mustafaozbag.org

186. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 3 Şubat 2012 · 2:12:16

Seyyidînâ... Hadis-i Kudüs'inde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e getiriliyormuş ki kul farzları yerine getirmekle Allah'ın emrini yerine getiriyor. Allah'ın hoşuna giden bir şey yapmış olur.
Nâfilelerle yaklaşır ve Allah'ı sever. Allah da onu sever. Allah onu severse gören gözü, duyan kulağı tutan elde olur. Malum Hadis-i Kudüs'e. Kur'ân ve sünnet bellidir. Farzlar bellidir. Nâfileler, sünnetler bellidir. Allah'ı sevmen ise kendi içerisinde hukuku belli ama o yolda yürürken veya Kur'ân ve sünneti de algılarken, yaşarken de, Nâfileleri de yaparken de muhakkak öğreteceği ihtiyaç verir. Kur'ân ve sünnet dairesinde olup kendi zamanında, kendi toplumunda insanlara Kur'ân ve sünnetin daha iyi yaşanmasını, daha iyi anlamasını, daha iyi algılanmasını anlatacaklar.
Ama bunun böyle bir kısmı illâ ki mecbur tutan, zorunlu kılar, ben o mecbur tutan, zorunlu kılanlardan değilim. Çünkü hasarı, bu işe gönül verenlerin işidir. Yani Allah'ı sevmeye, bir kimse Allah'ı sevmeyi kendine hedeflemediyse, o camideki kimse gibi hayatına devam eder. Bu noktada, o insan illâ ki, böyle bir yolun içine girecek diye bir kaidesi yok.
Allah'ım senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, bana bahşeyler. Şimdi, demek ki Allah'ı sevme noktasında üç tane o kimsenin geçeceği yol var. Ama bir kimse şunu diyebilir, arkadaş ben namazımı kularım, onu tutarım, beş vakit ibadetimi yaparım, hayatıma devam eder. Devam eder Allah. Onun, bu noktada biz ona neden böyle bir hayat yaşıyorsun, neden böyle bu noktada duruyorsun diyemeyiz. Ama eğer bir kimse Allah'ı sevme yolunda gidecekse ve o yolu kendisine yol olarak kendince hedeflediyse, o yolda giderken muhakkak ki onun bir mürşide ihtiyacı var. Hiçbir din mürşidsiz olmamıştır. Bu noktada Muhammed'inlerin mürşidi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'dir.
Aslında gerçek mürşid Hz. Allah'tır. Allah dinini nasıl peygamberlerin üzerinden indirip yaşattıysa, peygamberlerden sonra da mürşidlerin, velilerin, âlimlerin üzerinden dinini korur ve yaşattırır. Ayet-i kerime mucivince onlar yeryüzünün direkleridir. O zaman o kimse gerçek mürşid olan Allah'ın sayesi ve bölgesi altında olan, o zatlardan birisine intisap etmek zorundadır eğer o yolda yürüyecekse.
Çünkü onun nefsinin oyunlarına, onun yetmesinin oyunlarına, onun şeytanın oyunlarına dur diyecek, onu kendi nefsiyle baş başa bırakmayacak bir zata ihtiyaç vardır. Bir kimse şunu diyebilir, ben bunu kendi kendime hallederim. O yol açık mıdır? Açıktır. Ama o yol tehlikelerle dolu. O yolun tehlikelerle dolu olduğunu bütün İslam ulaması, âlimleri, 1400 yıldan beri bunu haykırmışlar.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri dahi, mektubatın 29. mektup, 9. kısım, 8. terliğinde, bir kimse muhakkik âlim zat da olsa, kalbi harekete geçmemiş ise, ve bir mürşidi, bir şeyhe intisap etmedi ise, bugünkü zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkünleşmiştir der. Ve devam eder. O kimseler, şeyhlerine duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümitlerini kesmezler.
Ümitlerini kesmezler ise, kebaila fasık olurlar, zındıkaya düşmezler der. Ama muhakkik âlim bir zat da olsa, kalbi harekete geçmemişse, ve bir üstadı da yoksa, o insanlar bugün zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkünleşmiştir der. Şimdi, bir kimsenin muhakkak bu manada, bugünkü zındıkanın karşısında, kendisini muhafaza etmek var ise hedefinde, hedefinde Allah'ını sevmek var ise, o kendince bir mürşide intisap etmek zorunda.
Şu akla gelebilir. Ya biz bir mürşide intisap ettik, bağlandık, vefat ettik. E ben bu saatten sonra başka bir mürşide bağlanmam. Bu nefsin oyunudur. Ya bu saatten sonra bir mürşid var mı ki? Bu nefsin oyunudur. Sonuçta hadis yerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ümmetin içerisinde kırk tane velinin var olacağının, yağmurun bunlar yüzüsü ümmetine yağdığını, hayvanların bunların yüzüsü ümmetine otladığını, toprak ot bitirirse bunların yüzüsü ümmetine bitirdiğini, dünya yörüngesinde devam ediyorsa bunların yüzüsü ümmetine devam ettiğini,
eğer bu kırk tane mürşid-i kamul olmazsa dünyanın yörüngesinin dahi kayacağını, yağmurların yağmayacağını, hayvanların yavrularına süt vermeyeceğini, dünyada bir bereketsizlik olacağını, dünyada bir anarşinin bozukluk olacağını, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri beyan etmiş. Ve tasavvufa en fazla laf bil uzatan İbn-i Teymiye dair, İmam-ı Haber hazretlerinin de naklettiği bu hadis-i şerifi kabul edip, onun talebesi olan Ali'l-Karri dair bu hadis-i şerifi reddedememiş.
Ve demek ki böyle bir saatler var, bu saatler başka bir ayet-i kerimede Hz. Abbas'ın oğlunun tefsir ettiği gibi ve Hz. Abbas da tefsir etmiş aynı şekilde, yeryüzünün direkleri olarak, manevi direkleri olarak var olduğunu ve bu direklerin kıyamete kadar olacağını, ve bu direklerin yüzü sürümetine Cenab-ı Hak'ın dinini yeryüzünde ayakta tutacağını beyan etmiş. Şimdi eğer bu direkler yüzü sürümetine Cenab-ı Hak dinini yeryüzünde ayakta tutuyorsa, yeryüzü gerçek manada müminlerin kalbidir. Eğer din sizin kalbinizde ayakta durmuyorsa, din sizin kalbinizde ayakta mukim bir şekilde kalamıyorsa, siz her biriniz birer yeryüzün seviyesinde, her biriniz birer yeryüzün noktasında kalarak her birinizin dini yıkılacaktır.
Her birinizin dini yıkılması demek, dünyadaki mevcut olan dinin yıkılması demektir. O zaman o mürşid-i kamiller aslında gerçek manada insanların gönüllerinde dinin ayakta kalmasını, dinin sağlam gibi kalbinde mukim olmasını tesis eder. Bizler şöyle düşünürüz. Ya bir mürşid-i kamilin nüfuz alanı kaç tane derviştir ki? 20 tanedir, 30 tanedir, 30 tanedir, 50 tanedir, 500 tanedir, 5000 tanedir. Ama yeryüzünde o kadar çok cemaatler var ki, binlerce sayıları. Oysa mürşid-i kamillerin etrafında öyle milyonlarca derviş yoktur. Nefis yediğine yetiştiremez insanlar. Bir insanın nefsi bin mürşid-i kamile bağlanmaya yetişmez.
İsyan eder. Tam bir istikametle, tam bir bağlanma ile, tam bir iştiyatla, şevkle bir kimsenin bin mürşid-i kamile bağlanması arkasından 100 bin tane öküzün çektiği gibi bir şey olur. 100 bin öküz düşünün, bir tarafa doğru çekiyor, o tek başına başka bir tarafa doğru çekiyor. Bir mürşid-i kamile bağlanan, bu noktada bağlanan kimse, o 100 bin öküzü yenmiş gibi olur. 100 bin öküzü yenen bir kimsenin kalbi, 100 bin dervişin kalbine bederdir. 100 bin müminin kalbine bederdir. Şimdi bir kimse düşünün, o tek başınadır. Biz onu tek başına gibi görürüz. Ama 100 bin öküzün çekmiş olduğu yükü yenerekken çeker yürü. O 100 bin öküzü yenen bir kimse, 100 bin müminin gönlünde varındır. O yüzden hakiki bir derviş, bir aleme bederdir.
Biz onların adetlerini az görürüz. Ayet-i kerimede de der ki, o gerçek iman edenler çok azdır der. O gerçek iman edenler yeryüzünde çok azdırlar. O gerçek iman edenlerin yüz usul hürmetine, yüzeysel iman edenler kurtulurlar. O zaman bir Mürşid-i Kamil'e bağlanmak, yüz binlerce şeytanı geçmek gibidir. Çünkü o Mürşid-i Kamil'in eğitiminde kalmak, o Mürşid-i Kamil'in öğretiminde kalmak, o Mürşid-i Kamil'e gidip intisap etmek, her babayidin harcı değildir, olmamış tarih boyunca.
Bakın tarih boyunca olmamış. Ve onlar hep böyle azınlıkta kalmışlar. Çünkü niçin? Allah'ı sevmek ucuz bir şey değil. Allah'ı sevmek ucuz bir şey değil. İslam dünyasına baktığımızda, 1400 yıllık İslam tarihi içerisinde Mürşid-i Kamil'ler, büyük veliler bellidir. Sayarsınız siz. Sarmaklarınızla veyahut da sayısal rakamlarla bellidir.
Bunları normalde neden çok değildir? Çok değildir. Hz. Mevlana, Celalettir Rum Hazretleri dediği gibi onlar okyanusta inci gibidir. Hz. Mevlana der ki var ki sen okyanustaki o inciyi arat. Şimdi okyanustaki inci misali bir Mürşid-i Kamil'e herkese intisap edip bağlanabilir mi? Hayır. Herkes onunla buluşabilir mi? Hayır. Şimdi arkadaşlarım diyoruz ki şunu yapmayın. Şöyle yaşamayın. Böyle davranmayın. Şunu yapmayın. Bunu etmeyin. Adam diyecek ki ya, bunu kimden söylüyor? İşte bir rahat var ondan söylüyor. Ya dinlemek zorunda mı? Değilse. Ne anlıyor ki diyor o adam. Ha doğru mu? Almayacak bir şey yok. Doğru mu? E kabullenme, kabullenme.
Kabul ettik zorunda değilsin. Kaç tane Şemsettin'in teblizi var? Kaç tane Hz. Mevlana var? Kaç tane Çorumlacı Mustafa Efendi var? Kaç tane Nevşeyla Abdullah Efendi var? Kaç tane? Baktığımız zaman, aa çok az. Aa çok azmış ya, evet çok az. Onlara ne kadar derviş, bağlanmış bir de onlara bakın. Çok az.
Ama Allah azı çok eder. Çok ederekten onların tecelliyatlarını arttırır. Az kuvveti Cenab-ı Hak çok kuvvet haline getirir. Onu çok kere tecelli ettirir. Nüfusuna arttırır. Onun nüfusunun üzerinden tecelli ettirir. Biz baktığımızda onu bir kişi görürüz. Biz ona baktığımızda küçük bir grup olarak görürüz. Biz ona bakarız, elli kişiler yüz kişiler diye görürüz. Ama onlar İbrahim görüldüdür. Biz şöyle bakarız şimdi. Kaç tane Mürşid-i Kamil var? Kırk tane. Ya kırk tane Mürşid-i Kamil'in nesi olur ki? Hiçbir şeyse olmaz. Öyle görürüz biz.
Her kırk o Mürşid-i Kamil'in otuz tanesi İbrahim gönüllüyse, otuz tanesi İbrahim gönüllüyse, otuz tane İbrahim demek. Her yüzünde otuz tane Peygamber demek. Bunlar Peygamber mi? Hayır. Altını çiziyorum. Ama Peygamber gönüllü. Bugün benim ümmetimin velileri Ben-i İsrail Peygamberlerin hesabesindedir. Ben-i İsrail Peygamberlerinden üstündür diyor. Ve büyük hadisçi, büyük fıkıhçı. Bakın büyük hadisçi, büyük fıkıhçı. Bu noktada kendi çağına ve soraktan gelecek olan çağlara dalgasını vurmuş olan. İbn-i Hacer, İhyaya Şerh yazmış.
Ve İhyaya Şerh yazarken, o hadisçi, bu hadisi reddetmemiş. Bu hadisin üzerinde de şerhi var. O zaman düşünebiliyor musunuz? Yeryüzünde her daim yaşayan kırk tane mürşid-i Kamil var. Bunun otuz tanesi İbrahim gönüllü. Bunu şerh ederken on tanesinin kadınlardan olduğunu şerh ederler. Bu kadınların mürşid-i Kamil olmadığını, ama Allah'ın velisi olduğunu, Allah'ın dostu olduğunu, Rabiyat-ül Adeviyye gibi, ve bunların da dinin ayakta durmasına sebep ve vesile olduğunu, ama birer bir mürşid-i Kamil olmadıklarını, ama Allah'ın veli kullarından olduklarını. Bunlar da tarihte büyük sahabe ve büyük kadın zatlar gibi olduklarını.
Hz. Fatımat-ül Zehra gibi, Hz. Aişe gibi, Hz. Hatice gibi, bu kadınların da yeryüzünde yaşadığını, ve o kadınların da sinsileyle kadın evliyalarının var olduğunu şerh ederler ki, o şerh ederler, böyle şerh ederler, bu işin teknik tarafı, fiziki tarafı, bu işin manevi tarafı da, evet, kadınlardan da böyle on tane veli vardır, ve o kadınların da on tane velisinin olduğu sabittir.
Bir kısmı bunu reddedebilir, körlüğünden reddederler. Körlüklerinden reddederler. Ve onlar da dinin ayakta durması için, dinin ayakta durması için mücadele ederler. Ve onların da gönülleri bu manada geniştir. İşte Allah, o İbrahim gönüllülerinin yüzü sürmesine, yeryüzünde dini ayakta tutar. Dini ayakta tutar. O zaman bir kimse, bir rüsit-i kamile gitmek zorunda mı? Değil kardeş. Öyle görüyorsan hiç değilsin. Sen namazını git, camide kıl, evine git sen. Allah'a konuşacak olanlar muhakkak bulunacaktır. Çünkü Allah'a koşmak özel bir yoludur. Herkes açık mıdır? Herkes açıktır. Ama herkes koşamaz. Herkes açık mıdır? Her cevap herkes açıktır.
Ama herkes koşmak zorunda değildir. Aslında zorundadır. Ama nefis yetirip koşamazlar. Bu yolunda koşmak, mangal gibi yürek gelir. Eşinden, işinden, çocuğundan, zevkinden, her şeyinden fedakallık gerekir. Eğer o fedakallığı yapamıyorsa, o kimse Allah'a koşamaz. Koşan insanlar, bu manada normal akıllı değillerdir. Allah'a koşan insanlar, garip insan ne yapıyordur? Allah'a koşan insanlar, örsüz insanlar. Allah'a koşan insanlar, yalnız insanlardır. Onun sahibi, bu manada direk Allah'tır. Onun vekili, direk Allah'tır. Onun naibi, direk Allah'tır.
Onun velisi, bu manada direk Allah'tır. Onlar, kuzunun anasından süt emdiği gibi Allah'tan emerler. Onlar anlaşılmaz insanlardır. Normal insanlar, onu anlayamazlar. Normal insanlar, onları algılayamazlar. Normal insanlar, onları kavrayamazlar. Ve normal insanlarla, onların arasında vali gibi fark vardır. Bir yamaçta insanlar durur, bir yamaçta onlar durur. Onlar günün delilleridir çünkü. Onlar günün garipleridir çünkü. Algılamaları ve anlamaları insanlara mümkün değildir. O yüzden derler ki, siz deli mi oldunuz? Siz deli mi olacaksınız? Siz kafeyi mi kıracaksınız? Siz kafeyi üşütmüşsünüz? Bunları duyarsınız hep. Doğru söylerler. Bakın doğru söylerler. Şöyle derler. Bunu hep ben 25 yıldır bununla karşılaşırım.
Ya kılın namazını mı sizin bakın işinize. Doğru söylüyor. Kendi aklıyla doğru söylüyor. Kendi fikriyle doğru söylüyor. Evet namazını kıl bak işine. Ama Allah onu kendine seçtiyse, bu perdenin gerisi. Allah onu kendine seçtiyse, o namaz kılmakla doymayacaktır. Allah onu kendine seçtiyse, o 30 günlük oruçla doymayacaktır. Allah onu kendine seçtiyse, insanların normal şekilde yaptığı ibadetlerden o doymayacaktır. Burada insanlar kendileri seçiyormuş gibi görünürler. Cins-i irade noktasında o kimse kendi seçiyordur. Cins-i irade noktasında o kendisi gidiyordur. Ama o farkında değildir. Gerçek planda, gerçek manada Allah'a koşanların, Allah'a koşanların koşuşması Allah'ındır gerçekten.
O kimse kendim koşacağım dese koşamaz. Onu koşturtan Allah'tır. Onu kendine yönelttiren Allah'tır. Hatta ya hatta daha ileri. Allah onu kendine seçtiyse, onun kendisine koşmasına engel. Her ne var ise Allah orta yerden o engeli kaldırır. O koşmasını engelleyen her ne var ise onunla imtihan yaşatır Cenab-ı Hak. O kimse onunla imtihan yaşar ve onunla arası bozulur. Onunla ilişkisi bozulur. Onunla ilişkisi bozulduktan sonra Allah onun önündeki o perveyi kaldırır. Perdedir o aşıkla maşun arasında. Aşığın bir perdeyi kaldırmaya muhtedirliği yoktur. Önünde kendisini kaldırmaya muhtedirmiş gibi görür. Gerçek manada aşığın önünde perdeyi kaldıran Hz. Allah'tır.
Ve o perdeyi kaldıran Hz. Allah ise aşığın önündeki engeller aşığın körlüğünden aşığın aymazlığından aşığın kapdetinden dolayı duruyorsa Cenab-ı Hak da o aşığı kendine seçtiyse onları alacaktır Allah önünden. Kaldıracaktır. Kaldıracaktır. O zaman aşığın gönlünü, gözünü, kulağını, elini, ayağını, vücudunu, kalbini her daim Allah'a yöneltmek zorundadır. Ve Allah'a yöneltirken aşığın önünde aşığın göz kertmesi, aldanması, tutulması gibi bir şey gerçekleşirse bu aşıktandır kusur. Ve bu kusur aşıktan olduğu için Cenab-ı Hak onun gözündeki ay tutulmasını kaldırır. Kendine seçtiyse, onun gözündeki güneş tutulmasını kaldırır. Kendine seçtiyse, yok kendine seçmediyse o kimse o halde kalır.
O kimse orada kaldıysa o şunu diyecektir. Bana bir daha memşeri kanun lazım değil. Doğru söyleyin. Ona lazım değil. Neden? Onun bir perdede kaldı olsun. Ona lazım değil. Doğru. Bağlanmak gerek yok değil mi? Evet doğru gerek yok. Ya sen orada kaldın da o yüzden. Bu yol seçilmişlerin yok. Bu yolu birisinin kulağından tutup zorla götüremezsin. Nice şeyhler görmüştür o. Ooo!
On tane şeyhin cebinden çıkarır. Doğru. Sen otur. On tane şeyhin cebinden çıkar ola. Kimsenin şeyhin yok. Rahmetli vefat etsin. Ne büyük şeyh ya. Ay ne kadar güzel. Şimdi kalmadı şimdi o şeyhlerden. Doğru söylüyor. Bundan yirmi beş yıl önce de aynı nakaratı dinledim ben. Acı bir şey. Yirmi beş yıl sonra da aynı nakarat devam ediyordu. Yirmi beş yıl önce şöyle düşünmedim. Neden bu adamlar bir şeye ne daha bağlanmamışlar? Giderken gördüm ki onlar çok biliyorlar ya. Giderken gördüm ki kendilerine bir perde oluşturmuşlar önlerine. Yol giderken gördüm ki onlar mevcut olan şeyhlerini dahi sevememişler.
Yol giderken gördüm ki onlar bu noktada ciğerlerini, diyetlerini verememişler. Onlara lazım değil. Evet. Camiye gidecek, gidecek, gelecek kardeş. Su benim yeni böyle harikata girdimde bütün geldahlardaki anlayışı şuydu. Kalabalık olan. İyi. Güzel bir şey. Herkese Kur'an'ın bir sünneti anlatalım. Eyvallah. Allah rahmet edilsin. Şeyh Efendi vefat edeceği zaman Cafer, Adnan, Hüseyin üçü Nevşehir'e gittiler. Şeyh Efendi'ye demişler ki efendim siz vefat ettikten sonra içeri katmak istememişler hatta oğlanlar filan. Onların nakitleri ikisi de buradadır.
Onlar demişler ben Cafer'e dedim. Cafer. Dedim. Adnan ve Hüseyin'ler için. Birisi edeb eder bir şey demez. Birisi de korkar bir şey demez. İkisi de burada onlar. Sen dedim gir Şeyh Efendi'ye şunu sor. Bu dedim dergahın geleceği için efendim. Sen dedim etrafta dönen laflara, küplere bakma. İçeri gir Şeyh Efendi'ye soracak olduğu sorun şu. Efendim sizden sonra biz kime intisaf edelim? Kim var dergahta? İkisi de burada şimdi. Cafer sormuş tabi onları gönderdik olmuşlar. Cafer demiş yok bizim soracağımız var. İçeri girsiniz. İçeri girince oğulları da girmiş. Birkaç kişi daha dönmüş içeri. Cafer bunu sormuş. Şeyh Efendi'nin verdiği cevap çok manila.
Demiş ki evladım dergahta seyri sürükü olan bir tek Mustafa ağabeyiz var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adetleri şu an durdurdu. Açılır olunmuş. Öyle mi söyledim? Açılır olunmuş. Dedim ne dedi Şeyh Efendi? Onca laf gibi var ki ortalıkta. Hiç beni bağlamak. Ben şeyhidimin ağzından güvendiğim üç tane arkadaşın söylediğine bakacağım. Şeyh Efendi dedi evladım dergahta bir tek Mustafa ağabeyinizin seyri sürükü var. Onu da Peygamber Efendimiz durdurdu. Dikkat edin. Pir Efendiler değil. Şeyh Efendi değil.
Şeyhin üzerinde Pir Efendiler değil. Pir Efendilerin üzerinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem durdurdu. Şeyh Efendi düşündü. Sadece şunu düşün. Cafer bunu söyleyince. Eyvah Cafer dedi. Cafer baktı. Dedim hakkını helal et. Ben bunu biliyordum dedim. Tehid ettirmek istedim dedim. Koskoca dergahta dedim. On bin kişi var dedim Şeyh Efendi. On bin kişinin içerisinde dedim bir tane seyri sürük olan var. İkincisi yok. Eski arkadaşlar burada on binin üzerinde derviş var mıydı? Aklan hocam. Vardı değil mi? Vardı. On bin dervişin içerisinde bir tane seyri sürük var.
İkincisi yok. Derviş var. Ve on bin dervişe bir mürsid hikâmı bakıyor. Derviş var, bir mürsid hikâmı var. Ve on bin dervişin içerisinde bir seyri sürük olan var. Ve on bin dervişin içerisinde başka seyri sürük olan yok. Benim üç tane güvendiğim, inandığım arkadaşlarım bana aksanması.
Ben orada yanında değilim. O arkadaşların burada şimdi yalan söylüyor burası. Allah'la baş başa kendisi verirsin. Ki o gün için daha hiçbir şey yok ortalıkta. Yalan söyleyecektim. Bir şey yok. Ha diyeceksiniz sen bunu şeyhinden duymadın. Ben bunu şeyhinden, kendimle alakalı duydum zaten. Bunun tabii bir sıkıntım yok benim. Şimdi lazım değil diyenler, bakın lazım değil diyenler, bir mürsid-i kâmile duymaktan, bir mürsid-i kâmile bağlanmaktan aciz olan var. Aslında o körlüklerini, o acizliklerini, o yol tıkanıklarını göremediklerini göremediklerinden diyorlar ki, şimdi diyor, diyorlar ki bize gerek yok.
Kişik sözleri var piyasada. Kıymetli dostlar. Eğer bir kimse gözünü sevgisine diktiyse, alternatif ve kaçışı yok. Ama hepimiz öleceğiz gideceğiz bu dünyada. Gerçek mürsid-i kâmile bu manada Allah'dır. Fiiliyat Allah'a aittir. Hizmet Allah'ındır. Koşuşturma Allah'ındır. Hakkın ola ki bir mürsid-i kâmile bağlanmayı, bağlandıktan sonra kendinizden de görmeyin. Bu direkt Allah'ın yutfu, ikramı, ihsanıdır. Kendi katından verdiği bir nurdur.
Kendi katından verdiği bir nurdur. Bu insanların kendi eliyle yapabileceği bir şey değildir. Hiç kimse kimsenin rüyasına giremez. Hiçbir kimse kimsenin haline giremez. Hiçbir kimseyi sen rüyanda şunu gör demezler. Birisi bizzat bir şahıs. Bunu tanzim edemez. Bunu idare edemez. Bu noktada tanzim eden, idare eden Allah'tır. O yüzden hepimiz öleceğiz gideceğiz. Hepimiz ölüp gittiğimizde arkamızdan gelenler bu iş şimdi böyle söyleyip yarın caycak olanlardan değilim. Başında söyledim, yolun en sonunda da söyleyeceğim. Bir kimse mürşidi başındaki üstadı vefat ettiğinde muhakkak gitsin bir mürşide bir üstada bağlansın.
Eksik ve noksan olsa dahi bağlansın. Üstadından eksik görebilir bir kimse öyle olmuş olduğunu bilse dahi nefsini durdursun, nefsini hafdetsin, o benden daha fasileti desin gitsin bağlansın. Bağlandığı mürşid isterse ağaç olsun. Bağlandığı mürşid isterse kereste olsun. Bağlandığı mürşid hangi noktada olduğu önemli değil. Yeter ki o Kur'an ve Sünnet dairesinde duruyor olsun. Kur'an ve Sünnet dairesinde durduğu müddetçe o kimse ikisi mürşid olarak bağlansın. Bu benden size vasiyet. Bu benden size tavsiye. Niçin?
Nefsiniz galip gelir. Nefsiniz sizi aldatır. Bir veliyi, bir mürşidi beğenmeme noktasına getirir sizi. Bu şeytanın okudur. Bu nefsin okudur. Gidin bakın zahire. O Kur'an ve Sünnet dairesindeyse gidin dervişleriyle onun etrafındaki insanlarla sohbet edin. O kimse Kur'an ve Sünnet dairesinde duruyorsa tavsiyeleri ve tebliğleri Kur'an ve Sünnet dairesindeyse sizin için mesele bitmiştir.
Rüya salih rüya gören veya hal gören, salih rüya görenler ve hal gören o kimsenin mürşiddi noktasında rüya gördülerse buradaki cemaata onlar yeter şahit olarak. Kendi arkadaşlarınızın gördüğü rüyalar size şehadet olarak yeter. Gördüğünüz hali insanlara verin ümmete işarettir.
O sana senin değildir. Rüyaları saklar ve gizlerseniz ilmi saklayanlardan gizleyenlerden olursa sizin burnunuzu sürter. Üzerinden velilerin veliliklerini bildirir. Çünkü Cenab-ı Hak her üzerinden velilerin veliliklerini bildirir. Çünkü Cenab-ı Hak zahir ve sünnete bağlılığıyla veriyor o kimseye. O kimseden açıkça bir günaha kebal çıkmıyorsa, açıkça bir günaha kebal çıkmıyorsa, sünnet noktasında kendisini adadıysa onun üzerine zahiren şüphe etmek, zalim onun arkasından dibez etmek, denikazı etmek, Allah'ın hiç sevmediği bir günaha kebaliz.
Adamı şöyle dediğinde veya bırak ya şu adamları şöyleler dediğinde, küfür noktasına dair gider insan. Yaparız ya biz hani. Bırak ya şu nurcuları, eyvah! Hepsinden helallaşman lazım. Bırak ya şu Hoca Efendi'nin cemaatini, eyvah! Hepsinden helallaşman lazım. Bırak ya şu Süreyman'ın cemaatini, eyvah! Hepsinden helallaşman lazım. Bırak ya şu nakşeverlileri, eyvah! Hepsinden helallaşman lazım. Hepsinden helallaşman lazım. Hepsinden kıybet et. Hepsinden teker, teker, teker, … helallaşman lazım. Dikkat edin.
Eyvah! Şunlar dediğinin hepsinden helallaşman lazım. Eyvah! Allah! O Kur'an, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ayaklanacak.
O salih rüya görenler, her kime Cenab-ı Hak nasip ettiyse, onlar rüyalarında o kimseyi görecek. Salih bir şekilde. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'le görecek. Pir efendilerimizle görecek, sahabelerle görecek. Onlardan birileri onun veli olduğuna dair işaret edecek. Hal gören, evet o kimse velidir. O zaman herkes gidecek tıpırtıp kalbi mutmain alacak.
Nefsine uymayacak. Acaba mı demeyecek? Yoktur bu zamanda demeyecek. Bakın, bu laflar, ağır laflar. Bu zamanda veli mi var dediğinde, hadis-i şerifi inkar ediyorlar. Bu zamanda veli mi var dediğinde, ayet-i kerimeyi inkar ediyorlar. Var mı? Var. Ne yaptın ayet-i kerimeyi? Yuttun.
O velilerin mahzun dolmazlar, mahcup dolmazlar. Dünyada da ahirette de nimetler vardır. Nerede bu ayet-i kerimeyi getirdi? E ben kimse kim? Bu ayet-i kerimenin tefsirinde hazret-i resulullah diyor sallallahu aleyhi ve sellem. Onların yüzü sürmetine yağmur yağar. Onların yüzü sürmetine toprak bereket verir. Onların yüzü sürmetine dünya nizamını bozmaz. Onların yüzü sürmetine hayvanlar yavrularına süt verir. Ve onlar bir şeye ol dese Cenab-ı Hak oldurur diyor. Hazret-i Ömer, hazret-i resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası Abdullah'ı hep dua için yanında götürürdü.
Derdi ki sen onun amcasısın. Sen bir peygamber amcasısın. Allah senin duanı geri çevirmez. Sen Allah'a dostsun. Sen Allah'a velisin. Onun dostluğu velili peygamber amcası olmasından dolayı. Sen bize sen dua et. Ve her yağmur duasına çıktıklarında, Hazret-i Abbas efendimiz ellerini kaldırıp Ya Rabbi dediğinde Cenab-ı Hak yağmurunu indirirdi. Ya Rabbi dediğinde Allah yağmurunu indirirdi. Hazret-i Ömer efendimiz onun duasının keskinliğini tespit etmiş. Hazret-i Ömer efendimiz öyle tik tak saat gibi bir kimse. Öyle Hazret-i Ömer efendimizin görüşü keskin. Analizi kuvvetli. Tevhi değdi. Bakın tevhi değdi. Halib bin Velid yüzünle Halib bin Velid savaşları kazanıyor.
Bütün ümmeti kendi şirkten kurtarıyor. Böyle şeyden alır, görevden alır diye. Yani o diyor ki Hazret-i Ömer efendimiz. Diyor ki savaşta galibiyet mutlaktır. Oysa diyor galibiyet Allah'ındır. Bakın yok etmiş kendisini. Tevhidin zirvesinde. Hem devletin zirvesinde hem tevhidin zirvesinde. Eğer bir galibiyet var o Halib bin Velid. İsmı atıma geldiniz.
Emrinde savaşmaya devam. Koca Halib bin Velid. Genelkurmay başkanını devlet başkanı azdediyor. Alır bir şey. Nefsini kaldıracağı bir şey değil. Bir kimseyi azdediyorsunuz siz görevden. Ve onu diyorsunuz ki sen bu görevden görevli değilsin bundan sonra. Ve bu kimse zirvede. Bundan beş yıl önce bir genelkurmay başkanını Türkiye'de az etmiş olsaydı hükümet ihtilal olurdu. Az etseydi hükümet bir genelkurmay başkanını ihtilal olurdu. İhtilal olurdu. İhtilal olurdu. Az etseydi hükümet. İşte Hz. Ömer Efendimiz dahi babası götürüyor yanında.
Vaz de lahman hazretlerinde. Ha demek ki öyle alızlar var ki. Cenab-ı Hak o alın çıkanı geri döndürmüyor. Öyle dudaklar var ki. Bir dudağı olmuş. Söylediği geriye tecelli etmiyor. Ve ondan bir hükmet çıkıyor. Ondan ilk önce bir zararmış gibi geliyor. Bir zorlukmuş gibi geliyor. Bir sıkıntıymış gibi geliyor. Ama Cenab-ı Hak onu hikmete döndürüyor. O acıyı heyvaya döndürüyor. Biz onu kendi kendimize önce acıymış gibi geliyor bize. Bize bayılırdan ödemişe göç dediğinde herkes bizim sülale, hanımın sülalesi patinaj ettiler. Ya nereye göçüyoruz filan gibisinden. Acıymış gibi geldi insanlara. Ve o sıkıntı insanların kötü gözünde büyüdü belki de insanlara.
Ama hikmet çıkıyor onlar. Yani oradan bunu sevgör. Yani kolay bir şey değil. Onu yap bunu yapma kolay bir şey değil. O normalde insan belki de nefsen itiraz etmiyor hiç ama o sıkıntıyı yaşıyorsun sen. O mücadelenin önünden geçiyorsun. O acıymış gibi olan şey tatlı oluyor. Şimdi bazı arkadaşlar Şeyh Efendi Hazretleri bir şey söylediğinde nefsine ağır gelirdi onun. Yapmak istemezdi o. Böyle ona acı gelirdi. Efendim şöyle yapsam olmaz mı olur sen böyle yap derdi çekilirdi Şeyh Efendi Hazretleri geriye. Ha ben sevdim, o bana bir distör kaldı. Adam bir şey soruyor. Ya şöyle yapsa niye olur diyorum ben. Yok. O adam çok akıllı. O adam çok biliyor. O adam sana şöyle kendi dediğini dayatmaya çalışıyor.
Aaa. Ya bunu böyle yap kardeş. Yok öyle yapmıyor. O Şeyh'ini yönlendirecek. O Şeyh'ini akıl verecek. O Şeyh'ini Seyfe'yi dar edecek. Geri planda. O çok akıllı ya. Onu gelip anlatacak anlatacak anlatacak anlatacak. Aaa öyle mi? Benim bir başkasını onun problemiyle alakalı bir başkasının ne söyleyeceğime SİD'ye yazmış. Ben onu söyleyeceğim ona. Onu söylemezsem onun şeyhi değilim. Onu söylemezsem tüm kakayım ben. Ama onun dediğini ben bir şey söyleyerek yaparsam Yani o görmedim ben onu. Anlamadım ben onu. Ben onu bilemedim. Demeyin de ha diyor. Diyor. Onların öyle Şeyh Efendi. Şeyh Efendi bakardı.
Onu yalıyordu. Mustafa Efendi gördüm oğlum bize akıl vermeye kalktı. Çok biliyor. Ama birisi soruyor ki. Şeyh Efendi'yi kiremez hiç. Birisi gider mesela ona der ki. Efendim böyle böyle böyle olmaması lazım. İyi olmaması lazım oğlum yapma. Biz ömredeyiz. Allah affetsin yan yanayız böyle. Oğlum şöyle bir yaslan da dedi. Allah rahmet eylesin. Beycullah'a doğru dedi. Bir bakalım oğlum dedi. Belki geliriz. Belki gelemeyiz oğlum dedi. Bir daha belki de böyle bir amge. Hiçbir tanesi yok yanımızda. Allah rahmet eylesin. Böyle yavaşça omuzuna yaslandım ben. O böyle saldı omuzuna yaslandı böyle kaykıldı.
Yümbül yümbül zikrullah oluyor. Ben de zikrullah'ı koyuyorum. Zikrullah'ı koyuyorum. Zikrullah yapıyorum. Zikrullah arkadaşlarını. Zırt bir telefon. Sivas'ta dersleri iptal edelim mi efendim? Elindir. Polisler gelmiş gitmiş de bilmem neymiş de. O insanı hiç unutmuyor onu. Elindir. Sivas'tan buraya telefon açmışlar. Nevşehir aramışlar. Şeyh Efendi sorduk dersleri iptal ediyor. Tamam başka birisi. Ben aradım. Efendim dersleri iptal etmiş, Bursa'yı iptal etmiş. Bir canım sıkıldı.
Döndüm böyle. Dedim yok. Ben yan yana istiyorlar. Dersleri iptal etti. Devam edin ben. Zikrullah devam ediyor. Döndü bana. Musta Efendi oğlum dedi. Bursa'da bir sıkıntı yok mu dedi. Sıkıntı yok mu dedi. Sıkıntı yok mu dedi. Öyle sıkıntı var ki. Oğlum seni sıkıştırmıyorlar mı Bursa'da? Yok efendim. Halbuki evden eve konuyoruz o zaman. Evde durdular. Kendi kendime durdum. An dedim ya. Birisi telefon açıyor. Efendim dersleri iptal edelim. Ne edin diyor.
Birisi derdi Şeyh Efendi. Efendim biz oraya derse gitmek istemiyoruz. Kendimiz orada bir ders yapalım mı? Yapın derdi. Zikir, hoş kalmayın. Ama onlar üzülürsün. Bana derdi ki oğlum ya. Derssiz kalmasınlar oğlum. Derssiz kalmasınlar. Ama onu bir kimse, ben ne yapayım diye sormaz. Şimdi bir derviş vardır. Ben ne yapayım efendim der. Birisi de vardır. Ben böyle böyle ev olun yap. Sen zaten ne yapacağını yolunu koymuşsun. Ne yapacağını yolunu koymuşsun sen. Hal yap yürürsen. Allah bize affetsin. İşte, bir tür şeyde gerçek manada bağlanmak, istikamette yürümektir.
O reçete sana acı gelebilir. O reçete senin hoşuna gitmeyebilir. O reçete nefsin seninle aykırı gelebilir. Ama bağlandıysan, o helvaya döner. O helvaya döner. Sen sabırla yürürün. Eğer bağlıysan, sen sabırla durun. Eğer bağlıysan, o senin acın şekere döner. O senin gözyaşın inciye mercana döner. O senin sıkıntın rahmete döner. O yolda yürürken. Kendi kendine şöyle düşünme. Bana burada haksızlık yapıyorlar. Ben dinledim de buradan zarar ettim. Ben burada konuşamadım efendime, edeb etsin de ben buradan zarar ettim.
Ben şurada bir şey diyemedim de zarar ettim. O senin ahmar kafa. O senin nefsi kafa. O senin şeytanın vesvesesi. Sen ona paye verme. De ki, ondan çıkan inci mercandır. De ki, ondan çıkan kutsal nefestir. De ki, ondan çıkan onun nefesidir. Ben ona tabi olayım. Ben ona revan olayım. Ben onun yolda yürüyeyim. Eyvah olurum. Yeter ki sen nefsini karıştırma işin içerisine. İşte böyle davranmayanlar, bu şekilde davranamayanlar, üstadlarının ölümü onlar için özgürlük. Üstadının vefat etmesi, onun özgürlük kağıdını eline alması. O kağıt şeytanın imzaladığı kağıt.
O kağıt şeytanın sana verdiği kağıt. Asıl özgürlük kağıdı Allah'tan. Ya o ne? Son nefese kadar bir rüşidin yolundan gitmek. Ya o ne? Sen bir üstadın gölgesi. Ya o son nefese kadar koşman senin. Sen bir üstada bağlı değil, bugün perşembeye oturuyo olacaktın.
Kaza yaparsın, bela yaparsın, kendin sakat olursun değil, evde oturacaktın. Ve kendi kendine diyecektin ki, ben namazımı kılıyorum zaten. Ve kendi kendine diyecektin ki, ben zaten bu işi böyle yapıyorum ya. Bitti. Bitti. Senin nefsin organizecekti. Nefsin yönlendirecekti. Kıymetli dostlar. İnsanlar gelip geçecek. Mezarlık etmiş şeyhlerle dolu bu dünyada. Şöyle düşünmeyin. Ben çok seviyorum seni.
Senden sonra bir rüşide bağlanamam. Bu hiç sevmemişsin sen beni. Sevseydin benim sözümü dinlerdi. Sevseydin benim sözümü dinlerdi. Ama ben seni çok seviyorum. Senden başkasına nasıl bağlanam. Sen çok sevseydin, benim sözümü dinlerdi. Bağlanır. Bir üstad, bir üstadlık oturacak bir kimse bir gün de yetişmiyor. Ben senden başkasına bağlanamazdım dediğinde, Allah yoluna reva almamış o kimsenin hakkına, hukukuna riayet etmiyorsun. Boşan kimsenin hukukuna riayet etmiyorsun. Sen de körlerden oluyorsun. Allah muhafaza eylesin.
Eşini kapatmasının önemi. Kardeşler, eşlerinize zulmetmeyin. Kadınların örtülmesi fark. Kadınların örtülmesi fark. Bir kimse evlenirken, kendi şuurunda ve kendi dini görüşünde değil. Evlenirken başı açık bir bayanla evlendi. O başı açık bir bayanla evlendiğin için, o başı açık bayanın, bayanın, bir günah-i kebali işlediğini bile bile aldın. Onu, o günah-i kebaliden kurtaracaksın. Ama, baskıyla değil.
Zorlayarak, küfrederekten, hakaret ederekten değil. Sevdire sevdire. Sindire sindire. Yumuşak yumuşak. Evlenirken şart koştuysan, bu senin hakkın. Şart koşmadıysan, bu senin hakkın değil. Bir ömür boyu da öyle gidebilir, sen onu sabret. Sen kendin o yola gitmenin. Dedin ki sen kadına, ben Kur'an ve sünnet noktasında seni nikahıma aldım, Kur'an ve sünnet noktasında bir hayat yaşayacağım seninle. Eşler birbirlerine çok rahat söylüyorlar. Bilhassa adamlar çok evlenirken, ben Kur'an ve sünnet noktasında bir ev istiyorum, bir eş istiyorum.
Tamam? Dövme sebebi neydi kardeş, eşini döverken? Turdun o kadının gözüne. neden onu kürüttün orasını, burasını döverken? Oğlum bu sünnette yok, yok.
Hükmeteceğim, Kur'an ve sünnete göre evliliğimi yapacağım. Ardına diyeceksin ki, git annenden para al getir, git annenden pul al getir. Git babana söyle, şunu alsın bak bize. Seninle davransın. Ücünün yedi, muhafaza et.
Evin kirasını babanın ödese olmaz mı ya? Annesinin babasının evli, yiyecek bir şeyler götürmesi kadar zülmüş olmaz. Bütün cemaatın ve cemaatın ailelerinize bakın. Ondan sonra, kadından kadınlık bekleyin.
Yetiştirdiğiniz yere kadar yetiştirin. Sen kebabı yiyin, evde insanların ne iyiliği belli değil. Senin sekiz yüz milyon maaşın var, bir milyar maaşın var senin. Senin ne işin var lokantada kardeşim? Senin ne işin var insanları köfteye götürmekte, kebabı götürmekte, kebabı götürmekte, yemeğe götürmekte. Götüreceksen, al bir kilo et evine, evinde pişittir, arkadaşını da çağır, orada iyidir. Sen gideceksin ev dışarıda, restoranda yemeğini yiyeceksin, eve telefonu dahi açmayacaksın. Biz yemeğe iyiyiz diye. O kadın da evde tarada çorbasını yapacak, adam bekleyecek. Bu adamlık değil. Bu adamlık değil.
Sen evlenirken nefsine hoş gelecek. Oh, büplo gibi hatun, başı açık, her taraf açık, süslü püslü, harika. Hani sen derviştin, derviş olan bir kimse alacaktın? Yok. Çin'in boğazını sık, ölçsen de uğraş. Yok. Sevgi ver. E derviş almaya kalkarsan da, dervişten fazla bir şey istemiyorlar, o da kıymetsiz oluyor zaten. O derviş ya nasıl olsa, hiçbir şey istemez. Bunları yaşadık biz hep daha önce. kıymetsiz, aldatın canım, o yoldan bulundu. O derviş de yoldan bulundu zaten.
O da kıymetsiz. Aha! Herkes hukukuna uyacak. Herkes hukukuna uyacak. O yüzden evet, bir kadının öldürmesi farz. Kardeş, nasıl bir adam içki içiyor, içki içki belli, haramı çiğnedi belli, adam kızını vermiş ona. şimdi diyor ki, içki içiyor, ayıracağım. Ya verirken içmiyor mu bu adam içiyordu? Verirken sen onun içtiğini bile bile verdin ya. Eee, sen şimdi neden ayırmaya kalkıyorsun? Eee içki içiyordu, sen biraz parası pudu var, zenginliği var, biraz da yakışıklı adam, el ayar düzgün. Eee sen kızı verdin ona, içki içtiğini bile bile. Eee şimdi? Eee içki içiyor, ayıracağım.
Yok. Yanlış. Bile bile ben. İşleyen bir kimse, sen haramı açıkça işleyin. Allah muhafaza eylesin. Kadınlarla erkeklerin bir arada ibadet etmelerinin yanlış veya doğru olduğunu, yahut mahremiyete anlatılmasıdır. Bu kadınlarla erkeklerin bir arada ibadet edilmesi meselesi geniş bir mesele. Bunun normal bir şartı birisini sorarsan haramlar çıkar. O deyip çıktığında benim aklıma şu gelir. Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin döneminde namaz kılınırken, namaz taflarının oluşması, önde erkekler, onun hemen bittiği yerde erkek çocuklar, onun hemen bittiği yerde kadınlar, onların bittiği yerde hemen de kadın yani bayan çocuklar, kız çocuklarıydı.
Namazın saf sıralanışı böyleydi. Eğer kadınlar ve erkekler bir arada ibadet edemez, haramdır dediğinde, Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada haram işlemiş gibi görürsün ki, küfre düşersin. Şimdi bir camide bir namaz kılıyor, kadınlar en arkaya geçmişler, havada soğuk ya, en arkada namaz kılıyorlar, en arkada var.
Duvarın dibinde, canın içi sıcak dışarı soğuk. Camiye girdim ben gördüm onları, içimden dedim ki, şimdi gelir birisi bunlara laf söylerdi, ben içeri geldim ya dedim içimden, dedim bulur beni şimdi. Her namazı bitirdim, Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah, Esselamun Aleyküm ve Rahmetullah, kadınlar, seninle burada namaz kılıyorsunuz, dedim. Kadınlarda belli böyle, yani şey değiller böyle, nasıl söyleyeyim, manto, eşap yok kadınlarda. Kadın altına böyle, boğmuş pantolon giymiş, üzerine bir tunik giymiş, başını içeri dörtmüş, namazını orada kılıyor. Onlar da namazları bitirmişler, işte tespih çekiyor birisi, ondan sonra dua ediyorlar, öbürkü de başörtüsünü topluyor, çantasını alacak, öbürkü de örtüsünü çıkarmak, o da örtüsünü çıkarmak, bir tane örtüsü çocuğu var, geç gidiyor ya, küçük.
Adam tak müdahale etti ağrına, senin namazınız olmadı, dedi. Erin, içim dışımdan. Hemen adamı tuttum, muzuna vurdum, Allah'ın mübarek olsun, dedi. E kabul etmedin ya namazını, dedi. Kadının birisi baktı böyle, siz hoca olamazsınız, dedi. Hani sakın olayım, Elhan Zülah değilim, dedi. Kardeş, ki kardeş, az önce, bu iki bayanın namazını kabul etmedin sen. Dedi ki, senin namazın kabul olmaz. Neyin adına söyledin? Neyin adına söyledin? Burada erkeklerin kısmında namaz kıldılar ya, dedi.
Burada erkekler namaz kılıyorsa, dedim, bayanlar kılamıyorlar. Burada erkekler namaz kıldıysa, bayanlar kılınca, dedim, namaz fasit mi oluyor? Nerede okudun bunu? Nereden öğrendin? Hangi dinin hükmü bu, dedim. Kaldı. Hangi dinin hükmü bu, dedim. Kaldı. Hangi dinin hükmü, bana hangi dine mümtesip olduğunu söyle, ben bileyim dedim, olmadığına dair. Ha, değil ki, bu adamın dininde yok. Kaldı mı şimdi? Ha, şimdi inandım ki, senin bir dinin var, senin dinine göre bu olmalı. Bu dini koyar da sensin. O zaman Rab sensin, Allah sensin, dönerim sana seyit ederim, dedim. Neden müdahale kılan kadına, neden müdahale ettin bu kadına?
Senin kızların, senin çocukların namaz hiçbirisi, doğruyu söyle. Senin namazın da şirk, senin ibadetin de şirk, senin dinin de şirk, senin imanın da şirk. Eşhedü enlâ. Nedir canım bilemedi, helallaş kadınlar, maafendiler, hakkınızı helal edin, dedik. Bunlar helal olsun ama, dedi.
Şu beyefendi var ya dedi, bizi okur tanrı senden dedi. Çıktı şerefendi. Allah dokunmadılar, laf söyleme. Çıktı, bana dedi ki, nerede hocasın? Ben hoca değilim dedim, içeride dedim ya. Ben hoca değilim dedim. Ben Allah hakkında olmaya çalışan bir kimseyim. Sakın kimseye müdahale etme. Şimdi kadınlarla erkeklerin bir arada, ibadet etmelerinin yanlış veya doğru olduğunu, o ibadete bak.
Eğer bu söz, burada bayanlar, zikri dinliyor, bunlarla alakalıysa, el insan. Üç kattaki bayan kardeşlerle alakalı, burada hep beraber zikrullah yaptığımız için, onlar üç katı biz de alt kattayız. Bunun için söylediyseniz, el insan. El insan. Bunun için söylendiyseniz, el insan. El insan. Bunun için söylendiyseniz, el insan. Bunun için söylendiyseniz, cahilin kare köpü. Tövbe için bütün cemaatle alakalı. Biz de mutandırmayız. Kalksın arkadaşlar, hakkınızı helal edin. Siz biz de helal edin. Gerçekten. Bununla alakalı da çok verilmiş fetva var. Üç katta biz de alt katta zikrullah yapıyoruz diye, hakkında o kadar çok fetva var ki.
Bir de fetvayı verenler. Allah size selam etsin. Siz cahilleri gördüğünüzde, onlara selam edin. Geçin. Yazık. Yazık ki ya. O yüzden, evet, kadınlarla erkeklerin bir arada ibadet etmelerini, İslam'da var mı? Her cevap var. Allah size selam etsin. Siz cahilleri gördüğünüzde, onlara selam edin. Geçin. Yazık. Yazık ki ya. O yüzden, evet, kadınlarla erkeklerin bir arada ibadet etmelerini, İslam'da var mı? Her cevap var. Allah-u Vesselam Hazretleri'nin zamanında, mescitte namazı hep beraber kılarlardır.
Hakik namazı hep beraber kılarlardır. Bulunduğu bir fiiliyatı, haram dediği için küfre düşer, tehdit iman, tehdit nikah gerekti. Hatta küfrü, Hz. Resulullah'ın harama dayandırdığını, haram işlediğine doğru gittiğinden, onun namazları sakit olur, düşer.
Oruçlarının hepsi düşer. O güne kadar yapma mevzusu var ya, Hz. Resulullah ve Selam Hazretleri'nin bayanlar, işte biyatlaşırken, ilini verdiği, onların ilini sıktığına dair rivayetler var. Birisi de diyor ya, haram. dediğinde hadisler var, yaptığına dair Hz. Resulullah . Hz. Resulullah Hazretleri'nin haram bir fiiliyatın içerisinde görmek ve göstermek, şeytanın da hayatını yarmaz. Şeytan dahi onu cüret edemez. Bakın, şeytan dahi onu cüret edemez.
Ve şeytan, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin haram işlediğine dair, haram işlediğine hiçbir eylemi yok. İnsan, birkaç damla kan, insan, mahafaza eylesin. Bazı şeylere, ucuz fetvalar vermeyin. Ucuz fetvaların izinden gitmeyin. Ucuz fetvaların peşine düşmeyin. Ulu orta böyle fetva verenlere dikkat edin. Kadınlarla erkekler bir arada zikir yapıyorlar. El-İnsaf. El-İnsaf.
Burada hiç bir erkek, yukarıdan hiç bir bayanı gördü. El-İnsaf. El-İnsaf. Mafaza eylesin. Gerçekten, Ümmet-i Muhammed'i yaralayan, Muhammed'in kanını akıtan şeyler. Bu tüm şeylerden uzak durun kardeşler. Gıybetten, dedikodudan, ihtiradan, suizandan, mühtandan uzak durun. Sakın ha! Sakın ha! Ümmet buradan yaralanmış hep. Ümmet buradan perişan olmuş hep. Ümmet buradan yıkılmış hep. Ümmet buradan yıkılmış hep. Ümmet buradan yıkılmış. Bir şaiye koparıyorlar.
Bakın, Şeyh Efendi Hazretlerinin bütün her şeyini bilen insandımlar. 8 yıl dizinin dibinde durdum. Kendi çocuklarından fazla benimle hayat yaşamıştır. 18 yıl boyunca. Eski arkadaşlar şahit. Şeyh Efendi Hazretleri için alevi mi demediler? Ne yapmı içiyor demediler? İşte, Çocuklar hakkında neler demediler? Kendisi hakkında neler demediler? Ziyarete kendisine yolda giderken, yolda giderken, onunla beraber etmiş, bir beldenin zakiri, çavuşu gibi bir kimse.
Onun hal ve hareketlerine, davranışlarına baktım böyle adamı, bir kapıda indireceğim aşağıya. Oysa Mustafa Efendi'nin der bir şeymiş o eski. Bana nereye gidiyorsun dedi, Nevşehir'e gidiyorum dedim ben. Hayırdır dedi, şeyhin var mı ziyarete gidiyorum dedim ben. Kim şeyhin dedi, bu Hasan oğullarından Abdullah Efendi dedim ben. Haa, ona mı intisaflısın dedi böyle. Küçümseyerekten. Evet, ona intisaflıyım. Ne var dedim ben. Bu kaldı şimdi. Tuttum. Dedim, deminden beri turist karıları eleyeceğim diye uğraşıyorum lan dedim, çuva sakalından. Böyle, gerçekten de böyle uzun sakallı. Sakallarını kırarmış kırarmış. Üzerinde uzun cübbe var.
Kafasında takke var. Kadınlarla konuşurken, kadınların oğullarını sıkıyor, kollarını sıkıyor. Ben de İzmir çocuğuyum. Bir çuva sakalıyla, turist karıları eleyeceğim diye uğraşıyor. Her işim daha yeni dönmüşüm her şeyden. Dedim ben. O adam kalkıyor bir çuva sakalıyla, benim şeyhim hakkında lasma deme kalktı. Dedim sana burada bir şemşiye gibi itiririm lan seni dedim. Senin terbiyesiz, ahlaksız adam dedim. Karıları eleyeceğim, kalkmışım benim şeyhime las söylüyorsun dedim ben. İndireceğim lan seni dedim.
Bir kafada tak kalktı bu benim yanımdan. Hemen gitti bu öbür tarafa. İyiyim ben şimdi. Bu adama neden kafa vurmadım? Benim kafam meşhur olduğum için. Duvara uluyum, duvarden böyle buna bir kafa vurmadım. Ben neden ona bir kafa vurmadım? Ben neden ona bir kafa vurmadım? Allah'ım bakıyorsa yiyorum böyle yanıma yatmaz bir şemsiye gibi. Hiç hiç. Böyle zaten kafam meşhur bir kafa vurduğum, inecek o şemsiye gibi biliyor musun ki? Nevşehir'de ben kendimi yiye yiye Nevşehir'de indim ben şimdi. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi bir araba göndermiş. Eski garajın olduğu yere. Bayındırdım Mustafa Efendi, birisi bağırıyor. Dedik yok. Ben indim aşağıda.
Dedim kardeş ben bayındırdım ama efendi deydim. Mustafa Efendi sensin dedi ya. Dedi baba seni bekliyor kahvaltıya, dergatı dedi neyse bindik biz arabaya. Biz dergav girdik. İçeride de şey efendi, dışarıdan gelmişler onlarla sohbet ediyor. Gel Mustafa Efendi gel oğlum dedi gel. İçeri girdim ben. Eski dergav binmez şimdi arkadaşlar. Öğünün yanı başındaydı. Rütübet. Mis gibi rütübet kokardı. He? İçeridekiler yatarsan sabaha donar kalkarsın. Pişim. Kimse kalmak istemez o yüzden Allah. Rütübetli ve soğuk ya. Ben yatak mı oradayım? Gel oğlum Mustafa Efendi gel dedi. İnsan sevdi mi dedi. Böyle doğru doğru, yiğitçesine sevmeli dedi. Aslan gibi sevmeli dedi.
Gel oğlum dedi bana kendime işe. Bir sarılırları, bir sarılırlarla. Ulan ne oluyor dedim ben. Kendi kendime, içimden içim dedim. Eyvallah, bir şey mi oldu acaba? Otur şöyle yanıma. Anlat bakalım otobüste ne oluyor? Ben bir durdum otobüste ne oldu? Bir ara uyukladım rüyamı hatırladım. Uyukladım bir ara halimi hatırladım. Dedim yok. Onlara değildir dedim. Kendi kendime anında gözümlerinden geçiyor. Dedim şu sakalını anlatayım. Dedim ki efendim böyle böyle böyle oldu. Adam böyle böyle böyle. Ben adamın kim olduğunu bilmiyorum. İçim yalnız efendim dedim. Hakkınızı helal edip özür dilerim. Ben adamı bir kafa vurup indiremedim maşallah. Ben yaptığımı hata olarak görüyorum kendi kendime.
Kafa vurup indirmem lazım, indiremedim. Bana yakışmadı çünkü o. Hala da bana yakışmadına inanıyorum ben. Yaşım elli fikrim değişmiş değil abi. Ben hala da bugün de benim şeyhime gelse birisi... Bu tip sözler söylemiş olsa ben onu kafa atmayı düşünüyorum yani. Ümer değilim yani. Hakkınızı helal edin. Ben dedim onu bir kafada indiremedim. Yok oğlum yok dedim. İnsan sevdi mi böyle sevmedi. Ciğerinden sevmedi. Yüreğinden sevmedi. Sevdiğine laf ettirmemedi. Kafa vuramadım ama dedim. Ben laf söyletmedim ya. Buradan dedim. Demek ki bu laf söyletmediğim gibi dedim.
Şey efendim boşuna gitmiş. Bir insan, bir insan için herkes bir şey söyler. Herkes söyler. Bunu kim dinler biliyor musunuz? Seğne. Şeytanın kalbine işe değilse. Şeytan gelir adamın kalbine işer. O adamın kalbi şeytanın silik kokusundan geçirmez. O şeytanın silik kokusu olan kalple iki şeytanın silik kokulu kalp birleşir. Onlar söylerler. Biri söyleyen birisini dinler. Bakın biri söyleyen birisini dinler. Allah bizi affetse. O yüzden hiç kimseye laf söylemeyin. Bırakın bir yol bulmuşlar insanlar gidiyorlar.
Bırakın bir şey bulmuşlar gidiyorlar. Senin şeyhin kim? Boş ver başkasının şeyhini. Sen kime ayın bir şems diyorsun? Senin şemsin kim ya? Kime günün bir şems diyorsun? Senin şeyhin var mı? Yok. Sen bizim kategorimizde değilsin. Senin şeyhin yoksa, sen arş-i alanın gölgesine gidecek olayı o yoldan çok uzaksın. Bizim kategorimizde değilsin. Bir şeyhi varsa bir kimsenin, o şeyhi Kur'an ve sünnetin açıkça dışında değilse, o kimse o şeyhi severse vallahi yol gider. Sen yeter ki aşık, sen yeter ki Allah için onun kendine ahtap kabul et. Allah sana yol açar merak etme bu alem boş değil. Bu alem boş değil.
Bu alemi sahipsiz görenler sahipsiz kalırlar. Adam bu alemin sahibi var. Merak etme seni meydanına bırakmaz, seni boşta bırakmaz. Sen diyorsan senin inham ettiğin, o seni ihsan ettiğin kimselerle beraber hocam.
O salihlerle beraber, o velilerle ben gideceğim ki ben gideceğim ki ben yok istiyorum. Sahibi Allah. Sahibi Allah.
Mükevanatın sahibi Allah. Dinin sahibi Allah. Dindarların sahibi Allah. İnananların sahibi Allah. İnananlarla beraber olun. O salihlerin yolunda olmaya kaydedecek. Bırak bu dünya gelip geçecek, bu insanlar gelip geçecek. Mal, mevki, makam gelip geçecek. Anlatırım ya bazen. Bir milyon dolar üzerinden dekat verdim bir yıl önce. Bir yıl sonra borç para gittim ben. Kendisi sohbetler, bir milyon dolara gittim. Bir dahaki seneye bir milyon borç para gittim diyor demiş. Ben alacağımı tahsil etmek için birisini icraya verdim de.
O mahkemeye itiraz etmiş. Demiş ki benim bu adam böyle böyle bu kadar borcu yok demiş. Bir de bunu mahkemeye kayıp koymuş. Dedim sohbetler, mahkemeler de bulaşıyor boyuna delil olarak. Bir milyon dolar bak. Ben dekat verdim o sene. Mal gidecek. Tüccarlar. Malınızı kaybedebilirsiniz. Paranızı kaybedebilirsiniz. Dindik durun. Borcunuza sadık olun. Sizin şeytansız. Yaptın sen yaptın ama eksikliği yaptın sen yaptın.
Git o yanlışlığı, eksikliği yaptın. Kimseyle, kardeşle helallaş. Git üstadınla helallaş. Yoluna devam et. Şeytan seni aldatmasın. Şeytan seni kandırmasın. Eşinizle iyi geçinin. Bu yolda yürüyecekler erkekler. Eşleriyle iyi geçinecekler. Bu yolda yürüyecek olanlar kadınlar ve erkekler. Birbirlerine zulmetmeyecekler. Bu yolda yürüyecek olan çocuklar ardı ve buz. Birbirlerinin hukukuna riayet edip, birbirlerine zulmet edip. Çocuklar babanıza itaat edin. Merhamet ve şefkat gösterin. Çocuklarınıza şefkatli davranın. Çocuklarınıza kura ve sünnet dairesinde bir hayat yaşatmaya gayret edin. Çocuklarınıza zulmetmeyin.
Yanınızda çalışan işçilere zulmetmeyin. Komşularınıza zulmetmeyin. Etrafımızda rızkı insanları bağırıp çağırmayın. Zulmetmeyin. İnsanlara öbür demeyin. Öykürmeyin. Çevkirmeyin. Müzale etmeyin. İşinizi sevgiyle, tatlılıkla götürün. Allah'ın zikirden geri kalmayın. Zikirden çekin. Tövbe edenlerden olsun. İbadetlerden olsun. Derslerinizi kaçırmayın. Ki muhakkak sünnet kürtlerinizi yapın. Muhakkak mahalledeki derslerinizi, ana derslerinizi takip edin. Orada zikirinize düşmeyin. Allah'ı sevin. Resulünü sevin. Arkadaşlarınızı, kardeşlerinizi sevin. İşinize bakın.
Herkes işini en ince ayrıntısında yapsın. Yaptığınız iş, Allah'ın işi. Bu dergahın işi, Allah'ın işi. Ahmet'in, Mehmet'in işi değil. Doğru yap. En ince ayrıntısında yapsın. İşinize bakın. Herkes işini en ince ayrıntısında yapsın. Yaptığınız iş, Allah'ın işi. Bu dergahın işi, Allah'ın işi. Ahmet'in, Mehmet'in işi değil. Dost dolu yap. İnce yap, titik yap. İyi davran. Muhakkak bir işin ucundan tut. Muhakkak. Bu mahallede, işin ucundan bir yerden tut. Mahallede dersler, oraya destek ol.
Orada kınları terkine topla. Orada kınları grup tavuk gibi, başına topla sen. Orada kına destek ver. Finanç ayarına bir ders yapılıyor, destek ver. Ayrılık yok, gayrılık yok. Birbirine düşmek yok, birbirine laf söylemek yok. Arkasından giybet etmek yok, dedikodu etmek yok. Allah için cadile var. Allah'a koşmak. İşimiz o. Bütün cemaatler kardeşimiz. Hoca Efendi'nin cemaatıymış, nurcusuymuş, yazıcısıymış, çizicisiymiş, okuyucusuymuş, Süleymancısıymış, Kadir-i Şırmıfaizi, bedemişsi, dusikisi. Hepsine kardeşimiz. Hepsine. Hepsine dua edin. Allah hepsine istikamet versin. Hepimize istikamet verir. Bir cemaatin bozulmasını istemeyiz. Neden bozulsunlar?
Yollarını neden saptırsınlar? Neden gevşesinler? İstemeyiz. Hiç kimsenin saptınlığa düşmesini istemeyiz. Hiç kimsenin gevşemesini istemeyiz. Hiç kimsenin yoldan geri dönmesini istemeyiz. Dua edin. Geceleri kalın. Sabah namazında yolda giderken işlerinizde... Dersiz ve duasız durmayın. Yolda giderken kendi kendine dua ederekten git. Allah'a yalvararak git. Allah'a niyazdan bulunarak git. Kibirlilik yapma. Boynunu bük yolda. Seni seyrediyorum. Yalvararak bir vitrinle dolaşacağım. İşçisin orada dua.
Bir yana bak sana bir kapı vermiş. Oradan ekmeğini yiyorsun. Çoluğuna çocuğuna rızık götürüyorsun orada. Sen orada namaz kıldığında orada dua et. Yarabbi bu arada burada işin ağzına gelir. Beni de burada başarılı eyle. İşçiler sen de dua et. Yarabbi ben bunlara zulmetmeyeyim. Bunlara yardım eyle. Bana da yardım et. Herkes birbirine dua edecek. Sufi dua edecek. Orada köpek gördün. Köpen dua et. Yarabbi onu da aç açık bırakma. Ona da rızık ver. Dua et. Orada tavuk gördün. Tavuğa da dua et. Yarabbi sen Rezzat-ı Kerim'sin. Bu kış kıyamette bu hayvanın yaşadığı da sen gözetersin. Sen onların da rızık verin bu olayla da. Sen dua et. Sufi gönlünde duayla yürür. Sufi gönlünde zikirle yürür.
Sufi gönlünde niyazla yürür. Kim yok, kibir yok, gurur yok, büyütlenmek yok. Laf söylemek yok. Sevgiyle, muhabbetle işlerinizi görün. Birbirlerinize kenetlemeyin. Allah için. Ayıklılığa düşmeyin. Lafa küpe düşmeyin. Ya o bana onu dedi. Affet. Ya bana şunu şunu dedi. Affet. Çünkü böyle söyledi. Bu böyle dedi. Bu böyle dedi. Bu şunu yaptı bana ama. Affet. O yolda yürür. İnşallah. Bâlemellâhum. İftar ediyoruz biz. Her akşam.
Nasıl hastayım? Birden böyle hasta oldum. Nasıl hastayım? Böyle perişan böyle. Akşam ezanına yakın. Bir yağmur yağıyor. Bir de hava soğudu birden. Kaldır beni. Kurban veriyor. Ya hastasın yap dedi bana. Dedim yok. Kaldır beni dedim ben. İftar ediyorlar. Yağmur yağıyor. Evet dedi. Hiçbiri gidip oturmaz. Kurban olayım. Yapmazlar yardım. Dedim. Yaparlarsa ya da sen kaldır beni. Kaldırdı beni şimdi. Zor. Kürtçe gibiyim böyle. Dedim. Sen kafamın önünde dur. Düşersen düşersen gelirsin gürültüye. Önce kafamı soktum suyun altına. Kaldırdı beni şimdi. Zor. Kürtçe gibiyim böyle. Dedim. Sen kafamın önünde dur. Düşersen düşersen gelirsin gürültüye.
Önce kafamı soktum suyun altına. Ondan sonra neyse. Sonra gücüm attım. Bir durdum durdum durdum. Biraz açıldım. Kaldım. Şimdi dışarı çıktım. Giydim. Dedim ki tut elimden beri. Neyse biz gittik. O bizle beraber ömreye gelenler o paşayı biliyorlar. O şemşeğinin altında tabi yağmıyor. Herkes ayrılmış. O da böyle ayakta duruyor. Ellerini böyle bağlamış. Yan durdu o böyle direğinin dibinde. Sağ tarafından. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddelefendi. Ve. Hazreti Ayşe valimizin gördüğü o. Ashab-ı sultanın gördüğü yere bakıyor. Sol tarafından da böyle. İnetin gelişine bakıyor. Arkasındaki direkleri. Orada durdu. Beni bir gördü. Ben hastayım.
Böyle zor gidiyorum. Bir sevindi. Bir sevindi. Bir sarmıştı bana. Dedi ki. Sufiler. Böyle sarımı gösteriyor. Hepsi gitti dedi. Sen var ya dedi. Sen geldin dedi bana. Bir öptü beni. Bir kokladı. O tabi. Oradaki etraftaki bütün herkes onu tanıyor. Orada temizlikte çalışanlar var. Pşşt yaptı onları. Hemen topladılar. Hemen onlar Arapça dedi. Temizleyin burayı. Hemen onlar o plastik şeyler var ya. Onları temizlediler. Hemen izlediler. Halıyı yaydılar. Sofrayı yaydılar. Oğlum gözü dolu bunlara. Dedim. Seydo. Gördün mü dedim. Vefanın tecelliyatını. Kurban olayım dedi.
Biz gelmiştirmiştir dedi. Biz yarın bunun yüzüne nasıl bakarmıştır dedi. Dedim. Asla vefasız olma. Muğdat yaptığı bir şey devam etti dedim. Biz tam o böyle nasıl ama hürmet ediyor bize. Nasıl hizmet ediyor. Nasıl ama. Oğlum çocuğu vardı onun bir tane oğulları. Onu pervane döndürüyor etrafımızda bizi. Nerede ben böyle çekileceğim kenara vurmaları o iyidir. Çek ağzını. Paşa. Bildiğiniz Orgen Arap. Kuvvet Komutanı. Valla Orgen Arap. Kuvvet Komutanı. Kırmızılardan yani. Nesi de diyor. Türkiye Orgen Arap. Orgen Arap diyor. Benim karşımım Türkçe'de Orgen Arap diyor. Osmani diyor şimdi paşa paşa. Osmanlıca paşa.
Kendisi de kaşıkçı sülalesindenmiş. Dedim. Sen Türksün. Elhamdülillah dedi. Kaşıkçılar Türk değil de ben. Elhamdülillah dedi. Kaşıkca. Kaşıkca diyor. Benim sülalem kaşıkçı giysindenmiş. Dedim. Sen Türksün o zaman. Elhamdülillah dedi. Şimdi o gün. O gece yağmurlu havada hiç kimse gelmemiş arkadaşlar. Herkes yağmurdan kaçmış. Vefa. Yağmurdan doludan kardan kaçmak olmaz. Kar yağdı kar yağdı. Yağmur yağdı. Yağmur yağdı. Yağmur yağmıştır. Yağmur yağmıştır ya. Delce kimsenin. Velenki dersin. Sen ayrılma. Sen yolunda ayrılma. Ben üzülürüm arkadaşlar adına. Üzülürüm ben. Dedim ki kendi kendime. Hava güzelken herkes geliyor zaten. Sen hava güzelken gelme.
Neden? De ki bugün hava güzel. Kalabalık olur orası. Ben gitmeyeyim. Ben gitmeyeyim bugün. Bugün hava yağmurlu. Yağmurlu. Najmurlu. Yağmurun altında iptal etmek ne kadar tatlı ya. Bugün hava soğuk. Asıl ben bugün gideyim oraya. Hava soğuk bugün. Bugün gelen giden onlar garip kalmasın tekke um then. Gideyim. Bugün hava yağmurlu. Yağmurun altında iptal etmek ne kadar tatlı ya. Bugün hava soğuk. Asıl ben bugün gideyim oraya. Hava soğuk bugün. Bugün gelen giden olmaz. Garip kalmasın tekkeндir. Gideyim. Bugün havajachmıştır. Herkes kaçmıştır bugün. Ben gideyim açayım. Şemişeyin ortayağıdır.
Ben gideyim açayım bir şey bir şeyim, orada oturayım. Ben sarılayım battaniye, bugün orada oturayım. Battaniyenin içinde Allah'ım zikredeyim ben orada. Battaniyenin içinde kalayım. Sıcak hava da herkes derviş. Bahar da. Herkes çiçek. Kıymetli çiçek. Kışta açan. Kışta açan çiçek lazım. Bahar da her yer çiçek zaten. Bana kışta açan, aa ne? Zorken lazımdı bana. Şimdi arkadaşlar, yanlış anlamasınlar beni. Zorluklardan gelen bir yoldan geliyoruz biz. Yanımızda duran kıymetli. Açık. Hazreti evrimiz kıymetli. Neden? Zorken yanındaydı. Hazreti evrimiz kıymetli. Neden? Zorken yanındaydı.
Hazreti kifalı kıymetli. Neden? Mekke'ye çıktığı o ilan etti. Eşhedü allâ ilâh illallah dedi. İlk ayağı yiyemek. Zorluğu takip. Zorken ayak. Zorken. Sorgulanırken ayakta durmak.
Karakola düşen. Basılırken ayakta. Güç yokken ayakta. Mücadele etmektir. Eksikliklere, noksanlıklara, hainliklere, zalimliklere karşı göğüsünü siper etmektir. Tasavvuf yola odur. Yoksa güne oynayan herkes yürür. Çaldı çengi oldu mu herkes yürüyor. Getirin iki tane kıllet, getirin iki tane salcaz. Herkes derviş oluyor. Düdük. Kimse kalmıyor. Götürüveriyorlar seni. Kimse kalmıyor. O zaman sıkıntı. Bir sıkıntı. Yağmur yağıyor. Kimse kalmıyor. Çok soğuk hava canım. Ha çok soğuk. Çok soğuk. Ben evimde dersimi çeksem olmalı mı?
Ben de şey efendim iyi ondan gidiyorum. Olur. Çek dersini. İçinden diyorum ki bize zorluk yok mu ya? Zorluklara katlanan Sufi olur. Zorluklara mücadele eden Sufi olur. Zorluğu görüp de kaçandan Sufi olmaz. Zorluğu görüp de dönenden Sufi olmaz. Adnan Hoca'dan şikayetçiyim ben. Dön o zaman git başka yerden galiba. Neden? Adnan Hoca orada duracak. Senin adına değiştireyim ben. Getir bana bir fotoğraf Adnan Hoca'yı yapıştırayım. Adnan Hoca'yı o fotoğrafta yap sen. Sen de getir bir Adnan Hoca fotoğrafı daha. Olur ne kadar güzel. Adnan Hoca bin bir yüzlü olsun.
Garibim benim. İş yok başka. Yok. Sen Adnan Hoca'yla yol yürüdün. Karibiye. Bir ara Hacı Remzi için geliyorlar. Şikayet ediyorlar. Ne şikayet ediyorsun? Hacı Remzi burada dergâhta duracaktır. Devam edecek. İşin ne? Burada. Ya burada bu adam. Burada burada. Sen de burada. Senin için Hacı Remzi'ye atamam dergâhta. Senin için Hacı Remzi'ye laf da söyleyelim. E burada duracak o. Senin onunla bir şikayetini varsa Allah yolda çekersin. Başka bir dergâhta var ha. Açık. Kimse için hiç kimseyi kıymam. Yanlışı vardır. Vardır kardeşim. Vardır. Suçu vardır. Başın gözüm üstüne. Sen görür kardeşim. Sen görür. Allah bizi onlardan görür. Allah bizi onlardan görür.
Tamam. Vardır. Suçu vardır. Başın gözüm üstüne. Sen görür kardeşim. Sen görür. Allah bizi onlardan görür. Allah bizi onlardan görür.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi