TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 9 MAYIS 2020
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 12 Mayıs 2020 · 4:36:37
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar hepinize de, Cenab-ı Hak Ramazan ayınızı, oruçlarınızı kabul ve makbul eylesin, dualarınızı, ibadetlerinizi, hayır ve hasenetlerinizi kabul eylesin, içinde Kadir gecesini barındıran bu mübarek ayı hakkıyla eda etmeyi nasip ve müesser eylesin inşâAllah. Ama kendimce öyle söyleyeyim, güzel bir Ramazan geçiriyoruz, böyle bu korona yasaklarından ve tedbirlerinden dolayı, kendi kendimize daha fazla zikretme, kendimizi daha fazla hesaba çekme, ne bileyim böyle harara-gürara'dan biraz daha uzak, muhakkak o hareketlilik, o böyle koşuşturmanın da bir tadı var ama böyle bir sanki inzivaya çekilmiş gibi bir hayat var şimdi.
Bunun da tadı güzel, hamdolsun. Sufi, her meselede, her hadisede, her perdede kendince kendisine kendisini derinleştirecek bir yol bulur, kendisini derinleştirecek bir perde bulur. İnşâAllah Cenab-ı Hak bizi de o ile kendisini derinleştiren kullarından eylesin inşâAllah. Korona esir aldı bizi ve bütün dünyayı. Ne yazık ki normalde insanlar bu tip meselelerde bu kadar çok esir olmaması gerekirken ama korona gerçekten dünya üzerinde bir hayli etkisi oldu ve bir hayli de insanlar esir aldı.
Bu kadar reklamı konuşulması bol bir hastalık olmadı. Oysa tarih boyunca hep bu tip salgınlar oldu. Veyahut günlük hayatta da bu tip ölenler oldu. Her sene gripten belki de hep bu adette bu insanlar ölüyordu normal şartlarda ama böyle bir tehlikeli salgın söz konusu olunca bu mesele daha da arttı. Ve belki de bugüne kadar düşünmediklerimizi, düşünmemize sebep oldu.
Aslında enteresan şeyler oluyor ülkede, bütün dünyada. Dünyada kıymetli dostlar, 20 milyon çocuk yıllık açlıktan ölüyor. Bu günlük böldüğümüzde 20 milyonu 12'ye bölmüş olsak yaklaşık ne yapıyor? 14 milyon insan, pardon, 1,5 milyon insan yapıyor aylık olarak ölen insan adedi.
Yani çocuk adedi, sadece çocuk, açlıktan ölen çocuk. Bunu bölsek, 30'a yaklaşık 50 bin çocuk ölüyor günlük. Günlük açlıktan ölen çocuk adedi 50 bin. Böyle baktığımızda bunları unutuyoruz, bunları görmüyoruz tabii. Korona, kasıp kavuruyor. İşte Afrika'da açlıktan ölen insanlar var. En fazla pırlanta oradan çıkıyor. Yani çıkan pırlantanın %10'unu harcasalar oraya, Afrika'da açlık diye bir şey kalmaz. Ne bileyim altın madeni bir hayli fazla Afrika'da ama en fazla açlıktan ölen insanlar Afrika'da. Korona'yı konuşuyoruz, her gün terörden koronanın öldürdüğü insan kadar insan ölüyor. Her gün mafya, her gün bakın mafya koronadan fazla insan öldürüyor.
Terör koronadan fazla insan öldürüyor. İşte fuhuş çetesi koronadan fazla insan öldürüyor her gün. Tabii dünya üzerinde bunlar fazla konuşulmuyor. Çünkü terör, uyuşturucu, mafya, bu dünyayı idare eden bu deccalist güçlerin en önemli kazanç yatakları. Bunlar konuşulmuyor. Bunlar konuşulmuyor ama yatıyoruz, kalkıyoruz, koronayla konuşuyoruz. Muhakkak ki koronada konuşulması lazım ama ve lakin açlığın da konuşulması lazım. Fuhuşun da konuşulması lazım. Uyuşturucun da konuşulması lazım. Siz hiç bugüne kadar uyuşturucudan bugün şu kadar insan öldü diye bir açıklamada bulunanı gördünüz mü hiç? Hayır. Dünya üzerinde terörden, çatışmalardan günlük şu kadar insan öldü diye bir açıklama gördünüz mü hiç?
Hayır. Zorla fuhuş yaptırmaktan, kadınlar şu kadar öldürüldü bugün diye bir açıklamada bulunuldu mu? Hayır. Bakın bunlar dünya üzerinde insanlığın kanayan yaraları. Terör, uyuşturucu, kumar, huş, bunlar dünyanın kanayan yaraları. Sadece Müslümanların derdi değil bu. Sadece Hristiyanların derdi değil. Dinli, dinsiz, bütün herkesi avucunun içine alan, bütün aileleri yakan, yıkan böyle bir hadiseyle karşı karşıyız. Yani bir kimyasal uyuşturucu belasıyla karşı karşıyız, terör belasıyla karşı karşıyız, bütün insanlık olarak. Huş belasıyla karşı karşıyız, bütün insanlık olarak. Kumar belasıyla karşı karşıyız, bütün insanlık olarak.
Faiz belasıyla karşı karşıyız, bütün insanlık olarak. eşcinsellik belasıyla karşı karşıyız. Bütün insanlık olarak, bütün insanlığı tehdit eden, bütün insanlığı sarsan, bütün insanlığın geleceğini karanlığa sokan müthiş meseleler bunlar. O zaman sıralayacak olsak koronadan önce terör gelir, koronadan önce fuhuş gelir, koronadan önce eşcinsellik gelir. Koronadan önce açlık gelir, koronadan önce faiz gelir, koronadan önce haksız kazanç olan kumar gelir, koronadan önce haksızlıklar, adaletsizlikler, ayırmalar, kayırmalar, gözetmeler, koronadan önce haram kazançlar gelir. Ama biz şu anda dünya olarak koronanın peşine takıldık, gidiyoruz. Cenab-ı Hak inşallah bizleri uyananlardan eylesin, bizleri hakikati, gerçeği görenlerden eylesin, bizleri hakikati gördüğü gibi konuşanlardan eylesin.
Hiç kimse örneğin dinsizlik terörünü konuşmuyor. Yani koronadan önce gençlerimiz, çocuklarımız, insanlarımız dinsiz ve dünya dinsizlik hastalığına duçar olmuş vaziyette. Aynı şekilde ülkemizde de aynı, yani kocaman bir diyanet işleri teşkilatımız var, onca imam hatipler var, ilahiyatlar var, onca dergahlar, tarikatlar, cemaatler, cemiyetler, dini kurum, kuruluşlar, televizyonlar var. Ama ve lakin insanlar, gençlerimiz bilhassa namazdan uzak, oruçtan uzak, abdestten uzak, gençlerimiz dini düşünceden, dini fikriyattan uzak, ailelerde din o kadar çok konuşulmuyor, o kadar çok yaşanmıyor. Konuşmaya kalksanız çocuklar anne babalarını dinlemiyor. Anne babaların dili de çocuklarının anlayacağı dilden değil.
Anne babalar eleştirmekle din anlattıklarını zannediyor. Anne babalar çocuklarına işte neden namaz kılmadın diye sorgularken din anlattıklarını zannediyor. Veyahut da işte sen işte şöyle yapıyorsun, böyle yapıyorsun, şunu yapıyorsun, bunu yapıyorsun diye çocukların eksik yönlerini söylerken din anlattıklarını zannediyor. Eşler birbirlerini eleştirirken acımasızca, diri diri birbirlerini toprağa gömerlerken, kendilerinin birbirlerini din anlattıklarını, din nasihat ettiklerini zannediyor. Ve dünya böyle bir kaosun içerisinde yaşarken inşallah ümit ediyoruz, umut ediyoruz. Bunların hepsi de geçer, bunların hepsi de bir şekilde insanlık bunların üstesinden gelir.
İnşallah cennet bahçesi gibi günler gelir. İnşallah yeryüzüne adalet, yeryüzüne sevgi, mutluluk, yeryüzüne tatlılık hakim olur. Dileğimiz bu, düşüncemiz bu. Bütün peygamberler bunun için peygamberlik vazifesiyle gönderildiler. Onlar hakkı, hakikati, adaleti, barışı, sevgi, mutluluğu, onlar Allah'a kul olmayı, Allah'a yaklaşmayı insanlara öğütlemek için gönderildiler. Ve vazifelerini yaptılar. Şimdi vazife bugünün inananlarında, bugünün müminlerinde. Onlar da hakkı, hakikati, adaleti, Kur'an ve sünneti önde tutarak insanlara nasihat etmeye devam edecekler inşallah. Bugün konumuz yok. Aslında çok az bir şey. Hani bu konuyla alakalı küçük bir zirgah yapmak istedim. Bu mürşitle alakalı meselede.
Ve bu akşamı biraz daha gündemi serbest tutup. Cumartesi ya, nasıl olsa korona günleri var. Herkes de evinde oturuyor. O yüzden gündemi serbest edelim. Herkes ne soracaksa sorsun. Bilebildiğimizin şeyhimin tabiriyle, bildiğimizin alim ilk, bilmediğimizin talibi ilk deriz. Bilmediğimizi öğreniriz. Bilebildiğimiz bir şey varsa dilimizin döndüğünce Allah müsaade ettiği noktada cevaplandırmaya çalışırız. Bir iddiamız yok. Bütün sorulara cevap verebileceğiz diye veya bütün sorulara cevaplandıracağız diye. O yüzden bir iddia sahibi değiliz bu meselede. Aslında hayatımız boyunca bir iddiamız da olmadı. Ben Kur'an ve sünneti yaşamaya gayret eden bir kimseyim herkes gibi. O yüzden bir şeyhlik iddiamız yok. Bir makam, mevki iddiamız yok.
Bir tek iddia edilecekse iddiamız var. Allah'a iman ettim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin peygamberliğine iman ettim. Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelem var kendimce. İddiam bu, başka hiçbir iddiamız yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun. Bu Ramazan mübarek günlerde affettiği kullarından eylesin. Bu dini meselelerde de çok iddia sahibi değilim. Allah beni affetsin. İnşallah kardeşlerle, dostlarla, arkadaşlarla Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermeye gayret eden insanlarız. Allah bizi affetsin inşallah. Bu mürşide, mürşid, veli, aktap, abdal bunları konuşuyorduk. Kur'an noktasından baktık.
Hadis-i şeriflerin penceresinden baktık. Büyük veli pirlerin sözlerinden biraz bahsettik. Onlar ne demişler? İmamların bu meseledeki, bu meseleye hani sıcak bakan, olumlu bakan imamları isimlerini sıraladık. Onların da sözleri var da onları sıraladık. Bu meseleyi böyle derleyip toparlamaya çalıştık. Tabii bu önümüzdeki perşembeye planladım bunu. Bu beyat meselesi, beyata tabi olma. Beyat nedir? Hangi mürşide nasıl beyat edilir? Beyatın türleri, vasıfları olması gerekir mi? Olmaması mı gerekir? Nasıl olması lazım? Beyat meselesinde, Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve ilk sufilerin penceresinden beyatı konuşacağız.
Önümüzdeki perşembeye. Öyle insanlar gidip bir üstada beyat ettiklerini söylüyorlar. Beyat ettiklerini söylüyorlar. Ben gittim ona bağlandım, ona intisap ettim. Bunun Kur'an'da karşılığı var mı? Bunun sünnet-i senede karşılığı var mı? Bunun imamlarda karşılığı var mı? Bunları konuşmaya gayret edeceğiz. Çünkü birileri çıkıyor bunlarla alakalı. Bu bin dört yüz yıllık bir yol. Bu sufilik yolu. Tarikat dediğimizde evet işte üç yüzlere hicri, dört yüzlere dayandırabilirsiniz. Ama sufilik dediğimizde yani tasavvuf veya metafizik bir yol olarak bunu konuştuğumuzda bu Hz. Muhammed Mustafa'ya kadar gider sallallahu aleyhi ve selleme Muhammedilik olarak. Ve ondan öncesi de Adem aleyhisselama kadar gider.
Çünkü Adem aleyhisselamdan itibaren yeryüzünde veliler hep var. Adem aleyhisselamdan itibaren dini biraz daha deruni anlayan, deruni yaşayan, biraz daha Allah'a yaklaşma, Allah'ı sevme dairesinde duran hep Allah'ın kulları olmuş. O yüzden tarih boyunca sufi bir anlayış, yaşayış, tarz, tavır hep var olmuş. Bu sadece Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmetine ait bir anlayış, tavır, tarz değil. Bu belki de hani İslam dışı yazılı kaynaklara baktığımızda taoculukta dahi sufi anlayışa uygun kelimeler, cümleler, anlayış bulmak mümkün. O yüzden sufiliği sadece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonrasına bağlamak da çok doğru değil.
Öyle olunca sufilik Muhammedi olarak 1400 yıllık ama genel hatlarıyla baktığımızda Adem'den itibaren zahir olarak var olan, Adem'den öncesi de ruhlar aleminde, ayağını sabit ede var olan bir tarz, tavır, perdeden bahsediyoruz. O yüzden bunun tabi bu beyatının da bakılırken, Hz. beyata da bakılırken, Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve ilk sufilerin bu meseleye bakış açısını da inşallah ortaya koyaraktan yol gideceğiz.
Çünkü insanlar bunu kendilerince ya bilmediklerinden inkar ediyorlar ya da bile bile inkar ediyorlar ya da ne bileyim işte ben neden değilim diye öyle bir inkar ediyorlar. Yani sufi ben olmalıydım, o olmamalıydı veya o nasıl veli olur, o olmamalıydı, ben olmalıydım diye böyle inkar edenler oluyor. Veyahut da işte sufi hayatımızca bunları gördük, işte biraz dini ilimleri tedrizat eden bir kimse nasıl işte bu kimselerin peşinden binlerce insan gider, bizim peşimizden kimse gitmez diye kendince hasislenip ondan sonra böyle bir şey yok deyip orta yere çıkıyor, ortadan, orta yere çıkıyor ve bunun peşine düşüyor gibi.
Bu tip mevzulara da inşallah cevap vermiş olacağız. Bu tasavvufta bu son haftanın sohbetinde müsaade ederseniz 5-10 dakika toparlayayım, ondan sonra sorularınıza geçeyim inşallah. Bu mürşidi tabi anlattık ya Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve ilk sufilerin sözleriyle ona bir böyle bir fevkalade bir rol yükledik mürşidlerin üzerine. Çünkü ben yüklemedim daha doğrusu, bunu Allah yüklemiş, Resulullah yüklemiş, bunu ilk önde giden sahabeler tabi'in, teba'in yüklemiş, bunu pir efendiler yüklemişler ve gerçekten de mürşidlerin üzerine önemli bir rol yüklemişler. Ama bu kemal, kemalata doğru giden bu yolculuğun üzerine aslında büyük bir rol yüklemişler.
Yani sadece bu mürşidin meselesi değil çünkü. Bu kemale erecekse bir kimse, yani kendini arayacaksa, kendini bulacaksa, nefsini tanıyacaksa, yaratıcısını tanımak istiyorsa ve yaratıcısının ne olduğunu ile alakalı bilmek istiyorsa, o zaman bu sufi yolda gidecek, işte asıl bence anlaşılması gereken yol oluyor. Çünkü zaman zaman bu yolun içerisinde farklı davranış içerisine giren topluluklar oluyor.
Sanki burada esas olan mürşidi kamilmiş gibi yani algılanıyor. Yani değil, burada önemli olan o insanın mürşidi kamilin gölgesinde yolda yürümesidir. Yolda yürümektir ama yolda yürürken yolda bir hasara uğramasın, bir ziyana uğramasın, yolda bir sıkıntıya uğramasın diye, mürşidi kamil gözetiminde, mürşidi kamilin terbiyesinde, eğitiminde o yolu yürümesi lazımdır.
O zaman mürşid burada bir amaç değildir. Mürşid burada sadece bir araçtır. Mürşid burada bir hedef değildir. Hedef tabiri caizse Allah'tır. Yani o kimse Allah'a yaklaşacaktır. Ama Allah'a yaklaşırken, Allah'a koşarken mürşid böyle çok tuhaf karşılanabilir. Bir antrenör gibidir. Burada şöyle koş, burada böyle koş diyecek olan kimsedir. O yüzden burada amaç mürşide koşmak değildir. Amaç Allah'a koşmaktır. Burada bazı topluluklarda, burasının sıkıntılı olduğunu tespit ediyorum ben. Yani o kimse yolda yürümeyi, Allah'a yaklaşmayı kendisine hedef seçmemiş. Mürşide, mürşidi kendisine hedef seçmiş.
Bu sıkıntılı bir hal. O yüzden bu benim kendimce tespitlerim. İnsanlar Allah'a koşmalılar, Allah'a yakınlaşmalılar. İyyâ kenâbedü ve iyâ kenestâin sırrını hiç unutmamalılar. Yani ancak Allah'a ibadet eder, ancak Allah'tan yardım dileriz. Bu kaide hiç unutmamalı. Bu kaide dairesinde tasavvufa, sufiliye, yola öyle bakmalı. Tabi o, yani mürşidi bu yolculuk esnasında kendisine rehberlik edecek bir kimse olarak görürse, bu sıkıntı ortadan kalkacak. Ama bir mürşidi kamili, işte dua ettiğinde benim hayatımı bir çırpıda değiştirecek. İşte ben hastayım, benim hastalığımı bir üfleyecek, şifa bulacağım. İşte benim işlerim bozuk, bana bir üfleyecek veya bir dua edecek, benim işlerim düzelcek.
Veyahut da benim çocuğum olmuyor, o dua edecek. İşte bir nazar edecek, benim çocuğum olacak. Bir nazar edecek, şu olacak. Bir nazar edecek, bu olacak. O zaman bu yolun kendi ölçüsünden, kaidesinden dışarı çıkıyor. Bu asıl meselenin Allah'a yaklaşmak olduğu unutulmuş oluyor. Veyahut da bir kimse geliyor, bir dergaha, bir tarikata intisap ediyor. Bir şeyhe, bir mürşide intisap ediyor. O şöyle düşünüyor, yani o bizi alacak götürecek nasıl olsa. O zaman hiçbir şey yapmayalım. Bu meselelerde sıkıntı oluşuyor. Yani o zaman mürşid farklı bir noktaya konuluyor. Allah muhafaza eylesin. Bize rehberdir mürşidler, yol göstericilerdir mürşidler. Bizim nasıl, nerede, nasıl davranacağımızı söyleyen, Allah'ın yeryüzünde yaşayan velileridir.
Öyle görürsek, o zaman biz bu meseleyi yerli yerine oturtturacağımıza inanıyorum. Ve insan kendisini çevreleyen eşyayı mürşid gözüyle bakarsa, bu meselenin daha da tatlı olacağına inanıyorum. Yani evet bir mürşide bağlandık ama bizim etrafımızdaki her şey bir mürşidin yansıması olarak görsek, etrafımızdaki bütün her şeyi bir öğretici yansıması olarak görsek, o zaman bizim etrafımızdaki bütün eşya, bütün insanlar, bütün varlık, biz onları öğretici olarak gördüğümüzde bizim birer bir yol göstericimiz olacak.
Hani ilk sufiler öyle söylemişler ya, bize hakkı ve hakikati anlatan her ne olursa olsun biz onu dinleriz, hakikat çok özür dilerim, affınıza sığınırım. Bir itten de çıksa, bir sarhoştan da çıksa biz ona boyun bükeriz demişler. Yani burada hakikat çünkü müminin kaybolmuş, yitik malı, eğer o hakikati nerede dinlersen dinle, o dinlediğin yere ait değildir.
Ya bütün güzel sözler, bütün güzel davranışlar, bütün iyilikler Rabbimize aittir. O zaman Rabbimiz bize her cenahtan, her eşyadan, her perdeden hakikati bize seslenir mi? El cevap seslenir. O zaman hakikatin kimden çıktığı önemli değildir. Hakikatin kopup geldiği yer ötelerdendir, Rabbimizdendir. O zaman bizim kardeşimizden, bir arkadaşımızdan da hakikat gelse dinlenilir. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hakikat Hz. Zeynep annemizden geldi. Sen kalk, kurbanını kes, tıraşını ol, ihramdan çık dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hz. Zeynep annemizin bu sözünü itiraz etmedi. Kalktı, kurbanını kesti, ihramdan çıktı, tıraşını oldu. Yani bu hakikati o esnada Hz. Peygamber'e Zeynep annemizden geldi.
Veyahut da ezan-ı şerif şimdi dinledik. Cenab-ı Hak bütün dünya üzerinde ezanları dindirmesin, susturmasın inşallah. Bütün ezanlarımız, bütün dünya üzerinde, bütün insanlığa seslensin. Bir sahabenin rüyasının üzerine geldi. Demek ki hakikat bir rüyada, bir kimsenin rüyasından gelebilir. Hakikat bir kadının üzerinden, bir çocuğun üzerinden tecelli edebilir. Hakikat bir arkadaşımızın üzerinden tecelli edebilir. Hakikat bir otun, bir çalının, bir gülün, bir çiçeğin, bir saksının üzerinden tecelli edebilir, gelebilir. Hakikat bir taşın üzerinden, bir dağın üzerinden, bir bulutun üzerinden, bir ateşin üzerinden bize gelebilir. Tecelli edebilir. O yüzden önemli olan gönüllerimizi, hakikati kabul etmeye hazır tutmak.
O yüzden zikrullah, bu hakikati kabullenmede en önemli unsurlardan birisidir. İbadetlerden birisidir. O gönüle zikrullah yerleştiyse, oturduysa, o gönül hakikati daha iyi kavral, daha iyi anlar. Bu meselede, mürid etrafına baktığında, bir sufi etrafına baktığında, onun Allah'a yaklaşma, Allah'a yakin olma, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin derecelerine gelmek için, bütün eşyanın, bütün varlığın seferber olduğunu görür aslında.
Ve mürid etrafını analiz ettiğinde, her şey Allah'a hakkel yakin olma noktasında, onun için dizayn edilmiştir. O kargaşanın içerisi, o karmaşık gibi görünen, o girift gibi görünen ilişkiler, Allah'a yaklaştırıcı birer ayet gibidir. Eğer o zaman, o kimse meseleye böyle bakarsa, bütün eşyanın, mürşidinin gölgesinde farklı mürşitler olduğunu görür. Ve mürşidinin gölgesinde, o farklı mürşid gölgelerinde, tecelliyatlarında yoluna devam eder. Eğer o mürid Fizan'da da olsa, mürşidin gölgesinde yine aynı şekilde, sanki dizinin dibindeymiş gibi yoluna devam eder. Yeter ki, oradaki mürid, kendince etrafını çevreleyen bütün her şeyi, mürşidin birer numunesi, birer böyle gölgesi, birer böyle küçücük parçacıkları gibi görsün.
Öyle olunca, o zaman bütün etrafındaki her şey, mürşid elbisesi giymiş, mürşid hüviyetine bürünmüş hal alır. Önemli olan, o kimsenin zaten, asıl ana merkezde bir mürşide intisap etmesidir. Böyle olunca, mürşid, müridin tam anlamıyla, mürid, mürşidinin tam anlamıyla rehberliğine kavuşmuş, rehberliğine oturmuş olur. Ve o kimsenin gönül gözü eğer açılırsa, hani kalp gözü dediğimiz, yakin gözü dediğimiz, gönül gözü dediğimiz şey açılırsa, her yönde, her yerde bir mürşid görmesi, mürşidinin gölgesini görmesi, mürşidinin bir tecelliyatını görmesi mümkün olur.
Zaten, sufiliğin ana gayelerinden birisi de, dervişi, sufiyi o hale getirmektir. Öyle olunca, artık o kimsenin etrafındaki bütün her şey, hak ve hakikati öğrenmen dairesinde ona aynı olur. O zaman o ne tarafa bakarsa baksın, ne tarafa dönerse dönsün, kendi nefsini ve Rabbisini tanıyacak aynaya dönmüştür. Ve belki de çok zirve bir nokta olan, ne tarafa yönelirseniz yönelin, Rabbin o taraftadır, cemali o taraftadır.
Veyahut da ne tarafa yönelirseniz yönelin, Rabbinize yönelmişsinizdir anlayışı, o kimsenin üzerine oturmuş olur ki, aslında amaç da bu olur. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden, müritler de kendilerini Allah'a çevirmeleri, Allah'a dayanmalılar, ona güvenmeliler ve sebepler dairesinde bütün her şeyin, gerçek failin Allah olduğunu bilmeliler. Allah bizi öyle olanlardan eylesin inşallah. İnşallah yine önümüzdeki perşembe, Allah izin verirse, tarikatta beyat, mürşide beyat, beyat nedir, bu konuyla alakalı sohbetimize devam edeceğiz. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Böyle kısa bir giriş yapalım istedik. Şimdi de Allah izin verirse inşallah sorularınıza başlayacağız.
Bir kardeş mi, konuyla alakalı, bir kitaptan, bir sayfadan belli bir bölüm atmış, meseleye açıklık getir diye. Abdülhamid ikinci halife olmasına, yani kendini bütün İslamların imamı kabul etmesine rağmen yine de bir tarikata intisap etmiş. Müridi bulunduğu tarikat, Hazreti Ahmet Al-Kaderi'nin kurmuş olduğu Kadiri tarikatıdır. Bu tarikat üzerine de düşüncesi şöyledir. Hazreti Pir'in tarikatına girenler her şeyi hoş görürler. Hatta bazı mahrumiyetlere katlanmanın sevabı bile olduğunu inanırlar. Halimize hamd eder, dua ederiz. Ben derviş olduğum için Kadiri tarikatına mensubum demiştir.
Evet. Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz. Selamun Aleyküm. Son zamanlarda en son takıldığım konuyu sormak istiyorum. Bir kimse sevgisini hem içsel saldırılara hem dışsal etkilere karşı nasıl koruyabilir? Sevgisini nasıl hiçbir şarttan etkilenmeyecek ve azalmayacak? Aksine daha da arttıracak hale gelebilir. Bu konuda çok sıkıntı çekiyorum ve bir şey yapamadığım için üzülüyorum. İkinci sorum, kişi herkesleşmemeyi insanlarla iç içeyken nasıl başarabilir? Yani toplumdan etkilenmeden iş dünyasında kendine ait bir düzen nasıl kurabilir? Ve en önemlisi onu kesintiye uğratmadan nasıl geliştirerek devam ettirebilir?
Genelde bir kimse bir şeyi severse iç ve dış saldırılar çok olur. Sevmek kıymetli bir şeydir. Öyle olunca o kıymetliliği kıymetsizleştirmek isteyen nefis ve şeytandır. Bir kimse örneğin bir anneyi sevse, babayı sevse anne ve babaya karşı şeytan o kimseyi etkilemeye başlar. Hem anne ve babasından etkiler hem seven kimseden etkiler.
Bu tuhaf gelebilir size şimdi. Nasıl anne babasından etkiler? Mesela bir evlat anne babayı sevdikçe anne baba onun sevgisini bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde istismar etmeye kalkar. Mesela genelde evlerde böyledir. Bir işte iki tane erkek olsun veya iki tane kız çocuğu olsun. İşte erkek çocuklarını işte birisi mesela işte her ikisi de aynı şekilde davranıyor olsun. Baba nefsine uyarsa çocuklarını kayırmaya kalkar. Veyahut da işte aynı şey kız çocukları için geçerli. Onlar böyle aynı ölçüde sevmeye çalışsın. Baba birbirisini kayırmaya çalışır. Veya anne kayırmaya çalışır. Bu şeytanın vesvesesidir. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çocukların arasında ayrım yapılmamasını ister.
Hem maddi olarak hem manevi olarak onların arasında ayrım yapılmaması ister. O yüzden çocuk şimdi herhangi bir çocuk anne babayı sevdi ya bu sefer anne baba da şeytanın vesvesesiyle nefsine uyup çocuğa karşı farklı davranışlar içerisine girer. O yüzden bir kimsenin sevgisini koruması yani sevgisini arttırması gerçekten zor bir şeydir. Bu kolay bir şey değildir. Mesela sufilik bazında biz bu meseleyi alacak olsak üstadı diyelim ki bir mürid üstadı sevdi. Şimdi üstad şeytanın üstadın üzerinden o kimseye çok fazla gidemez. Sebep çünkü mürşidin vazifesi insanları yetiştirmek onun için canhıraş yola düşmüş. Canhıraş onun başka gördüğü bir şey yok.
Öyle olunca şeytan ona oradan girmez. Oradan girmez ama o müridin üzerinden şeytan üstada bulaşmaya çalışır veyahut da o müride bulaşır. Şimdi böyle olunca içsel olarak işte örnekliyorum bunu. O mürşidin eksikliklerini onun gözünün önüne getirmeye çalışır. Onu önce şeytan ilahlaştırır ona. Bunun hiç eksiği yok, bunun hiç kusuru yok, onun hiç hatası yok dedirtirir. Zirveye çıkartır, çıkartır. O esnada mürid kendinden geçer. İşte hiç eksiksiz, kusursuz, hatasız bir mürşide bağlanmıştır. O zamanın kutbudur. O zamanın en büyük evliyasıdır, en büyük velisidir. Yukarı çıkarır, çıkarır, çıkarır şeytan orada bırakıverir. Orada bırakır, güvmedek o kimse düşer. Ve başlar ya burada öksürdü de, burada tinsirdi de, burada horladı da.
Bunları tekrar bunu söylüyorum. Bunları şeyhimin yanındaki tecrübelerimden aktarıyorum. Adam şeyh efendiye rabıt etmiş, onu uyurken görmüş. Ben rabıt ettim de uyuyan şeyh istemem deyip dersi bıraktıydı. Veyahut da işte şeyh efendi hazretleri çok horluyormuş, arabada giderken onun horlamasını duymuş. Bu kadar derin uyuyan bir kimseden şeyh mi olurmuş? Çok fazla horluyormuş. Adam dergahı bıraktı gitti. Şimdi bunlar şeytanın vesvesesidir. O kimsenin hem içeriden hem dışarıdan etraftan vurmaya başlar. Bir kimse yeter ki sevmeye görsün. Yani çiçeği sevsek bir kurt gelir çiçeğin ucundan yemeye kemirmeye başlar. Bu sevmek çünkü kolay bir şey değildir. O yüzden kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, eğer bir şeyi sevmeye başladıysanız onunla imtihanı olacağınızı bilin.
Ya sevmekten korkun demiyorum size. Ve buna rağmen bile bile sevme yolunda olun. Ve bilin ki sevdikçe problemleriniz artacaktır, sıkıntılarınız artacaktır. Çünkü o dünya üzerinde herkesin terk ettiği çok muhteşem bir iş yapıyordur. Hatta Allah'ın sıfatıyla sıfatlanıyor. O yüzden o kolay sevemez insan. Hem dışsal etkiler hem içsel etkiler o kimseyi ne yazık ki yolundan geri döndürmek için uğraşır. Bunun tedavisi ne? İçsel dengeyi kuran Allah'ı zikirdir. Yani ben bunu hani sevgi bir Allah'a, Resulüne, Üstadına veya insanlara karşı da olsa ben çok ayırt etmek istemem. Öyle olunca bir kimse bir kimse seviyorsa bu kolay bir şey değildir.
Bu sevgisini arttırabilmesi için, sevgisini derinleştirebilmesi için Allah'ı çok zikretmesi lazım. Ayrıca diyelim ki bu genelde toplumda çünkü bir üstada bağlanmak, bir yola gitmek çok eleştirel bakılır. Bütün insanlar oturur, o bir tarikatı, bir tarikatın üstadını, bir yolu taşlarlar insanlar, münafıklar, taşlar. Yani Hz. Peygamber'i taşlamışlar Taif'te, veliler taşlanmaz mı? Hz. Peygamber'in yanağını kanatmışlar, mürşitleri kanatmazlar mı? Yusuf'u kuyuya atmışlar, mürşitleri Yusuf'un kuyuya atmazlar mı? Veya sufileri kuyuya atmazlar mı? Atarlar. Ya öyle olunca bunlarla mücadele etmek gerekir. Ve bir kimse bir üstadı sevdiyse bunu beyan etmesi, açık etmesi, orta yere koyması hem bir taraftan kar, bir taraftan da zarardır.
Nasıl zarardır? Artık kendisini dizayn etmesi lazım. Nefsini rahat edeceği şeyleri yapmaz, buradan zarar eder. Aslında o da kardır. Bir taraftan da nasıl şeydir, beyan etti, söyledi ya, söyleyince herkes ona taş atacaktır. Bu daha büyük bir kardır. Neden? Onlar taş atılacakça o kimsenin sevabı artacaktır. Eleştirildikçe sevabı artacaktır. Arkasından iftira atıldıkça sevabı artacaktır. Böylece o kimse olgunlaşacaktır, pişecektir. Onlarla mücadele ederken de olgunlaşıp pişecektir. Öyle olunca burada sıkıntılara göğüs germek, sevdiğinin yolunda fedakar olmak, sevdiğinin yolunda olmak, her pahasına ne pahasına olursa olsun sevgisine sahip çıkmak o insanı kemale erdirecektir.
İnşallah. İkinci soru, kişi herkesleşmemeyi insanlarla iç içeyken nasıl başarabilir? Yani toplumdan etkilenmeden iş dünyasında kendine ait bir düzen nasıl kurabilir? Bunun oluşması için ben hep kardeşlere derim ki çok hadis okuyun. Hadis-i şerifler bizim karakterimizi oturtmakta, yerleştirmekte, dünya bakışımızı oturtturmakta, yerleştirmekte çok önemli bir bilgi kaynağı. Ve okuduğumuz hadisleri hayatımıza biz koymaya başladığımızda, hayatımızı ona göre yönlendirmeye başladığımızda bu bizde daha fazla değişiklik olacaktır. Kıymetli dostlar, ben Kur'an kitabımız, kutsalımız, bu konuda bir sıkıntımız yok ama hayatı yaşamada hadis-i şerifler Kur'an'ın yaşanmış hali. Öyle olunca biz hadis-i şerifleri okuyup yaşadıkça bizim kimliğimiz, kişiliğimiz, karakterimiz oturmaya başlayacak.
Bu sefer biz topluma göre davranmamaya başlayacağız. Çünkü bir yerde hadis-i şerif var ise biz o hadise göre davranacağız. Örnek diyorum, bir toplumda insanlar bir bardak suyu bir seferde içiyordur. Ama biz duyduk ya, öğrendik ya, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri üç yudumda içiyormuş. O zaman biz nerede olursak olalım, sünnet-i seneyi işleyeceksek topluma uymuyoruz. Hz. Muhammed-i Mustafa'ya uyuyoruz, biz üç yudumda su içmeye başlıyoruz örneğin. Bu küçük bir örnekmiş gibi gelebilir, çok büyük bir örnek. Örneğin bir davete gittiniz, örneğin bir işte her türlü yaşam standardı var. Bir resim sergisi açılışına gittiniz, herkes orada içiyor. Hani işte bir seferde içiyor, siz orada üç yudumda içiyorsunuz.
Bunun gibi, veyahut da işte sünnet-i seneyi hayatımıza rahmet ettiğimizde artık biz gösterişten uzak kalıyoruz. E toplum, toplum moda manyağı olmuş. Kapitalist sistem onu modayı önüne koymuş. O bu sene şuran açılacak denilince orasını açıyor. Bir bakıyorsun ki bütün kadınlar aynı yerlerini açmışlar. Bu sene moda renk ne? Siyah diyorlar. Bütün kadınlar, erkekler hepsi de siyah giyiniyorlar. Yani o moda manyağı olunca toplum nasıl davranıyorsa, aslında toplumun kendi davranış biçimi de değil o. Toplumu birisi yönlendiriyor. Bu sene diyor on tane mankeni koyuyor, mankenlerin her taraflarını da açıyorlar. Bu sene moda böyle diyorlar. Haydi herkes o sene siyah moda oluyor.
O sene ne bileyim beyaz moda oluyor. O sene kırmızı moda oluyor. Moda manyağı olunca aslında o belli bir odaktan etkilenip belli bir odağın emrinde olmuş oluyor. Kıymetli kardeşler, aslında bugün dünya toplumu dediğimiz toplumun eğitimeye muktedir değil. Sebep, dünya toplumu belli merkezlerden idare ediliyor çünkü. Siz dünya toplumlarına bakaraktan kendinize yön çizmeye kalkarsanız, çok özür dilerim ama orta yerde şaklaman olursunuz.
Yanar döner, vasıfsız, kimliksiz, kişiliksiz bir şahıs olursunuz. Sebep, çünkü toplumlar belli merkezlerden yönetiliyor. Türkiye'de dahil buna. Müslüman dünyada dahil buna. Televizyondaki diziler, gazeteler, medyalar, işte Twitter'lar, Facebook'lar, gündemde olanlar, olmayanlar insanları yönlendiriyor. Veyahut da işte şimdi hit olan bu deniliyor, yönlendiriliyor. Veyahut da bir şarkı dinliyor, işte yabancı dil bir şarkı dinliyor. Bakıyorsun kendinden geçiyor. Soruyorsun, bu İngilizce biliyor musun? Hayır diyor. Neden dinliyorsun? İşte örneğin müziği hoşuma gitti diyor. Aslında yalan söylüyor. Birileri onu dinlediği için dinliyor. Halk türküsünü bırakmış, gitmiş, başka bir sürü gaydırı kuppak şeyler dinliyor.
Sanat musikisini bırakmış, gitmiş, gaydırı kuppak bir şeyler dinliyor. Hatta ben zaman zaman diyorum ya, ya git arabesk dinle bunları dinleyeceğine. Daha iyi, hiç olmazsa hüzünlenirsin. Hüzün seni sevdiğine yaklaştırır diye bu manada söylüyorum. Yani aslında toplumun onu yönettiğini zannediyor. Biz öyle zannediyoruz. Aslında toplumlar yönetmiyor insanları. Belli odağa oturmuş deccalist sistemler yönetiyor. O yüzden toplumdan etkilenmemek için Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, sünnet-i seneyi yaşarsak, o zaman toplumdan negatif olarak etkilenmeyiz diye düşünüyorum. Artı 237 neresi?
Kamırın. Kamırına selamlar ve aleyküm selam. Amina aleyküm selam. Maşallah. Kamırından dahi dinleyicimiz var. Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Kamırından aramış kardeşimiz. Buradan selam vermiş. Ve aleyküm selam diyoruz. Orada Kamırında birkaç arkadaşla görüşmüştük. Arjantin'den görüştük. Brezilya'dan görüştük. Kanada'dan görüştük. Kendimi met etmek için söylemiyorum. Onlardan da böyle işte bu dinliyorlar, seyrediyorlarmış. Birkaç böyle mesajlaştık.
Dedim dilim yok. Ne İngilizcem var, ne Arapçam var. O yüzden selamlaşıyorlar. Ve aleyküm selam cümleye. Selamun aleyküm hocamızı uzun süredir internet üzerinden takip ediyorum ve dinliyorum. En son şeyh, derviş, mürşid ile ilgili konuşmasını dinliyorum.
Benim şeyhim de 15 yıl oldu. Ahirete göçtü. Rabbim muğfiret etsin. Kendisinden ders alalı 30 yıldan fazla oldu. Ben de dersime aynen devam ediyorum. Kendisi İzmir Karşıyaka Şemikler'deydi. Ve uzun süre yalnız yaşadı. Şimdi Mustafa hocamızla tanışmak istiyorum. Şemikler'de bir melami şeyhi vardı. Orada Şemikler'de. Şemikler'den onu tanıyorum. Başka kimseyi tanımıyorum. O da vefat etti zaten. İnşallah tanışalım, görüşelim. Kıymetli kardeşim. Daha önceleri bu koronadan önce, daha doğrusu yılbaşından önce, 11. aydan önce, 10. ayda herhalde en son İzmir'e gittim. 10. aydan beri İzmir'e gidemiyorum. Ardından bizim Şeba Rus programları oldu.
Ardından korona başladı derken, biz böyle 6 aydan beri İzmir'e gidemedik. İnşallah en kısa zamanda İzmir'e gelmeyi düşünüyoruz. Geleceğiz inşallah. Tanışalım, görüşelim inşallah. Cenab-ı Hak muhineniz olsun. Rabbim yolunuzu hayır etsin inşallah. Selamun Aleyküm. İlahiyat fakültelerinde ehli sünnete aykırı bir takım görüşlere sahip, hadisi, sünneti inkar eden hocalardan ders alıyoruz. Çalışmalarım, öğrenim, hayatım yine de İslam'ın tavsiye ettiği ilim çerçevesinde değerlendirilebilir mi? Allah razı olsun.
Şimdi en büyük sıkıntılarımızdan, dertlerimizden birisi bu. İlahiyat fakültelerinde ne yazık ki hadisi şerifleri inkar eden öğretim görevlileri var. Komple hadisleri inkar eden öğretim görevlileri var. Ve sünnet-i seneyi inkar eden öğretim görevlileri var. En büyük handikap bu. Bu hadisleri ve sünnetleri inkar eden eğitim görevlilerinin yetiştirdiği talebeler, imam hatiplere veya normal düz liselere ders hocası, öğretmen olarak gönderiliyor.
Ve bunlar da gittikleri okullarda hadislerle alay etmeler, hadisleri inkar etmeler, sünnet-i seneyi inkar etmelere kadar gidiyor. Ve bizim toplumumuz az da olsa evlerinde Kur'an ve sünnete dayalı, ehli sünnet inançlarına dayalı bir din öğrenir. Bu sefer çocuklar evde öğrendikleri din mi doğru, okulda öğrendikleri din mi doğru diye ikileme düşüyorlar. Türkiye'nin en büyük açmazlarından birisi bu. O yüzden gençlerde deist çoğalıyor. O yüzden gençlerde ikilem çoğalıyor. Yani biz bunu sadece gençlere yüklemek bu suçu doğru değil. Ondan sonra da kalkıyorlar, aynı profesörler çocuklarda, gençlerde dinin yaşanmadığını şikayet ediyorlar. Ve canım kardeşlerim siz önce ilahiyat fakültelerini Kur'an ve sünnete göre dizayn etseniz ya.
Bugün Türkiye'de öyle ilahiyat fakültelerinde öyle profesörler, öyle öğretim üyeleri vardı ki peygamber düşmanı. Bakın peygamber düşmanı. Yani gavurların yapmadıklarını yapıyorlar. Bunlar satılmış, bunlar müşrik. Ne yazık ki bunlar var. Ve bunlar ilahiyat fakültelerinde o çocuklarımıza bizim hadis inkarcılığını öğretiyorlar. O çocuklarımıza sünnet-i seniyeyi yaşamanın inkarcılığını öğretiyorlar. Ve o çocuklar bir profesörü dinliyorlar. Bunlar din üzerinde alim olmuş, ulema olmuş deyip onları dinliyorlar. O koca koca profesörler hadisleri inkar ediyorlar. Bakın hadisleri inkar ediyorlar. Koca koca profesörler mezhepleri inkar ediyorlar. Ve bu sefer orada yetişen çocuklar zehir saçıyor ortalığa.
Çünkü zehiri nereden aldı? O profesörlerden aldı. Ve bunu da bir kimse bir talebe nasıl kara çevirebilir? O profesörler bunu söylüyor ya, onun zıddını öğrenirse, evet o da ayrı bir ilim erbabı olur. Yani bir kimse Allah'ı inkar eder ya karşısındaki bir kimse. O Allah'ı inkar eden kimseye karşı o insan Allah'ı ispat etmeye çalışır, ilmi genişler. O yüzden hadis ve sünnetleri inkar edenlere karşı biz hadis ve sünnetleri iyi öğrenirsek biz de bunu kara çevirmiş oluruz. İnşallah. Yusuf'u kaybettim Kenan ilinde. Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz. Yunus Emre burada Kenan ilinde neyi kastediyor? Bunu eğer biz müteşabih bakmazsak, biz Yusuf Aleyhisselam'ın hikayesine bakacağız.
Ne oldu? Hazreti Yakup'un oğulları Yusuf'u aldılar Kenan iline, orada bir kuyuya attılar. Biz bunu normalde eğer bakarsak bu meseleye, Yusuf kayboldu Kenan ilinde döndüler geriye. Dediler ki oğlunu kurt kaptı. Yusuf da, Yakup da dedi ki şeytan apaçık düşmanınızdır. Buna inanmadı. Bunu kabul etmedi. Tasavvuf erbabının sözlerine zahir daireden bakarsak istediğimizi alamayız. O zaman ona biraz metafizik, biraz mana, biraz kalbi bakmak lazım. Yusuf'u kaybettim Kenan ilinde.
Kenan ilini dünya olarak görün. Kenan ilini heva, heves ve nefsin hezeyanlarıyla dolu bir perde olarak görün. Yusuf'u da işin manası, ruhu, kalbi, metafizi olarak görün. Ve Yusuf'u kaybettim Kenan ilinde Allah sana bir tertemiz nur verdi. Senin kalbine yerleştirdi onu. O nur Allah'ı tanıyan, Allah'ı bilen bir nurdu. O nur ruhlar aleminde Cenab-ı Hakk'ın bütün insanlara saçmış olduğu nurdu. Hidayet nuruydu. Sen onu heva hevesine, sen onu şeytanın vesvesesine bakaraktan, sen onu dünya mal, para hırsına bakaraktan kaybettin. Allah bizi kaybedenlerden eylemesin. Selamun aleyküm.
Kardeşimin eşi hamile. Hamileliği riskli. Dua eder misiniz? Allah bütün hamilelere yardım etsin inşallah. Benim de hamileliğimde hep düşük oluyor. Doktora gittik hiçbir şey çıkmadı. Tavsiyeniz nedir? Allah'a dua edin, Allah'ı zikredin. Cenab-ı Hakk'a sonsuz hamdü senada bulunun. Tasadduk edin. Yani bir mazuratınızın olmasını istiyorsanız, bir müşkilattan kurtulmak istiyorsunuz.
Namazla, zikirle, sadakayla, onları vesile ederekten Allah'a yardım edin inşallah. Selamun aleyküm. Dört yıl önce dervişken bir hata işledim. Tövbe ettim. Sizinle helalleştim. Ve bir daha dönmedim. Ama yine de aklımdan bir türlü çıkmıyor. Ve sizin yüzünüze bakınca çok utanıyorum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Allah razı olsun. Herkes günah işler. Herkes hata işler. Herkes yanlışlık yapar. Herkes kusur işler. O yüzden tövbe ettiysen, helallaştıysan mesele bitmiştir. Biz öyle tövbe edip helallaşan bir kimsenin yüzüne bir şey vuracak kimse değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. İşlerinizde güçlükle karşılaşırsanız kabir ehlinden yardım dileyiniz.
Acülini keşfil hafa. Hadis şerifte geçen kabir ehlinden yardım dileme nasıl olur? Kabir ehli nasıl yardım eder? Keşfil hafada böyle bir hadis şerif vardır. Bunun farklı versiyonları var. Başka birkaç tane daha hadis kitaplarında geçer. Bu Camus Sagir'de de Suiyeti'nin kitabında da bunun geçmiş olması lazım. Birkaç tane de hadis kitapta böyle geçer. Hadis kitaplarında vardır bu. Bazıları bu hadis şerif hakkında işte zayıf filan derler, mevzu derler. Ama hadis şerif mütevatir derecesinde sahihtir, öyledir. Mana olarak da sahihtir. İnsanlar böyle sıkıntılı zamanları olur. Derdini dermanla, derdini açabileceği hiç kimse olmaz. Veli, evliya, peygamber kabirlerine gidip burada onları vesile edebilirler.
O yüzden bunun sünnet-i seniyede, yani sahabenin davranış biçiminde de bunu görmek mümkün. Mesela bir bedevinin birisi gelir, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifine gelir. Orada dua eder, ahı efkan eder. O kabri şerifin toprağını elini yüzüne sürer ve ayet-i kerimeyi okur. Kim senin yanına, önüne gelir de tövbe etseydi, kendisini affedecek bir hap bulurdu.
Ayet-i kerimesini okur, der ki geldim ondan sonra seni de vesile ettim, beni affı. Bu manada böyle bir hadis şerif var ve bir hitap duyulur, affolundunuz diye. O yüzden veliler, bu noktada vefat etmiş veliler, kabirlerinde duran veliler, bir kimse bulamadığı vesile edecek. Yani o kimse yaşayan bir şeyhi yok, yaşayan bir mürşide ulaşamadığı, örneğin Emir Sultan Hazretleri'ne gidip orada dua edip onu vesile edebilir, mazuratını böylece onun üzerinden halledebilir inşallah.
Bu da haktır bu konuda, hem sahabenin nakilleri vardır, hem de imamların iştahatları vardır. Selamun Aleyküm, bir sohbetinizde sabah dükkanım 8.30'da açılacaksa, tek gözümle dahi olsa kameradan kontrol ederim kim gelmiş, kim gelmemiş. Sonra bakarım biri gelmemiş, not alır, mesela 5 dakika geç kalmış, Mola'da millet 30 dakika yapıyor ise o 25 dakika yapacak dediniz.
Elimden geldiğince sizin sünnetlerinizi takip etmeye gayret ediyorum. Ama böyle yaptığımda o kadar fedakarlığımı, çalışkanlığımı görmüyor. Ya da 5 dakikanın lafını yapıyor. 5 dakikayı benden almaya çalışıyor. Yeri geliyor, geç çıkıyoruz. Biz bunun hesabını yapıyor muyuz diye sözler duyuyorum. Bu durumda işçiler üzerinde iş yerine sahiplenme duygusunu yitirmez mi? Ben 5 dakika geç gitmelerini istemem. Ben eğer 10 dakika geç gittilerse, yarım saat, 1 saat geç gittilerse, ben onu göz önünde bulundurur. Onlara ona göre ya kendimce artı bir şeyler veririm, onu bir şekilde ayarlarım. O yüzden ne 5 dakika geç çıksınlar, ne de 5 dakika geç gelsinler. Herkes hukukunu, kuralını görsün.
Ha bir kimse, 1 saat geç gittiyse, o zaman derim ki sen yarın 1 saat geç gel. Örnekliyorum. Veyahut da ona 1 saatlik ücret veririm, hakkını öderim. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Baba kızına, kızın çocuklarına ve damadına fitre verebilir mi? Kızına ve kızının çocuklarına veremez ama damadına fitre verebilir. Kız da annesine, babasına, damat da kayınvalidesine, kayınpederine fitre verebilir mi? Kız annesine, babasına veremez. Damat da ihtiyacı varsa kayınvalide ve kayınpederine verebilir. Bunu tırnak içerisinde söylüyorum. Ben şeriaten, fetva var böyle verileceğine dair. Tırnak içerisinde söylüyorum.
Ben buna çok razı değilim. Yani kalkacaksın, gelinine fitre vereceksin, gelinine zekat vereceksin. Gelinin kim ya, senden değil mi? Örnekliyorum onu. Veyahut damadına fitre vereceksin, zekat vereceksin. Kızını vermişsin ya, ona fitre, zekat mı vereceksin? İhtiyacı varsa ihtiyacını gör, gücünün yettiğince. Ben öyle görüyorum. Allah bizi affetsin. Selamun Aleyküm. Evde iki veya üç saat itikafa niyet ettiğimizde size haber vermemiz gerekiyor mu? Ramazan boyunca bizden ders alan bütün kardeşler, istedikleri kadar, istediği gibi itikafa girebilirler diye serbest ettim.
O yüzden benden izin amalarına yeniden gerek yok. Herkes itikaflarında tevhid çekecek. La ilahe illallah çekecek. Normal dersini yapacak. Ondan sonra yetmiş bin tevhide niyet edecek. Bitirebildiği yere kadar bitirecek. Bitiremediğini sonradan tamamlayacak inşallah. Selamun Aleyküm. Covid pozitif olduğum için hastanede yatıyorum. Oruçlarımı tutamıyorum. Solunum sıkıntım var. İlaç tedavisi alıyorum. Daha sonra gününe gün tutacağım. Fakat kefaretini vermem gerekir mi? Bu geçici bir hastalık, geçici bir rahatsızlık. Sonradan bunun oruçlarını tutabilirsin. Ama işin bir de takva dairesi var. Yani ölüm ne zaman gelir insana belli değil. Hepimiz için geçerli bu.
Sadece senin için de geçerli değil. Bir kimse yola çıkabilir. İşte yolculukta bir gün tutamayabilir. İşte çok midesi ağrır. O gün tutamayabilir. Hastalık veya yolculuk veya emzirme veya gebelik. Bunlar oruç tutamaz bu tip kimseler. Eyvallah. Öldü ama. O oruçtan sorumlu olacak. O yüzden durumu müsait olanlar oruç tutmadıkları günlerin fidyesini verirlerse tatlı bir şey olur. Selamun Aleyküm. Nikah hangi durumlarda düşer? Nelere dikkat etmek gerekir? Nikah boşadım, boşsun veya boşama kinayeli sözlerle nikah gider. Ama bu çok geniş bir yelpaze. Yani erkekler de kadınlar da boşama hakkı elinde olanlar boşadım, boşsun sözlerini unutmaları lazım.
Veyahut da Kur'an ve sünneti iyi öğrenip küfre düşmemeleri lazım ki nikahlarına bir zarar gelmesin. Bu soruyu böyle sormaktansa yani kelimeleri sorarsanız, durumları sorarsanız daha açık bir şekilde cevap verebiliriz. Yoksa nikah hangi durumlarda düşer dediğinizde iki üç sayfalık bir konu bu. Selamun Aleyküm.
Benim şu insanın sevgisine ihtiyacım yok demek doğru mudur? Yani bir kimsenin böyle söylemesine gerek yok. Ona bakacak olursanız insanlar kendilerince hiç kimsenin sevgisine ihtiyacım yok. Ben herkesi sevebilirim diyebiliyorsa böyle bir şey desin. Ama insanlar birbirlerini severler bu güzel bir şey. Bunu normalde işte benim ya şu insanın sevgisine ihtiyacım yok demek biraz kibirliliğe doğru kaçıyor. Allah muhafaza eylesin. Nasıl sevilir demiş. Valla sevilir nasıl sevilir derken sevilir. Bir kimse bir çiçeği sever gibi, bir bülbülü sever gibi, bir dağı ovayı sever gibi sevmez ama sever. O sevgi insanın içindedir. Yani onun böyle bir içsel bir duygu, o içsel duygu nasıl tarif edilir bilmem. Aşık olmak için gereken nefis mertebesi hangi mertebededir?
Bir kimse aşık oldu mu mertebesi kalmaz onun. Ben o kimse aşıklık kokusu, o kimsenin üzerine silse ne mertebesi kalır, ne makamı kalır. Neden Türkiye'de tarikat yoktur? Tarikat, kılığı da kıyafetiyle, tekkesiyle, zaviyesiyle, öğretisiyle tam mükemmel bir okul gibidir. Öyle olunca Türkiye'de tarikat yok. Sanatla uğraşmak boş iş midir? Neden boş iş olsun? Ben boş olarak görmüyorum bunu. Bugün Türk sanat musikası diyorsak, bunun arkasında tekke kültürü var. Tekkedeki, tekkede yetişen ilahilerle beraber devam eden bir kocaman gelenek var, bir kültür var. O yüzden ben boş iş olarak görmüyorum.
Müzik ruhun gıdası mıdır? Ben müziği ruhun gıdası olarak görmüyorum. Ama kalbi ferahlatan, kalbi rahatlatan, insanı dinginleştiren bir yanı var mı? Evet. Akşam namazını hava kararlıktan sonra kılabilir miyiz? Akşam namazı, yassı namazını, ezanı okununcaya kadar kılınabilir. Biraz uzun oldu, hakkınıza helal edin demiş. Helal olsun canım kardeşim. Selamun aleyküm. Ben yazın senelik iznimde kayınpederimin yanında yevmiyeci eleman olarak inşaatta çalıştım. Kayınpederim de parasını alamadı. Durum böyle olunca bana da gittiğim günlerin parasını vermedi. Ben de istemedim, alamadı diye. Normal şartlarda kayınpederimin bana onu vermesi gerekmez miydi?
Vermesi gerekirdi. Sen yani sonuçta birbirisine bir kalfaya çalışmışsın. Kalfa oradan aldı, alamadı. Onun sorumluluğu kalfaya ait. Yani o alamadı, ben, o da bana vermedi. Doğru muantık değil. Yani bu hukuk olarak doğru değil. Bir kimse yanında kaç kişi çalıştırıyor? Beş kişi alsa da almasa da o beş kişinin yevmesini ödemek zorunda. Selamun aleyküm. Bir, Hazreti Ali'nin akranın olan ve seninle denk gelen kimselerle arkadaşlık yap diye bir sözü var. Arkadaşlıktaki denklik nedir? Örneğin Kur'an ve Sünnet tarihinde yaşamaya çalışan biri, günahı keba ile meşgul olan bir arkadaşa faydalı olamaz mı? Burada o kimseyle iyiliğin dokunması için denk mi olmak gerekir?
Denklik, ilimde, ferasette, bilgide, görgüde, maddi meselelerde hepsinde de aranır Hanefi'ye göre. Öyle olunca Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinin denk olan arkadaşınla arkadaşlık et derken, işte diyelim ki birisi çok zengin, birisi fukara, onunla arkadaşlık yapmaya kalksa, fukara o zengine, onunla boy ölçüşemez, boy ölçüşmeyince için sıkıntı olur. Ama bunu bir Sufice yaklaşırsak, bir Sufi herkesle arkadaşlık, yoldaşlık edebilir. Bu sebep neden? Çünkü Sufi istikameti düzgün insandır, istikrarlı bir kimsedir. O zaman meseleye Sufice bakacak olursan, bir Sufi 72,5 milletle dost olup, arkadaş olup onlarla yoldaşlık edebilir mi? Edebilir. Burada Sufi istikrarını ve istikametini kaybetmemeli.
İstikrarı ve istikameti doğruysa Sufi'nin herkesle yoldaşlık, arkadaşlık eder. Çünkü o zaman Sufi gittiği yere, kandil gibi olacağından, orayı ışıklandıracağından, nurlandıracağından ve oraya gittiğinde, Kur'an ve sünnete göre davranacağından dolayı, onun için herhangi bir sıkıntı olmaz. Sufi de böyle bir özgüven olur. İki, Hz. Ali'nin bir topluluk ne kadar kuvvetli olursa olsun, günün birinde gruplaşma ve ayrılmalar onu dağıtır sözüyle. Cemaatten ayrılmak günahı kebay'dır, cemaatte rahmet vardır hadislerinin birbirine oturtamadığını bilgilendirir misiniz? O kuvvetlilik, o günün birinde o kuvveti ele geçirmek isteyen, o gücü ve kuvveti ele geçirmek isteyen farklı unsurlar çıkmaya başlar.
Öyle olunca, o farklı unsurlar içeride ayrılık şarkısları söyler, eleştirmeye başlarlar. Ve böylece o topluluk dağılır. İçinde muhakkak ki heva ve hevesine ve nefsine uyan insanlar olacaktır. Heva ve hevesine, nefsine uyan insanlar olunca, topluluk dağılmaya yüz tutacaktır. Burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ikaz ediyor. Diyor ki ayrılmayın, tefrikalara, gruplara bölünmeyin. Hatta başka bir hadis-i şerifte bir yerde imam varken, ikinci bir imam çıkarsa onu katledin der. Enteresandır o hadis-i şerif. Sebep o topluluğun dağılmaması içindir. Bir topluluk var, orada bir imam var, herkes o topluluğa tabi olmuş, o imama tabi olmuş, herkes beyat etmiş orada.
Bir kimse kalkıyor, orada imamlık taslıyor, orada herhangi bir örneğin bir dergah, orada şeyhlik taslıyor. İşte diyor ki ben de şeyhim, sen de şeyhsen yürü git, dergahtan ayrıl git, nerede şeyhlik yapacaksan yap. Ama yok, oradan bir şeyler götürmek istiyor. Yani herkes o topluluktan bir şeyler götürmeye çalışır. Orayı bölmeye çalışır, orayı parçalamaya çalışır. Kendine ait unsurmuş gibi görür orayı, bölüp parçalamaya çalışır. Burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Ümmet-i Muhammed'i uyarıyor, diyor ki cemaatten ayrılmayın. Hatta başka bir hadis-i şerifte bir karış ayrılanın diyor, imanı gider. Cemaatten bir karış ayrılanın imanı gider. Yani sen Kur'an ve sünnetten ayrılma.
Bu geniş bir cemaat. Sen bu Kur'an ve sünnet cemaatinden yani İslam cemaatinden bir karış ayrılırsan senin imanın gider. Mesela bir karış ayrılmak, hadislerin hepsini inkar etmek bir karış değil, binlerce karış ayrıldı. O kimsenin diyor, imanı kalmaz, küfre düşer. Şimdi İslam topluluğunun, İslam topluluğunun, İslam toplumunun inancından ayrılmak. Bütün İslam toplumu, hadisleri kendisine bir hikmet, bir rehber olarak görmüş. Kur'an'ı kendisine ana kitap olarak görmüş. Sen hadisleri reddediyorsun, İslam toplumundan ayrılmış oluyorsun. Veyahut da bu insanlar İslam'ı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin üzerinden öğrenmişler. Allah ona vahyetmiş. Allah onun üzerinden kitap indirmiş.
Sen kalkacaksın, peygamberin peygamberliğini inkar edeceksin. Topluluktan uzaklaşmış oluyorsun. Bunu biraz daha darlaştırdığımızda, biraz daha içeri doğru yönelelim. Bir cemaat düşünün, bir topluluk, bir cemaat, bir tarikat veya bir dini yaşamaya çalışan bir kimse topluluğu. Bunların kendi içlerinde bir ayrılık gayrılık çıkınca yine fitne çıkmış oluyor. Bakın yine o topluluğun ne oluyor? Gücü kırılmış oluyor. Risale-i Nur cemaatinin ilk çıktığı zamanda yazıcılar yok, okuyucular yok, Zehra grubu yok, Fethullah Gülen grubu yok örneğin. Daha başka birkaç tane daha grup var, düşünsenize bir Risale-i Nur hareketi var. O Risale-i Nur hareketinden 4-5 tane farklı farklı gruplar çıkmış.
Bunlara rahmet açısından bakabiliriz. İyi, rahmet açısından baktık ama bunlar tek noktada birleşiyorlar mı? Hayır. Tek noktada birleşmiş olsalar çok kuvvetli bir oluşum olacak mı? Evet. Ama bunları tek noktadalar mı şu anda? Değiller. Bunun gibi veyahut da Türkiye'nin reddedilmez gücüdür bu. Milli görüş. Milli görüş ilk çıktığında hepsi de az ama değerli toplular. Az ama değerli toplular bakın. Yani ses getiriyorlar, iş yapıyorlar. Ama bir müddet sonra milli görüşten 2-3 tane yan kollar çıktı mı? Evet. Milli görüş, Refah Partisi orada dururken örneğin AK Parti kuruldu. AK Parti orada kurulurken bakın AK Parti'nin içerisinden 2 tane daha parti çıktı. Oyunu doğuruyor. Oyun ne oluyor?
Parçalanıyor. Şimdi bunları normal görmek, makul görmek, zenginlik görmek ama aynı noktada birleşmiyorlar ki zenginlik görelim. Bir mezhep iştahatı gibi değil ki namaz farz değil, hepsi de aynı şekilde toplansınlar. Öyle değiller. Hepsi de ayrı şarkı söylüyorlar. Hepsi de ayrı telden çalıyorlar. Bu sefer topluluğun gücü kırılıyor. Topluluğun gücü kırıldığı için zaten Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Kur'an-ı Kerim dağılmayın, tefrikaya düşmeyin diye bize emrediyor. O yüzden topluluk kuvvetli olur, içine nefis şeytan girer ve dağılır. Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. Ruhlar toplu, cemaatlerdir. Birbirleriyle tanışanlar ülfet ederler, tanışmayanlar etmezler.
Ülfet nedir? Ülfet, arkadaşlık, birbirini sevmek, birbirine muhabbet etmek, birbirini normal sevginin üzerinde sevmek. O yüzden bunun da birkaç, bu hadis-i şerifin de birkaç tane nakilleri vardır. İşte ruhlar aleminde birbirlerini sevenler, bu dünyada da birbirlerini sevenler, severler diye değişik versiyonları var. O yüzden bir ruhlar komple insan ruhu olarak, birbirlerini insan olarak severler.
Bir de o ruhlar aleminde birbirlerini sevenler, burada da birbirlerini severler. Selamun Aleyküm Üstadım. Meali, büyük cevşende Hazreti Hızır Aleyhisselam'ın hayatta olup olmadığı sorulmuş. Cevap olarak da hayat mertebelerinin beş tabakadan oluştuğu. Bu, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin tespitidir. O hayat perdelerini beş perde olarak nitelendirir. Bir, bizim yaşadığımız dünya hayatı olarak bunun perdeler. Bir de Hızır'ın hayatı var der. Bir de İdris Aleyhisselam'ın hayatı var der. O yüzden normalde bu hayat perdeleri farklı farklıdır. Mesela İsa Aleyhisselam'ın hayat perdesi vardır. Bu daha farklıdır. O yüzden Hızır Aleyhisselam'ın hayat perdesi vardır.
Bu daha farklıdır. İdris Aleyhisselam'ın hayat perdesi vardır. Bu daha farklıdır. Bizim bir hayat perdemiz var. Bu daha farklıdır. Meleklerin hayat perdeleri farklıdır. cinni taifesinin hayat perdesi farklıdır daha dünya üzerinde dünyanın dışında kainatın üzerinde yaşayan diğer başka varlıklar var onların hayat perdeleri farklı farklı hayvanların hayat perdeleri farklı denizdeki hayvanların hayat perdesi farklı karadaki hayvanların deniz hayat perdeleri farklı o yüzden bir çok hayat perdeleri var bunların da hepsinde hayat perdeleri
farklı farklı ve o zaman Said Nursi Hazretleri de Allah-u Alem orada onu bahsediyor galiba ben bu akşam rüya tevil etmeyeceğimi söylemiştim hakkınızı helal edin rüyaları tevil etmek istemiyorum bu gece hocam selamünaleyküm ben aranıza yeni katıldım ev sahibinin sayesinde sizi tanımaya çalışıyorum iki sorum olacak biri ben kilolu biriyim taharete çok zorlanıyorum bazen sağ elimde kullanıyorum hükmü nedir bir kimse mecbur kaldığı zaman sağ elinde sol elinde kullanır sünnet olan sol elle taharet etmektir ama zorunluluk olur
bir kimse sağ el ile de taharet eder bu günah değil kasıt yok bunda o yüzden bir sıkıntı olmaz veya sağ elle yemek sünnettir zorunluluk olur sol elimizde de yiyebiliriz işte otururken yemek içmek sünnettir zorunluluk olur ayakta da yeriz ayakta da içeriz bunlar bu zorunluluktan kaynaklanır bunlar da bir beis olmaz bir de çok esprili argolu konuşuyorum yetiştiğim yerden sebep çok serbestlik yetiştik günah mıdır hakkınızı helal edin Allah razı olsun beni de bir gün aranızı alırsanız iyi akşamlar biz kapımız herkese açık
Allah razı olsun bu noktada herhangi bir insanlara şerh koyma dairesinde değiliz espri de lazım Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de zaman zaman espri yapar şakalaşırdı sahabesiyle ve eşleriyle o yüzden espriye evet ama argoya hayır ama o yani argoyu da espri niyetine kullanırsa biraz işte hoş yanları da var ama uzak durmakta fayda var selamun aleyküm ben zikrullah yaparken size odaklanmaya çalışıyorum ama sizin yüzünüzü göremiyorum başka sarıklı insanlar görüyorum semazen görüyorum Abdullah babanın
yüzü beliriyor ama sizin yüzünüzü o kadar net göremiyorum ne yapmalıyım bu normal bunu açık açık söyleyeceğim hayalliyorsun o yüzden Cenab-ı Hak inşallah halimizi daha iyiye doğru götürsün selamun aleyküm kızım 13 yaşında avuç içi ve ayaklarında terleme ile ilgili sıkıntılar oluyor bir tedavi yöntemi önerir misiniz salim not aldıydı onu bana da söyledi salim notu da attı ama bu arada ben onunla alakalı bir şey yapamadım bakamadım inşallah baktığımda bu konuda çok şey var şikayet var o yüzden ona bakmaya gayret edeceğim
inşallah yok notu gönderdin bana ben bakamadım onu söyledim salim gönderdi dedim notu dedim sen burada değildin ama öyle dedim yani seni ateşlere atmadım salim selamun aleyküm ben İstanbul Pendik'ten İbrahim Ayyılmaz'dır Orhan Ayyılmaz'dır'ın kardeşi sizden ders almak istiyorum inşallah selam söyleyin Orhan'a bütün Ayyılmaz'dır'lara selam söyleyin inşallah Allah razı olsun selamun aleyküm bir arkadaşım evli bayan akrabası olan evli bir erkekle Whatsapp'tan sürekli mesajlaşıyor ve ben doğru olmadığını söylediğim zaman
da sadece normal iki arkadaş gibi mesajlaştıklarını söylüyor arkadaşımın çok güzel de bir ailesi var bu sebeple bu yaptığının doğruluğu nedir ve de ben onu nasıl incitmeden doğru yolu gösterebilirim bir bayanla bir erkek akraba da olsa çok yakın da olsa hani önemli bir mesele varsa eğer işte bununla hadi bir mesaj yazdı bir şey oldu şu oldu bu oldu bu kadar evli bir veya bekar hiç önemli değil bir bayanla bir erkeğin böyle her gün günlerce mesajlaşması yok biz onunla arkadaşız ya kadınla erkek arkadaş nereye kadar
arkadaş olacak çok doğru bir daire değil tatlı bir şekilde uyarmakta nasihat etmekte fayda var selamun aleyküm on günlük itikafa girmek isteyen bir bayanın dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir maddi ve manevi olarak kendini nasıl hazırlamalıdır Allah sizden elbeden razı olsun bayanlar önce şuna bakacaklar bayanlar kendilerince o on günlük zaman zarfında muayyen günlerinin gelip gelmediğine bakacaklar onu hesaplayacaklar eğer gelmiyorsa o zaman on günlük diye niyet edecekler eğer muayyen güne denk geleceklerse o zaman
denk gelecek güne veya da çıkıncaya kadar diye tahmin buna niyet edecekler evlilerse eşlerinden müsaade alacaklar diyecekler ki ben on günlük itikafa gireceğim müsaade dersine diyecekler ramazan orucu için müsaadeye ihtiyaç yok ama itikaf ramazanın içerisinde bir nafile ibadet o yüzden o kimsenin evli ise eşinden izin alması gerekir eşinden izin aldıktan sonra itikafa niyet edecek mümkün mertebe eğer evde eş ve çocuklar varsa onların işlerini hızlı bir şekilde görüp derslerinin zikirlerine devam edecek selamünaleyküm
rüyalarımızı rüyadan sorumlu ablalarımıza telefon edip anlatabilir miyiz evet normalde hemen hemen her yerde rüyadan rüya dinleyen kardeşlerimiz var onları anlatabilirsiniz ama yok ben işte örnekliyorum bunu bir kimse İstanbul'da İstanbul'daki bir kimse işte Bursa'daki X ablaya telefon açacak veyahut da Bursa'da bir kimse Bursa'daki X ablaya telefon açtı rüyasını anlattı o da hayırlı olsa olsun dedi kapattı yok o yorumlayacak ya filanca ablaya anlatayım diyor bunlar doğru şeyler değil selamünaleyküm ben 20 gündür 5 rakit
namazımı kılıyorum Allah'a şükür ama bundan önce kötü şeyler içiyordum ve kullanıyordum tövbe ettim bıraktım kendimi namazıma verdim ama namaz esnasında aklıma hep geçmiş yaşantım geliyor geçmiş muhabbet geliyor ve gün içinde yaşadığım şeyler sanki kendimle muasip ediyor gibiyim namazda dalıyorum arada rekatları şaşırıyorum neden oluyor ve ne yapmalıyım sen çok büyük bir cihat yapıyorsun Allah mübarek eylesin yani böyle kötü haram olan sıkıntılı ve problemli olan o necasetleri bırakıp namaza başlayıp beş vakit namaz kılıp
oruç tutmak büyük bir cihat o yüzden şeytan onları eskileri senin gözünün önüne getirtiyor üflüyor senin kalbine muhakkak Allah'ı zikret tevhid çek la ilahe ilallah diye aklına geldikçe gönlüne düştükçe eski hayatın haberi zikrullah yapacaksın tevhid çekeceksin inşallah onlardan da kurtulacaksın Allah'ın izni ben bir polar bozukluk hastasıyım namaz kılarken fazla dünya işleri aklıma geliyor bocalıyorum nasıl konsantre olabilirim namazda dünya işi aklıma geldiğinde Allah'ı mahvet merhamet et diye aklımdan geçiriyorum
eğer namaz kılarken aklımıza bu tip şeyler gelirse biz tevhid yani içimizden tevhid çekebiliriz çünkü namaz esnasında dünya kelamı ile konuşmak dünya kelamı konuşmak namazı ifsad eder bozar kalbimizden dahi geçirmemeye gayret edelim tevhid çok keskin bir kılıçtır eğer tevhide devam edersek gönlümüzü koruyabiliriz Allah'ın izniyle inşallah selamun aleyküm evlilik yoluna adım adım yaklaşıyoruz mehir nedir bu noktada mehirin önemi nedir erkeğin ve kadının bu konuda sorumlulukları nelerdir nasıl hareket edilmelidir hazreti peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem ayeti kerime ile sabittir mehir ve hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uygulaması ile da sabittir imamların iştahı ile da sabittir yani mehir kur'an sünnet ve imamların iştahı dairesinde haktır bu kadının erkekten alacağı bir metadır öyle söyleyelim hani nikah hakkı derler ya halk arasında İslam'da kadın kıymetlidir önemlidir kadın kıymetli ve önemli olduğu için bir erkek bir kadını kendisine nikahlarken Allah'ın yaratmış olduğu bir emaneti kendisine nikahlıyor bu kıymete
bu öneme atfen bir simgesel bir maddi bir karşılığıdır bunun önemli olan kadındır çünkü kadın çok kıymetlidir öyle olunca erkek o çok kıymetli olan kadını kendisine nikahlarken bir şey öder bu hanefilerde en az bir koyun parasıdır tavanı yoktur erkek de bunun ödeyebileceğini taahhüt etmeli ve vermelidir mehir nikahta önemli sünnetlerden birisidir bakın nikahta önemli sünnetlerden birisidir kadın arzu ederse mehir konusunda erkeğe kolaylık gösterebilir işte az bir mehir isteyebilir isterse çok isteyebilir ama erkek
onun mehirini verip verememe noktasında veremeyecekse nikahlamaz o zaman da orta yolu bulmak en az kadının iddet bekleyeceği 3 aylık bir zaman zarfında iddet beklerken onun iddedini karşılayacak bir mehir belirlemekte fayda var gördüğüm bir rüya üzerine koşa koşa gel demiştiniz 18 yaşında olduğum için gelemiyorum Bursa'ya hemen ders çekmeye başlamak istiyorum ne yapmalıyım evet koşa koşa gel diye birisine söylemiştim hatırlıyorum o zaman sana ben cep telefon numaramı yazayım tabi kendi telefonumu da
açabilirsem dedim açtım Salim hemen oradan hareketlendi ama Salim bugün Ramazan'ın kaçıncı gecesi cuma gündü değil mi ilk oruçta olduğumuz cumadan cumaya yedi bir dahaki cumaya on dört on beş sekiz sekiz on altı bugün cumartesi on yedinci gecesi mi tabi değil mi on yedinci gecesi olması lazım gündüz on altı
o zaman on yediye geçtik yani on altıdan on yediye geçiş değil mi değil mi iyi hesapla salim değil mi bitti on yedi başladı on yedi başladı on yedi başladı bir şey aklıma geldi de o yüzden sordum toparlayayım da öyle söyleyeyim
inşallah selamun aleyküm yasaktan dolayı ders yapamıyoruz görevliler olarak sorumlu olduğumuz yerdeki kardeşlerle nasıl ilgilenelim nasıl bir yol izleyelim Akşehir'den saygı ve sevgililerimize tüm kardeşlerimizle bağımız muhabbetimiz sohbetimiz devam eder ilgilenmemiz devam eder inşallah bu noktada ders yapamıyoruz deyip birbirimizle bağımızı koparmayız gider bir ziyaret ederiz bir çay içeriz bakarız ederiz bir ihtiyaçlar var mı diye ilgi ve alakamızı arttırırız hayırlı akşamlar benim erkek kardeşim üniversitede müzik
öğretmenliği bölümünde okuyor müzik eğitimi üzerinden gelir elde etmesinin etmenin islami yönden bir sakıncası var mı değerli vaktiniz için teşekkür ederim bu meselelere bu açıdan bakarsan baktığımızda daril harp daril islam hukuku girer öyle olunca da bütün herkesin kazancıyla alakalı sıkıntı olur Allah yiyesin inşallah selamun aleyküm rüyaların insan psikolojisi üzerinde etkileri nelerdir rüya görenler görmeyenler arasında psikolojik açıdan fark var mıdır bu aslında psikolojik olarak veya din psikolojisi olarak gerçekten
üzerinde durulması gereken bir şey soruyu sorana teşekkür ediyoruz bu böyle enteresan bir soru çünkü evet rüyaların insan psikolojisinin üzerinde çok büyük etkisi vardır rüya kadar insan psikolojisinin üzerinde etkili daha fazla başka daha etkili bir unsur ben rüya deyince halide katıyorum içerisine rüya denilince içerisine ilhamı da katıyorum bunların hepsini rüya kategorisinde görüyorum rüya da çünkü ilhamdır peygamberlerin 46.
cüzünden bir cüz olunca hatta bir üstü vahiyya öyle olunca insan psikolojisinin üzerinde muhteşem bir etkisi vardır o kadar böyle iyi yani salih rüyaların insan üzerine o kadar çok olumlu etkisi vardır o kadar çok olumlu etkisi vardır ki bir kimse böyle sıkıntıya uğrasa cenderede kalsa böyle iki dünya birleşse o kimsenin üzerine çökse görmüş olduğu bir rüyayla bütün kendisinin halet-i ruhiyesi değişir bunalım esnasında da bir rüya görse salih bir rüya görse her şeyi değişir o kimsenin bunalımdan çıkar psikolojik rahatsızlıktan
çıkar maddi manevi ne kadar dertli gamlı kasevetli ise de o rüyayı gördükten sonra sabaha yeniden doğmuş gibi çıkar o yüzden salih rüyalar insan üzerinde o kadar çok derinlemesine etkisi vardır ki ben daha etkili başka bir şey görmüyorum desem yeri vardır bunu bana hatırlatın bu rüya psikolojisiyle alakalı ayrıyetten sohbet edelim çok geniş bir zamanda bu gerçekten üzerinde durulması gereken bir şey ve belki de İslam dünyasında salih rüyaların insan psikolojisinde etkileri olarak bugüne kadar belki de yapılmamış bir sohbeti
yapabiliriz çünkü insan psikolojisini hatta yeniden dizayn eden bir olgu olarak görebiliriz insan psikolojisini bırak insanın zahiri hayatını dünyevi hayatını da yeniden dizayn edecek olan bir manevi olgudur salih rüyalar yani o kimse rüyasında sahih bir rüya görmüş olsa dünyası da değişir uhrevi hayatı da değişir salih bir rüyayla salih bir rüyayla onun yoldaki gidişi de değişir varışı da değişir yolu da değişir her şey değişir bir salih rüyayla olumsuzluklar olumluluğaya döner bir salih rüyayla çıkmaz sokaklar çıkar
sokağa girer bir salih rüyayla olmaz denilen şey olur bir salih rüyayla bakın salih rüyalar bu kadar insan üzerinde etkisi vardır birinci derecede ben kendim çok etkilenirim öyle söyleyeyim ben o yüzden çok etkili görüyor olabilirim gerçekten de o kimsenin üzerinde muhteşem bir tesiri vardır ben öyle göreyim rüya görenler ile görmeyenler arasında psikolojik açıdan fark var mıdır ne yazık ki ben bunu gözlemliyorum var mesela rüya görenler bir müddet sonra rüya göremezlerse onlarda da bir fark oluşuyor aynı şey Hz. Muhammed
Mustafa'da da oluştu sallallahu aleyhi ve sellem'de bir ara vahiy kesildi vahiy kesildiğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tabiri caizse telaşlandı sonra Cenab-ı Hak ayeti kerime gönderdi Allah Habibini unutmadı diye şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde dahi vahiy kesilince o etkilendiyse bütün herkes etkilenir etkilenmemek gayrı kabul bir şeydir örnekliyorum bunu mesela ben rüyanın içerisinde alırım bunu zikrullah esnasında hal görenler hali kesilirse etkilenirler hemen kabız haline
düşerler önce bir onların uyanık olanları onların böyle meselenin nereden kaynaklandığına bakıp da benim nefsim bundan sorumludur diyenler hemen tövbe etmeye başlarlar hemen kendilerini yenilemeye tazelemeye başlarlar giderler üstadlarıyla helallaşırlar giderler onun duasını alırlar meseleyi oradan o açıdan yaklaşırlar ama meselenin burasını görmeyen bir kısım sufiler işte eşine çoluğuna çocuğuna yanındakine etrafındakilere işte biraz böyle sert davranmaya başlar o temelli bu sefer düşer temelli kapanır temelli sertleşir
halbuki onun yapacak olduğu şey hatasını görüp hatasını düzeltmektir ama o yapmaz o yüzden rüyalar hem pozitif olarak hem de negatif olarak insan üzerinde çok büyük etkisi vardır bu o kadar hatta öyle bir etkilendirir ki insanları gerçekten insan hayatını ters yüz edebilir o kadar etkilidir Allah bizi affetsin inşallah selamun aleyküm hayırlı akşamlar bir insanın ailesi biraz bir şeye kızsın kovuyorsa arayıp sormayıp konuşmayın diyorsa her seferinde evladın tutumu ne olmalı evlat 43 yaşında aile 63 yaşında bu durum
çocukluktan bu yana böyle aile ailedir bir insanın annesi babası annesi babasıdır onlar böyle davrandığı müddetçe davransa dahi çocuk çocukluğunu yapacak anne baba da anne babalarını yapacak o yüzden anne baba cahildir nedir bu meseleyi bilmiyordur çocuklar da belki de hata yapmıştır bilemeyiz o yüzden anne baba öyle yapmış olsa da çocuklar anne babalarına karşı saygıyı sevgiyi yitirmemeliler selamun aleyküm akşamın hayır olsun Rabbim sağlık ve afiyet versin iki sorum olacak Allah'a ulaşmanın en kestirme yolu aşık olmak mıdır
aşıklık hangi amel ve ibadetle eldedir Allah razı olsun aşkla kalın şimdi evet aşık olmak en keskin yoldur ama bir kimse patlak aşık olmuyor ki olamıyor eğer oluyorsa en kestirme yolu buldu herkes için geçerli bir şey değil bu bir kimse ben onu bir görüşte aşık olmak Orhan Gencebay felsefesi olarak tanımlarım o kimse görür biter işi eyvallah veyahut da kalbine gelir biter işi eyvallah bunda söyleyecek bir sözüm yok hani bu muhteşem bir keskin yoldur yoldur ama bu benim kendimcesiz öyle söyleyeyim bu Allah'ın bir lütfu
ikramıdır ihsanıdır bu Cenab-ı Hakk'ın medcanen verdiği bir şeydir bu herkesin üzerinde tecelli edecek diye bir kaide yok evet en kestirme yoldur o bu neye benzer bunu dünyevi olarak tanımlayacaksak işte karşıdan baktığı harika bir doğa manzarası var gördü kendinden geçti hemen oraya oturdu örneğin veya bir erkek bir kadını gördü namütenayi güzellikte gördü bitti işi kaldı orada veya bir erkek bir kadın bir erkeği gördü namütenayi bir şekilde etkilendi kaldı orada bitti şimdi tanıdı mı hayır bildi mi hayır ne oldu
sadece gördü gördü ve kaldı şimdi Allah'a olan aşıklık böyle bir şey olabilir bir kimse Cenab-ı Hakk'ın Cemal sıfatını bir anda görüp orada kalabilir tanıdı mı hayır biliyor mu hayır tanıması ve bilmesi onun sonradan gelir o sevdikçe tanır sevdikçe bilir sevdikçe sever ve belki de o ilk cemalleştiği anı yakalama o ilk gördüğünü ilk gördüğü şeyi yakalama için koşar ama bir müddet sonra bakar ki bütün gördükleri cemaliymiş bu ayrı mı mesela ama bunu bir kimsenin böyle kestirme yoldan tanımlaması çok zor bir şey herkese açık
herkes açık mı evet ama herkese tecelli ediyor mu hayır o zaman ikinci yol ne farzları yapıp nafilelerle ona yaklaşmak bu da var olan yol herkese açık mı evet herkes bu yoldan yürüyebilir mi evet bakın birinci yol herkesin yürüyebileceği bir yol değildi çünkü herkese nasip olur olmaz bilinmez bir şey ama biz bu herkese kapalı diyebilir miyiz hayır ama o dediğim ikinci yol herkese açık herkes oradan yürüyebilir Allah bizi yürüyenlerden eylesin inşallah hayırlı akşamlar ikinci sorum kırkların hepsi tarikat ehli mi yoksa
işlerinde ümmi olanlar da var mıdır ümmi olmak demek tarikat ehli olmamak demek değil yani bişri hafidi ümmiydi bir sürü veli var hepsi de ümmiydi ümmülük tarikatının içerisinde olmamak demek değil ama mürşidi kamilleri mürşidi kamil olan velilerin hepsinin de mürşitleri vardır bir kimse salih bir rüya gördü daha sonralarda da haram işlerse rüyanın etkisi devam eder mi yani rüya rüyadır rüyasının durumuna bağlı bu rüyasının durumu haline göre o rüyanın etkisi olur olmaz devam eder etmez bu şeyler rüyaya bağlı 111 Esma-ül Hüsna
Hüsna fazileti vesayıyla okunması doğru mu Esma-ül Hüsna 99 tanedir Tirmizi'de geçen bir kimse Tirmizi'de geçen o Esma-ül Hüsna'yı okursa evet ondan sevap kazanır rüyada Kabe bahçesinde namaz kılıyordum hocam imanına işaret İslam'ına işaret Allah muharek eylesin hocam biz bu soruyu geçen haftaki yayında sorduk ancak cevabını dinlemek nasip olmadı bu akşamki yayınınızı bekliyoruz cevaplarsanız seviniriz bunu normalde geçen haftada ben bu soruya cevap vermiştim yani şimdi üzmemek kırmamak için tekrar cevaplandırdım ben soruyu
biliyorum yani işin acı tarafı da bu bir rüya anlatıyorlar veya bir soru soruyorlar sonra dinlemiyorlar biz onu cevaplandırıyoruz sonra dönüyorlar bir daha soruyorlar işin enteresan noktası da bu selamun aleyküm tevhid mertebeleri ve makamlarını açar mısınız her yerden hakkı müşahede ederek işaret okumak bir kitaptan bir çocuktan bir videodan hakkın kendiyle konuştuğunu düşünmek müridi bu artıya düşürür mü nasıl tevhid ehli olunur açıklarsanız çok sevinirim aslında sohbetin başında böyle varlığın hepsinden mürşid olarak
görüp onlardan gelen tecelliyattan eğitilmek olarak biraz bahsetmiştim şimdi bir kimse la ilahe illallah demekle başlar ondan sonra işte sufilerin bunda hepsinde farklı tecelli şimdi kitaplarda bunu tasavvuf kitaplarında baktığınızda işte la faili illallah la mevcude illallah diye devam eder bu bu biraz kitabi bir öğreti bunun real olarak yaşarken öyle yaşamaz sufilerin bunu o sufilerin normalde algısını anlayışını kalbini tehvitle zikirle haramlardan uzak durmakla farzları yerine getirme helal dairede yaşamakla o kalbinde
kıpırtılar pırıltılar olmaya başlayacak bu biraz kitaplarda geçen gibi ne yazık ki yaşanmıyor sufilik real olarak 500 yıl önceki sufilerin psikolojisiyle şimdiki sufilerin psikolojisi aynı değil 500 yıl önceki dünya psikolojisi ve algısı ile din psikolojisi ve algısı ile bugünkü dünya ve din algısı psikolojisi aynı değil o yüzden 500 yıl önceki yazılmış olan sufi kitaplarındaki eğitim metodu ile bugünkü eğitim metodu aynı değil önce şimdi siz şehrin içerisinde harabe bir yer bulabilir misiniz gece orada gidip de geceleyecek
bulamazsınız ama öyle sufiler var geceleri gitmişler harabelerde yaşamışlar hadi bir gece harabede yaşayacak bir kimse harabe mi var bursa'da yok bu şimdi sufilik olarak insanlara anlatabilir miyiz bunu diyeceğiz ki biz bir arkadaşa sen her gece git 5 saat bir mezarlıkta rabıt et bunu yapabilecek olan kaç tane sufi var veya bunu yaptırmak maharet mi bunu da tartışmak lazım bunun gibi veyahut da şimdi diyeceksiniz ki sen biraz mihnet ehli olacaksın bütün malını mülkünü bırakacaksın mihnet ehli olmak için dilenciliğe
başlayacaksın sufi terbiyesi bu da bu terbiyeyi bugüne günümüze getirmek mümkün mü ki mümkün değil bakın mümkün değil o yüzden insanlar şimdi bazı gruplar var bazı topluluklar var 300 yıl önce 500 yıl önce 1000 yıl önceki sufi terbiyelerini bugün uygulatmaya çalışıyorlar canım kardeşlerim dünya algısı farklı din algısı farklı sufilik algısı farklı bir perdede yaşanırken bunları insanlar anlatamazsınız söyleyemezsiniz şimdi hangi sufi adayına dersiniz bir yere sufi olacaksanız bütün malınızı mülkünüzü getirip oraya teslim
edeceksiniz diyebilir misiniz bunu diyenler var İstanbul'da varmış İstanbul'dan telefon açtılar böyle böyle dediler biz telefonunuzu bir şekilde tespit ettik işte aradık ondan sonra biz filanca efendiye bağlıyız ismini de verdiler işte biz böyle 5-6 arkadaş bizi topladı siz özel dervişlersiniz sufilersiniz ee siz malınızı mülkünüzü bana getireceksiniz dedi eğitiminiz için bu lazım dedi dedi ben dedim ki götürmeyin bakın dedim bunu götürmeyen diye Mustafa Özbağ eğer şeyhi Mustafa Özbağ'dan bunu isteseydi götürür müydü
el cevap götürürdü bakın o gün için şeyhim bana deseydi ki malını mülkünü getir hoş hiç malım mülküm olmadı da ama var olanı dedemden babamdan kalanı alır götürür verir miydim alır götürür verirdim bak o günkü aklımla verirdim ama bu bir eğitim metodu mu değil benim şeyhim de böyle bir şey söylemedi zaten bana hiç kimse söylemedi bana söylemedi gibi ama böyle bir şey bugün eğitim metodu mu değil o yüzden hakkı müşahede etmek hak zaten bütün sıfatlarıyla bize tecelli etmiş bize uyanıklık lazım bu uyanıklık neyle mümkün
zikirle mümkün abdesti olmak Allah'ı zikretmek her perdede Cenab-ı Hak'ın sıfatsal tecelliyatını görmek uyanık olmak bu lazım bize Allah bizi affetsin inşallah selamun aleyküm soru bir karantina günlerinin ilerlemesiyle birlikte son dönemde erkeklerin ev işlerini yaptığını görüyoruz Türk örf ve adetlerine ters olan bu durumun dini boyutu nedir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşlerine yardım ederdi kendi işini kendisi görürdü o yüzden evlerde çamaşırdır bulaşıktır perde asmaktır yerleri silmektir
erkeklerin zoruna gitmesin eşlerine yardım etsinler böylece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sünnetinde yerine getirsinler bunda bir sıkıntı yok yani Türk örfe adetlerine ters değil bu yani nereden Türk örfe adetleri deyip de böyle erkekler bulaşık yıkamazlar çamaşır yıkamazlar ütü yapmazlar diye böyle bir şey çıkarmayın kendinize öyle ama böyle soğuk suyla yıkamazlar işte incelikleri orada böyle asayı yumruğunu vuracaksın asla ben soğuk suyla yıkamam diyeceksin sıcak suyla yıkarım ellerim tahrişi olmasın
çatlamasın diyeceksin o yüzden bunda bir sıkıntı yok ne olacak evin içerisinde bir işin ucundan tutsanız ne olacak elinizde kalmaz e sufiseniz zaten sufilik yolunda gidiyorsanız e biraz da kılbıklığınız olsun ya ne var bunda yani sıkıntı yok Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yardım etmiş biz mi yardım etmeyelim arada böyle güzel yemekler yapın eşinizin önüne koyun hatta bu daha da iyi şimdi eşlerin bu dairedeki kibirleri de kırılır aa ben bir tek iyi yemek yapıyor diye kendimi görüyordum adam bir yumurta
kaynatmış muhteşem örneğin yumurta kaynatmak da ayrı bir maharet yani örneğin içi biraz böyle şey olacak kayısı kıvamında olacak çok kaynamayacak ondan sonra az da kaynamayacak bu büyük bir maharet bunu böyle kenara atmayın veya güzel bir omlet yapın böyle tavada yukarı doğru fırlattığınızda omlet üç takla atsın havada bütün yağları da mutfağa dağıtın ondan sonra da olanca fırçayı yiyin ya da alın elinize silme bezlerini bir güzel de silin temizleyin böyle bunları yaşayın bunda bir sıkıntı yok Müslüman erkeklerin evlerinde bu şekilde
davranması uygun mu muhteşem bir şey Müslüman erkekler evlerde eşlerine yardım etmeli yoksa köşeye oturacaksınız koltuğun bir köşesine süngeri çökertceksiniz sonra getir şunu götür bunu öyle değil kalkın hareket edin fiilyatta bulunun boş oturan Allah sevmez hatta komple başlayın evi temizlemeye mesela işte nereyi temizleyeceksiniz önce buzdolabını şimdi bakacak eşler buzdolabını adam temizlemeye başladı aa birisi küflenmeye başlamış adam bakacak ya bu küfleniyor küflendirdiğiniz şeylerden hakkım helal değil diyecek
aa bu bozulmaya başlamış bakacak adam bozduğunuz şeylerden hakkım helal değil diyecek aynı zamanda kendi mutfağını tanımış olacak ezberleyecek nerede buğday var nerede bulgur var nerede pirinç var nerede şey var onları hatta erkek dizaynı daha farklıdır böyle dükkan dizer gibi onları diyeceksin böyle her şeyi ondan sonra ezberleyeceksin hatta diyeceksin ki işte evde hanım diyecek ki pirinç kalmadı filanca yerde kavanozun içinde vardı diyeceksin yaa bunun işleri de takip edeceksiniz soru 2 kelime-i tevhidin manası nedir
ne demek olur la ilahe illallah la ilahe illallah demek Allah'tan başka ilah yok demek Allah'tan başka kanun koyucu yok Allah'tan başka adalet verici yok Allah'tan başka Allah'tan başka kuvvet yok Allah'tan başka kudret yok Allah'tan başka bilen yok Allah'tan başka hiçbir şey yok selamun aleyküm geceniz hayır olsun inşallah Benim eşim otelde çalışıyor. Korona yüzünden şu an otel kapalı. Açılma tarihi belli değil. Müdürleri oteldeki tarihi yaklaşan yiyecek içecekleri personeller arasında dağıtın demiş.
Eşim de bu ürünlerin kontrolünden sayımından sorumlu. İki defa eve bu gıdalardan getirdi. Üçüncü getirdiğinde işlerinde tarih sorunu olmayanlar bozulmayacaklar, bakliyatlar da vardı. Ben de bunları neden getirdin? Haram olur müdürlerin tarihi yaklaşanları demiş dedim. Eşim bir şey olmaz orada çalışıyorum ben diyor. Arada kaldım haram olur mu? Ne yapmam gerek? Başkalarını mı versem ne yapsam? Aferin doğru bir yaklaşım bu yaklaşımın. Müdürler neye izin verdiyse alıp dağıtılmalarıyla alakalı onları alıp dağıtmaları lazım. Orada kendi nefsine uygun bir hareket etmemesi lazım. Eğer kendi nefsine uygun bir hareket ettiyse onu yeme yedirme de. Hayırlı geceler Allah Resulü'nün ve sizin beni sevmemesi için bahane arayacaksa bulursunuz.
Sevmek için de bahane ararsa da bulursunuz. Burada Allah Resulü ve siz hangisini ağır basar? Geceniz mübarek olsun. Siz bu programı gerçekleştiren ekibinize. Biz Allah ve Resulü'ne baskın olacak değiliz. Allah muhafaza öyleyse. İnsan Allah ve Resulü'nü sever. Birinci derecede Allah'ı sonra Resulullah sonra üstadını sevmesi hiyerarşi budur. Yoksa bunun dışındaki bir hiyerarşi kabul görecek bir hiyerarşi değildir.
Bir ev sohbetinizde ben Mehdi'yi göreceğim demiştiniz zahir olarak. Hala geçerli mi? Zahir olarak görünür ki zaten. Bunda bir sıkıntı yok. 15 yaşındayım şu soruyu merak ediyorum. Canımı yakan birine beddua etmişim. Bunun günahı var mı? Bedduanın yeri nedir dinimizde? Beddua etmesek iyi olur. Beddua bir tek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çok darda kaldığında kafirlere yapmış. Yani daha doğrusu müşriklere yapmış. Beddua böyle çok büyük günah keballere yapmış. O yüzden geri kananlara beddua etmemiş. Beddua doğru bir şey değil. Dilimize a**ırmayalım inşallah. Daha 15 yaşındaysan kimsenin canını yakacak bir de?
15 yaşındaki kimsenin kimse canını yakmaz. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Ben Enes. Hakkı Işık 10 yaşındayım. 3 hafta önce ders almıştım. Dün gece rüyamda Kur'an öğreten hocam beni hafız etmişti. İki gün sonra ölmüştüm ve Allah'a arkası dönük gördüm. Hocamla cennete girecektir ama uyandım. Maşallah Allah mubarek eylesin. Kur'an'ı öğren. Kur'an'ı öğreten hocana da bunu söyle inşallah. Anlat.
Aferin ya. Selamun aleyküm. Geceniz hayır olsun. Tez vakitte Allah sizinle buluştursun. Amin. Bir bayanın muayyen günü Ramazan'ın son 4 gününe denk geliyorsa itikafını nasıl ifa etmelidir? Normalde son 4 gününü hesaba kataraktan çıkıncaya kadar diye niyet ederse daha iyi olur. Erbayin nedir? Şartları ve gerekleri nelerdir? 40 gün halvet etmektir. Erbayin 40 gün halvet eder. Bir sufi, bir tek başına inzivaya çekilip 40 gün zikirle, tefekkürle meşgul olur. Buna erbayin denir. Bu izole günler böyle daha uzun soluklu inzivalar için fırsata nasıl dönüştürülebilir? Normalde bir bayan evliyse bunu Erbayin'e döndürmesi çok zor. Veyahut da bir işi varsa, çalışıyorsa, her an için işe çağrılma ihtimali varsa bunu Erbayin'e çevirme çok zor.
Böyle kısa kısa itikaflar ederekten bu olması mümkün. Erbayin, evet Musa Aleyhisselam'ın sünneti, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Erbayin'i yok. Selamünaleyküm, ben Konya'da oturuyorum. Kardeşim Bursa'da ikamet ediyor. Askeri ücretle çalışıyor. Bu dönemde esnek olarak, yani yarım ağaçla çalışıyorlar. Ben kardeşime zekat ya da fitre mi verebilir miyim? Verebilirsin. Kardeşin kardeşe fitre veya zekat vermesi caizdir. Bunda bir sıkıntı yok. Geceniz ömrünüz hayır olsun. Akıl, nefis, nefis, akıl ilişkisini açar mısınız? Akıl bir olgu, nefis ayrı bir olgu.
Nefsin terbiye edilmesi ama hepsi de iç içe bunlar. Hepsi de birbiriyle bağlantılı. Ruh, akıl, nefis, şeytan bunların hepsi de birbiriyle iç içe bağlantılı. Bunlar böyle karmaşık ilişkiler manzumesi gibi bir şey. Hangisi akıl, hangisi nefis, hangisi meleğin kapısı, hangisi şeytanın kapısı, hangisi vicdanın kapısı, hangisi nefsin kapısı. Bunlar böyle insan kendisini tanımladıkça ortaya, nefsini bilen, Rabbini bildiği sözü bunların içinde geçerli. Bunun hani kitabi olarak baktığımızda bunları anlatan birçok hani Gazali'nin olsun, Feridit'in atların olsun, işte risaleler bulmak mümkün. Ama en hoş anlatan biraz Gazali anlatır bunu. Şimdi akılla nefis birbirinden ayrılmaz ikili gibidir.
Kol kaladır. Birbirlerinden çok etkilenirler. Nefis eğer terbiye edilmiş ise akıllı, aklı harika bir hale getirir. Eğer nefis terbiye edilmemiş ise aklı berbat bir hale getirir. Akıl terbiye edilmemiş bir nefsin hegemonyasına girdiyse o kimse hayvandan da aşağı bir mahluk olur. Akıl şeytanın emrine girdiyse Allah muhafaza eylesin.
O kimse ne din kalır ne iman kalır hiçbir şey kalmaz. O yüzden burada akıl zannetmeyin ki kendi başına kendi kendisine idare ettirecek bir olgu. Onun üzerinde nefsin tecelliyatı var. Onun üzerinde şeytanın tecelliyatı var. Onun üzerinde meleğin tecelliyatı var. Onun üzerinde Rabbisinin tecelliyatı var. Burada o akıl eğer ki üzerindeki perdeler kalkar nefis ve şeytanın yolu tıkanırsa akıl manevi bir akıl olur.
Allah'ın emrinde Kur'an ve sünnetin emrinde bir akıl olur ki muhteşem bir şey bir hale gelir. O yüzden akıl ve nefis birbirine iç açıdır. Bir kimse burada iç dizaynını Kur'an ve sünnete tabi eder ve nefisle mücadele ederse akıl hür olmaya başlar. O yüzden kulluk hürlüktür. O kulluğunu Allah'a yaptığı için şeytan ve nefis onun üzerinde çok etkili olmamaya başlar ve o kimsenin aklı hür olur.
Aklının hür olması demek terbiye edilmemiş nefsin ve şeytanın tecelliyatından kurtulması demektir ki bu muhteşem bir şeydir. Namazı dosdoğru kılmak kelimesinde doğru ne anlama geliyor ve nasıl doğru namaz kılmak mümkün olur? Bunu zahir olarak bakarsak namazı tadil-i erkan üzerine kılma, abdestini tadil-i erkan üzerine alma, namazı da tadil-i erkan üzerine kılmaktır. Ama namazı dosdoğru kılmak o namaz kılan kimsenin haramlardan uzak durmasıyla alakalıdır. Yani siz namazı dosdoğru kılıyorsanız bunun tecelliyatı sizin haramlardan uzak olmanızdır. Eğer namazı siz tadil-i erkanına uydunuz, işte rükunuz, secdeniz, kıyamınız, oturmanız, namazın içerisinde okuduğunuz ayetler, dualar, sureler muhteşem.
Ama bunun duygusu yok ise, bunun hakikati yok ise, ama namaz derinlemesine nüfuz etmediyse, siz o namazı kıldıktan sonra yine harama dalıyorsanız, siz namazı dosdoğru kılanlardan olmadınız. Zahiren dosdoğru ama manevi olarak, metafizik olarak dosdoğru değil. Bunun en aşağı mertebesindeki tecelliyatı, namaz sizi kötülüklerden alıkor. Ama Allah'ı zikir en büyük iştir. Yani namaz sizi kötülüklerden alıkoydu, siz öylesine namaz kıldınız ve namazdan sonra zikrullaha devam ettiniz. Ve namazdan sonra zikrullaha devam etmek, daim salata erişmektir. Namaz sizi daim salata, yani devamlı Allah'la olan ilişkiye götürmesi gerekir ki, namaz dosdoğru olmuş olsun.
Eğer Allah'la devamlı ilişkiye götürmediyse, yani siz Allah'ı daim zikrullaha sizi götürmediyse, namazın mertebe olarak, hayır o zaman o namaz dosdoğru bir namaz olmadı. Namaza durduğunda insanın aklına çeşitli şeyler geliyor. Bu gezen akıl ise buna benliğe ya da kalbe bağlamak nasıl mümkün olabilir? Şimdi namaza durduğumuzda bir sürü şey aklımıza geliyorsa, biz iyi yoldayız. Sebep şeytan bizimle uğraşıyor. Şeytan bize vesvese veriyor. Şeytan bizimle didişiyor. Bu o kimsenin doğru yolda olduğuna işarettir. Buna bir veçeden biz seviniriz. Deriz ki bu kimse istikameti düzeliyor ki, şeytan bununla uğraşıyor. Harika. Ama bunun bir müddet sonra bunda farklı şeylerin tecelli etmesi lazım. Bunu böyle, bunu eğer siz bir fayda olarak görür, bunu böyle şeytan benimle uğraşıyor demek, derseniz ki zaten şeytan sizi bırakır.
Yedi defa gidip sekiz defa geri dönmemek için ya da onlardan olmamak için askeri dikkat edilmesi gerekenler nedir veya nelerdir? Ben bunu çok takarım, hakkınızı helal edin. Ya kimse bir yere intisap etti, bir üstada bağlandı. Bağlanınca kadar şüphe etsin, tetkik etsin, uğraşsın, baksın, etsin, incelesin, sorsun, soruştursun. Ne yapıyorsa hakkıdır onun. Bakın ne yapıyorsa hakkıdır. Sormak, soruşturmak açısından. Hiçbir sıkıntı yok. Yani bazen zaman zaman arkadaşlar bunu yaparlar ondan sonra. Ben hiç gücenmem. Hiç ona kem gözle bakmam. Sorun, soruşturun. Gelin arkadaşlara sorun, soruşturun. Etrafa sorun, soruşturun. Medyada 3-5 südü bozuk, kanı bozuk gazetecinin yazdıklarına bakmayın.
Yalancı, iftiracı insanların sözlerine bakmayın. Gerçekten gidin, araştırın. Bizi de araştırın, başkalarını da araştırın. Herkes araştırın. Gerçekten bu herkesin hakkı. Bir kimse bunu defalarca söylerim ben her zaman söylerim. Sebep, ya geçen hayatını teslim ediyorsun ya. Kolay bir şey değil bu. Sokaktan, çarşıdan domates alırken dahi çürüğüne çarığına bakıyorsun. Yani çarşıdan elma alırken dahi çürüğüne çarığına bakıyorsun. Yani o esnaf sana 2 tane çürük domates koyduğu zaman bir daha o esnafın yanına uğramıyorsun. Ya da bir dahaki haftaya gidiyorsun, geçen hafta bana 2 tane çürük domates vermiştin diyorsun. Hakkın senin. Bakın hakkın. O yüzden sorun soruşturun. Bu kapitalist, deccalist sistemin medyasına bakmayın.
Medya bir bakıyorsun, hiçbir iş yapmayan insanı göklere çıkarıyor. Bu akmışın böyle ısmarlama haber olduğu belli. Yani Türkiye'de 80 vilayet var. 80 vilayetin belediye başkanları oturuyor da sırf Bursa Büyükşehir belediye başkanı mı çalışıyor? Bir bakıyorsun işte belli gazetelerde haber yapmışlar. Yani Büyükşehir çalışıyor. Ha öbür günler oturuyor sanki. Yani hepsi de çalışıyor. Ha demek ki birileri gittiler. Bu değişik bağlantılarla bir haber yaptırdılar. Veya da haber yaptırmak kolay bir şey. Türkiye'de git herhangi bir televizyon, herhangi bir gazete, herhangi bir internet gazetecilere. Hatta öyle duyumlar alıyoruz ki Bursa ile alakalı.
Yani öyle gazeteciler var ki 5 lira, 10 lira, 20 lira istediğin haberi yapıyorlar. Eee onların sözlerinden mi hareket edeceksin? Hayır. Veyahut da bir kimseyi medya tepelere, yükseklere çıkarır. Çıkardığı gibi oradan da aşağı düşürür. Neden? Şeytani çünkü büyük bir çoğunluğu. Bakın şeytani. Onlar da paraya bakıyorlar. Yani gerçek haberci mi var zannediyorsunuz? Gerçek bir medya mı var zannediyorsunuz dünya üzerinde? Yok. Yani medya tamamiyette para, pul, hırs, makam, mevki bunlar hakim olmuş. Medya dediğiniz şey her türlü aleverinin, daleverinin döndüğü bir alan olmuş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ne onların met ettiklerine bakın ne de onların yerdiklerine bakın.
Gidin kendiniz gözünüzle araştırın bakın edin. Kendiniz bakın. Kendiniz şahit olun. Oturun yaşayın orada ne olacak? Üç gün, beş gün, on gün tatile gidiyor. İnsanlar on beş gün deniz kenarında cız buz oluyor yanıyor. On beş gün gitsin o şey intisap edecek olduğu şeyhin şehrine gitsin. On gün otelde kalsın onu incelesin. Beş gün gitsin otelde kalsın incelesin. Her gün onu. Sen nereye gidiyorsan ben de seninle beraber geleceğim sohbetleri takip edeceğim desin. İşte örneğin neredesin? İşte bu akşam filanca erdi. Ya da o şeyh efendi oturuyor evinde devamlı. Evinden demek ki şeyhlik yapıyor. Ha evinde ondan nasıl faydalanacağını, nasıl faydalanmayacağını bilsin.
Mesela Türkiye'de öyle şeyh efendiler var. Bunu medyadan görüyoruz, fotoğraflardan görüyoruz, dinliyoruz. Cam fanusun içinde camdan cama selamlaşıyorlar. Bir soru soramıyorsun, bir rüyanı anlatamıyorsun. Veyahut da öyle şeyh efendiler var. Köşkünün yanından yaklaşamıyorsun. Veyahut da öyle şeyh efendiler var. Çok dolular, çok müsait değiller. Yani 3 yıl, 4 yıl, 5 yıl görüşemeyen, 7 yıl, 10 yıl görüşemeyen ben dervişlerle tanıştım. Maşallah dedim ya bundan güzel sabırlısınız siz dedim. Böyle hani şeyhinizi görmeden, konuşmadan dervişlik yapabiliyorsunuz dedim. Bunun gibi insanlar bir üstada, bir şeyhe, bir mürşidi kamile bağlanacakları zaman araştırsınlar, sorsunlar, incelesinler, tiftiklesinler.
Ama bunların sonucunda maddi manevi eline bir delil geçirmiş, bağlanmış bir yer. Otur kardeşim artık orada, yol yürüceksen, bu tasavvuf yolunda yürüceksen otur artık. Otur, çök orada dizinin üstüne, kımıldama. Gittin, canım kardeşim ya, ne gördün de gittin? Bir eksiklik gördün, bir noksanlık gördün, gittin. Neden dönüyorsun o eksiklik, noksanlık olan yere? Bu da ayrı bir handikap. O yüzden iyice araştırın, iyice sorun. Ondan sonra da oturdunuz mu orada kalın. 7 sefer gidip 8 sefer dönenlerden olmayın. Kararmış, taşlaşmış, kalbi anladığım kadarıyla temizlemek, yumuşatmak zor. İnşallah başaranlardan olurum. Hiç de zor değil. Hiç bunu zor olarak görmem. Hiç de zor olarak görmem.
Tövbe ettim, geri döndüm mü? Tövbe ettim, geri döndüm. Bitti benim işim. Allah'ın vaadi hak. Hz. Muhammed'in Mustafa'nın sözleri hak. Cenab-ı Hak buyurmuş ki, kim tövbe eder, geri dönerse, Allah'tan af dilersi, Allah onun günahlarını affeder. Bundan başka daha ne istiyorum ben? Ben başka hiçbir şey istemem. Ben her daim bunu söylerim. Tövbe etme kapısı, tövbe kapısı açık ne zamana kadar? Kıyamete kadar. Günah işledim, işledim, hata yaptım, yaptım. Ya Rabbi, senden affını diliyorum. Ben nefsime uydum. Ben nefsime uyup hata yapan günah işleyenlerden oldum, beni affeyle. Hz. Peygamber'e ne diyor? Eğer tövbe edip geri dönseler de affedecek bir peygamber görürlerdi.
Affedecek bir Allah görürlerdi. Sen onlar için tövbe ederdin. Ben Hz. Muhammed'in Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi huzuruna durdum. Dedim ki, ya Resulallah ben tövbe ettim. Ben Allah'a da söz verdim, sana da söz veriyorum. Bir daha ben geri dönmeyeceğim. Bitti. Ben onun üzerine bir daha şek şüphe etmem. Hele bir de bir perşembe zikrullahı, bir cumartesi zikrullahı veya bir mahalle zikrullahı oturdum. Bir de Allah'ı zikrettim mi? Daha başka ne ben kalbimin katılığından bahsedeceğim? Hiç bahsetmem bile. Daha ben ne günahlarından bahsedeceğim? Bahsetmem bile. Hayır. Müjdeleyin. Kendinizi de müjdeleyin. Ben iman ettim, tövbe ettim.
Ben Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşamaya gayret ediyorum. Benim geçmiş günahla alakalı bir işim yok. Bitti. Yok. Hamdolsun. Hayırlı akşamlar. Bireysel emeklilik zekatı olurum. Her ay 100 TL. Biz 100 TL kurum yatırıyoruz. Allah Resulü. Yok hayır. Bu zekatı yerine geçmez. Kendine para yatırıyor. Mübarek insan. Selamun Aleyküm. Ebu Musa radıyallahu anh. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu. Ümmetimin tükeneşi ta'ın ve ta'ınla olacaktır. Denildi ki ey Allah'ın Resulü. Denildi ki ey Allah'ın Resulü.
Ta'ın'ın vebayı biliyoruz. Peki ta'ın T-E-A üzerinde işareti var. Ne? Nedir cevap verdi? Ta'ın cinlerden olan düşmanlarınızın çarpmasıdır. Ma ma fi her ikisinde de şehitlik vardır. Ahmet Tebarane Ebu Yallah. Ta'ın nasıl bir şeydir? Şimdi bunu böyle söyleyeceğim. Yanlış anlaşılma olabilir. Ciniler dünya üzerinden kovuldular. Çıkarıldılar. Ciniler dünya üzerinden kovulurken, çıkarılırken de onları kovan, onları çıkaran şeytandı. Şeytan kendi ordusunu kurdu. Şeytan kendi ordusunu kuraraktan dünya üzerinde cinileri komple çıkardı, sürdü. Büyük bir kısmını katletti. Ciniler, kafir ciniler bilhassa yeniden dünyaya geri dönmek istiyorlar.
Ve yeniden geri dönmek, dünyayı istila etmek için uğraşıyorlar. Bu büyük bir mücadele, büyük bir savaşlar bununla alakalı. Allah-u Alem, bu son dönemlerde çok arttı çünkü bu. Kafir cinlilerin musallat olduğu insanlar daha da fazlalaşmaya başladı. Bu gerçekten büyük bir tehlike, büyük bir handikap. Bu dünya üzerindeki keşmekeşliklerin, insanların bu kadar lanetlik işler yapması, insanların bu kadar haramlara dalması, cinni taifenin onları olan biraz daha musallatından kaynaklanıyor.
Ama buna insanlar kendileri kapatıyorlar. Yani harama meylediyorlar, haramla yaşamaya devam ettikleri müddetçe de bu böyle devam edecek. O yüzden Allah-u Alem, cinni taifesi dünyada daha da etkisini arttıracak. Koronanın bunlarla alakası yok. Öyle söyleyeyim. Selamun Aleyküm bir ağabeyimin sorusu var, iletiyorum. Selamun Aleyküm hocam. Bir arkadaşım vasıtasıyla yazıyorum. İnşallah ileride sohbetinizle de gelmeye niyetleniyorum. Bir Maide suresi 69 ayete, Bakara suresi 62 ayete göre ameli iyi olan ve hakikaten Allah'a inanan Hristiyan ve Yahudiler de cennete gidebileceği yorumladım. Ben ve ailem Müslümanız ama hocam iyilik evrensel değil midir?
Tabii ki Allah'a inanç olması ve ibadetleri yapmak koşuluyla. Evet, Yahudi ve Hristiyanların kendi zamanlarında iyilik yapanlar cennete girecekler. Kendi zamanlarında. Ama Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son peygamber olarak gönderilmiş. Ona iman etmeyenler ne yazık ki cennete gidemeyecekler. Bir de hocam Müslümanken aynı zamanda atalarımızın Müslümanlıktan önce olduğu gibi şamanist olabilir miyiz? Yani mümkün değil. Bir kimse Müslümansa Müslümandır. Şamanistlikten gelme, İslam'a uygun olan şeyler vardır. Bunlar bir sıkıntı yoktur. Ama İslam'a uygun olmayan ritüel ve davranışlar doğru olmaz. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar.
Numaranızı rica edebilir miyim? Edebilirsiniz. Cafer bana bir şeyler göndermişsin. Acaba dedim burada mı yayınlanacak, nerede yayınlanacak? Onu bir Cafer'e mesaj at da bir şey yayınlansın diye yayınlar mısınız demiş daha doğrusu. Nerede yayınlanacak? Burada mı nerede? Ne olduğunu okuyamadım, bakamadım. Ne yayınlanacak ona da bakamadım.
Selamünaleyküm, çocuklarımıza okulda özellikle din derslerinde ayetler ile hadisler ile ilgili şüphe uyandıracak yaklaşımlarda bulunarak çocuklarımızın aklı bulandırılıyor. Çocuklarımız Allah varlığı hakkında dinimiz hakkı mı, dinimiz hak mı değil mi, hadisler sahi mi değil mi şüphede kalıyorlar. Bizim de ilmimiz, bilgimiz onları ikna konusunda yetmiyor. Bize ne tavsiye edersiniz? Bu zor günlerde bizi yalnız bırakmadığınız için Allah sizden razı olsun. Canlı yayın ekibine başarı yayın için teşekkür ediyoruz. Dik kaldırımdan selamlar. Ve aleyküm selam. Kıymetli kardeşler, bakın çocuğunuzun birisine kulağını çekseniz okula gidersiniz. Öyle değil mi? Nasıl benim çocuğumun okulunun kulağını çektiniz diye.
Yani böyle bir hadis üzerinde şüphe ediyorlarsa gidin okula. Okul müdürü ile konuşun. Gidin il milliyeti müdürü ile konuşun. Gidin ilçe milliyeti müdürü ile konuşun. Gidin okulda oturun ya. Yani bir çocuğun dinini ifsad ediyor. Yani bu hadis inkarcısı, bu müşrikler, hadis inkarcısı ise komple hadisi inkar ediyorsa müşrik o. O doğru bir insan değil o. Hadisi inkar ediyorsa gidip okulda oturacaksınız. Gidip okula şikayet edeceksiniz. Eğer din kitaplarında böyle bir şey varsa, böyle bir şey varsa, müfredatta hadisleri inkar ediyorlarsa, bu sefer mahkemeye vereceksiniz. Müfredatı mahkemeye vereceksiniz. Öğretmeni mahkemeye vereceksiniz. Bunun peşini bırakmayacaksınız.
Bu ülkede hadis inkarcıları, kendilerince hadis inkar ediyorsa kendisi etsin. Okullarda çocuklarımıza hadis inkar ettiremezler. Müfredat neyse onu öğretsinler. Ama müfredatta hadis inkarcılığı varsa, biz müfredatları o zaman mahkemeye verelim. Böyle bir şey yok. Ortalığı bir hadis inkarcıları el aldı ya. Yani bir kimse hadisleri inkar ediyor. Herkes susuyor ya. Herkes susuyor. Yani çocukların kulağını çekseler, insanlar okul basıyorlar. Benim çocuğumun kulağını çekmişsin sen diye. Ya hadis inkar etmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadisi inkar etmek demek, Peygamberin peygamberliğini inkar etmek demek. Yani bir öğretmen, bu kim olursa olsun, bir profesör bu kim olursa olsun, hadisleri inkar etti mi?
İnkar etti. Peygamberliği inkar etti. Nerede ilahiyat öğretmeniymiş, profesörüymüş, nerede din hocasıymış o ya? Böyle bir şey var mı? Velileri bile örgütleyin. Yani kadının birisi televizyonda açıklama yapıyor. Yani ben diyor silahlandım, kuşandım. Ondan sonra en az elli kişiyi öldürürüm ben diyor. Liste yapmış ya. Liste yapmış. Gözü dönmüş kadının. İnsanları öldürecek, katledecek. Sanki devlet kendisi. Devlet sanki kendisi. Katlediyor. Sanki mafya babası. İnsanları katlediyor. Bir de liste yapmış. Bizim site de diyor, 3-4 tane var diyor. Kendini dinlememiş olsam, diyeceğim ki ya yalandır. Yani normalde o kadın göze almış ya.
50 tane, 100 tane insan öldürecek. Düşünebiliyor musunuz? Biz bir hadisin karşısını şikayet edemiyoruz bu ülkede. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar hocam. Benim iki sorum olacaktı. Birincisi şeytan, ilk insan Hazreti Adem yaratılmazdan önce kimdi? Ne yapardı? Görevi neydi? Şeytan, Adem yaratılmazdan önce yaratılmıştı. Bir rivayette cinni taifesinin hocasıydı. Öyle söylenir. Öyle yapardı ama onun hiç kimse şeytan olduğunu, ayrı bir cinni kavimden olduğunu bilmezdi. İkincisi bir Müslüman kadın sonradan Müslüman olma, bir yabancı erkekle yerlenebilir. Bir Müslüman kadın sonradan önceden önemli değil. O esnada nikahlanırken erkek Müslümansa mesele bitmiştir.
Bir sohbetinizde Rabia işaretinin tam olmadığını, eğer tam olsaydı müjdeleyecektim demiştiniz. Ve Rabia işaretinin anlamını insanların sormadığını söylemiştiniz. Rabia işareti nedir? Tam olması nedir? Geçti. O zamanlar soracaktınız. Zamanı var daha demek ki. Allah iyisin inşallah. Rabia işareti tersten olacaktı. Yani tersten olması onun Allah lafzı olacaktı o zaman. Rabia işareti öyle olmadığı için İsa aleyhisselam eli Allah işaretiyle zuhur edecek yeryüzünde tekrar. Oraya atfen söylemiştim. Anla şimdi ilim saklıyormuş gibi olmasın. Namazda, zikirde, sünnet, oruçta, günlük, virte, tevbede, duada, güzel ahlak.
Güzel ahlakta, devamlılık, düzenlilik, tutarlılık, disiplin nasıl sağlanır? İnsanlar kendisini disiplin edecek. Yani bir bayansan yemek yaparken kendini nasıl disiplin ediyorsun? Veyahut da çocuğunu emzirirken nasıl disiplin ediyorsun? Bir erkek çalışıyorsun, bir işte. Nerede? İşte memursun. Kendini nasıl disiplin ediyorsun? Disiplin ediyorsun. Bunlarda da disiplin edeceksin. Ben 10 sene sonra neredeyse istisnasız pazartesi, perşembe oruçlarımı tutuyor. Sabah namazlarını kılıyor. Günlük virdim, çektiğim halde kendimi nasıl bulurum? Ara. Derinileş, içselleş inşallah. Selamun aleyküm.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir sürü zulüm görmüş. Ondan sonra Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali ve Hazreti Hasan, Hüseyin efendilerimiz hepsi de şehit olmuş. Bir sürü çileye maruz kalmışlar. Şu anda dünyada bütün Müslümanların üstünde zulüm var. Rabbim neden geçmişten gönümüze bu zulme müsaade etmiştir? Bunun hikmetinden sual olunmaz ama Müslümanlar gerçekten zulüm altında. Büyük böyle doğum sancısı çektiği zamanlar Müslümanlar zulüm altında kalmışlar. Şimdi de Müslümanlar 150-200 yıldan beri zulüm altında. Bir doğum sancısı demek ki yeniden inşallah İslam hakim olacak. Nasıl Hazreti Peygamber, Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin böyle bir doğum sancısı, İslam olgunlaştığı yerine geldi.
Ardından insanlar heva heveslerine uydular, yezidileştiler. Ondan sonra başlarına bela, musibet eksik olmadı. İşte Abbasil, Emeviler, Abbasiler, sonra Selçuklular geldi biraz böyle nefes aldılar. Yine böyle insanlar yezidileşti, yine bozuldular, yine kaos oldu. Ardından Osmanlı geldi. Osmanlı döneminde böyle bir yine insanlar nefes aldılar. Ama yine Osmanlı'da, Osmanlı'nın son döneminde de insanlar yezidileşti. Ondan sonra devlet, halk, teba, her hepsi de yezidileştiler. Osmanlı'da yıkıldı. 150-200 yıldan beri İslam dünyası kan ağlıyor. Gerçekten az bir eziyet çekmiyor İslam dünyası. Her gün kan ağıtılıyor. Biz koronadan ölenleri sayıyoruz şimdi. Ama terörden, İslam dünyasının içerisinde patlayan bombalardan, atılan bombalardan, patlatılan el bombalarından ve yere koyulan bombalardan bahsetmiyoruz.
Yani Ramazan'da dahi terör örgütü askerlerimizi şehit ediyor. Yanına gözümüz görmüyor bizim. Yemen cayır cayır yanıyor. Irak cayır cayır yanıyor. Suriye'de insanlar, Türkiye'nin barış harekatıyla bir kısmı orada huzur içerisinde ama öbür taraflar huzur içerisinde değil. Suriye diye bir ülke kalmadı neredeyse. Yerli yeksan oldu. Yıkıldı her taraf. Afganistan o ne kaza. Kan ağlıyor. Bangladeş öyle, Keşmir öyle, Doğu Türkistan öyle. Kan ağlıyor Müslümanlar. Her gün koronadan biz 10 kişi, 20 kişi, 50 kişi öldü diye bakıyoruz. Ama İslam dünyasında her gün yüzlerce, her gün yüzlerce, yüzlerce bakın binlerce insan şehit oluyor. Ve insanların kana akıtılıyor.
Filistin kana akıtılıyor. Her yerde namusları, malları, canları, akılları tanımar ediliyor. Bunları görmüyoruz. Evet İslam dünyası büyük bir zulüm altında. İnşallah doğuma işarettir. İnşallah yeniden yeni bir medeniyetin kurulacağını işarettir. Öyle görelim inşallah. Efendim yıllardır Avrupa Birliği, Avrupa Birliği diye didinip duruluyor. Bize faydası olur mu bu birliğin? Neden bu kadar çok isteniyor, çabalanıyor? Yani normalde bakın Avrupa Birliği'ne zayıf bir şekilde girilirse Avrupa Birliği'nin emrine girersiniz. Bunda da bir hayır hikmet var. Avrupa Birliği'ne güçlü bir şekilde Türkiye girerse, inşallah Avrupa Birliği'nde bu sefer farklı şeyler cereyan edebilir.
Hak şerleri hayır eyler. Bakalım ne eyler, ne eylerse güzel eyler. O yüzden o açıdan bakalım. İnşallah belki de Türkiye Avrupa Birliği'ne girecek. Türkiye, Avrupa komple İslam olacak. Bunu da bilmiyoruz. Avrupa Birliği bu korkudan dolayı Türkiye'yi, Avrupa Birliği'ni almıyor. Belki de hani hata yaparlar, alınırlarsa Avrupa Birliği belki de komple İslam olacak. O zaman İslam'ın gücünü düşünebiliyor musunuz? Muhteşem bir şey olur. Vitir namazında üçüncü rekata kunutu okumadan secdeye gidersek seyir secdesi mi yapacağız? Evet. Allah katında en makbul olan amel nedir? Sufilik yolunda bizi en çabuk Allah'a yakınlaştırılacak amel davranış düşünce tarzı nedir? Sufiler buna sufi vaktin çocuğudur diyerekten bir ibare koymuşlar.
Yani en makbul amel bir an gelir namaz kılmaktır. Vaktinde namazdır. Ramazan ayında oruçtur. İşte savaş vardır, orada cihattır. O yüzden sufi her vaktin hayırlı amelini bir anda bir kediye su vermektir. Bir anda bir açı doyurmaktır. Bir anda hani var ya geçmiş ümmetlerden birisi kuyudan şapkasıyla su çıkarmış da köpeğe su vermiş. Allah onu cennetlik etmiş. Burada o kimsenin vaktin içerisinde, zamanın, coğrafyanın içerisinde en hayırlı noktayı bulması onun amel etmesidir. En makbul amel. Ben gençliğimden beri kulağımda problem var. Abdest alırken ufacık bir su damlası da kase ağrı yapıyor. Doktora gittim su değmeyecek dedi. İyileşene kadar ne yapmamızı önerirsiniz.
Kulakları mest etmek abdestin sünnetlerinden farzı değil. O yüzden kulaklarını mest etme. Hocam hayırlı akşamlar diz ağrım için doktor krem verdi. Kızım oruçluyken sürme diyor. Ben yine de size sorayım dedim. Yani bunun fıkıh olarak müsaade ederler. Ama ben oruçluyken hiçbir şey sürmem üzerime krem olarak. Ben öyle kendimce yaşıyorum. Bunun illaki öyle yaşanacak diye bir kaydı yok. Diz ağrıların için hübüs küs çayı iç. İnşallah. Selamun aleyküm hocam. Hayırlı yayınlar. Biraz fazla sorum var size. Şimdiden hakkınızı helal edin. Helal olsun. Yatarken Kur'an-ı Kerim dinlenir mi? Evet. Muska takmak caiz midir? Evet. Havas ilmi hakkında düşünceleriz nelerdir?
Var böyle bir ilim. Yani bununla ilgilenilebilir mi? Evet. Sıkıntı çeken ile çekmeyen kişinin Allah katında değeri nedir? Allah bilir onu. Bu noktada işte sıkıntı çekenler Allah'a daha yakın, sıkıntı çekmeyenler Allah'a uzak diye bir şey diyemeyiz. Bu insanın kendi gönlüyle, kendi Allah'la olan irtibatıyla alakalı. Namazı kılarken bazen kılınan rekatların unutulup karışmasının sebebi ne olabilir? Normalde eğer unutkanlık, unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Uykuda yaptıklarınızdan sorumlu değilsiniz. Delilik geldiğinde, delilik geldiğinde deliyken yaptıklarınızdan sorumlu değilsiniz. Unutursak tekrar unuttuğumuz şeyi kılarız, iade ederiz. Selamun Aleyküm. Hiçbir şey yokken Allah vardı. Allah bilinmekliği istedi ve bir şey yarattı.
Bu şey Muhammed-i Mustafa'ydı sallallahu aleyhi ve sellem. Ve onun nurundan da alemleri yarattı. Sohbetinizden alıntı. Ey Habibim sen olmasaydın alemleri yaratmazdım. Sorum Allah alemleri, peygamber efendimiz istediği için mi yaratmıştır? Hayır, onu o istediği için yaratmadı. Selamun Aleyküm hocam. Hukuk fakültesini bitirdim ve sonra da devlete atandım. Şu an çalışıyorum ama iki senedir kafamda büyük soru işaretleri var. Eşimin kazandığı çok iyi. Çoğu ay benim maaşıma dokunmuyoruz bile. Bana ve çocuklarına karşı da cömerttir elhamdülillah. İki çocuğumuz var. Eşim evde olsan çalışmasan daha iyi. Ne gerek var diyor sürekli.
Ben de evde daha mutluyum aslına bakarsanız. Ama bunca yıllık emeği ve devlet memurluğunu bırakmak da kolay bir karar gibi gelmiyor. Çok ikilimde, ikilemdeyim. Halimi tam anlatmak için uzun uzun yazdım. Sorumun kısacası kadının hiç ihtiyacı yokken çalışmasının İslam'da hükmü nedir? Bu eşler arasında alınacak bir karar. Eğer eşinizin durumu ahvali yerindeyse, sizin ve çocuklarınızın konuda ihtiyaçlarını karşılıyorsa ve eşinizle işi bırakmanızı istiyorsa eşinize tabi olabilirsiniz. Bu normal, gayet doğal bir şey. Ama yok ben illaki bunu kaybetmek istemiyorum diyorsanız da bu sizin hakkınız. Bunu eşinizle karar vereceksiniz.
Şimdi bir kısım zevat bayanların çalışmasına kesinlikle karşı fetvalar verirler. Ben onlardan değilim. Yani bayan inek sağarken fetva vereceksin, koyun sağarken fetva vereceksin veya tarlada çalışırken çalışmasına fetva vereceksin. Olabilir diyeceksin ama bayan avukat olunca ona fetva vermeyeceksin, çalışamazsın diyeceksin. Bu doğru değil. Benim kendi duruş noktam. O yüzden Hazreti Ayşe annemiz devesine binip savaşmaya çıktı. O yüzden onların hayat standartlarına baktığımızda onlar her işle ilgilendiler. Öyle olunca bir kadının makul dairede, Kur'an sünnet dairesinde haramlara dalmadan çalışmasında bir beis yok. Ama hiç ihtiyacı yok.
O zaman eşler arasında oturup konuşacaklar. Buna bir yere bağlayacaklar inşallah. Selamun Aleyküm doğum günü kutlamak günah mı? Doğum günü olan doğum gününü kutlayabilir mi? Bu bize şeyden, batıdan gelme bir adet. Batıdan gelme bir adet biraz da batılılara yönelik oluyor ya. İşte mumlar yıkılıyor, eğlenceler oluyor. Yani onlara benziyor insan biraz. O yüzden çok uygun değil. Aşırı dindarlık, selamun Aleyküm aşırı dindarlık nedir? Gerçekten dinin aşırısı ve aşırı olmayanını bilmiyorum. Dinin emirleri meydanda. Eğer dinin emirlerinin üzerinde, dışında bir şeyse bu sapkınlık. Mesela örnekliyorum. Beş vakit namaz kılmak farz.
Siz beş vakit namazı altı vakte çıkarırsanız bu o zaman aşırılık olmuş olur. Aşırılık değil, bu sapkınlık olur o zaman. Namaz işte beş vakit. Siz bunu hayır beş vakit değil, sabah, öğlen ikinde, akşam yatsı değil. İşte ya namaz bir tek öğlen kılınan namazdır derseniz bu da sapkınlık olur. O yüzden dinin hükmü ve hukuku, sınırları belli. Bu sınırın dışında kalan her şey sapkınlıktır. Ben öyle biliyorum. Selamun Aleyküm. Nefsin cinsiyeti ve şekli var mıdır? Yani erkeklerin nefsi ile kadınların nefsi aynı kategoride ve kuvvette değil. Nefis neyden yaratılmıştır? Cenab-ı Hak ruhu nurdan yarattı. Bunun cevheri nurdan değil.
Bunun cevheri böyle nasıl söyleyeyim size şimdi? Bir şeyi derece derece derece … indirirseniz ya, onu derece derece indirilen bir efsaftan, bir cevherden yarattı onu. Adını da nefis dedi. Hani nurdan diyemem. Selamun Aleyküm. İki sorum olacaktı. İyi ki camilerimiz toplu ibadete açılınca sosyal mesafe diye sünnetle sabit olan saf düzenimizi bozup öyle mi namaz kılacağız? Bilmiyorum valla camileri açacaklar mı, açmayacaklar mı? Yani AVM'leri açıyorlar. Ayın kaçında açıyorlar AVM'leri? 11'inde AVM'ler açılacak.
Camiler kapalı ama değil mi 11'inde? Haa. Kapitalist sistem. Alışveriş açık, ibadet kapalı. Yani AVM'lerdeki kalabalık sanki camilerde olacakmış gibi düşünüyorlar herhalde. Olmaz. Yani AVM'ler açılınca camilerde mi açılması lazım bilmiyorum. Bir de işin bu tarafı var. Bir tarafı var. Yani AVM'lerde hastalık ürese kimse ayağa kaldırmaz ortalığı ama camide ürese ayağa kaldırırlar ortalığı. Bir de işin bu tarafı var. Bilmiyorum. Özellikle cumalarda ne yapmalıyız? Valla devlet müsaade ederse cumaları kılacağız. Devlet müsaade etmezse ne yapacağız ki? Kılamayacağız. İkincisi özellikle cinsel ihtiyaçlar için robot kadın ve erkekler yapıldığı söyleniyor. Şayet doğruysa bu robotlar ile yapılan cinsel ilişki zina olur mu?
Bak işte yeni bir fetva konusu başladı. Yani bu robotlarla cinsel ilişkiye mi girecek robot olmayan kadın veya erkek? Bunun nasıl tecelli edecek bilmiyorum ki yani. Bir örnekliyorum bir kadın bir robotla nasıl cinsel ilişkiye girer? Bir erkek bu robotla nasıl cinsel ilişkiye girer? Mübarek insanlar maşallah ne sorular buluyorsunuz ya? Bu hüküm evli veya bekar için fark eder mi? Tam diyanetlik soru valla. Evet. Robotla cinsel ilişki. Bu geceye damga vuran en önemli sorulardan birisi bu. Robotla cinsel ilişki caiz mi? Veya robotla cinsel ilişki zina hükmüne giriyor mu? Al bakalım.
Evet. Diyanete sormak lazım bunu. Bakın din nasıl insanı normalde tabiri caizse yeni iştihatlar kapısı açıyor. Öyle değil mi? Şimdi robotla cinsel ilişki zina hükmüne girmez. Zina hükmüne girebilmesi için karşımızdaki yani iki cinsi, cinsellik yaşayan, hani cinselliği yaşayan iki insan olması lazım. Veyahut da iki canlı varlık olması lazım. Örneğin hayvanla bir kimse cinsel ilişkiye girmiş olsa zina hükmü olmuyor. O kimseye ceza veriliyor ama zina hükmü olarak verilmiyor. Allah yiyersin inşallah. Güzel bir soru. Maşallah ya. Muhteşemsiniz ya. Selamun Aleyküm. İçimdeki vesvese sürekli beni suçluyor. Sen iyi biri olmadın.
Namazını dostları kılamadın. Sen yapamıyorsun gibi. Sanki boşluktayım, karmakarışıkım. Nefsinizin sizi veya şeytanın bu kadar sizi alt etmesine müsaade etmeyin. Bu kadar da değil. Yani bunu böyle kendinizi yerle bir etmek için böyle uğraşmayın. Yerle bir etmek için de kendiniz de böyle bu noktaya getirmeyin kendinizi. Ben robotta kaldım. Ya benim bildiğim bu robotlar sanayide kullanılmak içindi. Yani tezgahlarda kullanıyorlar bunu bildiğim kadarıyla. Şeyde ilk tekstil sektöründe, araba sektöründe, otomotiv sektöründe kullanmaya başladılar. İnsanoğlu çağ mı atlıyor artık ne yapayım ip mi atlıyor belli değil. Robotlarla cinsel ilişki kimin aklına gelir ya?
Böyle bir şey var mı? Allah muhafaza eylesin ya. Arkadaşlar, Müslümanlar, Müslüman erkekler giderler bir kadını nikahlarlar. Nikahları nikahladıkları kadınlarla hayatlarını devam ettirirler. Yani normalde Müslüman kadınlar da giderler bir erkekle nikahlanırlar, hayatlarına devam ettirirler. İslam'ın emri bu. Ya muhakkak insanlar bir nikah üzerinde birbirleriyle ilişkilerini devam ettirirler. Bu fıtri olan, ya robotla cinsel ilişki nereden buldunuz ya? Ne yapacaklar? Tekstil atölyelerinin yanında millet robotlarla ilişkiye mi gelecek? Bu nasıl bir fantezi, bu nasıl bir sapıklık ya? Allah muhafaza eylesin ya. Selamun aleyküm.
Ben nefsime çok yenik düşüyorum. Bunu nasıl aşabilirim? Kim nefsine yenik düşmüyor ki? Ayet-i Kerime'de peygamber duası. Ben nefsimi temize çıkaranlardan olmak istemem. Hepimizin hataları, kusurları var. Hepimizde bu noktada nefsimize yenik düştüğümüz yerler vardır. Biz yenildiğimiz yerden kalkarız. Tövbe ederiz. Allah'ı zikrederiz. Dua ederiz. Ya Rabbi bir daha işlemeyeceğiz deriz. Bir daha işlesek dahi yine tövbe eder. Yine kalkarız. Bu noktada kendinizi yerli bir etmeyin. Kendinizi perperişan etmeyin. Tövbe edin, ayağa kalkın. Selamun aleyküm. Ben ve eşim kavgalı bile olsak ben yatağı terk etmiyorum. Eşimin de gitmesine izin vermiyorum. Aferin.
Peki bazı gecelerde ibadet etmek için yataktan çıkıyorum, oturarak uyuyorum. Bu şekilde de melekler lanet eder mi yataktan çıkıp ibadetten sonra oturarak uyumama. Uyumama. Yani eğer bunu yazan bir bayansa bunu eşinden izin alaraktan yapması lazım. Bunu yazan bir erkekse bu da eşinden izin alarak yapması lazım. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri izin alırdı. Hz. Ayşe annemize derdi ki müsaade eder misin biraz Rabbimle baş başa kalayım. Şeyde oruçla alakalı, nafile oruçla alakalı da dedi ya eşliğinizden izin alarak da nafile oruç tutunuz. O yüzden bir kadın da erkek de gece ibadeti etmek için birbirlerinden izin almaları gerekir. Hayırlı geceler namazı kılarken gözlerimizi kapamamızın sorun olur mu?
Yani bunu hanefiler gözleri namazda kapatmak mekruhtur derken açıklamasına işte yırtıcı hayvan gelir, işte akrep gelir, yılan gelir, çiyan gelir, kurt gelir, aslan gelir. O yüzden onu görmezsin. İnsan vücudu önemli, insan önemli. O yüzden yırtıcı hayvanlara karşı namaz kılarken kendinizi kaptırmayın diye söylemişler. Şu anda öyle bir şey yok. O yüzden gözleri kapatmalarında çok fazla bir beis yok. Selamun Aleyküm, genç bir kız tesettüre girdikten 25-30 yıl sonra tesettüre girmeden önceki resminin başka birileri tarafından görünmesi sıkıntı var mıdır? Görünmese daha iyi olur. Onları ortadan kaldırmak, yok etmek daha uygun.
Selamun Aleyküm, bekar bir kimsenin Ramazan haricinde de her gün oruç tutmasına bir sakınca var mıdır? Her gün oruç tutması hoş karşılanmamış. Bir gün boş, bir gün dolu tutabilir. O yüzden oruç da kendisini terbiye edecek ama bir gün boş, bir gün dolu tutarsa daha hoş olur. Bekar kimseler önce evlenmeye gayret etsinler. Bekarlığını terbiye etmeye uğraşmaktansa evlenmeye gayret etsinler. İnşallah evlensinler. Selamun Aleyküm, zatüre rahatsızlığını ne önerirsiniz. Valla zatüre ciğerleri kuvvetlendirmek lazım. Bunun için bildiğim zencefil, zerdeçal böyle bir karışım yapılabilir. Selamun Aleyküm, geceniz nur olsun inşallah. Bu sabah tevhid çekerken, gözlerim kapalı ama uyanıkken, rüya hal anlatmayın demiştim.
Selamun Aleyküm, nefsi kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun ile başlayan hadis ve ayetlerin olmasındaki hikmet nedir? Bütün nefisler Cenab-ı Hakk'ın kudretinin elinin altındadır. O manada. Selamun Aleyküm, bekar bir kişi şehvetini veya kendince gözlemlediği gizli şehvetini nasıl yenmeli veya terbiye etmeli? Bundan çok rahatsızım. Tekrar söylüyorum, bekarlara birinci derecede evlenmeyi tavsiye ediyorum. Bekar bayanlar da, bekar erkekler de bir an önce evlensinler. Belli bir yaşa geldilerse bir an önce evlenmenin yolunu kendilerine açsınlar. Cenab-ı Hak inşallah hepsinin yolunu açsın, evlenmek için mücadele etsinler. Bugünün insanları, bugünün gençleri evlenmek için mücadele etmiyorlar.
En büyük handikap bu. Sonra da kızlar da, erkekler de belli bir yaşı geçtikten sonra artık böyle ümitsizlik vakası oluyorlar. O yüzden işte okuyan kızlar yaklaşık 22-23 yaşında işte okulları bitiriyor. Herhalde işte işe gir, mir, 25 oluyor. Hızla evlenecek artık o. Veyahut da aynı şekilde okuyan erkekler 25'e 30'a geliyor. Hızla evlenmesi lazım. Böyle evlilikte çok ultra şeyler bekliyorlar insanlar, çok böyle üst seviye şeyler bekliyorlar. Beklemeyin, böyle yapmayın. Bir an önce evlenin, bir an önce yuvanızı kurun, bir an önce çoluğa çocuğa karışın. İyi bir nesil yetiştirin. Yani bir kadının, bir kızın 30-35'ten sonra evlenmesi gerçekten zorlaşıyor.
Bir erkeğin 30-35'ten sonra evlenmesi gerçekten zorlaşıyor. Hızla evlenmenizi tavsiye ederim. Hızla. Selamun Aleyküm. Bir kardeşimizin bir süre önce vefat eden babası niyetiyle iki adet Yasin-i Şerif hatmi yapıldı. Bugün kendi aramızda uygun olursa dua ve bağışlamasını zat halinizin yapmasını rica ederim. Adapsızlık ettiysem hakkınızı helal edin. Mübarek insan, buradan şimdi insanların Yasin-i Şerif'lerinin duasını mı devşirelim? Neyle karıştırıyorsunuz? Allah iyi etsin ya. Selamun Aleyküm. Çok konuşmaktan ve ben bilirim hissiyatından nasıl kurtulabiliriz?
En büyük sıkıntı o zaten. Herkes her şeyi çok biliyor. Ve Türkiye'de bu o kadar fazla, o kadar fazla ki, o kadar fazla ki her şeyi, herkesin her şeyden haberdar olması, herkes, her şeyin alimi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden konuşacaksa bir kimse Kur'an ve sünneti konuşsun. Fazla konuşmaya gerek yok geri kalan şeylerle alakalı. Ve biliyorum demekten kendini muhafaza etsin. Allah muhafaza eylesin. Seyif secdesi farz namazlar dışında da mı yapılır? Bütün namazlar, namazın farzları belli zaten. Sünnet de kılsanız namazın farzları belli. Sünnet de kılsanız, namazın herhangi bir farzını tehir ettiyseniz veyahut da namazın herhangi bir sünnetini terk ettiyseniz seyif secdesi yapacaksınız.
Selamun Aleyküm. Ramazanınız bereketli, sağlığınız daim olsun. Amin. Son zamanlarda verdiğimi sahurda çekiyorum ve uyuyorum. Uykumda bin dört yüz yıldır dini ne kadar bilgi var ise sabah kalkınca hepsini de öğrenecekmiş gibi bir his oluşuyor. Fakat normalde yeni bir duayı bile çok zor öğreniyorum. Bununla ilgili bir bilgi verir misiniz? Devam et aynı şekilde. Allah razı olsun inşallah. Hayırlı akşamlar, hayırlı ramazanlar hocam. Size birden farklı soru sormak istiyorum müsaadenizle. Öncelikle çok önemli bir karar verirken o kararın hakkımızda hayırlı olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Ya da duamızı edip direkt kararımızı mı uygulamalıyız? İstihara ne kadar doğru?
Bir kimse önemli bir karar alacaksa ilk önce dini olarak Kur'an ve sünnete uygun olup olmadığını ona bakmalı. Eğer Kur'an ve sünnete uygun ise üzerinde hani hakkımda hayırlı olur mu olmaz mı diye şüphesi varsa istişare etmeli. Bu konuyu bilenlerle alakalı. Mesela bir kimse ticaret yapacak örneğin. O güne kadar ticaret yapmamış, ticareti bilmiyor. Hakkında hayırlı mı olacak mı olmayacak mı bilmiyor. Gidip bir ticaret erbabı ile istişare etmeli. Eyvallah. Bir dal seçecek ticarette. O zaman o dalla iştigal eden kimselerle gidip istişare etmeli. Yine şüphe de etti. O zaman istihare etmeli. İstihare de iki rekat Allah rızası için namaz kılıp dua edip gönlüne gelene hareket etmeyin.
Ramazan günlerinde abdest alırken suyu yutmadığımdan emin olmak için affedersiniz çokça suyu tükürmeye çalışıyorum. Bu sefer dilimiz falan kanıyor. Tekrar tekrar abdest alıyorum bazen. Bundan nasıl emin olabiliyoruz? Canım kardeşim vesvese etmene gerek yok. Yani ağzına su vereceksin. Ağzından suyu çıkaracaksın. Bu kadar. Bundan sorumluyuz başka bir şeyden değil. O yüzden yok işte bütün suyun ağzımızı ıslatmasından biz kurtulmak lazım. bu orucun içerisinde bu şartlar yok. Allah muhafaza eylesin. Kolaylaştırın. Nefsinizi ağırlaştırmanız inişleri. Efendim sufinin kendini huzursuz hissetmesi olur mu? Olursa bu hamlından mıdır?
Yani bir kimsenin huzursuzluk sendromu gerçekten psikolojik bir meseledir. Sufi Allah'a teslim etmemiş. Etrafında olan olayları analiz edememiştir. Hamlık denilebilir. Selamun Aleyküm. Dersimizi çektikten sonra dergah duasını okumamak olur mu? Az bir şey de olsa okuyun inşallah. Dua edin. Selamun Aleyküm. Diyelim ki geceden oruca niyet etmeyi unuttum. Orucum kabul olur mu niyetsiz olduğu için? Bir kimse Ramazan ayında sahurda kalkıp bir bardak su içse niyet etmeyi unutsa dahi oruçlu hükmündedir. Selamun Aleyküm hocam. Ben nişanlıyım. Nişanlımı da seviyorum. Fakat namaz oruç konularından nişanlım çok hafif alıyor.
Onun namaz kılan oruçlarını aksatmayan biri olması için elimden geldikçe konuşuyorum. Lakin nefsinden midir bilmiyorum. Beni bu durum çok üzüyor. Ne yapmam lazım? Nasıl dua etmem lazım? Bu gerçekten çok önemli. Yarın öbür gün ileride bu konudaki gevşeklikleri devam ederse bir evlilik için sıkıntı olabilir. Eşim olacak bu insan. Çok ağlıyorum, dua ediyorum. Hayırlı bir evlilik yapmak istiyorum. Onun da içinde var biliyorum. Fakat yapmıyor. O da bu duruma üzülüyor. Yardım istiyorum. İyyâken âmüdü ve iyâken estâîn. Ancak Allah'a ibadet eder. Ancak Allah'tan yardım dileriz. Allah yardımcınız olsun inşallah. Efendim selamünaleyküm.
Geçen sene bu yıl itikafa girebilmek için çok dua etmiştim. Korona sürecinden dolayı zamanım çok müsait. Bursa dışında yaşıyorum. Neye uygun görürseniz bu Ramazan sonu on gün itikafa girmek istiyorum. Nasıl bir yol istemem lazım? Ne buyurursunuz? İtikafa girmek isteyen bütün kardeşler itikafa girebilirler. O yüzden bu konuda itikafın durumu belli. İşte on günlük girecek olanlar veya üç günlük veya beş günlük derslerini çekecekler. Aynı zamanda da günde yetmiş bin tevhid çekecekler. Erkekler itikafa girmeler için cami hükmünde olması lazım yerin. Camide ise erkeklerin evlerde ancak itikaf değil, inziva olur onlar için. Bir kenara çekilip Allah'ı zikredebilirler.
Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Nefsin emmareliğinden kurtulup Allah'ın rızasına ulaşmak için çabalayıp duruyoruz. Lakin eşlerimiz, çocuklarımız ve işimiz kısacası sosyal hayatımızda engeller çok oluyor. Tavsiye niteliğinde okuduğumuz kaynaklar beş yüz sene, bin sene önceye dayanıyor. Anlatılanlar masal gibi geliyor. Zahiri manada, çağımızda neler yapabiliriz, nefsi ıslah etmek artık mümkün değil midir? Mümkün. O yüzden normalde nefsi ıslah etmek her çağda mümkün. Farzlara riayet edip haramlardan uzak durmak ve sünnetlerle, hadislerle, güzel ahlaklı Allah'a yaklaşmaya çalışmak nefsi ıslah eder. O yüzden gözünüzde korkutmayın. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Şu üç sebepten dolayı Arap'ı sevin. Ben Arap'ım, Kur'an Arapçadır ve cennet ehli Nisan'ı Arapçadır. Ramuz el-Hadis, Gelibolu'dan selamlar. Efendim, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Arap'ım. Bizler Türk olduğumuzu söylemiştiniz. Arap değilsek bu hadiste ne demek istenir? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle söylemiş. Ama İbrahim'i ya, İbrahim'in babası da Türk. Sıkıntı yok Allah'ın izniyle. Selamun aleyküm. Bir sorun vardı. Kalbi öldüren şeyler nelerdir? Birinci derecede zikirsizliktir. Hangisi daha tehlikelidir? Zikirsizliktir. Nasıl kurtuluruz? Zikretmekle. Kendimizi nasıl koruruz? Allah'ı zikretmekle. Merhabalar, hayırlı sohbetler.
Perşembe akşamından devam ediyorum. Müsaadenizle. Görev alma ile ilgili kısaca şöyle alıntılayarak sonra suale geçeceğim inşallah. Biraz sabır ve anlayış istiyorum. Şeyhlik bir ver bir geri al meselesi değil dediniz. İnsanlar verdiğini geri alırlar. Allah verdiğini geri almaz. Allah'ın şanına yakışmaz demiştiniz öncelerden de. Tasavvuf kitaplarında bir kimseye verilen bir makamın, hele ki şeyhlik makamının geri alınamayacağı, bunun nakıslık alameti olduğu bildiriliyor. Tarikat-ı Aliye-i Rufayye'nin teamüllerine göre, evvel emirde bir derviş sırasıyla çavuş, nakip, nügabba makamlarını geçmeden hilafet verilmez. Uzunmuş, özür dilerim. Devamını basınca böyle okudum, yer gitti.
Hilafet verilmez. Hilafet ise iki nevidir. Mukayyet hilafet ve mutlak hilafet. Bunlar da mukayyet hilafet, nügabba olan zevat için geçerlidir ki, bu mübarek zatlar şeyh damzededir. Fakat seyri sülukunu tamamlamayacak olursa, kendisine şeyhlik icazeti verilmez. Ve şeyhinin vefatından sonra post nişin olamaz. Bu zatlar ders verme yetkisine sahiptirler. Fakat dervişanın biatını alamazlar. Kendisine intisap edilmez. Mutlak hilafet ise, nügabbalardan seyri sülukunu ikmal edip, esmai sebai tamamlamış olanlara, şeyhi tarafından mürşitlik icazeti verilir. Ve müstakilen irşade başlar. Hacı Bekir Baba yolundan intikalen gelen usülde, şeyh olan zevata, kılıç burhanın yetkisi hilafetle birlikte verilir.
Bekir Baba hazretlerinden gelen usül budur. Mukayyet hilafet sahibi dediğimiz kimselerin halifeliklerini şeyhi olan zat geri alabilir. Fakat bunun üç şartı vardır. Tarikat-ı Aliye'nin mevzuat ve kavainine hakim olmayan bir takım insanların konuştukları tart meselesi vardır. Şeyh Efendi tarafından bir derviş imtihan icabı tart edilebilir. Hatta çavuş ve nakiplik makamına gelmiş saliklerin de tart edildikleri vakitdir. Fakat nükeba olan zevatın tart edilme şartları çok ağırdır. Mutlak hilafet alıp irşada başlamış halifelerin tart edilmesi kesinlikle mümkün değildir. Zira tardiyet şeyhin noksan oluşunu gösterir. Ehl-i beyt yolunun hiçbir ferdi verdiğini geri almaz.
Bizim Şeyh Efendi şunu tard etti, bunu tard etti. Kelamları konuşanlar bilmeden kendi şeyhlerine noksan addederler. Mutlak hilafet almış bir müstakil olarak irşad vazifesinden başlamış olan meşayih, manen şeyhinden kopmuş sayılır. Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine mutlak hilafet alan Tığlıoğlu Mehmet Efendi ve Hacı Kemal Efendiler aynı dönemde şeyhlik yapmışlardır. Bu iki zat da seyri sülüklerini önceden şeyhlerinde tamamlamış olarak Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine biat etmişler. Şeyh Efendi'nin damadı olan Galip Kuşcuoğlu'na verilen icazet ise tebörrük icazetidir. Galip Efendi merhum Hacı Mustafa Anaç Efendi'ye biat ile sülük görmemiştir. Maraşlı Mustafa yardım edici efendinin halifesidir.
Buna rağmen kulaktan kulağa Hacı Mustafa Efendi falanca halifesini tard etmiş gibi söylemler duyuyoruz. Bu bir tenakuz değil midir? Bir soru işareti var. Burada araya gireyim o zaman. Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin ağzından böyle bir şey duymadık. Ama Çorum'la Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin sağlığında Galip Efendi'yi ve Kemal Efendi'yi tart ettiğine dair söyleniyordu.
Kendi sağlıklarında tart etti diye. Ama her ikisi de şeyhlik yapıyordu. Bunu Çorum'la Hacı Mustafa Efendi Hazretleri vefat ettikten sonra ben bunları duydum. Ben Çorum'la Hacı Mustafa Efendi Hazretleri bunu söyledi mi söylemedi mi bu konuda bir bilgim yok. Ben o yüzden de bunun üzerinde çok fazla konuşmadım. Bu meseleyi de eski dervişlerden hiçbirisiyle de açıp görüşemedim, konuşamadım. O yüzden bunun üzerinde bir hüküm bildirmem mümkün değil. Ama teknik olarak tart edilmeyeceğine dair teknik bilgi doğru. Bu mesele ile alakalı olarak tarihte yaşanmış, ahirete intikal etmiş, silsilemizde olanların yaptıklarını değişmek değil, ders almak için. Ama bazı meseleler bize hiç de anlatıldığı gibi değilmiş yaptığım araştırmalarda.
Örneğin Kırıkkaleli Kemal Akdeniz Efendi ve Galip Efendi, her ikisinin de şeyhlik icazetleri Çorumlu'dan varmış. Galip Efendi'nin icazetinde Hacı Mustafa Efendi bir icazet hazırlatıyor ve yanında şahit olarak Kemal Efendi'nin ismini, başına Şeyh Kamil bin Cemal Kırıkkaleli yazdırıyor. 1978. Bu icazetin nünsası, Galip Efendi'nin dergahında ve internette sergilenmektedir. Böylelikle halife bırakmış Çorumlu Mustafa Efendi. Lakin post neşin bırakmıyor. Kemal Efendi ile ilgili olan tart meselesi de bize anlatıldığı gibi olmadığı meselesi. Tart kovmak demek. Şeyh imtihan icabı veya bir hikmete mebni dervişini dergattan kovabilir. Dervişler, çavuşlar, nakipler tart edilebilir. Nükaba'nın tart edilmesinin çok ağır şartları vardır.
Sülükunu tamamlayıp irşada yetkili kılınan şeyh ise kesinlikle tart edilmez. Hacı Mustafa Efendi'nin 1970 yılında Kırıkkaleli Kemal Akdeniz Efendi'ye büyük bir merasimle şeyhlik icazeti verdiği biliniyor. Ayrıca Kemal Efendi'yi bizzat Peygamber Efendimiz'den aldım diye de kitabında bahsediyor. Kemal Efendi'nin aldığı icazet aile etrafında muhafaza edilmektedir. Doğru. Onun normalde onun aldığı icazetin derganda asıl olduğunu biliyorum. Şöyle biliyorum, o normalde o icazetinin fotoğrafını çekmek istemişlerdi. Bunu da biliyorum. Ben şimdi bu mevzuları, burayı biliyorum. Bununla alakalı bende de bazı bilgiler var ama bir yerlere laf geçecek. O yüzden ben korkumdan değil, farklı algılanacak.
O yüzden susuyorum. Orada icazetin var olduğunu biliyorum. Hatta o icazeti bizim Allah rahmet eylesin, Seyit Taş'ı görmüş. Seyit Taş gitti çünkü orada dükkan açmışlardı onlar. Seyit Taş dükkan açtığında Bursa'dan bir arkadaşla beraber gittiler. Onun fotoğrafını da çektiler orada. O arkadaş da burada böyle fotoğraf çeken, böyle gazeteci durumunda bir kimseydi. Yani bununla alakalı bende bir bilgi var. Mustafa Efendi'den üç kişi icazet almış. Bunların üçü de hazır yetişmiş kimselerdi. Tığlı Efendi Eskilip'ten hazır geldi. Yani süluku tamam. Galip Efendi Maraş'tan. Kemal Efendi de Ali Haydar Efendi'den süluku tamamlamış. Yaşa takılınca icazetini Mustafa Efendi vermiştir.
Çorum'daki eski dervişler şöyle söylüyorlar. Hacı Mustafa Efendi de muhakkak isterdi diye düşünüyoruz. Bizzat yetiştirdiği kimseye icazet vermiyor. Onun için zaman içerisinde Nevşehir Abdullah Efendi, Ali Karaman, Yakıp ve Mustafa Boyraz gibi çalışkan nakiplerini tartif etmiş. Size vereceğim diye. Fakat vermemiş. Vereceğim ayrı, verdim demek ayrı şeyler. Doğru. Yani bunu ben Şeyh Efendi Hazretleri'nden de diyordum Abdullah Efendi'den. O da dedi. Oğlum bize icazetini yazacağını söylemişti dedi. Ama yazmadı dedi. Bunu söyledi bana. Bunu kendisi için söyledi. Şey için. Yakup Efendi için söylemedi. Şunu da biliyorum.
Bunu da açıklayayım o zaman burada. Yakup Efendi'ye Nevşehir'den üç dört tane derci gönderdi arkadaşlardan. Onu dergaha davet etti. Dedi ki gelsin ona halifelik vereceğim dedi. Ama Yakup Efendi kabul etmedi. Onu o zaman için Yakup Efendi'ye giden arkadaşlar biraz böyle tepeden konuştular ona karşı. Ben konuşmalarına biraz şahit oldum. Yani Yakup Efendi'ye yakışacak bir şekilde konuşmadılar ona. Orada bir hata oluştu. Tahminim bu benim. Yakup Efendi de o konuşmalardan rahatsız oldu. Ve Yakup Efendi Abdullah Efendi Hazretleri'ne intisap etmedi. Bu durumda Hacı Mustafa Efendi'nin icazet verdiği yani şeyhlik icazeti verdiği kimseler olduğunu ve halifeleri olduğunu sanıyorum.
Bursa'da bilinmiyordu. Bu durumda ne buyurursunuz? Ben Hacı Kemal Efendi'ye verdiğini biliyordum. Ama Hacı Kemal Efendi'yi verdikten sonra tart etti diye bize söylediler. Hacı Kemal Efendi'nin icazetinin olduğunu da biliyordum. Bu konuda onda icazet var olduğunu biliyordum. Ama bize söylenen Çorumlu Hacı Mustafa Efendi sağlığında onu tart etti diye öyle biliyorduk. Biz Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'nin de böyle söylediğini biliyorduk. Galip Efendi'yi de tart ettiğini biliyorduk. Bizim bilgimiz buydu. 8. Çorumlu Mustafa Efendi'nin icazet verdiği Tığlılı Mehmet Efendi'nin icazetini görmek lazım demiştiniz. İcazet alımında günümüze kısacası şöyle alıntılayarak sonra suale geçeceğim inşallah.
Tığlılıoğlu Mehmet Efendi Hazretleri Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi Hazretleri'nin 1957 yılında Çorum Rufai Dergahı'na posnişin olmasından bir müddet sonra kendi nakibi olan Nuri Efendi'ydi yanına alarak kendisini ziyarete gitmişler. Ve Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'ne biat eylemişlerdir. Tığlılıoğlu Mehmet Efendi Hazretleri kendisinde bir varlık görmeyerek büyük mahviyetle tekrar usta iken çırak olmuşlardır. Zira Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi Hazretleri'nin manevi derecesinin çok âli olduğu zamanın birçok meşahit tarafından tasdik edilmiştir. Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi Hazretleri ise kendisinden yaşça büyük olan fakat büyük tevazı gösteren Tığlılıoğlu Mehmet Efendi'ye Hacı Bekir Baba yolundan teselsülen gelen Kadir-i Rufai yolunun nügabalığını tevdi etmek için Hattat olan ve Bayburtlu Mustafa Efendi vefatı 1966 olarak da bilinen küçük Mustafa Efendi'ye nakibin nügaba icazet hazırlamalarını söylemişler.
Akabinde kendisi ve şahitlerin mühürlemesiyle Seyir-i Sülükunu tekrar üzerlerine almışlar. Kısa bir süre sonra da yine Hacı Bekir Baba Hazretleri'nin şeyhi olan Seyyid Muhammed bin Abdurrahim el-Nişabi'den gelen Sisile ile kendisine mürşitlik icazeti vermişlerdir. Tığlılıoğlu Mehmet Efendi Hazretleri 1994 yılında gelindiğinde artık yaşlılığının getirdiği zorluklarını iyice hissetmeye başlamışlardır. Son bir vazife olarak yıllarca yetişmelerine emek vererek Seyir-i Sülüklerini tamamlattığı nügabalarından ikisine Çorumlacı Mustafa Efendi'den gelen Sisile ile Kadir-i Rufai tarikatından Üçüncüsüne de ise Şeyhi Kadir Ali Efendi'den gelen Kadir'in Ali Efendi'den gelen Sisile Kadir-i Halisi tarikatından Şahitlerin huzurunda icazetlemelerini vererek iki halifesini İskilibere bir halifesini de Çorumuposniş'in tayin etmişlerdir.
O gün ihvanına vazifemiz bitti artık beni beklemeyin dedikten birkaç gün sonra 109 yaşındayken 1994 yılında akşam vakti Allah Allah diye zikrettikleri halde alemi cemale rıhlet etmişlerdir. Halifelerinden ikisi yerlerine halife tayin etmeden vefat etmiş ve şu an hayatta olan sadece bir halifesi olan Zakir Kümbül Efendi Çorum'daki dergahında şeyhlik yapmaktadır. Zakir Efendi'nin icazeti Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'nin Tığlıoğlu Mehmet Efendi'ye vermiş olduğu Sisile'nin devamıdır. Zakir Efendi Bursa'ya korona biter bitmez geleceğini, sizi ve dergahı ziyaret edeceğini bildirmiş, tüm icazetleri birlikte getireceklermiş. Soru, dedemiz bir kardeş dergahlarının tarihte birbirleriyle ilişkileri nasıl olmuştur?
Siz bir heyet teşkil edip kendilerini ziyaret etmekte fayda görür müsünüz? Tüm bu gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz? Kaynaklar ayrıca verilebilir. Biz hiçbir dergahla hiçbir sıkıntımız olmaz. Hele Çorum Naci Mustafa Hazretleri'nin dergahıyla hiçbir sıkıntımız olmaz. Ben Zakir Efendi'nin Çorum'da şeyhlik yaptığını biliyordum. Ama Zakir Efendi'de böyle bir icazet olduğunu bilmiyordum. Çünkü bize bildirilen icazetinin şeyhlik icazeti olmadığıydı. Biz de şeyhimiz var iken böyle bir şeyin ardına düşmedik. Ne neyidir, ne değildir, nedir diye. Ama orada Zakir Efendi diye bir zatın şeyhlik yaptığını biliyorum. Çorum'u dergahına devam ettirdiğini de biliyorum.
Ama tığlı olduğundan icazetinin geldiğini bilmiyorum. Ben onun icazetsiz olduğunu biliyordum. Nakir-i-Gabba olarak icazetinin var olduğunu biliyordum. Şeyhlik icazetinin olduğunu bilmiyordum. O yüzden ilişkilerimiz bu noktada hiçbir sıkıntı olmaz. Eğer bu konuda irtibata girilmesi gerekirse ben seve seve irtibata girerim. Ziyaret edilmesi gerekirse de ziyaret ederim. Hiçbir sıkıntı olmaz. Böyle bir kontak kurulursa ben bu noktada bir problem olarak görmüyorum. Korona günlerinde de ziyaret edebiliriz. İzin alabiliriz. İzin aldıktan sonra da gider geliriz, ziyaret ederiz Ramazan'dan sonra. Bir sıkıntımız olmaz ama gerçekten bu kardeş dergahların toplanması, bir araya gelmesi ve yolun devamiyeti için önemli bir şey.
İnşallah görüşürüz, konuşuruz, halleşiriz, iyi olur, tatlı olur. Dokuzuncu soru. Abdullah Efendi'den siz naklederdiniz. Bir kişiye icazet verdi Hacı Mustafa Efendi, o da dergattan ayrılmamış. Hacı Mustafa Efendi'den önce vefat etmiş. Şeyh olarak meza taşını yazdırmış. Çorumlu diye sizden duyardık. O zat Bayburtlu Mustafa Efendi'ymiş. Küçük Mustafa Efendi de denir. Dedelik makamında olduğu için usül olarak kabir taşına şeyh yazılır. Hakka vasıl olmuş. Fakat halka dönemeyenler dede makamında olurlar. Ali Haydar Efendi Hazretleri, Hacı Mustafa Efendi'yi, Bayburtlu Mustafa Efendi'ye, Kemal Efendi'yi toplamda yedi kişi çilaneye almış.
Sadece Kemal Efendi ve Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'yi sülükten başarıyla çıkmışlar. 1963 yılında vefat etmiş. Ahızkalli Ali Efendi'nin yanına gömülmüş. Abdullah Efendi geldiğinde o zat çoktan vefat etmiş. Bu zat halifesi değilmiş yani. Eyvallah. 10. Yine Perşembe sohbetinde buyurduğunuz, Abdullah Efendi Hazretleri'nin vefatı sonrası istismarı uğradığından bahis de ders alınmayan tarih tekerrür eder sözünün. Allah gecinden versin vefatınızdan sonra sizin üzerinizde tekrar etmemesi açısından biliyorsunuz benzetmek kinayeden ötürü kör ölünce badem gözlü olur diye çokça derdiniz. yok bana özelde şöyle dediydi, yok bana özelde şunu vermişti gibi hafazanallah menfi hadiselerle karşılaşmamak için bizlere yoldaki şerit çizgilerini iyice boyayıp ilave eden trafik, ikaz levhalarıyla birlikte daha neler buyurursunuz.
Ben özelde bir şey söylemem. Bunun sıkıntılarını çok yaşadım. Şeyh Efendi Hazretleri de bana özelde bir sürü şeyler söyledi. Ama yazılı hiçbir şey yoktu. O özelde söylenen şeyler gerçekten de dervişlerin arasında bir hüküm teşkil etmiyor. Yolun devamiyeti için, yolun selameti için bir hüküm teşkil etmiyor. O yüzden özelde hiç kimseye hiçbir şey söylemedim. Bunu açık ve net söylüyorum. Yazılı da hiç kimseye hiçbir şey vermedim. Bunu da açık ve net söylüyorum. Yarın öbür gün yok bana özelde şunu söyle dedi, yok bana yazılı buna ver dedi. Böyle bir şey yok. Ama Allah izin verirse gerçekten böyle bir hani yeni icazetler hazırlamayı planlıyorum. Hatta Cafer'e de arkadaşlara da bundan bahsettim.
Dedim yeni böyle icazetler hazırlayalım. Bu konuda hani ve ileride inşallah verilmesi gerekenlere ne rüyamızda gördüysek, halimizde gördüysek onları verelim diye hazırlığımızı yapıyoruz şu anda. İnşallah Cenab-ı Hak nefes verir, ömür verir. Kardeşler, arkadaşlardan yetişenler olur. Ama içeriden ama dışarıdan hak edenlere de veririz. Bu noktada da bir sıkıntım, bir problemim yok. Ama ve lakin ölüm ne zaman gelir bilinmez. Hiç kimse şunu kendi kendine şey yapmasın. İşte bana verecekti de vermedi. Yok bana şöyle dedi de olmadı. Böyle bir şey yok. O yüzden zakirlerimiz belli. İşte ders yaptıran kardeşlerimiz, çavuşlarımız belli. Herkes şu anda zakirler, çavuşlar belli.
Derslerine devam ediyorlar. Ondan sonra, şimdi çavuş olarak şimdi o ilan edilmemişti. Bizim tekstilci Fehim kardeş var. Ona çavuşluk verdim. Bundan haberi yok dergâhtaki kardeşlerin. Onu da şimdi de söyleyeyim de burada minnet bilsin. O yüzden bizim Fehim kardeşe çavuşluk verdim. Hem sohbet edecek, hem ders yaptırabilirsin dedim. Zaten onu daha önce de söylemiştim. Arzu edersen Gemli'ye git sana çavuşluk vereyim. Orada ders yaptır demiştim zaten. Daha öncesinden onun kendisine demiştim. O yüzden de bunu arkadaşlar bilmiyor. Aslında onu ilan edecektim, söyleyecektim. Telefon numarasını ders yaptıranlarını oraya alın diye. Bir tek bu var. Hani bilinmeyen.
Geri kalanların hepsi de biliniyordu. Onun da şimdi bilinir olduğu. Herhalde iki üç gün olduğu ben ona söyleyeli. Böyle ders yaptır, ondan sonra sohbet et diye. Ders ver diye. Geri kalan hepsi de biliniyor. Dergahanın önünde açık, aşikar. Bu noktada bir sıkıntı yok. O yüzden Şevbu Aruzlar'da ben bütün zakirleri, ders yaptıran kimseleri salona çıkarıyorum ki. İnsanlar orada görsünler, birebir şahit olsunlar. Kim ne yapıyor, kim ne ediyor, kim hangi noktada, kim hangi dairede. Bunu bilsinler istiyorum. O yüzden onları da Şevbu Aruzlar'da bütün zakir kardeşlerin hepsini de programa çıkarıyorum orada. Özellikle bilinsin diye. Tabi son Şevbu Aruz'da aslında daha erken gelmiş olsaydı, Bosna'daki Şeyh Efendi'yi de çıkaracaktım ondan sonra.
Ama o geç kalındı, olmadı. Bir hazırlık olmadı. Şeyde de, Sudan'da Kapbaşi'nin de, Kapbaşi Hazretleri'nin de kendisine söyledim. Kim ister dedim, çocuklarından birisini ver bize dedim, o çıksın. O da çıktı. Böylece şeyimiz no, işimiz tamam oldu. O yüzden hiç kimseye özelde verilmiş bir sözüm yok. Özelde söylediğim bir şey de yok. Ben şöyle söyleyeyim, gerçekten herkesten fazla istiyorum. Allah kardeşlerimizden inşallah yetiştirsin, Cenab-ı Hak yetiştirsin. Biz de sağlığımızla, gözümüz arkada kalmadan, onun gerçekten ona icazet vermekten, bir kardeşe icazet vermekten mutluluk diyorum inşallah. Yine Perşembe akşamı sohbete istinaden, silsileniz Abdullah Efendi'den mi geliyor, yoksa icazet alınan Bosna Ünvesi diye tekkesi ve Sudan Kapbaşi silsilesinden mi geliyor?
İcazet alınan bu yerlerden geliyorsa, ki sohbetinizden biz bunu anladık, silsilelerin tesessüllerini bize tek tek uygun bir zamanda web sitenizdeki gibi bildirilmişsiniz. İnşallah, yani bu noktada silsile, bir zahir silsile var. Şimdi bunları böyle mevzu açılınca konuşayım. Zahir silsile olarak, Abdullah Efendi'den Nakib-i Nukaplu Hallı'ya kadar var. Ama Çorum Nacı Mustafa Efendi'nin dergahdaki terbiyesi, Çorum Nacı Mustafa Efendi'nin dergahlığıyla alakalı manevi bağımız devam etti. Çorum Nacı Abdullah Efendi Hazretleri vefat ettikten sonra bile devam etti. Bunun işaretini, şimdi bu da gene özelde bir mesele, bunun böyle devam edeceğini ve işaretini, Ankaralı Şeyh Efendi'nin Nakib-i Nukabba'sı olan Yakup Efendi, ömrede Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin huzurunda bana söylemişti, dergahın devamı senin üzerinden gidiyor Mustafa Efendi diye.
Hatta Yakup Efendi'yi zahiren ben tanımazdım, o da beni tanımazdı bildiğim kadarıyla. Ben böyle onun Yakup Efendi olduğu kalbime gel dedi, ömrede gittim yanına, Allah rahmet eylesin. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam, ben Bursa'dan Mustafa Özbağ dedim ondan sonra. Böyle baktı, Mustafa Efendi dedi, bizim Ahmet'in kardeşi Mustafa Efendi diyeyim dedi, evet dedim. Abim çünkü onun yanına gidip gelirdi. Abimle samimiydi o. Hatta ben Abdullah Efendi'den ders aldıktan hemen sonra abime çok söylemiş. Aslında ders almazdan önce söylemiş abime. Al getir kardeşini, al getir kardeşini, al getir kardeşini diye. Çünkü abimin anlattığı üç tane rüya var. Abim o zaman yeni ders aldığında görmüş.
Bir tanesi enteresan, yani abim anlattı onu da bana. Tabi sonra anlattı abim, yıllar sonra anlattı. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi bütün böyle topluluk halinde zikrullah yaparken, abim beni de görüyor orada, saçım sakalım ağarmış. Şişi böyle uzaktan benim kalbime atmış. Benim o zaman dervişlikle alakam yok da. Hatta yine başka bir rüyasında abim Çorumlu'ya ziyarete gidince, bakmış ki Çorumlu Mustafa Efendi Hazretleri'nin yanında saçım sakalım ağrıyor olarak, ben onun yanında oturuyorum.
İşte abimin böyle bir tane daha rüyası var. Abim de sağda, Bursa'da. Herkes ulaşabilir abime. Abim bu rüyalarını Yakup Efendi'ye anlattığından, Yakup Efendi demiş ki, hızla getir onu demiş bize. Neyse, tabii biz o zaman Abdullah Efendi'den ders aldık, devam ettik. Abim sonra birkaç sefer söyledi bana, Yakup Efendi seni çağırıyor, ders vermek istiyor diye. Ben de dedim ki, ben ders aldım artık, yürüyorum. Benim bir yolum var, başka bir şeye ihtiyaç yok dedim. Ama Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri ile olan manevi bağımız bizim bitmedi hiç. Yani normalde, hatta benim ilk itikafımda, Allah affetsin, böyle dolapta soğutulmuş kızartma canım istedi itikafta. Hiçbir şey yiyip içmiyorum, böyle dilim dudağım yapıştı.
Böyle bayınırda patlıcan, biber, domates kızartması yaparlar. Akşamdan kalır, dolaba kalırlar. Yoğurtlu, biz onu sabahları yemek hoşumuza gider. Böyle çok canım istedi, mübarek geldi, böyle kendi elleriyle, üç parmağıyla aldı, kızartmayı yoğurtlu, böyle benim ağzıma ver dedi. Ondan sonra bir daha hiç açlık hissetmedim, Allah beni affetsin. Yani Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri ile bağımız hep devam etti. Bu noktada bizim onunla bağımız hiç kesilmedi, öyle söyleyeyim. Hiç kesilmedi. Hatta, tabii yine ağabeyim söyledi, Yakup Efendi'nin kardeşi vardı, Karabüklü Mustafa Efendi. Şeyh Efendi Hazretleri vefat ettikten sonra, o onu ziyarete gidince, ona demiş ki, kardeşinin kulağına söyle, işte dergan başına geçsin, hani şeyhliğini ilan etsin, devam etsin manasında.
Ondan sonra, ağabeyim dedi, Mustafa Efendi'nin selam var, kulağına söyle dedi, yanına geleceğim dedi. Dedim, kulağımda telefon, sen söyle, söyleyeceksin dedim, o da böyle böyle söyledi dedi. Ondan sonra, dedim, bilmediğim bir şey değil dedim, Allah razı olsun, ağabey hakkını helal et dedim. Velhasıl öyle kaldı. Şimdi, o yüzden, şimdi manevi olarak, icazetler, Allah derci kardeşlerinin rüyalarında göstersin. Bunu söylemenin bir anlamı yok, teknik olarak, çünkü bunun bir işareti yok. Ha, Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, devamı olduğu söyleniyor. Ben şimdi, böyle bunları konuşmayayım, Cenab-ı Hak bunun teknik olarak da tecelliyatını gösterirse, söyleyecek bir laf yok. Yani, teknik tecelliyatı ne? O mananın, o rüyanın, teknik olarak da icazete dönmesi lazım.
Teknik olarak da o icazete dönerse, bunu da söyleyecek bir laf yok. Bu bir. İkincisi, insanların kendi gördüğü rüyalar, kendi gördüğü haller, kendilerini bağlar. O yüzden bunu dervişlere aktarmak, dervişlere söylemek, ya ben böyle rüya gördüm, bana böyle böyle dediler, böyle böyle yap dediler. Bunu böyle derviş, ben çok bunları hoş görmüyorum. İnsanlar bunlarla aldatılıyor, böyle kandırılıyor çünkü. O insanın gördüğü şeye, Allah sana bir şey verdiyse, bunun teknik olarak, bunun altyapısını da insanlara verecektir. O yüzden şu anda, zahiri olarak öyle söyleyeyim. İki tane bizim silsile yolumuz var. Bir, Mesudiye tekkesinden, ikincisi de Sudan'da Kappahşi'den Hazretlerinden.
O yüzden bu zahir silsilesi. Bir kimseye bir tane dahi silsile olsa yeterli mi? El cevap yeterli. Ama iki tane zahiri silsile var şu anda. Evet, yani bunu zahir olarak söylüyorum. Açık ve net gönlümdekini. Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri'nin dergahı kapanmadı. Yani dergahının kapalı olmadığını biliyorum. Dergahının kapalı olmadığını biliyorum. Ama bunun zahiri bir tecelliyatı yok. Bu noktada Cenab-ı Hak zahiri bir tecelliyat gösterirse, bunu da söyleyecek. Bir itirazımız olmaz zaten, bir sıkıntımız olmaz. Allah yiyesin inşallah. Ama bizim şu anki, ben kendi nefsim için söyleyeyim, durduğumuz nokta veyahut da durduğumuz daire, öyle söyleyeyim, durduğumuz perde, Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri'nin öğretisinden, Çorum Naci Mustafa Efendi'nin tavır ve davranışlarından uzak değil.
Evet, bugün biraz günümüze doğru güncellendik, günümüze doğru geldi. Bazı muhakkak bazı yenilikler olacak, bu ayrı bir şey. Ama Çorum Naci Mustafa Efendi'nin çizgisinin dışında bir şey değil. Ben genel olarak hem mananın hem de maddiyat, yani tekniğin de beraber gitmesinden yanayım. O yüzden bu işler böyle çok konuşmaya, çok şataatlı davranmaya gerek yok. Her zaman için onu söylüyorum. Allah birisine bir şey verdiyse, onun teknik altyapısı da oluşacağına inanıyorum. Cenab-ı Hakk'ın elinde her şey. Oluşturacaksa oluşturur ama bu noktada muhakkak ki bu işler manevi. Ben şimdi bunları söylemek istemiyorum. Ben daha bayındır da zakirlik yaparken, beni şeyh olarak, bu fakiri şeyh olarak görüp, şeyh olarak ders almak isteyenler vardı.
Ben diyordum ki onlara, benim bir şeyhim var, ben onun müridiyim. Benim de şeyhlik falan yok, yapmayın böyle şeyler diyordum. Ben bu yıllardır böyle devam edip gidiyor. Bunlara bakacak olursan, çık ortaya şeyhlik yap. Ama bunlar doğru istikametler değil, doğru davranışlar değil. Önemli olan bu meselenin hem manevi olarak hem de teknik olarak doğru düzlemle gitmesi. Çünkü arkaya, geriye biz doğru düzgün bir yol bırakalım. Bizimle beraber şu anda hareket eden kardeşler gerçekten zorluklara göğüs gererekten, tabiri caizse iğneyle kuyu kazaraktan geliyorlar. Kolay bir şey değil. Onca saldırı, onca laf, küf, iki taraftan oradan buradan her şey. Kolay değil arkadaşlar, kardeşler bu meselede dimdik duraraktan yol yürüyoruz.
Ama Cenab-ı Hak da bunun karşılığını veriyor. Şöyle söyleyeyim, yani bağlı bulundukları dergah, icazetsiz bir dergah değil. Bağlı bulundukları, durdukları bir yerin maddi ve manevi her türlü icazeti var. O yüzden bu onlar için de sağlam bir kulp, sağlam bir kapı. O yüzden zahiri icazet arıyorsa bir kimsenin, var kardeşim, alsın baksın. Manevi icazet arıyorsa, istihara yapsın, rüyasını görüyorsa dersini alsın. O noktada kardeşler açısından sıkıntı yok. Benim açımdan da bir sıkıntı yok. Ben kendimce şeyh oldum deyip de yola çıkmış bir kimse değilim. Hiç de demedim zaten. Demeyeceğim de ömrümün sonuna kadar. Ben şeyh oldum demeyeceğim. O yüzden çünkü şeyh oldum diyenler, şeyhliği ucuzlatıyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Ben şunu oldum, ben bunu oldum. Yürü kardeşim, bak işine. Olduysan oldun. Yani bunu senin kalkıp da böyle söylemek hoş değil. Bence hoş değil. Peygamberler kendi peygamberliklerini ilan edebilirler. Onlar emirle hareket ederler. O yüzden bir velinin, bir mürşidi kamilin kalkıp da ben mürşidi kamil oldum demesi biraz bana abes geliyor. Allah muhafaza eylesin. Soru 12. Zamanında şeyhlik yapan bir efendi, profesörlük ünvanını Azerbaycan'dan bir şekilde almış diyordunuz. O zamanlar böyle diplomalar yurt dışından parayla almak modası vardı. Şimdilerde de Kıbrıs'ta üniversite okumak modası var. Fakat Kıbrıs'ta mezunların çoğu bir şey olmuyor real hayatta.
Memlekette icazet verilecek silsilesi sağlam yer kalmadı da gitmiş yurt dışından almış derler ise biz ne diyebiliriz? Normalde eğer böyle söyleyenler de olur, herkes bir şey diyebilir. Biz yurt dışından icazet almaya gitmedik. Herhangi bir şey için de gitmedik. Biz Allah rızası için bizi davet ettiler. Biz de davete icabet ettik her iki tarafta. Onlar kendilerince bunu görmüşler kendileri. Örneğin işte ben Sudan'a gittiğimde aynı gittiğimin gecesi program vardı orada. Yani bütün mevlüt gibi işte bütün şeyhlerin, bütün dervişlerin toplandığı büyük bir program vardı. Gittiğimizin gecesi bakın. Ben sabah gece yarısı saat 2'de 2-3'e doğru ben Sudan'a uçaktan indim.
İşte otele yerleştim. Ertesi gün sabah işte şeyh efendinin tekkesine gittik. Akşamına da programına gittik. Akşama programa gittiğimde Allah affetsin icazeti hazırlamışlar. Yani o icazet böyle 2 saatte 3 saatte hazırlanacak bir icazet değildi. Ben gitmezden önce icazeti hazırlamışlar. Sudan'la Kapahşi'nin söylediği de ben kendisini çok öncesinden tanıyorum diye böyle orada bir söz söyledi. Ben şimdi bunu da söyleyeyim. Ben de kendisini tanıyordum. Yani tanımıyor değildim. O yüzden ben de kendisini tanıyordum. Yani yurt dışından olması ona bakarsanız Hacı Bekir Baba'nın da icazeti Mısır Tantan'a. Yani Mısır Türkiye'de Osmanlı'da icazet verecek kimse kalmadı da Mısır Tantan'dan mı icazet aldı? Denilebilir o zaman.
Veyahut da Türkiye'deki icazet alan eski şeyhlerin hepsi de dışarıdan. Yani neden? Hepsi de dışarıdan geldi. Çünkü o zaman ne diyeceğiz? Yurt içinden bulamadı da yurt dışından mı buldu diyeceğiz. Herkes bir laf söyler. Bunda bir sıkıntı yok. Yani bu konuda zaten kalbim mutmain değilse ders almasın. Kimseye bir şey ispat etme yükümlülüğüm yok ki. Bir şeyi ilan ederekten çıkmış olsam onu ispat etmek için uğraşayım. Ben bir şeyi ilan ederekten orta yere çıkmış bir kimse değilim. Ben Allah'a kulluk ediyorum. Sufilik yaşamaya gayret ediyorum. Ben kendimce rüyasında gören kardeşler onlara da öyle söylüyorum. Siz rüyanızda ne görüyorsanız ben oyum diyorum. Bu kadar basit.
Adam rüyasında önemsiz bir kimse görüyorsa, önemsizim, önemli bir kimse görüyorsa onun için önemliyim. Bunda bir sıkıntım yok. Bu işin içselliği varsa ki olmalı, yol arkadaşlarınız olan bizlere ne diyebilirsiniz? Ben arkadaşlara, ben içim dışım aynı, uzaktakini de yakındakini de aynı şekilde söylüyorum. Allah rızası için buradayız. Allah için buradayız. Hiç kimsenin birbirinden beklentisi yok. Allah için herkes çalışsın, koştursun. Cenab-ı Hak çalışana koşturanı muhakkak layık olduğu şeyi verecektir. Siz bana icazet verin mi dediniz de o Şeyh Efendiler size icazet verdiler. Yoksa siz istemeksizin tebörüken icazet mi verdiler? Biz şeydeki, şöyle söyleyeyim, Sudan'daki Şeyh Efendi ile Zahir'in hiç görüşmemiştik.
Bir dervişini gönderdi, davet etti ondan sonra. Biz de davete icabet ettik. Ne Sudan'daki Şeyh Efendi ile görüştüm, ne oğulları ile görüştüm, ne de aradaki o davet eden derviş ile görüştüm bu arada. Sadece işte şu zaman orada Mevlüt var, bu Mevlüt'e davetlisiniz. Ben o zamana işte kendimce uçak biletimi ayarladım, yolculuğumu ayarladım, bu kadar. Hiç konuşulmadı bile bu mevzu. Yani oraya gittiğimizde normalde orada bununla karşılaştık. Hatta belki de videolara baksalar benim şaşkınlığımı veya şaşkınlık demeyeyim yani benim böyle bir şey beklemediğimde görünür zaten bu noktada bir sıkıntı yok. Bosna'daki Şeyh Efendi ile de hiç böyle bir şey konu görüşülmedi, konuşulmadı hiç ama.
Hiç konuşulmadı. Böyle bir şey kendime zul kabul ederim zaten bir yerden icazet istemeyi kendime zul kabul ederim. Bu tasavvuf yolunda bugüne kadar bu noktada hiç kimseden hiçbir şey istememişimdir. Hiç konuşmamışımdır da Allah beni affetsin. Asla hiç kimseden hiçbir şey istemem. Hala daha istemem. Allah yolunu açık etsin herkesin. Benim distorum şudur. Allah birine bir şey verirse Allah'ın önüne geçecek olan kimse yok. Allah birini kendine seçtiyse bunun önüne geçecek olan kimse yok. Sen istediğin kadar yırt kendini. Yani normalde sana bir icazet Cenab-ı Hak vermeyecekse vermez. Ben kendilerini yırtan Şeyh Efendi'leri de biliyorum. Bir icazet için neler yapabileceklerini biliyorum.
Neler istediklerini de biliyorum. Bu konularda konuşmak istemiyorum. Allah affetsin. Ben hani Hazreti Mevlana'nın bir sözü var ya etrafındaki eksikliklere, yanlışlıklara baktım. Bunları yapmamakla kemale erdim der. O yüzden tasavvuf, en doğru tasavvuf etrafında yaşanan eksikliklere bakıp ey nefsim sen bunları yapma demekle insan olgunluğuna erişir. Bu çok güzel bir terbiye sistemidir. O yüzden ben tanıdığım, bildiğim, gördüğüm halifelerin ve Şeyh Efendi'lerin o icazet için ne kadar parende attıklarını gördüm. Kendime dedim ki, Mustafa Özbağ sen asla böyle bir şey yapma. Hiç kimseden hiçbir şey bekleme. Hiç kimseden de hiçbir şey isteme. Sen Allah de yoluna devam et.
diye kendime tavsiyede bulundum. Şimdi Türkiye'de onca şeyhlik yapan kimseler var. Bir icazet için çok şey feda ederler. Eskilerden de bir icazet için çok şeyler feda edecek olanları da tanıyorum. Allah muhafaza eylesin inşallah. Tebörük icazet, teşvik icazet, fiili icazet, kavli icazet gibi kavramlar ile şimdilerde biliyorsunuz. İşin hikayesi literatüre girdi. Tüm bu durumun hikayesi nedir? Ya normalde şimdi herkes bu konuda bir şey söylüyor. Tebörük icazet. Yani tebörük icazet dedi, tebörüken verdi. Aslında o halde değil ama tebörüken verdi. Yani hediye etti. Canım kardeşim veya teşvik icazet. Hani o halde değil ama teşvik için verdi ona. Ve bunların manevi sorumluluğu var.
Bunu teşvik için tebörüken nasıl verecek kimse? Yok bunlar doğru değil. Yani kavli icazet. Yani sözüyle, sözle verdi. Bu doğru değil. Bakın bunların hiçbirisi de doğru değil. Ve insanlar kendi durumlarını kurtarmak için böyle söylüyorlar. Kendilerini kurtarmak için. Ya ben ona icazet verdim ama kavli icaz etti. Canım kardeşim, hani sen konuşurken haktan konuşurdun. Konuştun mu yalandı o zaman yanlıştı? Veya ben ona teşvik olsun diye verdim. Ne o? Tiyansın mı yapıyorsun? Şakacılık mı oynuyorsunuz? Bunlar doğru lafızlar değil. Benim kanaatimce. O yüzden bunların hepsi de böyle laf-u güzaf. Canım kardeşim, bir kimseyi rüyanda gördün mü? Gördün. O rüyanda gördün. Onu halife olarak gördüysen, benim bildiğim doğru bu.
Halife olarak icazetini yaz, ver. O kimseyi şeyh olarak gördüysen, şeyhlik olarak icazetini yaz, ver. O kimseye bir şeyhlik icazeti verdin mi verdin. Onun sorumluluğu sana ait canım kardeşim. Bitti. O kimse çünkü o icazetle şeyhlik yapacak mı? Evet. Bütün sorumluluk ona ait. Aynı zamanda da bütün sevaptan da nasibini alacak. İcazet veren bir kimse. Şimdi, Kapbaşi şeyhlik icazeti vermiş. Ha ben Kapbaşi'nin vermiş olduğu şeyhlik icazetiyle şeyhlik yapan bir kimse değilim. Veyahut da Mesudiye tekkesinin icazetiyle de şeyhlik yapan bir kimse değilim. Ben şeyhlik yapmıyorum çünkü. Ama bir kimse yapsa, örneğin Kur'an ve sünneti doğru olan bir kimse o icazetle şeyhlik yapsa, onlara da sevap gidecek.
Onlar da oradan nasiplenecekler. Şimdi şöyle düşünelim. Bir kimse var, üstad seviyesine gelmiş, şeyhlik yapabilecek seviyeye gelmiş. Manen de onu şeyh olarak görünüyorsa, örnekliyorum ben kendim. Ben ona seve seve icazet veririm. Sebep, o kaç kişiye ders verirse, kaç kişiyi yetiştirirse hepsinden sevap alacağım ben de. Bu işin bir de bu tarafı var. Şimdi ben şeyh efendiye sağlığında dedim, efendim siz vefat ettiğinizde benim size ve dergahınıza dedim hizmetim biter. Bu büyük laf aslında. Bu böyle küçük bir laf değil. Bunu ben bütün arkadaşlara da açıkladım. Hatta cemaatin içerisinde de açıkladım. Arkadaşların içinde de açıkladım.
İnsanlar o zaman bu lafın arkasını önünü hesap edemediler. Yani bu adam ne diyor diye hesap edemediler. Bu böyle o kaosik bir noktada konuşulmuş bir laf gibi söylendi, değildi. O laf bir hakikatin tecelliyatıydı. Yani siz vefat ettiğinizde Mustafa Özbağ olarak size ve sizin dergahınıza bir hizmet etmeyeceğim. Yani ben sizin dergahınızın devamı olmayacağım. Ben sizin devamınız olmayacağım. Yani bunu açıkça bir şeyhin sağlığında bir zakir, bir nakibini gabba söylüyorsa, ya bu boş bir laf değil, kendimi meth etmek için söylemiyorum. Bir şeyhe en son söylenecek bir laf bu. Ama ben onu en önce söylemiş bir kimseyim. Bunun arkasında 140 tane öküz çekmez bunun arkasına.
Bağlasanız 140 tane öküzü yan yana, bu lafı arkalarına bağlasanız çekmez bu lafı 140 tane öküz. Ve ben bunu daha ilk söylediğimde Bayındır'daydım. Ben bunu sonra Ödemiş'te de söyledim. Sonra ben bunu Bursa'da da söyledim. Bursa'da da defalarca söyledim bunu. Kimse bu sözün arkasına düşmedi. Şeyh Efendi Hazretleri de düşmedi. Bakın Şeyh Efendi Hazretleri de düşmedi. Ama ben, Allah hafif etsin, içim dışımdadır benim. Ben bir şey gördüysem gördüğümü söylerim. Gördüğümden anladığımı da söylerim. Neyse benim bildiğim hak, hakikat ben söylerim. Şimdi, Abdullah Efendi Hazretleri'nin yanında 18 yıl durdum. Abdullah Efendi Hazretleri zahiren, kavli olarak bir başkasının üzerinden beni şeyh olarak ilan etti.
Bunu yazılaya çevirdi mi? Hayır. Yazılaya çevirmediği için ben onun bu söylediği sözü reddetme noktasında değilim. Ama benim için teknik olarak bir anlamı yok. Teknik olarak bir anlamı yok. Böylece Abdullah Efendi Hazretleri'nin bağlı bulunduğu, içinde bulunduğu, kendine ait olan yol aslında bir şekilde kapanmış oldu. Yani Abdullah Efendi'nin çünkü icazet verecek, şu anda yetiştirecek, yetişmiş bir kimsesi yok. Hiç kimse, bilhassa etrafındakiler Mustafa Özbağ'ın düşmanlığı yaparaktan bir şey elde edeceklerini zannettiler. Oysa söyledikleri söz şuydu. Seyr-i sülûk'ünü Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurmuş. Söyledikleri söz şuydu.
Mustafa Özbağ'ın Seyr-i sülûk'ünü Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurmuş. Bu söz dahi, bakın bu söz dahi, Abdullah Efendi'nin dergahında on bin tane derviş varsa, Seyr-i sülûk'ü olan bir nakibin gabbâ var. Bakın bu sözün üzerinden yorumluyorum. Ve o nakibin gabbânın Seyr-i sülûk'ünü Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurmuş. Eğer bir sufinin, bir dervişin Seyr-i sülûk'ünü Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri eline aldıysa o kimdir? Bakın burada mesaj çok net aslında. Bir nakibin gabbânın Seyr-i sülûk'ünü altını çizerekten söylüyorum. Bir nakibin gabbânın Seyr-i sülûk'ünü Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurduysa, o nakibin gabbân nedir kardeşim, nereye gidiyordur, yolu nereye varıyordur onun?
Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurduysa, şimdi bunu söylüyorum böyle ortalık ayağa kalkacak. O zaman o şeyhin orada bir hükmü kalmamış. O zaman o şeyhin orada bir dahli kalmamış. O zaman o şeyhin orada herhangi bir şeysi kalmamış. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurmuş. Ve ardından kelam şu, durdurdu ama yeniden devam edeceğini, yeniden açacağını söyledi.
Kelam bu, eskiler bunu daha iyi bilirler. Şimdi bu sözü topla. Şimdi bir nakibin gabbân var, onun seyir üsülükünü Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri durdurmuş. Ve demiş ki, bir müddet sonra devam edecek. Bir müddet sonra o zaman kim de devam edecek? O şeyh de devam etmeyecekse, o zaman kendisinde devam edecek. O şeyh vefat etti mi? Etti. Devam edecek sözünü de o şeyh söyledi mi? Söyledi. O zaman demek ki, ben kendime zaman zemin ayırmıyorum. Buna ihtiyacım yok. Sözleri yorumluyorum. O zaman Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri devam edecekse, kim de devam edecek o kimse? Yaşayan şeyhi yok. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'nin durdurduğunu kim devam ettirebilir?
Devam edecek sözü de o zaman Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri dediyse, kim devam ettirebilir? İyi, teknik bilgiyi de şimdi bunun üzerine yerleştireyim. Zamanın kutuplarını Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri en son yetiştirir. Bu da teknik bilgi. Ben kendim böyle bir iddiam yok benim. Teknik bilgi olarak söylüyorum. Bir veli yetişir, yetişir, yetişir. O veli yetiştikten sonra bir müddet sonra işte onu şeyhi yetiştirir, sonra manen pirler yetiştirir, sonra onu peygamberlerden birisi yetiştirir. En son Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri o kimsenin yetişmesini üzerine alır.
Bu teknik bilgidir. Seyri sülükün devamı budur. Seyri sülükün devamı budur. En son rahle Hazreti Muhammed Mustafa'nındır Sallallahu Aleyhi Vesellem. Şimdi ben Şeyh Efendi'nin oğlu bana telefon açmıştı. Ben ona demiştim. Hasan bu dergahda dedim ikinci bir şahsı göster bana. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretlerinin seyri sülüküyle, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretlerinin bir derviş göster, onun seyri sülüküyle ilgilenmiş olsun dedim.
Bir laf. Sustu. Susmak zorunda çünkü. Kendi Şeyh Efendi'nin ağzından konuşanların laflarını söylüyorum. Ne dediler? Büyük bir heyecanla. Herkese yaygara yaptılar. Dediler ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri seyri sülükünü durdurmuş. Hala. Canımız kurban olsun ona. Hazreti Muhammed Mustafa'nın durdurmasında dahi büyük ilahi rahmetler vardır. Ya ne demek bir fakir bir kimseyle ilgilenmiş? Ben öyle bakarım. Onun kızması bile rahmettir ya. Öğretmen olacak olan talebesine kızar. Neden böyle yaptın diye.
Neden? Ondan çok şey bekliyordur çünkü. Bir üstad bir dervişe kızıyorsa rahmettir ya. Sufilikte şeydir bu. Ölçüdür. Üstad bir dervişi azarlıyorsa, o dervişle ilgileniyordur. Büyük rahmettir o. Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem bir böyle fakir, garip, kimsesiz, ardında arkasında kimsesi olmayan, ardında arkasında abisi, babası, emmisi, dayısı olmayan, bizim gibi zavallı bir kimsenin seyri sülükünü durdurduysa biz rahmet görürüz onu.
Onun lütuf, onu ikram görürüz. O yüzden öyle söylediler ya, abarta abarta söylediler herkese. Sanki, yani ben böyle imandan çıkmışım gibi söylediler. Rahmeti görmediler. Bunda da bir hikmet var. Her şeyde hikmet olduğu gibi. E şimdi, bir dergah düşünün. Seyri sülükü durdurulmuş, kimin zamanda? Abdullah Efendi'nin kendi zamanda, sağlığının son döneminde durdurulmuş. Yani, aslında var ya, acı bir şey bu. Bunu böyle yorumlamak istemezdim ama, yani, çocuğu olmuyor artık. Arkasından gelecek, mirasını devam ettirecek bir kimse yok. Bu, acı bir şey. Son noktada. Ama Mustafa Özbağ bunu evvel söylemiş. Hiç kimse bilmiyorken demiş ki, vefat ettiğinizde size ve dergahınıza hizmetim bitecek.
Evet. Şeyh Efendi Hazretleri'nin üzerinde çok emeği var. Bu noktada. Gerçekten, onun adına da üzgünüm. Ama yapacak bir şey yok. Böyle, o esnada da her şey, Rabbimin cilve-i Rabbani'si. Böyle tecelli etti demekti. Demek ki. 13. Yine Perşembe gününden, Abdullah Efendi'nin silsile yazdırması ile ilgili soruya verdiğiniz cevaplar, tenakuz içermektedir. Yazması etik değil deyip, o yanlışı sizin devam ettirmeniz, kendi başına çelişkili. Maalesef, bu konuda söyledikleriniz sözler, tasavvuf tarihi açısından, mesnetsiz görülebilir. Kendi görüşleriniz, kendi görüşleriniz, duygusal değerlendirmelerle iç içe, kendinize haklı görmeniz hakkınızdır. Ama gelenek açısından bu mahsurlu görülebilir.
Muhakkak sizin bileceğiniz ve sizi bu haliniz ile kabul eden takipçilerinizi kararıyla karşılıklı rıza hali var gibi görünse de, maalesef dışarıdan gözüken tablo bu. Bu hususta ne diyebilirsiniz? Normalde Abdullah Efendi'nin silsile yazdırması ile ilgili soruya verdiğiniz cevaplar tenakuz değil. Şöyle, evet teknik olarak yazdırması mümkün değildi. Yani teknik olarak neden mümkün değil? Silsile'de kendisine Çorumlu Hacı Mustafa Efendi yazılı olarak bir icazet vermemiş. Ne diyecek kendisi yazdırırken? Örneğin, işte Mısır'dan Abdurrahim Tantevi ve Abdurrahim Neşabı Hazretleri'nin vermiş olduğu icazet bahisle, işte Çorumlu Hacı Bekir Ebu Bekir Efendi'ye vermiş olduğu icazet, onun Hacı Elaydar Efendi'ye vermiş olduğu icazet, onun Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'ye vermiş olduğu icazet, orada icazet bağı koptu.
Bağı koptu. Nasıl icazet verecek? Ne yazacak icazete? Şunu yazabilir. Bana vermiş olduğu nakiplik icazeti bağıyla, nakiplik kabbalık icazeti bağıyla, ben size nakiplik kabbalık icazeti veriyorum. Eyvallah. Bu tamam, teknik olarak doğru. Şimdi böyle açık açık konuşacağım. Bende yazılı iki tane icazet yok iken, kime icazet verebilirim ben? Ancak nakiplik kabbalık icazeti verebilirim. Birine şeyhlik icazeti verebilir miyim? Veremem. Sebep? Ya canım kardeşim, yani bende teknik olarak yok ki, ben sana vereyim.
sorarlarsa, ben rüyamda gördüm. Sen rüyamda görmüşsün. İyi, ben yarın öbür gün rüyamda desem ki, bana rüyamda dediler ki, Bursa İlahiyat Fakültesi'nin dekanı sensin. Gidip dekanlığa oturabilir miyim? Ama rüyamda gördüm. Canım kardeşim, rüyamda gördün ama, oraya gidip dekanlığa oturamazsın. Neden? Teknik olarak elinde bir atama yok. Teknik olarak elinde bir diploma yok. Tenakuz değil. Bunu tenakuz görmüyorum. yazması etik değil deyip, o yanlışı sizin devam ettirmeniz, kendi başına çelişkili, bu yazması etik değil, ben devam ettirmiyorum ki. Ben, Şeyh Efendi'den bir icazet yazmadım kimseye. Ben hiç kimseye icazeti yazmadım ki, teknik olarak.
Veya hiç kimseye de, sözlü, fiili, kavli, yazılı, hiçbir şekilde kimseye şeylik icazeti vermedim. Vermedim. Tenakuz yok mu? Tenakuzu, şimdi sayfa duruyor, tenakuzu yazarsan, açık bir şekilde nerede olduğunu, hemen cevaplandırabiliriz. Bu konuda söylediğiniz sözler, tasavvuf tarih açısından mesnetsiz görülebilir. Mesnetsizlik yok, yani tasavvuf tarih açısından da mesnetsizlik yok. Teknik şu, bir kimsenin şeyhlik icazeti var ise, o kimse şeyhlik icazeti verebilir. Bir kimsenin şeyhlik icazeti yok ise, o kimse şeyhlik icazeti veremez. Teknik bu. Bakın, teknik bu. Bunu kabul etmez bir kimse, kabul etmez, eyvallah. Ama teknik bu. Sorular bitti burada.
Bu, kardeşin. Aa, yazıyor diye yazıyor. Evet. Biz zaten ders kağıtlarında da bizim, geçmiş bütün mürşidi kamillere diye, ders kağıdımız var. Bütün velilere, bütün mürşidi kamillere diye, tenakuz şu, sizin ders kağıtlarında, Abdullah Efendi'nin silsilesini, aynen yazmanız, aynı hatayı sizin düştüğünü göstermez mi?
Bir saniye. Ben mi? Yanlış biliyorum. Evet. En son, üç ihlas bir fatiha. Ya Rabbi, bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Efendi'nin ruhaniyetine ve yaşayan bütün mürşidi kamillerin, veliaların, evliyaların ruhaniyetlerine, bütün derviş kardeşlerimizin ve Ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetine, Turi Kaledem'e, akrabayı talikatımızdan geçenlerin ruhlarına hediye eyledim.
Vasır Bey Sadaray'la. Ders kağıdında bu yazıyor. Benim yayınladığım ders kağıdı bu. Bunun dışında ben hatırlamıyorum öyle bir ders kağıdı yayınladığımı. O yüzden tenakuz değil. Ben şimdi hemen bilgisayarda günlük virt, ben de çünkü ders isteyenlere veriyorum. O yüzden günlük virt burada, benim bilgisayarımda yazılı. bakın oradan okudum ha direkt. O yüzden tenakuz değil. Ha birileri benim dışımda bir ders yazmış olabilir, bir ders kağıdı yazmış olabilir. Benim sayfa, salim bir bak bakayım sayfada başka bir ders kağıdı var mı orada? Aynı değil mi? Değişen bir şey yok. Birinci kısımda? Evet.
Üçüncü kısımda şey yok. Yani hiçbir silsile yok üçüncü kısımda. Yani normalde açık açık konuşmak gerekirse üçüncü kısmı değiştireceğim. Şimdi bu icazetleri yazayım. Ondan sonra inşallah şey yapacağım. Eski ders kağıtlarında da yazmıyordu. İlk ders kağıdında yazdığımda da aynıydı. Yok. Onu bir yerler birileri yazmış olabilir. Ortalığı dökmüş olabilirler. Yok. Ben o yüzden özellikle son dönem bütün arkadaşlara bu yeni ders kağıdını çekin diye yani çünkü benim istiniatifimi olmadan da değişik yerlerde benim adıma ders kağıdı dizayn edip dağıtanlar var. Öyle söyleyeyim. Sonradan bana böyle bir haberler geliyor. Diyorum ki yok benim yazdığım hani bizim yazdığımız ders kağıdı öyle değil diyorum ben.
O yüzden özellikle bütün kardeşlere bütün arkadaşlara bu yeni dersi çekin diye o yüzden söylüyorum. yani bir yerlerde birileri bir şeyler tanzim ediyor kendince. Bir yerlerde bir şeyler tanzim ederekten herhalde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. O yüzden diyorum ne eskilerinde bizim üzerimizden ne eskilerinde ne yenilerinde bizim şeyhefendiyle alakalı şey silsileye yazmadım. Şunu da söyleyeyim. söyleyeyim aslında yazabilirim de çünkü 18 yıl ben yazsam dedim yine şey olmaz. Ben şeyhim olarak onu yazabilirim. Bunda bir sıkıntı yok. Ama ben şeyhlik icazeti ondan almadım. Ondan almadığım için ben silsileye yazmadım hiç ona. Dedim ben ondan şeyhlik icazeti almadım.
Etik olarak bu doğru değil. ben şimdi örneğin bir kimse kendi icazetini kendisi doldurursa zaten yanlış olur. Ben kendim de icazet doldurmadım. Kendim de icazet yazmadım. Kappahşi'nin icazeti var. Kappahşi Hazretleri'nin icazeti yazmış. Arapça ben onun Türkçesine bile bakmadım. Şey Mesudiye Tekkesi'nin icazeti var. Ben onun Türkçesine bile yani ezberimde değil bakmadım bile. şimdi ben kendim bir icazet yazmış olsam birisine birisine şeyhlik icazeti yazdım diyelim ki. Ben Nevşeli Abdullah Gürbüz Efendi'nin şeyhlik silsilesi olarak adını yazamam ki yine. Mümkün değil. Etik değil. Durum bu. Sizden ve huzurunuzda herkesten özür dilerim demiş.
Sıkıntı değil. Problem değil. Olsun olsun. Derslerdeki bağışlamalar alışkanlık geriye devam ediyor. Bu doğru mu? Evet. derslerdeki bağışlamalar alışkanlık olarak devam ediyor. Tekrar söyleyeyim. Ben Şeyh Efendi'nin adını zikretsen bağışlamalarda gene etikliğin dışında değil. İcazette ben onun devamıyım diye yazarsam o zaman bu sıkıntı öbür türlü değil. Allah bizi affetsin. Bunu da buradan söyleyeyim. Abdullah Efendi Hazretleri'yle herhangi bir alıp veremedim. Yok. herhangi bir problemimiz yok. Yani onunla da görüşüyoruz. Bir sıkıntımız yok. Bir problemimiz yok. Yani aramızda da bir sıkıntı yok. Herkes sıkıntı var zannediyor. Hiçbir sıkıntı yok. Hiçbir problem yok. Hiçbir problem yok.
Emeği var. Üzerimizde onunla problem yaşayacak noktada değiliz. Allah bizi affetsin. benim üstadımdı. Benim şeyhimdi. 18 yıl beraber yol koştuk. Son dönem biraz kaosik şeyler oldu. Ama bu benimle alakalı değil. Kendi dairelerinde kendince bir kaosik şeyler yaşadılar. Ne bileyim işte etrafıyla beraber. Benimle alakalı bir şey yok. Benim yüzüme bir şey söylemedi. Ben öyle söyleyeyim. Benim de şeyim kendimce söylediğim şey bu. Diyorum ki bana bir şey söylemedi. Veyahut da işte Cafer'i, Adnan'ı, Hüseyin'i gönderdim yanına. Dedim gidin sorun. Ondan sonra hani ne oluyor? Ne gidiyor? Onlar da sormuşlar. Efendim demişler. Böyle böyle. Oğlum yok hiçbir şey demiş.
Dönün gidin bakın. Mustafa abinize de selam söyleyin. Bir problem yok demiş. Öyle devam ediyoruz biz. Allah iyi etsin inşallah. Evet. Selamun aleyküm. Hamileyken yaptığımız bebekleri etkiliyor demiştiniz. Ben hamileyken hata işledim. Pişmanım. Tekrar aynı hataları işlememeye çalışıyorum. Şimdi çocuklarımdaki etkilerini düzeltebilir miyim? Her tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Devam edin tövbeye inşallah. Selamun aleyküm. Derin bir ruhsal bunalım hali yaşayan birine tavsiyeleriniz nelerdir? Abdestini alsın, namazını kılsın, bir geriye çekilsin, kendini dinlesin, Rabbisini dinlesin, zikirle hemhal olsun. Hayat bu. Her türlü şey yaşayabilir. Her türlü problem olabilir.
Bunları kolaylıkla, güzellikle, tatlılıkla karşılasın, hoş olsun. Dış çevreye yabancılaşma, boşluk ve savrulma haliyle nasıl baş edebiliriz? Herkese yabancılaşabilirsin. Sen kendine yabancılaşma. Kur'an ve sünneti sımsık yapış, dinini yaşamaya çalış. Bu sana yeter. Kişi şükrü hayatının her alanına nasıl yerleştirebilir? Her alanına yerleştirebilir. Yeter ki şükür edecek, hamd edecek, fiiliyatı bulsun. Yani bir kimse zengin olmuş, hamd olsun demesi onun yetmez. Neden? Zenginlikten cömertliğe gitsin, etrafa zekat versin, sadaka versin. Onun şükrü bu. Veyahut da sizde bir ilim var. O ilime hamd olsun, bu ilim var demek yetmez. Ya o ilminden insanları faydalandıracaksınız.
O ilmden insanları faydalandırmanın yolunu bulacaksınız ki, şükür etmiş olacaksınız. Yaşadığınız kötü olaylarda daha iyi şükredebilecek bir şeyler nasıl bulabiliriz? Elhamdülillah ne kadar kötü olaylar, hadiseler yaşansaysa sabrederiz, hamd ederiz. Cenab-ı Hak onu kara çevirir. Öyle görelim inşallah. Hayırlı akşamlar, çocuklarımızı böyle bir dönemde yetiştirirken nelerden uzak tutmalıyız? İnternet ortamı olsun, arkadaş ortamı olsun, kötü etkilenmemesi için soyutlamak mı doğru? Biz onlara iyi, doğruyu, güzeli anlatalım. Onların elinden, onlar bugün interneti elini alacağınız, on yıl sonra ellerini alacaklar. Biz onlara iyi, doğruyu, güzeli öğretmeye gayret edelim. Selamun Aleyküm, evli olan ihtiyaç sahibi kız kardeşime ve cezaevinden çıkan işsiz olan erkek kardeşime fitre verebilir miyim?
Evet. Selamun Aleyküm, ben 13 yaşındayım, sizden ders almak istiyorum. Sümeyye Gök. 7-7, söyle baban, sana tarif etsin inşallah. Selamun Aleyküm, efendim, hayırlı akşamlar. Bayburt'tan başta ve size ve tüm derviç kardeşlerime selamlar. Aleyküm, selam. Allah yardımcı olsun. Canan, hocam, hayırlı akşamlar. Konya'dan yazıyorum. Mustafa kardeşim sayesinde sizi tanıdım. İsmim, savaş size bir sorum. olacak hocam, bir iş yapacağım. Çok kararsız kalıyorum. İçime bir korku giriyor. Ve çok kaygılanıyorum. İstareye yatıyorum. Rüyayı da görem, görüyorum. Ama bir türlü içim rahat etmiyor. Ne yapmam lazım? Allah yardımcın olsun inşallah.
Eğer istare yap, istişare yap, istare ve istişarenin sonucunda kendince, sana herkes uygun diyorsa, yoluna devam et. Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar. İçimde Allah ve Resulü'nün yolunu yaşama isteyef var. Ne zaman bu yola yönelsem, şehvi durumlar aklıma getiriliyor. Ve kaybediyorum. Sürekli gergitler yaşıyorum. Ve bu samiyetsiz kulluk ile Allah ve Resulü'nün yüzüne nasıl bakacağımı bilmeyerekten utanıyorum. Ne olacak benim halim, nasıl yapayım bilmedim. Allah sizleri var etsin. Eğer daim onun yolu üzerine sevdiklerinden saysın. Amin. Bir de değerli hocam, 2017 yılında, bir buçuk yaşında kızımı kaybettim. Allah'a teslim oldum. ve bu habere sabır edip hamd ettim. Allah meleklerine kulum için hamd sarayı yapıp buyrulmuş kulum için.
Peki ben bu dünyada bu denli Arap yaşarken bu saraya nasıl layık olacağım? Layık olmanın yolunu ara, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapış, istikamet ve istikrarlı ol. İnşallah. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun Aleyküm. İlaç kullandım ve şeker ve insülün rahatsızlığım olduğu için oruç tutamıyorum. Ramazanda günlük itikafa girmek için oruçlu olmak şart mı? Değil. Senin için değil. Gün içinde yemek yapmak gibi işlerle uğraşırken de itikafı devam ettirebilir miyim? Evet. Selamun Aleyküm. Hayırlı Ramazanlar hocam. Ben günahkar bir gencim. Namaz, oruç tutuyorum. Elimden geldiğince tanıdım, tanımadım. İnsanlara maddi, manevi yardımcı olmaya çalışırım. Fakat namaz kılmıyorum.
İmanım ne derece zayıftır? Bu cehennem ehli olmama sürükler mi? Bir diğer sorun da uykudayken ağzımıza içtiğimiz suyun gelmesi oruç bozar mı? Son olarak çocuğumuzun olması için duanıza bize de yer verir misiniz? Allah muayineniz olsun. Uykudayken ağzına su gelse orucu bozmaz. Namazını inşallah disipline et, kılmaya gayret et. Allah muayinen olsun. Allah yardımcın olsun inşallah. Geçtiğimiz günlerde Drilles Kutlan'da eskiden annelerimiz gül ağacı altına ev, araba ya da başka şeyler çizerdi. Hızır aleyhisselam da vesile edip dua ederlerdi. Bu bir gelenek mi? Batıl inanç mı? Olur. Başka başka adetler de vardı. Bunları uygulamak ne kadar uygun değil.
İslam bunları hoş görmemiş. O yüzden hoş görmediği için yapmamakta fayda var. Bugünlerde su orucu diye bir şey çıktı ve çeşitli diyet istenler ve doktorlar tarafından tavsiye ediliyor. Bu konuda görüşleriniz nedir? Ramazan orucu belli bir diyet disiplini olabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler. Ruhlar aleminde tanışıp birbirini sevenler burada da sever. Hadisince. Ruhlar alemindeki yaşantımız neydi? Ruhlar aleminde nasıl birbirimizi tanıyıp sevdik? Kokuların ve renklerin İslamiyet'teki yeri nedir? Ruhlar alemine doğru bir yolculuk yap. İnşallah orada kimlerle tanıştın, kimlerle görüştün, kimlerle muhabbet ettin.
harika bir şey olur. Tavsiye ederim. Selamun Aleyküm. Ben sizi Instagram ve YouTube'dan takip ediyorum. Şu an soru alıyorsunuz ama ben sizden ders alabilir miyim? Alabilirsiniz. Allah muhenniniz olsun. Allah yardımcınız olsun inşallah. Alın size hemen dersi veriyorum inşallah. Madem ki öyle. Size dersi attım. Onu günde bir sefer çekeceksiniz inşallah. Saat 1.03 biraz rüzgar gibi geçeceğiz gibi değil mi?
Saat 2'de tamamlayalım. Çünkü arkadaşlar da sahur yapıyorlar. Hocam 15 yaşından 6 kişilerin günahları geçerli midir? Meseleyi anneyi babayı üzmek. Normalde üzmemekte fayda var. Yani 15 yaşından küçük de olsa insanlar kendilerine dikkat edecekler. Eğer günahı biliyorlarsa. Selamun Aleyküm. Ben Abdullah Tekdemir. İstanbul'dan yazıyorum. Sizden ders almak istiyorum. Mümkün mü? Mümkün olsun Abdullah kardeş. Yalnız İstanbul'da Barbaros var bizim İstanbul'un ders yaptıran Zakir kardeş. O yüzden Barbaros'un inşallah Barbaros'la irtibata gir. İnternette İstanbul Tasavvuf Vakfı diye sayfaları var. Onunla irtibata gir.
Orada derslere devam et. Zikirlere inşallah sana da dersi verdim. Günde bir sefer inşallah o dersi çekeceksin Allah'ın izninden inşallah. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler. Bizim ilkokul arkadaşlarımızın bazıları bir grubumuz var. Bu grubumuzda ilkokuldan olan erkekler de var. Annem konuşmamıza karışıyor. Ben de yanlış anlaşılma olmasın diye mesajları okutuyorum. Yaşlarımız şu an 17 ve annem erkekler grupta olduğu için çok kızıyor. Konuşmamız bizim için zinadır diyor. Bunun ne kadar doğru konuşmalarımız çoğunlukla dersler ve zorlu süreç oluyor. Yani zina ağır bir şey. Zina demeyelim biz ona ama dikkatli olmakta fayda var. Hilafeti Muhammediye adlı bir grup çıktı ve başlarındaki adam Mehdi olduğunu söylüyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Bir şey düşünmüyorum. Ben bunların hiçbirisini de kabul etmiyorum ve Allah muhafaza eylesin reddediyorum. Hocam hayırlı Ramazanlar olsun inşallah. Şu mübarek Ramazan'da oruçluyken nefsime yenik düşüyorum. Aklıma hep cinsellikle alakalı kötü kötü şeyler geliyor. Ve nefsime yenik düşüp orucumu bozuyorum. Bunun için ne yapmalıyım? Eyvah! 61 tutacaksın. Ayrıca hocam namaz başındayken hep esneme geliyor. Hocam keşke bana da verseniz numarası. Yani aklıma soru olduğunda keşke size de yazsam hemen. Yoksa geceleri uyuyamıyorum. Hep canlı yayınlarınızı bekliyorum. İnternetten araştırıyorum. Ama ne kadar doğru ne kadar yanlış.
Normalde mübarek insan. Ben herkese cep telefonumu versem onların sorularına cevap yetiştirebilir miyim? Bakın sohbetler devam ediyor böyle. İnşallah korona kalksa dahi salıları bu sefer alacağım bu sohbeti. Buna devam ettirmeye gayret edeceğim inşallah. Çünkü insanlara faydalı böyle daha fazla faydalı olduğumuza inandım. Ondan sonra daha fazla kişinin sorularına cevaplandırıyoruz. O yüzden Perşembe Cumartesi Bursa'da derslere devam edip salıları belki de böyle bu sohbete devam edeceğiz inşallah. Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar. Oruç bozmada 61 gün kuralı ne durumlarda geçerlidir ve kaynağı nedir? Bile bile bir kimse orucu bozarsa hastalıktan, sıkıntıdan, beladan, müsibetten değil bile bile keyfine oruç bozdu.
O zaman 61. Kaynağı nedir? Hadis-i Şerif var bu konuda. İkinci bir sorun da bugünün Kadir Gecesi olma ihtimalinin yüksek olduğuna dair söylentiler var. Bunun hakkında görüşleriniz nelerdir? Onu söyleyecektim az önce. Çünkü eğer oruç Cuma günü başlıyorsa, nerede bu ibareyi okuduğumu bilmiyorum. 17. gecesinin Kadir Gecesi olduğuna dair bir rivayet var bu konuda. O yüzden az önce kaçıncı gece diye söyledim. Şimdi tam Kadir Gecesi olabilir. Bakın Kadir Gecesi demiyorum. O rivayete göre, kim diyeyim, İmam Şerani olacak, öyle bir kimse olacak herhalde. Onun hesaplamasına göre, oruç eğer Cuma günü başladıysa, oruç Cuma günü başladıysa, 17. günü Kadir Gecesidir diye İmam Şerani'nin böyle bir tespiti var.
Ha bu, zannediyorum İmam Şerani'nin, şimdi bu konuda da net bir şey söylemeyeyim, tahmini söylüyorum bunu. Bugün de 17. gecesi, o yüzden ben, o böyle aklıma geldi, kalbime geldi. O yüzden az önce böyle bir hani Kadir Gecesi olduğuna dair değil, böyle bir bilginin olduğuna dair. Herkes şimdi bu şeyin üzerine yoğunlaşır. Böyle bir, zannediyorum İmam Şerani'nin olması lazım galiba. Bugün de 17. gece. Selamünaleyküm Üstadım. Ben eskiden restoranda, kafelerde yemek paylaşımları yapıyordum. Hatunum dahil bazıları beni arayıp sorguya çekiyorlardı. Ama ben hava olsun diye değil, bu yerlere gidemeyenler vardır diye.
Yakında olanlar buyursun diyordum. Herkesten gizli kuzu çevirmiyorum ve kebapları götürmüyorum. Gizli gizli deyince herkesin içinde söyledim mi, bana kızıyorlar, ne yapmam lazım hastalık bende. Bazen de davetimi cevap edenler oluyor. Allah razı olsun. İzmir'den Derya Salkım. Derya, paylaşma. Selamünaleyküm. Mehir ve çeşitli altın borcuma karşılık araba verilebilir mi? Yani yok. Onun mehir ise, mehiri ne konuşursan öyle vereceksin. Altın ise altına ne lazım? Altın olarak vereceksin. Eşimin bugüne kadar çalışıp kazanmış olduğu bütün maaşlarını ortak kullanmıştık. Bunları kendisine geri ödemek istiyorum. Nasıl hesaplayıp ödemeliyim?
Karşılıklı oturup hesaplayacaksınız. Selamünaleyküm. Sizi sürekli dinlemekteyim. Önceki sohbetinizde mürşide başvurun dediniz. Ben çok araştırmaktayım hocam. Bu zamanda mürşidi nasıl tanıyacağız? Zahiri var mı? Var. Geçen sohbette nasıl tanınacağını, özelliklerini anlatmıştık. Bursa'da olsam yanınıza gelip ders alacağım ancak. İnşallah size ulaşabilirsem dersiniz olmak şeref olur, saygılar. Estağfurullah. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak muhininiz olsun inşallah. Nerede yaşıyorsunuz bilmiyorum ama. İnşallah. Ulaşmak isteyen ulaşır canım benim. İşin gücü nasıl gelsin inşallah. Selamünaleyküm hocam. Eyüp aleyhisselam hazretlerinin sabrı örnek olarak gösteriliyor.
Kur'an'ımızda sabrımız da bizim imanımızın göstergesidir. Her türlü cefaya karşı saygılar. Eyvallah. Bir kardeş bu akşam Kadir gecesi olma olası yüksek inşallah. İmam Şerhani. Evet. İmam Şerhani hazretleri 30 sene Ramazan ayının giriş günlerine göre tespit edip Kadir gecesini ihya etmişlerdir. İmam Şerhani'ye göre Kadir gecesi pazar günü girerse 28-29'a bağlayan gece. Pazartesi günü girerse 20-21'e bağlayan gece. Salı günü girerse 26-27'ye bağlayan gece. Çarşembe günü girerse 18-19'a bağlayan gece. Perşembe günü girerse 24-25'e bağlayan gece. Cuma günü girerse 16-17'ye bağlayan gece. Yani bugün. Cumartesi günü girerse 22-23'e bağlayan gece. Ya bu işlerin 15'inden sonra her geceyi Kadir gecesi bilin.
Ya bütün Ramazan'ın Kadir gecesi bilin. Geçin. Selamünaleyküm efendim. Size karşı çok nankörlük yanlış yaptım. Hakkınızı helal edin. Düşselebilmem için size layık derviş. Peygamber Efendimiz'e layık ümmeti. Allah'a karşı layık kul olabilmem için. Dualarınızı eksik etmeyin. Böyle düşünüyorsan iyi bir derviş ol inşallah ya. Tavla eli kumar oynayan kimse. Domuz eti yiyen kimse gibidir. Kumar dışında onu oynayan da elini domuz kanına batıran kimse gibidir. Tavlanın yanında oturup oyuna bakan da domuz etine bakan kimse gibidir. Edebilmehret. O zaman tavla mı vardı diye soran bir kimseye konuyu nasıl izah etmiyor? Vardı tavla oyunu çok böyle kadim bir oyun.
Öyle bin dört yüz yıllık bir oyun değil. Daha fazla beş bin yıllık bir oyun diyebiliriz. O yüzden tavla vardı. Mesela şey ne o? Şahmat olan satranç vardı. Bunlar çok eski kadim oyun bunlar. Bu bir hadis-i şeritte sahura kalkan kul için Allah ve melekler o kula salat ederler diyor. Allah'ın salat etmesi nasıl olur? Müteşabih onu övüyor, onu methediyor. Öyle bilelim. Peki efendim ruhlar aleminde belli miydi bu yolda olacağımız? Siz bizi oradan mı sevdiniz? Nasıl hamd etmeliyiz? Allah biliyor. Cenab-ı Hak demek ki bütün delilleri bir yere toplamış. Allah bizi affetsin. Selamun Aleyküm. Çok önceden ders çeken bir sürü ışık oldu. Oldu şimşek çaktı. Sanki bir sürü en son kalbim de bitti.
O ışıklar gözümü açtım dersi devam ettim. Allah iyi etsin. Kaynanam ile yaşıyorum. Psikolojisi bozuk. Ona sabredecek sevap alır mıyım? İnşallah. Yoksa mücadele etmem mi gerek? Allah yardımcın olsun. Rabbim muinin olsun. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Bir kimsenin, bir kadının kaynanasıyla yaşaması bir taraftan iyidir, bir taraftan sıkıntılıdır. İyidir eğer kaynanası ona destek oluyorsa, böyle hani beraber yaşamanın getirmiş olduğu ölçüleri uyuyorsa, o gelini hoş tutuyorsa, gelinin de özgürlüklerine müsaade ediyorsa güzel olur. Ama böyle değilse sıkıntılı olur. Allah yardımcın olsun. Bazen sosyal medya üzerine yaptığım paylaşımları başkalarının görmesi, beğenmesi hoşuma gidiyor.
Daha sonra kendime nefis gösteriş yapıyorsun diye suçluyorum. Paylaşımlarımızda nelere dikkat etmeliyiz? Kur'an, sünnet, imamların iştahı, büyük sufilerin sözleri olduğu mütteşe bir sıkıntı yok. Ama bunu böyle bir gösteriş için, böyle bir tanınmak için, bilinmek için yapılırsa sıkıntılı olur. Allah muhafaza eylesin. Geceniz hayır olsun. Eyvallah. Selamun aleyküm. Teslimiyet için tefekkür veya hayal etmek gerekir mi? Teslimiyet, normalde bir kimsenin direkt teslim olmasa da tefekkür veya hayale gerek yok. Gerekirse ne şekilde hayal etmek zor. Gerek yok. Normalde teslimiyet hayal olmaz. Ben genelde başıma gelecek olayları önce rüyamda görüyorum.
Bunun manevi anlamı nedir? Allah istediği kişilere mi bu ilhamı verir? Yok. Herkese verebilir. Veya belli kimselere verebilir. Kimisinin böyle rüyası açık olabilir. Bunun illaki bir kaidesi yok. İkinci sorun bazı zamanlar dua ettikten sonra ruhani olarak o kadar mutlu oluyorum ki çocuklar gibi şen oluyorum. Sanki istediğim her şey gerçekleşmiş, hissi oluşuyor. Bu durum dualarımın kabul olduğu anlamına mı geliyor acaba? Bütün Cenab-ı Hak duaları kabul eder, Allah'ını kabul etmedi. Dua yoktur. Selamun Aleyküm. Kırklar denilen zatlar, ben 1976 senesinde hacca giderken Nemeviye Camisi'nde duydum. Duydum Şam'da Yüksektepe'de mezarlıkları var. Dediler Yalova'dan şükrü gönül var. Her yerde vardır onların mezarlıkları.
Efendim nefsimize uyup hataya günaha düştüğüm zamanlar oldu. Tekrar toplanıp yol yürümeye çalışırım. Dua ederseniz sevinirim. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak muhineniz olsun. Selamun Aleyküm. Şeyhsiz manadan sülük yapılır mı? Manevi şeyh kemalata ulaştırabilir mi? Hayırlı geceler. Belli bir dereceye kadar şeyhi olmayanın sülük yapması mümkün değil. Belli bir dereceye kadar bir şeyhefendi götürür. Ama onun sülükünü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eline aldıysa, İsa aleyhisselam eline aldıysa, İbrahim aleyhisselam eline aldıysa, veya Hz. Ali Efendimiz, Hz. Hasan Hüseyin Efendimiz ele aldıysa, o zaman o kimse o derece, önce ama şeyhle başlar bu.
Şeyhsiz başlamaz. Ondan sonra olabilir. Yunak'tan Musa Ahmet Çetinkaya, 14 yaşındayım, ders almak istiyorum. Musa, babana söyle, 33-33 sana ders tarif etsin inşallah. Gecenizi arıyorsun, asker ücretle geçinen birine zekat olur mu? Verilen zekatla borç ödenir mi? Verilen zekatla borç ödenir. Asgar ücrete geçinen bir kimsenin isap miktarında parası yoksa ona da zekat verilir.
İyilik ve kötülük noktasında, iyilik Allah'tan kötülük nefistendir. Allah insanları kötülük yapmaya emretmez. Yaptıklarımız, kendi seçimlerimiz ise bu noktada bir insan karşı taraftaki insana bile isteye kötülük yapıyorsa, zarar verip canını yakıyorsa, o kişi de canın acısıyla sinirlenip hakaret, küfür ya da beddua ediyorsa, ama bunları karşı taraf yüzünden istemediği halde can yangını ile yapıyor. Bu noktada günahı teşvik eden bir suçtu. Mevali ona mı gidiyor? Zorla günahı soktuğu için günah noktasında sorumlu olan o kişi mi olmuş oluyor? Herkes zerrece hayır yapanın hayri karşılıksız kalmaz. Zerrece şer işenin şerri cezasız kalmaz. Herkesin kötülüğü kendinedir. O yüzden sen de kötülük yapmışsın. Kötülüğe kötülükle cevap vermişsin.
Sinirle söylediği şeyler için sorup pişman olup, tövbe edip bir daha o kişiye uymamaya çalışmak, onu Allah için affettiğini söyleyince, sinirle yaptığı günahlar affolunur mu? Affolunur inşallah. Selamun Aleyküm, geceniz hayır olsun. Allah kısmet ederse kapanmayı düşünüyorum. Bu yolda ince bir yol. Rabbim hakkıyla yapanlardan eylesin. İnşallah sorum şu, görümcelerimin, teyzemlerimin, kız kardeşlerimin eşleriyle mahrem ölçüm nedir? Ev ortamında onların yanında nasıl olmalıyım, tokalaşmalı mıyım? Sizden dua istiyorum. Allah içime sınırsın, sevdirsin. İnşallah Allah mübarek eylesin inşallah. Yani görümcelerinle, teyzelerinle, görüşmende, konuşmanda bir sıkıntı yok.
Kız kardeşinin eşleriyle de normalde yanlarında örtülü, tesettüre uygun olduğu müddetçe bir sıkıntı yok. Evi olan fakat asker ücretle çalışan, şu anda da korona nedeniyle aylık bin liraya kadar düşen, aile dostlarımız var, zor geçiniyorlar, namaz kılmıyorlar. Onlara zekat, fitre hangisi olursa vermek uygun olur mu? Birinci derecede namaz kılanları tercih edin. Akrabalarınızsa onlara da verebilirsiniz. İnşallah gönüllere sınır. Selamun Aleyküm, kıyafetlerin fazla ve eski soluk yeni kıyafetler almak israf olur mu? İsraf etmekten korkuyorum ama üzerime uyan kıyafetim yok dereceye kadar az. Tasatuk ederek yeni kıyafetler almakta sıkıntı var mı? Tasatuk et, yenisini al. Bunda bir sıkıntı yok.
Maide suresi 77. ayette ki, Dinde aşireye gitmeyin. Emri neyi kastediyor? Kur'an ve sünnet çizgisinde durun. Kur'an ve sünnetin dışına çıkmayın. Saat 2'ye 10 geçiyor. Yani ben devam ederim ama ne yazık ki kardeşler şey yapacaklar artık, sahur edecekler.
O yüzden ancak daha burada derlenip toparlanması zaman alıyor. oradan da evlerine gidecekler, sahur edecekler. Onları ailelerinden ayrı bırakmayın. Hakkınızı helal edin. Bu sorulara devam ederiz yine. Sorularınız baki. Yani her ne kadar önümüzdeki perşembeye konu belirlesek de bu sorulardan yine kalanlardan devam ederiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak gecenizi ayır etsin. Biz gene mutadımızı yapacağız. 3 tane tevhid çekeceğiz. Ondan sonra geceyi sonlandıracağız inşallah. Hakkınızı helal edin. Eftali zikr Fâlebennâhu La ilahe İlâllâh La ilahe İlâh La ilahe Hak Muhammed'e Resulullah Cemiyen Enbiya'yı Vel Mürselin Velhamdülillâhi Rabbil âleminel Fâtiha Mâ selavat Amin Geceniz hayır olsun.
Hayırlı sahurlar, hayırlı ramazanlar. Allah mübarek eylesin. Hakkınızı helal edin. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.