TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 28 MAYIS 2020
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Mayıs 2020 · 3:23:32
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Mübarek Ramazan ayını bitirdik, bayramı yaptık, her ne kadar bu seneki bayram daha önceki seneler gibi olmasa da, Cenab-ı Hak'a hamd-ı senâ olsun, nasibimiz de bu sene böyleymiş. İnşâAllah, 1 Haziran'dan itibaren, bugün açıklandığı şehirler arası geliş-gidişler serbest olacak. İnşâAllah, zaman içerisinde normale döneriz. Bugün kaldığımız o sorular vardı, o sorulara kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. Geçen en son sohbette hızla kapatmak zorunda kaldım. Bilenler bunu biliyorlar, kendimi ayrı bir yere koymak için söylemiyorum. Malum şeker hastasıyım, o yüzden bazen belli bir saatten sonra hızda tuvalete ihtiyacı hasıl oluyor.
O yüzden hızda kapatmak zorunda kaldık, başka bir sebebi yoktu. Allah izin verirse inşâAllah. Kaldığımız yerden inşâAllah devam edeceğiz. Ondan sonra da diğer kardeşlerin sorularına geçeceğiz inşâAllah. Burada başta şunu söylemek istiyorum. Benim 30 kusur yıllık, 33 yıllık İslami hayatım boyunca, hiçbir cemaat, hiçbir cemiyet, İslami noktada, hiçbir şeyh efendi, hiçbir tarikat benim özel hedefimin altına girmez.
Ben hiç kimsenin yoluna, şeyhine, cemaatına bir laf söylemem. Ama Kur'an-ı Sünnet dairesinde ölçüyü bilebildiğim kadar konuşmaya gayret ederim. Tasavvufi manada nasıl olması gerekir? Benim anladığım nedir? Ben o konuda Kur'an-ı Sünnet dairesinde eski sufilerin ölçüsünde ne biliyorsam bunları aktarmaya gayret ederim. O yüzden yanlış Kur'an-ı Sünnet ve eski sufiler dairesinde nerede bir yanlışlık varsa ben o yanlışlığı dile getiririm.
Bana sorulursa ben ona cevap veririm. O yüzden bu yanlışlık benim şeyhimde de olsa, bende de olsa veya x kimsenin şeyhinde de olsa isim konuşulmadan ben onu ifade ederim. O yüzden doğru neredeyse o Müslümanın yitik malıdır. Hikmetli sözler, hikmet Müslümanın yitik malıdır. O yüzden ilim Müslümanın yitik malıdır. Doğru doğrudur her yerde. O doğruyu söylemekten dolayı birileri üzülüp kırılacaksa doğruyu söylememeyi yeylemeyiz. Doğruyu söyleriz. O üzülüp kırılacağını kendisini düzeltsin. Varsa bizim de eğrimiz, bizim de herhangi bir problemli yanımız. Onu da bize nasihat ederler.
Onu da söylerlerse biz de kendimizi düzeltmeyi bir erdemlilik olarak görürüz. Kızmayız kimseye bu böyle bize eksikliğimizi bize nasihat etti diye. O yüzden ben doğru bildiklerimi söylemeye devam edeceğim. Yıllardan beri yapa geldiğim şey bu. Belki de sevenimiz az olur. Ama biz doğruları söylemeye gayret edeceğiz. Zaten bir kimse doğruları söylemeye gayret ediyorsa, Kur'an ve sünnet dairesinde duruyorsa, onun doğusundan fazla düşmanı olacaktır.
Bu topraklarda, böyle bir zamanda. Çünkü Kur'an ve sünnete iman edip, onu yaşamak, yaşamak ve hele Kur'an ve sünneti sufi daireden bakıp, sufice yaşamak zor bir iştir. Ve sufice yaşayıp, sufice söyleyecekseniz, düşmanınız çok olur. Birisine Kur'an derseniz, sünnet-i seniye derseniz, mezheplerin imamı derseniz, ilk sufilerin yolu böyledir derseniz, sizin düşmanınız çok olur.
Eğilip bükülmezseniz, ayet-i kerimeleri eğip bükmezseniz, doğruları eğip bükmezseniz, sizin düşmanınız çok olur. Size çok kuyu kazarlar, size çok sıkıntı çıkarmaya çalışırlar. Her cenahtan, her bölgeden. O yüzden, eğer bir kimse, düşmanı yok denecek kadar az ise, o doğruları söylemiyordur. eğer, o Kur'an ve sünnetin dışındaki sistemlerle, Kur'an ve sünnetin dışındaki oluşumlarla, bir sıkıntısı yoksa, o doğruları haykırmıyor, o kötülüklerle mücadele etmiyor, o hak ve hakikati yaşayıp, yaşatma mücadelesi vermiyordur.
Ben öyle inanırım. O yüzden, kimsenin tekrar, bunun altını çizerekten söylüyorum, cemaatıyla, şeyhiyle, piriyle, gavsıyla, adına ne derseniz deyin, işim yok. Benim işim, Kur'an ve sünnet dairesindeki, sufilik, bu dairede, ölçüleri konuşmak, bu dairede bildiğim doğruları aktarmak. O yüzden, sürçülisan ettiysek, Husisi birilerinin kalbini kırmak derdimiz değil, özür dileriz herkesten. Ama bizim söylediğimiz, dile getirdiğimiz, Kur'an ve sünnet dairesinde, imamların iştahı dairesinde, ve ilk sufilerin yolu dairesinde, söylediklerimiz doğru ise, onların kırılıp gücenmeleri, nefislerindendir. Allah bizi affetsin, inşallah. Ben hatırladığım yerden devam edeceğim, orada kaldığımı hatırlıyorum, oradan devam edeceğim inşallah.
Bu, şeydi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, icazetsiz, kendi kendine rüya ile şeyhlik iddia edenler, yarın kabre vardığında, gel kezep hitabına muhatap olacağını buyurmuş iken, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, net, böyle, hani, kendi kendine rüya ile şeyhlik iddia edenler diye, burayı tırnak içerisinde söylüyorum, bunu, bu bize gelen haber böyle değil, bu bize gelen haber şu, şeyh olmadığı halde, şeyhlik iddia edenler, bakın, şeyh olmadığı halde, şeyhlik iddia edenler, yarın kabre vardığında, gel kezep hitabına muhatap olacağını buyurmuş iken,
evet, benim duyduğum böyleydi, benim şeyhim, nevşeyli, Abdullah Gürbüz Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'nin, şeyh olmadığı halde, şeyhlik yapanların, bu hitaba, maruz kalacağını söylemişti, bu devranın geçeceğini, bu saltanatın elbet biteceğini bile bile, şeyhlik, üstadlık yapanların, neye istinaden insanları başına topladıkları hakkında, ne buyurursunuz? Bir kimse gerçekten de, insanlar onları bir şeyh olarak, bir üstad olarak rüyalarında görmüyorlarsa, yani o kimsenin kendinde şeyh olduğuna, üstad olduğuna dair bir ibare yoksa, böyle bir şey yoksa, onun gerçekten şeyhlik ve üstadlık yapması, kendi açısından doğru bir daire değil. Bunu böyle işte, ya insanlar toplansın, dağılmasınlar diye yaptım, yok işte, başka bir yerlere giderler, gitmesinler diye yaptım, bunlar boş sözler.
Ama, bunun yanında bir de gizli şeyhler var. Gizli şeyhler nasıl? Biz, üstadımızın bıraktığı yerdeyiz, o yüzden toplanıyoruz, işte zikirlere devam ediyoruz, işte bu hadi, bir üstadı vefat eder, üstadı vefat ettikten sonra, işte bir ay, iki ay, üç ay, beş ay, neyse, bu istihareler, istişareler devam ederlerken, millet toplanır, dervişen, işte, bir şeyh arayışına düşerler, o şeyh arayışı esnasında, dağılmamak, toplu durmak, zikirlere devam etmek, ve başlarındaki, işte, çavuş, nakip, nügabba, zakir, hiyerarşik olarak adına ne deniliyorsa,
onun etrafında toplanıp, Allah'ı zikretmeleri, sohbetlerine devam etmeleri, makul bir şeydir. Ama yok, bu böyle işte, üstadımız siz devam edin dedi, işte, sahibiniz gelecek dedi, yok üstadınız devam edin dedi, işte, Mehdi geldiğinde, Mehdi'ye kadar başka şeyh olmayacak dedi, işte, bunlar bunun gibi, böyle, üstü kapalı, ne olduğu belli değil, tasavvufun ana ilkelerine aykırı, Kur'an ve sünnetin ana ilkelerine aykırı, bu tip söz ve davranışlar, doğru değil.
Bunlar da gizli şeyhlik yapanlar. Nasıl gizli şeyhlik yapıyorlar? Bunlar açıkça, biz şeyhlik yapıyoruz demiyorlar. İşte, şeyhi vefat etmiş, vefat ettikten sonra, ben rüyamda gördüm, bana sen çavuşsun dedi. Şeyhi vefat etmiş, ben rüyamda gördüm, sen zakirsin dedi. Şeyhi vefat etmiş, ben rüyamda gördüm, işte sen şeyhsin dedi. Bunlar doğru sözler değil. Bakın, bu şahıs, böylece, kendi kendine bir paye çıkartması, onun gizli şeyhlik yapması, veyahut da işte, kendisi bir icazet bırakmamış, kendisi bir icazet bırakmadığı halde, ben onun devamıyım, ben onun yolunun devamıyım, deyip, icazet bırakmayan bir şeyhin, yolunun devamı olduğunu söylemek, bunlar kendince o kimse, belki de rüyasının halinde böyle bir şey görmüş olabilir, ama tasavvuf tekniği açısından doğru şeyler değil.
Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, kendisine rüya anlatıp, makam bekleyen kişilere hitaben, evladım, benim görmem lazım, buyurmuşlardır. Bu doğru söz, yani bir kimse, kendince rüyasında, değişik makamlara erdiğini söyleyebilir, değişik esmalara erdiğini diyebilir, rüyasında da bunu gördüğünü söyleyebilir. bu Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, rüyaya verdiği ehemmiyeti de gösteriyor. Bir üstad, bir şeyh efendi, dervişini, veya yetiştirmiş olduğu o zatı, kendi rüyasında görmeli. Rüya delildir. 46, peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz, o yüzden, ve yine hadis-i şerifte, görene ve görülene delildir buyurmuş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, müjdedir, delildir, mübeşşirattandır.
O yüzden bir üstadın, bir mürşidi kamilin, bir şeyhin, kime ne makam verecekse, kime ne mevki verecekse, onu kendisi rüyasında görmesi gerekir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, böyle, tespitini doğru görüyorum, kendimce. Ve, bu, bu fakirin de yoludur. Ben rüyamda görürsem, bir kimseye çavuşluk veririm, rüyamda görürsem, ona, bir görev, tevdi ederim. Rüyamda görmezsem, ben o kimseye, bir görev tevdi etmem. Oysa, bir şeyhin, bir üstadın, bunun adına ne derseniz, deyin, rüyasında görmese dahi, bir kimseye bir görev verebilir mi? Evet. Ama, o kimse, eğer, kendisi istiyorsa bunu, genelde, üstadların, mürşidi kamillerin, genel olarak tavrı odur. İsteyene vermezler.
Bize öğretilen buydu. Ama, bir üstad, bir mürşidi kamil, bir şeyh efendi, kurumuş ağaçtan meyve toplar mı? El cevap toplar. Kuru bir ağacı diker, kuru bir ağaçtan meyve yer mi? El cevap yer. Bu, üstadın meharetiyle alakalıdır. Üstadın, bu dairede, nazı, niyazı, duası, gayretiyle alakalıdır. O yüzden, bir mürşidi kamil, bir şeyh efendi, bir veli zat, bir kimseye, böyle bir, manevi, bir, görev vermiş olsa, ona manen, bir vazife, vermiş olsa, o kimse, ona liyakatlı olmasa dahi, Cenab-ı Hak, biiznillah, onu liyakatlı hale getirir mi? El cevap getirir.
Ama, bunun iksiri, o şeyhtedir. Yoksa, şeyh rüyasında görse de, görmese de, orada elzem olan bir vazife var ise, bir kimseyi, onu ehliyetli olarak tayin edebilir mi? Edebilir. Ve, o kimse de, o işte ehliyetli olabilir mi? El cevap olabilir. Bu kapıyı da, kapatmamakta fayda vardır. Kemal Akdeniz Efendi'nin, tasavvuf ve marifet, 1985 baskısı isimli eserinde de, ben rüyamda, peygamber efendimizi gördüm, falan pir efendileri gördüm, emir aldım demek, asla bir mana teşkil etmez.
bizatihi mürşidin sağlığında ve onun himmet ve nazarıyla, hırka ve taç giyip icazet almak mecburiyeti, bütün hak tarik beyninde ittifakla kabul edilmişken, aksini düşünmek şeytani bir yoldan başka bir şey değil diye kabul edilmişken, diye yazıyor. Bu konuda ne diyebilirsiniz? Normalde Kemal Akdeniz Efendi böyle bir şey söylemiştir. Kendi tespitidir, kendince doğrudur. Eyvallah. Bir kimse gönül arzu eder ki, bütün şeyhler, bütün mürşitler, kendi sağlıklarında, tac giydirip, hırkalarını giydirsinler, yetiştirmiş oldukları, şeyhleri, mürşitleri, üstadları, gönül bunu arzu eder. Ama normalde eğer, böyle bir şey olmadıysa da, o şeyhlerin, yani böyle şeyhlik icazeti olmadığı haline, böyle bir tacı ve hırkaya, sahip olmadıkları haline, onların şeyhlik vermeleri bir başkalarına da, doğru olmaz.
Ben de o kanıdayım. 21. soru. Tığlıoğlu Mehmet Efendi sohbetlerinde demiş ki, evlatlarım, ben şeyh değilsem bile, benim şeyhim şeyhtir. Onun şeyhi şeyhtir. Onun da şeyhi şeyhtir diye, Hz. Peygamber'e varıncaya kadar, şeyhtir oğlum demek ile, şeyhin gerçekten şeyh olmasıyla, ne kastedilmiştir, bu konuda ne diyebilirsiniz? Ben sohbetlerimde şeyhlerle, velileri, mürşidi kamilleri ayırt ederim. Bunu ayırt etmekte fayda görürüm. Şeyh, ihtiyar, pir-i fani demek. Tasvufi platformda, bir tarikatın, en zirve noktasındaki zattır.
Ve o zirve noktasındaki zât, şeyh olarak anılır. Bazı yerlerde, mürşidi kamil olarak anılır. Bazı yerlerde, üstad olarak anılır. Bazı yerlerde, işte, ebdal olarak anılır. Hatta, hadis-i şeriflerde ebdal olarak geçer. Ayet-i Kerime'de veli olarak geçer. Fakat, bunu, bu sohbetlerin başlangıcında, biraz tarif etmiştim. Her şeyh, mürşidi kamil değildir. Her şeyh, veli de değildir. Ama şeyh midir?
Evet. Peki, nasıl şeyhtir? Babadan oğula verilmiştir. Şeyhtir. Şeyhtir, o şeyh efendi, vefat etmezden önce, işte dergâhda hizmet eden, koşuşturan, bu adab-ı erkanı, en iyi bilen bu, işte ben buna bir şeyhlik icazeti vereyim, dergâh devam etsin, yol devam etsin. Ona da şeyhlik verebilir mi? El cevap verebilir. O da şeyh midir? Evet. Örneğin, Bursa'da en son, Karabaş-i Veli Tekkesi'nin, Cumhuriyet dönemindeki, son şeyhi, vakıfların bir memuru. İcazetli mi? Evet. Şeyh mi? Evet. Ama vakıfların memuru. Vakıflar, Karabaş-i Veli Tekkesi'nin, vakıflarının, mallarının, korunması, muhafaza edilmesi, işletilmesi, işte paralarının toplanması, aynı zamanda da, o tekkenin, ayakta durması için, kendi memurlarından, birisini oraya atamış.
Karabaş-i Veli Tekkesi'nin, Karabaş-i Veli Tekkesi'nin, Cumhuriyet dönemindeki, kapanmazdan önce, Tekke ve Zaviler Kanunu, çıkmazdan önceki, son şeyhi bu kimse. Orada şeyhlik yapmış mı? Evet. Adı da şeyh mi? Evet. Şimdi, biz şimdi, onu da şeyh olarak kabul ediyoruz mu? Evet. Ama mürşidi kamil mi? Değil. Benim tespitimce. Bir Veli mi? Değil. Benim tespitimce. Ama şeyh mi? Evet. O zaman, çok özür dilerikten söyleyeceğim bunu. Bir kimse, şeyhlik yapabilir mi? El cevap yapabilir. İcazeti de var mıdır? El cevap vardır. Her icazetli şeyh efendi, mürşidi kamil midir? Değildir. Her icazetli şeyh efendi, Allah'ın velisi midir?
Değildir. Şimdi, ne yazık ki, Türkiye'de, bunlar bilinmiyor. Bunlar konuşulmuyor. Bu işin, ne tekniği konuşuluyor, ne de, işin, kendi, içsel noktada, metafizi veya batiniliği konuşuluyor. Metafizi yok, batiniliği yok. Ama, icazeti var mı? El cevap var. Ben böyle şeyhler tanıdım mı, çok, bir sürü. 28 Şubat'tan, hemen az önce, böyle 28 Şubat'ın kaynadığı zamanlarda, şeyhler toplantısı oluyordu, Türkiye'de. Yaklaşık, 40-50'nin üzerinde, şeyhler geliyordu. Ve şeyhler, o toplantıya gelirlerken, kendi halifelerini getiriyorlardı, yanlarında. ve o toplantıda, ben çok şeyh efendi tanıdım.
Hatta, hala da o toplantılar devam ediyor. Birkaç seferde, beni davet ettiler. Ben gelemeyeceğimi söyledim. Müsait olamayacağımı söyledim. Gerçekten çok yoğunum. Sohbetler yoğun. İşte, değişik illere, ilçelere gidiyorum. Sohbetler hazırlıyorum. Böyle, bizim sohbetler biraz daha, teknik olarak gidiyor. Belli konuları şerh etmeye, belli konuları anlatmaya çalışıyoruz. Öyle olunca, belli bir hazırlık dönemi geçiyor. Filan, ben o toplantılara, devam edemiyorum şu anda. Allah razı olsun, davet edenler, sevmişler, saymışlar. Hepsine de teşekkür ediyorum. Ama, o dönemde, ben o kadar çok şeyh tanıdım ki orada, icazetleri de vardı. Büyük bir çoğunluğunun. Ve, icazetli olmalarına rağmen, bu fakirin, kendince gördüğü, onlar, hepsi de veli değillerdi.
Hepsi de mürşidi kamil değillerdi. Belki de, bu mevzu böyle açıldı. Şimdi, o toplantılara devam edenler, bana kızabilirler. Bu benim, kendi tespitim. Ama, şeyhler miydi? Evet. Her birinin ellerinde de, icazet var mıydı? Evet. Bakın, icazetler de var mıydı? Evet. O zaman, her icazetli şeyh, velidir diyemem ben. Her icazetli şeyh, mürşidi kamil de, diyemem ben. Bunu diyebilecek, dairede değilim. Ama, her icazetli şeyh, şeyh midir? El cevap şeyhtir. Bir mürid adayı, icazeti olduğu için, o kimseye, intisap edebilir mi? El cevap edebilir. Bunun, tasavvufi, veya tarikat, özür dilerim, tarikat kültüründe, bu doğru mudur? Evet. Bakın, tarikat kültüründe, bu doğru mudur?
Evet. Tasavvuf öğretisinde, doğru değildir. Sufilik öğretisinde, doğru değildir. Sebep, tasavvuf ve sufilik öğretisinde, o kimsenin, o şeyhi, rüyasında, görmesi gerekir. O kimsenin, o şeyhi, intisap ettiğini, kendisinin, bağlanması gerekir. Görmesi lazım, o rüyasında. Görmeden bağlanabilir mi? El cevap bağlanabilir. O, tarikat adabı olur. İcazeti var mı? Var. Toplanıp, zikrullah yapıyorlar mı? Evet. Bağlanır. Zaten, o icazetli, şeyhlerin büyük bir kısmı, toplanırlar, Allah'ı zikrederler. Onlarda, metafizik, manevi haller konuşulmaz. Onlarda, rüyalar konuşulmaz. Orada, metafizik olarak, işin, batinli tarafı konuşulmaz. Çünkü, onlara konuşmaya yetkili değillerdir.
O konuda bilgileri yoktur. Hatta, kendilerince, dergahlarının içerisinde, hal konuşulmasını yasaklarlar. Rüya konuşulmasını yasaklarlar. Hatta, bir kısım, bu şeyhlerden, ben kulağımla duydum. Bu işler rüyayla olmaz. Bu işler, halli olmaz. İşte, hatta, bir zatın birisiyle, Mekke-i Mükereme'nin dışında, bahçede karşılaştıydık. İşte, Mustafa Efendi, bu rüyaya hale çok, itibar ediyorlar. Yani, işte, bu böyle olmaz, dediğinde, efendim, neyle olacak dedim. yani, bir kimse, bir zatı, rüyasında görmezse, onun şeyh olduğunu, nasıl onu sevebilecek, nasıl onu fenafiş şeyh olduğunu görecek, anlayacak, veyahut da, bir derviş, şeyhini, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleriyle beraber görmezse, onun meclisinde görmezse, onun gerçekten, kamil bir şeyh olduğunu, onun mürşidi kamil olduğuna dair, elinde manevi, nasıl bir delil olacak, deyince,
durdu, kaldı, verecek cevap yok, tabi bu konuda. Yani, bir icazet var, elinde, o zatın da elinde, iki tane icazet vardı. Hem, Nakşibendi silsilesinden, icazeti vardı, hem, Kadiri silsilesinden, icazeti vardı. Ama, rüya ve hal denilince, kalıyordu. Şimdi, laf lafı açıyor, kendimi methetmek için değil, geldiğim yolun, anlaşılması için, bunu anlatıyorum. Bunu, kardeşler bilirler, Bolu'da bir toplantı vardı, şeyhler toplantısı, o Bolu'da, yukarıda, dağın, eteklerinde, bir zat var. O zatın orada, hatta, camisi filan var, neydi adı, meşhur bir zat o da, adı aklıma gelmedi, estağfurullah, lazım ya, bir bak bakalım, salim orada, la havle ve la kuvvete, illa billah, değil, se ile başlıyor adı.
Neyse, orada böyle, kabri var, cami var orada, orada böyle bir, güzel bir yer, Bolu'ya gelmezden önce, oradaydı toplantı, oraya gittiğimizde, şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, orada kabristanlıklar var, önce oğlum oraya gidelim, onları ziyaret edelim dedi. Neyse gittik, tabi biz oraya doğru yönelince, halifeler kendi aralarında demişler, kabristanlığa gidiyorlar, ondan sonra, muhakkak orada bir şey olacak, biz de gidelim demişler. Geldi, 6-7 tane de halife, bizim arkamızdan, şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, böyle bir kabristanlığın başına gitti, 3 sefer, La ilahe illallah, tevhid vurdurdu, koluma vurdu, aa ne oldu dedi, ben dedim, efendim işte burada, şu zat var, sizinle sarmaştı, burada bu zat var, sizinle sarmaştı, burada bu zat var dedim, dedim, bizde sarmaştı,
şurada dedim, bir zat var efendim dedim, kabristandan kalktı, ama sarmaşmadı dedim, sizinle dedim, buradan dedim, tevhide dedim, katıldı, nazı da, o yüzden dedi, geçtik onun başında, 3 seferde, onun başında, 3 tane tevhid çektik, ne oldu dedi, oldu efendim şimdi, dedim, hani, o zat memnun oldu, dedim, kimmiş o Mustafa efendi, dedi, Bolu'da da, Nakşibendi şeyh var, Mehmet de adı, Mehmet efendi diye, o şeyh efendinin babasıymış efendim, dedim, ben tanımıyorum, tabi, onun babasına, onun babasına, bu sefer, o şeyh efendinin halifesi de bizim yanımızdaymış,
bana dedi ki, nasıl birisiydi, dedi, ben tarif ettim ona, işte sakalı şöyleydi, üzerindeki kıyafeti böyleydi, sarığı böyleydi, benim şeyhim o, dedi, bunu ne zaman gördün rüyanda, dedim, az önce gördüm işte, dedim ben, inanamadı, durdu öyle, döndüm, dedim, abi, sen dedim, bunlardan, hani uzak mısın, böyle şeyleri, dedim, hiç görmez misiniz siz, böyle şeyler yaşamaz mısınız, hayır, dedi, ben o zaman kaldım, dedim, Allah Allah, halife, halife olan bir kimsenin, kabir halinden haberi yok, bizde kabir halinden haberi olmayanı,
çavuş yapmıyorlar o zaman, yani, bizde kabir hali, dervişliğin başlangıcı gibi bir şey, yani, ders almak yetmiyor, yani, kabir haline vakıf olunca, dervişlik başlıyor onda, o zaman için öğretimiz bu, ve, dedim abi, bu hal, dedim, bizim dervişlerde, yeni yola başlayanlarda, dedim, dervişliğe, seyri sülüka, yeni başlayanlarda görülür bu, dedim, yani, bu dedim, muhakkak, yani, çoktur hatta gören bizde, dedim, yok, Mustafa Efendi, dedi, ben, dedi, ilk defa, burada görüyorum, dedi, şimdi, ama o da halife mi, evet, icazeti de var mı,
evet, icazetli halife, ve bir önceki şeyhinden almış, o, şeyh efendiden almış, icazeti, ve, halifeliğe devam ediyor, Allah, hayırlı uzun ömür versin, bilmiyorum, yaşıyor mu, yaşamıyor mu, ama halife, şimdi, bir, her şey, mürşidi kamil değildir, elinde icazeti var mıdır, evet, hatta, şimdi, Türkiye'de, çok çok çok … meşhur olan, doğu ve güney doğuyu hariç tutayım, Türkiye'de şeyhler var, çok meşhurlar, çok anlılar, şanlılar, onların da icazetleri yok, enteresan bir şey, yani, ve onlar şeyhlik yapıyorlar, Nakşibendi tarikatının,
böyle, ses getiren kimseleri bunlar, ve, onlar şu anda vefat ettikleri zaman, onların da icazetleri yok, ne olacağı, büyük bir, kaosik bir durum, meydana çıkacak, yani, ne yaşanacak, belli değil, şimdi, ama, icazeti olanlar da, hepsi de, veli ve mürşidi kamil değil, ama ve lakin, o bir şeyh efendi, eyvallah, bakın, bir kimse ona intisap etti, eyvallah, o sisiliğe-i meşahiye, bir muhabbet besler, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, mektubatında bundan bahseder ya, der ki, o kimse, sisiliğe-i meşahiye sever, sevdiğinden dolayı,
itimat eder, güven duyar, ve onlardan ümidini kesmez, ümidini kesmezse diyor, hani, günah kebail ile, fasık olur, ama, imanını kurtarır, bugünkü, zındıkanın karşısında, kendisini korur der, şimdi, öyle olunca, bir icazetli şeyh var, o icazetli şeyh, mürşidi kamil olmasa dahi, o silsilenin bir şeyhi, onun şeyhi de şeyhtir, ta Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerine kadar, o silsile, devam ediyor mudur, el cevap, devam ediyordur, devam eden bir silsile ile alakalı, ve mürid, oraya intisap ettiğinden dolayı,
bir şey kaybeder mi, hayır, bir şey kaybetmez, hem tasavvufun, tekniği açısından, bir şey kaybetmez, hem de tasavvufun, maneviyatı noktasında, bir şey kaybetmez, ama o derviş, orada bir mürşid-i kamil olur mu, hayır, bunun da altını çizelim, oradaki dervişler, o şeyhin elinin altında, mürşid-i kamil olma yollarını bulmaları çok zor, ancak o bir mürşid-i kamilin eğitiminden geçmesi gerekir, o yüzden örnekleyeceğim şimdi bunu, bağlı bulunacağı, kimsenin bağlanacağı bir şeyhin, eğer kendince manevi bir tecelliyatı yok ise,
şeyhin icazeti var mı, var, o icazette sağlam bir yoldan geldiyse, o zaman bunda bir sıkıntı yoktur, o öyle devam eder gider mi, el cevap devam eder gider, o yüzden, bu güzel bir usul müdür, evet, hiç olmazsa, bir kimsenin kendince rüyası olmayabilir, hali olmayabilir, bu dairede fazla bilgisi olmayabilir, o zaman şeyhin icazetine bakar, şeyhin icazeti var mı, var, ona kim vermiş, filanca şeyh efendi, ona kim vermiş, filanca şeyh efendi, şeyhuna, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar gittiyse,
bunda bir sıkıntı yoktur, evet, soru yirmi iki, tarikat-ı aliyede, seyri sülüka başlayan dervişlere, şeyhi tarafından ilk öğretilen kaidelerden birisi de, sırrı muhkem tutmaktır, gören söylemez, söyleyen bilmez söz, yine tasavvuf deyimler arasında geçmiş, meşhur sözdür, çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin oğlu, zikrullaha başlangıç esnasında, halakaya manen gelen yol büyüklerini görmüş, ve gayri ihtiyar olarak bunu eşkâre söyleyince, sırrı ifşa ettiği için, vefat ettiğini, bizzat babası olan, Hacı Mustafa Efendi Hazretleri,
ağlayalıktan söylemişlerdir, bu iş bu kadar ciddiyken, çeşitli videolarda, Abdullah Efendi'nin, ve sizin dervişlerin eline mikrofon vererek, ne gördüklerini anlattırmanız, enteresan bir durum ve çelişki değil midir? Değildir, çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, böyle bir uygulamada bulunmuş olabilir, ama Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, sünnet-i seniyyesine aykırı bir durum değildir.
Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, oğlu böyle söylediği için, kendince böyle bir edep koymuş olabilir, her şeyhin, kendince koymuş olduğu bir edep dairesi vardır, bu da o şeyhin hakkıdır. Buna niçin siz böyle bir, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin, sünnetiyle sabit olan bir şeyi yasaklıyorsunuz diye, bir müridin, bir üstadı, bir şeyhi, bir mürşidi eleştirmeye hakkı yoktur. Sebep, bu da tasavvufun kendi içerisindeki teknik kaidelerinden birisidir. Bir şeyh efendi, böyle bir şeyin söylenilmesine, konuşulmasına müsaade etmez, o şeyhe aittir, o yasaklama. O bütün şeyhleri bağlamaz. Başka bir şeyh efendi de, bunun konuşulmasını, bunun söylenilmesini, bunun diğer dervişleri de, maneviyata teşvik olacağını düşünerekten, söyleyebilir mi?
El cevap söyletebilir. Bunun ölçüsü, sünnet-i seniyeti var mıdır? Evet. Hazreti Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, hem kendi rüyaları, sahabelere anlatırdı, hem de sahabeler, kendi gördükleri rüyaları, Hazreti Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine, herkesin içerisinde, anlattırırdı. Burada, bir, yasaklamayla alakalı, şeyhin, kendince, bir, hakkı mıdır?
Evet. Ama, anlattırmak, Hazreti Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin, sünnet-i seniyisidir, hem de mütevatirdir, kuvvetli bir sünnettir. Bunun anlatılması mı gerekir? Benim nazarımda, evet, anlatılması gerekir. Ama, Allah-u Alem, bunu Allah-u Alem diyorum, konunun içinde değildim. Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretlerinden, izinsiz oğlu bunu anlatmış olabilir. İzinli değildir. İzinli olmadığı halde, o halin zevkiyle, o halin coşkusuyla, etrafını anlatıvermiştir onu. Evet, bunu kabul ederim. Bu doğru bir davranış değil. Bir sufi, bir derviş kardeş, görmüş olduğu rüya ve halleri, üstadına anlatır. Ya da, üstadının müsaade ettiği, filancaya anlatabilirsiniz, veya başınızdaki görevliyi anlatabilirsiniz, dediği, kimselere anlatması gerekir.
İlk evvela. Ve, bunu, ancak üstadı, bunu kardeşlerinle paylaşabilirsin, der. Ölçüdür çünkü, mübeşşirattır, delildir. Ve, insanları bu noktada, uyarıcı niteliği vardır. Veyahut da, etrafındaki insanlara, bir müjdeleyici, niteliği vardır. Rüyayı ve hali, üstad, anlattırabilir mi? El cevap, anlattırabilir. Bunda bir beis var mı? Yok. Bir sıkıntı var mı? Yok. Bir eksiklik var mı? Yok. Hatta, benim bu, kendimce, terk edilmiş bir sünnet işleniyor. Kim, ahir zamanda, terk edilmiş bir sünnet-i seniyemi, ihya ederse, ona yüz şehit sevabı verilir. O yüzden, rüyaları salih insanlara anlatmak, rüyaları, mürşidi kamillere, velillere anlatmak, ve rüyaların delil olması, ve müjde olması dairesinde, insanlara anlatılması, bu manada terk edilmiş bir sünneti icra etmiş oluyor kardeşlerimiz.
O yüzden, rüyaların ve hallerin, üstadlara, ve aynı zamanda ehil olan üstadların işaret ettikleri kimselere, anlatılmasında bir beis görmüyorum. Ama bütün bizim kardeşlerimiz için geçerli, görmüş olduğu rüyaları ve halleri, gördükten sonra kalkıp da, işte etrafa anlatmaları çok uygun değil. Ancak, üstadlarını anlattıktan sonra, onlar da, derse ki, anlatın bu kardeşlerinize bu rüyayı, o zaman anlatabilirler. Derviş hayal ettiğini görüyorsa, psikolojik sorunları olduğunu görmediğini söylüyorsa, yalancı gördüğünü söylüyorsa, sır tutmaz olmuyor mu? Normalde, derviş hayal ettiğini hayaller, o rüya değildir. Bunu ancak, bu işin, ehli bilir. Derviş hayal ettiğini, halinde görür mü?
Evet. Hayal ettiğini rüyasında göremez. Yoksa bütün ümmet, bütün dervişler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, hayal ederler rüyalarında görmek için. Ama göremezler. Demek ki, hayal edilen şey, her hayal edilen şey, rüyada görülmüyor. Halde görülebilir mi? Evet. O kimse, kendince, hayal edip, hayalini, hal zannedebilir. bilir mi? Evet. O ehline malumdur. Gelir, o üstadını anlatır, der ki, böyle böyle, ben böyle gördüm, şöyle gördüm, şöyle gördüm der. Üstadı gerçekten, o konuda ehil ise, onun bir hayal ürünü olduğunu anlar. Sebep, her halin, her rüyanın, içinde, sahihliğine işaret, rumuzlar vardır.
O rumuzlar, ilmi ledündür. her şeyhde, her üstadta, hatta, bir kısım, veli dairesinde olan, kimselerde dahi, bu bilgi yoktur. Bu çünkü, ancak, mürşidi kamillere, has bir bilgidir. Veyahut da, manevi olarak, rüya ilmi verilen, kimselere, has bir bilgidir. Hatta, onlar dahi, bir kısım, rüyaların içinden, çıkamayabilirler. sebep, çünkü, onlarda, ilmi ledün yoktur. Rüya ilmi vardır, ilmi ledün yoktur. İlmi ledün, farklı bir, ilim dalıdır. Her şeyhde var mıdır? Hayır. Her velide var mıdır? Hayır. Her mürşidi kamilde, kesinlikle vardır. O yüzden, bir kimse, psikolojik olarak, hayal ettiği şeyi, rüyasında göremez. Halinde görebilir mi? Evet.
Yani, o da ne? Halle, hayali karıştırdığı için. hali, hayali, hal olarak görebilir mi? Evet. Ve o kimse, kendince, hal mi, hayal mi belli değil. Etrafını anlatırsa, hata olduğunu söylemiştim. Ama gelip, üstadını anlatırsa, bu hata değildir. Bakın, sır tutmamazlık burada, üstadından habersiz, etrafını anlatmasıdır. O kendi kendine, bir hiyerarşi oluşturmaya çalışıyor. O kendi kendine diyor ki, gelin kardeşler, ben rüyamda neler görüyorum, bak bana temenna edin. Gelin kardeşler, ben bak halim açıldı, ben halimde neler görüyorum, benim etrafımda toplanın. Bu, zaten, yolun vartalarından birisidir. Bizde de yolun vartasıdır. O yüzden, normalde, bir kimse, görmediğini söylüyorsa, zaten yalancıdır.
görmediğini de, bir kimse, disiplinli bir, toplulukta, üstadını anlatacak. Üstadı da onun, görmediğini söylediğini anlayacak. Ya, ona diyecek ki, tatlı bir şekilde, nasihat edecek. Örneğin, şimdi, bu sorunun üzerinden, bütün kardeşler, şimdi, görmediklerini söylemenin, yalan olduğunu öğrendiler. Hoş, biliyorlar bizim kardeşlerimiz ama, bir daha, herkes öğrendi. öbür türlü, üstadlarını anlattıkları zaman, veyahut da, üstadının, müsaade ettiği, kimseye anlattığında, sır tutmaz, hükmüne, girmiyorlar. Yaptığım, inceleme ve araştırmalarda, bu hal görme, neden, çorum, rufai tarikatında, sadece, Abdullah Efendi'ye bağlı, dervişlerde, revaçta?
Ben, buna katılmıyorum. Ben, eski dervişlerle, de, görüştüm. az da olsa, Ankaralı, Yakup Efendi'yle de, görüştüm. İşte, az da olsa, Karabüklü, Mustafa Efendi'yle de, görüştüm. Az da olsa, İstanbul'daki, Ali Efendi'yle de, görüştüm. Bu, az değil, Sivas'ta, Ali Akkül abiyle de, görüştüm. Yine, Sivas'ta, Ahmet Turan, Gümüş ile de, çok, samimiydim. O yüzden, Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, dergahında, işte, hal görülmüyordu. İşte, normalde, bu kadar etkili, yetkili değildi. Sözüne, katılmıyorum. Benim, görüştüklerim, benim, tespit ettiklerim, bu yönde değil.
Yani, herkes gider, şey, Çorumlacı Mustafa Efendi'ye, rüyasını da anlatırmış, halini de anlatırmış, ve gerçekten de, sahih, rüyalar gören, sahih haller gören, kimseler, varmış, ve vardı da, örneğin, işte, Yakup Efendi, mesela, benim bildiğim, sağlığında, Abdullah Efendi'ye, bağlanmadı. Bağlanmayışının sebebi, ben rüyamda görmedim, diye, yani, bağlanmaması, sebebi buydu. hakkı mıydı? Evet. Bunu normalde, o zaman için, bu konuşuluyordu, mesela, bu bağlanmamıştı. Mesela, yine, Hasan Burkay Efendi'nin, Yakup Efendi'ye gidip, işte, bize intisap etmeniz, intisap edin, veya, intisap etmeniz, babında, onu ziyaret ettiğini, Yakup Efendi'nin de, rüyamızda, halimizde, görürsek, görürsek, Kaya'ya intisap ederiz, dediğini, kendi ağzından duyan, bir kimse bana anlattı, örneğin.
Yani, o da, kendi rüyasına göre, bir yere intisap etmeyi, kendi rüyasında görürse, bir tarafa intisap edeceğini, beyan edenlerden, bir kimse, ve yine, örneğin, işte, ben, ödemişteyken, İzmir'den, bir, şimdi, onların bazı, o, zatın, müritlerinden, bazıları, bu, bizden ders aldılar, mesela, onlar, o zamandan tanıyorlar, beni. O zat, gelmişti, mesela, bize, bana intisap etti, ondan sonra, benim halifem ol, dedi bana, ben de rüyamda görürsem, Haye, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, bana emrederse, Haye, ben, size intisap ederim, bu konuda bir sıkıntım olmaz, dedim, onu incitmemek için, onu kırmamak için, üç gün kaldı, ödemişte, üç gün, biz, her gün, zikrullah yaptık, her gün ders yaptık, ben, her gün de söyledim, bir işaret yok, bağlanmamla alakalı, bir emir yok, dedim, üç gün sonra, göreceksin inşallah, dedi, gitti, gidiş o gidiş,
bir daha gelmedi tabii, e, biz de bir şey görmedik, o yüzden, bir kimsenin, hani, sufi, cenahta, rüyası önemli, hali önemli, bence, ve, sadece, bunlar yeterli, görmeyebilir bir kimse, diyebilir ki, ben icazet de istiyorum, bu da, lazım, diyebilir, diyebilir, veya bir kimse, der ki, bana sadece icazet lazım, bu icazeti oldum, yeterli, der mi, der, o yüzden, bu, hal görme, çorumlu, Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, veya rüya görme, çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin, dergahında da, bizatihi, etkin olduğuna inanıyorum ben,
ben öyle, benim duyduğum, benim incelemem, benim araştırmam, bu, sonradan, burada bir, bir şeye işaret etmek istiyorum, her halde bazı, bu, umumu söylüyorum, her halde bazı, şeyhefendiler, kendilerinden tereddütleri var ki, hal ve rüyaya karşı, soğuk duruyorlar, kendi şeyhliklerinden tereddütleri var ki, hal ve rüyalara karşı, mesafeli duruyorlar, onlara sesleniyorum, onların, ihvanlarına sesleniyorum, rüya 46, peygamberliğin 46 cüzünden, bir cüzdür, kim rüyaya soğuk duruyorsa, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin,
peygamberliğin 46 cüzünden, bir cüz olarak, beyan ettiği ve, mütevatir hadislere, soğuk duruyor demektir, bu doğru bir şey değil, Allah bizi affetsin, Muhyiddin-i Arabe hazretleri, bu konuda, şeytan bir topluluğun, baskın olduğu hal üzere, kendilerine yanaşır, buyurmaktadır, hal gördüm diyenlerin, gördüklerinde, şeytanın dahlinin olup olmadığı, nereden bilinebilir, bu, normalde, herkes gidecek, üstadını anlatacak, o üstad da, bu, bilgiye sahip ise, o kimsenin, şeytanın, görmüş olduğu halin, şeytanın dahili olup olmadığını bilir,
bir, iki, bütün ehli tasavvufun, ortak bir inancı vardır, bütün ehli tasavvufun, bir, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, şekline, şemaline, şeytan giremez, ne rüyada, ne halde, iki, Adem aleyhisselamla, Muhammed-i Mustafa arasında, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, ne kadar peygamber gelip geçtiyse, hiçbirisinin, şekline, şemaline, şeytan giremez, 3. Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail aleyhisselam ve, diğer meleklerin, şekline ve şemaline, şeytan giremez, 4.
Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız, beni bulursunuz, hadis-i şerif mucibince, ashabın, hiçbirisinin, şekline, şemaline, şeytan giremez, 5. Ben size iki şey bıraktım, kim bunlara sımsıkı yapışırsa, delalete düşmez, o doğru yoldadır, bu iki şey, Allah'ın kitabı Kur'an, ve benim ehli beytimdir der, o zaman, ehli beytin de, şekline ve şemaline, şeytan giremez, ehli beytten kastım, Hz. Hasan Efendimiz, Hz. Hüseyin Efendimiz, ve onun evlatları, ve silsile olarak, silsile olarak, bir kimsenin, hem manevi icazeti,
hem de maddi icazeti, bu silsilenin içinde ise, o zaman, o silsiledekilerin de, şekline, şemaline, şeytan giremez. 6. Bütün ehli tasavvufun, ortak inancıdır. Cüneyd-i Bağdadi, sırr-ı sakati, Havib-i Acemi, Beyaz-i Bestami gibi, Abdülkadir Geylan-ı, Ahmet-i Rufay-ı, Ahmet-i Bedevi, İbrahim Dusuki, Şeyh-ı Bile Saneli, Şazeli, Şah-ı Nakşibenni, Muhammed-i Bağddin, Şah-ı Mevlana, Celalet-i Rumi, Hacı Bektaş-i Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Veysel Karani, Mahmud-i Dayı, Halvet-i Celvet-i, Uşak-i, Pirlerinin de, Muhyiddin İbn-i Arabi,
Bu Pirlerin de, Şekline, Şemaline, Şeytan giremez. Şimdi geliyorum, Ben inanıyorum ki, Ben inanıyorum ki, Çorum'daki, Hacı Bekir Baba olsun, Hacı Alaydar Efendi olsun, Çorum'la Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin de, Şekline, Şemaline, Şeytanın giremeyeceğini, Devam ediyorum, Bu benim kendi şahsıma ait, Benim şeyhim, Vefat etmiş olan, Abdullah Efendi Hazretlerinin de, Şeyhin, Şekline, Şemaline, Şeytanın girmeyeceğine inanıyorum, Bu benim kendi inancım, Bu son sıraladığım dört zat, Yani, Hacı Bekir Baba, Hacı Alaydar Efendi,
Çorum Hacı Mustafa Efendi, Ve, Abdullah Gürbüz Efendi, Bunların da şekillerine ve şemallerine, Şeytanın girmeyeceğine inanıyorum, Bu benim şahsi dairem, Şimdi, Böyle olunca, Bütün ehli tasavvufun, Bu konudaki hemfikridir, Yani, Bir kimse, Örneğin, İsmail Hakkı Burseva Hazretlerinin de, Şekline, Şeytan girer dersek, Yolun, Teknik olarak, Kaidesini bozuyoruz, Veyahut da, Ya, İşte, Emri Sultan Hazretlerinin de, Şekline, Şemaline, Şeytan girer dersek, Tasavvufi, Tırnak içerisinde, Tasavvufi, Dairede, Biz, Yolun, Direklerini kırıyoruz,
Burası sıkıntılı, O yüzden, Evet, Şeytan, Bir topluluğun baskın olduğu hal üzerine, Kendilerine sağdan yanaşır mı? Yanaşabilir, Ama, O topluluğun başında, Bir mürşid-i kamil var ise, Ve o topluluk, Görmüş olduğu rüya ve halleri, Üstatlarına gidip, Anlatıyorsa, O zaman böyle bir tehlike yoktur, O yüzden, Bütün ehli tasavvuf, Şeyhi olmayanın şeyhi, Şeytandır diye, Üstüne basa basa, Bunu beyan etmişler, Bir kısmı bunu, Zayıf hadis olarak nitelendirir, Ama zayıf hadisle de, Amel etmek, İnsanı zarara sokmadığı müddetçe,
Caiz midir? Evet, Bakın bu da bir, Ayrı bir şeydir, Zayıf hadis olarak geçer, Zayıf hadisle, Bir kimse amel etmiş olsa, İnsanlara zarar vermiyorsa, Onun amelinden, Bu caiz midir? Evet, O zaman şeyhi olmayanın, Vallahi de, Billahi de, Tillahi de, Şeyhi şeytandır, Evet, Bir kimse, Yok işte, Bizim şeyhimiz daha kılıcı, Daha keskin, Yok bizim şeyhimizin himmeti bitmedi, Yok bizim şeyhimiz, Hala da bizim başımızda, Bunu söyleyen kimseler, Ne yazık ki, Şeytanın aldatmacısına, Kanıyorlar, O yüzden, Şeyhi olmayanın, Şeyhi şeytandır,
Kim ne derse desin, Bu fakirin, Meşhur sözüdür, Bir kimsenin, Kamil olmasa da, Şeyhin diyeceği, Bir kimsesi olması lazımdır, Kamil olmayabilir, O mürşedi, Kamil olmayabilir, O veli olmayabilir, Ama şeyhi var mı, O kimsenin var, Bir böyle işte, İcazeti var, Yok ayrı bir tartışma, O kimse, Geçmiş şeyhlik yapıyor mu, Evet, Gitsin orada, Edeple dizinin dibine, Otursun, Orada, Kur'an ve sünneti, Yaşamaya çalışsın, O dergâhta çalışsın o, Bu yine bu fakirin, Meşhur tezidir, Sen çalış kardeşim, Allah seni boşa mı çıkaracak,
Mümkün sahibi Allah, O yüzden, Bunlara katılmam, Mümkün değil, C şıkkı, Mürşidi Kamil'in, Dergahlarında bu hal görünür, Lafı pek revaçta, Ve görenlerin, Kendilerine nedense, Delil olarak dayandığı, Kaynağı belirsiz bu sözü, Bu dergâhta, Ben çok defa duymuştum, Vardı, Çorum'da böyle bir söz yok, Ve bu söze, Şiddetle karşı çıkmaktadırlar, Çorum'da böyle sözler var, Çorum'in ağzından var hem, Yani kendilerinde olmayanlar, Çorum'da böyle bir söz yok deyip de, İşin içinden çıkmaları, Doğru değil, Çorum'da böyle bir söz var,
Ve herkes, Çorum'in hazretlerine, Rüyasını da, Halini de anlatıyor, Benim hala da, Çorumlu'dan dersli olan, Abim var, Yani bunu söyleyeyim mi o zaman, Çorum'dan dersli, Ve Çorumlu'nun sohbetlerine katılmış, Çorumlu'nun sohbetlerine katılanların, Nâh'la beraber sohbetlerine katılmış, Yakup Efendi ile çok samimi, Mustafa Efendi ile çok samimi, Her ikisi de vefat edinceye kadar, Devamlı yanlarına gidip, Geldiği zikirlerine katıldığı, Sohbetlerine katıldığı, Bir kimse, Kendilerinde olmayanlar, Çorum'da böyle bir şey yok demeleri,
Çorum'in hazretlerine iftira, Çorum dergahına da iftira, Bunu kabul etmiyorum, Çünkü, Hala da, Çok eski dervişlerden sağ olanlar var, Onlar da rüyalarına göre hareket ediyorlar, Onlar da rüyalarına göre ders alıyorlar, Veyahut da intisap ediyorlar, Mesela Yakup Efendi, Allavi olması lazımdı adı, Mekke'de bir şeyh efendiye intisap etti, Ve Mustafa Efendi de, O Mekke'deki o şeyh efendiye, Karabüklü Mustafa Efendi de, O Mekke'deki şeyh efendiye intisap etti, Onlar intisap ederlerken de, Rüyalarında görerek intisap ettiklerini beyan ettiler,
Karabüklü Mustafa Efendi de vefat etmezden önce, O Allavi'nin Türkiye şeyhiydi, O da vefat etmezden önce, Zannediyorum, Orada başka bir zata vazifeyi vermiş, Yani Mustafa Efendi demiş, Ona, Sen bundan sonra, Allavi'nin yolunda sen şeyhlik yapacaksın, Duyuşun bu, Bu konuda, Kendi kulağımla duyduğum bir şey değil, Değil ama, Böyle olduğunu biliyorum, Demek ki onlar da, Çorumlu'nun dergahında, Aynı Çorumlu'nun dergahında, Sivaslı, Ali Akgül Abiden de çok şey dinledim, Onlar da rüyalarına giderlermiş, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine,
Hallerine giderler, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine, Aktarırlarmış, Anlatırlarmış, Mesela, Ali Abide de şiş buhranı vardı, Ateş buhranı vardı, Kendince, Benim bana söylediği, Çorumlu Hazretlerinin ona verdiği söyleniyordu, Ama onun da, O şiş ve ateş burhan icazetini, Görmedim, Gördüm dersem, Doğru söylemiş, Olmam, Abdullah Efendi'nin, Kırıkkaleli, Şeyh Kemal Efendi hakkında, Menfi beyanlarını içeren, Gerçeği yansıtmayan, Ve şu an Youtube'da yayında olan videolar, Eğer sizin cemaatiniz tarafından yayınlanmış ise,
Kaldırtmak, En azından hakları iade etme hakkında, Ne buyurursunuz, Abdullah Efendi'nin, Kırıkkaleli, Şeyh Kemal Efendi hakkında, Benim yanımda, Hem, Olumlu, Konuşmaları var, Benim bildiğim, Hem de olumsuz konuşmaları var, Olumsuz konuşmalarının dayanağını, Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretlerine, Dayandırarak bunu söylerdi, Ne doğru, Ne yanlış, Bu konuda bir bilgim yok, Ve, Kemal Efendi hakkında da, Bizim paylaştığımız, Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanından, Benim bildiğim, Paylaştığımız herhangi bir, Menfi bir video yok,
O yüzden bizim yok, Biz, Şeyh Efendi'nin, Birçok videosu, Bende var, Bu videolar, 28 Şubat döneminde, İnsanların büyük bir çoğunluğu, Korktuğu için, Bana vermişlerdi, Sen sakla bunları, Diye başım yanarsa, Benim başım yanacaktı, O yüzden, Sonra tekrar ben, Sahiplerini iade ettim onları, 28 Şubat, Hafifleyince, Ama, Benim bildiğim, Bizim Şeyh Efendi Hazretleri ile alakalı, Yayınladığımız çok video yok, Onu, Şeyh Efendi Hazretlerinden sonra, Kalan kardeşler, Can Hıraş, Biz Şeyh Efendi'nin, Şeyh Efendi'nin zamanındaki gibiyiz,
Onun yoluna devam ediyoruz deyip, Ondan sonra, Onlar yayınlıyorlar, Büyük bir ihtimalle, Bizim bu konuda bir, Yayınımız yok bildiğim kadarıyla, Değil mi Salim? Yok, Hadis-i Şerif'te, İslam'da iyi bir çığır açan kimse, Onun sevabı vardır, O çığırda yürüyenlerin, Sevabından da kendisine verilir, Fakat onların sevabından, Hiçbir şey noksanlaşmaz, Her kim de, İslam'da kötü bir çığır açarsa, O kişiye onun günahı vardır, O kötü çığırda da, Yürüyenlerin günahından, Ona pay ayrılır, Fakat onların günahından da, Hiçbir şey noksanlaşmaz,
Buyurulmaktadır, Yine tasavvuf kaidelerinden olan, Önce Reşat, Sonra İrşat, Distürünü hiçe sayarak, Seri sülukunu, Tamamlayamamış, Nasıl çavuş tayin edilir, Nasıl nakip tayin edilir, Nasıl nikaba ve halife tayin edilir, Bunları usülünce, Bilmeyen kimselerin, A, Şeyhlik yapmadan, Ara bir form olarak, Üstad olmaları, Sizce neyi ifade eder, Üstad, şeyh, Mürşid, veli, Bunların hepsi de, Aynı manaya gelir, İçerik açısından, Ama, Ebtal, veli, Baba, Dede, Bunların hepsi de, Kendi, Dergahlarının, Dilleri arasında, Şeyh'tir,
O yüzden, Üstad, Demeleri, Bir ara formu değildir, Mürşid-i Kamil'in, Karşılığıdır, Üstad dendiğinde, Artık o, Büyük öğretici demektir, Mürşid-i Kamil'in, Karşılığıdır, Veli'nin de, Karşılığı değildir, O, Şeyh'in de, Üstünde bir karşılıktır, Şeyh'in de, Üstünde bir, Derecedir, O yüzden, Böyle işte, Yani, Bunu açık açık, Beyan edeyim, İşte, Kendine, Üstad ettiriyor, İşte, Şeyh dedirttirmiyor, Şeyh olmadığından, İşte, Üstad dedirttiriyor, Ara form olarak, Bunu kullanıyor, Anlamıyorlar, Bilmiyorlar, Eleştirmek için,
Bahane arıyorlar, Sorsalar, Sizin sorduğunuz gibi, Öğrenirlerdi, Yani, Deselerdi ki, Şeyh mi, Evladır, Üstad mı, Üstad evladır, Veli mi, Evladır, Üstad mı, Üstad evladır, Sebep, O çünkü, Şeyhleri yetiştirir, Üstad denilince, O, Sehrisülük sahibidir, Her şey, Sehrisülük sahibi değildir, Her veli de, Sehrisülük sahibi değildir, Ama, Üstad, Sehrisülük sahibidir, O yüzden, Üstad, Ara form değildir, Eğer gerçek manada, Kullanılıyorsa, Ama yok, Böyle, İşte, Aman, Çevir kazı yanmasın, Desturunca kullanılıyorsa, Bu doğru değil,
O yüzden, Üstad, Tırnak içerisinde, Üstad deniliyorsa, Bir kimse, O ara form değildir, Doğru dairede, Doğru, Noktada kullanılırsa, Ve, Bir kimse, Şeyh, Ya da Üstad ise, Ustacı, Derviş yetiştirir, Eline, İcazetini verir, Burhanını verir, Ve vazifesini tamam eder, Eyvallah, Hazreti Pir Efendilerimizden beri, Bu gelen usul, Böyleyken, Abdullah Efendiden itibaren, İcazetsiz ve sadece, Kendinden menkul rüyalar ile, Yeni bir çığır açmış, İse, Bundan sonra, Kıyamete kadar, Bu iddia ile, Meydana çıkacakların, Vebali, Kimedir,
Bu konudaki fikriniz, Nedir, Yani, O kimse, Abdullah Efendi Hazretleri, Evet, Bana rüyam da verildi, Dedi, Çıktı, Çıkmış daha doğrusu, Sonra ben de, Ona intisap ettim, Şeyh Efendinin, Şeyhliğinin üzerinde, Zerreci şüphem yok benim, Bir kimse, Böyle çıkıp, Bana da manen, Rüyam da verildi deyip, Orta yere çıkıp, Böyle bir, Derviş toplayabilir mi, Toplayamaz mı, Buna bir şey diyemem, İnsanlar rüyalarında, O kimseyi görür mü, Görmez mi, Buna bir şey diyemem, Ama, Böyle olanlar var mı şu anda, Var, İcazetleri de yok, Şeyhlik yapıyorlar,
Türkiye'de, Ama, Türkiye'nin, Kendine hasta, Bir sıkıntıları da var, Türkiye'de şimdi, Bir kimse, Ben şeyhim demesi, Suç, Bu malum, Devrim kanunlarına, Aykırı hareket etmiş oluyor, Bir kimse, Bunu gözüne alır almaz, Bunu göze alıp, Ben şeyhim deyip, Bir kimseye icazet verir vermez, Bu onun bileceği bir iş, Ama ve lakin, Böyle bir şeye kalkışmak, Bunun bir manevi sorumluluğu var, Herhalde herkesin, Harcı değildir gibi geliyor bana, Ama, Benim yolum mu?
Değil, Yani, Ben intisap ettim mi? Evet, Benim kendime ait, Bir delilim var mıydı? Evet, Ama ben şimdi, Bütün kardeşlere söylediğim şey şu, Rüyanızda görerekten, Bir yere gidin, İntisap edin, Herkes rüyasında görsün, Gitsin, İntisap etsin, Ve, Bu, Tırnak içerisinde söylüyorum, Bir kimse, Böyle bir yoldan gitmeme, Hakkına sahip mi?
Evet, Mesela, Benim abim, İntisap etmemişti, Ve abimin arkadaşları, Dedikleri de şuydu, Çorumlacı Mustafa Efendi, Abdullah Efendi Hazretlerine, Bir icazet vermedi, Hatta, Onların bildiği şu, Benim de bildim o, Hiç kimseye icazet vermedi, Yakup Efendi'nin de söyledi bu, Karabeklı Mustafa Efendi'nin de söylediği bu, Sivas'ta Ali abinin de söylediği bu, O yüzden, Benim bildiğim, Benim tanıdığım, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin, Dervişlerinden, Dervişlerinden, İntisap etmediler, Örneğin, Bunlar, Onların hakları mıydı?
Evet, Vebali, Kimedir? Böyle yola çıkanlarındır, Veballeri kendilerinedir, O yüzden, Ama, İkinci vebalde, Onu rüyasında görmediği halde, Onu böyle elinde bir, Manevi, Bir delili olmadığı halde, Oraya gidenlerde de, Bu vebal vardır, Herhalde, Bir de, Türkiye'de konuşulmayan, Çok şeyler var, Yani, Bu böyle, Hani, İcazeti olmadan, Üstatlık yapanlarla alakalı, İcazeti olanlar da, İcazeti olmayanların da, Bu böyle, Net bir şekilde konuşulur, Net bir şekilde böyle bir, Orta yere konulursa, Gerçekten, Büyük sıkıntılar çıkar,
Ehli tarikatın ve, Bilhassa ehli tarikatın içerisinde, Ben kendimi ehli tarikat olarak, Nitelendirmediğimden dolayı, Ben kendimi bu sıkıntının dışında tutuyorum, Sebebi şu, Ben, Tarikat, Olduğum, Tarikatın olduğunu, Türkiye'de bir tarikatın olduğunu, Veya tarikatların olduğunu, Reddedenlerden birisiyim, Ben oldum olası diyorum ki, Türkiye'de tarikat yok, Hiç kimse kimseye aldatmasın, Hiç kimse kimseyi kandırmasın, Tarikat denilince, Onun bir okulu seviyesinde, Tekkesi, Zaviyesi, İşte, Kılığı, Kıyafeti, Onun değişik,
Argümanları, Dilleri vardır, Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti, Devleti, Sınırlarının içerisinde, Devrim kanunlarıyla, Yasaklanmış, Kapatılmış, İmkıtaya uğratılmıştır, O yüzden, Bunu bütün, Tarikatlar için söylüyorum, Türkiye'de hiçbir şekilde, Son, Devrim kanunlarından sonra, Hiçbir tarikat yoktur, Türkiye'de, Sufiliğin var olduğunu söyleyebiliriz, Tasavvufun var olduğunu söyleyebiliriz, Bu, Belki de, Sufiliğin ilk çıktığı zamanlardaki gibi, Bir sufi hareketlerin var olduğunu söyleyebiliriz, Bu sufi hareketlerin ne kadarı,
Hani, Teknik bir disipline sahiptir, Ne kadarı değildir, Ne kadarı icazetlidir, Ne kadarı icazetli değildir, Bunlar ayrı ayrı tartışma konuları, Mesela, Gümüşhanevi'nin, Son, Şeyhlerinin, Şeyden sonra, İcazetlerinin olmadığını biliyorum, Zahid Kodkaz Zetlerinden sonra, Gelenlerin, İcazetlerinin olmadığını biliyorum, Yanlış biliyor olabilirim, Ama icazetlerinin olmadığını biliyorum, Veyahut da, Bunları böyle söyleyeceğim, Yer yerinde onu oynayacak şimdi, Mahmud Efendi'nin dahi, İcazetinin olmadığını biliyorum, Yani,
Örneğin, Mahmud Efendi vefat edecek, Kime icazet verecek, Kendisinin de icazeti yok, Kime icazet yazıp verecek, Veyahut da, Bunlar böyle, Enteresan konuları, Doğuda, Güneydoğuda, Babadan oğula icazet verilen, Kardeşlere icazet verilen, Dergahlar var mı? El cevap var, O yüzden, Bu meseleler, Türkiye'de, Böyle, Herkesin altından kalkabileceği, Konuşabileceği, Meseleler değil, O yüzden, İcazetli, İcazetsiz, İcazetliler, Nasıl icazet aldılar?
Seyri sülüklerini tamamladılar mı? Babadan oğula mı? Kürsüz şeyhi mi? Ders şeyhi mi? Veya dergahımız devam etsin diye, Verilen icazet mi? Ne icazeti? Bunun ölçüsü ne? Bunun kuralı ne? Veyahut da, Bir de şöyle bir şey var, İşte, Ya onda buhran da var, Kardeşim buhran, Bir kimsenin, Mürşid-i Kamil olduğuna, Delil değil ki, Ateş buhranı, Şiş buhranı, Kılıç buhranı, Fırın buhranı, O kimsenin, Mürşid-i Kamil olduğuna, Delil değil ki, Mürşid-i Kamillik, Farklı kategori daire, Velilik, Farklı kategori, Farklı daire, Şeyhlik,
Farklı kategori, Farklı daire, O yüzden, Böyle, Abdullah Efendi Hazretleri'nin, İcazeti yoktu, Deyip de, Ona bu kadar, Haksız, Saldıranlar, Mahmud Efendi'ye de, Bunu yapabilirler mi? Veyahut da, Mehmet Said, Kodka Hazretleri'nin, Derganı yapabilirler mi? Yani, Orlara laf söyleyemeyenler, Orları bu konuda, Eleştiremeyenler, Nevşehir'le, Abdullah Gürbüz Efendi, Olunca, Bütün tanklarını, Toplarını, Tüfeklerini toplayıp, Hunharca ateş ediyorlar.
Yani, Bu adaletsizlik değil mi? O zaman, Otursunlar, Herkes, Ne kadar icazetsiz, Türkiye'de şeyh varsa, Ölçüyü konuşsunlar, O zaman, Otursun, Herkes, İcazetliyim, Diyen, İcazet olan, Şeyhlerin, Ne kadarı, Babadan, Oğula, Dededen, Toruna geçmiş, Onları da konuşsunlar. Yani, Babadan, Oğula, Dededen, Toruna geçen, İcazetleri konuşma, Veyahut da, Dergah devam etsin, Aman burada yol devam etsin, Diye verilen, Şeyhlik icazetlerini konuşma, İşte, Bir sohbeti olmayan, İki elifi yan yana getiremeyen, Kendini idame ettirebilecek kadar,
Fıkıhı bilgisi olmayan, Değil ki, Dervişlerine, Fıkıhtan, Akaitten, Kelamdan, Hadisten, Veya, Tasavvufun ince meselelerinden, Ders verebilecek, Etkide, Yetkide, Ama, Zahiri icazeti olan, Kimseler, Konuşurken, Yani, Bu işin, Manevi, Ehliyetli olanlar, Zan altında kalacaklar, Bunlar doğru değil, O zaman, Oturacak bütün herkes, Herkes, Kendi, Şapkasını, Kendi önüne koyacak, Ben ne yapıyorum, Diyecek, Ben neredeyim, Diyecek, Ben ne işle, İştigal ediyorum, Diyecek, Kendi hesabını, Kendisi görecek, Ve, Diyecek ki, Ben ne kadar adaletliyim,
Koca koca, Dergahların başında, Hiç kimsenin, İsmini, Ağzına dahi, Alamadığı, Kimseler, İcazetsiz, Dergahların başında, Otururken, Onlara sus, Hiçbir şey söyleme, Hiçbir şey deme, Ağzından bir kelam dahi çıkmasın, Abdullah Efendi Hazretleri olunca, Tankla, Tüfekle, Saldır, Doğru değil, Adalet değil, Bakın, Doğru değil, Adalet de değil, Bir veli, Adaletli olması lazım, Bir mürşidi kamil, Adaletli olması lazım, Bir şeyh efendi, Adaletli olması lazım, Bir sufi, Adaletli olması lazım, O zaman, Ölçüyü konuşacak, Ölçüyü konuşacak,
Burada isim verildiği için söylüyorum bunu, Ölçüyü konuşacak, Burada, Abdullah Efendi'den itibaren, İcazetsiz ve sadece kendinden menkul, Rüyalarla dediğimizde, Buna, Bildiğim kadarıyla diyorum, Allah, Suizandan beni muhafaza eylesin, Cenab-ı Hak beni korusun, Bu konuda, Hata yapmaya açığım, Ama var ise, Mahmud Efendi'nin, İcazeti yazılı, Var ise, Mehmet Said Kodka Efendi Hazretlerinin, Yazılı icazeti, Şeyhlik icazeti, Söyleyecek sözüm yok, Sözlerimin hepsini geri alıyorum, Ama yok ise, O zaman, Bu insanlar, Neden Abdullah Efendi'ye,
Sadece laf söylüyorlar ki, Bu da işin başka tarafı, O yüzden, Evet, Hiç kimse icazetsiz, Şeyhlik yapmasın, Razıyım, Ben şeyhim diye, Yola çıkmasın, Razıyım, Doğru, Doğru, Eyvallah, Ama, Şu da bir gerçek, Bir kimse, Millet rüyasında, Görüyorsa, Gidip ona intisap etmek istiyorsa, O kimse de, Böyle bir hal var ise, O zaman o ne yapacak, Şimdi de bu tarafı var, Bunca senelik, Üstatlık yapanlar, Yanlarında, Neden kendi yetiştirdiği, Nakip,
Ya da nükabalları, Veyahut da halifeleri, Olmadığını, Neden yetişmediğini, Ya da yetiştiremediğini, Nasıl izah edebilirler, Yetişmeyebilir, Yetiştiremeyebilirler de, Yetiştirememek, Ayrı bir şeydir, Yetişmemek, Ayrı bir meseledir, Bu illaki yetişecek diye bir kaydı yok, Yetişmiyorsa, O kimsenin dergahı kapanıyor, Yolu kapanıyor, Yetişiyorsa, O kimsenin dergahı yolu, Devam ediyor, E yetişmemiştir, Yetişmediği zaman, Ne yapacak o kimse, Yetişmeyene şeyhlik mi verecek, İşte o şeyhlik de, O icazette şey oluyor, Hani yol devam etsin,
Hani bu iş devam etsin burada, Ona dönüyor, Bu öyle oluyor, Veya yetişiyor, Yetişmiyor, Önemli değil, İşte yol devam etsin, Gelirler devam etsin, O olanı biz şeyh yapalım, Hatta onun doğacak olan oğlunu da şeyh yapalım, Hatta onun doğacak olan oğlunu da şeyh yapalım, Babadan oğla, Babadan oğla, Babadan oğla geçsin, Öyle de yapılıyor, Onu da yapıyorlar, O zaman, Zaten orada şeyh belli ya, Yetişmenin bir anlamı yok, Ne yapacak yetişip de, Öyle dergahlar var, Babadan oğla, Babadan oğla, Babadan oğla geçiyor, Bütün silsilen babadan oğla geçiyor,
Bunu küçümsemiyorum, Bunu küçümsemiyorum, Ama öyle var mı? El cevap var, İcazetleri de var mı? El cevap var, Bunu küçümsemek için söylemiyorum, Ama, Yanlarında, Yani bir kimsenin yetişmesi, Gerçekten kolay bir şey değil, Ben yetiştiğimi iddia etmiyorum, Ama bir kimsenin yetişmesinin kolay olmadığını iddia ediyorum, Öyle bu kenarda oturmakla olmuyor, Öyle bu kenarda para saymakla olmuyor, Öyle bu kenarda evden dışarı çıkmamakla, Şehirden dışarı çıkmamakla olmuyor, Yetişmek bu zamanda gerçekten zor, Yani dünyadan geçeceksin,
Kadından geçeceksin, Maldan, makamdan, mevkiden geçeceksin, Kolay değil, Ve bir şeyhin yanında hizmet edeceksin, Bu kolay değil, Bir de uzun seneler hizmet edeceksin, Kolay değil, E şimdi, Öyle olunca, Bakıyorum ben mesela işte, Yani, Şeyh Efendinin yanında en fazla dayanan, Fazla dayanmazdı, Yani, Adam bir yolculukta pert olurdu, Veyahut da bir seyahatte pert olurdu, Bir daha, Şeyh Efendinin yanında gidemezdi, Yemene dikkat edeceksin, İçmene dikkat edeceksin, Uyumana dikkat edeceksin, Yatmana kalkmana dikkat edeceksin,
Zikrine dikkat edeceksin, Haline dikkat edeceksin, Şeyh Efendinin yanında durmak kolay değil, Değil, Şeyh Efendinin yanında duran bir kimse, Aa ne gördün, Kabristanda der, Çıkardı, Örneğin, Nerede bir kabir var, Şeyh Efendinin durur, Orada hemen zikrullah yaptırır, Hemen orada yanı başındaki kimse, Sorardı, Ne gördün, Ne dedi sana, Yani bu böyle, Kolay bir şey değildi, Veyah Şeyh Efendinin yanı başında durmak, Ön halkada durmak, Kolay bir şey değildi, Şeyh Efendinin derdi, Ne gördün, Anlat bakalım, Bunlar böyle, Basitmiş gibi algılanıyor ama,
O derviş, Kendince, Yetişmediğini görüyor, Kendisini halife gibi, Tanıtacak olan bir kimse, Zikrullah'ta sen ne gördün, Dediğinde kaldıydı o kimse, Ama o kendini halife, Yerine koyuyordu, Örneğin, Bunun gibi, O yüzden yetişmek, Kolay bir şey değil, Gerçekten kolay bir şey değil, Herkes tiftikliyor, Herkes tartaklıyor, Herkes, Laf söylüyor, Başına gelen, Pişmiş tavuğun başına gelmiyor, Bunlara sabretmek, Bunlara katlanmak, Bunlara dayanmak, Bunları göğüslemek, Herkesin işi değil, O yüzden, Gerçekten zor yetişir, Ben bunu,
Şeyhlerde, Bir kabahat olarak görmüyorum, Yani, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Hazretlerine de söz gider, Çünkü buradan, Yani, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Hazretlerinin, Son dönemde, Benim bildiğim, İcazet verdi, İşte, Yetiştirdiği, Bu, Başlı başına, Bir şeyhtir deyip, Tören yapıp, Taç ve hırka giydirdiğinin, Bir kimsenin, Yok diye biliyorum, O zaman, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, De demeye eksiklik vardı, Gibi, Allah muhafaza eylesin, Dört mevsim vardır, Ve çeşit çeşit toprak vardır, Her toprakta, Her mevsimde alınabilecek,
Çeşit çeşit, Görsel zevkte, Ve, Tat ve lezzette, Meyve sebze yetiştirmenin yolu, Bu işin ilmini almış, Tecrübe sahibi, Ve diploma sahibi, Ziraat mühendisi, Çiftçi, Bahçıvan olmak gerekli olduğu, Besbelli iken, Olmuyor, Yetişmedi demek, Sadece, Yetiştiremediğini, Ya da, Yetiştiremediğini, Ya da, İstememektir, Deniliyorsa, Ne buyurursunuz, Yani, Bu, Yetişmediyse, İnsanlar, Kendilerince, Kendi hayatlarını, Buna vakfetmiyorlarsa, Siz onu zorla, Vakfettiremezsiniz ki, Zorla nasıl vakfettireceksiniz, Şimdi, Yetişmeye çalışana,
Vakfeden de, Biz zaten, Yerden yere vuruyoruz ki, Ben yetiştiğimi, İddia etmiyorum, Ama ben, Şeyh Efendi ile beraber, Seyahat ederken, Üç sefer iflas ettim, Üç iflasımda da, Benim en yanımda duran, Dervişler dedikodum yaptı önce, Önce dergah dedikodum yaptı, Hiç kimse demedi, Ya bu adam, Hangi yolda iflas etti, Nerede iflas etti, Hiç kimse konuşmadı bunu, Şeyh Efendi vefat etti, Benim Şeyh Efendi ile olan, Seyahatim bitti, Cenab-ı Hak'a hamdolsun, Benim işim düzeldi, Demek ki kafası çalışmıyor, Bir insan değilmişim,
Demek ki, İş bilmez bir insan, Değilmişim, Bu ayrı bir mesele, Şimdi, Ona sabretmek, Ona dayanmak, Ona katlanmak, Herkesin işi değil, Bahçıvan çok düzgün, Eyvallah, Her yerde yetiştirmesi lazım, Eyvallah, Bir kimse, Bu böyle, Çok özür dilerim, Bahçıvan çok düzgün, Çiçek yetiştirmiyorsun, Çiçeğin nefsi yok, Bitkinin bu noktada, Harama gidecek nefsi yok, Bu bahçıvan örneği, Doğru örnek değil, Zeytin ağacının, Nefsi yok, Zeytin ağacına, Şeytan üflemiyor, Zeytin ağacına, Kadın gidip de, Ben seni rüyamda gördüm, Ben seninle,
Beraber olmak istiyorum, Demiyor, Veyahut da, Zeytin ağacına, Kutuyla parayı alıp götürüp, Ben seni çok seviyorum, Kimse demiyor, Veyah zeytin ağacına, Bir kimse gelip de, Parayı önce salona atıp, Abi bu parayı al, Allah için sana hediye ettim, Deyip, Aradan bir yıl, İki yıl geçtikten sonra, Bu parayı bana ne zaman ödeyeceksin, Kimse demiyor, Zeytin ağacına gidip de, Bir kimse başında ağlayıp, Bu dünya seni nasıl çekiyor, Bu dünyada sen nasıl dolaşıyorsun abi, Ağlayıp, Aradan iki yıl geçtikten sonra, Ondan nefret etmiyor,
Yani, Veyahut da, Zeytin ağacının dibini çapalıyorsun, İçine gübresini atıyorsun, Su lazımsa, Suyunu veriyorsun, Sana zeytin meyvesi veriyor, Ama insan, Ayet-i kerimede, Sabit, Unutkan, İnsan, Ayet-i kerimede sabit, Hain, İnsan, Ayet-i kerimede sabit, Hayvandan daha aşağı bir noktaya gelebiliyor, Yani, Bunu bahçıvan örneğiyle, Örneklendirmek, Biraz böyle, Bana tuhaf geldi, Yani, Doğru örneklendirme değil bu, Bir insanla zeytin ağacını, Kıyaslamak biraz zor, Yani, Zeytin ağacının, Kendince lisanını anlarsın, Aşı zamanı aşısını yaparsın,
Onu korursun, Yürür gider, İnsan öyle değil, Sen aşılıyorsun, O gündüz bozuluyor, Sen gece aşılıyorsun, Onun eşi bozuyor, Sen normalde eşini aşılıyorsun, Patronu bozuyor onu, Dünya bozuyor, Sen zikrullahta topluyorsun hepsinde, Cem ediyorsun, Helallaştırıyorsun, Adam diliyle helallaşırken, Kalbinden nifak tohumları saçıyor, Benim dilim helallaştı, Ben helallaşmadım diyor, Halbuki helallaşsa olsa, Kalbi de dilini de tasdik etse, O zikrullahta, Kendince bir perde geçecek, Veya bir hal yaşayacak, Veyahat da bir, Cenab-ı Hakk'ın bir tecelliyatına mahzar olacak,
O yüzden, İnsanla karşı karşıyayız, Yani insanla karşı karşıya olmak kadar, Büyük vahşet yok, İnsanla karşı karşıya olmak kadar, Büyük hikmet ve güzellik yok, O yüzden, Yetişmedi demek, Ve bunu bahçıvanlığa bağlamak, Doğru örnekleme değil, Bunu anlatmaya çalışıyorum, Yani, Haramların, Serbest, Haramların, Açık, Haramların, Teşvik edildiği, Bir topraklarda, Siz, Bataklığın içerisinde, Gül yetiştirmeye çalışıyorsunuz, Ve onu korup, Onu muhafaza etmeye çalışıyorsunuz, Ama şeytan, Ve şeytanlaşmış olanlar, Her yerden saldırıyorlar,
Sizin yetiştirmeye çalıştığınız yeri, Siz kendinizce, Bir bahçe kurmaya çalışıyorsunuz, Ve o bahçeyi muhafaza etmeye, Bahçeyi korumaya, Ve insanlar orada, Cennet bahçesi gibi olan, O bahçede, Neşe neva etsin diye uğraşıyorsunuz, Siyasetçisi, Belediye başkanı, Avukatı, Hakimi, Savcısı, Gazetecisi, O su bu su, Onun bunun çocuğu, Sütü bozuk, Kanı bozuk, Cinsiyeti, Cilbiyeti bozuk, Ne kadar şeytanlaşmış insan varsa, Oraya saldırıyor, Şeytan onların hepsini de, Gönüllerine ifsad ediyor, Şeytan onların gözlerini perdeletiyor,
Ve şeytan onların, Hepsi de şeytanın, Tabiri caizse, Kulu kölesi olmuş, Var güçleriyle, Onlara saldırıyorlar, Siz bunca, Tankın, Topun, Tüfeğin, Bunca ateşin altında, İnsanlara bir şeyler öğretmeye çalışıyorsunuz, Ve ayağa kayanın, Ayağını topluyorsunuz, Kolu kırılanın, Kolunu düzeltiyorsunuz, Gözü çıkanın, Gözünü takıyorsunuz, Dili bozulanın, Dilini tamir ediyorsunuz, Birisini yetiştirebilecek, Neşvi neva edecek, Bir bahçe mi var bu dünyada, Ve, Öyle yetişmeye çalışan bir kimseyi, Biz, Burada bir nadide çiçek yetişiyor,
Burada nadide, Asar, Antika bir şey oluyor, Biz ona destek olalım, Biz ona kuvvet verelim, Biz ona bu noktada, Duamızla, Himmetimizle, Gayretimizle, Onu koruyalım diye, İnsanlar bir şey mi düşünüyorlar, İnsanlar, Ehli tasavufun, Ehli sufinin, Küçücük açığını bekliyorlar, Medyası, Basını, Devleti, Polisi, Karakolu, Hakimi, Savcısı, Ve, Sendenmiş gibi görünen, Sendenmiş gibi görünen, En acısı da bu, Müslümanları, Hepsi de sana saldırıyor, Şu anda, Okuduğunu anlayamayan, Müslümanlara meram anlatmaya çalışıyoruz, Okuyor,
Anlamıyor, Twitter'da hakaret etmeyi, İslam zanneden, Twitter'da sahte hesaplarla, İnsanın namusuna, Şerefine, Haysiyetine, Laf söylemeyi, Cihad ettiğini zanneden, Bir topluluğun içindeyiz, O yüzden, Yetiştiremedi, Yok, Kabul etmiyorum, Evet, Kabul etmiyorum, Sebep, Ya bunca saldırının altında, Siz canınızı korumaya çalışıyorsunuz, Siz bunca saldırının altında, Kardeşlerinizi muhafaza etmeye çalışıyorsunuz, Nereye yetişecek insanlar, Akşam evine götüreceği ekmeği düşünüyor, Adam sabahleyen gideceği işi düşünüyor, Hele genç bir cemaatsa,
Emeklilerden kurulu bir cemaat değil ki, Emeklilerden kurulu bir cemaat olmuş olsa, Adama be verirsin, 50 bin tevhid çeker, Yetişeceğim diye uğraşır, Ama gençlikte, O gençleri muhafaza etmek zor, O yüzden, Bu ziraat mühendisi, Örneği doğru bir örnek değil, Yok, Yani, Ziraat mühendisi, Örneği, İnsanlarla, Ağaçları, bitkileri aynı tutmamız mümkün değil, O yüzden, Evet, yetişmek de çok zor, Yetiştirmek de çok zor, Ve o zorluğu, Bile bile, Bu işin içerisine, Buna gönül vermiş, Bu işin içerisinde duranları, Alkışlamak lazım,
Destek olmak lazım, Bir kimse, Bir üstada, Bir şeyhe, Bir mürşidi kamile, Bir veliye, Bir dergaha, Ne olursa olsun, İntisap etmesi dahi, Büyük nefis mücadelesi, Ve o intisap etmiş, Kimseleri küçük görmek, İntisap eden insanları, Horhakir görmek, Veya bir yerde, Şeyhlik yapan, Üstatlık yapan, Velilik yapan, Mürşitlik yapan, Her kim ise, Onu horhakir görmek, Bence bu işin, Zorluğunu bilmemek demek, Bu işin, Acısını, Bu işin azametini, Bu işin, Gerçekten, Ne ile karşı karşı, Olduğunu bilmemek demektir, Şöyle söyleyeyim,
Anadolu'da, Anadolu'yu küçümsemek için, Söylemiyorum, Küçük yerlerde, Bu tip insanlar olabilir, Bu azameti, Bu sıkıntıyı, Görmez, Yerler, İçerler, Birbirlerini ağırlarlar, Zikrullah yaparlar, Onların böyle bir dertleri yoktur, Ama, Ben, Batıdakinlerin, Aynı noktada olduğunu düşünmüyorum, Hele, Dervişlerden geçinmeyecek, Dervişlerin parasını, Pulına, Gözünü dikmeyecek, Dervişlerden, Harçlığını almayacak, Bir minder kurup, Kendine, Altına, Harçlık almayacak, Veyahut da, Kendine kocaman, Bir şalvar diktirip, Ondan sonra,
Cebini de, Diz kapağına kadar yaptırıp, Cuma mübarende, Her cuma mübarene gelene, Cebine para almadan, İnsanlardan, Bir şey beklemeden, Bir şey ummadan, Allah için yola çıkıp, Allah için insanlara, Kur'an'ı, Sünnet'i, Doğru tasavvufu anlatmaya çalışanları, Horhakür görmek, Küçük görmek, Onları ilimsiz, Onları bu noktada, Etkin ve yetkin görmemek, Haddi aşmak gibi geliyor bana, Allah muhafaza eylesin, O yüzden, Ben bunu, İster icazeti olsun, İster icazeti olmasın, İster, Ne olursa olsun, Orta yerde adam, Bir zat, Bir şahıs,
Kalkıp da, Şeyhlik yapıyorsa, Yola çıktıysa, Dediğim ölçütlere, Dikkat ediyorsa, Dediğim ölçütler, Çok önemli, Yani, Dediğim ölçütlerden başında, Yolunu, Menfaate devşirmemek, Gelin kardeşler, İşte Kur'an kursu yapacağız, Pamuk eller cebe, Gelin kardeşler, Dergah yapacağız, Pamuk eller cebe, Gelin kardeşler, Bu hizmetler kolay olmuyor, Pamuk eller cebe, Gelin kardeşler, Kur'an kursu yapacağız, Pamuk eller cebe, Gelin kardeşler, Buraya külliye yapacağız, Pamuk eller cebe, Gelin kardeşler, Şeyhimizin yardıma ihtiyacı var,
Bak gelen giden yiyor, İçiyor, Pamuk eller cebe, Tırnak içerisinde, Denmiyorsa, Evet bunlar önemli, Çünkü ayeti kerimede, Yasin'de, Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diyor, Eğer o kimse, Bulunduğu makamı, Mevkiyi, Ücrete döndürmüyorsa, Ücrete döndürmüyorsa, Sırf, Fise bilillah, Allah için, İnsanlara bir harf dahi, Öğretme gayretiyle, Yola çıktıysa, Lütfen, Hiç kimse onları, Hor hakir görmesin, Ve onlara, Güçlerinin yettiğince, Destek olsunlar, Ve güçlerinin yettiğince, Onların gıyaplarında korusunlar, Onlar Allah adamı çünkü,
Onlar Allah insanı, Ben Abdullah Gürbüz Efendi'yi de öyle tanımlıyorum, O yüzden, Bu kadar ona saldırıyı doğru görmüyorum, Biz ona, On sekiz gün olurdu, On beş gün olurdu, Evinden uzak, Barkından uzak, İki gün git bir yerde yat, Orada sohbet, Gündüz sohbet, Akşam zikrullah, Üç gün yat, Misafirlik en fazla üç gündür de, Ondan sonra dördüncü gün, Bir daha yola çık, Sonra git, Gittiğin yerde, Yine iki gün, Üç gün kal, Gene gündüz bayanlara sohbet, Gece erkeklere sohbet, Bir üç gün daha git, Biz Nevşehir'den bir çıkardık,
Sivas'ta kalırdık, Üç gün, Malatya'da kalırdık, Bir gün, İki gün, Önce Kayseri'ye uğrardık, Kayseri'de gündüz, Akşamına ders yapar, Gece Sivas'a giderdik, Sivas'ta gece dinlenirdi, Ertesi gün gündüz bayanlara sohbet, Akşamına erkeklere sohbet, Ertesi gün yine bayanlar başka bir yerde toplanır, Grup gruptu, Orada sohbet, Akşamına yine erkeklere ayrı bir yerde sohbet, Oradan bir günlük Malatya yapar gelirdik, Ardından Tokat'a giderdik, Tokat'ta kalırdık üç gün, Tokat'tan Ankara'ya giderdik, Ankara'da kalırdık üç gün,
Ankara'dan İstanbul'a geçerdik, İstanbul'da o kızının evinde kalırdı, Ben Bursa'ya dönerdim, Üç gün İstanbul'da kalırdı, Bursa'ya gelirdi, Bursa'da üç günden fazla kaldı, Çok zaman olmuştu, Bursa'da kalırdı, Üç gün, dört gün, beş gün, altı gün, Ve hiçbir günü boş geçmezdi, Gündüz bayanlara, Akşam erkeklere, Bursa'dan İzmir'e giderdik, İzmir'de bir gün, iki gün, Bayınır'da kalırdı bir gün, iki gün, Ödemiş'te kalırdı bir gün, iki gün, Ben oradan alırdım onu, Afyon üzerinden Konya'ya götürdüm, Bazen oradan Isparta'ya giderdik, Isparta'da kalırdı, Bir gün, iki gün, Oradan Konya'ya giderdi, Bazen ben Konya'dan geri dönerdim, Bazen Konya'da da, iki gün kalır, Nevşehir'e giderdi, Buna dayanacak bir tane, Baba Eğit gösterin bana, Hem o şeyhin yanında gidecek, Bir baba Eğit gösterin, Hem de o şeyhe, Öyle bir şeyh, Gösterin bana, Buna dayansın, Şimdi Abdullah Efendi'nin arkasından konuşmak, Serbest, Atış serbest, Şimdi onun devamıyım demek, Serbest, Bulunduğu kazada, Üç kişiye zikrular yaptırmayan insanlar, Sonradan kalkıp dediler ki, Biz onun yolundayız,
Utanın, Onun yolundan gidemezsiniz siz, Sebep, Onun yolu, Herkesin gidebileceği bir yol değildi, Herkes oturup, Ondan sonra, Kendince rüya görecek de, Birisine intisap edecek de, Birine yapacak da, Bununla uğraşırken, O yollardaydı, Doğru yanlış, Onu tartışmıyorum, Yapmış olduğu hizmete bakıyorum, Yapmış olduğu hizmete bakıyorum, Antalya'ya giderdi, Evet, Ben, Anadolu'nun, Büyük bir kesimini, Onunla beraber dolaştım, Ne yaşadığını, Ne yaşamadığını, İddia ediyorum, Evdeki çocukları, Eşi, Onun Allah rahmet eylesin, Eşi vefat etti,
Gelinleri, Akrabaları, Çocukları dahil, Onun ne yaşayıp, Ne yaşamadığını, Ne düşünüp, Ne düşünmediğini, Benden iyi bilen yok, İddia ediyorum, Neden korkup, Neden korkmadığını, Neye üzülüp, Neye üzülmediğini, Benden iyi bilen yok, O yüzden, Abdullah Efendi'nin, İcazeti yoktu deyip, Onu çarmıha gerip, Onu taşlamak, Doğru bir davranış değil, Oturacaksın sen, Bir köşede, Laf üreteceksin, Onun icazeti yoktur, Diye, Terenenli, Söylecen de söylecen, Evet teknik olarak yoktu, Doğru, Hadi Mahmud Efendi'ye de söyleyin öyle,
Hadi, Esat Coşan'a da söyleyin öyle, Hadi Esat Coşan'ın oğluna da söyleyin öyle, İsim zikrediyorum bakın, Onların kötü olduğu manasında değil, Abdullah Efendi'ye saldıranlara söylüyorum, El insaf, Bakın el insaf, Doğru değil, Ve, Tanıdığım, Bildiğim insanlar var, Ben, Allah mübarek etsin, İcazeti şeyhler, Onun yaptığının onda birini yapmıyordu, Onun yetiştirdiğinin de onda birini yetiştirmiyordu, Abdullah Efendi'nin dergahında, Şeyh Efendi'nin tabiriyle söylüyorum bunu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle sohbet eden vardı,
Yine Şeyh Efendi'nin tabiriyle söylüyorum, Abdullah Efendi'nin dergahında, Bütün rüyaları ve halleri tabir edecek, Onun yetiştirdiği bir, Nakib-i nükabba vardı, Yine Abdullah Efendi'nin tabiriyle söylüyorum, Zikullah halakasında, Hal görenlerin bütün hallerini görecek, Nakib-i nükabba'sı vardı, Abdullah Efendi'nin dergahında, Yedi sahi ders alırken, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Dikkat edin buraya, Buraya dikkat edin, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Nur-u Muhammed'inin,
Nur tecelliyatının, Tecelliyatından, Ders alan, Nakib-i nükabba'sı vardı, Evet, Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, İki tecelliyatı vardır, Bunu herkes bilmez, Bir tecelliyatı vardır, Bu zahir dünyaya olan tecelliyatı, Peygamberliğidir, Ve peygamberlik vazifesiyle alakalıdır, Bu Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın, Varlığa olan tecelliyatıdır, Varlığa olan tecelliyatıdır, Buraya, Bir, Şeyh ulaşabilir buraya, Ve bütün şeyhlerin, Veyahut da bütün velilerin, Ulaştığı, Tecelliyat bu tecelliyattır,
Ama Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Bu varlıktan önce, Manevi bir tecelliyatı, Nurani bir manevi tecelliyatı vardır ki, Bu ancak mürşidi kamillere has bir haldir, Bu ancak mürşidi kamiller, Bu hal ile hallenebilir, Ve ancak bunu mürşidi kamil olanlar bilir, Ancak bunu üstad olanlar bilir, Ancak bunu üstad olanlar, Mürşidi kamil olanlar, Bu hal ile hallenir ki, İşte Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Ümmetimin öyle velileri vardır ki, Bunlar beni İsrail peygamberlerine denktir dediği veliler,
Bu velilerdir, O yüzden Abdullah Efendi Hazretlerinin şeyhliğine, Ve Abdullah Efendi Hazretlerinin dergahına laf söyleyenler, Ağızlarını çalkalayacaklar, Gusül abdest alacaklar, Ağızlarını çalkalayıp gusül abdest alacaklar, Ve tövbe edecekler, Ve kabrinin başına gidip tövbe edecekler, Abdullah Efendi Hazretlerinin üzerinde, Yalan isnat eden, Abdullah Efendi Hazretlerinin, Mürşidi kamilliği ile alakalı, Şeyhliği ile alakalı laf söyleyenler, Abdullah Efendi Hazretlerinin, Sonradan böyle kendince, Biz anın yalından devam ediyoruz,
Deyip de böyle kaydır kuppak konuşanlar, Hepsi de gidip, Kabri şeriflerinin başında, Hepsi de gidip kabri şeriflerinin başında, Tövbe etsinler, Yoksa manevi olarak, İki yakaları bir araya gelmez, Evet, O yüzden hamdolsun, Abdullah Efendi'nin derganda, Yetişmiş kimseler var idi, Ve Şeyh Efendi de, Ama, Ne olursa olsun, Bana telefonda söyledi, Oydu, Mustafa Efendi, Oğlum, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Sağlığını da vermedi, Dergah dağıldı, Ben öldükten sonra, Dergah'ın dağılmasını istemiyorum, Sivaslı, Ahmet Duran Gümüş ile,
Sen, Şeyhliğini ilan et dedi bana, Arkadaşlar, Topla Şeyhliğini ilan et, Ben dedim ki, Efendim ben bunu ilan edemem, Hakkınızı helal edin, O dedi ki, Ben başkasını ilan ettirdim, O da ilan ettirdi, Demek ki yetiştirmiş, Nakib-i Nugabba ve, Nakiplik icazet töreni yaptı, Demek ki yetiştirmiş, Kolay değildir, Bunu tekrar tekrar söylerim, Bir zeytini yetiştirebilirsiniz, Benim çatıda var, Kendiliğinden çıktı, Tohumdan, Yetişiyor, Suyuna bakıyorum, Bugündü küçük küçük, Budadım onu, Yetişiyor, Zeytin ağacı bu, İnsan öyle değil,
İnsan arkanı döndüğünde, Hainlik yapıyor, İnsan, Gözünün içine bakıyor, Ağzının içine bakıyor, Nerede yanlış yapsa da, Onu tutsam diye bakıyor, İnsan, Hiç satılmayacak yerde satıyor, İnsanı, İnsan, Hiç hançerlenmeyecek yerde, Hançerliyor, İnsan, Hiç bırakılmayacak yerde, Bırakıyor insanlar, Ben, Şeyh Efendi Hazretleri ile, İzmir'de, Hastanede, Bizatihi, Başında kaldım, 14-15 gün, Yanımda bir Oktay vardı, Hatta, Oktay, Şeyh Efendi ile, Bizim hukukumuzu, Çıplak gözle gören bir kimsedi, Gittip soracaklar, Oktay'a da diyordu,
Kader arkadaşım diyordu ona, O üzülür dilerim, Oktay'a hastane arkadaşım diyordu, Kader arkadaşım diyordu, Bana her türlü şey diyordu, Hani, Dostluk manasında, Ve, O zaman gördük biz, Ben, Bunları konuşmam hiç, O zaman gördüm, Gerçek evlat kimmiş, Derviş kimmiş, Kim neyi, Nerede satıyormuş, Kim neyi, Nerede bırakıyormuş, Ameliyat günleri bizim için, Ayrı günlerde, Öğrenmek isteyenler, Lütfedecekler, Oktay'ın yolunu bulacaklar, Konuşur konuşmaz bir şey diyemem, Gidip Oktay'dan öğrenecekler, Kimler sattığı şey efendiyi,
Oktay da, Oktay bizim uçakların kara kutusu gibi, Evet, Bayındırlı Oktay başaran, Uçakların kara kutusu gibidir, Bazıları benim, Onları da kıymamı satmamı istediler, O benim yol arkadaşım, Nuri yol arkadaşım, Harun yol arkadaşım, Hele Oktay, Hiç kimse Bayındır'da bana inanmazken, Bana inanan kimse o, Hiç kimse, Şeyh Efendi'nin yanına ve benim yanıma, Hastanede uğramazken, Oktay her gün gelip, İşinin gücünü bırakıp, Benle beraber koşturan kimse, Bunları bilmez şimdi, Yeniler, Eskiler, Onlar bunlar, O yüzden, Arkadaşlar,
Bunları gidip öğrenecekler, Ve her zaman söylüyorum, Bu üç kişiye saygıda, Kusur etmeyecekler, Harun da, Çocuk hükmündeydi, Benim yanıma geldiğinde, O yüzden, Hatalarıyla, Kusurlarıyla, Yanlışlarıyla, Eksiklikleriyle, Onlar benim, Hatası varsa da benim, Eksiği varsa da benim, Hiç kimse onları eleştirmeyecek, Hiç kimse laf söylemeyecek, Bursa'da, Cafer, Adnan, Hüseyin, Hiç kimse laf söylemeyecek, Ve, Hacerkan, Gibi o eskiler, Bunlar, Bursa'da, Herkes dağıldığında, Bunlar dağılmayanlar, Herkes yıkıldığında, Bunlar yıkılmayanlar,
Bunlar da, Bursa'dan itibaren, Dergahın kara kutusu gibi, Evet, Herkes, Bütün Türkiye'ye, Bütün dünyaya söylüyorum, Şeyh Efendi'nin, Mustafa Özbek'ın da, Ne deyip ne demediğini, Gelip onlardan öğrenecekler, Ölmezden önce, Onlara ne söylediğini, Ne vasiyet ettiğini, Ne dediğini, Gelip onlardan öğrenecekler, Kulaktan dolma değil, Bizatihi ağzından, Duyanlardan öğrenecekler, O yüzden, Yetişenler var, Elhamdülillah, Şeyh Efendi'nin, Zamanında da yetişenler var, Şu anda da yetişenler var, Hamdolsun Allah, Ben yetişmedi,
Demiyorum, Yani, Ben kendi üzerime, Dalınayım bundan, Bir dergahta, Bir halife yok diye, Dergah yetişmedi, Diye bir kaydı yok, Bu, Kıymetli dostlar, Mantar yetiştirmiyoruz, İnsan yetiştiriyoruz, Ağaç, Kovun, Domantar çıkarmıyoruz, Siz bunu, Bir sere yapıp, İçine iki tane fidyan koyup, Yetiştirmek olarak, Görüyorsanız, Yanılıyorsunuz, Onu, Serçe parmağımın, Üzerindeki, Toz fazla gelir, Bahçıvanlık yapmaya, Serçe parmağımın, Üstündeki toz, Bahçıvanlık yapmaya, Fazla gelir, Yok, Ha, İnsan yetiştirmek, Dünyanın, En zor mesleği,
Dervişlerin, Çokluğu mudur, Eftel olan, İlgilenebildiğin, Ve bakabildiğin, Ve büyütebildiğin, Kadar civciv mi, Edinmektir, Doğrusu, Guruk tavuk, Çıkaracağı kadar, Civcive yatar, Nicelik mi, Nitelik mi, Neden bu kadar, Çok ihvan ediniyorsunuz, Geçim derdinizin, De olmadığı da, Artık herkesçe biliniyor, Kardeşleriniz, Size ulaşamıyorlar, Randevu ile geliyorlar, Telefonunuz sürekli meşgul, Arıyorum diyorlar, Günlerce, Geri dönmediğinizi, Söyleyenler var, Bu duruma ne diyebilirsiniz, Bir mürşidi kamili, Bir şeyhi, Bir veli,
Gurk tavuğuna, Benzetmek doğru değil ki, Gurk tavuğun, İstidatı bellidir, Anaç, Tavuktur, Güzel, Civciv bakar, Bana 10 tane, 15 tane yumurta, Kayarsın altına, Ama, Taze piliştir, Daha 5 tane, 6 tane yatırırsın ona, Bu ayrı mesele, Ama, Bir üstad, Bir şeyh, Bir veli, Buna bakmaz ki, Allah size, Kaldıramayacağınız, Bir yük yüklemez, Adamı rüyasında, Görüp geldiyse, Siz ona ders vermeyeceğim mi, Diyeceksiniz, Adamı rüyasında, Çatır çatır görmüş, Ben ders alacağım diyor, Ne diyeceksiniz ona, Benim istihabettim, Bu kadar mı diyeceksiniz,
Size, Dağda çobanlık yapmak için, Goyun bile vermezler o zaman, Sen 5 tane, Goyunun üzerine, Bir koyun da alsan, Onu kurda kuşa, Teslim eder, Gelirsin, Allah, Bir kimseye, Kendi ilminden, İlim, Kendi hikmetinden, Hikmet veriyorsa, İnsanlar da rüyalarında, Görüp geliyorsa, Demek ki, Bakabileceksin ki, O kadar geliyor, Bakamayacak olsan, Gelir mi? Manevi rızkı var, Demek ki, Geliyor, Rızkı olmamış olsa, Gelir mi? Sofra geniş, Elhamdülillah, Sofra benim sofra değil, Çünkü, Bu direkt, Beni ilgilendiren bir soru, O yüzden, Kendi üzerime aldım, Sofra, Nur-u Muhammediye'nin sofrası, Ama, Hiçbir şey yok iken, Var olan, Nur-u Muhammediye'nin sofrası, O yüzden, Sofra geniş, Ucu bucağı yok, Daha çok boş yer var, Daha gördüğüm, Zahiren daha çok, Hani, Maneviyatlarının olup da, Zahirleri olmayanlar var, Daha, O yüzden, Hamdolsun, Cenab-ı Hakk'a, Dergah adı genişletmeyi düşünüyoruz,
Daha büyük bir yeri, Bir yere gitmeyi düşünüyoruz, Daha büyük bir yer, Kurmayı düşünüyoruz, Neden? Gelecek olanlar, Çok var daha, O yüzden, Var olanlar, Kendi yerlerini sıkı tutsunlar, Sonradan gelenler, Öbür günleri iteleyip, Kendileri oturmasınlar, Oraya, Kendilerine dikkat etsinler, O yüzden, Dergahların, İşte, Dervişlerin çokluğu mu, Azlığı mı, Akıl işi değil kardeşim, Matematik işi de değil bu, Ben 50 kişiye bakabilirim, Paran kadar konuş derler, Sen paran ne kadar yetiyor, 50 ekmek almaya yetiyor, 50 ekmek alırsın,
50 kişilik insan davet edersin, Onu sen zahiren öyle düşünüyorsun ama, 1000 kişi gelirse, Onu yetiştirecek olan Allah, O yüzden, Bu işin, Maddi planı yok, Ben Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri, Bayındır'a ilk davet ettik, O zaman, Trenin zakirine, Dedim, Abi, Bizim dedim, Durumumuz pek yok, Evimiz de geniş değil, Garip kuraba insanız, Abi dedim, 10 kişi gelsin, Şeyh Efendi'nin yanında, Ben dedim, 15-20 kişi dedim, Bayındır'dan, Arkadaşları toplarım, Hem onlar dedim, Şeyh Efendi ile, Daha yakın irtibat kursunlar dedim,
Tamam, Tamam, Anlaştık, Allah rahmet eylesin, Annem, Ben bir sürü adamı evde istemiyorum dedi, Çekti gitti annesinin evine, Yemek de yapmadı, Yok, O zaman için, Bizde para pul, Hiçbir şey yok, İşte, Gücüm ona yetti, 2 kilo kuru fasulye aldım, 2 kilo da, Pirinç aldım, Derslere gelen, Bir ahşi bir arkadaş var, Onun sonra, Bizim mahalleden evli, Ona gittim, Rica ettim, Dedim, Bunları dedim, Kuru fasulye ile pilav yapıp, Getirir misin, Hemen getiririm dedi, Nuri bizim, Allah razı olsun, Baklava getirdi, Yoğurt getirdi,
Biz normalde, İşte, En fazla 20 kişi gelecek diye düşünüyoruz, Lokanta hesabı, 2 kilo, Hepsine de yeter diyoruz, Çünkü lokantalarda da, Öyle hesaplanır, 2 kilo kuru fasulye, 20 porsiyon yapar, 2 kilo pirinç de, 20 porsiyon yapar, Kendimce yeter diyorum ben, Biz, Çünkü 20-25 kişi davet ettik, Bizim Hacı Sahin vardı, Tire'de, Eski Mustafa Efendi'den kalma, Koca, 302'yi dayadı, Gele, İnen, İniyor, İnen, İniyor, İnen, İniyor, Ardından bir tane Ford minibüs vardı, O Manavgatlıydı, Ali vardı, Ondan sonra, O minibüse doldurmuş,
İnen, İniyor, İnen, İniyor, Ardından özel taksilerle, Onlarla, Bunlarla, Millet bir geldi ki, Allah Allah, Ne sofra yetecek, Ne kaşık yetecek, Ne çatal yetecek, Mümkün değil, Bizim o zaman, Evin arkasında, Küçük bir de mutfak gibi bir şey var, Mutfak bile denmez, Yemekler orada, Biz bir kaç tane sofra vezi var, Ne kadar kaşık olacak, 15-20 tane kaşık varsa vardır, Ben yemeklerin başına geçtim, Şeyh Efendi, Biz Zikurullah yaptırdı, Allah rahmet eylesin, Yemeklerin başına geçtim, Ben her kepçede besmeleği çekiyorum,
Bismillahirrahmanirrahim, Koyuyorum ben, Boyuna Nuri ile Oktay dağıtıyorlar bunlar, Yiyen gidiyor, Mi ara, Oktay geldi, Abi ne oluyor dedi, Oktay sus dedi, Ne olduğunu ben de bilmiyorum dedim, Sus, Onlar dağıtıyorlar boyuna çünkü, Onlar da biliyorlar, 2 kilo kuru fasulye, Ve 2 kilo pirinçten, Yemeği müteşekkil olduğunu, Herkes yedi gitti, Yedi gitti, Daha şey efendi yemedi, Sonra dedi ki, Mustafa efendi, Bitti mi oğlum herkes, Bitti efendim dedim, Herkes yedi gitti dedim, Siz de oturun yiyin dedi, Oturduk yedik, Ben onun yediğini görmedim,
Sofraya oturduğunu görmedim, Ben o yüzden yemedi olarak biliyorum, Sonra böyle tabağın içinde, Bir şeyler koyduk ona, O da yedi, Ardından, Kız kardeşimin nişanlısı geldi, Allah'ım dedim ya, Bu nereden çıktı şimdi, Ona da sofrayı kurduk, Tatlı ona da koyduk, Mustafa efendi tatlı yok mu, Biliyor benim onu sevmediğimi, Var efendim, Tatlı, Mustafa efendi tatlı koy, Tatlı koyuyoruz şimdi, Baklava onlara da yetti, Şimdi böyle, Alıyor o böyle, İşte, Çatalı batırıyor, Şeyh efendinin ağzını götürüyor, Ah hesabım bozuluyor,
Ulan diyorum bu neden böyle, Edepsizlik yapıyor, Bu doğru değil filan, Şeyh efendi böyle, İşte onu reddetmek istemiyor filan, O ona yediriyor filan, O da yedi, O da doydu, Son söz şu, Usta efendi, Yemek var mı daha oğlum dedi, Var efendim dedim ben, Onu da annene söyle, Annen yesin dedi, Emredersiniz efendim, Çıktık, Şimdi, Bu işler akıl işi olmuş olsaydı, İki kilo pirinç, İki kilo kuru fasulye, Bu insanlara yetmezdi, Yaklaşık yüz kişi filan yemekledik biz o gün, Bu işler akıl işi değil, Bu işler gönül işi, Bu işler maneviyat işi,
O yüzden, Ne kadar civciv verirler bilemem, Ruhlar alemini, Birbirlerini tanıyanlar, Sevenler, Bu dünyada da birbirlerini tanırlar, Severler, Ben bu işi, Oradan daha ötesine götürüyorum, Yani, Daha ruhlar alemi, Yaratılmazdan önce, Nuri Muhammediye'nin, Nuri Muhammediye'nin, Tecelliyatında, Bir mürşidi kamile, Bir veliye, Ne kadar derviş, Tayin edildiyse, Onlar gelirler, Nasiplerini alırlar, Ve, Bu iş, Matematiksel değil ki, İlgilenebildiğin, Kimseye kadar ilgileneceksin, Bu iş manevi, Adam rüyasında görür, O yüzden rüyalar önemlidir,
Rüyasında hatasını görür, Bizim kardeşlerimiz, Rüyasında, Nerede yanlış yaptığını görür, Bizim kardeşlerimiz, Üstatları, Onları rüyalarında, İkaz eder, Onları rüyalarında, İrşad eder, İsterse Amerika'da olsun, İster Kanada'da olsun, Kanada'daki adam, Rüyasında görüyor, Ne yapayım, Berezilya'daki adam, Rüyasında görüyor, Ne yapayım, Arjantin'deki adam, Rüyasında görüyor, Ne yapacağım, Sen göremezsin mi diyeceksin, Dil bilmem, Lisan bilmem, O diyor ki, Bana, Berezilya diliyle konuştun, İçimden diyorum ki, Berezilya dilini,
Bilsem de, Adama konuşsam, Allah konuşturuyor, O yüzden, İşte, Gurt tavuk, Evet, Yatacak kadar, Civciv koyarsın ona, Eyvallah, Ama, Velilerin, Mürşid-i Kamillerin, Peygamberlerin, İstihab haddini, Allah'tan başka bilen yok ki, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya, İstihab haddi, Biçecek olan, Küstah kim ki? Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, Velilerine, İstihab haddini, Biçecek olan, Küstah, Kim ki? Bunlar, Herhalde, Fazla Amerikan filmi izliyorlar, Herhalde bunlar, Matematiği bilmiyor, Normal, Sufiliği, Matematiksel denklem gibi biliyorlar, Herhalde, İki kere iki dört yapar gibi, Sufilik de, İki kere iki dört yapmaz, Sufilik farklı bir şeydir, Nicelik mi, Nitelik mi?
Buna karar verecek olan kimse, Allah, Buna kim karar verecek? Bir kimse, Kendince, Aklıyla yönetiyordu, Şeyh'tir o, Aklıyla yönetir, Stratejiyle yönetir, Hesap kitap eder, Öyle yönetebilir, O yüzden, Kendince der, Ne yapacaksın canım, Kalabalıklığı, Sen ben bizim oğlan, Yeteriz, E siz yetin, O aklıyla hareket ediyor, O sen ben bizim oğlan, Üç yüz beş yüz kişi, Biz kıymetliyiz der o, Doğrudur, Allah kıymetini artırsın, Bu iş maneviyse, İnsanlar rüyada, Görüp geliyorlarsa, Kim buna istihabatli bişecek, Kim buna diyecek ki,
Sınır sayılan, Sınırı, Belli bir sayıda tutacak, Boş muhabbet bu, Neden bu kadar çok, İhvan ediniyorsunuz, Ben bir şey edinmiyorum, İhvandan kasıt, Kardeştir, Bu ayrı mesele, Hepsi de kardeşim, Ama, Ben daha bugüne kadar, Herhangi bir kimseye, Şeyh Efendi, Vefat ettikten sonra, Gelin benden ders alın, Diye bir şey söylemedim kimseye, Bir kişi desin ki, Gelin benden ders alın, Dedin desin, O kimse rüya görür, Rüyasını tevil eder, Hatta derim ki, Şimdi bu rüyayı, Şeyhimin zamanında, Sen bana sormuş olsaydın, Ben sana derdim ki,
Senin ders alman lazım, Biz, Böyle, Derviş toplamaya çıkmış, Bir kimse değilim ben, Ben kendi nefsim için, Söyleyeyim, Allah beni bundan muhafaza eylesin, Biz böyle adam toplamaya çıkmadık, Daha hiç kimseye, Gelin ders alın demedim, Yok hayır, Benim sözüm, Bütün arkadaşlar, Kardeşler bilirler, Arkadaşlar, Rüyanızda kimi görüyorsanız, Gidin ona intisap edin, Hatta, Bırakmak isteyenler, Derslerini bırakmak isteyenler, Bırakıp gidebilirler, Bırakıp giderlerse, Bir daha geri dönüşleri yoktur, Bunu da bilin, Derin, O yüzden,
Her kim geldiyse, Ona Rabbim göndermiş derim, Başım gözüm üstüne derim, Onu asla, Ben kalkıp da, Herhangi bir, İstememezlik etmem, Geçim derdiniz de olmadığı da, Herkesce, Artık herkesce, Dervişler benim, Geçim derdim değildi ki, Allah beni bundan muhafaza eylesin, Ben bugüne kadar, 59 yaşındayım, Ben alnımın terini yedim, Ben hala da çalışıyorum, Ben hala da vergi mükellefiyim, Ben hala da, Kendimce, Gayrimenkuldür, Arabadır, Alıp satıyorum, Kendi yaşamı, Kendim sağlıyorum, Kendi işim, Kendime ait, Hem bu bilinsin de,
Hatta arkadaşlar, Yapma etme dedi, Ben vergi levhamı dahi yayınladım, Dedim, Ben vergi mükellefiyim, Ben bağkur emeklisiyim, Yargıtay kararıyla, Ben hala da çalışıyorum, Hala da vergi mükellefiyim, Hala da alıp satıyorum, Gücüm nispetinde, Bugüne kadar, Hiçbir derviş kardeşten, Bir kuruş para, Talep etmemişimdir, Bir kişi diyemez, Kendi nefsin için bunu istedin, Veya dergah için sen bunu istedin diye, Veya şunun için bunu istedin diye, Ağzımı açmam, Bir şeye kendi maddi gücüm yetiyorsa, Kalkışırım, Maddi gücüm kalkışmıyorsa,
Kimseye hiçbir şey demem, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Yahudiden de borç aldı, Müslümanlardan da borç aldı, Borç aldığım, Verdiğim zamanlar olmuştur, Olmuştur, Eyvallah, Ama, Bunun dışında, Bir şeyim yok, O yüzden bu, Geçim derdiniz de olmadığı da, Herkesçe biliniyor, Sözü, Biraz imalı, Bunu kendi nefsimin üzerine almıyorum, Dervişlerden geçinenler olabilir, Asla tasvir etmiyorum, Dervişlerden para alanlar, Vardır, Benim yolum değil, Benim yolum değil, Ben kendi hürriyetine aşık bir insanım,
Ben bir derviş kardeşten, Harçlık almayı, Cenab-ı Hak o hale getirir, Alır da insan, Bunda bir sıkıntı yok, Ama Allah beni ondan muhafaza eylesin, Bugüne kadar muhafaza etti, Cenab-ı Hak bundan sonra da muhafaza etsin, Bu hal üzerine, Cenab-ı Hak bana, Ölüm nasip etsin, Ben bu konuda, Benim böyle bir, İşte, Geçim derdin yok derken, Bu sözü, Biraz haddi aşan bir söz olarak gördüm, Allah muhafaza eylesin, Kardeşleriniz size ulaşamıyorlar, Randevu ile geliyorlar, Telefonunuz sürekli meşgul, Bir, Kardeşler bana istedikleri anda ulaşabilirler,
Ben her perşembe, Bursa'da, Bütün herkese, Halka açık ders yapan bir insanım, Sikrullah bittikten sonra da, Ben gücüm nispetince, Sağlığım müsaitse, Otururum orada, Herkes sırayla gelir, Ne görüşecekse görüşür, Ne konuşacaksa konuşur, Ne anlatacaksa anlatır, Sana ulaşamıyor, Bana ulaşamayan tembelliğinden ulaşamıyordur, Bana ulaşamayan hele heleden dolayı ulaşamıyordur, Biz bir çocuğun dahi bizi bulabileceği dairedeyiz, Ahmet Kaya'nın dediği gibi, Bizi bir çocuk bulur, Bir çocuk da isterse bizi vurur, Korumamız yok,
Özel makam şoförümüz yok, Özel sekreterimiz yok, Perşembe günleri otururuz, Türkmen başbuğu gibi, Allah'ı zikrederiz, Bütün herkeste gelen gelir yanımıza kadar, Burnumuzun dibine kadar sokulur, Ne söyleyecekse, Ne anlatacaksa anlatır, Cumartesi günleri de yukarıda, Tasavvuf vakfının, Tekkeye şimdi gitmiyorum artık, Tasavvuf vakfının merkezindeyim orada, Cumartesi günleri de oradayım, Herkes dilediği zaman orada gelir, Görüşebilir, Perşembe günleri bütün herkes bilir, Birom bu konuda açıktır, Perşembe günleri, İsteyen dileyen gelir,
Ha bir sefer döner, Bir daha gelir, İçeride misafir varsa, Birisi görüşüyorsa, Görüşebilir, Bugün de, Korona zamanında, Daha iyi Perşembe görüşmelerini, İnkıtaya uğratmadım, Hep açıktı büro, Ama arkadaşlara dedim, Koruyun kendinizi, Benim dedim, Kendimi koruma gibi bir derdim yok, Siz kendinizi koruyun dedim, Açık, O yüzden, Bana ulaşamıyorlarmış, Söz, Laf o, Telefonum benim, 7.24 açıktır, Şimdi burada, O kardeş, Utanmasın, Ona utanması için, Söylemiyorum, Akşam, Saat kaçmış, Bir bakayım bak şimdi, Kaçta aramış adam beni,
2.48'de aramış adam beni, 2.48'de arayan, Şırnak'tan, Ben de yazdım, Selamun Aleyküm, Saat 2.48'de mi arıyorsun, Manasında soru işareti koydum, Demek ki, Telefonum 2.48'de de açık, Ve 2.48'de de cevap verebiliyorum, Telefonum bütün kardeşlerde, 3 aşağı 5 yukarı var, Benim rüyamda dalıma, Kuş kondu diyen, Saat 4'te arıyor, Kabul etmiyorum, Asla hem kabul etmiyorum, Bu konuda,
O yüzden, Bir kimse, Ben sana ulaşamıyorum, Diyorsa, Benden helallık alması lazım, Bakın, Benden helallık alması lazım, Sebep, Benim telefonum açık, 7.24 telefonum açık, Ben, Telefona verecek olan, Zararı bildiğim halde, Bana öyle söylüyorlar, Şarjda tutma telefonu diyorlar, Benim telefonum hep şarjda durur, Neden? 7.24 açık çünkü, Benim telefon, Bir sene dayanır bana, İki sene dayanır, Pert olur telefon, Sebep, Çok görüşmekten, Çok konuşmaktan, Çok çalışmaktan, Telefon çok çalışıyor, Buradan da, Başka bir mesaj çıkmasın, Vay, Telefonunun böyle olduğunu söylüyor, Yeni telefon alalım, Böyle bir şey değil, Telefonumu da, Kendim alırım elhamdülillah, Bir sıkıntım yok, O yüzden, Yani, Ulaşamıyorlarmış, Kabul etmiyorum, Ulaşacak canım kardeşim, Ulaşmak istiyorsa, Ulaşacak, Antalya'dan, Manavgat'tan, Mersin'den, Şeyden, Brezilya'dan,
Belçika'dan, Amerika'dan, Avustralya'ya kadar, Millet ulaşıyorsa, O da ulaşır, Canım kardeşim, Ulaşmak istiyorsa, Hiç dilini bilmediğim, İnsanlar dahi ulaşıyorsa, Ve İngilizce, Bana mesaj atıyorlarsa, Ben de Google çeviriden, Çevittirip, Veyahut da İngilizcesi, İyi olanlardan çevittirip, Onlara cevap yazıyorum, Günde en az 20 tane, 30 tane, Rüya anlatan, Arkadaşlar mesajda, Rahatsızlığım yok, Bunlardan rahatsız olduğum için, Söylemiyorum, Hepsini de tek tek okuyorum, Vakit buldukça okuyorum, Eşime ve çocuklarıma, Ayırmadığım zamanı,
Arkadaşlarıma, Kardeşlerime ayırıyorum, Eşim ve çocuklarımdan da, Hep devamlı helallık istiyorum, Diyorum ki, Bana hakkınızı helal edin, Bir baba, Bir eş olarak, Ben size tam zaman ayıramıyorum, Diyorum bunu, Ve onlara da diyorum, Bizim birbirimize doyacağımız günler, Bu dünyada değil, Diyorum, Evet, Bizim birbirimize doyacağımız günler, Bu dünyada değil, Biz öteye kanatlanmışız, O yüzden, Benim özel bir hayatım, Özel bir yaşantım bile yok, Öyle, Bunun üzerine, Bazı kardeşler, Bazı insanlar, Ulaşamıyoruz diyorlarsa,
Benden helallık almaları lazım, Randevu ile geliyorlar, Bu da doğru değil, Ben bunu defalarca arkadaşlara söyledim, Benden randevu almayın, Psikolojim bozuluyor, Benden hiç kimse randevu istemiyor, Psikolojim bozuluyor, Randevu istendiği zaman, Gel kardeşim, Buradaysam, Görüş, Görüş, Burada değilsem, Kapının önü hariç, Beş dakika sonra gel bir daha bak, İki dakika sonra bir daha gel, Değil, Telefonunuz sürekli meşgul, Ne yapayım, Mesaj yazsınlar, Telefon, Şu anda da benim telefon açık, Bakın yanımda, Hasta olur, Hastanede kalır,
Postanede kalır, Orada burada kalır, Başına bir şey gelir, Densiz bir adam karısını sokağa atar, Densiz bir kadın kocasını sokağa atar, Densiz bir anne baba çocuğunu sokağa atar, Gücümü yettince, Hepsine de yetişmeye çalışırım, Kabul etmiyorum, Arıyorum diyorlar, Günlerce geri dönmediğinizi söyleyenler var, Bu duruma ne diyebilirsiniz, Bir daha arayacak canım kardeşim, Ben her arayana geri döneceğim diye, Böyle bir zorunluluk yok, Arayacak, Bir daha arayacak, Ben her arayana geri mi döneceğim, Nerede var böyle bir usul kaide,
Bir daha arasın, Rahatsızlığım yok, O yüzden, Yok, Bunlar kabullenmem mümkün değil, Evet, 24. soruya gelmişiz, Yedi sahih biat nedir, Kimler dervişanın biatını alabilir, Yedi sahih dersini, İcazetsiz bir sülükü, İkmal etmeyen şey verirse, Derviş neler yaşayabilir, Yedi sahih, Böyle işte, Yedi sahih ders vermek denilen şey, O kimseden, O kimseden, Çok keskin, Kesin bir şekilde, Akit almak, Ahitleşmek, Bunu evet, Şeyhler yapabilir, Bir tarikatın başındaki, Bir veli, Bir mürşid-i kamiller, Mürşidler, Bunu yapabilirler,
Bunda bir sıkıntı yok, Kimler dervişanın biatını alabilir, Bunlar alabilirler, Yedi sahih, Bunlar, Biyatlaşma yapabilirler, Şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, Bu fakire, Yedi sahih, Biyatlaşma yapma, Müsaadesi vermişti bana, Ustelah efendi, Oğlum sen, Yedi sahih ders verebilirsin, Dedi, Ha diyeceksin ki, Ben verdim mi, Hayır, Şeyhimin sağlığında da vermedim, Evet, Yedi sahih dersini, İcazetsiz bir sülükü, İkmal etmeyen şey verirse, Derviş neler yaşayabilir, Sıkıntı, Yani gerçekten, Hem icazetsiz bir kimse de, Kimse ise,
Hem de, Manevi olarak, O konuda bir yetkisi, Etkisi yoksa, Bir, Derviş almasın, Ondan icaz et, Şeyh, Yedi sahih dersin, Doğru, Derviş, Seyri sülüküne başladıktan sonra, Esma değişimlerinde, Neye göre hareket edilir, İki şey vardır, Bir, Dervişin gördüğü rüya, İki, Şeyhin gördüğü rüya veya hal, Bu ikisi de birbirini etkiler, Örneğin işte, Bir derviş, Diyelim ki, Seyri sülükte, Dersinin değiştiğine dair, Bir rüya görür, Şeyhe anlatır, Şeyh, Onun üzerinde tereddüdü varsa, Kendisi de ona, Rabıta edebilir, Bu hali var mı yok mu diye,
O rüyayı anlatırken, Dahi rabıta etmesi lazım, Böyle bir şey de, O rüyayı anlatırken, Rabıt etti, Rüyanın rumuzları doğru, Rabıtası doğru, Onun esmasını değiştirir, Bunda bir sıkıntı yok, Ve, Esma değişimi, Öyle söyleyeyim, Böyle yapıyoruz biz, Bir, O kimse kendisi rüyasında görüyor, İki, Yani, Ben görüyorsam, Benim gördüğüm, O görüyorsa, Onun gördüğü, Bazen, Mesela, O rüyasında görür, Ben, Ben çok böyle, Bunu, Hani, Yapmak istemem, Şeyh efendi yapardı, Allah rahmet eylesin, Yani, Onun esmasını değiştirmezdi, Son zamanlarda öyle yapmaya başladı,
Sebep, Esması değişen bir kimse, Yıkılıyor diye, Oğlum, Esmasını değiştiriyoruz, Düşüyorlar, Dedi, Doğru söyledi, Şeyh efendi, Gerçekten esmasını değiştirdiğimiz bir kimse, Bir düşüş yaşıyor, Kendi kendine, Bir benlik geliyor, Bir kibir geliyor, Şu Esma'ya geldim, Diyor, Ben kolay kolay, Şey yapmıyorum, Bekletmiyorum, Doğruysa, Veyahut da, Olması gerekiyorsa, Ha bunu değiştirmediklerim, Ya beni değiştirmedi, Haksızlık yaptı, Değil, Yani, Bu bir, Der, Şeyh yetiştirme, Hani, Öyle derler ya, Her yediğim bir yoğurt yiyişi var,
Bizim de yoğurt yiyişimiz var, Kastımız, İnsanları yetiştirmemek değil, Şeyhin kamil olmaması durumunda, Dervişanı ne gibi tehlikeler bekler, Yani, Bir şey, Kamil değilse, Her tarafından belli olur ki o, Yani işte, Diyorlar ya, Rüyaya ehemmiyet vermiyoruz, Kamil değilsiniz de o yüzden, İşte biz ahale ehemmiyet vermiyoruz, Kamil değilsiniz de o yüzden, Kemalat ehli, Rüyaya da, Hale de, Ehemmiyet verir, O yüzden, Bunlar çok önemli değil, Biz de rüyaya, Ne o?
Ameller rüyaya göre mi? Ezanı namı okuyorsunuz ki o zaman, Ameller rüyaya göre olmayacak da, Nasıl bir laf bu? Ameller rüyaya göre olmayacak da, 46 cüzünden bir cüzdür diyor, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ameller rüyaya göre olmayacak da, İbrahim aleyhisselam, İsmail'i kurban etmeyin, Neden gitti ki? Sözlerinin nereye gittiğinin farkında değil insanlar, Esma vurması, Esma basması nedir?
Bunu söylerler, Ehli tasavvuf kendince, Tarikatlarda vardır bu, İşte bir kimse, Hu esmasını alır, İşte Hu esmasını alınca, Bir karışıklık yaşar, Ona derler ki, Esma vurdu, Veya bir kabız hali olur, İşte bunu esma bastı derler, Olmaz böyle şey, Hamd olsun, Ne esma vurması yaşayan var, Ne esma basması yaşayan var, Tarikatlarda olur, Şeyhlerin dergahlarında olur, Açık ve net, Olmaz elhamdülillah, Biraz şataat yapayım, O kadar da hakkım olsun ya, Şataata, Olmaz, Esma vurması da, Esma basması da, O civci muhabbeti gibi,
Etkin ve yetkin değildir, Onların derviçlerinde, Esma vurması ve esma basması olur, Onlar kendilerince, Çünkü o esmayı verirler, O esmayı verince, Onun üzerindeki, Ağırlığı, Onun üzerindeki manevi tecelliyatları, Süzgeçten geçmiyordur, Cenab-ı Hak ondan elini, Tabir içerisinde, Maneviyat ondan elini, Eteni çekmiştir, Onda esma vurması da olur, Esma basması da olur, Ona esma da vurur, Esma da basar, Hatta o böyle, Tuhaf tuhaf şeyler de, Konuşmaya, Yapmaya başlar, O baştaki üstadla alakalı, Evet, Hiç yaşanmadı, Bu fakir,
Otuz kusur yıldır, Ben, Şeyh Efendi'nin, Zamanından beri, Daha ben yeni derviştim, Şeyh Efendi, Bana o icazeti vermişti, Sözlü olarak, İstediğinin dersini alırsın, İstediğinin dersini verirsin, İstediğine, İstediğin esmayı alır, İstediğini, İstediğin esmadan alırsın, Dedi, Esmasını da alırsın, Bakın, Sufilikte, Makam alınmaz, Esma alınır, Adama, Şeyhsin dersen, Şeyh'tir o, Bunu söylerken, Dikkatli söyle, Filanca, Şeyh'tir dediğinde, O şeyh'tir, Ama, Hü esmasını vermişsin, Adam düşmüş, Eğitiyorsun adamı, Bakıyorsun,
Düşmüş adam, Dersin ki, Sen bundan sonra, Allah esmasını çekeceksin, Hü esmasını değil, Esma alınması budur, Bunu böyle bilmez insanlar, Neden, Bu işin metafiziğini bilmiyorlar, Bu işin maneviyatını bilmiyorlar, Mesela, O rüyasında, Hü esmasını çekmiştir, Ama rüyadurumuz vardır, O anlık, Hü esmasını çıkmıştır, Normalde, Tak, Gene, Allah esmasında kalmıştır, Bunu bilmeyen kimse, Der ki, Ya sen Hü esmasındasın, Çek Hü esmasını, Ona esma da basar, Ona, Esma da şey olur, Vurur onu, Eyvallah, O olur, Ama, O kimse onun ehli ise,
Onun anlık çıkışlar yakaladığını görür, Mesela örnekliyorum şimdi, Şu anda bu dergahta, Hak esmasına çıkanlar var, Şu anda bu dergahta, Hak esması çekenler var, Bunu büyük bir, Mutlulukla söylüyorum, Elhamdülillah, Ne esma vurması var, Ne esma basması var, Öyle yetişmiyor, Yok öyle bir şey, Yetişiyor elhamdülillah, Hem de bir tane, İki tane değil, Bayanlardan da, Erkeklerden de, Hak esmasını çekenler var, Bayanlardan da, Erkeklerden de, Zaman zaman, Kayyum esmasına çıkanlar var, Şimdi diyecekler, Bizde rüya, İşte önemli değil,
Hal önemli değil, Cebrail aleyhisselamla, Görüşen kardeşlerimiz var, Nereye önemli değilmiş, Önemli, Dersini çekerken, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Hazreti Ali Efendimizle beraber, Ders çeken kardeşlerimiz var, Nereye rüya önemli değilmiş, Hal önemli değilmiş, Bunlar tasavvufu bilmiyor, Bunlar sufiliği bilmiyor, Neden? Etkin değiller, Yetkin değiller, Maneviyatları yok, Ellerine bir icazet geçirmişler, İcaz ettiyiz, Allah'a icaz ettiyiz, Bir tane derviş çıkarsınlar öyle, Dersini çekerken, Öyle ders çeken, Hüccetli, Delilli, Manevi hüccetli, Delilli, Öyle esma vuracakmış, Vurur tabi esma da vurur, Tokatlar da esma insanı, Nasıl?
Basmaya, Sen daha bu esma da değilsin der, Basar tokadı, Hiç yaşanmadı daha bugüne kadar, Başka yerlerde yaşandı mı? Yani cevap yaşandı, Ehil olmayanlar esma verirse, Esma da basar, Esma da vurur, Esma tokatlar da onu, Evet, Neden? Esma surete bürünür çünkü, Artık kimin suretine bürünürse, Allah onu muhafaza etsin, O yüzden, Kamil olmayan bir, Üstadtan bir kimse ders alırsa, Manevi olarak yürürken, Yaşacağı sıkıntılardır bunlar, Ama bu hale geldiyse, Onu zaten bir mürşidi kamile yönlendirirler ki, Onu orada bırakmazlar, Esma hüddamı nedir?
Esma çekildiğinde, Esma hüddamlarının, Dervişen'e zarar vermemesi için, Mürşidinin izlediği yol nedir? Bir mürşidi kamilin, Dervişi ise o kimse, Evet, Değişik esmaların, Değişik zamanlarda, Değişik şekilde, Vir çekildiğinde, Onların hüddamları olur, Hüddam gibi görünen, Kafir cinniler de olabilir, Ama bir mürşidi kamilin, Dergahında olmaz bu, Canım kardeşim benim, Mürşidi kamil olmayanların, Dergahlarında olur, Evet, Sıkıntı da yaşarlar mı, El cevap yaşarlar, Ama, Bu benim sözüm, Bir üstada, Bir mürşidi kamile bağlı olup,
Sadece onun, Vermiş olduğu, Virkleri çekenler için, Geçerlidir bu koruma, Derviş kendi kendine, Ben hak esmasına geldim, Rüyamda hak, Hak dedim, Ben kendi kendime, Artık hak çekeyim derse, Ona da, Manevi olarak, Ona ceza gelir, O olur, Manevi cezadır o, Sen durdun yerde, Ne kafandan esma çekildi, Şeyh misin sen, Veyahut da işte, Esma değişikliği, Sadece üstada bağlıdır, Ya da üstadın, Müsaade ettiği kimseye bağlıdır, Şeyh Efendi Hazretleri'nin zamanında, Bu fakirin esma değiştirme, Yetkisi vardı, Öyle söyleyeyim, Şimdi bizim,
Ben dergahda, Bunu hiç kimseye, Vermedim daha henüz, Bu noktada, Herkes esması değişecekse, Üstad'ı değiştirecek, Rüyayı dinleyen kardeşler, Disiplinliler bu konuda bizim, Rüyaları dinliyorlar, Sen bu rüyanı, Çünkü onlar da, Yavaş yavaş, Öğreniyorlar artık, Diyorlar ki, Bu rüyayı, Üstad'a anlatacaksın, Kardeşler de bana anlatıyorlar, Bana yazıyorlar, Ben de varsa, Değiştirilecek olan bir şeyleri, Değiştiriyorum, O yüzden, Onlar, Kendi kendine, O yüzden, Üstüne basa basa, Hep söylüyorum, Arkadaşlar, Kendi kendinize,
Ders değiştirmeyin, Kendi kendinizi, Virt değiştirmeyin, Kendi kendinizi, Oradan, Buradan, Kitaptan, İşte, Tafkim yaprağının arkasından, Bir şeyler buldun, Böyle böyle, Bilmem işte, Sabah namazının vaktinde, 786 sefer, Bismillahirrahmanirrahim, Çekersen, İşte şu olacak, Bunlar yapma, Sufilerin böyle şeyleri olmaz, Sufiler, Dünyevi ve uhrevi, Bir yere varmak için, Bir şeye sahip olmak için, Sufilik yapmazlar, Biz Allah için, Allah'ı zikrederiz, Biz bir yere varmak için, Bir şeyler elde etmek için değil, Yok başımdan bela ve musibet kaksın,
Şunu şöyle çekeyim, Yok işte, Hapisten kurtulayım, Sabah namazının vaktinden önce, 786 tanı, Besmele çekeyim, Sufilerin böyle şeyler olmaz, Böyle şeyler, Yapanların üzerinden, Manevi muhafaza ve koruma, Kalkar onların üzerinden, Bu doğru değil, Bir yere Sufi oldun mu, Oldun, Bir yerden intisap ettin, Ders aldın mı, Aldın, Senin kendi kafandan, Kendi kendine, Virt çekmen, Senin kendi kafandan, Kendi kendine, Esma çekmen yok kardeşim, Bitti, Dıent, Senin esmanı da, Virtin de değiştirecek olan, Üstadın, Efendim ben bunu çekebilir miyim,
Denmez Sufilik de, Sana ne dendiysa, Onu çekersin sen, Ya ben bunu da çeksem, Demek ki, Canım kardeşim, Sizin gönlünüzü incitmek istemiyoruz, Sizi kırmak istemiyoruz, Diyoruz ki, Dersinize devam edin, Dersine devam et, Virtine devam et, Esma'ına devam et, Bitti, Bu kadar basit, Ondan sonra, Ne basma olur, Ne vurma olur, Ne de, Hüddam gelir, Hüddamları da söyleyeyim, Hüddam vardır, Şeydir, Nasıl söyleyeyim, Olumludur, Hüddam vardır, Olumsuzdur, Olumsuz, Hüddamın arkasında, Cinni taifesi vardır, Cinnidir o, Kafir cinnidir,
Hüddam, Böyle, Melek de değildir onlar, İnsan da değildir, Ayrı bir varlık, Formatıdır, Öyle söyleyeyim, Bizim kardeşlerimizin, Hiç hüddamlarla işi olmaz, Hiçbirisinin de, Bu fakirden, Ders alanların, Bugüne kadar, Bir tane ne rüyası, Ne hali vardır böyle, Şeyh efendinin zamanı, Dahil buna, Biraz daha şataat yaparsam, Ben yapacağım, Gideceğim zaten şataat, Dervişlerine zarar vermemesi için, Mürşidin izlediği yol nedir, Bunlar için, Kendi kendilerine, Öğretiler koyarlar, Tarikatlarda, Yani bir tarikat şeyhi, Öbür şeyhe der ki,
İşte, Böyle bir şey olursa, Şu esmayı vereceksin, Şuna vereceksin der, Her şey Allah'ın canım kardeşim, Bizde öyle değil, Bugüne kadar da, Hiçbir şey olmadı, Elhamdülillah, Şak isadır, Veya şerh isadır, Hangi esma da olur, Bunlar, Bu ibarelere, Hiç bakmayız, Biz böyle, Esmaların, Tecelliyatları, İnsanların kitaplarda, Yazdıkları gibi, Olacak diye bir kaide yok, Bizdeki tecelliyatlar, Öyle değil, O yüzden, Bunlar biraz daha, Kitabi metotlar, Uygulayan varsa, Buyursun uygulasın, Nefis mertebelerine göre,
Çekilen esmaların sırası, İle nedir, Kitabi olarak, İşte, Tevhidle başlar, İşte, La ilahe illallah, İşte, Allah, Hu, Hay, Hak, Kayyum, Kahhar, Öyle gider, Bu, Kitabi bilgidir, Herkes de, Kendi nefis meratibini, Buradan çıkarmaya çalışır, Doğru değil, Her, Sufinin üzerinde, Farklı tecelli ediyor, Çünkü, Siz, Bir kimseye, Bunları böyle, Söylüyorum, İlim olsun diye, Bunları böyle, Alıp da, Kendi kendine, Sahte şeylik yapacak olanlara, Hakkı melal değil, Bunun baştan söyleyeyim, Şimdi, Siz bir kimseye, Mesela, Onun nefis meratib olarak,
Esması, Hay esmasındadır, Nefis meratib olarak, Onun kalbi seyri süluku, Hay esmasında değildir, Onun kalbi seyri sülukta, Tehvid yürümesi lazımdır, O tehvid yüzleminde, Hay esması çeker, Bunu normalde, Bilmez ama, Bunu, Şeyhler bilmez bunu, O yüzden, O kimseye dersin ki, Esmasını, Vereceğin zaman, Nefis meratibine göre, O kimseye dersin ki, Sen hay esmasını çekeceksin, İşte günde yüz tane, Günde iki yüz tane, Veya aklına geldikçe, Hay esması çekeceksin, Ama sen tevhide devam edeceksin, Dersin, Örneğin, Bu her dervişte,
Farklı tecelli eder, Her kitap yazan da, Bu mevzularda, Kendi tecrübelerine göre, Kitap yazar, Kendince, Doğru mudur? El cevap doğrudur o, Ama onun kendince doğrudur o, Bugün için geçerli midir? Değildir, Açık net söylüyorum, Bugün için geçerli değildir, Her dervişin yetiştiği alan, Farklı bir yerdir, Farklıdır, Her dervişin vurulduğu yerde farklıdır, Kimisi çok yakışıklıdır, Baba yittir, Parası pulu vardır, Kadınlar onun etrafında dönüyordur, Kimisi bir resmi dairede, Müdürdür, Amirdir, O farklı dönüyordur, Orada işler,
Kimisi işte çok böyle, Parası pulu vardır, Onda farklı vuruyordur nefis, Kimisi fukaranın tekidir, Onda farklı vuruyordur nefis, Yani herkes de farklıdır ki, Tecelliyatı, O yüzden, Esmaların tecelliyatı da, Dervişler de farklı farklı, Tecelli eder, Onu kalkıp da, İşte şu esma, Şuna tekabül eder, Bu esma, Buna tekabül eder, O kitabi bir şey, Ben sufiliğin, Kitaba sığacağına, Kitabi bilgiler de olabileceğine, İnananlardan değilim, Yoksa alır bir kimse, Bir sufi kitabı, Onunla kendini kemalerdir o zaman, O mümkün değil,
Bir şeyhe intisap edecek, Gidecek onun, Dizinin dibine oturacak, Veyahut da hani, Bu şeyh kelimesini, Çok kullanmak istemiyorum, Bir üstadı bulacak, Üstadın dizinin dibine oturacak, Ona teslim olacak, Diyecek ki, Sen ne diyorsan, Onu yapacağım, Öyle yürüyecek iş, Seher-i Sülük'te, Esma-i Seba'nın, Firu Esmaları nelerdir, Bu, Bunu normalde, Yine bir kalıba koymak, Mümkün değil, Yani, Esma-i Seba dedikleri, Yani, Son Esma artık, O kimse son Esma'ya yaklaşıyor, Halife dairesinde, Onun, Esmalı, Firu Esmalarını, Yine bir kitaba koymak,
Mümkün değil ki, Mümkün değil, Bazen, Hani, O noktaya, Yaklaşan kardeşler var, Mesela, Bayanlar'dan da var, Onlara mesela, Farklı, Rabıtalar veriliyor, Örneğin, Esma'nın haricinde, Yani, Onu böyle, Kitabileştirmek, Biraz sıkıntılı, Kalp inkisarını, Mürşidi Kamiller, Bir nazarıyla, Tedavi ederler, Söz hakkında, Neler söyleyebilirsiniz, Doğrudur, O yüzden, Biz kardeşler ederiz, Muhakkak, İşte, Hani, Şeyh Efendi derdi, Kırk günde bir kimse, Üstadını ziyaret edecek, Onu görecek, Üstad onu görecek, Onu görecek derdi, Bunu kabul ediyorum,
Muhakkak, Bir kimse, Bir sıkıntısı varsa, Bir derdi varsa, Bir problemi varsa, Üstadıyla irtibat olacak, Hatta, Bunu yüz yüze, Görüşecek, Evet, Doğru, Hz. Peygamber aleyhisselam, Kızım Fatıma, Babam peygamber, Diye güvenme buyururken, Bazı şeyhlerin dervişlerine, Kabirde, Mizanda, Sıratta, Yardım edeceğini, Söylemeleri, Nasıl değerlendirebilirsiniz, Yani, Değerlendirebilir, Böyle söyleyebilirler, Söylediklerine dair, Böyle söyleyenlerin, Olduğuna dair, İddialar var, Söylüyorlar, Bunlar, Böyle, Çok dile gelecek, Bir şeyler değil,
Bunlar, Cenab-ı Hak, Böyle bir hal, Yaşatabilir mi, El cevap, Yaşatabilir, Ama bunları, Böyle dillendirmek, Ulu orta dillendirmek, Herkesin içinde, Bunları söylemek, Çok hoş şeyler değil, Şeyh postuna, Oturanlar, Hangi şartlar, Dahilinde, Ehl-i Beyt'ten sayılır, Sayılır mı, Ehl-i Beyt'ten, Olanlara, Cahiz olmayanlar, Nelerdir, Şimdi, Her şeyh postuna, Oturanlar için, Teknik olarak, Ehl-i Beyt, Diyebiliriz, Belki de, Ama ben, Doğru kabul edenlerden, Değil, Sayılabilir mi, Teknik olarak, Sayılabilir, Bir kimse, Bir mürşidi,
Kamil, Bir üstadı, Bir şeyhini, Ehl-i Beyt'ten, Sayabilir mi, El cevap sayabilir, Teknik olarak sayabilir, Bunun normalde, Hadiste karşılığı, Var mı, Var, Sahabeler soruyorlar, Ya Resulallah, Ehl-i Beyt'in çoğalınca, Biz onları nasıl tanıyacağız, Kim benim, Kur'an ve Sünnet'ime, Sımsık yapışıyorsa, O Ehl-i Beyt'imdir, Diyor, Öyle olunca, Yani, Bir derviş, Kendi üstadına, Kur'an ve Sünnet'e, Sımsık yapıştığı için, O Ehl-i Beyt'tir, Deme hakkına sahip mi, Evet, Böyle tefekkür edip, Böyle düşünebilir mi, Evet, Bu bir,
Bu işin, Zahir tarafı, İşin, Batın tarafı, Şimdi, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin, Manada, Evladım, Dedikleri vardır, Manada, Evladım, Dediyse, Bir, Zata, O Ehl-i Beyt'tir, Ben, Kendim, Fakir olarak, Öyle söyleyeyim, Ben, Onun, Zahiren, Nebatın'ına, Bakmam artık, Hani, Zahiren, İşte, Yok, Canım kardeşim, Manada, Benim, O evladım, Dedikten sonra, Buna başka bir şey, Lazım değil, Benim nazarımda, Lazım değil, O, Benim nazarımda, Hem zahiren, Hem batınan, Ehl-i Beyt'tir, Benim nazarımda,
Yeter ki, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, O kimse için, O benim evladımdır, Desin, Evladım, Dediği anda, Ehl-i Beyt'tir, Onun, O böyle, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Ona evladım, Dediğinde, Maneviyattaki, Diğer, Peygamberler, Diğer, Şeyhler, Üstatlar, Pir, Efendiler, Ona evladım, Diyemez artık, Ona kardeşimiz, Der, Bu da ayrı, Bir inceliktir, Eğer, Bir derviş, Rüyasında, Mesela, Örnekliyorum, Abdülkadir Geylani Hazretleri, İlk şeyh için, Kardeşimiz, Dediyse,
Ona, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Evladımız, Demiştir, Veya, Hz. Mevlana, Celaleti, Ruma Hazretleri, Bir üstada, Bir şeyhe, Kardeşimiz, Dediyse, Ona, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Evladım, Demiştir, Çünkü, Manada, Böyle, Tecelli eder, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, Evladım, Dediğine, Hiç kimse, Bizim evladımız, Diyemez, Artık, Herkes, Ona, Kardeşimiz, Der, Ve, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Bir zatı, Muhteremi,
Evladım, Dediyse, Manada, Onun, Sağında, Görülür, O, Öyle, Söyleyeyim, O, Böyle, Şeyhlerin, Oturduğu, Böyle, Kürçüler, Vardır, Orada, Oturmaz, O, Onun, Sağında, Oturur, Manada, Ölü, Görülür, Onun, Manadaki, Tecelliyatı, O, Ehli, Beytten, Olanlara, Caiz, Olmayanlar, Nelerdir, Bunun, Hukuku, O, Kimsenin, Kendine, Aittir, Bu, Hale, Gelen, Bir, Kimsenin, Böyle, İşte, Şunu, Yapabilir, Bunu, Yapabilir, Diye, Onun, Hukukunu, Beyan, Etmek, Hiç, Kimsenin, Haddine, Değildir, Çünkü, O, Kalbine, Gelen, Hareket, Ne Yapıp, Yapılmayacağına,
O, Hükmetmez, 34. Soruya, Kadar, Geldik, 35. Soruyu, Soru, Sahibi, Kendisi, Bana, Rica, Etti, Dedi ki, Bu, Soruyu, Cevaplamayın, Lütfen, Dedi, Ben de, O, Yüzden, 35. Soruyu, Hatta, Dedi ki, Silebilir, Misiniz, Ben de, Hiç, Okumadan, Buradan, 35. Soruyu, Sildim, Evet, Çünkü, Benim, Şeyimdir, Şiarımdır, Sorulara, Bakmam, Soruları, Önceden, İncelemem, Ne, Sormuşlar, Diye, Bakmam, Benim, İşim, Değildir, Onu da, Soru, Sahibine, Karşı, Bir, İnceliğimdir, Benim, Ben, Yapmak, İstemiyorum, Öyle, Hatta, Malum, Bütün, Herkes,
Tanır, Şeyi, Bizim, Hakan'ı, Hakan, Örneğin, İşte, Soruları, Hazırlar, Sorular, Hala, Benim, Öyledir, Sorular, Şimdi, En Son, Bu, Korona, Kargaşasından, Sonra, Soruları, Ben, Dedim ki, Şeye, Verin, Bana, Verin, Bilgisayara, Kaydedelim, Öyle, Cevap, Yazalım, Ben, Ben, Yine, Sırası, Sırası, Geleni, Okuyup, Ona, Cevap, Yazıyorum, Ben, Komplesini, Okumuyorum, Bunu, Soru, Sorana, Bir Saygı, Olarak, Görüyorum, Kendimce, Evet, Zannediyorum, Bu, 35 Sorunun, 34 Bitti, Şimdi, Bunu, Soruların, Bitiminde, Şunu, Söylüyorum, Allah Razı Olsun,
Bu Soruları, Hazırlayan Kimseden, Tabi, Soruları, Soran Kimseyle, Tanıştık, Görüştük, Biliyoruz Artık, Kim Olduğunu, Ben, Biliyorum, Yani, Ben, Çok Memnun Oldum, Sorulardan, En Azından, Neyin, Ne Olduğunu, Anlatabilme Fırsatı, Doğdu, Tırnak Boyası, Abdest Bozar mı, Bozmaz mı, Dan, Böyle Birşeylere, Gelmekten, Mutluluk Duyuyorum, Asıl Sorulması Gereken, Sorular Bunlardı, Bu Minvali Olan Sorulardı, Ben, Soru Ayrımı Yapmıyorum, Bütün Kardeşlerinin, Sormuş Oldukları Sorulara, Gücüm Nispetince, Cevap Vermeye, Gayret Ediyorum,
İnşallah, Allah, Bizi, Bu Gayret Üzerinde, Devam Ettersin, Şimdi, Kaldığımız Yerden, İnşallah, Devam Edeceğiz, Tabi, Burada, 23.05'den, Devam Edeceğiz, Burada, En Son Kaldığımız, Burada Kalmışız, Bendeki Kayıt, Bu Çünkü, Selamun Aleyküm, İzniniz Olursa, Bir Sorum Olacaktı, Acaba, Bu Korona, Virüs Salgını, Bazı Bilim Adamların, Öngördüğü, Gibi, Ülkemizde, İkinci Bir Salgın, Sürecini, Oluşturacak Mı, Bizden, Normal Hayatımıza, Ne Zaman Dönebileceğiz, Saygılar, Hürmetler, Valla, Her Gün, Bir Açıklama Yapılıyor, Korona,
Nereye Kadar Doğru, Ne Kadar, Nereye Kadar Doğru Değil, Ne Yapılıyor, Ne Ediliyor, Tam Olarak, Böyle Bu, Bilgiye Sahip Değiliz, Yani, Ben, Bir, TÜİK Araştırmasında Gördüğüm, 2018'de, Ortalama, Türkiye'de 500 bin kişi ölmüş, Yıl içerisinde, Buna Baktığımızda, İşte, Aylık 40 bin kişinin, Öldüğü Görülüyor, Değişik Hastalıklardan, Ondan Bundan, Yani, Ayda Zaten, Örneğin, Şu Anda, 2020'deyiz, Üzerine, İki Yıl Geçmiş, 50 bin Kişi Ölüyordur, Türkiye'de, Ortalama, 50 bin Kişinin, İçerisinden, 50 Kişinin, Nesamesi Olmaz, Her Ölen,
Kıymetlidir, Bu Konuda, Bir Sıkıntım Yok, Ama, Her Ay, Zaten, 50 Bin Kişi, Ölüyor, Ülkede, Normal, Ölüyor, Kanserden, Ölüyor, Diğer Hastalıklardan, Ölüyor, Trafik Kazasından, Ölüyor, İşte, Ne Bileyim, Birbirlerine, Çatışmaktan, Ölüyor, Kadın Cinayeti, Çocuk Cinayeti, Adam Cinayeti, Alacak Borçalık, Alacak Cinayeti, Kanser, Tedavisi, Çok Güç, Ölüyor, Gripten, Ölüyor, İnsanlar, Ölüyor, Yıllardan, Böyle, Ölüyorlar, Ama, Bu Korona, Nedense, Böyle, Bir Telaşlandırdı, Herkesi, Grip, Bulaşıcı, Korona, Zaten, Gribin, İçerisinde,
Ama, İşte, 100 Kişi, Ölünce, Böyle, Ortalık, Ayağa, Kalkıyor, Burada, Bursa'da, Uludağ Üniversitesi'nde, Kanser katı vardı, Komple, Allah Rahmet eylesin, Seyit Taş, Bizim Orada Yatarken, Yani, Seyit Taş'ın, Hanımından, Duyuyordum ben, İşte, İşte, Şu An, İki Kişi Öldü, Üç Kişi Öldü, Her Gittiğimizde, O Gün, İki, Üç Kişi Ölüyordu, Orada, Veyahutta, Bizim, İşte, Profesör Murat Bey, Var, Kanser, Uzmanı, Onun, Yanına, Gittiğimde, Ben, O, Diyordu ki, İşte, Bazen, Gidiyordum, Akşamüstü, Üç, Dört, Falan, Hocam, Nasılsın, İyi misin,
Bugün, İyiyiz, Hocam, Bugün, Ölüm Yok, Diyordu, Hani, İşte, Servisten, Kimse, Ölen Olmadı, Yani, Şimdi, Kanserden, Herkes, Her gün, Patır patır ölüyor, Tedavisi yok, Evet, Kanser, Bulaşıcı, Bir Olmayanlar, Çoğunlukta, Her gün, Siz, Kanserden, Şu Kadar Öldü, Diye, Bir, Yayın, Görüyor Musunuz, Yok, Her gün, EİS Hastalığından, Şu Kadar İnsan Öldü, Diye, Bir Yayın Var mı? Eşcinsellikten Bulaşıyor Ya, Bulaşıcı, EİS Hastalığı, Eşcinsellerden Bulaşıyor, Hiç, Eşcinsel, Eşcinsellikten, Mütevellit, Şu Kadar İnsan Ölüyor, Diye, Bir Yayın, Duyuluyor Mu Her Gün? Yok, Duyulmuyor, Ama Koronayla Alakalı, Her Gün, Bir Yayın Var, İnşallah, Biter, İşte, Şimdi, İkinci Salgın, Diyorlar, İstediklerini, Yerine Getirilmediyse, Bu Salgınla, İstenilen, Şeyler, Olmadıysa, İkinci Değil, Üçüncü Salgın, De Olur, Dördüncü De Olur, Beşinci De Olur, Olur Da Olur, Ne Olacak Ki?
Allah Muhafızı Ölesin, Selamün Aleyküm, Farz Namazlardan Önce, Kaza Kılıyorum, Bu Aralar Aklıma, Senin Kazan Kalmadı, Gibi Şeyler Geliyor, Kazalarımın, Hesabını Da Tutmadım, Bu Şeytandan mı Oluyor Acaba? Namaz Kılmadığın, Yılları, Kendince, Hesapla, Kaç Yıl Namaz Kılmadın? Beş Yıl, Beş Yıl, Kazaya Devam Et, Mademki, Tertip Üzerine, Namaz Kılmadın, Selamün Aleyküm, Efendim, Teknoloji Kullanarak, Bakterilerin, Yılan Zehri, Üretmesi, Sağlanabiliyor, Benzer Şekilde, Bitkilerin, Genetiği, Değiştirilebiliyor, Teknoloji Sayesinde,
Bitkiler, Hayvanlar ve İnsanlar, Kontrol Altına, Alınabiliyor, Sorun, Teknoloji ile, Cini, Tarife, Kontrol Altına, Taife, Kontrol Altına, Alınabilirler mi? Bilmiyorum, Alabilirler, Yapabilirler, İrtibata, Girebilirler, Yapabiliyorlarsa, Uğraşıyorlar, Rusya'da ilk başladı, Bu tip uğraşılar, Cini, Taifesi ile, İrtibata Girme, Ve Cini, Taifesi'ne, Hükmetme, Rusya'dan sonra, Amerika'da da, CIA'nin, Böyle bir çalışmaları oldu, Bildiğim kadarıyla, Şimdi, Mossad, Üzerinde, Çok, Ciddi bir şekilde, Duruyor, Selamun Aleyküm,
Korona'ya yakalanıp, Atlatan kardeşlerle ilgili, Bazı kişilerden, Hiç hoş olmayan şeyler, Duyuyorum, Dersler başladığı zaman, Bu kardeşleri, Kırıp incitecek şeyleri, Tavırlarıyla, Sergilerler diye, Çekiniyorum, Bu hastalığı, Atlatan kardeşlere, Nasıl davranılmalı? Hangi hastalık, Olursa olsun, Hiç kimseye, Hasta muamelesi, Veya, Bunda bir, Hastalık, Zuhureti muamelesi, Olmaması lazım, Bizde hamdolsun, O kadar çok değil, Yani, Benim tespit ettiğim, Ciddi manada, Yani, Üç dört kişide, Falan görüldü, Bütün arkadaşlar,
Tedbirlere uydular, Onlar da zaten, Hani, Tam manada böyle, Hasta oldu diyemeyiz, Ayakta atlattılar, Sayılır, Ama, Meselenin ciddiyetinden dolayı, İşte, Üç beş gün, Hastanede yattılar, Başka, Hani, Yoğun bakıma giren, Veya, Etübe olan, Yani, Solunum cihazına, Bağlanan, Hiç kimse yok, Onları da ben, Hasta hükmünde görmüyorum, Geçenlerde bir, Kardeş geldi, Böyle, Kendi kendine, Hani, Yakın durmamaya gayret ediyor, Sarmaştım ben, Dedim, Ya gel, Sarmaş, Sarmaştım, Olur mu öyle şey, Allah muhafaza eylesin, Selamun aleyküm,
Ben bugün, İkininden sonra, Çok ağladığım, Ağladım, Herhalde, Ramazanın bitişine, Çok üzüldüm, Son, Abdest alıp, Zikir çektim ama, İçime sığmıyordu, İçim bir hoştu, Ama sürekli, Ağlamak geliyordu, İçimden, Ağlamak güzel, Canım kardeşim, Evet, Bu Ramazan, Enteresan bir, Ramazan oldu, Yani, Gerçekten, Böyle, Ya da, Ben, Öyle hissettim, Böyle bir, Manevi, Bir derinliği olan, Bir Ramazan oldu, Cenab-ı Hak, Han'da olsun, Ve, Cenab-ı Hakk'a, Ben de, Bir tarafım, Çok sevindi, Hani, Ramazanı, Böyle, Sağlıkla, Afiyetle, Geçirdik,
Orucumuzda tuttuk, Bir tarafım, Gerçekten, Ramazanın bittiğine, Özür diler, Bu bayram, Namazıyla alakalı, Sorular var, Onları geçiyorum, Selamun aleyküm, Üstad, Özgün bir şiir, Nasıl yazılmalı, Bu konuda bilgi verebilir misiniz, Şiirle alakalı, Çok bir bilgim yok, Benim için, Yani, Şiir, O kimsenin, Kalbine geleni, Okuması, Yani, Oturup, Tasarlayarak, Bir şey yazmak, Benim haricim değil, Bilmiyorum onu, Bir de, Şiir kitabı, Yazıp, Karamacı gütmek, Doğru bir davranış mıdır, Olabilir, Ama benim işim değil, Yani, Duyguyu satmak gibi geliyor bana,
Allah muhafaza eylesin, O yüzden, Ben, Duygumu böyle, Kar amacı, Duygumun, Kar amacı gütülerekten, Heder olmasını istemem, Üstad, Genetik, Ailevi, Rahatsızlığım, Sağlıklı, Dengeli, Beslenmeyi, Ve düzenli uykuyu, Gerektiriyor, Ayrıca, Spor yapmayı da seviyorum, Az ve öz beslenme konusunu, Vitamin değeri yüksek, Otlar ve doğal ürünlerle deniyorum, Fakat, Başarı sağlayamadım, Beslenme konusunda, Bir sistem oturtamıyorum, Bu durumda az yemek ve az uyku düzeni nasıl sağlamalı, Dervişlik ile bu ustaların nasıl dengeye koyulmalıdır,
Biz kardeşlerimize, Orijinal, Otantik, Gıdalar, Paketlenmemiş, Kimyasallara maruz kalmamış, Gıdalar tavsiye ediyoruz, Unlar dahil buna, Allah razı olsun, Ben, Un ihtiyacını, Yunak'tan, Mehmet Ali, Allah razı olsun, Oradan, Tedarik ediyor, Gönderiyor, Öyle söyleyeyim, Yani un dahil, Her şey otantik, Natürel olmalı, Ben, Çok uzun senelerdir, 2002'den beri, Paketlenmiş, Hiçbir gıda yememeye gayret ediyorum, O yüzden, Genetiği bozulmamış, Paketlenmemiş, Gıdalara, Yönlendiriyorum, Bütün kardeşlerimizi, İnşallah, Siz de öyle yaparsınız,
Babam, Dergahımıza, Hakaretvari sözler söylüyordu, Aynı zamanda, Annem çok fazla üzüyor, Ben de, Babamla konuşmuyorum, Etrafımdakiler, Sürekli beni uyarıyor, Ama ben ne zaman, Ona yumuşak davranmaya başlasam, Yine aynı şeyler yapıyor, Bana ne yapmamızı önerirsiniz, Ne olursa olsun, Babanız da, Böyle bir duruma düşmenizi istemem, O yüzden, Babanız da ilgi ve alakayı kesmeyin, Aileniz de ilgi ve alakayı kesmeyin, Velev ki o dergahı eleştirse de, Siz onlarla ilgi ve alakayı kesmeyin, Bu doğru bir şey değil, Hele insanlar,
Babalarıyla, Anneleriyle, Ne olursa olsun, Hiç ilgi ve alakalarını kesmemeleri lazım, O yüzden, Baba babadır, Anne annedir, Anne ve babası, Onun nefsinin hoşuna gitmeyen şeyler olsa da, Onlarla ilgi ve alakayı, İlgi ve alakayı kesmemesi lazım, Arkadaşlar, Rüya okumayacağımı söylemiştim, Okumuyorum, Selamun Aleyküm, Dergaha fazla gelemememe rağmen, Rüyalarımda sizi görmemi nasıl yorumlamalıymış, Neden Allah razı olsun, Allah mübarek eylesin, Ne yapalım, Sen de öyle yetişiyorsun demek, Bir de Hz. Adem ve Hz. Havva'dan geldiğimize göre,
Neden her türlü insan hırkı vardır, Bunu çok merak ediyorum, Allah razı olsun, Normalde Hz. Adem ile Havva annemiz, Çekirdek gibi, Ondan her türlü her şey çıkmış, Öyle görün, Arkadaşlar, Rüya yazmayın, Yani sırf buradan rüya okumak zorunda kalacağız, Çünkü sorulara cevap vermeye çalışıyoruz, İftarda ezan sesini duyunca, Dua edip bir lokma aldım, Ezan sesinin alt katı komşunun, Televizyondan geldiğini fark ettim, Lokmayı çıkardım, Ancak yutkunmadan, Bir dakikadan az fazla durdum, Ve camiden okunan ezan duyunca, Yutkundum,
Orucumu ve etikafımı kaza etmem gerekli, Gerekmez, Yutmamışsın çünkü, Selamun Aleyküm, Şeyhim bir sohbette demiştiniz ki, Bebek her ağladığında, Önüne konulan oyuncağı, Düşün, Bunun gibi, Sen onu Allah, Sen onu Celle Celaluhu, Allah'a istersin, O Celle Celaluhu, Tabiri caizse oyuncaklarına gönderir, Sen onu istersin, O sana Şeyh, Peygamberler, Peygamber Efendimiz'i gönderir, Ben bu zamana kadar, Ondan hep başkalarını istemişim, Şeyhim, Onu üzdüm, Ve kırdım, Hep başkalarını andım, Onun yerine, Şimdi sadece Allah'ı isteyeceğim,
Nasıl istemeli ve düşünmeliyiz, Bir kimsenin sadece Allah'ı istemesi doğru olur mu, Bu konuda aydınlatır mısınız, Allah razı olsun, Hani ben bu kıssayı anlatırım, Bir kimse gelmiş, Şeyh Efendi'ye, Demiş ki, Efendim, Ben mahallede demiş, Bir kız var, Onu istiyorum, Gir yavrum çilehaneye demiş, Girmiş derviş çilehaneye, Demiş efendim, Ben ne isması çekeceğim, Oğlum kızın adı ne demiş, Ayşe efendim demiş, Zikrin, Ya Ayşe demiş, Derviş başlamış, Ya Ayşe, Sabah namazı vaktinde, Kapıyı birisi tıklatıyor, Birisi tıklatmış kapıyı,
Aşmış bir bakmış, Ayşe kapıda, Tak şeyhide gelmiş, Evladım, Ayşe'yi istedin, Ayşe geldi demiş, Allah'ı isteseydin, Allah demiş, Gelecekti, Tecelli edecekti, Efendim, Ben Allah'ı istiyorum demiş, Kapat oğlum demiş, Çilehanenin kapısını kapatmış, Efendim, Ne diyeceğim demiş, Ya Allah oğlum demiş, Ya Allah diyelim, İnşallah, Türkiye'nin Darül Harp olduğunu, Derslerinizde dinliyoruz, Bu konuyu Risale-i Nur okuyan arkadaşlar ile konuştuğumuzda, Daha önceden İslam beldesi olan yerlerin Darül Harp olamayacağına söylendi,
Buradaki çelişkileri nasıl cevaplandıralım, İmam-ı Şafi'nin fetvasıdır, Daha önce Darül İslam olan yer, İmam-ı Şafi'ye göre bir daha Darül Harp olmaz, Ama İmam-ı Şafi'ye devam eder, Ama der, Orada İslam hukuku uygulanmaz ise, Son Müslüman şehit oluncaya kadar, İslam hukukunu icra etmek için, Cihad etmeleri, Müslümanlara farz olur der, Tehlikeli bir durum var, Ortalıkta, Selamun Aleyküm, Göz perdesi kalkarsa, İnsan neleri görebilir, Gözlerimizde her şeyi görebiliyor muyuz, Yoksa gördüğümüzü mü sanıyoruz, Hayırlı akşamlar,
Bunun çok farklı tecelliyatları ve versiyonları var, Göz perdesinin kalkması, Bir zahiri olarak bir kimsenin, Gözlerinde bir rahatsızlık gibi algılanabilir, Manevi ise o zaman o kalp gözü, Kalp gözü işin içerisine girince, İlmi ledin işin içerisine giriyor, Onun farklı farklı tecelliyatları olur, Varlık nedir? Birinci soru, İkincisi varlık alemi, Allah'ın bir sıfatının perdesinde mi vardır, Üç, Ruhta bir varlık mıdır? Hepsi de varlıktır, Çok böyle, Taatvari bir söz söylenecek, Hani, Şibli'nin o sözü çok hoşuma gitti, Dün akşam, Paylaşmıştım, Ne güzel söylemişti mi Şibli, Ne demiş Şibli, Şibli'den okuyacağız şimdi, Şibli'ye göre tasavvuf şirktir, Çünkü tasavvuf kalbi, Allah'tan başkasından korumaktır, Halbuki Allah'tan başka hiçbir şey yoktur, Ona göre hakikat budur, Ve bunu herkes bilmelidir, Böyle deyince şimdi, O zaman,
Sorunun üçünün de cevabı olmuş oldu, Bakın, Böyle, Bu Şibli'den cevap verince, Varlık da, Varlık alemi de, Ruh da, Hepsi de cevabını almış oldu, Deminki soruya istinaden, Ben sizinle bir fiili iki saate yakın, Sizinle telefonla, Ya da bir fiili yüz yüze konuşan, Soru soran birisiyim, Ulaşamayanlara duyurulur, İki saat deme, Sen iki saatten fazla konuştun, Ne iki saati, İstanbul'da sohbetten çıktıktan sonra, Bir açıyordun telefonu, Bursa'da soluklanıyorduk, Saymadım tahmini diye cevap yazmış,
Evet, Ben de saymadım ama, Ben yoldan biliyorum, İstanbul'da sohbetten çıkınca, Bir telefonu bir açıyordun, Ben, Hem bir de karayoluyla gelirken bir de, Yani gemiyle değil, Dağ köprü de yoktu, Yani Yalova'dan sonra artık, Ben kapatıyordum telefonu, Hatta, Dürdane rampasına geldiğimizde kapatıyordum, Selamun Aleyküm Üstadım, Her hafta soru sormadan duramıyorum, Hakkınızı helal edin, Ben küçüklüğümden beri, Bir duvardaki bozuk bir sıvada olsun, Karışık bir çarşafda olsun, Bir fayas, Bir tahta parçası, Bazen içtiğim kahvede ama,
Sadece görüyorum, Allah muhafaza hiçbir şeyi yormuyorum, Farklı farklı cisimlerde, Değişik figürler görüyorum, İnsan hayvan ve bunun gibi, Ve yıkı kızım var, Onlar da benim gibiler, Bunun bir açıklaması var mı, Bu aileden gelen bir şeydir, Senin ailende de, Böyle, Hali açık olan, Böyle görenler vardır, Bu devam eder, Bu normal, Yani bunlar canlı olarak değil, Hareketsiz suret olarak, Bunda bir sıkıntı yok, Efendim, İstanbul sohbetlerinde de, Size çok soru sormuştum var, Hamdolsun, Ama Bursa'ya çok istedim, Ama nasip olmadı,
Allah kavuştursun inşallah, Rabbim zahiri olarak da, İsmimi, Sikrederekten tanışmayı nasip etsin, Amin inşallah, Kul hakkı namazı var mı, Whatsapp gruplarında, Böyle şeyler dolanıyor, Hiç okumadım, Hiçbir hadis kitabında, Kul hakkı namazı olarak, Hiçbir fıkıh kitabında, Böyle bir namaz, Okumadım, Hakkınızı helal edin, O yüzden, Buna cevap veremeyeceğim, Kütahya'ya selamlar, Selamun Aleyküm, Devletimizin, İslam'a uygun olmayacak şekilde, Koyduğu geçici veya, Kalıcı hükümlerle de, Ya da bizi dinimizi, Yaşama hüviyetinden alık koysa bile,
Bu hükümlere uymak durumda mıyız? Evet, Bir Müslüman darl, Harp hukukuyla yönetildiğinde, Devleti olan tabiyete, Hangi seviyede olmalı? Hadis-i Şerif var ya, Siz diyor, İstediğiniz gibi olmaz, Ama onların verdiklerine, Razı olun diyor, O yüzden mücadelemiz, Devam edecek inşallah, Ama anarşi yok, Bayramla alakalı, Onlar eski soru, Onları geçiyorum, Hakkınızı helal edin, Ağustos ayında, Kemer altında, Ödemişçi bir kuyumcuda, Ödemişçi bir kuyumcuda, Eski altınlarımı verip, Yeni bilezik almıştım, Sonradan anladım ki, Kuyumcu benim altınlarımı,
Eksik hesaplamış, Bilerek, Beni aldatmış, İzmir'e bir daha gitme, Fırsatım olmadı, Hesap soramıyorum, Kuyumcudan, Parasında değilim, Ama hakkımı da helal etmek, İstemiyorum, Hakkımı helal etmesem, Sorun olur mu, Yoksa sadakam olsun, Deyip, Boş vermek mi gerekir, Sizin kararınız, Ama gidin ona söyleyin, Deyin ki, Böyle böyle böyle, Siz de böyle yaptınız, O yüzden size, Hakkımı helal etmiyorum, Deyin, Belki de adam çıkarıp, Verecek size, Bilmiyoruz, Selamun Aleyküm hocam, Yardım edin, Ben bundan 10 yıl önce, Rüyamda 3 sefer şeyhimi gördüm,
En son 3. rüyamda, Yüzünü de gördüm, 10 yıldır ağrı çekmedik, Madden, Manen yerim kalmadı, Ama yerini bir türlü bulamadım, Bunun için ne yapmalıyım, Ben çok dardayım, Benim şeyhim nerede, Vallahi çekmedim kalmadı, Onu gördükten sonra, Bir cevap lütfen, Nerede kendisi yoksa, Öylesi bir şey mi, Öylesi bir şeye, 10 yıldır, Niye hiç unutmuyorum, Benim mesajımı oku hocam, Önemli olan benim sorum, 10 yıl oldu, Yardım edin, Benim şarjım bitmek üzere, Buradan bilginiz var, Sen nasıl bulacağım, Bana yazın, İstihare yapın, İstişare yapın,
Allah'a yalvarın, Biraz tasadduk edin, Biraz tasadduk ederekten, İnşallah, Cenab-ı Hak sizi, Şeyhinizle buluştursun, Rüyamda ne zaman, Çiğ et görsem, Maalesef ki, Cenaze haber alıyorum, İlim olarak bu şekilde mi, Yoksa benim bu şekilde, Kodlamamdan mı kaynaklı, Çiğ et görünce, Yakınımdan birinin, Vefat etmesinden korkuyorum, Çiğ etinin işareti, O değildir, Çiğ et gıybettir, Allah muhafaza eylesin, Efendim, Hadis-i şerifte, Hiçbir şey yokken, Allah amadaydı, Noktasını öğrendikten sonra, Sanki manevi olarak, Geriye doğru bir yolculuk,
Yapmam gerekiyormuş gibi, Bir algı oluşmuştu, Ben de varlıktan, Ruhlar alemine, Oradan kaleme, Lef-i muhafaza ve benzeri gibi, Yaratılışta geriye doğru, Gitmem gerekiyormuş gibi, Böylece amaya ulaşabilecek gibi, Hissediyordum, Ama diğer tarafta, Mecburi istikamet, Kabir, Hesap, Kitap, Cennet, Cehennem gibi, Kademeler de var, Allah'ı bilme noktasında, Belli bir zaman çizgisinde, Geliyormuş gibi duran, Bu olaylar, Bir yanıl zamanı mıdır? Evet, Aralarında farklı bir zaman sıralaması, Ve algısı olabilir mi? Bilme yolu olarak, Tam olarak nerededir? Bütün bunların içinde mi, Yoksa üzerinde midir? Hiçbir şey yok iken, Allah, Amadaysa, Şimdi nerededir? Bütün her şey, Amada olarak, Tefekkür et, Efendim, Selamun Aleyküm, Tekrar ben, Her başlangıcı olan, Bir şeyim, Bir de sonu var dediniz, Başlangıcı bilmeden, Sonunu bilmek istemiyorum, Başlangıç nedir?
Sona ne zaman yaklaşırız? Son nedir? Başlangıcı olanlar, O yüzden başlangıcı ararlar, Başlangıcı olmayanlar da, Başlangıç yoktur, Hiç başlangıç aramazlar, Başlangıç aramadıkları için, Son da aramazlar, Sende başlangıcı ve sonu arama, Başlangıç ve son düşünme, Westworld diye bir dizi var, Dizide birebir insana benzeyen, Etten ve kemikten olan, Lakin beyin yerine işlemcisi olan, Yapay zeka robotları yer alıyor, Bu robotlar gerçek insanların, Yazdığı hayatı yaşıyorlar, Bundan yola çıkarak, Bizlerin de, Başka varlıkların yazdığı senaryoları,
Oynamadığımız nasıl kanıtlarız? Veya kanıtlarsınız, Dünyanda, Bunu düşünen milyonlarca insan var, Hatta grupların toplantıları oluyor, Hatta tarikatları var, Buna deli gibi inanıyorlar, Bununla alakalı devamlı teoriler üretiyorlar, Diziler ve filmler yapılmaya devam ediyor, Bizim aklımız karışıyor, Bunlar normalde kaderiyeciler gibi bunlar işte, Veya cebriyeciler gibi, Kabul edeceğimiz şeyler değil, Selamünaleyküm,
Korona bitmeden, Cemaatten bay ve bayanlara sohbetler başlayacakmış, Eğer birimizden başkasına virüs bulaşırsa, Kul hakkı diyorsunuz, Ben de katılmak istiyorum, Fakat eğer bir kişiye bulaşırsa, Bunun üzerinde vebali olmayacak mı? Vebali olur, O yüzden katılmayabilirsin, Selamünaleyküm, Konşumuzun genç kızı, Aile baskısından intihar etti, Ve şu an yoğun bakımda, Biz de şifa olsun diye, Yasin-i Şerif'e ve Tevhid'e niyet ettik, Kendimizce hedef sayı belirlememizde sakınca var mıdır?
Siz de dua buyurur musunuz? Allah'a yardımcısı olsun inşallah, Cenab-ı Hakk'a ilişkif versin, İntihar etmesi hoş bir şey değil, Ben bu tip şeylere çok katılan bir kimse değilim, O yüzden, Hani işte, Şifa olsun diye, İşte şu kadar Yasin-i Şerif okumak, Benim, Bildiğim şeyler değil, Efendim, bir de Abdullah Efendi, Bir sohbetinde, Dini kitaplarda yazan, Şu esma-i şu sayıda çekin, İfadelerine uymayın, Başınıza bir şeyhiniz yoksa, Sizi farklı manevi hallere götürebilir, Diyordu, Annem bir şeyhe tabi değil, Evde kendi kendine,
70 bin tevhid atma yapmasında, Bir sakınca var mı? Yok, Bayram namazıyla alakalı sorular var, Dedim zaten, Evde kılabilirsiniz diye, Selamun aleyküm, Bir kadın eşinin cebinden, Haberi olmadan, Para alıp saklayabilir mi? Doğru değil, Hayırlı geceler, 8 yaşında, İkiz kızlarım namaza başladı, Ben sesli bir şekilde, Namaz kılıyorum, Onlar yanımda tekrar ediyor, Ben tekrar kılıyorum namazı, Tekrar kılmasam, Kabul olur mu? Olur, Tekrar kılmana gerek yok, Selamun aleyküm, Ben yeni dersim, İçinde sizi gördüğümüz, Rüyaların hepsinin, Tevliğe ihtiyacı var mıdır?
Olan da olur, Olmayan da olabilir, Öyleyse, Buraya yazmamı istememiştiniz, Nasıl bir yol istemeliyiz, Bir de sohbetinizde yanlış anlamadıysam, İnsanın da evvelinin olmadığından, Hayatının farklı şekillerde, Evveliyatları bulunduğundan bahsetmiştiniz, Bu bağlamda reenkarnasyon hakkında ne buyurursunuz? Biz reenkarnasyonla alakalı bir şey söylemedik, Ama ruhlar alemiyle, Ruhlar alemi o kimsenin evveli değil mi? Örneğin, Size telefonumu, Bu kardeşe de, O yüzden, Rüyalarını anlatabilirsiniz, Bütün kardeşlere söylüyorum bunu, Bütün herkes birbirine de bunu yaysın, Yeniler, eskiler, Hiç önemli değil, Herkes, Bir yüklesin, Bip'ten rüyalarını yazsın, Kendilerini de tanıtsınlar, Bilhassa kayıtlı olmuyor, Büyük bir çoğunluğu, Onları kayıt edeyim, Kendilerini tanısınlar, Öyle, Bibi yükleyip,
Oradan inşallah, Bütün kardeşler oradan görüşsünler, Allah'ı görmek mümkün müdür? Sıfatsal tecelliyat olarak mümkündür, Yanımızda silah taşımak, Ya da çakı sorun olur mu? Olur, Taşımayın, İnşallah, Arkadaşlar, Bugün, Buraya kadar demek istiyorum, Burada kesmek istiyorum, Böyle bir tecelliyat oldu, İçimde, O yüzden, Daha fazla, Daha fazla, Böyle, Ne o, Bu akşam, Gitmeyecek demek ki, O yüzden inşallah,
Önümüzdeki cumartesi günde, Şeye başlayacağım, Allah izin verirse inşallah, Yayınlarım, Bu yarım kalan, İslam ve siyasetle alakalı, Cumartesileri, O sohbete başlamayı hedefliyorum, Düşünüyorum, İnşallah, Sonra da, Sohbet bitiminde, Yine, Kalan soruları, İçlerinde, Soruları da, Biraz ayıklayacağım, Yani, Normalde, Bayramla alakalı, Çünkü, Bakıyorum, Hep, Bayramla alakalı, Arife ile alakalı, Soruları var, Onları da böyle, Biraz gözden geçireceğim, Ondan sonra, Cumartesiye, O şekilde gideceğim, Ya da, Cumartesi günde,
Hiç ellemeyeceğim, Böyle gittiği yere kadar, Gidecek inşallah, Haklarınızı helal edin, Geceniz hayır olsun, Biz yine, Mutadımızı yapacağız, Üç tehvit okuyacağız, Ondan sonra, Selamlaşıp, Geceyi sonlandıracağız, Allah gecenizi ayır etsin, Cumartesi gün bulaşmak üzere inşallah,
Allah'a emanet olun, Allah razı olsun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.