mustafaozbag.org

ZAKİRLİK VE ÇAVUŞLUK İCAZET TÖRENİ 18.08.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Ağustos 2022 · 51:45

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an-ı Kerim'e sımsıkı yapışanlardan eylesin. Sünnet-i seneyi sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur'an ve sünnet-i seneyi yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin diyen dillerimizi nâr-ı cehennemden azad eylesin. Selamun aleyküm. Malum geçen hafta bir icazet töreni yapmıştık. Bu hafta da icazet töreninin devamını inşallah icra edeceğiz.
Söz konusu olan şey, bunu böyle kafadan söyleyeyim, icazet alıp almamak değil. Ama ve lakin ehl-i sufinin kendi içerisinde bir adab olmuş, bir edep olmuş, bir gelenek olmuş. Böylece kimin hizmeti hangi noktadaysa bu anlaşılsın, bu bilinsin diye böyle bir adabı, erkanı, geleneği oturtmuşlar. Biz de bizden öncekinlerin o adabını, o erkanını, o geleneğini devam ettirelim istedik.
Bu dairede kardeşler, arkadaşlar vazife yaparlarken hiç olmazsa vazifelerinin bir yazılı delili olsun istedik. Önemli olan insanın hizmet etmesidir, koşturmasıdır. Ben zakir oldum, ben şeyh oldum, ben çavuş oldum, ben nakip oldum, ben nükabba oldum deyip kenarda oturmak veyahut da buna bağlı çalışıp çalışmamak bizim sufi düşüncemize uygun değildir. Allah rahmet eylesin, şeyhim benim hakkımda ilan ettirince, şeyhliğini ilan edin deyince, biz aldık, kabul ettik, rafa koyduk dedim. O bakmadık bilen, bize şeyh denmiş, denmemiş, verilmiş, verilmemiş. Biz Kur'an sünnet tarihsinde Allah yolunda koşturmaya gayret ettik, devam ettik. Bizim için ölçü oydu. Geçen hafta da söylemiştim, ben derviş olduğumda zakirlik nedir, nakiplik nedir, nükabalık nedir, halifelik nedir, şeyhlik nedir, pirlik nedir bilmezdik.
Hala da bilmiyoruz biz, ben kendi nefsim için söyleyeyim. Bize ne derlerse desinler bizim bu konuda hamdolsun herhangi bir sıkıntımız yok. Biz kardeşler, arkadaşlar ne görüyorlarsa oyuz. Böyle bir iddiamız da yok. Biz şeyhiz, biz şuyuz, buyuz iddiamız da yok. Allah bizi affetsin. Ama günleri kovalarken bazı şeyler lazım oluyor, lüzum ediyor. Çünkü bir bakıyorsunuz, insanlar icazetleriyle konuşmaya çalışıyorlar. Yok onun icazeti var mıydı, yok bunun icazeti var mıydı? Haklılar bir taraftan da. Hatta işte yok icazet verdi mi, yok vermedi mi, yok verebiliyor mu, yok veremiyor mu? Bu tip şeylerle gündeme getiriyorlar. Biz de Allah affetsin tevazumuzdan veyahut da bu tip şeyleri önemli görmediğimizden sessizliğimizi, sükunetimizi muhafaza ediyorduk, koruyorduk.
Ama ve lakin gelin görün ki elinde icazet olmayan, kendisine şehit ettiren bir kısım insanlar kendilerini bir dev aynasında görüp kendi kendilerine bir şeyler söylemeye başlıyorlar. Veyahut da elinde bir icazet var, ilan edilmemiş, şeyhin verip vermediği belli değil, hiç kimse şahit değil. Bunlar ortalığa sanki çok mükemmel bir insanlarmış gibi ortalığa düşüyorlar. Ortalıkta kendilerince bir şeyler söylemeye çalışıyorlar gibi bunlar veyahut da birisi kalkıyor sabah erken bana şeyhlik verildi diyor, Şeyh Efendi Hazretleri'nin yolundan ona münhası olan, ona ait olan bir şeyi kendisine kullanmaya çalışıyor veyahut da ne bileyim böyle istismar edenler, bu konuda kendince ileri geri konuşanlar, kendilerince yolu istismar edenler çoğalmaya başlıyor.
Öyle olunca da biz kendi kendimize, yani bu yarın öbür gün öldüm, çünkü Şeyh Efendi Hazretleri'nden sonra öyle zakirler türedi. Şeyh Efendi vefat etti, Şeyh Efendi vefat ettikten sonra bana rüyamda zakirlik verildi dedi, zakirlik yapmaya başladı. Kimisi dedi ki bana rüyamda çavuşluk verildi, çavuşluk yapmaya başladı. Hiç kimse şunu görmedi, bu mübarek zat kendi sağlığında iki kişinin şeyhliğini ilan ettirdi, sağlığında ilan ettirdi. Bunu hiç kimse görmedi, görmek istemedi ama sevmediklerinden ama nefret ettiklerinden bir şekilde bunu örtbas etmeye çalıştılar. Ama sonrasından birileri işte sabah erken kalkıp ben rüyamda gördüm, bana şeyhlik verdi, ben rüyamda gördüm, bana zakirlik verdi, ben rüyamda gördüm, bana çavuşluk verdi deyip kadınlardan da erkeklerden de böyle türemeler oluştu.
Şimdi ölüm herkese yakın, burnunun ucunda bizim de yakın, öyle olunca hiç olmazsa bizden sonra yok bana verdiydi, yok bana vermediydi, yok benim şuyumu ilan etti, buyumu ilan etti demesin. Görülen rüyalardan, görenlerin rüyalarından, kendi gördüklerimden ama o karşıdaki kardeşlerin gördüklerinden böyle tasnif ettik kendimizce.
Aslında vazife verdiklerim vardı, daha da ilerisini söylemek gerekirse bizim bütün bizden ders alan bütün kardeşler kendi, bu benim kendi söylediğim şey, hepsi de çavuş hükmünde. Bunu ben Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanında eski arkadaşlar, kardeşler hatırlayacaklar, ben bunu camide söylemiştim. Bütün hepiniz de çavuşsunuz, yeter ki Allah yolunda koşturun, çalışın, evlerinizi zikrullaha açın, evlerinizi hizmete açın.
Aha bu gece hepiniz de çavuş ettim de dedim. Cenab-ı Hak, üstadımın üzerinden bir yetki vermiş, ben o yetkiyi kullanırım. Ben, insanlar yeter ki Allah yolunda koştursunlar. Ben yine hep o günden beri söylüyorum, arkadaşlar bizden ders alan kardeşler, hepsi de çavuşlar. Bunda kadını erkeği, bunda hiç tereddüdüm yok. Bu konuda da kalbimde zerrece soru işareti de yok. Yeter ki siz evlerinizi açın, gönüllerinizi açın, etrafınızdaki insanlara Allah'ı, Resulullah'ı bu yolu anlatın. Çavuşluğunuz evde yan yataraktan olmasın. Çavuşluğunuz, zakirliğiniz birisinin çalışmasının üzerine oturmasın. Miras yedi olmayın.
Alnınızın terini yiyin. Alnınızın terini yiyin ne demek? Sen aç evini, davet et insanları, evde zikrullahını yaptır, yap zikrullahını, onlara da yaptır. Bu senin anının ak sütü gibi helal. Çalış yeter ki sen. Bu fakir hiçbir zaman mevcut olmuş, böyle beş tane, on tane derviş var orada. Onun üzerinde çavuşluk, zakirlik yapmış bir kimse değil.
Ticarette de birisinin sermayesi, yani miras malın üzerinde ticaret yapmış da değilim. Benim hayatım mücadelenin üzerine kurulu. Bayındır'da birisinin üzerine zakirlik, çavuşluk yapmadım. Hiç kimse yoktu. Başlangıcım benim. Ben tek başımaydım. İlk ders verdim. Kimse Oktay'dı diyorum. Biz çok Oktay'la iki kişi ders yaptık. Ödemiş'e Şeyh Efendi beni gönderdi. Ödemiş'te de hiçbir kardeş yoktu. Adil Irmak vardı. Adil Irmak'a ders verdim ilk önce. Ondan sonra oraya gitmeye başladım. Orada çoğalmaya başladı. Sonra Şeyh Efendi beni oraya tayin etti.
Oraya göçüyorsun dedi. Ben oraya göçtüm. Orada da arkadaşları çoğaltmaya başladım. Ardından Bursa'ya göçeceksin dedi. Bursa'da da bir tane derviş yoktu. Bir tane derviş yoktu. Ben Bursa'ya geldim. Bursa'da da mücadele etmeye başladım. Hiç kimsenin üzerine konmadım ben. Benim için hiçbir şey hazır değildi. Hiçbir şey. Ticarette de aynı. Benim iş hayatım da aynı. Ben hiç kimsenin sermayesinin üzerine konmadım. Benim cebime ailem de bir para koyup da sen bununla ticaret yap demedi. Tabiri caizse tırmalaya tırmalaya hayatı yaşadık. Ve çavuş odur ki tırmalaya tırmalaya etrafındaki insanlara ışık olur. Zakir odur ki tırmalaya tırmalaya etrafındaki insanlara ışık olur.
Nakip odur ki tırmalaya tırmalaya tırmalaya insanların içerisinde ışık olur. Nakip-i nükabba odur ki gecesini gündüzüne katar. Ne gecesi bellidir ne gündüzü Allah yolunda mücadele eder insanlara faydalı olur. Halife odur ki ne gecesi vardır ne gündüzü Allah yolunda koşuşturmaktan ne kendini görür ne bir başkasını. Üstad odur ki ne gecesi ne gündüzü ne saati ne dakikası bellidir. Ümmet-i Muhammed'e ve etrafındaki insanlara faydalı olmak için gecesini gündüzüne katar. Benim anladığım sufilik bu. Cam fanuslarının arkasında lüks villaların içerisinde değildir o kimse. O kimse Allah yolunda revan olur. Dervişlerin içindedir, insanların içerisindedir. İnsanlara hizmet etmenin, dervişlere hizmet etmenin yolunu arar.
Benim için en büyük makam budur. Burada gözlerinizin içine içine bakıp sohbet edebiliyorsam, ben size hizmet edebiliyorsam en yüksek makamda olan benim. Bugüne kadar ne kenarda oturarak zakirlik ettim ne de kenarda oturarak nügabbalık ettim. Ne de kenarda oturarak şeyhlik ettim. Çünkü şeyhliği de kabul edenlerden değilim. Ben her zaman için derim, ben şeyh değilim. Açık ve net söylerim onu. Ben insanların bildiği bir şeyh değilim. Ben kendimi hala da olgunlaşmamış, kemale ermemiş, dervişlik yolunda yürüyen bir kimse olarak görüyorum. Hat teknik olarak bir üstatta lazım olan bütün her şey var mı? Elhamdülillah var.
Ben hala da kendimi olgunluğunu, kemalini tam olarak bitirememiş, dervişlik yolunda koşan bir kimse olarak görüyorum. Kendimi asla bir şeyh olarak görmüyorum. Zaten bütün dervişana da sözüm var. Bir günden bir güne de size gelip ben şeyh oldum demeyeceğim diye bu konuda büyük sözüm var. Evet bir günden bir güne gelip de ben size ben şeyh oldum demeyeceğim. Bunu söylemeyeceğim hiçbir zaman. Ha diyeceksiniz ki sen bir vazife yapıyorsun. Bana dediler ki bir vazife yap ben yapıyorum. Benim bu konuda bir iddiam yok. Allah muhafaza eylesin. İddialı olanlar çıksınlar meydana iddialarını sürdürsünler. Bizim bu konuda, benim bu konuda bir iddiam yok. Allah beni muhafaza eylesin.
O yüzden kıymetli dostlar önemli olan gayret etmek, çalışmak, koşmak, Kur'an'a, sünnete, vatana, millete, insanlara faydalı olmaktır. Önemli olan distur bu. Yoksa eğer bu disturda değil isek biz, bize bin bir tane şeyhlik icazeti verseler ne bize faydası olur ne etrafımıza faydası olur. Demek ki önemli olan ne? Kur'an sünnet tarihinde faydalı olmak. Ama bu işin bir de teknik hukuku var mı var. Teknik hukuku da bu. Yarın öbür gün ölüm vaki oldu, bir şey oldu. Üzerimde hiç kimsenin hakkı hukuku kalmasın. Ben gördüğüm rüyalardan, dinlediğim rüyalardan sorumluyum. Birisi çok yüksek âli makamlardadır. Ben görmemişimdir. Ben görmediysem beni bağlamıyor. O kimse görmemiştir.
O kimseyi normal, o kimse görmüştür. Bana anlatmamıştır. Yine onun bileceği bir şey. Ben benim dinlediklerimden ve kendi gördüklerimden sorumluyum. Rabbim bizi affetsin. Birisinin hakkını yemek, birisini ötelemek, birisini itmek, birisini geri tutmak, birisinin hakkını yerine getirmemek benim derdim değil. Allah bizi affetsin. Bu konuda da işte arkadaşların, kardeşlerin bu meseleyi problem haline getireceğine de inanmıyorum. O yüzden bizim içimizde zakir denmiş, denmemiş, çavuş denmiş, denmemiş bunun bir anlamı yok. Önemli olan fise billah, Allah yolunda koşmak. Şimdi Murtaza'yı görünce, Murtaza'yı görünce aklıma geldi. Gürsü'nün ilk zakiri Murtaza, ilk çavuşu.
Örneğin şimdi aklıma geldi. Ne bir icazet yazdık, ne bir şey yazdık, ne bir şey gerekli gördük. Yani şimdi aklıma geldi. Yani Gürsü'da ilk dervişlerin oluşmasında en büyük emeği olan Murtaza. Örnek. E ondan sonra bizim Ahşi İsmail örneğin. Örneğin, e şimdi ne makam konuşuldu bugüne kadar, ne mevki konuşuldu. Ne de herhangi bir şey konuşuldu. Konuşulmadı. Hala daha konuşmaz. Murtaza burada kapının önünde bana bir sarıldı mı yetti Murtaza'ya. Tamam bitti. E şimdi o samimiyet söz konusu. Adem'i gördük, Adem aklımıza geldi. Şimdi burada görünce aklımıza geldi. Örneğin. Hatta Cafer'e dedim, Cafer ne yapayım dedim. O da seneye alsın dedim. Örnekliyorum bunları.
Ya normalde içinizde muhakkak icazet verilmesi gerekenler de vardır. Vardır da gerçekten. Bizim de gözümüzden kaçmıştır. Yaş atmışı ki artık. Bizimki de normal değil. E telaş da fazla. Yani Allah affetsin. Çok da önemli gördüğümüz bir mesele değil. Olması mı gerekli? Evet olması gerekli. Bakın olması mı gerekli? Evet olması gerekli. Ama bizim, benim kendi nefsim için çok mu önemli? Değil. Bakın çok mu önemli? Değil. Ama olması mı gerekli? Evet olması gerekli. O yüzden hareket tarzımız buydu. Ben az önce, Ahmet Özbağ haber göndermiş oradan demiş ki, dervişlik icazeti veriyor mu diye. Ondan sonra, ben de dedim burada derviş olan yok. Herkes derviş olmaya çalışıyor.
Kendisi şeyhlik icazeti istiyorsa, ona şeyhlik icazeti verelim demiş. Çöktüm. Çökmüş orada benim cevabımla. Biz hepimizde derviş olamadık daha. Var mı içinizde derviş olan? Derviş oldum diyen varsa, ben ona diyeceğim ki, sen şeyh olmuşsun, elini öpeceğim onun. Yunus'un sözü güzel. Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. Demiş ya, ben bunu kendime ölçe ediyorum. Mustafa Özbağ, ele geleni yiyorsun, dile geleni diyorsun. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın diyorum. Derviş olamadım, güzel bir distor. O yüzden biz derviş olamadık. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Sizlerden de bakıyorum, birisi var mı?
Derviş olan, elini kaldıran var mı? Bu laftan sonra zaten elini kaldırıyorsa, diyeceğiz ki çok büyük cesaretle. Demek ki olamamışız biz. O yüzden hep beraber, biz zakirimizle, nakibimizle, nükabbamızla, her ne makamımız var ise, makamlı makamsız, hepimiz de derviş olmaya gayret edeceğiz, çalışacağız. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Gözümüzden kaçanlar, elimizden kaçanlar, herhangi bir böyle şeyden dolayı. Kastımız yok, Allah biliyor içimizdekini. O yüzden, Fisebillillah buradayız. Varsa gözümüzden kaçan, o kardeşler de, o arkadaşlar da, haklarını bizlere helal etsinler. Böyle çok şey olmadı, helal olsun derken böyle. Yoksa hepinizi teker teker ezmeye çalışırsam, gücüm yetmez artık, eşim atmış.
Çünkü Allah bizi affetsin. Biz yine inşallah, Allah izin verirse törenimizi yapacağız burada şimdi. Arkadaşların icazetlerini teslim edeceğiz. İnşallah bu bir fasıl sonra, dervişlik icazetlerini de yazmaya niyetliyim inşallah. Ondan sonra da, zaman zaman böyle, muharrem aylarında, dervişlik icazetlerini de vermeye başlayacağız. Bir şey bu, no, bir adab, bir erkan, hiç olmazsa bir kimsenin torunlarına, torunlarının çocuklarına, biz bunları dinleyerek büyüdük. İşte benim dedem derviş idi, ahidiyet kesbediyor. Benim babaannem derviş idi, ahidiyet kesbediyor. Yani gelecek olan nesil buradan kendisine ahidiyet kesbediyor. O yüzden ahidiyet kesbetmesi için bu çalışmalarımız.
İnşallah, o böylece bütün kardeşlere de yolda yürüyen, inşallah bu noktada, böyle hiç olmazsa yolda sabit duran kardeşlere de, ama çavuşluk, ama dervişlik icazetleri inşallah vermeye gayret edeceğiz. Her ne, o dervişlik derken, derviş adayı. O icazet, derviş adayı. İnşallah, derviş olacağız hep beraber. Hakkınızı helal edin. Allah'u ekber Allah'u ekber La'ina he'inna Allah'u Allah'u ekber Allah'u ekber La ilahe illallah Allah'u ekber La ilahe illallah Allah'u ekber
La ilahe illallah El hamd İcaz etname Bismillahirrahmanirrahim Hamd yalnız alemlerin Rabbi Allah'a Salat ve selam Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin üzerine onun ailesine ve ashabına ve onun sünnetine uyanlara ve sufilik yolunda gayret edenlerin üzerine olsun. Bu icaz etnamenin verilme sebebi Kur'an ve sünnet dairesinde yeryüzünü ıslah edecek Allah dostları yetişmesine vesile olmaktır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Arz Allah'a nübüvvetin kesilmesinden şikayette bulundu. Allah-u Teala senin sırtına kırk tane sıddık koyacağım. Onlardan biri ölünce yerine bir başkasını bedel kılacağım. Ve bu sebeple onlara bedel dediler. Allah onların ahlaklarını teptil etti. Onlar arzın direkleridir. Onlar sebebiyle arz ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmur yağar, tırmızı. Yine Hakim-ül Tırmızı Ebu Derda'dan kaydettiği bir rivayette şunu ziyade etmiştir. Onlar insanları ne çok namaz kılarak, ne çok oruç tutarak, ne de çok tesbih çekerek geçmiş değillerdir. Fakat onları öne geçiren husus, güzel ahlak, vera ve takvada sıdk, halis niyet, iç temizliği gibi ahlaki düsturlardır.
Bunlara uyanlar Hizbullah'tır. Hizbullah olanlar kurtuluşa erecek olanlardır. Mücadele 22 Sufilik yolunda derviş, çavuş, zakir, nakip, nakib-i nükaba, halife ve şeyhlik icazetleri verilmesi adaptan sayılmış. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de kabilesinin kefili ve emini anlamında onlardan İsrailoğullarından 12 nakip gönderdik şeklinde geçmektedir. Maide 12 Hadislerde de aynı manada Hazreti Peygamber'in naib ve yardımcıları konumundaki kişileri belirtmektedir. Bu minval üzerine Sufi yolunun hizmetkarı bu fakire söz konusu icazetler takdim edilmiştir. Allah'ın bir fakiri ve fukaraların hizmetçisi Mürşidi Kamil Abdullah Baba Nevşehir'i olarak diyorum ki Bursalı Mustafa Özbağ'ı sohbet için vekillerin vekili olarak tayin ettim.
Bu değerli icazeti özellikle ona ve şeyhimizin tarikatına yaptım. Allah sırrını mukaddes etsin ve türbesini nurlandırsın. Ve ona yolumuzun usulüne uygun olarak vekillerin işlerini yerine getirmesi, kişileri ataması, dervişlere verilen sözleri yerine getirmesi ve vekillere olan engeli çözmesi için genel izin verdim. Dervişleri Mustafa Özbağ'a Bursavi'ye havale ettim. Şüphesiz o vekillerin vekili oldu. Yolumuza özel olan bağ gelince, İsra gecesi Cebrail Aleyhisselam, Muttalib'in oğlu olan, Abdullah'ın oğlu olan Nebimiz Muhammed'in Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesselam'e verdi. O beyaz bir bağdır. O sahabeden 17 kişiyi vekil olarak seçmiştir. Şüphesiz benim şeyhim Hacı Mustafa Çorumi, Allah-u Teala onu peygamberimizin katında, selatu selam, onun ve pak ashabının hepsinin üzerine olsun, onu kutlu ve mübarek kılsın.
O da beni vekil olarak tayin etti. Ve şüphesiz ben Nevşehirli, Mürşidi Kamil, Abdullah Gürbüz, Bursalı Mustafa Özbağ'a, Kadiri'ye ve Rufai'ye ve Nakşibendi'ye ve Dusiki'ye ve Bedevi'ye ve Şazeli'ye ve Mevlevi'ye ve Bektaşi'ye ve Bayramiye hırkasını giydirdim. Beni giydiren şeyh Çorumlu Hacı Mustafa gibi, Kaddesallahu Teala'sı ruhu, onu da şeyhimiz Çorumlu Ali Haydar Baba giydirdi. Onu da şeyhimiz Çorumlu Ebu Bekir Sıddık giydirdi. Onu da Mısır'ın Tanta şehrinde oturan şerefli nesebi Hazreti Ali'nin Keremallahu Veç'e, oğlu Şehit İmam Hazreti Hüseyin'e, Allah ondan razı olsun, dayanan şeyhimiz Seyit Muhammed Abdurrahim giydirdi. Bundan sonra Nakşibendi dervişlerinin hizmetkarı Kamil, Arif, Allah yolunda Allah için kardeşimiz olan Şeyh Seyit Hasan oğlu Mustafa kardeşimize, onları Allah yüce zatının tecelliyatına, onun sıfatlarını, nurlarını müşahede için terbiye ve irşada bana icazet verip, beni halifesi yapan Seyit Arif Kami Şeyh Mesut gibi,
ben de Seyit Arif Kami Şeyh Mesut oğlu, Şeyh Hafız Musa Kazım Hoca Milizade, Allah sırrını mukaddes ve adiz kılsın, cehri zikirde, kalbi zikirde, altı letaif üzerine ben de ona telkin ettim ve icazet verdim. Ona da Şeyh Musa Kazım icazet vermişti. Ona da Hasan Hilmi Baba, ona da Sıtkı Baba, ona da Seyit Hacı Muhammed Milli Baba, ona da Seyit Abdurrahman Seri Baba, ona da Şeyh Seyit Hüseyin Baba, ona da Şeyhi Veli Hafız Muhammed Hasara, ona da Şeyh Halil Birgivi, ona da Seyit Muhammed Hüseyin'i, ona da Şeyhi Masum Faruk'i,
ona da Şeyh Ahmet Faruk'i, ona da Şeyhi Mevlana Muhammed Baki Billah, ona da Şeyhi Hoca İmkenegi, ona da Şeyhi Muhammed Veli Derviş, ona da Şeyhi Muhammed Zahid, ona da Şeyhi Ubeydullah Ahrar, ona da Şeyhi Mevlana Yakup Kerhi, ona da Şeyhi Alaaddin Attar, ona da Şeyhi Hace Nakşibendi Muhammed Bahattin, ona da Şeyhi Emir Sin'in, ona da Şeyhi Baba Semmâsi, ona da Şeyhi Ali Yür Ramitani, ona da Şeyhi Hoca Mahmud El İncir Fahnevi, ona da Şeyhi Hoca Arif Rivegeri, ona da Şeyhi Abdülhalik Güçdevani, ona da Şeyhi Ebu Yakup Hoca Yusuf,
ona da Şeyhi Ebu Ali Faramidi, ona da Şeyhi Ebu'l Hasan Harkani, ona da Şeyhi Beyazırt-ı Bistami, ona da Şeyhi Hazret-i İmam Muhammed Mehdi, ona da Hazret-i İmam Hasan Askeri, ona da Hazret-i İmam Ali Taki, ona da Hazret-i İmam Muhammed Taki, ona da Hazret-i İmam Ali Rıza, ona da Hazret-i İmam Musa Kasım, ona da İmam Caferi Sadık, ona da Kasım bin Muhammed Sıddık Ekber, ona da Selman-ı Farisi, ona da Hakikatlerin Menbaı, İnceliklerin Kaynağı, Zahiri ve Batıni Tarikatların Şeyhi Ebu Bekir Sıddık, Allah ondan ve Resulullah'ın tüm ashabından razı olsun,
ona da Hazret-i İmam Muhammed Bakır, ona da Hazret-i İmam Ali Zeynel Abidin, ona da Kerbela Şehitlerinin ve Evliyaların İmamı, Hazret-i İmam Hüseyin, ona da Resulullah'ın göz bebeği, Hazret-i İmam Hasan-ül Müşteba, ona da Kahhar'ın kılıcı, Allah'ın aslanı, İlim Şehrinin Kıbrısı, Hazret-i İmam Ali Murtaza, ona da Peygamberlerin İmamı, Asfiyaların Tacı, Yaratılmışların En Faziletlisi, Ebu Kasım Muhammed Mustafa, Allah'ın selat ve selamı onun üzerine olsun, Amin.
Ve diğerlerine ve tüm ashabının üzerine olsun, Nakşibendi saadatlarına nispet edilen, Hatme-i Hacegan okumanda da sana icazet verdim. Allah, bizi kendisini daha iyi tanımamız için, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in önderliğinde, varisler gönderdi. Ben de Allah Resulü'nün, sallallahu aleyhi ve sellemin yolunda, hizmet eden mübarek kardeşimiz, Şeyh Mustafa Özbağ'a, El Kadiriye Tarikatı'nın, El Kabbaşiye Hilafeti'nin, Müritlerinin, Allah'tan başka ilah yoktur, terbiyesinde, onlara hidayet nuru ile, Allah'ın Resulü'nün yolunu öğretmek,
için icazet verdim. Allah Resulü'nden, Allah'ın selatı ve selamı üzerine olsun, itibaren devam eden bu silsile, Şeyh'imin vasiyet üzerindedir. Efendim, Şeyh Muhammed'in babasından, Efendim, Şeyh İbrahim'in babasından, Efendim, Şeyh Mustafa'nın babasından, Efendim, Şeyh İbrahim El Kabbaşi, Efendim, Şeyh Taha El Abyad El Battani, Efendim, Şeyh Ahmet El Mekkeşefi, Efendim, Şeyh Abdülbaki El Nil, Efendim, Şeyh Abdülvit El Acuz, Efendim, Şeyh Muhammed Mısılmi, Efendim, Şeyh Defi Allah Ebu İdris, Efendim, Şeyh Abdullah El Arki,
Efendim, Şeyh Habib Allah El Acemi, Efendim, Şeyh Taceddin El Beheri, Evliyalar Sultanı, Efendim, Şeyh Abdülkadir Geylani, Şeyhi Hakim Ebu Said El Mübarek El Mahzumi, elinden tasarruf yolunun hırkasını giydi. Ve o da Şeyhi Ali El Hakari, ve o da Şeyh Ebi Faraj El Tarsusi, ve o da Şeyh Abdülvahid El Temi'ye, o da Şeyh Ebu Bekir El Şibli, ve o da efendim, her iki tarikatın efendisi, Şeyh El Cüneyd El Bağdadi, ve o da dayısı, Şeyh El Sırrı El Sakati, ve o da Şeyh Maruf El Kerhi, ve o da efendim İmam Ali Rıza, selam üzerine olsun babasından,
efendim İmam Musa El Kazım, selam olsun babasından, efendim İmam Cafer El Sadık, selam olsun babasından, efendim İmam Muhammed El Bakır, selam olsun babasından, efendim İmam El Seced Ali Zeynel Abidin, selam olsun babasından, Allah'ın selat ve selamı, cennet gençlerin efendisi, Resul'ün torunu üzerine olsun, efendim İmamı Ebu Abdullah El Hüseyin'e selam olsun, müminlerin emiri efendimiz, iki cihan efendisi, Ali bin Ebi Talip, Allah yüzünü şahad etsin, Allah ondan razı olsun, ve memnun etsin, ve kainatın efendisi, varlıkların nuru,
efendimiz ve göz bebeğimiz, Hazreti Peygamber Efendimiz, Muhammed Allah'ın selamı ve bereketi, onun ailesinin ve tüm dostlarının üzerine olsun, Kur'an ve sünnet yolunun müntesibi, müminlerin, sufilerin hizmetkarı, Kadiri'ye ve Rufa'yye ve Nakşibendi'ye ve Dursiki'ye, ve Bedevi'ye ve Şazeli'ye, ve Mevlevi'ye ve Bektaşi'ye ve Bayramiye, tarikatlarından icazetli, Bayındırlı Mustafa Özbağ Bursavi olarak, Allah'ın ve Resulünün yolunu insanlara öğretmek için, Erdal oğlu Oktay Başaran'a, zakirlik hırkası giydirdim.
Ve dahi tayin olunan kimseye, elzem olan şartlar şunlardır. Emanetler ve amali tarikat, ve eshabı tarikat, ve ahkamı tarikat, ve erkanı tarikat, ve binayı tarikat, ve vücubiyatı tarikat, ve seyrillah, ve seyrifillah, ve seyrallah, ve seyrimeallah, ve seyrilillah, ve seyranillah, ve seyrbillah. Amali tarikat şunlardır. Estağfirullah, el azim, sümme salavat, sümme tevhid, ve zikrullah'tan sonra, daima kazaya kalmış namazlarını kılar. Bundan sonra, iki rekat teheccüd namazı, altı rekat evvabin namazı, iki rekat işrak, dört rekat duha namazı kılar. Ve dahi günlük aşağıdaki virdi çeker. Yüz defa, subhanallah ve bihamdihi, subhanallah il azim, ve bihamdihi estağfirullah il azim.
Yüz defa, Allahümme salli ala seyyidina, Muhammedin ve ala, al-i seyyidina, Muhammedin ve sahbihi ve sellim. Bin bir defa, la ilahe illallah, tevhid, en az bin bir defa, yetmiş bine kadar çoğaltılabilir. Okunabildiği kadar, Kur'an okulur, dua edilir. Her sabah ve akşam namazından sonra, dünya kelamı konuşmadan, yedi kez, Allahümme icinim inenler, ve yedi defa, has binallahu ve nimel vekil. Her namazdan sonra, normal namaz tesbihatı, otuz üç defa, subhanallah, otuz üç defa, elhamdülillah, otuz üç defa, Allahu ekber, ve bir defa, la ilahe illallah, huvahdehu la şerikele, lehül mülkü ve lehül hamdü, ve huve la külli şeyin kadir. Üç yüz defa, la ilahe illallah, tevhid, en az üç yüz defa, beş bine kadar çoğaltılabilir.
Ve dahi ahkam tarikat altıdır. Marifet, sehavet, yakin, sıdk, tevekkül ve tefekkür. Ve dahi, erkanı tarikat altıdır. İlim, hilm, sabır, rıza, şükür ve ihlas. Ve binayi tarikat, dahi altıdır. Tevbe-i nasuh, teslimiyet, züht, takva, kanaat, takva ve uzlet. Vacibat-ı tarikat, dahi altıdır. İhsan, zikr, terk-i dünya, terk-i heva, havf ve şevk. Ve dahi, seyrillahi nefs, illallah mertebesidir. Seyrillahi nefs, raziye mertebesidir. Seyranillahi nefs, marziye mertebesidir. Ve seyr-i billah nefs, kamiledir. Bunların miftahları, kelime-i tevhid, ismi celal, hu, hay, hak, kayyum ve kahhardır.
Kur'an ve sünnet yolunun müntesibi, müminlerin, sufilerin hizmetkarı, kadiriye, ve rufayye, ve nakşibendiye, ve dusikiye, ve bedeviye, ve şazeliye, ve mevleviye, ve bektaşiye, ve bayramiye, tarikatlarından icazetli. Bayındırlı Mustafa Özbağ, Bursevi olarak, Allah'ın ve Resulün yolunu öğretmek için, Erdal oğlu Oktay Başaran'a, zakirlik icazeti verdim. Zakirlik hırkasını giydirdim. 18 Ağustos 2022, 20 Muharrem 1444, Allah mübarek etsin. El-Hac Bursalı Mustafa Özbağ. Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallah, Allahu Ekber, Velillahil Amd, Allahu Ekber, La İlahe İllallah, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Velillahil Hamd, Allahu Ekber,
Allah, Allahu Ekber, La İlahe İllallah, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Velillahil Hamd, Allahu Ekber, Allah, Allahu Ekber, La İlahe İllallah, Velillahil Hamd, Allahu Ekber, Velillahil Hamd, Allahu Ekber, La İlahe İllallah, Allahu Ekber, Allahu Ekber,
Velillahil Hamd, Allahu Ekber, Allah, Allahu Ekber, La İlahe İllallah, Allah, Allahu Ekber, Allah, Allahu Ekber, Velillahil Hamd, Allah, Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber Allah-u Ekber velillah huvallahu ekber
Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber Allah-u Ekber velillah huvallahu ekber Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber Allah-u Ekber velillah huvallahu ekber Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber
Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber Elâhe illallah huvallahu ekber Lâ ilâhe illallah huvallahu ekber Allah'u Ekber
Allah'u Ekber

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi