Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Ekim 2022 · 1:41:20
Selamün aleyküm. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışanlardan eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, cihad eden, batıl batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e af-ı mağfiret eylesin. Amin. Hak ve hakikati görenlerden eylesin. Amin. Günahları af-ı mağfiret eylesin. Amin. Selamun aleyküm. Çalıştığımız sitenin yangın merdivenleri koridorlarına, bisiklet tarzı eşyaların bırakılması yasak, tespit halinde depoya alıyoruz. Fakat altı ay geçmesine rağmen bazı eşyaları gelip soran yok.
Kime ait belli değil. Bu eşyaları kendi adımıza kullanmamız dinen uygun mudur? Değil. Ya da depoda sahibi çıkana kadar bekletilmeli mi? Onun bu buluntu mallarla alakalı bir altı ay ne olması lazım herhalde? Sahibinin beklenmesi lazım. Altı ay sonra sahibi gelmezse o zaman o meseleye bakmak lazım. Öbür türlü bir olmalı sizin kullanmanız caiz değil.
Esrar ilmi nedir? Ledün ilmi nedir? Ve bu ilimlere nasıl kavuşulur? Haddimi aştıysam affola. Estağfurullah. Siz Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışın. Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma gayreti gösterin. Sufilinizi dübdüzgün yaşayın. Sufilinizi. Ondan sonra merak etmeyin. Eğer o böyle bir ilmi nedir verilecekse size verilir. Bu ilmi nedir şudur. Esrar ilmi budur. Herkes bunlar için bir şey söylemiş. Eyvallah. İlmi ledün Hızır Aleyhisselam'ın ilmidir. Esrar ilmi de Hızır Aleyhisselam'ın ilmidir. Normalde Hızır makamına gelirse bir kimse o zaman ilmi nedünü de görür.
Hızır Aleyhisselam'ın esrar ilmini de görür. Peki. O makama gelmeyen bir kimse anlat anlatacaksın kadar ne anlatabilirsin? Hiçbir şey anlatamazsın. Şurada zikrullahta olan halleri görmekten uzak olan bir kimsenin ilmi ledünü öğrenmeye çalışması veyahut da sabah namazına kalkamayan bir kimsenin ilmi ledünü sorması veyahut da gece tevcih kılmayan bir kimsenin esrar ilminden bahsetmesi günlük on bin tevhid, on beş bin tevhid, yirmi bin tevhid çekmeyen bir kimsenin kalkıp da hani böyle batin manevi bir halden veyahut da işin batini tarafından bahsetmesi kadar
abes bir şey yok. Bu Niyazi Mısır'ın dediği gibi siz karınca gibi küçük küçük yürür, melekleri seyran etmek istersiniz diyor. Yani bizim ne yazık ki halimiz o. Biz melekleri seyran etmek istiyoruz ama ve lakin bununla alakalı bir çabamız yok. Ben böyle sohbetlerde bilhassa dışarıdaki o konferans tipindeki sohbetlerde soru hazır. Hallâc-ı Mansûr, Enel Hak demiş ne buyurursunuz, ne dersiniz? Ben cevabım hazır benim. Enel Hak diyen zat gecede yüz rekat nafile namaz kılardı. Senin Enel Hak'ı anlaman için gecede yüz rekat nafile namaz kılman lazım ki hem böyle bir gün, iki gün, üç gün, beş gün değil. Bunun kendine virt edineceksin. Hayatının sende normalde faz namazlar gibi senin virtin olacak.
Gecede yüz rekat. Varsa gecede on rekat fazladan namaz kılanı ilmi ledini anlatalım biz. Varsa her gece yirmi rekat fazladan namaz kılan bir kimse ilmi ledini anlatalım. Bu sorular güzel, harika ama ve lakin sorularla hayat, yaşantı birbirine uyması lazım. Yoksa hani Hz. Mevlana'nın meslevisinde bahsediyor ya, yani sufi işi, kal işi değildir. Sufilik hal işidir diyor. Ama gün geçtikçe sufilik kal oldu. Yani laf oldu. Hal olunca halde kimse yok. Hal dedim, burada zikrullatı hal görmek değil. Yani beş vakit farz namazı hiç kaçırmamak, sünnetleri terk etmemek, asıl benim hal dediğim o, harama elini, yüzünü, gözünü, dilini sürmemek, konuşmamak haram, gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftira etmemek.
Yani komple insanlar iftiraya koşuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Hacısı, hocası, diyanetçisi, şeyhi, alimi, sufisi iftiraya koşuyor. Allah muhafaza eylesin. Nereden ilmi ledini olacak? Olmaz. Mümkün değil. Rabbi muhafaza eylesin inşallah. Ama evet sohbet sırası gelince anlatılıyor mu? El cevap anlatılıyor. Yok. Yani o işte meslevi sohbetlerine filan sırası gelince anlatılıyor mu? Evet. Şimdi bu arkadaş, bu kardeş, bu artık kim ise en son daha Hızır kısasını anlattığımı dinlememiş. En son meslevi sohbetinde yani bu geçen cumartesi değil bir önceki cumartesi idi öyle değil mi?
Hızır Aleyhisselam'la alakalı sohbet ettik. İlmi ledini anlattık. Ne olduğunu anlattık. Kur'an ayetleriyle. E o zaman bu kardeş geçecek, geriye dönülüp bu tür sohbetleri dinleyecek. Dinleyemediyse de bulacak, dinleyecek inşallah. 14 yaşındaki yeğenin pazartesi günü beyin ameliyatı olacak. Hayır duanızı bekliyoruz. Rabbim şifa versin inşallah.
Nerede hasta varsa, nerede Rabbim nerede olan varsa hepsine de şifa versin inşallah. Evet sorular bitti. Birkaç soru alabilirim canlı. Evet mikrofonu verebilirim. Özellikle söylüyorlar soru böyle canlı şeylerde soruyu duyamıyoruz diye. Sevgi nefrete döner mi? Hiçbir sevgi nefrete dönmez. Nefrete döndüyse o sevmemiştir. Bunu böyle söylerler. Yani sevginin hakikatine ulaşamayan insanlar, kendi heva ve heveslerini, kendi nefsane duygularına sevgi zannederler. Nefsane duygularına cevap alamazlarsa, bu sefer derler ondan nefret etmeye başlarlar. Yazarlar sonra, nereden sevdim o zalim kadını, bana zehretti hayatın tadını diye.
Bir kimse sevdiyse, gerçek manada o kimse de o sevgi nefrete dönmez. Bu sevginin kendi içerisindeki, kendi içerisindeki fıtratına aykırı bir şey. Ya ben seni önceden çok seviyordum. Ha şimdi sevmiyor. Sen önceden de sevmemişsin. Bir insan birisini sevdi mi mesele biter. Çünkü hani var ya, hadis-i şerif zayıf olduğu söylenir, sevenin sevdiğine karşı kör ve sağırdır der.
Yani seven kör ve sağırdır. Bu ne demektir? Bir kimse sevdiyse, sevdiğinden başka bir kimseyi görmez, sevdiğinden başka bir şeyi de duymaz. Öyle bir kimse neden nefret etsin sonra? Bu, bütün bugünkü insanların değil, Adem'den itibaren bütün insanların problemidir. İnsanlar kendi heva ve heveslerini, kendi nefsani duygularını sevgi zanneder.
Sevgi zannedince, ona karşılık bulamayınca ondan nefret eder. Bu ikili ilişkilerde de aynıdır, karı-koca ilişkisinde de aynıdır. Şimdi gençlerde çok ya, birbirlerini seviyorlar ya, sevgili oluyorlar ya, onlarda da çoktur. Aslında çok özür dilerim, eşek duygularını sevgi zannediyorlar. Neden eşek duygularını diyorum? Çünkü şehvet, hayvanlar aleminde eşekle anlatılmış. O yüzden eşek duygusunu bir kimse sevgi zannediyor. Yani şehvani arzularını kendince sevgi zannediyor. Ve şehvani arzusu yerine gelince sükunete eriyor. Ondan sonra ne zaman şehvani arzusu yine galebe çaldı, o zaman aklına geliyor yine. Bu eşek sevgisi. Bu eşekler de böyle seviyor. Seviyorsa bir kimse hiç aklından çıkarmaz.
Seviyorsa bir kimse sevdiğine karşı neden, niçin, öyle mi, böyle mi, hayır kelimesi. Şöyle olması lazım. Bunlar geç. Bunlar sevmek değil. Seviyorsa o kimsenin nedeni, niçini yoktur. İster kadın olsun, ben o yüzden derim. Bir erkeğin bir kadına aşık olması fıtratına aykırıdır. Mümkün değildir derim. Kadınlara da derim ki inanmayın. Erkekler kadınlara aşık olamaz. Aşık olursa fıtratına aykırı bir şey yapmış olur. Bu mümkün değil. Hiçbir erkek bir kadına aşık olamaz. Sever aşık olamaz.
Sevginin o derecesine varamaz. Ama herkes kendince, kendini aşık görüyor mu? Evet. Herkes kendince, kendisini seviyor olarak görüyor mu? Evet. Yani şevhani noktada değil de mesela bir arkadaşın böyle birkaç örnek gördüm. Bir mesela dost, mesela işte Erdoğan abiyi ben dost, arkadaş görüyorum. İşte onu sevdiğimi söylüyorum. Ona işte muhabbet beslediğimi söylüyorum. Ve onun için fedakarlık yapıyorum. Sevdiğimi söylüyorum ayrı, muhabbet ettiğimi söylüyorum ayrı. Sevdiğimi söylüyorum. Sevdiğini söylüyorsun, evet. Onun için de fedakarlık yapıyorum. İşte zamanımdan, evimden, işte işimden her neyse. Yani bir fedakarlık yapıyorum.
Sonra örnek maksatı söylüyorum. Dönüyorsun sonra zehir zıkkım ediyorsun. Evet. Erdoğan abinin beni istismar ettiğini düşünüyorum mesela. Evet. Diyorum ki ya benim burada, ya bunu böyle örnek olarak gördüğüm için. O öyle düşünüyor. Diyor ki ya benim ona olan saf sevgimi istismar etti. Evet. Ben ona fedakarca işte böyle yaptım, şöyle yaptım. Bu sefer adam işte onunla beş sene, on sene vakitle geçirmiş olsa hani Musa Aroğlu'nun şarkısı gibi hani bir içe gitti ömrüm diyor yani onun gibi bir şey adam bu sefer hani şey yapıyor. Ve hiç şey yapmak istemiyor bu sefer. Oradan hiç geri dönemiyor. Yani bunu... O sevmemiş o yüzden. Bunu bin yıl geçse bin yıl sonra da aynı şeyi söylerim.
Beş bin yıl geçse beş bin yıl sonra da aynı şeyi söylerim. Bunun gibi bende çok örnek var. O kadar çok örnek var ki bende. O kadar çok tecrübe var ki. O kadar çok elimde vaka var ki. O yüzden o gerçekten seviyorsa, gerçekten seviyorsa ona bir şey yaptığı dahi görünmez onun gözüne. Beni istismar etti dahi diyemez o.
O dahi görünmez gözüne. Bu benim anladığım yalnız. Herkesin anladığı bir sevgi vardır. Herkesin kendince bir hani sevgiyi öğrendiği bir kanal bir mesele vardır. Eyvallah. O kadardır. Onun sevmesi de o kadardır. O normalde sevmesi o kadarsa mesela onun muhabbeti de o kadardır. Onun beğenmesi de o kadardır. Yani normalde o böyle, bunu benim dediğim sevgi insanlardan kolay kolay herkesten beklemek mümkün değil. İtopya diyebilirsin beninkine. Bak beninkini İtopya diyebilirsin. İtopik bir şey olabilir benimkisi. Belki de ben o İtopikliğe takılıp kaldığımdan dolayı diyorum ki yani kolay değildir sevmek. Herkesin harcı değildir. Yani o İtopik noktada takılırım ben. Yani o bir kimse sevdiyse sevdiğine bak tekrar bunu söylüyorum.
Şimdi ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana itaat edin. Şimdi Allah kendisini sevenleri bir yere sevk ediyor. Senin ben peygambere uymam, ben peygamberi dinlemem ama böyle de denir mi deme lüksün yok. Eğer Allah'ı seviyorsan Hz. Muhammed Mustafa'ya itaat et, sev onu normalde yolundan yürü, ayak yüzünü takip et, nefesini takip et.
Amasız, nedensiz, niçinsiz, kimliksiz, kişiliksiz, akılsız, fikirsiz. O zaman Allah'ı seviyorsun ve öyle zaten peygambere tabi olursan az önceki soru ilmi ledünü de bulursun. Peygambere öyle tabi olursan Allah'ı sevdiğin için o zaman esrarı da bulursun. Esrar dediğin şey senin ayak tırnağının ucunda, ayak tırnağının ucunda ter damlası dahi olmaz.
Eğer öyle sevebiliyorsan, öyle yürüyebiliyorsan. O zaman şimdi bağlamış ya oraya. Şimdi bir kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretine neden, niçin, nasıl diye sorabilir mi? Hani ben bazen diyorum ya, sen çıktın peygamberin huzuruna, sallallahu aleyhi ve sellemin huzuruna. Dedi ki, x kimse sen şunu şöyle yapacaksın diyecek veyahut da sen böylesin diyecek. Sen de ona diyeceksin ki, ben buna layık değilim ki diyebilir mi insan ona? Bir mürid mürşidini çok seviyor, çok seviyor. Mürşid ona bir şey diyecek, o da onun üzerinde tereddüt edecek öyle mi? Mürid mürşidini öyle seviyor ki, eyvallah.
Onun gözünde mürşidden başka hiçbir şey görünmez. Aması nedeni, niçini, nasılı yoktur onun. Gel gelir, git gider, otur oturur, yat yatar, sat satar, at at alak. Nereden bulacağız öyle seveni? Veyahut da işte mürid diyecek ki mürşidine. Ama ben senin için de şöyle yaptım. Yapma ya. Ben senin için de böyle yaptım, ben senin için de derslere geldim. Ne alakası var? Diyebilir mi seven mi kimse? Diyemez. Seven sevdiği için ne yaparsa yapsın, gözüne hiç görünmez. Neden örnek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya mabud.
Onun hakkıyla kulluk edemedim ya mabud. Dediği yerde onun ümmeti kendince ama sevdiği bir kimse için, ama Allah için, ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne için? Bir şey yapmış olsa onu ortaya koyar mı? Ben senin için şunu yaptım diye. Şimdi senin sözünden hareket ediyorum. Yani ben ona şöyle yaptıydım. Eee ne var? Yaptığın ne varsa ödeyelim kardeşim sana. Ben seni o zamanlar çok seviyordum. Şimdi sevmiyorsan o zaman da sevmemişsin. Şimdi sevmiyorsan o zaman da sevmemişsin. Bak tekrar söylüyorum, altını çizerek söylüyorum bunu. Benimkisi itobiktir.
Eyvallah. Benimkisi böyle akla uymuyor, uymuyor. Akla uymuyor benimkisi. Evet uymuyor. Ya ben zaten bunu akılla dizayn etmiyorum. Bu akla uymaz. Evet doğru. Mantığa uymaz. Evet doğru. Kimse için zordur, zordur. Evet. Ama ya sevgi bu kadar da ucuz olmaması lazım. Seviyorum demek de bu kadar ucuz olmaması lazım. Bu şimdi çok ucuz. Gençlerin arasında ucuz, yaşlıların arasında ucuz, karı kocanın arasında ucuz, anne baba çocuğun arasında ucuz, mürid mürşid ilişkisinde ucuz.
Ucuz. Her yerde ucuz şu anda. Yani bir kız düşünün, seni seviyorum diyen adamın peşinden gidiyor. Nereye gidiyorsun diyorum ben? Hani ne yapacak? Ne yapacaksın? Adam çok seviyor. İyi ne yaptın? Sevgini gösterecek ne yaptın? Hem kadını dövmüş, tokatlamış, hem bir de çok seviyorum diyor. Hocam ben aşığım ona diyor. Nasıl dövdün diyorum ya aşık oldun. Bir kadını nasıl vurdun? Bu diyorum fıtrata aykırır senin zaten aşığım demen diyor. Böyle bakıyor şimdi. Diyorum aşığım dediğin anda buna söyleyecek hiçbir sözün yok. Sen buna tabi olacaksın diyor. Ya diyor, ya ben hiç böyle bir şey duymadım hocam ya sen diyor nereden çıkartın?
E tabi ol diyorum kadına hadi aşıksan. Ucuz. Sufilerin arasında da ucuz. Yani normalde ben itobik dedim yani derviş kardeşlerden bazıları dediler bana hani daha önceki yıllarda dediler efendim yani sizin söylediğiniz itobik dediler. Doğru söylüyorsunuz dedim. Bu onların tespiti itobik olarak demeleri. Ben ondan sonra dedim beninkisi itobik olabilir. Yani bir kişi, iki kişi, yedi, üç, beş kişi, on kişi bu sevgi tarifi itobik gelince ben dedim ki itobik gelebilir size. Siz bunu derseniz ki Mustafa Özboğan bir itobik hali. Böyle bir hani bahsettiniz ya az önce işte seviyor ama dövüyor.
İşte böyle de mesela öbür türlü işte hani sevdiğini söyleyip fedakarlık yapıyor ama sonradan işte bu burada da mı peki önce şunu sorayım. Burada da mı bir beklentiden dolayı mı sonradan isyan ediyor? Menfaat. Burada da mı menfaat var? Bence menfaat. Böyle bir vaka geldiğinde karşınıza ona yani böyle mi söylemek lazım? Sen kardeşim yalan söylüyorsun sevginde. Ben yalan söylüyorsun demiyorum yani senin sevgi ölçün bu. Sen sevgi ölçün bu. Menfaatine işine gelmeyince o senin dediğini yerine getirmeyince sen ondan nefret ediyorsun. Menfaate dayalı. Kendi aklınca seni bir yere götürmeye çalışıyor. Sen kabul etmeyince ama bu öyle olmaz ki ya diyor.
Ben seninle bir konuya istişare ederim. Sen beni seviyorsundur. Ben seninle bir konuyu istişare ederim. İstişare ederken sen her türlü fikrini anlatırsın. Kabul. İstişare ediyorum. İstişare etmiyorum. Diyorum ki Yusuf şunu şöyle yap. Sen diyorsun ki ama bitti Yusuf. Ben seni dinlerim ama hiç fark ettirmem.
Derim ki seviyesi bu. Şuradan tabandan tavana kadar hadi diyelim ki telefonun olduğu yere kadar işte beğenme, muhabbet etme, sevme üstü de aşıklık. İyi. Ben sana bir şey söyledim. Sen beni sevdiğini iddia ettin. Ama işte şu şöyle oldu da bu böyle oldu da şu şu da bu bu da. Ha iyi. Seviyor o kimse, seven kimse. Dedim ki Yusuf oradan kalk buraya kalk otur. Kalkacak oturacak oraya. Boş bir şey değil mi? Yok. Boş diye bir şey yok. Onun mantığı öyle çalışmaz. Veyahut da Yusuf şunu şöyle yap. Veyahut Yusuf bunu böyle yap.
Yusuf orada fikir yürütmeyecek, akıl yürütmeyecek. Orada hiçbir şey çalıştırmayacak. Kamikaze gibi gidecek yapacak onu. Bak bu sevmede, sevmenin de kendi içerisinde dereceleri var. Yani sevgi haline gelmiş, onun da dereceleri var. Ama normalde sevme haline gelince artık o öyle değil. O öyle değil. Ama dedi, peki herkes ikinci bir şansı hak eder mi? Hak ediyordur herkes. Beni ilgilendirmez. Yani siz mesela orada ama dedi, siz ona hep diyorsunuz ya sor. Ben ona bir çizik atarım diye. Eskisi gibi çok keskin değilim artık. Herhalde yaşım 62 ondan oldu. İçimden yazıyorum artık şimdi. Önceden dışıma da aksettirirdim.
Ben Yusuf şunu şöyle yap. Yapmadı. Bir daha Yusuf'a ikinci bir şey söylemezdim. Şimdi herhalde böyle merhametim böyle biraz daha şey oluyor. Ne o? Böyle tecelli ediyor herhalde. Diyorum ki yapmadı. Yusuf'un derecesi bu. Ama ben kolay kolay bir daha yine bir şey demem de. Ama bir şey de belli etmem. Önceden belli ederdim. Ya ustalaştım biraz daha belli etmiyorum artık. Diyorum heder etmezsin kendini diyorum. Oturuyor burada Allah'ı zikrediyor diyorum. Burada zikredenlerin içerisinde duruyor diyorum. Şimdi ben bunu belli edersem diyorum ben iyice perişan olur. İyice diyorum kopar gider. Zikrullah'tan da kopar. Durduğu yerli de kaybeder.
O yüzden diyorum dursun orada. Ha sen bir daha bir şey söylemeyi ver. Bir şey olmaz diyorum. Önceden yok derdim. Bir daha sen benim yanıma gelme. Sen benden uzakta dur. Bir daha bana yemek teklif etme. Ben seni yemeyeceğim. Bundan sonra yemeyeceğim. Bir daha bana bir şey ikram etme. Bundan sonra ben senin bir şeye ikramını istemiyorum. Bunu derdim önceden. Hiç esirgemezdim. Hatta kimisine dedim böyle hani arkadan dolanıp Şeyh Efendi'yi böyle yemeye alıyorlardı. Ben de gideceğim ya onunla beraber. Yani bir kimse şeyhiyle mecbur gidecek sıkıntı yok. Ben hiç bozuntuya vermem.
Ben giderim Şeyh Efendi'yle beraber yiyormuş gibi yaparım. Bir lokma yemem. Hatta bir tanesi böyle takip etti yemiyorum. Şeyh Efendi'ye dedi. Efendim Mustafa Efendi hiçbir şey yemiyor dedi. Şeyh Efendi baktı bana. Bugün de yemeği versin dedi. İçimden dedim ya. Yarabbi sana hamd ediyorum dedi. Bugün de yemeği versin dedi. Sabah kahvaltısı. Ben tabii yemedim. Su da içmedim. Çay da içmedim. Bitti kahvaltı. Mustafa Efendi oğlum hadi sen bak işine dedi. Emredersiniz efendim dedim. Kalktım ben. O beni uğurlamak için geliyor. Dedim ki istersen dedim ben yedi göğü indir aşağı dedim. Ben yemeyeceksem yemem dedim. Yemeyeceğim senin hiçbir şeyini dedim.
Sen dedim git Nevşehir'e. Şeyh Efendi buraya geleceği belli olduğu zaman dedim ben. Bir hafta öyle yaptı çünkü. Şeyh Efendi'nin geleceği belli oldu. Bir hafta önce gitti. Hanımıyla beraber orada kaldı iki üç gün. Orada onu kahvaltıya davet etti. Şeyh Efendi de orada demiş ki gelirim. Mustafa Efendi'ye de söyleyin demiş. Hani tanzim ederken Mustafa Efendi'ye de söyleyin demiş. Bunlar geldi böyle şey ne o sanki savaş kazanmış kahraman gibi. Şeyh Efendi gelecek. Ertesi gün kahvaltıya bize gelecek. Sen de buyur gel bana. Tamam. Şeyh Efendi dediyse sıkıntı yok dedim ben. Şeyh Efendi'yi İstanbul'dan aldım geldim. Münçaktan indi. Söyledim. Dedi filanca söyledi mi kahvaltıyı sana?
Söyledi efendim dedim. İyi ala dedi. Yarın sabah oraya gidelim kahvaltıyı. Emredersiniz efendim dedim. Ben aldım götürdüm sabahleyen kahvaltıyı oraya. Tabii sofrayı hazırlanmış tabii. Normalde oturduk. Ben Şeyh Efendi'nin nakibini gabbasıyım. O nereye gitse ben de gideceğim. Bunun şeyi yok. Ben oturdum. Ben Şeyh Efendi'nin önüne taşıyorum. İşte ben bu böyle toparlıyorum böyle. Ondan sonra onun yiyeceklerini taşıyorum onun yanına. Ondan sonra yiyormuş gibi yapıyorum. O hiç açık. O da takip ediyor beni. Bir işaret etti bana ye dedi. Ben hiç karşılık dahi vermedim. Sonra Şeyh Efendi'ye söyledi. Mustafa Efendi hiçbir şey yemeye efendim dedi. Yedirecek ya o illaki.
O da baktı bana. Ben içimden dedim. Efendim ne olursunuz bana bir şey demeyin. Bir şey yedirttirmeyin bana dedim. Bugün yemeye versin dedi. Bette. Ne su içtim ne çay içtim. Hiçbir şey de yemedim. Kalktım. Şeyh Efendi müsaade edince. Kalktım. Dedim ki yedi göğü indirsen yemeyeceğim yine dedim. Bu yani. Bazen insanlar nerede neyi konuşacaklarını bilmiyorlar. Ama sevdiklerini söylüyorlar. Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Özür dilerim. Ütopya sevgisi olmayan bir derviş, bir çavuş, bir zakir. Vuslata ermisi mümkün müdür acaba? Değil. Harikasın Cafer.
Evet. Böyle Ütopya'sı yoksa bir kimsenin. Hani ben böyle bu konuda hani kendince. Hani ben ona derim. Ben ona hayal derim ya bazen. Ütopya biliyorsunuz hani yabancı bir kelime bildiğim kadarıyla. O hayaldir. Bunu şeyde Hazreti Mevlana da hayal olarak görür. Hayalleri ayırır ya ayrı ayrı. Bazı hayaller vardır. İnsanı helaka götürür der. Bu Ütopya dediğimiz şey o kimsenin o sevgide zirveyi yakalamayı istemesi. Yani sahaba o yüzden sabaha kadar ağlıyor. Diyor ki yani ben onunla beraber olmak istiyorum. Sabah oluyor. Ta Hazreti Peygamberle sallallahu aleyhi ve sellemle karşı karşıya kalıyor. Çünkü sabah gece ağladı. Perperişan yüzü.
Allah Resulü sordu ne oldu sana? Bakın sevmenin o kimsenin üzerindeki tecelliyatı. Perperişan. Yıkmış kendini. Harap etmiş. Allah Resulü sordu sallallahu aleyhi ve sellem. Ne oldu sana? Dedi ki ya Resulallah. Ben dedi cennette ben cennete gireceğimi ümit ediyorum. Ben cennete gireceğim. Hani var ya korkuyla ümit arasında kalma filan. Bak bu sahabe sevgi onu nereye getiriyor? Seviyor ya seviyor olunca onda o cehenneme girerim düşüncesi kalkıyor. Seviyor çünkü. Sevmek böyle müthiş bir iksirdir. Bakın o kendince cehenneme atmış kafasından. Ben diyor ümit ediyorum inanıyorum ben cennete gireceğim. Ama diyor cennette dahi seninle beraber olamamanın korkusunu yaşıyorum.
Cennette beraber olamamanın korkusunu yaşıyorum. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o zaman diyor. Kişi sevdiği iledir, kişi sevdiği iledir, kişi sevdiği iledir. Üç sefer söylüyor. Bakın üç sefer. Kişi sevdiği iledir ilmel yakın. Kişi sevdiği iledir. Aynen yakın. Kişi sevdiği iledir. Hakkel yakın. O zaman üç adım. Hem ilmel yakın onunla beraber olacaksın. Hem aynel yakın onunla beraber olacaksın. Hem hakkel yakın onunla beraber olacaksın. O zaman sevgide üç adım oldu. İlmel yakın sevgi, aynel yakın sevgi, hakkel yakın sevgi. Sevgide de üç merhale oldu. İlmel yakın sevgi. O kimse ilimle seviyor onu. Biliyor diyor ki bunun sevilmesi lazım.
Bu ilmel yakın. Aynel yakın sevgi. Bir üst seviye o görecek. Beraber olacak. Hani ben diyorum ya şeyhini bir gece görmediysen eğer sen o geceyi geceden sayma. Uyan bir dahi uyu. De ki ben bu gece görmedim sevdiğimi. Otur tövbe et ben neden görmedim de. Aynel yakın sen yolda yürürken görmüyorsan otur ağla aynel yakın neden görmedim ben de. Sen zekrullah'ta görmediysen otur ağla aynel yakın ben neden görmedim de. Hakkel yakın artık o ayrılık gayrılık kalmadı. O üstadın da fena olma bu. O gözü açık kapalı görüyor artık. O hakkel yakın o sevgi de artık üçüncü merhaleye geldi. O artık bir adım sonrası aşıklık. Bakın o bir adım sonrası aşıklık.
Bunu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine atfedelim. İlmel yakın o peygamber Allah'ın peygamberi Allah'ın kulu. Biz onu Allah için severiz. Bu ne? Bütün biz bu manada sünneti senini gücümüz yetince uyarız. Aynel yakın. Biz onu görürüz. Hakkel yakın. Allah'a atfedelim. Hakkel yakini. Ne dedi ihsan hadisi kıssisinde? Sen onu görmesen de dedi. Birinci merhale ne? Allah'ı görüyormuşçasına. Görüyormuşçasına. Bakın bu ne oldu? Hakkel yakin oldu. Bir çete altı. Sen onu görmesen de her daim o seni görüyor. Bu bilinçle eşyaman dedi.
Şimdi bir kimsenin üstadına olan sevgisi ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın olur mu? Evet. Bir kimsenin peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine olan sevgisi ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın olur mu? Evet. Bir kimsenin Allah'a olan sevgisi ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın olur mu? Evet. Ne dedi Allah'a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. O zaman bir kimsenin üstadına olan sevgisi öyle boş bir sevgi değil. Ayetle sabit. Siz salihlerle beraber olun. Ayetle sabit. Bizi salihlerle beraber eyle. Fatiha'da. Ayetle sabit. O zaman normalde üstadına olan sevgisi de ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın derecelerinde olacak. Bunu daha da hani böyle anlaşılır hale getirmek için bir kimse üstadına ilmel yakın şeriatan sever.
Hakkıdır. Aynel yakın tarikaten sever. Hakkıdır. Hakkel yakın, hakikat noktasında sever. Hakkıdır. Her dervişin hakkıdır. Bakın, her dervişin hakkıdır. Dedim ya az önce herkesin sevgi ölçüsü aynı değildir. Hakkıdır. O ilmel yakın seven dervişi kalkıp da sen neden hakkel yakın seviyorsun diyemezsin. Kabı o kadardır. Nefesi o kadardır. Bilgisi o kadardır. Kalbi o kadardır. İstidadı o kadardır. Genişletemiyordur. Ona bir şey diyemezsin. O ilmel yakın seviyor mu seviyor. Hani sahabeden bir kimse içki içiyordu. Boyuna had cezası yiyordu. Hem de Allah Resul kendi eliyle vuruyordu. Başka bir sahabe, sakın böyle sahabe içki içiyormuş, arada biz de bir kaydıralım demeyin de.
Onlar ayrı bir kategoride, ayrı bir perdede. Başka bir sahabe, hani lan sen gene mi içtin? Filan böyle eksik ona baktı, yüzünü ekşitti, Allah Resul döndü. Dedi sakın ha, o Allah ve Resulünü sever dedi. Şimdi ilmel yakın, sevebilir bir derviş de böyle. İlmel yakın, ben şeyhimden memnunum, Allah razı olsun bize dinimizi öğretiyor. Tamam bitti bu kadar, hakkı mıdır? Hakkıdır. Ona sen neden aynel yakın noktasında sevmiyorsun diyemezsin. Ama onun da kalkıp da hakkel yakın halini istemesi saflıktır. Ya millet rüya anlatıyor, söylüyor, ben göremiyorum ama. E sen ilmel yakınsın, o yüzden göremiyorsun. Sen perdeyi yırtmıyorsun, yırtmak için de uğraşmıyorsun.
Bu konuda gayretin de yok senin. E sen ilmel yakın noktada duruyorsun. Yani bu tip böyle şeyhi intisap edenler, şeyhi öldü, dervişli de ölür onların. Onlar dervişini şeyhle beraber gömerler. Yeni bir şeyh arar, aramaz. Aman ya şeyhim iyiydi benim, başka bir şeyh aramayacağım ben der. O da onun hakkıdır, bir şey diyemem. Bu ilmel yakındır. Aynel yakın, o kimse görecek, hissedecek, biraz daha dinleyecek, biraz daha tetiz davranacak, biraz daha ince davranacak. Ya görmedim diyecek, bundan rahatsız olacak, biraz daha tırmalacak. Ama ondan da hakkel yakini bekleyemezsin. Diyemezsin ki sen neden hakkel yakın sevmiyorsun. Benim bir dediğimi iyi ki diyorsun veyahut da şöyle davranıyorsun, böyle davranıyorsun.
Diyemezsin. Hele bizim yolumuzda hiç diyemezsin. Gönüllülük esası. Adam ister bir adım gider, ister on adım gider, ister yüz adım gider. Hadis-i Kutsi'yle de sabit. Bir adım gelene on adım gelirim, on adım gelene yüz adım gelirim, yüz adım gelene koşarım. Ha kimi derviş vardır, bir adım gidiyordur. Kimi derviş vardır, on adım gidiyordur. Kimi derviş vardır, yüz adım gidiyordur. Hepsi derviş midir? Evet. Hepsi de sufi midir? Evet. Hepsi de seviyor mudur? Evet. Ama benim anlattığım sevgi itobik, evet. Bence Hacı Cafer'in dediği gibi insanların böyle bir itobik yanı olmalı. Bu sadece sufilikte değil ama her alanda itobik yanı olmalı. Yani o kimse böyle bir hedef koymalı, bir hayal koymalı.
Bu şöyle olmalı demeli, bu böyle olmalı, bunu böyle yapmalıyız demeli. O hedefi koyarsa o belki de bir itobik, itopyadır mesela. İşte bir kimse ticaret yapıyor, ben yıllık bir milyon dolara çıkartacağım ticaretimi. İtobik, evet dönüp baksan, bu adam bir milyon dolara ne zaman çıkacak ticareten diye düşünebilirsin ama itobik, adamın o itopyası olmalı. Veyahut da o kimse itobik, ben öyle bir hanım alacağım kendime, çocukları kalem gibi yetiştirecek, itobik. Veyahut da ben öyle bir bey ile evleneceğim, itobik. Benim her şeyimle ilgilenecek, şöyle olacak, böyle olacak bir sürü vasıfları var, itobik. Veyahut da ben böyle bir dergahta şöyle bir derviş olacağım, itobik. Ve onun içinde koşmak, hani diyorum hayali kurdun, peşinden koş.
Hayali kurdun, peşinden koşmuyorsun. Boş hayal, seni aldatır. Peşinden koşuyorsan doludur. Peşinden koşmuyorsan boş hayal, Allah muhafaza eylesin. O yüzden her dervişin de bir itopyası olmalı. Ve itobik bir sevgisi de olmalı. Olmazsa vustat da. Olmazsa evet, yok. Öyle bir beklenti içine hayal kurmanın da bir anlamı. Bir anlamı yok. O zaman hani şey oluyor, boş hayal oluyor, kuru hayal oluyor. Peki bu itobik, mesela sizin üzerinizden anlatırsam, rahmetli Şeyh Efendi oldu, vefat etti. İtopik sevgi bitmedi ama. Mesela adamın biri çıktı, zatın biri, ileri geri konuştu. O itobik sevgi mi onu size, sizi o yöne itti, ona karşı gerçekleri söyleyip müdafaa etmek?
İtopik sevgi midir yani? E o sevgi bitmiyor zaten ki. O zaman vustat da bitmiyor. E bitmiyor. Yani dedim ya, öbür bir mürid vardır. Şeyhini gömer, sevgisini de gömer oraya. Dervişliğini de gömer oraya. Ama o mürid vardır, şeyhini her şeyinden fazla sevmiştir. Onun için şeyhi ölmemiştir. Ütopik sevgi hala devam ediyor. Devam eder. O zaman vustat da devam ediyor. Vustat da devam ediyor. Ki vefat ettiğini bildiğiniz halde bir beklenti mesela, dünyada varlık olarak maddi manevi bir beklenti yok mesela. Hiçbir şey yok. Makam, mevki hiçbir şey yok. Ama ütopik sevgi var. Var. İşte o devam, o sevgi var ise devam ediyor. Gömülmüyor o. Ya normalde mesela bir kimse, Şeyh Efendi'nin hakkında, ben hep sohbetlerde derim ya, arkadaşlar ben konuşabilirim.
Ben söyleyebilirim. Ben Şeyh Efendi bunu böyle yaptıydı. Bu ders niteliğindedir. Ben söyleyebilirim. Ama hiç kimse söyleyemez bunu. Sebep, ona bir şey söylerse karşısında beni bulur. Ben ona söyletmem. Sen kimsin söyleyecek? Nesin ki sen ona laf söyleyeceksin? Sen kim oluyorsun? Evet şimdi, mevzu derinleşiyor. Şimdi bir kimse, bir mürşid-i kamile, ütopik bir şekilde eğer sever, bağlanırsa, onunla olan bağ bitmez. Bakın, onunla olan bağ bitmez.
Ve onunla olan bağ bitmeyince, o da bir mürşid-i kamil ise, o da bakın bir mürşid-i kamil ise ve senin bağın bitmez. Bağın bitmeyince de, o bahsettiğimiz ilm-i ledündür, esrardır, gözünün önüne gelir her şey. Onunla da alakalı gelir. Başka bir şeyle de gelir. Hani Bediüzzaman Savid-i Nur Hazretleri diyor ya, o kimse üstadına duyduğu muhabbet, silsile-i meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidi kesilmez diyor. Şimdi onunla alakalı birisi aleyhine bir şey söylediği zaman, o kimsenin çok affedersiniz ama, böyle neyi varsa neyi yoksa söylenilecek olan edep dairesinde senin gözünün önüne gelir. Neden? İtopik sevgi devam ediyor. Ben burada bağırınca, para aldın, istedin milletten, sen nasıl mürşid-i kamilsin, nasıl istersin böyle bir parayı?
Hem bir de Bursalılardan da istedin, Bursalılardan da beş kişiyi istedin. Bunlar ardı ardına geliyor. Yani ben şimdi bunu böyle konuşmak istemem. Geylan Hazretleri aldı, getirdi, büktü boynunu, vurdu kılıcı kafanın şeyine, ensesini alayım mı dedi. Ben dedim ki, müsaade edelim efendim dedim. Tövbe eder, geri döner, özür diler belki de dedim. Açık açık konuşuyorum buna bak şimdi. Peki Mustafa Efendi dedi. Ben bir adım daha ilerisine, merhamet ettin yine dedi. Ben sustum. Ama geliyor ne varsa. Adamın yaptığı dervişlerin üzerindeki yanlışlıklar geliyor. Ben Allah'a hamd ediyorum. Benim bu konuda bir iddiam yok. Patlattım bombayı ben.
Yani bombayı patlattıktan sonra, yani o kimse gerçekten maneviyata, maneviyata olmuş olsaydı, döner şunu derdi. Mustafa Efendi kardeşim, söylediklerimden dolayı ve senin de, senin üzerine de söylediklerimden dolayı, üstadına söylediklerimden dolayı özür diliyordum, dilerim. Allah beni affetsin. Sen de hakkını helal et. Abdullah Efendi'den de özür diliyorum. Bizim helallaşmamıza sebep ol, vesile ol. Bak birazcık maneviyatı varsa. Ben bir de adet veriyorum sana. Bursa'dan diyorum, beş kişiden para aldın diyorum. Telefon açıp söylesene. Beş kişi değildi desene. Lanetleşmeye çağıracağım çünkü.
Sonra istediği kimseye telefon açıyorlar. Diyorlar ki sen mi söyledin? O da diyor ki ben söylemedim. O zaman filanca mı söyledi? Öbürküne telefon açıyorlar. Sonra öbürküne telefon açıyorlar. Sonra öbürküne telefon açıyorlar. Dört kişiye telefon açıyorlar. İşte yüzü orada dinliyorlar sohbetleri de takip ediyorlar. Dört kişiye Bursa'da telefonu açtılar mı açmadılar mı? Bu itabik ile alakalı. Yani sen o şeyhi öylesine seviyorsun ki senin onunla bağın bitmiyor. Ama bu bağ bitmemesi böyle hani yeni bir şeyhe gitmeye muhtedir değil. Bir şeyhi bulmaya muhtedir değil. Manası kapalı, gözü kapalı, kalbi kapalı. Bu onlar için geçerli değil zaten bu benim söylediklerim. Onlar orada kum değişelenecekler onunla.
Onlar geçmiş günlerini yad edecekler. Şöyle zikrullah yapardık. Böyle gelirdik, böyle giderdik. Böyle yerdik, böyle içerdik. Memlekete mürşid mi bitti kardeşim? Veli mi bitti? Köküne kibrit suyu mu döktüler? Ahir zaman geldi de bir daha mürşidi kamil gelmeyecek dediler de bizim mi haberimiz olmadı? Hayırdır. Sen neden bir yere intisap edemedin, bulamadın? Hiçbir rüyanda kimseyi görmedin? Görmedin. Neden görmedin? Sen bir mürşidi kamile bağlıydın. Neden ikincisini görmedin? Demek ki sen de onun ilmel yakin sevdin, gömdün bitti işin. Ütopik sevgisi yoktu. Evet rahmetli şeyh efendinin 5-6 tane daha nakibi nügat bağası vardı. Bir yerden ses çıktığını görmedik. O zaman ütopik sevgi bitti.
Bitti. Rahmetli oldu bitti. Evet. Bir kısmı kendine bekledi bir şey olur mu diye. Yani genel anlamda bu çıkıyor o zaman bize. Burada şu çıkıyor. Normalde bir kimse şeyh efendinin üzerinde kendilerince, kendilerine şeyhlik bekliyor. Halbuki şeyh efendinin sağlığında açıkla demiş bana. Ben açıklayamam efendim demişim. Ondan sonra hakkınızı helal edin efendim. Ben bunu söyleyemem dedim. Ben söyletirim birine dedi. Emret, bir de hayır söyleyeceksin dese, geleceksin söyleyeceksin gene. Çaresi yok. Efendim ben bunu nasıl söyleyeyim? Ben bunu söyleyemem ki dedim. Ben söyletirim birine dedi. Kapattı telefonu. Söyletti mi? Söyletti. Bakın dikkat edin eskilere söylüyorum. Ben buna layık değilim.
Ben o değilim. Ben bunu kabul etmiyorum. Bütün eski arkadaşlar böyle ağzımdan böyle bir kelime çıkmadı benim. Ben dedim ki şeyhimin sağlığında böyle bir şey yapmam. Aldık buraya rafa koyduk dedim. Şeyhimin sağlığında böyle bir şey yapmam ben dedim. Bu ne demek? Ben şeyhim bana bir şey söylemiş. Ben reddetmiyorum. Ama diyorum ki şeyhimin sağlığını bu. Bütün böyle edep dairesinde duran şeyhler bunu yapmışlar. Üstatlar onlara şeyhlik vermiş. Onlar demişler ki şeyh efendinin sağlığını yapmak istemiyorum. Efendim ben size bağlı, intisaplı bir şekilde dergahınızda durmak istiyorum. Bu da bir edep. Bu var mı? Evet var. Ben o var olanı edep dairesinde dedim ki efendim hakkınızı helal edin.
Biz aldık buraya koyduk. Şu anda yapmak istemiyoruz. Vefat ettikten sonra da arkadaşlar bana vasiyeti vardı. Serbest et. Herkes istihar yapsın. Rüyasında gördüğüne gitsin. Ben bunu söyledim. Çıkildim kenara. Bu kadar. Şimdi o itobik sevgisi olanlar. Bakın itobik sevgisi olanlar. Ama Bursa'dan ama dışarıdan. Şeyh efendi onlara dedi ki dergan sahibi Mustafa efendidir gidin ona intisap edin. Bu itobik sevgisi olanlar. Veyahut da rüyasında gören geldi rüyasında gören geldi o itobik o. Onun sevgisi bitmiyor. O bir de şunu diyor. Üstadımız vefat etti ama sonuçta bize dedi ki ilmen yakin bu bize dedi ki ölü şeyhe intisap edilmez bağlanılmaz rabıta edilmez yeni bir şeyhe intisap edeceksiniz. Yaptı.
Yaptı. İtop iyi olmayanlar ne yaptı? Yok o öyleydi de yok bu böyleydi de ben de seyrediyorum. Ben de içimden diyorum ki açık açık konuşayım bunu. Ya siz şeyhefendiyi de sevmediniz zaten. Bu manada bu ölçüde sevmediniz. Şeyh efendi beğendiniz. Şeyh efendi muhabbet beslediniz. Ama şeyhefendiyi sevmediniz. Şeyh efendi sevmiş olsaydınız seven sevdiğini sevdiklerini de sever. O zaman sizin üzerinizden soruyu sorarsam yani orada Nevşer'de icazetlerin yazıldığı zaman da sizin o konuların hiç alakalar etmediği kime Nagib'in Nugabba yazıldığı halife yazıldığı yazılmadığı o ütopik bir sevgi miydi o sonuçta? Karşılıksız ütopik bir sevgi kime yazmış kime yazmamış?
Kime ne veriyorsa versin mübarek olsun bana ne ben şimdi orada halbuki ben bunu şimdi Özür dilerim bizlere örnek olsun diye bu soruyu sordum. Örnek olsun normalde hani sana anlatmış olmam lazım veya yakın daire dekinlere. Bana diyor ki şeyhefendi ben icazetleri hazırlatıyorum. Mustafa efendi sen kendin icazetini diyor yazdır ismini yazdır sen öyle getir. Estağfurullah efendim siz ben boş olarak getireyim ben böyle öyle naif öyle kibar söylüyorum ki yani şeyhefendinin Allah rahmet eylesin. Yani o naifliğe o kibarlığın karşısında hayır deme böyle durumu böyle sert kaçacak ona sert kaçacak. Ben öylesine naif söylüyorum efendim hakkınızı helal edin yani muhakkak sizin emrinize karşı gelmek gibi değil ama ben oraya getireyim boş olarak siz orada dilediğinize yazın efendim.
Şimdi sonunda diyor ki tamam Mustafa efendi yine yaptın yapacağını tamam öyle boş getir hadi. Aradan bir hafta geçiyor yine aynı şeyi söylüyor bana. Bunlar ince detay ince perde. Ben yine diyorum ki efendim geldim de oraya getirdim de öyle ince söylüyorum orada siz dilediğinize yazın. Tamam tam yazılmaya başlanacak tam yazılacak orada hani birinci olan yazılacak şimdi ben döndüm ben bir abdest al tazeleyim efendim dedim şeyhefendi tazele dedi birinciyi yazdırıyor şimdi yaz dedi birinciye.
Ahmet Duran Gümüş Sivasi yazdı şimdi öyle yaz dedi. Onun dedi ben dışarı çıktım dedim ki kendi içimden özgür olsun ister yazsın ister yazmıyor istediğine yazdırsın istemediğine yazdırmasın ne yapıyorsa yapsın ben dışarı çıktım abdest tuvalete girdim abdest aldım eğleniyorum dışarıda hani na gibi nü gabalar bitsin Allah affetsin ben kimleri yazacağını da biliyorum. Ben hiç ben çıktım dışarıda abdest aldım geldim şimdi ben çıkınca yazan arkadaşa demiş Mustafa Efendi'ye de yazalım demiş edeb etti şimdi o demiş ondan sonra dışarı çıktı demiş hemen yaz demiş onun da icaz etin demiş ben içeri girdim o yazan arkadaş bana tebessüm ediyor. Bana dedi ki hemen kağıtların arasından çıkardı ondan sonra onlar üçü dörde geçmişler Hacı Adil yazmışlar ondan sonra Nefşehirli yazmışlar.
Neydi adı Akif Hoca Akif Hoca ben içeri tekrar girdim bana o yazan arkadaş dedi ki abi Bursevi mi dedi bayındır mı yazayım dedi ne yazıyorsun dedim sen hani sen ne yazıyorsun abi senin nakibini kapa icaz etsin fısıldıyor şimdi beni abi nakibini kapa icaz etsin diyor hani bayındır mı yazacağım Bursevi mi yazın ben böyle arkadaşa dedim. Ben böyle arkadaşa dedim dedim abicim ben mi sana yazdırdım bu icaz eti dedim ben kim yazdırdı bunu sana dedim ben. E dedi Şeyh Efendi yazdırdı ona sor bana ne soruyorsun dedi hani icaz eti ben yazdırmadım ki Bursevi mi olacak bayındır mı olacak ben hükmedeyim dedim ona sor. Döndü efendim Mustafa abinin dedi Bursa mı yazayım bayındır mı yazayım oğlum bayındırla alakası yok onun dedi onun toprağı Bursa'da artık Bursevi yaz dedi.
Hemen arkadaş Bursevi yazdı ben içeride ne olduğunu zahiren bilmiyorum neyse öbür günleri de yazdırmış tamam iyi herkes herkes başladı işte ardından nakipler yazılacak. Şeyh Efendi dedi herkes nakiplerini yazdırsın dedi icaz eti verecek olanı ben ne yazdırayım ben dedim ki efendim hakkınızı helal edin siz kimi diyorsanız ben onları nakipl olarak yazacağım dedim. İlk önce dedi ki ondan sonra Cafer'i Adnan'ı Hüseyni Haz dedi birisini daha söyledi onu da yazdım emredersiniz efendim dedim dört tane söyledi tabii dört tane söyledi emredersiniz efendim dedim neyse sonra dedim ki bunları yazarsın dedi akabinden onu yapıştırdı dedi ki neyse dedi Bursa'nınkini dedi Bursa'da tören yapar öyle veririz dedi.
Sustum tamam dergahın şeyhi o yani ben ne diyeyim ben bıraktım ben tabii herkes yazdırıyor boyuna onu da yazalım onu da yazalım onu da yazalım dayanamadım Ahmet Duran abiye nazım geçiyor Allah rahmet eylesin ilk önce o yazdırıyor böyle yanımda Duran abi dedim bunları rüyanda gördün mü dedim ben hayır dedi dedim boyuna yazdırıyorsun hani rüyanda görmediğini yazdırıyorsun. Şeyhinde ise yaz sorumlusu o ama sen rüyanda görmediklerini yazıyorsun öbürküne döndüm dedim Adil kardeş sen dedim bunları rüyanda gördün mü dedim ben Mustafa kardeş çalışıyorlardı gayret ediyorlardı falan iyi siz bilirsiniz. Ben şimdi böyle o esnada ama Allah rahmet eylesin şeyh efendi biraz böyle geriye doğru gitti seyrediyor öyle ortamı bunlar yazdırıyorlar boyuna hani o da olsun o da olsun ben hiç seslemiyorum.
Şeyh efendi bana tekrar dedi ya Mustafa efendi bir sen yazdırmadın ya dedi bana bir sen yazdırmadın herkes her şeyi doldurdu efendim siz nasıl istiyorsanız öyle yazarız dedim siz dedim kimi emrederseniz yazarız efendim dedim kimi emrederseniz. Tören yapacağız Bursa'da dedi tekrar şimdi aslında yani tarikat öğretisinin içerisinde neden tören olur halifenin bulunduğu yerde tören olur. Tören olur. Bir şeyhin dergahında tören olur. Bir şeyhin dergahında tören olur. İki halifenin bulunduğu yerde tören olur. Bunun arkası var. Sonra bir türlü ben bir şey diyemedim Hollanda'ya gitti Hollanda'dan telefon açtı. Selamünaleyküm aleyküm aleyküm selam. Mustafa efendi oğlum dedi arkadaşlar topla o dedi nakip icaziyetlerini yaz altını da imzala dedi ondan sonra arkadaşlara ver pilav yap ondan sonra aşure yap dergah adabını uygula ver icaziyetlerini dedi.
Ben şimdi kendi içimde dedim emredersiniz efendim dedim. Eğer dedim müsaade ederseniz dedim efendim Hollanda dönüşüp dedim siz de bulunduğun öyle yapalım. Durdu. İyi hadi öyle yapalım dedi. Kapattık telefonu. Şimdi birisine tören yap böyle böyle yap dedi kimse aslında halifeye denir. Tarikat adabı açısından. Ama bana halifelik hani diliyle söyledi ama zahiri olarak vermedi bana. Ben şimdi kendi kendime desem ki ya bana diliyle söyledi kim vardı kimse yoktu. Nerede şeyhler toplantısında söyledi. Nerede söyledi bana söyledi. E şeyhler toplantısına insanlar halifelerini götürüyorlardı. O da götürdü ona da sordular Mustafa efendi hani ne oluyor bizim halifemiz olur diyor şeyhlerin arasında. Eee tamam. Eee cemaate bir şey söylemedi ki. Cemaate bir şey söylemedi. İmtihan bu işler. Ben susuyorum. Bir de ben onun için burada değilim.
Kendim kendime diyorum ki. Mustafa Özbağ sen icazet için burada değilsin. Nakiplik nikabbalık bunun için de burada değilsin. Bak işine sen diyorum. Ben işime bakıyorum. Ben devam ediyorum. Eee geldi Hollanda'dan gene bir şey söylemedi. Ben şimdi kalkıp da şeyh efendiye benim edebim buna müsait değil. Efendim icazet verecektiniz. Hani ne yapalım. Yok benim bu şeyh efendiyle olan benim diyaloğumda bu yok.
Ben şeyh efendi bir şeye sessiz kaldı mı ben ikinciye soramam. Şeyh efendiye bir şey olmaz derse ben ikinciye bir daha onu konuşamam. Şeyh efendi bunu böyle yapalım dedi. Efendim siz bunu böyle yapalım dediydiniz diyemem. Yok. O bana bir şey sormadan bir şey konuşamam. O bana bir şey sorarsa ben konuşurum. O bana bir şey sormazsa beş yüz kilometre gideriz. Hiçbir şey sormaz. Hiçbir şey konuşmam ben. Beş yüz kilometre. Altı yüz otuz kilometredir Bursa ile Nevşehir arası. Altı yüz otuz kilometre. Ben eski yolu biliyorum. Yeni yolu bilmiyorum.
Ankara'dan çevre yolundan. Gölbaşından. Ondan sonra Aksaray. Aksaray'dan dönüyoruz. Nevşehir'e. Altı yüz otuz kilometredir. Altı yüz böyle zamanlar olmuştur. Biner arabaya. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Hayırlı yolculuklar Mustafa Efendi. Allah razı olsun efendim. Allah razı olsun efendim. Bitti. Altı yüz otuz kilometre. Hiçbir şey konuşmamıştır. Ben hiçbir şey konuşmam. Telefonu çalar. Çalar. Çalar telefonu.
Zır zır zır zır. Ben telefon nasıl çalıyor bile demem. Alırım telefonumu sessize. Ve onun yanında telefon dahi çalmaz benim. Kolay kolay. Ben bakarım sessizden. Cevaplanacak bir şey varsa. Efendim. Hani o da neyle alakalıdır? Örneğin işte Bursa'ya geliyoruz. Bursa'da Cafer arıyor. Programla alakalı bir şey soracaktır. Efendim. Efendim. Cafer arıyor Bursa'dan. Bir bakabilir miyim telefonuna. Bak. Bak Mustafa Efendi. Ben bakarım. Bir de bana açık izin var. Oğlum sen hizmet işlerimize koşuyorsun. Sana telefon gelince. Sen bak. Benden izin alma. Ben yine yapmam. Ben bakarım. Kapatırım telefonu. Çalmaz telefon onun yanında. Bakın çalmaz. Kaç kilometre gittik? Altı yüz otuz kilometre.
Hiç konuşmadım. Aklıma hep şey geldi. Hani. Bir şeyhefendi hacca giderken başka bir şeyhe uğramış. Demiş efendim. Yalnız gidiyorsunuz. Şu çömezi alın da demiş. Yanınızda size hizmet etsin. Olur demiş. Gidmişler. Haccı yapmışlar. Ondan sonra her şeyi bitirmişler. Dönecekler artık. O şeyhefendi hiç konuşmamış. O çömez dervişe sormuş. Evladım senin adın ne demiş. Berber ahmet derler bana efendim demiş. Bu kadar. Gelmişler dönmüşler. O şeyhefendi sormuş. Efendim çömezi nasıl buldunuz demiş. Çok geveze demiş. Adını sormuş. O demiş ki bana berber ahmet derler efendim demiş. Sonra şeyhi sormuş. Nasıl buldun bizim çömezi. Çok geveze demiş. Hep bu kıssa geldi benim aklıma. Dedim Mustafa Özbağ.
Sus. Konuşma. Ben şeyhimin önünde tesbih çektiğimi hatırlamıyorum. On sekiz yıl. Şeyhimin sohbetinde tesbih çektiğimi hatırlamıyorum ben. Ben şeyhimin sohbet ederken böyle işte çok zikrullah haliymiş gibi. Arkadaş zikrullah yapıyor. Ben böyle edepten ben öyle bir hal böyle sallanırım. Kafamı sallarım. Böyle bir şey hiç yaşamadım ben. On sekiz yıl boyunca şeyhim benim tesbihimi görmemiştir yanında. Hiç. Sorar bazen. Mustafa Efendi dersini çektin mi? Elhamdülillah efendim. Çektim değil. Elhamdülillah efendim. Ne zaman çektin. Nerede çektin? Yok. Ben arabadayız. Ben kenarda sol elim benim. O cep var ya. Cebin içinde tesbih. Öyle. Orta yerden. Halbuki ortada durur benim tesbihim.
Orta konsolun önündedir. Oradan tesbih çıkar. Hani ben efendim. Bak zikrullah yapacağım. Yan tarafa. Öyle bir şey yok. Gitmezden önce tesbih al. Oraya yan tarafa koy. Suyunu al. Yan tarafa koy. Oradan onun yanında su al. Böyle. Böyle bir şey yok. Meyve aldık diyelim. Öyle meyveyi ye. Öyle bir şey yok. Ben koyarım. Yerleştiririm onu. Mustafa Efendi sen diye. Emredersiniz efendim. Hemen bir tane al. Kafanı çevir. Oradan atıver ağzına. Tamam bitti. Sen araba kullanıyorsun. Hiç unutmuyorum. Allah rahmet eylesin. Bir gün böyle Manisa'ya girdik. Ondan sonra üzümler böyle çıkmış. Sarı sarı. Çekirdeksiz üzüm. Allah rahmet eylesin. Çok sever. Efendim müsaade ederseniz dedim. Şuradan üzüm alayım dedim. Alâ olur dedi.
Ben şimdi durdum yol satıcılarından. Üzümü aldım. Orada suyu da var adamın. Yıkadım güzelce poşetten. Suyunu akıttım. Getirdim. Arabanın ön kolunu soluna koydum. Hani. Oradan yesin diye. Şimdi alıyor sünnet ya. Aşağıdan başlıyor şimdi. Teker teker teker teker koparıyor şimdi. Üç dört tane atıyor ağzına. Ondan sonra Mustafa Efendi sen diye dedi. Ben bir tane kopardım. Attım ağzıma. Araba kullanıyorum zaten. O şimdi koparıyor koparıyor koparıyor. Avucun içerisine. Bana veriyor. Mustafa Efendi al oğlum. Şimdi. Hayır ben yemeyeceğim öyle bir şey yok. Şeyhine insan hayır mı derviş. Ben hayır kelimesini. Ben onu kullandım hatırlamıyorum. Mustafa Efendi al oğlum. Ben alıyorum avucuma. Avucum şimdi doluyor.
O nasıl yiyeceğim şimdi. İkişer ikişer yiysem bir dert. Üçer üçer yiysem bir dert. Ben. Ben şimdi. Kafamı çeviriyorum. Tak atıyorum ağzıma hepsini. Ben de hiçbir şey olmamış gibi gidiyorum ben. Yüzümü yiyemiyorum zaten. Çiğneyemiyorum. Yutuyorum ben komple. Şimdi mübarek bir daha dolduruyor. Kendisi alıyor üç beş tane. E bende ağzım çalışmıyor ya benim. Bir daha veriyor bana. Allah'ım diyorum. Yesen bir türlü yemesen bir türlü. Yani yiyorsun. Bir daha geliyor. E yemesen emrine muhalefet edeceksin. Yemesen emrine muhalefet edeceksin. Ben onun yanında tokum dediğimi hatırlamıyorum.
Yemek yiyor değil mi? Çorbayı yiyor. Kalıyor. Yiyemeyecek. Ya ona normalde. Yani kültürü değildir. Bir şeysi değildir. Bir şey de dememiştir. Buyur Mustafa Efendi. Ben sofrada eğer başka dervişler varsa onlara da bereket olsun diye bir kaşık alırım yanımdakına veririm. O bir kaşık alır yanımdakına verir öyle. Ben işaret ederim. Eğer onlar Bursa'dansa, Bayındır'dansa benim gözümden anlarlar. Hani bitirin çorbayı bitirler. İyi. Kimse yok. İki kişi yemek yiyoruz. Benim önüme koyuyor. Buyur Mustafa Efendi diyor. Ben yiyorum onu. Ardından bir yemek yiyor. Mustafa Efendi sünnette diyor. Ben yiyorum onu. Ardından bir daha bir şey yiyor. Gene önüme koyuyor. Bitir Mustafa Efendi diyor. Ben bir daha yiyorum onu. Halbuki benim yemem o kadar. Hani ben yerim yemeğe kalkılınca da.
Ama öyle hani işte yolculukta orada burada o kadar fazla yemem. Bir daha veriyor. Bir daha yiyorum ben. Ben ona tokum efendim dediğimi hatırlamıyorum. Şunu deriz. Efendim biz yemek yedik yolda. Kalabalıkız. Bazen derim ben mesela işte iki üç kişi gitmişiz. Efendim biz yolda yemek yedik. Hiç duymamış gibi yapar. Bir bakmışsın hacı hanım oradan bana işaret ediyor. Sofraya al. Ben hiç itiraz etmem giderim ben. Sofraya alırım. Hacı anne veriyor. Hacı anneye hayır diyeceksin ha. Şeyhin hanımına hayır diyeceksin. Böyle bir şey yok. Hiçbir dervişin böyle bir hakkı yoktur.
Ne şeyhe ne şeyhin hanımına. Hayır kelimesini unut. Ben alırım hemen sofrayı en uzak en ucra köşeye. Salonu biliyorsunuz siz. En uzak en ucra köşeye kurarım. Şeyh Efendi orada divanda oturuyor. Bazen iner. Hadi sizle beraber ben de bir kaşık alayım Mustafa Efendi. Bereket olsun da. Başka misafir varsa inmez. Orada oturur o. Ben hemen böyle arkadaşlara gözümle Allah affetsin. Hani çabuk yiyelim. O hani var ya benim la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. O zamandan kalma. Bu o zamandan kalma. Ben hemen arkadaş sessiz bir şey yok. Şeyhin orada. Onun ende la ilahe illallah, huk olmaz. Hemen.
Fale mennehû. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Muhammeden Resulullah. Afiyet olsun. Başlıyoruz bir şey. Hız dahi hemen sofrayı ortadan kaldırmamız lazım. Öyle konuşmak yok. Aha Hacı Cafer burada. Hiç konuşur muyduk? Kelime dahi konuşmazsın. Şeyhin huzurunda konuşmazsın. O sana sorarsa çağraf verirsin. Muhabbet bile açmazsın. Yok efendim Nevşehir'de bu sene kar çok oldu mu? İşte yok üzümler nasıldı? Koca Mürşid-i Kamil karla ne işi var? Yağmurla ne işi var? Üzümle, kabakla ne işi var? Millet telefon açıyormuş. Efendim havalar nasıl orada iyi mi? Mustafa Efendi bana havaları soruyorlar oğlum dedi.
Telefonda. Öyle diyorlarmış. Bu şimdi tabi bunların olması için o kimsede o itopik sevgi olacak. İtopik sevgi kolunda değil. Bütün her tarafında edebi getirir. Titrer ki konuşamaz o. Ya da biz öyle gördük. Bizim itopiyamız öyleydi herhalde demek ki. Estağfurullah efendim. Hakkınızı herhalde. Elal olsun. Bizlere adap olsun diye inşallah. Estağfurullah. Allah razı olsun inşallah. Biz o Şeyh Efendi derdi mesela Allah rahmet eylesin. Mustafa Efendi sen nasıl bir insansın? Böyle letefiyeden söyledi belli. Estağfurullah efendim. Ben olmam manasında. Oğlum millet bak şeyhlik istiyor. Halifelik istiyor. Bir şeyler istiyor. Sen hiçbir şey istemiyorsun Mustafa Efendi.
Estağfurullah efendim. Ben şimdi. Nereye böyle sonradan kendisi söyler. Filanca gelmiş Mustafa Efendi. Eee işte efendi baba bizim orada şöyle şu oldu böyle bu oldu. Bana bir nakiplik verseniz. Biz tabii alışkın değiliz ya. Biz böyle ben böyle kalıyorum şimdi. Sonra sonra alıştık tabii. Hani böyle isteyenlere falan. Ondan sonra. Şeyh Efendi derdi Allah rahmet eylesin. Böyle hiçbir şey bilmiyor. Bir şey de istediği yok zaten. Öyle derdi bana. Hiçbir şey bilmiyor. Bir şey de istediği yok zaten. Allah affetsin. Şimdi tabii her dönemin kendine ait bir hani hali, ahvali, kendine ait bir yaşantısı var.
Ben öyle diyorum. O dönemde öyleymiş. Öyle yaşamışız. Bazen de sohbetlerde diyorum ya. Yaşamış olduğum dervişliği hiç kimseden beklemiyorum. Bu yorar herkesi çünkü. Bu beni de yorar. Böyle bir dervişliği beklemek beni de yorar. Ama hiçbir kardeşten de böyle bir dervişlik beklemiyorum. Herkes kendince, kendi rengince, kendi seviyesince, kendi halince, kendi ahvalince yol yürüyecek. Öyle işte şöyle olmanız lazım. Bu Kur'an sünnet daresindedir söylediğim şey. Sufilik açısından anlatırım sufiliği. Hani hedefler de koyarım umuma olarak. Ama birisine sen böyle olman lazım demem. Kolay kolay. Desem bile evet onun o haliyle alakalıdır. O durumuyla alakalıdır. Allah bizi affetsin. Bunlar çünkü insanı yorar, yoran şeyler.
Birisine biz şimdi hani İtopik'ten bahsetti. Bizim için işte eş ne der, aş ne der, çocuklar ne der, etraf ne der, ondan sonra dervişler ne der. Şu ne der, şu ne der, bu ne der. Biz onları atmışız, unutmuşuz. Biz onu hiç sonra, vefat ettikten sonra bunları analiz ettim ben hep. Yani dedim ki hiç eş ne der düşünmemişiz. Çocuklar ne der düşünmemişiz. İş ne olur düşünmemişiz. Şimdi bir adam kalkacak, iki milyon dolar batıracak. Gene ayaklarının üzerine çıkacak, dimdik yürüyecek. Yani iki milyon dolar dedim, bir milyon dolar sermaye gitti. Bir milyon dolar, gene bir milyon dolar borç vardı. Bir milyon dolar sermaye vardı.
Bir milyon dolarla şeyle, oturduk Hacı Cafer'le hesapladık. Değil mi Hacı Cafer? Yani mal, komple her şey, borçları ödüyor. Bize arabayla bir şeyler daha kalıyor. Evet efendim. Değil mi? Ya normalde oturduk, hesapladık, kitapladık. Hacı Cafer dedim, indiriyoruz kepengi. Bir milyon dolar mal var, bir milyon dolar borç var. Hatta mal daha fazla. Dedik ki, hep kötü ihtimalleri sıraladık. Tasviye ediyoruz dedik. Bir milyon dolarlık mal gitti, bir milyon dolar borç duruyor daha. Bakın, bir milyon dolarlık mal gitti, bir milyon dolar borç duruyor. Kafeyi yer insan.
Ve borçlandığımda, o zaman için dolar örneğin atıyorum, gülünç bir rakam, Tansu Çiller vardı, bir gecede benim borç bir daha arttı. Bak ne diyorum, kafeyi yer insan. Ama hiç mi böyle şu ne der, bu ne der düşünmemişiz. İş batar, çark durur, düşünmemişiz. Bak bunları vefat ettikten sonra analizlerim benim. Bazen kendi kendime şunu derim. Dönsen aynı dervişliği yaşar mısın, şüpheli diyorum kendi üzerimde. Yani aynısını yaşar mısın, şüpheli diyorum ya, yaşayamayabilirim belki de diyorum. Aynısını. Yani insan, böyle Allah affetsin, böyle zirvede, kendimce itabık ya, o itabıklıyı yaşayabilir miyim bir daha?
Yani şüpheli. Ben kendimden şüpheliyorsam bir daha yaşayamam diye, o yüzden başkasından istemem diyorum. Ben bazen kendi kendimi düşünüyorum. Yani çalışan bir dükkanınız var, kapalı çarşıda bir mekanınız var. Yani yemek yapıyorsunuz günlük yirmi beş tepsi, yirmi beş tepsi saat iki buçukta bitiyor. Tabaklar, çanaklar havada uçuşuyor. Kapalı çarşının göbeğinde ve sırf kadınlar, kızlar beni çok asılıyor diye benim satma sebebim bu. Efendim satabilir miyim? Hayır dedi. Durdu. Her gün bir tane bir kadın, bir kız geliyor, ağlıyor dükkanda, hüngür, faşırt. Çalışan çocuklar falan hepsi de biliyorlar tamam mı? Hatta bana diyorlar, derviş iki tanesi.
Abi geliyor. Ben dükkandan kaçıyorum. Abi geliyor diyorlar, onun geldiği istikametinden, tersinden gidiyorum ben. Kaçıyorum dükkandan. Oturuyor orada. Çocuklar, ben telefon açıyorum dükkanın telefonunu. Oturuyorum orada, abi burada diyorlar. İş gidiyor bizim. Ben dönüyorum tekrar geriye. Ağlıyor işte şöyle de işte böyle de diyorum. Yapma, etme, şöyledir, böyledir. Yok dinleyen yok beni. Biri gidiyor, biri geliyor. Biri gidiyor, biri geliyor. Sanki bazen ikisi bir orada, üçü orada. Biri üst katta, birisi bir masada, birisi bir masada. Üçü de ağlıyor orada. Üçü de birbirine bakıyor bir de ağlarlarken. Hani ben ağlıyorum, benim ağlamam normal. Sen neden ağlıyorsun?
O da ondan ağlıyor. O da ondan ağlıyor. Hatta soruyorlar sana. Ay önce İnan diyor ki, o ikisi de mi benim gibi diyor. Ben evet diyorum ben. Hani kopsun gitsin. Yok, ertesi gün on bir buçukta geliyor. Dedim yok ben bunlardan kurtulamayacağım. Satayım bari ben dükkanı dedim ben. Şeyh efendi, telefon açtım. Efendim burayı satabilir miyim dedim ben. Müşteri de var dedim. Ne veriyorlar dedi. Hiç unutmuyorum o zaman için. İki yüz otuz beş bin lira veriyorlar. Kalsın Mustafa efendim dedim. Emredersiniz dedim. Kapattım telefonunu. Bir ay sonra geldi. Yemek yedik. Ellerini cebine koydu. Böyle bir baktı. Saat iki buçuk üç servis bitti yani. Yemek falan kalmadı. Böyle bir baktı.
Sat Mustafa efendi buraya dedi. Emredersiniz efendim dedim. O iki yüz otuz beş teklif veren kuyumcuydu orada. Ona haber gönderdim. Şeyh efendi götürdüm bıraktım. Geldim ona haber gönderdim. Dedim dükkan satılık. Haber gönderdim. Ona demiş ki yüz otuz beş binler demiş. Bir ay önce iki yüz otuz beş vardı. Yüz otuz mu? O hemen söyleyin ona sattım dükkanı dedim. Geceyi beklemedim ben. İtopik. Evet efendim. Son bir soru sorabilir miyim? Sor. Peki rahmetli şeyh efendinin ağırlaştığı zaman. Yani son ameliyattan sonra artık evden çıkmadığı zamanlarda. Birçok insanların bir imtihan olduğunu. Veya şeyh efendinin söylemek istediklerini algılamayıp da fıtursuzca konuşmalarına sessiz kalmak.
Bu da bir ütopya sevginin bir misalimidir sizde. Yani cevap vermek doğal hakkınız varken. Ben şeyhime cevap vermem. Şeyhinizle değil milletin konuştuklarınızla karşı. Şeyhimin etrafındakilere de yok onlara cevap verme noktasında değildim. Vermezdim de. Ya normalde sizler yapmayın iyi mi? Ben size bir şey söyleyeyim şimdi. Sizler yapmayın. Bir kimse, bir mürşidi kamil nerede ne zaman ne yapacağını bilir. Benim şeyhim açıklatmış. Demiş ki filanca şeyhini ilan edin. Ben şöyle söyleyeyim. X kimseye dedim ki ben.
Bu filanca şeyhtir. İlan ettim onu. O şeyhtir dediğim anda benle eşdeğerde olduğu. Teknik olarak. O da şeyh, o da şeyh. Örnek. Bir şeyh efendi. Bitirmiş işini. Kime ne açıklayacağını açıklamış. Hz. Pir diyor ya, bırakın artık beni. Bıktım. Seni seviyorum diyenden de Allah'ı seviyorum diyenden de. Ben sevgiliye giden güvey gibiyim. Beni diyor çekmeyin arkamdan. Çekiştirmeyin. Şimdi şeyh efendinin hastalık sürecini Allah affetsin. En iyi bilen benim yanı başındaydım. Yaman Tokat, şeyh efendinin son sürecinin ne olacağını bana anlatıyordu. Hocam bir saniye dedim.
Orada bizim Gökhan Karadayı var. Gökhan'a dedim koş Gökhan. Hastanede o da. Koşa koşa geldi. Bak dedim Yaman Hoca ne diyor dinle. Yarın öbür gün dedim. Bunu senden dedim şahitliğini isterim sonra dedim. Yaman Hoca'yı iyi dinle dedim. Hocam tekrar söyler misiniz? Bu hastalığın son dönemi ne? Ameliyat eden hoca. Yaman Tokat sonra o dilim dönmüyor. Filaristan Nottingham falan oraya gitti. Oralarda yani Türkiye'de ilk kare ciğer nakil ameliyatı. Yapan kimse Ege Üniversitesi'nde karaciğer nakli yapıyor. Yatırıyor iki tane. Birisinden alacak birine verecek. 12 saat, 13 saat, 16 saat ameliyatta kalıyor adam. Paso karaciğer nakli yapıyorlar bunlar.
Ya karaciğerde bir şey varsa alıyor ya da nakil yapıyor. Yatırıyorlar kadavra diyorlar karaciğerini verecek olana. Onu da yatırıyor öbürkünü de yatırıyor. Ondan kesiyor alıyor öbürküne takıyor. İkisini de servise çıkarıyor yoğun bakımdan. İkisine de orada tedavi ediyorlar. Çünkü ikisinde karaciğer arızalı oluyor. Paralar havada uçuşuyor. Bak paralar havada uçuşuyor. Ben bile tiril tiril titriyom bizden ne kadar alacak acaba diye. Şimdi bir şey söyleyeceğim o da hakkını sen de hakkını ilal et Fehim Usta. O ara böyle ben de yadelerdeyim böyle. Yani hastaneye gideceğim ne olacağım belli değil ne gideceğim belli değil. Elimde bir tane çek var.
Fehim'e dedim. Fehim bunu bana parayı çevirir misin dedim ben. Hiç ikil etmedi gönderdi bana parayı. Ben öyle hastaneye gittim. Hani hastaneye gidiyoruz Şeyh Efendi ile. Çünkü bir de enteresan bir şey. Sen bana o zaman Türk parası mı verdin yabancı paramı verdin. Neyse. Biz şimdi gittik taba hastaneye. Hastane günleri bizim şey. Allah affetsin yanlış anlaşılmasın. Kemal-i Erme günleri gibi. Yani her gün başka bir şey yaşıyoruz. Velhasıl kelam orada şimdi tabi her şey bitti oldu. Böyle artık biz hocadan son şeyleri alıyoruz. Gökhan'a dedim koş gel. Ne diyecek dinle. Bunu ilk defa söylüyorum burada.
Bunu ilk defa konuşuyorum. Bunu böyle Şeyh'imin üzerinde böyle bir şeymiş gibi görmeyin yalnız bunu. Bu bir hastalık çünkü. Başladı anlatmaya. Dedi ki biz dedi ameliyatı yaptık. O zaman da söyledim benden için diyor. Hoca'ya söyledim diyor. Yani biz bunun hani ölüm ne zaman Allah bilir ama iki yıl en az geciktiriyoruz. hastalık bu karaciğerindeki ondan sonra kanserli bölgeyi alarak denildi. yaktılar bir kısmını yakım yaptılar. Bir kısmını da aldılar. Yani karaciğer şu kadar filan bir şey kaldı içeride. Yaman Tokat'ın dedi şey şu. En fazla dedi iki yıl sağlıklı gidecek.
İki yıldan sonra dedi hızla sağlığı bozulacak. Sonra dedi dedim hocam sonra. Sonra dedi hastalığın dedi ağırlaştıkça. Ağırlaştıkça. Çok özür dilerim bunu. Hakkınızı helal edin. Bu şeyh efendinin böyle sırrını açıklamak gibi değil. Dedi ki bu son dönem dedi. Ölümüne yakın iki üç ay kala dedi. Oradan anlayın dedi. Bir ay iki ay hatta dedi. On beş gün bir hafta kala. Ne zaman olur bilinmez dedi. Aklı gelip gidecek dedi. Gökhan'a dedim bak Gökhan bu sırr olarak sende kalsın. Benden izinsiz bunu kimseye söyleme. Dedim hocam net bize söyle. Son bir hafta dedi. On gün.
Oradan anlayın dedi. İyice dedi aklı gelip gidecek dedi. Bitti. Gökhan'a dedim bu lazım olursa eğer dedim Gökhan bunu sana dedim şehadetine başvururum. Bunu sen bil. Ben bileyim dedim. Cafer bile yeni duydu. Doğru mu Cafer? Evet. Bunu hiç kimse bilmiyordu. Şimdi son bir haftada on günde olanlara cevap vermeyişimin sebebi buydu. Bunu anlatmam lazımdı. Bunu demem lazımdı. Veya arkadaşlar. Ben şunu söyledim. Son döneminde rahat bırakın. Oğluna dedim. Büyük oğlana. Son dönemi rahat bırakın dedim. Bana soracak olursanız. Bırakın. Yok efendim şunu mu yapacağız. Ya o güne kadar öğrenmediğini o saatte mi öğreneceksin?
Sağlığı boyunca öğrenmemişin. Ölümüne üç gün kala mı öğreneceksin? Sağlığı boyunca dinlememişin. Duymuşun ama dinlememişin. O gün mü dinleyeceksin? Sağlığı boyunca yanında durmamışın. O gün mü yanında duracaksın? Sağlığı boyunca uzaktan sevmek aşkların en güzeli demişin. Ölüm döşende mi sevecen? Sağlığı boyunca açıklamadığını ölüm döşende mi açıklayacak? Zaten açıklamış açıklayacağını. Sen kabul etmemişsin zaten. Açıklamış açıklayacağını. Açıkladığı zaman kendi yanı başındaki evindekiler kabul etmemiş. Kendi evindekiler kabul etmemiş.
Başkası mı kabul edecek? He ondan sonra soran soracağını. E onu bir Gökhan biliyor bir ben biliyorum ne yaşayacağını. Yaman Tokat harfi harfine ne bize söylediyse Şeyh Efendi son bir haftada on günde onları yaptı yaşadı. Allah rahmet eylesin. Bunu bir Gökhan biliyordu bir ben biliyordum. Bir de şimdi herkes biliyor. İnternetten de herkes duydu şimdi bunu. Ama demek ki vakti saati bugünmüş. Cevap vermedim. Evet beni duysa dahi dinleyecek kimse yoktu. Beni duysa dahi anlayacak kimse yoktu. Bunu söyleseydim diyeceklerdi ki şeyhine iftira atıyor.
Bunu söyleseydim diyeceklerdi ki bak gördünüz mü Şeyh Efendi'ye ne dedi aklı gelip gidiyor dedi. Bu benim sözüm değildi. Bu Yaman Tokat'ın sözüydü. Onun yanındakiler de yanı başındaki duranlar da bunun bilincindeydi. Biliyorlardı. Şeyh Efendi'den normal Şeyh Efendi'yi çok iyi dinleselerdi. Öyle ya çok seviyorlardı ya. Neden kazdırdığı mezara gömmediler ki? Caminin oraya mezarını kazdırdı. Rüyası bana aitti. Ben anlattım rüyayı. Caminin oraya gömülmüşüz efendim. Siz de dedim ben de dedim. Yanımıza üçüncü şahıs daha vardı dedim. O da gömülüyordu dedim. Gömdüler dışarı çıktı dedim.
Gömdüler dışarı çıktı dedim. Gömdüler tekrar dışarı çıktılar dedim. Dışarı çık dedim. Kabul edilmedi dedim oraya dedim. Biz ikimiz gömüldük dedim. O evi o yüzden aldım oradan. Caminin yanındaki evi. Bunları söylemiyorum. Caminin yanındaki evi oğlanlara dedim ki Rüyam'ın Şeyh Efendi'yi anlattım. Maşallah oğlum dedim. İnşallah oraya beraber gömülürüz dedi. Öyle denilince yanındaki evi aldırdım. Bir alın dedim. Almadılar. Lafımı dinlemediler. Sonra bir daha söyledim. Adam o gün için elli liraya satıyorsa sonra yüz elli liraya sattı bana. Alın dedim. Aldırdım o evi. Rüyamızı da biliyordu herkes. Oraya gömülecektik. Şeyh Efendi de oraya mezarını kazdırdı.
Hatta ölmezden önce gitti o mezara yattı. Ben görmedim arkadaşlar söyledi. Sen gördün mü İsmail oraya gitti? Orada mıydın sen? Sen de oradaydın. Gitti mezara yattı. Evet. Çok seviyorlardı ya. Çok tabidiler ya. Çok aşıktılar ya. Ne dinlemediler? Ne oraya gömmediler? Hadi gömmediniz. Dört tane duvar çevir. Mübarek buraya yattı de. Manem burada de. Yap kabrin oraya. Daha ilerisini söyleyeceğim de söylemeyeyim. Cesaret edemezler de çünkü. Gömdüğün yerden gece git çıkar cesedini getir oraya göm. Hazır mezar.
Topla on tane sağlam derviş. Gece yap bir operasyon al. Hazır oradaki mezarı hazır. Göm oraya. Üstüne de kubbeyi koy. Ne ama manem burada de ya. Millete illaki gömdüğüm cesedi buraya getirdim demem. Manem burada kardeşim de. Yapma başka bir yere. Ben şeyh efendinin bir sırrını daha söyleyeyim. Bu mevzuyu kapatayım. Mustafa Efendi buranın tapusunu senin üzerine yapayım oğlum dedi. Estağfurullah efendim. Estağfurullah efendim dedim. Benim böyle bir derdim yok dedim. Yapayım Mustafa Efendi. Bu uşaklar dedi. Ben öldükten sonra dedi. Sana bile vermezler burayı dedi. Beni de buraya gömmezler dedi. Burayı ne sana verirler oğlum dedi. Ne dedi beni oraya gömerler oğlum dedi. Ben kaldım.
Oğlum dünya çok tatlıdır dedi. Ah Mustafa Efendi ah dedi. Ölünce görün dedi. Gömmezler Mustafa Efendi. Gömmezler dedi. Seni de hiç karıştırtırmazlar Mustafa Efendi. Ah Mustafa Efendi dedi. O yüzden karışmadım hiç. Hakkını zarar edin. Helal olsun. Ütopya ve Ustat böyle bir şey demek ki. Evet. Bizlere örnek teşkil etsin inşallah. Söyle Ahmet. Sen oradaydın.
Şuuru yerinde değil. Evet. Allah hidayet eylesin hepsine. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.