perşembe Cumartesi'lere Allah izin verse inşâAllah devam etmeye gayret edeceğiz. Bir önceki hafta cumartesi günü uzun bir sohbet oldu. Velilik, pirlik, mürşitlik, ebdallık, erlik neymiş bu noktada onlara baktık. Ve Kur'an sünnet dairesinde, imamların iştahatları dairesinde meseleye bir açıklık getirmeye çalıştık.
Ve aynı zamanda da bunu Gazali ihyasında nakleder, Beni İsrail peygamberlerinden üstündür der. O yüzden eğer gerçekten bir mürşidi kamil ise ve kemalata erdi öğreticiliği var ise, evet o normalde bu noktada kendi topluluğunun içerisinde bir peygambere benzer. Peygamber değildir.
Ben daha ilerisini söyleyeyim. Kendini bilen bir kimse asla mürşitlik iddiasında, şeyhlik iddiasında da bulunmaz. Bu çünkü iddia edilecek bir mesele değildir. Mürşitlik iddia ile olacak bir şey de değildir. Yani bir kimsenin ben mürşidim demesi, ben şeyhim demesi, ben mürşid oldum, ben şeyh oldum, bana şöyle görev verildi, böyle görev verildi demesi dahi abesle iştigaldir.
O yüzden bunlar böyle ben mürşid oldum, ben şeyh oldum, ben veli oldum, ben işte şöyle bir manevi hale sahibim, ben şöyle bir şeye sahibim demesi ne yazık ki çok hoş karşılanmamış ilk sufilerce. O yüzden bizim dairemizde de çok hoş karşılanan bir şey değildir. Yine Hz. Pirden, ey ahmak eğer başında mürşidin gölgesi olmazsa, gül yabani sesleri seni şaşırtır, yolunu saptırır, gül yabani sesleri seni yoldan çıkarır ve tehlikeye düşürür.
Bu Ramazan'da böyle evlerde geçiyor, büyük bir çoğunluğunun. İnşâAllah anılarda da böyle bir Ramazan ayı kalmış olacak. Bu akşamki konumuz, Mürşid, Veli, Şeyh, Eren adı altında. Çünkü bu zaman zaman Anadolu'nun ve İslam dünyasının değişik yerlerinde, Mürşid, Veli, Şeyh, Eren, Abdal gibi isimler altında Allah'ın salih kulları isimlendirilmiş, anılmış.
Bununla alakalı sohbet etmeye gayret edeceğiz inşâAllah. Tabii hazırlıklara bakınca, kendi hazırlıklarıma herhalde biz bugün bunu sohbeti toparlayamayacağız. Belki de önümüzdeki Perşembe'ye ve Cumartesi'ye de inşâAllah bu sohbete devam edeceğiz. Şunu baştan söylemek istiyorum. Kimsenin mürşidiyle, şeyhiyle, velisiyle, Eren'iyle, babasıyla, dedesiyle, Abdalıyla işimiz yok.
Şahıslarla işimiz yok. Herhangi bir toplulukla işimiz yok. Biz bu meseleye, Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve aynı zamanda da o ilk velilerin, o ilk mürşidlerin bu meselede söylemiş olduğu sözleri ölçü alacağız kendimize. Bugün bu ne demektir, ne değildir? Bununla alakalı sohbet olacak. Eğer ki yetiştiremeyeceğiz, uzun sürecek belki de.
Önümüzdeki haftaya da bir mürşidin görevleri nelerdir? Bir mürşidin özellikleri nelerdir? Bunlarla alakalı sohbete devam edeceğiz inşâAllah. Tabii sizden gelen sorular, sizin soru yoğunluğunuz hangi konuda yoğunlaşırsa belki de önümüzdeki haftanın sohbetini o yoğunlaşmasına göre tanzim edeceğiz. Çünkü geçen haftaki sorular bu konuda yoğunlaşınca biz bu hafta, yani mürşid, veli, şeyh, eren, abdal, baba, dede, çünkü değişik yerlerde bu timiz isimler kullanılıyor.
Bu akşamki sohbetimiz, mürşidi kamillere, şeyhlere, işte üstadlara, erenlere, isim çok ya, o yüzden bunlara biat etmek ne, intisap etmek ne, bu akşam bunu konuşalım istedik. Çünkü, herkes biat etmek olarak nitelendiriyor ya, biat etmek neye, kime, nasıl, bir mürşidi kamille, bir üstada biat mı denilmeli, intisap mı denilmeli, veyahut da ne anlamalıyız, ne anlaşılmalı, bununla alakalı sohbet etmek istedik.
İntisap etmek olarak kullanırdı. O yüzden bizim de dilimizde daha fazla, hani intisap etmek, benim dilime daha fazla, alıştı, yerleşti, biz ikrar demeyiz, inabe demeyiz, biz ya ders aldı deriz, ya da işte intisap etti deriz. İntisap etmenin kelime manası da, özür dilerim, mensup olma, bağlanma, bir işe, bir mesleğe girme, sufilikte de bir mürşidi kamile bağlanma anlamına geliyor.
Siz o devlet başkanına, veyahut da siyasi bir lidere biat edersiniz. Bu biattır. Bu ayrışma benim daha çok hoşuma gidiyor. Meselenin anlaşılması açısından benim daha fazla hoşuma gidiyor. İntisap ise bir mürşidi kamile yapılır, bir şeyhe yapılır. Veyahut da bir dergahın, bir tarikatın, bir sufi topluluğunun başındaki yetkili, etkili, bu konuda bunun sorumlusu olan şeyhe, mürşidi kamile, veli kimseye intisap edilir.
Bu tehlikeli bir daire. Çünkü bir veliye, bir mürşidi kamile, devlet başkanı statüsü ile intisap edilmez, biat edilmez. Bir mürşidi kamile, bir veliye, tasavvuf, sufi ekolünün, üstündeki bir kimse olarak ona intisap edilir. O yüzden, biatla intisabın ayrılmasında fayda görüyorum. Bir şeyhe biat edilmez, intisap edilir.
O yüzden bir üstadın, bir mürşidi kamilin, bir şeyhin, kime ne makam verecekse, kime ne mevki verecekse, onu kendisi rüyasında görmesi gerekir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, böyle, tespitini doğru görüyorum, kendimce. Ve, bu, bu fakirin de yoludur. Ben rüyamda görürsem, bir kimseye çavuşluk veririm, rüyamda görürsem, ona, bir görev, tevdi ederim.
Rüyamda görmezsem, ben o kimseye, bir görev tevdi etmem. Oysa, bir şeyhin, bir üstadın, bunun adına ne derseniz, deyin, rüyasında görmese dahi, bir kimseye bir görev verebilir mi? Evet. Ama, o kimse, eğer, kendisi istiyorsa bunu, genelde, üstadların, mürşidi kamillerin, genel olarak tavrı odur. İsteyene vermezler.
Bize öğretilen buydu. Ama, bir üstad, bir mürşidi kamil, bir şeyh efendi, kurumuş ağaçtan meyve toplar mı? El cevap toplar. Kuru bir ağacı diker, kuru bir ağaçtan meyve yer mi? El cevap yer. Bu, üstadın meharetiyle alakalıdır. Üstadın, bu dairede, nazı, niyazı, duası, gayretiyle alakalıdır.
O yüzden, bir mürşidi kamil, bir şeyh efendi, bir veli zat, bir kimseye, böyle bir, manevi, bir, görev vermiş olsa, ona manen, bir vazife, vermiş olsa, o kimse, ona liyakatlı olmasa dahi, Cenab-ı Hak, biiznillah, onu liyakatlı hale getirir mi? El cevap getirir.
Bu Ramazan da böyle evlerde geçiyor, büyük bir çoğunluğunun. İnşâAllah anılarda da böyle bir Ramazan ayı kalmış olacak. Bu akşamki konumuz, Mürşid, Veli, Şeyh, Eren adı altında. Çünkü bu zaman zaman Anadolu'nun ve İslam dünyasının değişik yerlerinde Mürşid, Veli, Şeyh, Eren, Abdal gibi isimler altında Allah'ın salih kulları isimlendirilmiş, anılmış.
Bununla alakalı sohbet etmeye gayret edeceğiz inşâAllah. Tabi hazırlıklara bakınca, kendi hazırlıklarıma herhalde biz bugün bunu sohbete toparlayamayacağız. Belki de önümüzdeki Perşembe'ye ve Cumartesi'ye de inşâAllah bu sohbete devam edeceğiz. Şunu baştan söylemek istiyorum. Kimsenin mürşidiyle, şeyhiyle, velisiyle, Eren'iyle, babasıyla, dedesiyle, Abdalıyla işimiz yok.
Şahıslarla işimiz yok. Herhangi bir toplulukla işimiz yok. Biz bu meseleye, Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve aynı zamanda da o ilk velilerin, o ilk mürşidlerin bu meselede söylemiş olduğu sözleri ölçü alacağız kendimize. Bugün bu ne demektir, ne değildir? Bununla alakalı sohbet olacak. Eğer ki yetiştiremeyeceğiz, uzun sürecek belki de.
Önümüzdeki haftaya da bir mürşidin görevleri nelerdir? Bir mürşidin özellikleri nelerdir? Bunlarla alakalı sohbete devam edeceğiz inşâAllah. Tabii sizden gelen sorular, sizin soru yoğunluğunuz hangi konuda yoğunlaşırsa belki de önümüzdeki haftanın sohbetini o yoğunlaşmasına göre tanzim edeceğiz. Çünkü geçen haftaki sorular bu konuda yoğunlaşınca biz bu hafta, yani mürşid, veli, şeyh, eren, abdal, baba, dede, çünkü değişik yerlerde bu tip isimler kullanılıyor.
Ecmain. 1955. Beyt'ten devam ediyoruz inşallah. Geçen hafta başka bir koku daha erişti, uyanık ol. Ey arkadaş, uyanık ol ki bundan da mahrum kalmayasın. Burayı okumuştuk. Malum bunu zamanın mürşitleriyle alakalı tefsir ettirdik, öyle diyelim. Aynı konu üzerinde devam ediyor.
Ateş meşrepli olan can, ondan ateş söndürme kabiliyetini kazandı. Hoş olmayan can, onun lütfiyle hoş bir hale geldi. Yani o nefsi emmarede dolaşan, nefsiyle mücadele etmekte başarılı olamayan o kimse, gitti bir mürşidi kamile, zamanın mürşidine, zamanın mürşidi kamiline intisap etti. Ona intisap edince, o kötü huylarını, kötü alışkanlıklarını attı.
Ateş meşrepli oldu. Nerede bir haram var? Haramla iştigal ediyor. Helallardan uzaklaşmış. Ateş meşrepli olmuş. O zaman ne zaman ki zamanın mürşidine gitti. Bir mürşidi kamile teslim oldu. Ve hatta o mürşidi kamilin terbiyesini almış. O mürşidi kamilin eğitimini almış. Bir kimseyle tanıştı. Aslında illaki mürşidle de tanışmasına da gerek yok.
Zamanın hastalıklarının, manevi hastalıklarının ilacı ne? O ilacı bulman lazım. O ne zaman bulduğunu, bir üstada, bir mürşidi kamile gidince. Ama gerçek manada bir mürşidi kamile. Ortalıkta böyle şeyhim diye dolaşan, ne bileyim işte Kur'an ve sünnetten habersiz, maneviyattan habersiz, işin zahirinden bile habersiz olan kimseler değil benim kastım.
Kendisi gibi güzel ve mutlu bir hale getirsin. Hz. Pir'e göre her dönem İsa nefesi olan büyük mürşitler, veliler vardır. Aslında hani daha önceki derslerde işlediydik. Kırklar vardı.
Kırkların içerisinden bir kısmı peygamber kalbiyle, o hususiyetlerle hususilenmişti. Aslında ne kadar peygamber gelip geçtiyse, bu manada hepsinin peygamberlik makamı değil, hepsinin işini yapan veliler de vardır, evliyalar da vardır. Nasıl peygamberler kimisi kimisinden üstünse, mesela dört büyük peygamber var ya, bu da onun gibi dört büyük peygamber yerine dört büyük mürşidi kamil, veli.
Bunlar da böyle kendi kendine bir peygamberlik hiyerarşisi var. Velilerin, mürşidi kamillerin de, evliyaların da kendi içlerinde böyle bir peygamber, böyle bir hiyerarşi vardır. Yani zamanın kutbu ile işte sağındaki solundaki kutuplar, onların sağındakınlar, onların solundakınlar, beşli oldu, bir daha sağına soluna koy, yedi oldu, ondan sonra kırklar oldu.
Allah mübarek etsin cümleye. Gidecek olanlara da, gidenlere de inşallah. Hazreti Pir, hani böyle Mehdi arayanlara der ya, zamanın Mehdi'si senin git zamanın İsa'sı olan, zamanın Mehdi'sini bul der. Yani bu nedir? İşte İsa'nın, İsa Aleyhisselam gibi bir veli bul, bir mürşid bul. Çünkü bunda rumuz vardır.
Ve vazifelerini yaptılar. Şimdi vazife bugünün inananlarında, bugünün müminlerinde. Onlar da hakkı, hakikati, adaleti, Kur'an ve sünneti önde tutarak insanlara nasihat etmeye devam edecekler inşallah. Bugün konumuz yok. Aslında çok az bir şey. Hani bu konuyla alakalı küçük bir zirgah yapmak istedim. Bu mürşitle alakalı meselede.
Bu dini meselelerde de çok iddia sahibi değilim. Allah beni affetsin. İnşallah kardeşlerle, dostlarla, arkadaşlarla Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermeye gayret eden insanlarız. Allah bizi affetsin inşallah. Bu mürşide, mürşid, veli, aktap, abdal bunları konuşuyorduk. Kur'an noktasından baktık.
Tabii bu önümüzdeki perşembeye planladım bunu. Bu beyat meselesi, beyata tabi olma. Beyat nedir? Hangi mürşide nasıl beyat edilir? Beyatın türleri, vasıfları olması gerekir mi? Olmaması mı gerekir? Nasıl olması lazım? Beyat meselesinde, Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve ilk sufilerin penceresinden beyatı konuşacağız.
Bu tip mevzulara da inşallah cevap vermiş olacağız. Bu tasavvufta bu son haftanın sohbetinde müsaade ederseniz 5-10 dakika toparlayayım, ondan sonra sorularınıza geçeyim inşallah. Bu mürşidi tabi anlattık ya Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve ilk sufilerin sözleriyle ona bir böyle bir fevkalade bir rol yükledik mürşidlerin üzerine.
Diyor ki, Güneşin dahi aydınlatamadığı, Karanlık, Bizim nefsimizden kuşluk çağı gibi aydınlatır. Ey, Mümin kardeş, Bir çırağı bulup, Kendini aydınlatmazsan, Bir mürşidi kamil bul, O mürşidi kamilden aydınlan.
Ve aydınlanacaksan, O veliden, O mürşidi kamilden aydınlanacaksın. Yoksa, Sen karanlıkların içerisinde kalacaksın. Yoksa, Senin kalbin, Şekten ve şüpheden kurtulmayacak. Yoksa sen, Heva ve hevesten kurtulamayacaksın. Yoksa sen, Nefsinin senin önünde oyuncaklarından ve oyunlarından kurtulamayacaksın. Yoksa sen, Deccal ve Deccalistin oyunlarından kurtulamayacaksın.
Sen muhakkak bir mürşidi kamil bulup, Onun aydınlanmasıyla aydınlanacaksın. Ve sağ olan, Ehliyetli olan bir mürşidi kamil bulacaksın. Eğer sağ, Ehliyetli değil ise, Ne yazık ki, Sen bu yolda aydınlanamayacaksın. Birçok hadis buraya not aldım. Velilerle alakalı. Arzu edene gönderirim.
Okumak değil, Birçok hadisi bilmek değil, Okumak değil, Okumaya karşı olduğumdan değil, Birçok hadisi bilmek değil, Önemli olan, O mürşide intisap edip, Ona itaat etmektir. Önemli olan, O Muhammedi, Nuru, Onun üzerinde görüp, O yolda yürümektir.
Amin. Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Amin. Selamun Aleyküm. Amin. Bu iki, üçüncü haftadan itibaren, üçüncü hafta, inşallah beytleri şert etmeye devam ediyoruz. Beyt 123. Meşayih ekmelinden oldu hüccet. Meşayih demek, mürşidi kamil demek.
Mürşidi kamiller, meşayih ekmelinden oldu hüccet dediğinde meşayih, ekmel olgunlaşmış kemallermiş. Hüccet de delil demek. O zaman bir mürşidi kamil, olgunlaşmış bir mürşidi kamil delil oldu. Mürşidi kamillerin işi Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnetin yaşanması, yaşatılması, insanların nefislerinin tezkiyesi, terbiyesi ve aynı zamanda da kalbi meratiplerinin bitirilmesidir.
Şimdi, çünkü olgun mürşidi kamil dediğimizde, o olgun mürşidi kamilin en önemli özelliği kalbi meratibleri de tamamlatmasıdır. Nefis meratiplerini bir kimse tamamlayabilir, tamamlatabilir ama olgun mürşidi kamiller ancak kalbi meratibleri açtırabilirler, açabilirler, yürütebilirler. O yüzden, meşayih ekmelinden olduğu hüccet, yani olgunlaşmış bir mürşidi kamil delil oldu.
O yüzden bir olgunlaşmış bir mürşidi kamil, bu manada hem yola, seyri sülüka delildir, hem de dervişlere delildir, hem de dine delildir. Yani çünkü peygamberleri gönderdi Cenab-ı Hak, peygamberlerden sonra da peygamberlerin sonu geldi. Hz. Muhammed-i Mustafa ile başka bir peygamber nebi gelmeyecek. Hz. Abbas Efendimiz'in nakliyle diyor ki, nice olacak bu ümmetin hali?
Onun, bu noktada biz ona neden böyle bir hayat yaşıyorsun, neden böyle bu noktada duruyorsun diyemeyiz. Ama eğer bir kimse Allah'ı sevme yolunda gidecekse ve o yolu kendisine yol olarak kendince hedeflediyse, o yolda giderken muhakkak ki onun bir mürşide ihtiyacı var. Hiçbir din mürşidsiz olmamıştır. Bu noktada Muhammed'inlerin mürşidi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'dir.
Aslında gerçek mürşid Hz. Allah'tır. Allah dinini nasıl peygamberlerin üzerinden indirip yaşattıysa, peygamberlerden sonra da mürşidlerin, velilerin, âlimlerin üzerinden dinini korur ve yaşattırır. Ayet-i kerime mucivince onlar yeryüzünün direkleridir. O zaman o kimse gerçek mürşid olan Allah'ın sayesi ve bölgesi altında olan, o zatlardan birisine intisap etmek zorundadır eğer o yolda yürüyecekse.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri dahi, mektubatın 29. mektup, 9. kısım, 8. terliğinde, bir kimse muhakkik âlim zat da olsa, kalbi harekete geçmemiş ise, ve bir mürşidi, bir şeyhe intisap etmedi ise, bugünkü zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkünleşmiştir der. Ve devam eder. O kimseler, şeyhlerine duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümitlerini kesmezler.
Ümitlerini kesmezler ise, kebaila fasık olurlar, zındıkaya düşmezler der. Ama muhakkik âlim bir zat da olsa, kalbi harekete geçmemişse, ve bir üstadı da yoksa, o insanlar bugün zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkünleşmiştir der. Şimdi, bir kimsenin muhakkak bu manada, bugünkü zındıkanın karşısında, kendisini muhafaza etmek var ise hedefinde, hedefinde Allah'ını sevmek var ise, o kendince bir mürşide intisap etmek zorunda.
Metinler konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.