Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Aralık 2019 · 43:48
Değerli rektörüm, AK Parti'nin, MHP'nin iyi bir ilçe başkanlarımız, şehrimizin kıymetli protokolü ve her birbirinden kıymetli hemşehrilerim, her birinize hayırlı akşamlar diliyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bu yoğun kalabalık için ayrıyeten her birinize teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız. Bu güzel organizasyonda emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, başta Sayın Valimize teşekkür ediyorum, çok sağ olun. Bizim önümüzde açtığında özellikle bu salonlar artık inşallah boş kalmayacak, hem geçmişimizi bol bol yad edeceğiz, gençlerimize de geleceğimize yönelik projeleri burada hepsini anlatma ve yaşama, yaşatma şansı tanıyacağız. Bu doğrultuda size teşekkür ediyorum. Ölümü bir başlangıç olarak, ölümü bir düğün günü olarak gören Kıymetli Mevlânâ'yı huzurlarınıza rahmetli ve minnetle anıyorum.
Çok kısa bir anetotla sözlerimi hemen kısa keseceğim. Sayın Valim, ilk belediye başkanı aday adaydığı süreci başladığında bir büyüğümüz, Hazreti Mevlânâ'nın bir sözünü söylemişti. Bunu iyi düşünceyle etmişti. Defalarca kez okudum, tabii daha sonra anlayabildik, idrak edebildik. İnternete girdiğinizde onlarca sözlerini görebiliyorsunuz, herkes kendine bir pay çıkartabiliyor. Öyle büyük bir isim. Hazreti Mevlânâ, yorulacaksan, sıkılacaksan, keşkelere sığınacaksan, sözlerine ama diye başlayacaksan, girme aşk yoluna. Aşk der ki, yolundaysan, başın fedadır yoluna. Ama bil ki, senin de bacını isterim yoluna. Kalır, kapris, gelecekse senden amenna.
Ama ayağına diken batarsa, ah edip bahlanma. Aşk, bilek gücü değil, yürek gücüdür. Yüreğin yetmiyorsa, düşme yoluna. Biz, işte, Tanışa Belediye'de böyle bir aşk, millete hizmet aşkı. O yola düşmek, öyle kolay bir iş değilmiş. Mücadele gerekiyormuş. Ama ile başlamaman gerekiyormuş. Milletine her daim hizmetkar olman gerekiyormuş. Patron olmaya değil, gönüllere girmeye, hizmetkar olmaya talip olduk. Yüce Yeradan, Hazreti Mevlânâ ve onun gibi düşünenlerin yolundan gitmeye, ümme de Muhammed'e bizlere nasip eylesin diyorum. Tekrardan bu güzel programı hoş geldiniz için, hoş geldiniz diyoruz.
Sevgili saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, sağ olun. Hoş geldiniz. Başkanımızın bir yere bırakmıyoruz. Günün anlamı önemi açısından hediyesini sunmak üzere, üstadımız Mustafa Özbar Efendi'yi sahneye davet ediyoruz efendim. Ayağına tüken batmasın, gözünde çepel olmasın, kulağında hiçbir zaman perde olmasın. Hem gönlün çalışsın, hem dibin çalışsın, hem evin çalışsın. Allah'ım var et eylesin. Mesnevi, yıllardır bize, yıllardır kendi kültürümüze, kendi toprağımıza, kendi insanımıza, bizden olanlara hep yalancı kaldık. Biz Engels'i de okurduk, Marx'ı da okurduk.
Örneğin, Dakar'ı da okurduk, Aristo'yı da okurduk. Ama yanında bir de Mevlana'yı okursaydık, bir de Yunus'u okursaydık, bir de Hacı Bektaş'ı okursaydık, bambaşka olurduk. Biz Sayın Valimi de bekliyoruz. İnşallah bir küçük hediyemiz de Sayın Valimiz olsun. Sayın Valim, teşekkür ederiz. Bizi memnun ettiniz. Devletimizi görmek büyük mutluluk. Biz Valimizi de bırakmıyoruz, Sayın Rektörümüzü de bekliyoruz. Hoş geldiniz.
Sayın Valim, kulağıma fısıldadı. Zaten dedi, valinin meslevisi vardır dedi. Bu çok hoştu. Teşekkür ederim. Allah sizden de var. Teşekkür ederim. Evet artık mikrofonu gecenin sahibine bırakıyoruz. Sağ olsunlar. Teşekkür ederim. Vallahi heydeyi aldık, doldurması sizden artık. Teşekkür ederim. Allah razı olsun inşallah. Şimdi sahneyi, Mevlana'da ortak akıl konulu sohbetini yapmak üzere Üstad Mustafa Özva Efendi'ye bırakıyoruz. Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim. Hepinize hoş geldiniz. Malum ki siz beni büyük bir çoğunluğunuz tanıyorsunuz. Bizler de sizi tanıyoruz. Böyle bir salon söylediler. Dedim daha hoş. Hazreti Mevlana'nın meslevisinde dediği gibi beli gel, beli gel demiş ya daha yakın oluruz. Daha candan, daha kandan oluruz diye düşündüm. Hepiniz de hoş geldiniz. Hepinize mutluluk verdiniz. Allah hepinizden de razı olsun. Cenab-ı Hak her dair bir ve beraber eylesin bizleri. Ben sizi biraz ötelere doğru götüreyim. Biz her sene Şeba Ruslarımıza bir tema işliyoruz. Yani Şeba Rus'u sadece böyle işte geldik, sema ettik, ilahi dinledik, gittik. Biz bu noktada, bu formatta olmamaya gayret ediyoruz.
Çünkü sema aslında dinlemek. Hazreti Mevlana'da meslevisinde başlarken dinle diye başlar. Dinlemek önemlidir. Söylemek değil. Dinleyen erdemli olur. Dinleyen kemale erer. Dinleyen insan olmanın mutluluğuna erişir. Dinlemeyen anlayamaz. Dinlemeyen göremez. Dinlemeyen bilemezler. O yüzden görmeyen, bilmeyen, bu noktada kalbi kararlı, kulağı tıkanmış bir kimseye bir şey anlatamazsınız. Sema görsel olarak büyük bir mutluluk. Tabi içinde zikir olursa muhteşem bir şey. Ama bilinç lazım. Akıl lazım.
O duyguyu doğru istikamete götürmek lazım. Biz de bu sene tema olarak Hazreti Mevlana'da ortak yaşam temasını işledik. Bunda, bu temada bendeki etki Bosna'dan kaynaklandı. Biz Şebu Arus'tan önce Bosna'da yedi gecede, yedi şehirde programlar yaptık, sohbetler ettik. Bunun ilk iki şehri, Bosna'da Hristiyanların çok olduğu, Müslümanların çok az olduğu iki şehirdeydik.
Orada kiliseleri ziyaret ettik. Hem Ortodoks Kilisesi'ni hem de Katolik Kilisesi'ni. Oradaki Müslümanların halini gördük. Oradaki Müslümanların çektiği sıkıntıyı gördük. Onlarla beraber yaşadık. Onlarla beraber kalktık. Ve dedim ki, Müslümanlar ortak yaşamı keşfetmeli yeniden. Ve ortak yaşamın temellerini atmalı. Ve ülkem adıma geldi, aklıma geldi. Bir camiye götürdüler bizi. O cami Osmanlı'nın orada ilk yaptığı camiymiş. O günkü fanatik Sırplar caminin bütün temeline dinamit koyup camiyi komple patlatmışlar. Ve iki kilometre, üç kilometre ötelere caminin taşı, toprağı, ne bileyim o çok eski, bütün her şey dağılmış. Hatta enteresan bir şey anlatacağım size şimdi orada.
O caminin açılışına gittik. O camiyi yeniden ihya etmiş. İhya eden kimse kanton mültüsü, o kanton mültüsü Bosna Savaşı sırasında yaralanmış. Ben İzmir Bayındır ilçesindenim. İzmir'de Ege Üniversitesi'ne tedaviye getirmiş, devlet. Orada tedavi etmiş. Tedavi ettikten sonra genç, onu dokuz Eylül Üniversitesi'nde ilahiyat fakültesine yerleştirmişler. Orada ilahiyatı bitirmiş. İlahiyatı bitirdikten sonra muazzam Türkçesi var. Bosna'ya gitmiş. Bosna'da o bölgenin kanton mültüsü. Biz yakinen tanışıyoruz kendisiyle. O camiyi yeniden ayağa kaldırmış. Ve bizi oraya götürdü. Dedi ki bana, seni bugün bütün arkadaşlarla bir yere götüreceğim. Oraya götürdü, cami sıfırdan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden yapmış.
Anlattı caminin Osmanlı'dan kalan hikayesini. Aynı zamanda da yeni hikayesini anlattı. Gözlerim doldu, içim burkuldu. Bir tarafım sevindi, bir tarafım üzüldü. Dedim ki, Müslümanlar her yerde kanları dökülüyor. Her yerde camileri yakılıyor. İbadat haneleri yakılıyor. Kadınların namusları, çocukları, kendileri, evleri, şehirleri yerle ihsan oluyor. Döndüm geriye. Döndüm geriye. Hazreti Mevlana Celalitür Rum Hazretlerinin kendi yaşadığı zamana gittim. Düşündüm. Haçlılar bir taraftan, Moğollar bir taraftan. Anadolu'ya saldırmışlar. Anadolu'da taş taş üstüne bırakmıyorlar.
Camileri yakıyorlar. Tekkeleri yakıyorlar. Kütüphaneleri yakıyorlar. İnsanları katlediyorlar. İnsanları öldürüyorlar. Kadınların namuslarına, hızlarına, her şeylerine musallat olmuşlar. Döndüm hızla bugüne. Suriye gözümün önüne geldi. Halep gözümün önüne geldi. Halep yanıyor. Camiler bombalanıyor. Tekke diye bir şey kalmamış. Kütüphaneler parçalanıyor. Ardından Irak gözümün önüne geldi. Irak yerle bir edilmiş. Çağdaş denilen dünya ne kadar bomba deneyecekse Irak'ta ve Suriye'de denemiş. Biraz daha geriye gittim. Aynı şey Bosna'da yaşanmış. Sıbraniska. Şu anda dokuz bin kişi şehit olmuş.
Dört beş bin kişinin ne olduğu belli değil. Ve binlerce babası belli olmayan Müslüman kadınların mecbur doğurduğu çocuklar. Ve o çocuklar için vakıflar kurmuşlar. O çocukları şimdi Bosna'daki Müslümanlar yeniden rehabilite etmeye çalışıyorlar. Onları bizatihi dinledim orada. Kadınları hapsedip günlerce hamile kalsın diye tecavüz edip, sizi bu estantanelerle, bunlarla üzmek istemezdim. Ama dışımızdaki dünyada böyle bir şey var. Ve Hz. Mevlana Celalci Rumah Zedden'in zamanında da bunlar yaşanıyordu. Aynı şeyleri yaşıyorlardı. Şehirler yıkılıyordu. Şehirler yakılıyordu. Camiler yıkılıyordu, yanıyordu.
Yanıyordu. Ve insanlar perişandı. Ve Hz. Mevlana Celalci Rumah Hazretleri bu keşmekeşin içerisinde beriyel diyordu. Bu keşmekeşin içerisinde bataklığın içerisinde gül gibi bir nefes veriyordu. Diyordu ki, neye taparsan tap, gel. Bu keşmekeşin içerisinde Hz. Mevlana çevresindeki Hristiyanlara elini uzatıyordu.
Çevresindeki Yahudilere elini uzatıyordu. Bir taraftan, bir taraftan Hristiyan Haçlı seferleri yapıp, Anadolu'yu yakıp yıkarken, Kudüs'ü yakıp yıkarken, Moğol istilasının altında Anadolu inip inerken bir nefes, bir ses diyordu ki, Diyordu ki, dur, kendinize gelin. Biz insanız. Kendinize gelin. Neye inanırsanız inanın. Neye taparsanız tapın. Yeter ki tövbe edin, gelin diyordu. Ve Anadolu'da bir tane kilise yıkılmıyordu. Ve birden, ben bugüne geldim yine. Gece ya, gece insanın geliyor ne geliyorsa. Bir de görüyorsun ya, bir de gördüm ya.
Onlar bombalamışlar camileri. Seksen tane camiden, seksen tane camiden sekiz tane cami kalmış. Biz dediler ki, dün akşamki sohbetinden Hristiyanların çok hoşuna gitti. Kilisesini ziyarete gider miyiz? Hızla dedim. Bizim için ibadethane, ibadethanedir. Biz ziyaret ederiz, onlarla da konuşuruz dedim. Gittim, görüştüm, konuştum. Ve kocaman bir fotoğraf çizdim kendime. Size şimdi başka dini meseleler anlatabilirdim. Size farklı şeyler söyleyebilirdim. Ama şimdi bu keş mekeşin içerisinde herkes camileri yakar yıkarken, insanları yakıp yıkarken, ibadethaneleri yakıp yıkarken Anadolu'dan farkında değiliz.
Bir nefes yükseliyor. Bu nefes, aşkın nefesi. Bu nefes, Hz. Mevlana'yla, Yunus'la, Hacı Bektaş'la, Alevisiyle, Sünnisiyle, bu toprakların rengiyle kalınmış bir nefes. Açılığıyla, kapalısıyla, iyi dinini yaşayanla, az yaşayanla, çok yaşayanla karışmış, rengaren olmuş, mozaik olmuş bir nefes. Ve onlar bugün için benim tabirimi hoş görün.
Emperyalist, Hristiyan ve Yahudiler, yani avantgalistler. Onların da ikisini birleştirdiler, avantgalist yaptılar. Yoksa birbirleriyle savaşır onlar. Onlar Suriye'de, Irak'ta, Afganistan'da, Yemen'de, Afrika'da, tam batının ortasında, Bosna'da camileri yıkarlarken, yok ederlerken, tekkeleri yıkarlarken, yok ederlerken Anadolu insanı atasının izinden gidiyor. Anadolu insanı bu nefesle nefeslenmiş. Bakın, not aldım. Anadolu insanı bütün her yerde camiler, medreseler yıkılırken, bir adım daha ileri gideyim müsaade edin bana. Diyarbakır'ın içerisinde, Diyarbakır'ın içerisinde camiler, mescitler, kütüphaneler bu hendek olaylarından dolayı yakılıp yıkılırken, Güneydoğu'da camiler bombalanırken, oradaki medreseler yakılırken, bakın Anadolu insanı ne yapıyor?
Ve biz atalarımızın izinden yürüyoruz. Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Bu ülkede neye inanırsa inansın, herkesin can güvenliği, herkesin namus güvenliği, herkesin adaleti ve herkesin bu ülkede mutlu, refah ve özgür bir şekilde yaşamasını sağlıyoruz. Bütün dünyanın diğer bölgelerinde Müslümanların burunları kanatılmayı bırakın, namusalı kirlenirken, Anadolu insanı büyük bir özveri, büyük bir sevgiyle bir tane Hristiyan vatandaşının, bir tane Yahudi vatandaşının, bir tane farklı inanca sahip, farklı mezhebe, meşrebe sahip bir kimseni rahatsız etmiyor.
Artı, bu toplumun içerisindeki, size şimdi çok enteresan bilgiler vereceğim. Es geçtiğimiz, görmediğimiz, belki de gösterilmek istenmeyen şeyler. Ben okumayı çok sevmem bu manada ama bunu buradan okumak zorundayım. Hakkınızı helal edin. Biz ne yapıyoruz? Camiler yıkılırken, medreseler yakılırken, Müslümanlar katledilirken, biz Anadolu olarak ne yapıyoruz?
Bu, bütün dünyaya bir nefes, bütün dünyaya bir ders. Yakın tarihte restore edilir. Edirne Merkez Büyüksinolog, Gökçaldağ Aya Nikola Kilisesi, Gökçaldağ Aya Marina Rum Ortodoks Kilisesi, Hatay İskenderun Süryani Katolik Kilisesi, Hatay İskenderun Rum Katolik Kilisesi, Diyarbakır Sur Ermeni Katolik Kilisesi, Gaziantep Nizip Felkani Kilisesi, Gaziantep Şahin Bey Havra, İskenderun Arsuz Mario Hanna Kilisesi, İstanbul Edirnekapı, Aya Yorgu Kilisesi, Hatay Yayladağ Rum Ortodoks Kilisesi ve Siveti Stifan Kiliselerini, Anadolu insanı
hepsini de restore edip yeniliyor. Bitmedi. Son dönem tamamen demirden yapılan ve tadilatı ve tamiratı yediği usura ve restorasyonun bitiminde Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Bey ile Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov'un katıldığı törenle dokuz yıl sonra yeniden kapılarını açan Siveti Stafan Kilisesi.
İşte Anadolu insanı Hazreti Mevlana'dan, Hacı Bektaş'tan Yunus Emre'den Üftaleden, Hacı Bayram'dan ve bu Orta Asya'dan kopup gelen Hoca Ahmet Yesevi'nin talebelerinden yeniden dine ayrı bir soluk getiriyordu. Bu din anlayışı önce insan diyen anlayıştı. Bu din anlayışı sevginin üzerine kuruluydu. Bu din anlayışı muhabbetin üzerine kuruluydu. Bu din anlayışı aşkın üzerine kuruluydu. herkes sevmekten bucak bucak kaçarken herkes aşık olmaktan bucak bucak kaçarken Hazreti Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş, Veli gibi o büyük insanlar Anadolu'da dini aşkla yoğuruyorlardı.
Dünya hamurunu aşkla yoğuruyorlardı. dünyayı yeniden aşkla dizayn ediyorlardı. Ve aşkın penceresinden bakıyorlardı. Sevginin penceresinden bakıyorlardı. Aşıklığın penceresinden bakıyorlardı. insanlara Allah'a aşık olmayı öğretiyorlardı. İnsanlara Hazreti Peygamber Salullah ve Sellem'e aşık olmayı öğretiyorlardı. İnsanlara birbirini sevmeyi, birbirine razı olmayı, birbirine yardım etmeyi, birbiriyle kol kola yürümenin yolunu anlatıyordu. Kıymetli dostlar, bundan yıl sonra yüz yıl önce siz bir kimsenin dini ne diye soramıyordunuz, bu çok ayıp karşılanıyordu. Hatta Hristiyan'ı, Müslüman'ı, Yahudisi, başka bir dinden olanı fark edilmiyordu.
Kültür o kadar birbirinin içine girmişti ki, bir Hristiyan Ramazan ayında oruçlu gibi davranıyordu. Ramazan'ı Müslümanlara saygısından dolayı. Bir Müslüman da onların dini ve mübarek dinlerini saygıyla karşılıyordu. Anadolu ortak yaşamın felsefesini gayri ihtiyarı kendiliğinden kurmuştu. Anadolu ortak yaşıyordu, bir yaşıyordu, beraber yaşıyordu ve birbirlerine asla tem göze bakmıyordu, yanlış göze bakmıyordu.
Şimdi gelecekte büyük tehlikelerinden bahsetmek isteyip de bahsetmek istemediğim noktalar, bizi bekleyen şeyler. Yıllardır bu ülkede sağcı-solcu kavgası yaptırdılar. Yıllardır bu ülkede Alevi-Sünni kavgası çıkarmak istediler. Yıllardır bu ülkenin çocuklarını birbirlerine katlettirmek, birbirlerini öldürmek istediler. Yıllardır insanlar siyasi görüşleri, dini mantaliteler açısından neredeyse birbirlerini yiyeceklerdi. kıymetli dostlar, gün bugün ortak yaşamanın felsefesinin oluşturulması gerektiği gün, gün bugün biz insanların inançlarını yargılamadan, insanların inançlarını ötelemeden, insanları ötelemeden, insanları yargılamadan kardeşçe yaşayacağımız günler. Hristiyanın, Hristiyanlığına rahat bir şekilde yaşayacağı.
Bakın, ben 30 yıldan beri din anlatıyorum. Bunu söyleyen Mustafa Özbağ, Hristiyanın, Hristiyanlığını rahatça yaşayabileceği, Yahudinin, Musevinin, Museviliğini rahatça yaşayabileceği, kendisini hangi dinden tanımlıyorsa, o dinini rahatça yaşayabileceği ortak yaşam felsefesini oluşturmamız gerekir. Bu bizim dinimizde yok değil, sakın an. Bunlara da inanmayın. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Mekke henüz daha müşrikken bir Mekke mutabakatı imzaladı. Mekke mutabakatında mutabakat şuydu, insanların malları, insanların canları, insanların namusları, insanların haysiyet ve şerefleri mukaddes idi.
Oraya gelenlerin hiçbirisinin malına, canına kastedilmeyecekti. o mutabakatın altında henüz daha peygamber olmayan Hazreti Muhammed Mustafa'nın imzası vardı. Ardından Hazreti Muhammed Mustafa Medine'ye hicret etti ve orada bir İslam Devleti kuruldu. Adına böyle bir isimlendirilecekse Hazreti Muhammed şunu diyordu sallallahu Aleyhi Vesselam o Mekke mutabakı mutabakatı antlaşması şimdi önüme gelse şimdi yeniden imzalarım diyordu.
Çünkü insanların dini ne olursa olsun dini ne olursa olsun onların malı mukaddesdi. Onların canı mukaddesdi. onların aklı mukaddesdi. Onların dini kendi inanışı mukaddesdi. Onların namusu mukaddesdi. Hatta rivayetlerde şöyle bir şey vardır. Ebu Cehil Ebu Cehillini yapıp birisinin malına el koydu. Hazreti Muhammed sallallahu Aleyhi Vesselam peygamber o zaman. O peygamberliğini ilan etti. Müşrikler onunla alay etmek için dediler ki o malına el konulan kimseye. Git dediler şu ibadet eder Muhammed var ya böyle boynunu bükmüş olan. Evet. Ona söyle dediler. O senin malını alsın alabiliyorsa. O müşrik gitti.
Büyük bir tevazu ile ona dedi ki benim böyle bir sıkıntım var. Ebu Cehil benim malıma el koydu dedi. Bana senin yardımın olacağını söylediler. Hazreti peygamber hemen ayağa kalktı. Göğsünü dikti. Böyle bir ayağa kalktı dedi yürü. Hızla yürüdüler Mekke sokaklarında. Önde Hazreti Muhammed Mustafa arkasında o müşrik. Ebu Cehil'in evine geldiler. Hazreti peygamber Ebu Cehil'e seslendi. Dedi ki bu adamın malını ver. Parasını ver. Ya adamın malını ver. Ebu Cehil o cesaretinden o heybetinden onun secatından o kadar etkilendi ki o adamın bütün zararını telafi etti.
Bakın Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'de müşrik Mekke'de imzalamış oldu. Altında imzası olan amcasından dolayı imzası olan Mekke mutabakatına Mekke mutabakatına sahip çıkıyordu. Kıymetli dostlar biz kendi ülkemizin kendi vatandaşının malı canı namusu şerefi haysiyeti bizim olmalı. Bizim hanımlarımız kadınlarımız çocuklarımız ne kadar kıymetliyse bir başkasının da hanımı kadını çocuğu kıymetli olmalı. bizim kendi inancımız ne kadar kıymetliyse bir başkasının da inancı kıymetli olmalı. Bizim malımız ne kadar kıymetliyse bir başkasının da malı kıymetli olmalı. Bizim ülkemiz bizim insanlarımız bizim topraklarımızda kadın katliamlarıyla cinsel taciz tecavüz sözleriyle çocuk istismarlarıyla anılmamalı.
Gelin bu ülke bizim bu topraklar bizim bu insanlar bizim biz nereye gidiyoruz diye kendi kendimizi hesaba çekelim. Başımız açıktı başımız kapalıydı az dindardır çok dindardır bırakın bunları biz hepimiz insanız bu toprakların içindeyiz. Hepimizin namusu hepimizin namusu olsun. Hepimizin şerefi hepimizin şerefi olsun. Hepimizin malı kutsal olsun. Hiç kimse kimsenin malını çalmasın çırpmasın çarpmasın hiç kimse hiç kimsenin namusuna kem gözle bakmasın hiç kimse hiç kimsenin çocuğuna yanlış gözle bakmasın alın bir çocuğunuzu kucağınıza alın bir bakın ona kim zarar versin istersiniz. Bakın anne kucağında tutturmuş nasıl orada çocuğunu dört eriye sarılmış evet bak nasıl kucağında uyutuyor hiç kimsenin çocuğuna kem gözle bakmayalım hiç kimse hiç kimsenin hanımına kem gözle bakmayalım ya benim yetiştiğim delikanlılık raconunda ben İzmir'in
Bayındır kazasındanım ben bunu böyle met etmek için söylemiyorum benim yaşadığım gençliğim zamanında öyle millet adı çıkmış yok Edirne çok içki içiyormuş da yok Tekirdağ çok içki içiyormuş da bizim Bayındır'ın yanında su dökemezler tabii o gün için biz birinciyiz nüfus oranına göre en fazla içki tüketen yer İzmir'in Bayındır kazasıydı nüfus oranına göre ben oranın delikanlısıydım ben oranın çocuğuyum ve bizde racon şuydu bir erkek bir kadına el kaldırıyorsa erkek değildir racon buydu eşini döven adamdan sayılmazdı
ve bir kimse ben bunu da tasvir etmiyorum namus haricinde bir kadını öldürürse kendi ailesi dahi ona sahip çıkmazdı biz bu kültürde büyüyen insanlık ne hale geldik biz insanların namusundan musallat olmaya başladık biz ne hale geldik çocuklara musallat olmaya başladık kıymetli dostlar ülke hızla şehirleşirken ortak yaşamanın ortak yaşamın ölçüsünü kendisi bulmalı her şey yukarıdan beklenmemeli bizim bu sene o yüzden hazreti mevlana da ortak yaşam felsefesini ortaya koymamızın sebebi bu biz ortak yaşamanın ortak düşünmenin
ortak bir hedefe yönlenmenin yolunu bulacağız inşallah işte bakın kapı açık hiç kimsenin hiçbir şeyini sorgulamadık bizim bütün sohbetlerimiz bütün çalışmalarımız herkes açık hatta bazen böyle sevip polis arkadaşlar gelirler oturun derim ben çayınızı için çorbanızı için bakın seyredin edin varsa biz eksiğimiz dediğimiz bilelim biz kapalı gizli bir şey değiliz bursa'da dört yüz elli yıllık bir mellevi tekkesi var dört yüz elli mellevi tekkesinde her gece sema var halka açık ücretsiz her gece yıl üç yüz altmış beş gün
bir gün yok onu da kapalı spor salonunda şebu arus yapıyoruz önümüzdeki cumartesi akşam bursa'da kapalı spor salonunda şey bu arus törenimiz var öyle özür dilerim biraz böyle hava atar gibi olmasın dünyanın en kalabalık semazen topluluğu bizde dünyanın ve cumartesi gün böyle bir muhteşem program olacak ama bir şey söyleyeyim bursalların da canı sıkasın biraz burası çok muhteşem oldu bu gece hepinizle teşekkür teşekkür ederim bizim şey barbus programları yıllardan beri ilk tekirdağda başlıyor bunun da bir özelliği var sizde
o yüzden hatta erdoğan bu sene dedi ki hep tekirdağdan başlıyor ilk birinci program bizim de birinci programımız tekirdağ oldu hepinize saygıyla hürmetle sevgiyle selamlıyorum ben bir sürü yine sohbet hazırladım ama hiçbirisini okuyamadım yine hakkınızı helal edin birazdan sema edeceğiz kalabalık sizi daha fazla yormak istemiyorum semada bizim semazenler her çarkta Allah der bizim hiçbir programımız ücretli değildir biz ücretsiz sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz birisinin peşinden gideceksiniz din adını
sizden ücret almayacak kırkta bire konmayacak zekatlarınızı bize verin demeyecek zekat fukaranın hakkıdır ben fukara değilim hamdolsun Allah önümde fukarayın kendi değerimde fukara değil hala da çalışıyorum emekliyim bakurdan esnaflıktan ama ben çalışmaya devam ediyorum biz dini çalışmalarımızdan asla ücret almayız hiçbir kursdan hiçbir semadan hiçbir toplantıdan hiçbir şeyden ücret almayız bizim ücretimiz yok biz Allah razı olsun demlesini dahi beklemiyoruz alkışlanmasını da beklemiyoruz biz geliyoruz Allah için burada
sayın valimi tanıdık belediye başkanını tanıdık sayın başkanlarımızı tanıdık rektörümüzü tanıdık Allah razı olsun hazırını tanıdık il başkanı başkan yanıcısını tanıdık sevdik birbirlerimizi Allah razı olsun ben bir de işaret bir şeyini patlatayım ben Mosin Yazıcıoğlu'nun Allah razı olsun ilk ocakları genel başkanıken ben de bayıldır da yönetim kulunda görevdeydim o yüzden bundan da mutluluk diyorum bundan üzülmüyorum sakın herhalde biz orada aldık ilk terbiyeyi başka bir yerde almadık büyüklere saygıyı orada öğrendik
terbiyeyi orada aldık ilk önce başka bir yerde aldık desek ihanet etmiş olunuz ilk cumayı orada kıldım ben bir genelge geldi bütün herkes cumaya gidecek diye biz o gün cumaya gittik hiç o güne kadar cuma kılmamıştım ben e genelge geldi geldim merkezden dediler ki yönetim kurulu her yönetim kurulu cumaya gidecek baktık cuma indi gelmiş bize tamam biz cumaya gittik ilk cumaya ben öyle gittim e öyleydi o zaman için normalde bir de gittik bir de yandan yandan bakıyoruz kim bize bakıyor kim bakmıyor diye o doz olan çünkü biz hiç camide
görmüyorduk normalde gidince zaten bir baktılar bunlar camiyi mi basmaya geldiler falan diye neredeyse korumaya alacaklar camiyi bizden dedik sakin olun yok biz cumaya geldik dedik ya camiyle işimiz yok bizim cumaya geldik şimdi tabi burada arkadaşlarla dostlarla tanışınca daha büyük bir mutluluk tabi sizler zaten her sene görüşüyoruz konuşuyoruz ayrı bir mutluluk semadan biz Allah diyoruz bu tekerlemi yapıyorum çok kızıyorlar semadan para alanlar biz kaç para kaç para kaç para diye dönüyoruz hani böyle düğünlere giderler ya
düğünlerde böyle eğlendirmek için gidenler adam çalar şimdi lan verecek mi acaba para böyle onun sizi eğlendirmesini istiyorsanız baştan verin parayı adamın aklında kalmasın ben düğünü bitirince buradan para alacağım mı almayacağım mı veya bu eğlenti bitirince para alacağım mı almayacağım mı aklında kalmasın ver parayı coştursun seni hiç sıkıntı yok bu onun gibi bir şey sakın ha kapının önünde heybe yardım ama size doldurmayacağım şimdi önceden dervişlerin heybesi varmış bu aksesuarın içerisinde dervişlerin heybesine
işte yardım etmek isteyenler akçe koyarlarmış işte ekmek koyarlarmış ihtiyaç görsün heybesine derviş çünkü isteyen değildir şehe billah demez derviş ihtiyacını belirtmez ama yan cebine koy der gibi heybesi var bizim heybemiz yok başkan verdi dedim ben heybeyle gelmedim heybeyle gideceğim şimdi ama başkan verdi başka hediye etti size doldurmayacağım merak etmeyin özür dilerim hepiniz herhalde biz Allah'ı zikrediyoruz biz Allah'ı zikretmeyelim bizim derdimiz bu bizim derdimiz bizim insanımız bizim milletimiz bizim topraklarımız
bizim devletimiz bizim derdimiz Kur'an şirme başka bir şey değil bu dertle yoğrulanlardarız inşallah o yüzden Allah'ı zikredeceğiz şimdi hep beraber siz de zikredelim size din satmak istemiyorum ama bir müjde vermek istiyorum müjde şu insanlar birbirleriyle akraba olmadıkları halde birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde birbirleriyle aynı kavimden olmadıkları halde Allah için severler bir yere toplanırlar orada Allah'ı zikrederlerse oradan af olmuş olarak kalkınızda müjde bu akraba değilim aynı kavimden de değiliz
maddi bir menfaatimiz de yok yani menfaatlerken ücret alınacak size de ücret vermeyeceğim böyle bir şey de beklemeyin ya biz geldik programa katıldık ya bu kadar da seni dinledik hani biraz bir şey bize vermeyeceğim mi derseniz yok yani gerçekten yok samancı gibi yapayım ama Allah'ı zikredip manevi heybeyi doldurup gideceğiz buradan ve oturduğunuz yerde bir sefer Allah deseniz çağına gönül der hani Mevlüt Hanım'ımız var ya ne diyor aşk ile Allah dese Nisa dökülür cümle günahlar ve istihaza zikir için abdesti oruçtu
kıbreydi şuydu buydu yok hiçbir ritüeli yok hiçbir ön hazırlığı yok yolda giderken bile Allah Allah Allah Allah yürüyün yemek yapıyorsunuz Allah Allah Allah karıştırın o sizin yemeğinizi sevmeyen adam var ya alacak içecek soracak bu yemeği sen mi yaptın ne demek ya ya çok lezzetli olmuş da Allah da bu kafasına giydir tencereyi ama onca yemek yapmışsın ama işte zikullahla yapınca yemeğin tadı bile değişir sizin bile tadınız değişir bakışınız değişir görüşünüz değişir al kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder dikkat edin
kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder onun meslebi meşlebi dini hayatı değil o Allah'ı zikretti kim Allah'ı zikrederse tekrar söylüyorum Allah da onu zikreder semada ve zikirde buluşacağız hakkınızı helal edin gecenin bayıl olsun mutlulukla zikredin gerçekten çok seviymişim çok mutlu inan olun o kadar çok mutlu oldum ki ayrı ayrı hepinizin evlerinden efendim selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.