TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 30 MAYIS 2020
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Haziran 2020 · 2:42:00
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim inşâAllah bütün Ümmet-i Muhammed'e birlik, beraberlik ihsan eylesin. Ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp yaşama ve yaşatma mücadele aşkı versin inşâAllah. Biz de normal gündemimize dönmeye başladık. Malum cumartesi akşamları Hakan kardeşin sormuş olduğu sorular vardı. İslam'da siyasetle alakalı. Tabi bu dersleri yaparken araya korona girdi. Koronadan sonra Ramazan girdi. İşte Ramazan'dı, bayramdı derken anca biz de gündemimize yeni yerleşeceğiz inşâAllah. O yüzden Hakan kardeşin bu hazırlamış olduğu ince titiz bir çalışma olan İslam'da siyaset veya siyasal İslam konulu bu soruları, bu sohbeti bitireceğiz.
Bitirdikten sonra da cumartesi akşamları yine mutat bir şekilde mesnevi derslerine kaldığımız yerden inşâAllah devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse. Tabi şunu diyorlar ve diyebilirler de bu konuda olumlu eleştirilere açığız. Olumlu eleştiri bizleri daha iyi, daha güzele, daha doğruya götüreceğine inanıyorum. İşte bir sufi topluluğun siyasetle ne alakası olabilir?
Bir sufi topluluk bunları konuşmaması lazım. Veya bunları gündeme getirmemesi lazım. Veyahut da tatlı bir şekilde, işte başına bir iş gelirse bunları konuşmaman lazım gibi tatlı nasihatler ve tatlı eleştiriler alıyoruz. Bence sufi toplulukların bunları konuşmaları lazım. Sufi toplulukların bunları dile getirmeleri lazım. Çünkü sufiler Allah'a yakin olmanın, Allah yolunda olmanın en önemli işaretlerinden birileridir. Toplumun önünde olmaları lazım bunları konuşmakla alakalı. Topluma bu fikirleri, bu düşünceleri, doğru Kur'an ve sünneti aktarmaları lazım. Zaman zaman tüm dünya üzerinde gerçek dini tebliğ edenler, gerçek dini yaşamaya çalışanlar, dünya üzerindeki bu global deccal sisteminin her ne kadar baskısına, zulmüne uğrasa da, sufiler bu baskıya, bu zulme bakmaksızın doğru gördükleri Kur'an'ın sünneti, imamların iştahatlarını hakaidi
ve doğru gördükleri Kur'an ve sünnete uygun uygulamaları anlatmaları lazım. Bunları söylemeleri lazım. Zaman zaman Müslümanlar kendi kendilerine, işte siz sadece din ve dünya işlerini aydınlatmaya çalışın, bunları ortaya koyun, belirtin. ve işte dine ait olan meseleler, ondan sonra Allah'la insanın arasında olan meselelerdir. Bunun dışına çıkmaması lazım, çıkılmaması lazım gibi algılar. Ve bunlar da işte Allah'la kul arasında olunca, bunlar sadece akait ve ibadetten ibaret kalıyor. öyle devlet işlerine, hukuktu, siyasetti, karışılmasın. İşte böyle camiden eve, evden camiye, hayat devam etsin. Deccalistler, kapitalistler, emperyalistler, her türlü istem dışı, insanları, ülkeleri sömüren o vampir kalpli, o vahşi yaratıklar dünyaya zulmetmeye, insanlara zulmetmeye, dünyayı sömürmeye devam etsinler istiyorlar.
Ve diyorlar ki, bana da zaman zaman böyle nasihatler ediyorlar. Sen diyorlar, yolun doğru değil, sen işte bu sadece dinin ibadet kısmıyla ilgilenen, sen nasıl bir şeyhsin, sen nasıl bir siz, nasıl bir tarikatsınız gibisinden, böyle nasihatlerde bulunuyorlar. Veya eleştirilerde bulunuyorlar. Herhalde biz Türkiye veya dünya standartlarında bir tarikat değiliz demek ki. Öyle biz zaten tarikat olduğumuzu da iddia etmiyorum ben. Ben tarikat, tarikatı da ve tarikat oluşumunu da bugünkü dünya üzerindeki, bugünkü zamandaki bütün tarikat ve tarikat adı altındaki oluşumları reddeden bir kimseyim. Bunlar böyle işte dünyevi işlere, dünya meselelere, ondan sonra bunlara dinin müdahale etmesine de gerek yok düşüncesinde duruyorlar.
Ve işte bu dünya ve dünyevi işlerle alakalı, siyasetle alakalı, devletle alakalı, hukukla alakalı işlere karışmayın. Yani ya işte siz gidin tekkenizde varsa zikrinizi yapın bizim müsaade ettiğimiz kadar, işte camilerinize gidin ibadet edin, evlerinizde istediğiniz ibadeti yapın, bu kadar, burada kalın. Ondan sonra öyle fazla etliye, sütliye karışmayın. O yüzden bu işte siyasal İslam veya İslam'da siyaset gibi konulara girmenize gerek yok. Veyahut da işte böyle sen siyasi, hukuki, iktisadi meselelere böyle bir İslam'ın yorumu olmaması lazım, İslam'ın bu konulara karışmaması lazım gibi nasihatler, düşünceler. Zaman zaman sizin de etrafınızda veyahut da genel olarak insanlar böyle düşünüyorlar.
Yani işte iş hayatında olsun, ticaret hayatında olsun, böyle kalkıp da dini söylemler, dini kaideler koyulmamalı. Ve normalde işte dünyada, uluslararası aranında iş nasıl görülüyorsa, ticaret nasıl dönüyorsa, böyle gidilmesi lazım. Böyle işte siyasette, ticarette, hukukta, kitaba, sünnete tabi olmak, kitabın, sünnetin hükmüne riayet etmenin anlamının olmadığını söylüyorlar.
Bu öyle, bunlar işte dünyanın kanunun düzenine aykırı olduğunu, tabiat kanunlarına aykırı bir noktada durduğumuzu iddia ediyorlar. Böyle söylüyorlar. E tabi öyle olunca, Kur'an ve sünnetin de böyle uluslararası ticarette, uluslararası hukukta, uluslararası hayat standartlarında yaşanabilir bir din olmadığı tezini söylüyorlar. Yani bunu sadece kendi içinizde yaşayacaksınız. Tabi buna uyan bir kısım da Müslümanlar var. Bu tezlere uyan bir kısım Müslümanlar ama korkularından, ama rahatları bozulmasın diye, ama bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmayalım diye kendilerince dergahlarına çekilmişler. Tekkelerinde, Kur'an kurslarında ve hatta işte vakıf binalarında belli ibadetleri ve ritüelleri ilahlaştırmışlar.
Bakın belli ibadetleri ve ritüelleri ilahlaştırmışlar ve onların arkasına sığınıp İslam'ı yaşadıklarını ve yaşattıklarını zannediyorlar. Yani bu bir kısım, ister siz buna tarikat oluşumu deyin, ister cemaat oluşumu deyin, bunun adına ne derseniz deyin. Bunlar böyle kendilerine ait kısır bir dünya kurmuşlar. Kendilerine ait bu kısır dünyanın içerisinde kalpleri kısır, görüşleri kısır, imanları kısır, akayetleri kısır bir şekilde, kısırlaştırılmış bir şekilde İslam'ı yaşadıklarını, İslam'ı yaşatmaya çalıştıklarını zannediyorlar.
Onlar için işte böyle dergaha girip üç adım yapmak, bu edep çok önemli. Veyahut da işte şu şurada böyle olur, bu burada böyle olur, sarık şöyle sarılmalı. İşte şurada haydarinin rengi böyle olmalı, haydarinin çizgisi şöyle olmalı. Asıl önemli olan bunlar, ondan sonra bu tarikatın adabı, erkanı, işte şeyhimin şeyhimin şeyhimin yaptığı, işte bunların terk edilmesi mümkün değil diyerekten, böyle kendilerince bir tabiri caizse küçük ritüellerin ilahlaştığı, küçük ritüellerin kendince aktap kabul edildiği bir dünya kurmuşlar.
Ve bunu da tarikat-ı ahaliye olarak belirlemişler. Bunun dışında çıkan kimse zındık oluyor, kafir oluyor, mürtet oluyor, her şey oluyor. Bunların arkasını sığınarak kendilerini İslam'ın önderi gibi de görüyorlar. Ama öbür tarafta sokaklara baktığınızda her türlü melanet, her türlü necaset, her türlü küfür, her türlü haram, her türlü adaletsizlik, hukuksuzluk, her türlü ayırmacılık, kayırmacılık, rüşvet, her türlü Kur'an ve sünnetin yasak ettiği, haram ettiği her şey caddelerde, sokaklarda, iş yerlerinde, iş hanlarında, bankalarda, devlette harıl harıl devam ederken
yani tekkeye sağ adımla mı girdin, işte kaç adımda girdin veya işte boynunu ne kadar büktün, ne kadar bükmedin, onun şöyle silsilesi vardı, onun böyle silsilesi yoktu, o şöyle bir şeyhdi, o böyle bir şeyhdi. Ondan sonra bu işte namazda şeyler, o baş parmaklar kulağının alt memesine mi değmeli, üst memesine mi değmeli, kulak hizasında mı olmalı, omuz hizasında mı olmalı, namazı kılarken biz ellerimiz bağlamalı mıyız, nereye bağlamalıyız, göğüs hizasına mı bağlamalıyız, göbek hizasına mı bağlamalıyız, biz bunlarla haşır neşir oluyoruz ve İslam'ı bu döngünün içerisinde alıyoruz, bu döngünün içerisinde tutuyoruz.
Cumalar kılıyor muyuz, kılamıyor muyuz, nerede kılacağız, nasıl kılacağız, biz cuma kılınması için, hangi cami seçildi, hangisi seçilmedi, cumaya gidecek olanlar, hangi seçilmiş, zümreye ait, bunlar konuşuluyor. Bunları konuştuğun müddetçe sen İslam olmuş oluyorsun ve böyle işte bir yerde adaletsizlik varmış, işte bir yerde hukuksuzluk varmış, bunlara gözünü yumacaksın, işte Amerika'da adaletsizlik, hukuksuzluk varmış, gözünü yumacaksın, insanlar haksız bir şekilde cezaevlerine atılıyormuş, gözünü yumacaksın ama Amerika'da birisi bir polis teşkilatına Müslüman bir müdür atanmış, Amerika İslam oldu diyeceğiz,
alkışlayacağız veyahut da Prens Çarş'ı Müslüman yapacağız, Prens Çarş da Müslüman diyeceğiz, Prens Çarş da Müslüman olacak diyeceğiz, Prens Çarş Müslüman diyeceğiz, gizli Müslüman diyeceğiz, biz İngiliz kraliyet ailesini hatta bir de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ehli beytinden diyeceğiz, oh İslam'ı, dini de kurtardık, kendimizi de kurtardık, dünyayı da kurtardık veyahut da işte bir önceki Amerikan başkanı seçilecek, bir önceki Amerikan başkanı, zenci neydi adı? Obama. Obama seçilecek, onu Mehdi bilen ilan edeceğiz biz.
Ondan sonra işte İslam'ı böyle algılamış olacağız. O yüzden siz böyle dünyada emperyalistler, ondan sonra bütün dünyayı sömürüyormuş, işte emperyalistler bütün dünyanın yeraltı zenginliklerini, yerüstü zenginliklerini iç ediyorlarmış, bütün dünya insanlarını bir sömürü aracı haline getirmişler. Bunlara bakmayın siz, biz ondan sonra bir de hani bazıları da işte seçimlere gireceğiz, seçimleri kazanacağız, belediye başkanlıklarını kazanacağız, meclislere insanlar koyacağız. Büyük Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne veya Tunus, Libya bir meclise veya şeyde İsrail'de, tabi İsrail Meclisi'ne Filistin'e kaçacağız, 3-5 tane muhakkak lazım. Ve oraların işte bir yere müdür, bir yere işte amir tayin edildi veya işte birisini iş başına getirildi. Bunlar büyük bir başarı, büyük böyle kıymetli şeyler ve bu gibi emellere nail olduktan sonra da, işte İslam'ın bütün ehemmiyetli olan ana damarların hepsi de açıldığı, ana meseleler halloldu gibi göreceğiz ve halledilmiş gibi göreceğiz.
Eğer böyle görmezsek o zaman Allah yandı. Müslümanların böyle işte ne bileyim milletvekillerinin, meclislerinin çok olması, işte belediyelerde, ne bileyim meclislerde çok olmasının sanki böyle İslam geldi sanki, bu İslam her yer sanki ve eğer bu keşmekeşliğin içerisinde sıraladığın bu topluluklara eğer siz Kur'an ve Sünnet'i uygulamıyorsunuz, siz Kur'an ve Sünnet'in içinde değilsiniz, Kur'an ve Sünnet bu kadar değil.
Kur'an ve Sünnet denilince bu sefer bütün bu toplulukların başındaki liderler, yöneticileri ve bu topluluğun içerisindekiler, siz İslam'ı eleştiriyorsunuz, siz İslam'a savaş açıyorsunuz, siz İslam'la sizin derdiniz deyip benim ne münafıklığımı bırakıyorlar, ne kafirliğimi bırakıyorlar. Ve olanca bütün cüruflarını, bütün necasetlerini üzerimize ve böyle söyleyenlerin üzerine akıtıyorlar.
Ve hani bazı dünya üzerindeki din cahillerinin yaptığı gibi, hani bir Müslüman hata ederse, İslam'a saldırmak için bir sebep oluşturuyor ya, İslam'a saldırıyorlar, bunların tersi de aynı işleri, Müslümanların içerisinde de var. Siz eğer ki kral çıplak derseniz, size saldırıyorlar cahilane bir şekilde, nasıl hani böyle bir şey söylersiniz diye. O yüzden biz ne yazık ki İslam'ın hak ve hukukunu korumak, İslam'ın hak ve hukukunu korumak, onun prestijini sağlamak, yani din bir tek din İslam'dır demek ve Kur'an ve sünnete sahip çıkmak, Kur'an ve sünneti yaşamak, Kur'an ve sünneti tamamiyetle hem dünyevi olarak, hem uhrevi olarak, hem ticarette, hem sanatta, hem ziraatta, hem siyasette, yani insanı ilgilendiren bütün alanlarda, Kur'an ve sünnet ne demiş, Kur'an ve sünnetin bu dairede hukuku ne, hükmü ne, bunu söylemeye kalkıştığınızda, tabii ortalık bugünkü dünyada ve bütün İslam ülkelerinde görüldüğü gibi karışıyor
ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunun anlaşılması da zorlaşıyor. Ne yazık ki Müslümanların halleri böyle benim tespitim ve Müslümanlar 200-250 yıldan beri bu halin içinden çıkamıyorlar ve kendilerince toplanıp dinin herhangi bir ritüelini yerine getirmeyi, icra etmeyi sanki İslam her şeyle yaşanıyormuş gibi algınlanıyor. Bu böyle oluşturulmuş olan din algısından kaynaklanıyor. Yani o oluşturulmuş din algısı hepimizi aldatıyor. Yani Mekke'de bunu aldanmayanların başında Hz. Muhammed Mustafa geliyor sallallahu aleyhi ve sellem. Bakın biz Mekkelilere müşrik diyoruz, dinsiz demiyoruz onlara. Neden? Mekkelilerin de kendince bir dinleri vardı ve kendilerini İbrahim'i din üzerine odaklıyorlardı.
Ve atalarından gelen bir din algıları ve bir din inanışları vardı. O din algılarının ve din inanışlarının gerçek bir din, doğru bir din olarak algılıyorlardı. Ve ben hep bunu önemserim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dediler ki, eğer derdin hazine ise gel hazinenin başına geç. Eğer derdin devleti idare etmek ise gel devlette sen bizim reisimiz ol, başkanımız ol. Eğer derdin kadını ise gel Mekke'de hangi kadını istiyorsan, onu evli ise boşasınlar, kızsa al onu sen kendin ona kadın et. Ama Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü muhteşem bir elime güneşi verseniz, bir elime de ayı verseniz ben eşhedü en la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim dedi.
Ve biz bunu böyle oturtturmakta zorlanıyoruz, bunu böyle konuşmakta zorlanıyoruz, buna bir şey demekte zorlanıyoruz, bunu algılamakta zorlanıyoruz. Yani şöyle düşünelim, Mekke'de bütün sokaklarda kadınlar çıplak dolaşıyor, fuhuş istenildiği gibi yapıyor. Bir kadın veya bir ev fuhuş evi olduğuna dair bir bayrak asıyor. Bugünkü işte örneğin fuhuş yapılan dünya üzerindeki evler gibi. Veyahut da Mekke'de faizcilik gayet serbest. Herkes, zenginler faizle iştigal ediyorlar. İnsanların emeklerini çalıyorlar, emeklerini yiyorlar ve hukuk istediklerini gibi elinde, hukuk değil guguk olmuş kafalarına göre istedikleri anda değiştiriyorlar. İstedikleri anda istediklerini yapıyorlar ve diyorlar ki sen bizim hukukumuza karışma.
Sen bizim ticaretimize, alışverişimize, sokağımıza karışma. Sen bizim eğlenmemize, boşanmamıza karışma. Eee sen gel istiyorsan hazinenin başında sen hazine ehil adamsın, emin adamsın. Bu noktada senin eminliğine, ehilline diyecek bir şeyimiz yok. Sen gel hazinenin başında dur. Veyahut da sen bu şartlar içerisinde sen kalkıp da yeni bir din söylemi getirme. Gel istersen devletin başına başkan ol sen. Başbakan ol, ne bileyim devlet reisi ol. Bizim Mekke'nin bu noktada Mekke şehir devleti, şehir devletinin sen başkan ol. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunları kabul etmiyor. Diyor ki hayır, o tevhid dinini aktaracağını, tevhid dinini söyleyeceğini söylüyor.
Tabi tevhid dinini aktarır, tevhid dinini söylerseniz, yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve geçmiş peygamberlerin başına gelenler de, sizin de başınıza muhakkak gelecek. E bu biraz ürkütücü, biraz korkutucu, biraz sıkıntılı bir süreç. Öyle olunca da insanlar imanlarından, İslamlarından taviz veriyorlar. Taviz vererekten kendilerince Müslümanlıklarını yaşamaya çalışıyorlar. Nereye kadar yaşıyorlar, nereye kadar yaşamıyorlar. Bunun hesabı, kitabı bana ait değil. Bunu Allah'la kendileri baş başa kaldıklarında hesaplarını yapacaklar. Biz o yüzden siyasal İslam'ı da konuşuruz. İslam'da siyasete de konuşuruz. Bizim derdimiz fazla, bizim içimiz yanıyor.
Biz Müslümanların zulüm altında olmaları, Müslümanların haksızlık, adaletsizlik, hukuksuz altında olmaları, Müslümanların her gün harıl harıl kanlarının akıtılmaları, topraklarının işgal edilmeleri, hem yerli ve yabancı unsurlar tarafından işgal edilmesi. Yerli dedim, işte gitmiş, gavurlarla anlaşmış, bir siyasi teşkilat kurulmuş, bir devlet kurulmuş, o gavurlarla anlaşılmış bir vaziyette orada Müslümanların canları, kanları, malları, namusları, şerefleri, haysiyetleri talan ediliyor.
Ve bu talanı göz yummak, Filistin'deki talanı göz yummak, Afganistan'daki talanı, kanı, gözyaşını göz yummak, Irak'taki, Suriye'deki, Yemen'deki, Afrika'daki, Hindistan'daki, Bangladeş'teki, Doğu Türkistan'daki kanı, gözyaşını zulme göz yummak, dünyanın neresinde olursa olsun ama Müslümanlara ama gayrimüslimlere yapılmış olan her türlü haksızlıklara göz yummak, insanlığa yapılmış olan haksızlıklara, adaletsizliklere göz yummak, küçücük çocukların tecavüzlerine göz yummak, küçücük erkek çocukların tecavüzlerine göz yummak,
eşcinselliğe göz yummak, hırsızlığa, arsızlığa, haksızlığa göz yummak, adaletsizliğe, hukuksuzluğe göz yummak, ne kadar insani, ne kadar islami, ben bunları sizlerin eğer taşlaşmadıysa, kararmadıysa vicdanlarınıza bırakıyorum. O yüzden biz konuşmaya devam edeceğiz. Biz Kur'an ve sünnet demeye devam edeceğiz. Nerede bir haksızlık, arsızlık, hırsızlık, hukuksuzluk varsa, nerede bir zalimlik var ise, nerede Allah'ın lanetlendiği işler var ise, biz onları dile getirmeye devam edeceğiz.
Benim sufilik anlayışım bu. Benim İslam anlayışım bu. Ben İslam'ı da, sufiliği de böyle algılıyorum, böyle yaşamaya çalışıyorum. O yüzden kendine münhasır bir kimse olarak görebilirsiniz. Bizi de kendimize münhasır bir topluluk olarak da görebilirsiniz. O yüzden asıl derdimizin bu olması gerektiğine inanıyorum inşallah. Bu siyasal İslam'la alakalı sorulardan devam ediyoruz inşallah. Bugün ben tekrar sohbet hazırlayacağım diye baktığımda 28. sayfaya gelmişiz. İnşallah 28. sayfadan devam ediyoruz. Mevdudi'nin sözünü almış kardeşimiz. İslamcılar, tam da kaçamak yolu bulunan Müslüman geleneğin mümkün kıldığı biçimde, Kur'an'ın yeni bir siyasal ve toplumsal okumasına girişiyorlar.
Örneğin, Mevdudi ve Turabi, siyasal İslam'ın kavramlarını, batılı hukuk türlerine ve siyasal bilimine göre, sanki bunlar evrenselmiş gibi tasnif etmekte çok isteklidirler. Evet, yani dönem dönem İslam toplumunun kendi içerisindeki Müslümanların ve Müslümanların başındaki kukla devletleri gören din adamları, fikir adamları, kendilerince bu dertle dertlenenler, bu problemlerin çözümünün genelde işte Turabi olsun veyahut da Mevdudi olsun, batıyı gören, batıdaki eğitim sistemine vakıf olan, batıdaki eğitim sistemine ve hukuk sistemine veyahut da batıdaki iktisadi sistemi gördükten sonra,
kendi ülkelerinde, kendi insanlarında bir değişimin, bir dönüşümün mutlak olması gerektiğine inanıp, ben büyük bir kısmının da samimi olduklarına inanıyorum. Hataları, kusurları herkesin olacaktır. Mevdudi'nin de samimi olduğunu inanıyorum. Abduh'dan çok etkilenmiştir, Abduh Afgani'den etkilenmiştir. İşte onların eksiklikleri, kusurları vardır. İşte Turabi, Müslüman kardeşlerden, İslami cihattan veya Müslüman kardeşlerden etkilenmiştir. Bunlardan etkilenerekten, kendilerince, kendi ülkelerinde, kendi topraklarında İslami bir uyanışın olması gerektiğini ve İslami bir dirilişin gerçekleşmesi gerektiğini görüp, belki de batı normlarına bakaraktan, Kur'an ve sünnetten ölçüler çıkarmaya gayret etmişler.
Ben Mevdudi ve Turabi veyahut da Anadolu'nun dışındaki İslami hareketlerinin çok ince ayrıntılarına girmedim. Ama üç aşağı beş yukarı onlara baktığımızda, onların böyle bir çalışmalarının olduğunu görebiliriz. Çünkü İslam dünyası, Müslüman kardeşlerden veya İslami cihat örgütü dediğimiz, sonradan isim bazı yerlerde değişen veya İhvan-ı Müslümin dediğimiz veya hatta işte değişik yerlerde etkilenen, İslam coğrafası birbirinden etkilenir çünkü, Türkiye'de de etkilenenler var bunda.
Mesela Ali Şeriatı'dan etkilenenler var Türkiye'de, örneğin Ali Şeriatı'nın fıkıh olarak nerede olup bakmadığına, Hüseyin Nasır'ın nerede olup bakmadığında, o yüzden bunlardan etkilenen topluluklar da var. Ve İslam bu dairede kendi kökleri, Kur'an ve sünnet kaidelerini evrensel olarak görür. Ve son 200 yıla kadar, 200-250 yıla kadar dünyanın her yerinde İslam dini ile medeniyet yan yana yürümüş. Son 200 yıla kadar ve İslam doğduğu günden itibaren bütün dünyada dinle medeniyeti yan yana yürütmüş, iç içe koymuş. Hatta diyebiliriz ki, bin yıllık kocaman bir İslam medeniyeti oluşmuş. Bunu ben kısmen Emeviler, Abbasiler, Selçukliler, sonra Osmanlılar olarak baktığımızda, Osmanlı'nın son 200 yılına varıncaya kadar, hatta son 150 yıl diyelim, kocaman bir medeniyet oluşmuş.
Ve Batı dünyası bu iki kavramı iç içe olmasını bizden öğrenmiş. Ve Batı medeniyeti dediğimiz medeniyetsizliğe baktığımızda, onun içinde din yoktur çünkü. Bizde İslam medeniyeti dediğimizde, medeniyet ve din iç içe girmiş. Ama son 200 yıl ne yazık ki kendilerini yenileyememişler, ne yazık ki kendilerini tecdidi olarak bir hareket gösterememişler ve yenilmişler. Ama sonuçta bugün Batı'ya da baktığımızda, Batı dinsiz bir medeniyetin olamayacağını, muhakkak ve muhakkak dinin de olması gerektiğinin veya felsefi olarak bir derinliğinin olması gerektiğini görüyor kendisi. Nasıl görüyor? O insanları bir arada tutan, o insanları birbirine yardımlaşma, birbirine yardım etme kültürünü, inancını koyan din çünkü.
Bakın, Amerika'da olan şeyler, bir Müslüman beldede olması yetişmiş bir İslami bir kültürde bunun olması mümkün değildir. Veya bu koronadan görüldü ki mesela, İspanya'da, İtalya'da, Amerika'da bakım evlerinde çalışan kimseler, korona korkusuyla bıraktılar, gittiler oradaki ihtiyarları. Hepsi birden koronadan öldükleri görüldü. İşte bu koronayla Batı medeniyeti denilen medeniyetin olmadığı görüldü. Örneğin, işte bunun aslında örneği Bosna Savaşı'nda görülmüştü. Biz Bosna'yı havaalanından indiğimizde, Bosna'da, Sarayuva'da şehrin merkezine giderken, ben ilk defa gördüm orada, koca koca apartmanlarda kocaman kocaman delikler ve yanmış bir, buradaki gibi işte ihtiyarların kaldığı bir sosyal tesis düşünün.
Komple yakmışlar içerisindeki yaşlılarla beraber ve medeniyet denilen şeyin aslında bir vahşet olduğunu, Batı medeniyetinin bir vahşet olduğunu o zaman daha iyi idrak ettim. Hoş, o Batı medeniyeti denilen o vahşi medeniyet Osmanlı'yı parçalarken de bu vahşiliğini göstermişti. O yüzden işte Mevdudi gibi, Turabi gibi, işte Hüseyin Nasır gibi onun o sonra insanlar veyahut da Türkiye'de Bediüzzaman Said Nursi gibi kabul edin etmenin, veyahut da Süleyman Hilmi Tuna gibi veyahut da işte Türkiye'nin, Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki tabiri caizse her türlü baskıya,
baskıya, her türlü sıkıntıya göğüs gerip, tarikat-ı aliyeyi ayakta tutmaya çalışan o muhteşem zatlar gibi, Kur'an ve sünnete yeniden dönüp, Kur'an ve sünneti yeniden iştahat edip, tecid edip, yenileyip, yeniden İslami bir uyanmanın, İslami bir kalkınmanın mümkün olabileceğine dair görenler, bu kendi geçmişlerini yönelerekten çalışmalar yapmaya çalışmışlar.
Allah hepsinden de razı olsun. İkinci paragraftan devam ediyoruz. Beni Sadr gibi İranlı ideologlar, tevhidi sınıfsız toplumla, mustazaf, proleterya, plureterle özdeşleştirir. Şii eskatolojisi, Ali Şeriatı ile birlikte devrime saplanır kalır. Fakat aynı zamanda İslamcılar, batılı değerlere ve kavramlara bakarak, İslam'ın modernliğini kanıtlamaya çalışan, modernleşmeci birçok Müslümanın uzlaşmacı özür dileme tavrını ve savunmada kalışını reddederler.
Beni Sadr, İranlıdır kendisi, isminden de belli olacağı gibi. Babası Ayetullah'tır onun. Yani Sadr ailesi komple Ayetullahlar ailesidir. O yüzden hala da Sadr ailesi Şianın içerisinde önemli bir yere sahiptir. Önemli bir etkinliğe sahiptir. Tabi Beni Sadr aynı zamanda Hümeyni'ye çok yakın bir kimsedir. Hatta Hümeyni'nin denilebilir ki, beyin arkasında iki kimse daha vardır.
Ben hep söylerim onu. Birisi Hüseyin Sadr'dır, birisi de Ali Şeriatı'dır. Bu Beni Sadr, Ali Şeriatı ve Hümeyni aslında İran devrimi olmazdan önce hemen hemen üçü aynı noktadadır. Beni Sadr tabi şeyde Paris'te yetişmiştir. Bunu da altına çizelim. Ve orada finans okumuştur, ekonomi okumuştur Paris'te. 60'larda Şah'a karşı olan ayaklamalarda önemli roller üstlenmiş ve birkaç kez de hapse atılmış. Sonra da Fransa'ya kaçmış bir kimsedir. Daha sonra Hümeyni de Türkiye'ye gelir. Türkiye'den o da Fransa'ya gider. Ve Hümeyni liderliğinde İran direniş grubu kurarlar.
Bu direniş grubunun da danışmanlarından biridir. En önemlisidir. Devrim, İran'daki devrim başarıya ulaşınca Beni Sadr da İran'a döner. Ve Beni Sadr hatta devlette değişik görevler yapar. En son Cumhurbaşkanlığı da yapar. Cumhurbaşkanlığı'ndan sonra az edilir. Az edilince tekrar Fransa'ya döner. Ve Fransa'ya döndüğünde de Hümeyni'nin hatalarını ve kusurlarını söylemeye başlar. Ve Hümeyni'ye eleştirel bakmaya başlar. Ali Şeriat'i de, o da malum İranlıdır. Kendisi aslında sosyologtur.
Sosyologtur kendisi. Bazı kesimler tarafından düşünür, yazar. Din sosyolojisi veya çok çağdaş İslam düşüncesinin bir profili gibi görülür. Aslında kendisi Maksist'tir Ali Şeriat'ın. Benim tespitim. Maksist, Maksizm'den alıntılar yapar. Maksizm'den alıntılar yaparaktan veya Maksizm'den türetmeler yaparaktan çağdaş bir İslam düşüncesi, çağdaş bir devrimcilik ortaya koymaya çalışır.
Ve o da İran İslam devriminin baş düşünürü olarak anılır. Ama Ali Şeriat'ın hadislere bakış açısı, akayete bakış açısı, dünya, sünni İslam dairesinde ne kadar kabul görür görmez. Bu artık ayrı bir tartışma konusudur. Ve zaman zaman Türkiye'de de bir kısım medyatik insanlar, İslami entelektüel olarak görünen bir kısım medyatik kimseler.
Burada şimdi onların isimlerini sıralarsam bir daha kavga çıkar. Ondan sonra böyle Ali Şeriat'den alıntılar yapıp sosyal medyada yayınlayanlar, Ali Şeriat'ın fikirlerini ortaya koyanlar. Bir de bunları konuşurlarken böyle İslam adına konuşurlar, İslam adına söylerler. Bunlar da vardır. Ve bu kimseler, yani ister Hüseyin Nasır olsun, ister Ali Şeriat'ı olsun, ister Ayetullah Hümeyni olsun, bunların üçü de İran Şiasının yetiştirdiği, İran Şiasının öne çıkardığı ve dolayısıyla yine emperyal güçlerle kol kola girmiş, emperyal güçlerin bir kısmının bir tarafın emrinde olan insanlardır.
Onları ben İslam'ın yeniden, Müslümanların yeniden dirilişine, yeniden uyanışına vesile olacak kimseler olarak görmüyorum. Ve onlar kendilerince, hani işte batılı değerlere önem vermiş olabilirler. Batılı değerlere ve kavramlara bakaraktan İslam'ın modernliğini, modernitesini ortaya koyabilirler. Biz tabii bu modernliğe bakarken, modernliğe bakarken, yani hangi açıdan baktığımız da önemli.
Eğer modernliğe ve demokrasiye ve moderniteye bakışımız her türlü harama göz kırpıp, her türlü haramı mübah görmek ise, İslam böyle bir moderniteye, böyle bir çağdaşlığa aykırıdır. O yüzden İslam'ın kuralları bellidir, haramlar bellidir ve ibadetler bellidir. İslam'ın devlet sistemi bellidir. Bakın İslam'ın devlet sistemi de bellidir. İslam böyle dünyaya karışmayan, devlete karışmayan, siyasete karışmayan, aileye karışmayan, sokağa karışmayan, caddelere karışmayan, şehirlere karışmayan, paraya karışmayan bir din değildir. Zaten sıkıntı da bu. Ve bunu bir kısım İslami, entelektel gibi görünen ama benim İslam olarak görmediklerim de böyle söylüyorlar.
İslam her şeye karışıyor. Yani bunu evrensel bir İslam olarak görecek isek, bunları tarihsel süreç olarak görelim ve tarihe gömelim İslam'ın bu karışmalarını. Eee o zaman işte bir tek Allah'a iman edelim. Eee sokağa karışmasın, devlete karışmasın, siyasete karışmasın, hukuka karışmasın, aile hayatına karışmasın, aramlara karışmasın. Bir tek iman dini olarak kalsın böyle bir düşüncede olanlar var. Ama İslam öyle değil. İslam öyle olmadığı için zaten batılı emperyalistler tarafından sıkıntılı bir din olarak görülüyor. İslamcılık, Müslüman dininin temelini teşkil eden bir teolojik düşünceden yola çıkar. Allah'ın aşkın tek ve benzersiz olmasını öngören ilahi birlik ya da tevhid İslamcılığın geleneğe kıyasla katkısı ya da zararı o zamana kadar yalnızca Allah'a atfedilen bu ilahi kavramı topluma da uyarlamaktan ibarettir.
Selefi Muhammed Abduh'un ünlü incelemesi Risalet-ül Tevhid. Muhammed Abduh'da Mısır'da Türkmen bir ailenin çocuğudur aslında. Türkmendir ya kendisi Muhammed Abduh. Mısır'da o da bir İslami entelektüel olarak görülen ve Mısır'daki yenilik hareketinin öncüleri olarak görülmüş. İşte Tanta civarında yaşamış bir Türkmen ailenin çocuğu ve Mehmet Ali Paşa zamanında baskılardan dolayı Nil Nehri civarına taşınmışlar.
Babası onu çok okutmak için uğraşmış ama o birkaç sefer okulu bırakıp gelmiş yani orada bir ilim göremeyeceğini zannetmiş. Enteresan bir şey Abduh en fazla etkilendiği kimse Şeyh Derviş Hızır'la görüşmesi ve o böyle ona ilmi sevdirmiş, kendisine ilim aşılamış. O Şeyh Derviş Hızır'la görüşmesi hep devam etmiş ve yurt dışına eğitime gittiğinde de yurt dışında gezip dolaştığında da döndüğünde hep onunla görüşmüş, onunla istişare etmiş.
Ve tabi Cemalettin Afgani ile yolları kesiştiğinde farklı bir Abduh olmaya başlamış ve böylece Mısır'da da bir hareketin öncüsü olmaya çalışmış. Mesela Allah'ın zatı yerine, onun mahlukatı üzerinde düşünmenin hem dinin emrine hem de insanların ihtiyacına daha uygun olacağına dair fikirler sert etmiş ki doğru. Ve tabi Afgani ona aradığı her şeyin kendisinde olduğunu, dışarıda bir şey aramaması gerektiğini tavsiye etmiş.
Öyle olunca da peygamberi, vahyi reddetmemiş ama bu Avrupa'yı görünce Mısır'da da bir yenilik hareketinin olması gerektiğine inanmış. Değişik zorluklar çekmiş, değişik sıkıntılar çekmiş o da. Eserde öğretim görevli yapmış, devlette görev yapmış. Hatta bir ara Türkiye'deki gibi Diyanet İşleri Başkanlığı görevinde dahi bulunduğu, işte eğitim kademelerinde bulunduğuna dair rivayetler var.
Bu kimse, bunlar da tabi Batı bunlara bakarken Efgani olsun, işte Mevdudi olsun, Abduh olsun, bu gibi Ali Şeriatı gibi, Hüseyin Nasır gibi kimselere bakarken Batı, işte bizim değerlerimizi İslam dünyasına götürecek ve İslam dünyasını dönüştürecek, yani Batı formatında dönüştürecek kimseler olarak görmüşler. Tabi Turabi'ye de böyle bakmışlar bir ara. Yani Turabi de Batı'da eğitim görmüş, Sudanlı kendisi. Buradan izliyorlarsa Sudanlı kardeşlere de selam ediyoruz. Turabi'yi de öyle görmüş ve Turabi'yi ilk etapta desteklemişler. Ama Turabi de İngiliz sömürgesine karşı mücadele edilmesi gerektiğini ve büyük Sudan projesiyle ortaya çıkınca, çünkü büyük Sudan projesini, bütün Afrika'nın o bölgesini Sudan'ın içinde aslında, böyle bir hali var.
Bunlar Batı tarafından ilk önce desteklenmiş kimseler. Tabi buradan Turabi'ye de değinmiş kardeşimiz. Toplum ilahi birliğin, tevhidin yansımasıdır. Daha doğrusu öyle olmalıdır. Sudanlı yönetici Hasan al-Turabi. Bunlar, tabi Turabi yakın zaman bir insan. Çünkü kendisi 32 doğumlu, o da Müslüman kardeşlerin içerisinde yer alan, ama bir müddet sonra Müslüman kardeşler cemaatinden ayrılan, ve İslam'ın ulusal cephe olarak bir cephe kuran, ondan sonra böyle küresel ölçekli İslami akımları etkileyen bir kimse ve Sudan'da çok etkin,
tabi en son o Beşir'di herhalde. Beşir'in zamanında hastanede gözetim altındayken, Beşir'in ev hapsi ve hastane hapsi var. O gözetim altındayken vefat etmiş bir kimse. Ama Turabi'yi bunlardan biraz ayırt edebiliriz. Çünkü Turabi, İngiliz sömürgesine karşı mücadele etmekten yanıdır. Ve Büyük Sudan Birliği'ni kurmak ister. Yani Sudan, etrafındaki o Büyük Sudan projesiyle ortaya çıkar. O yüzden İngilizlerin de çok hoşuna gitmez. Tabi böyle bir giriş yaptık. Şahıslar böyle konulunca şahısları da tanıyalım istedim. Birlik, ilahi özün temel verisiyle insan toplumunda bina edilmeli, gerçekleştirilmelidir. Tevhidi bir toplum ne öze ilişkin bölünmeye ne de olumsal tarzda bile olsa ilahi düzen karşısında özerk olan siyasal bir merciye tanık olacaktır.
İşte bu durumda Allah'ın mutlak egemenliği, hakimiye hüküm sürecek bir bireyin hayatının çeşitli veçelerinde olduğu gibi toplumun çeşitli veçelerinde de egemen. Kimmiş? Tevhid kavramı şii olan şeriatı ve murtaza, mutahari tarafından kullanılışı yine Mevdudi'nin bir sözünü almış kardeşimiz. Bu yüzden İslam yalnızca bir inançlar bütünü değildir. Kapsayıcı bir düzen, bütünsel bir düzendir, nizamdır, mevdudi. İslam, hayatın tüm veçelerini kucaklayan kapsayıcı bir düzendir. Bu yeni düzen olumsal bile olsa her türlü layık düzlemi dışlar. Tabi bu zaman zaman İslam dünyasının içerisinde çıkan ve Müslümanların dertleriyle dertlenen kimselerin benim nazamda en büyük hatalarından birisi batıya şirin görünmeye çalışmalarıdır.
Batıya şirin görünerekten ama biz buna hutahile diyelim ama biz buna bir sürü dil bulalım ve batının karşısında batının hegemonyasını kabul eden, batının kendince inanç ve kültürünü kendi toplumlarında yansıtmaya çalışma gibi bir hataları olmuş. Ve o yüzden bir Müslüman da layık olabilir söylemi, malum Türkiye'de de çok kullanılmıştır, Müslümanların layıklığı tartışılmıştır.
Tabi Müslümanların layıklık olup olmaması, bir Müslüman ülke nasıl layık olur, nasıl olmaz bunun tartışmasına girerlerken layıklığın çıkış noktasına, sebebine bakmazlar. Layıklığın çıkışı Avrupa'da malum bir papalık nizamı vardır ve bu papalık nizamı çok eskidir. Eskiden kurulmuş ve bu papalık din namı altında padişahlardan da, hükümetlerden de daha kuvvetli, onlardan da kudretli ve daha böyle katı, değişmesiz bir hükümet sürüp, saltanat sürüp devam ediyorlar.
Hatta hala da öyleler. Olmadık zalimlikleri din kisvesine sokaraktan icra edip böyle bir yol tutturmuşlar. Örneğin işte din kisvesi altında haçlı seferleri düzenlemişler Müslümanların üzerine ki hala da din kisvesi üzerine Müslümanları katlediyorlar, Müslümanları inimini minnetiyorlar. Son Irak işgalinde bu bir haçlı seferidir sözünü Müslümanlar çabuk unutuyorlar.
Yani Amerika devlet başkanı Irak'ı yerle bir ederken saddamı bahane ederekten bu bir haçlı seferidir dedi. Ve çok acı bir şey, Müslümanlar bunun karşısında söyleyecek söz bulamadılar. Ve Irak bütün Müslümanların gözünün önünde yerle bir edildi. Suriye bütün Müslümanların gözünün önünde yerle bir edildi. Afganistan bütün Müslümanların gözünün önünde önce Rusya işgaline ardından Amerikan işgaliyle yerle bir edildi. Pakistan karman çorman edildi, Hindistan, Keşmir ve Hindistan Bangladeş o bölge Hindistan'daki Müslümanlar perperişan edildi hala da öyle. Ve Filistin'deki Müslümanlar perperişan halde hala da öyleler. Keşmir, Çin, Doğu Türkistan, oradaki Müslümanlar perperişanlar ve oradaki Müslümanların ne olduğu ne olmadığı hiçbir kimse tarafından bilinmiyor.
Ve acaba oradaki Müslümanların ailelerin parçalandığına dair küçük çocuklarının eğitim amaçlı alınıp ailelerinden alınıp devlet yurtlarına yatırıldığına dair duyumlar alıyoruz. Ne kadar doğru ne kadar yanlış onları da bilmiyoruz. Ve bu papalık müessesesi hakiki Hristiyanlığa da karşı çıkmış. Ve hakiki Hristiyanlığa karşı da muhalif olmuş. Ve o kadar ölçüsüz davranmış ki onun bu yaptıkları kendiliklerinden dinin haricine çıkarmış. Din namı altında yapılmadık haksızlıklar, rezaletler yapılmadık ayırmacılıklar, kayırmacılıklar, adaletsizlikler, hukuksuzlar kalmamış. Ve hala da papalık kisvesi altında eşcinsel papalar, eşcinsel rahibeler hala da papalık kisvesinin altında dünyanın en büyük kara para aklamaları ve dünyanın en büyük mafya paralarının üzerine oturma onları sevk ve idare bu papalık hükümetinde devam etmekte.
Ve böyle hakiki bir dinin temsilcisi olmaktan çıkıp böyle gayri bir dinin temsilcisiymiş gibi ve her türlü haksızlığın, hukuksuzluğun, her türlü zalimliğin bir temsilcisi gibi görülmüş. Ve böyle olunca da Avrupa'da bu papalık hiyerarşisinin Hristiyan dünyada ne kadar zalimane, ne kadar haksız olduğunu görünce insanlar sekülrizm cereyanı başlatmışlar.
Yani artık demişler ki kilise bizim hayatımıza karışmasın, kilise bizim dünyamıza karışmasın ve kilise ile siyaseti birbirinden ayrılalım ve fikir ve inanç ve siyaset ayrılsın demişler. Böyle ayrılmışlar ve o sekülerizm siyasi bir cereyan, siyasi bir hareket haline gelmiş ve o sekülerizm siyasi cereyan, siyasi hareket iken artık dönüşmüş.
Şimdi bir dinmiş gibi algılanıyor. Çünkü hani o layıklıkla ve hatta o sekülerizmle inanç ve din hürriyetinin sağlanacağı zannedilmiş batıda. Ama ne yazık ki şu anda sekülerizm eline geçirdiği bütün dinleri ve dindarları boğmakla görevlendirilmiş gibi icra ediyor. Hele bizim ülkemizdeki layıklık uygulamalarına baktığımızda ne yazık ki dini ve dindarları boğan, dini ve dindarları yaşam hakkı tanımayan sert, jogoben, katı, faşist bir layıklık uygulanmış.
Böyle olunca hani layıklığı böyle ne yazık ki ben Mustafa Özbağ olarak böyle yumuşak bir şekilde bakamıyorum. Ona hoş, seveceğim bir şekilde yaklaşamıyorum. Çünkü her ne kadar din dışı, her ne kadar zulüm, her ne kadar zalimlik var ise layıklık elden gidiyor tereneleriyle ülkede yaşandı. 28 Şubat'ın sebebi layıklık oldu, 27 Mayıs'ın sebebi layıklık oldu. Yani 61-27 Mayıs ihtilali layıklık çatısının altında icra edildi. 28 Şubat darbesi layıklık çatısı altında icra edildi. Ve layıklık çatısı altında ülke Müslümanlarının enselerinde boza pişirildi. Ne yazık ki mallarına el konuldu, evlerine el konuldu. Ne yazık ki her türlü zulüm oldu.
Ne yazık ki üç tane şehidimiz var. Yani bu ülke layıklık terenesiyle başbakanını asmış bir ülke konumuna geldi. Öyle olunca sanki layıklık böyle din ve dünya işlerinin ayrılması gibi algılanıyor. Değil, layıklık sekülerizm, dünyayı boğmak için üretilmiş bir canavar. Öyle layıklığa yumuşak bakamıyorum, layıklığa tatlı bakamıyorum. Benim için layıklık din ve dinden olan her şeyi boğan bir canavar gibi. Ve bu canavar durmuyor, doymuyor da. Bu canavar durmuyor ve doymuyor. O yüzden İslam layık midir? Değildir. Müslüman layık olabilir mi? Benim nazarımda olamaz. Müslümanın yaşayacağı bir devlet de layık olamaz tam anlamıyla. Mümkün değil bu.
Ben bunu dünya üzerinde ve ülkede uygulanan layıklıklardan esinleniyorum. Yani işte neye karışmayacağız biz? Dünyaya karışmayacağız. Bu ne demek? Hiçbir harama karışmayacaksınız siz. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yani bakın İslam kendince inanç hürriyetini sağlamıştır. Siz bir kimseye zorla inanacaksınız diyemezsiniz. Ve zorla namaz kılacaksınız diyemezsiniz. Ama İslami kaideler içerisinde benim aklımı, dinimi, namusumu, şerefimi, malımı korumalı devlet. O yüzden dünya üzerindeki layıklık uygulamalarında bunu görmediğim için o layıklığı kabul etmem mümkün değil. Bu akşamlık bu sohbeti böyle hem konu da bitmiş oldu burada.
Konu bir bitimi olduğu için burada bırakmak istedim. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki cumartesi pek ama İslami toplumu nasıl kurulmalı? Pek ama İslami toplumu nasıl kurulmalı soru işareti var. Buradan inşallah devam edeceğiz. Ben yine buradan ilk paragrafı okuyayım. Herkesin kafasında öyle kalsın. Ilımlı İslamcılarla radikaller arasındaki zıtlaşma İslamcılığın bütün tarihine yayılmıştır. Siyasal iktidarın denetiminin gerekli olduğu konusunda hepsi birleşmektedir. Ilımlılar tabandan İslamileştirme taraftarıdırlar. Bir yandan da yukarıdan aşağıya İslamileştirmeyi teşvik etmek için şeriatın yaşama sokulması yöneticilere baskı yapmaya yönelirler. Bu elbenna ve mevdudinin politikasıdır. Eğer hükümet şeriatın dışına çıkacak kadar kendi doğasına yabancılaşırsa, işte bu durumda birey ayaklanma hak ve yükümlülüğüne sahiptir.
Bu İslam'ın devrimci yönüdür. Oxford Üniversitesi 1983, Esposito, oradan bir alıntıyla Allah izin verirse inşallah önümüzdeki cumartesi devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Şimdi sorularınıza geçeceğiz tabii. Kıymetli kardeşler, geçmiş haftalardaki haftalardan böyle sohbeti kısa tutmamanın da biraz sebebi oydu. Hani sorulara biraz daha fazla zaman ayırayım. Soruları bitirmekti. Geçmiş haftalardan kalan sorular var. O yüzden geçmiş haftalardan kalan sorulara devam edeceğiz. Yanımızda silah taşımak ya da çakı sorun olur mu? Evet sorun olur. Bu sufice bir yaklaşımdır. Silah taşımak sünnettir. Ama devlet insanın hakkını, hukukunu, namusunu, şerefini koruyorsa, insanlar orada silah taşımamalılar.
Ve yaşadığınız devlet silah taşınmasını yasakladıysa sizin silahlanma hürriyetiniz yoktur. O yüzden sufice yaklaşım silah taşımak uygun değil. Hanefi kasten oruç tutmayanın cezası var mıdır? Hanefilere göre bir kimse kasten bir farzı terk etmiş olsa bunun bir cezası yoktur ibadetle alakalı. Abdullah baba Said-i Nursi müceddit diyor.
Said-i Nursi sufi değil. Ben Şeyh Efendi'nin ağzından hiç duymadım Said-i Nursi hakkında müceddit dediğini. Bir başkasının yanında demiş olabilir. Ben hiç duymadım ya da hatırlamıyorum. Allah beni affetsin. Said-i Nursi sufidir kendisi. Kadir-i Nakşi'dir hatta. O yüzden Said-i Nursi sufi değil diyenler yanılıyorlar. Kendisi Kadir-i Nakşi dervişidir. İmam-ı Rabbani dinini bilmeden tarikata giren dinden çıkar diyor. Ne demek istiyor? İmam-ı Rabbani'den bunu da hiç duymadım. Ama söylemiştir bir şey diyemem. Bir kimse tarikatta dinini öğrenir. O yüzden keşke tarikatlar serbest olsa insanlar dinlerini öğrense, keşke tarikatlar yeniden kurulsa, yeniden neş-i neva bulsa insanlar gerçekten sufice bir din öğrenseler.
Arkadaşlar sorulardan seçeceğim bugün hakkınızı helal edin. Sorularını es geçtiklerim haklarınızı helal etsinler.
Yani normalde konuyla alakalı sorular varsa diye ben devam etmek istiyorum hakkınızı helal etsinler. Bu önemli efendim ben 14 yıldır dergahdayım defalarca şahit oldum ki ölüden şeyh olmaz diyorsunuz. Hatta ben öldüğümde Mustafa Efendi'ye bağlıyım deyip yaşayan bir şeyhe tabi olmazsanız size hakkım helal etmem diyorsunuz.
Birkaç sözünüzü dinleyip tamamını idrak etmeden yorum yapanlar hakka girmiş olmazlar mı? Bunu ben defalarca söylüyorum. Bu her nefis ölümü tadıcıktır. Herkes vefat edip bu dünyadan göçüp gidecek. Arkadaşlara, kardeşlere bunu açık ve net olarak söylüyorum. Eğer herhangi bir kimseye bir görev tevdi etmezsek arkadaşlar istihare yapacaklar, istişare yapacaklar, gidip bir şeyhe intisap edecekler.
Doğru olan bu çünkü. Böyle bayram tebrikleri var, onları genelde geçiyorum. Allah'ın Ekim, rüyamda sizin ve dervişlerinizin olduğu zikir halakasına beni dalıyorsunuz. Mümkünse ben de ders alabilir miyim?
Evet, size ders kağıdını gönderiyorum. Arkadaşlar, sorularınızı es geçtiğim sorular olabilir. Ondan sonra işte buradan okunmayan bir şey olabilir. Üzerinize alınmayın. Vay benim soruma bakmadı da cevap vermedi de demeyin. İnsanız gözümüzden kaçabilir, insanız. Biz okuyamamış olabiliriz. O yüzden tekrar sorun. Bunda bir sıkıntı yok. Allah razı olsun inşallah. Evlilikteki cinsellikle alakalı sorular var.
Bununla alakalı inşallah söz verdim. Allah'tan bir şey gelmezse bir perşembe günü buna ayıracağım. O yüzden şimdi böyle bu manada sorularınız var. İnşallah en kısa zamanda bununla alakalı bir sohbetimiz olacak. Hazırlayacağım inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah onunla alakalı sohbet yapacağım. Selamünaleyküm. Parklara yol kenarlarına dikilen meyve ağaçlarındaki meyvelerden yemek haram mıdır? Eğer onlar belediyenin uhdesinde değilse yerine bilinir. Şunu soruya da değineyim.
Selamünaleyküm. Kocam bazen bir tartışma sırasındayken ikinci eş almakla tehdit eder gibi konuşuyor. Defalarca rahatsız olduğumu söylememe rağmen devam ediyor. Bazen şaka yaptım, bazen dalınca görüşürüz tarzında konuşuyor. Böyle söyledikçe de ondan soğuyorum. Böyle bir şey söylemeye hakkı var mıdır? Yok. Hele bu kardeş bizim topluluğumuzdaysa hiç yok. Bunun söylenmesini yasaklamıştım çünkü. Bunun söylenmesini de yapılmasını da yasaklamıştım. Bunu söyleyen erkekler ne yazık ki ham, cahil, ne söylediğini bilmeyen küstah kimseler. Bunlar eğer bizimle bağlantısı var ise gerçekten bizi dinlememişler veyahut da dinlemiyorlar. Ve küstahlıklarına, hamlıklarına devam ediyorlar.
Cahilliklerine devam ediyorlar. Bunu söyleyen kimseler, bunu söyleyen kimseler, hani bir laf var, övürmesini bilmeyen köpek kuzuya kurt getirirmiş. Bunlar da o cinsten. Allah bunları affetsin. Allah bunları tövbe etmeyi, gönüllerine ilham etsin. Bunlar da tövbe etsinler. Bunlar evlerinin ve eşlerinin huzurunu düşünmeyen ham insanlar. Allah bunu kim yazdıysa sen onun cahiliğine ver. Cahil bir kimse o. Ne yazık ki bizim sohbetlerimizden faydalanmamış. Selamun Aleyküm.
Her şeyh, icazetli kişi, mürşidi kamil değildir dediniz. Peki her mürşidi kamil icazetli midir? İcazeti olmayan kişi kamil bir mürşid olabilir mi? İcazetten maksat dergah yönetmek midir? Dergah yönetmeye, mürşidi kamiller yönetmeye, mürşidi kamiller var mıdır? Bunların vazifeleri nelerdir? Bakın o sohbette şeyhlerin dairesini anlattım. Dedim ki sohbet şeyhleri vardır, zikir şeyhleri vardır. İşte dergah boş kalmasın diye icazet verilmiş şeyhler vardır. Babadan oğula geçmiş şeyhler vardır. Bunların hepsi de icazetli olabilir. Bunların icazetli olmaları, onların mürşidi kamil olmalarını gerektirmez. Çünkü örneğin işte bir şeyh efendi yol devam etsin, dergah devam etsin diye ama oğluna, ama orada yanında durmuş bir kimseye bu icazetleri verebilir mi?
El cevap verebilir. Böyle kimseler ben tanıdım mı? Evet. Ben o yüzden diyorum yani her icazeti olan şeyh, mürşidi kamil olacak diye bir kaide yok. Her mürşidi kamilin de icazeti olacak diye bir kaide yok. Bugünkü şartlarda yok, son 50-60-100 senedir yok. Sebebi de şu, Türkiye'de tekke ve zaviyeler kanunu var. Tekke ve zaviyeler kanunundan sonra tekke ve zaviyeler kapatılmış. Bu ne yazık ki evlere yani o günkü tekke ve zaviyeler sahibi kimseler evlere yönelmişler. Kaçak, köçek bunlara yetiştim ben normalde. Zikrullah yapılırken basılma, zikrullah yapılırken polisler, karakol, jandarma taciz edilme. Ben yeni ders aldığımda, mesela Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri Tire'ye gelmiş, Tire'de Şeftali Bahçesi'nde.
Orada birisi şikayet etmiş, 12 Eylül döneminde. Orada basılmışlar, jandarma almış götürmüş onları ihtilal zamanı. Ve benim, bana anlatılan bir müddet nezarethanede kalmışlar. Ve nezarethaneden kaldı 2-3 gün nezarethanede kalmışlar. Ve ondan sonra savcılığı çıkarılmışlar. Savcılıktan mahkemeye, dışarıdan mahkemesine devam etmiş. Ve Abdullah Efendi, Şeyh Efendi, ben yeni derviş olduğumda o mahkemeye gidip gelirdi Tire'deki mahkemeye. Yani o mahkeme bitmemişti, uzun müddet devam etti o. Ve sonradan mahkeme düştü. Ondan sonra artık ne olduysa tam olarak şu anda hatırımda değil, mahkeme düştü. Yani normalde, şimdi Türkiye bu süreçten geçti. Bu süreçten geçince her Mürşid-i Kamil'in elinde icazeti olmayabilir.
Ben ona hak veririm. Yani, geçen söylediğimde kimseye alçaltıcı, küçültücü bir şey söylemek istemiyorum. Hani dedim ya, Mahmud Efendi'nin de yok icazeti diye. Veya Esat Coşan'ın da yoktu icazeti diye. Bunları küçük düşürmek için söylemiyorum. İlla ki icazet kavgası yapanlara söylüyorum. Yani, Abdullah Efendi Hazretleri'nin icazeti yoktu deyip ona taş atmak, ona bu noktada tuğ kaka ilan etmek, o zaman bütün icazetsiz olan kimselere söylenmesi gerekir.
Şahıs konmaması lazım orta yere. Şunu diyebilir bir kimse, hakkıdır. Bir şeyhin icazeti yoksa, şeyhlik yapmasın kardeşim. Bu bir ölçüdür. Kendince bunu söyleyebilir. Bir kimsenin icazeti yoksa, eyvallah, şeyhlik yapmasın. İyi ölçüdür o. Tamam, bu ölçüyü koyabilir o kimse orta yere. Ama bir kimse de, bir şahıs da, bir birey de, bir müslüman da, icazeti olmayan bir kimseyi rüyasında görüp ona intisap edebilir mi? El cevap edebilir. Ona neden sen o kimseyi intisap ettin diye sorgulamaya hakkımız yok. Bakın, İslam'da namaz kılmayana dair neden namaz kılmıyorsun diye sorgulayamazken, oruç tutmayan bir kimseyi neden oruç tutmuyorsun diye sorgulayamazken veyahut da bu ülkede meyhane çalıştıran bir kimse neden meyhane çalıştırıyorsun diye sorgulayamazken veya haramlar sokaklarda oluk oluk akarken haramlara ses çıkaramayan Müslümanlar, haramlara ses çıkaramayan adaletsizliğe, hukuksuzluğe, arsızlığa, hırsızlığa, rüşvete kayırmaya
o bizdendi, aman onun hatasını görmeyelim, o sizdendi. Aman şunu şöyle yapalım diyen Müslümanlar, Sufilere gelince olanca güç ve kuvvetleriyle saldırıyorlar. Bu nasıl bir İslami düşünce, bu nasıl bir İslam kardeşliği anlamakta zorluk çekiyorum. Yani bütün her şey bitti de, Türkiye'de İslam neş-i nevha buldu, her şeyle yaşanıyor da bir şeyhin icazetini mi sorulacağız? İcazeti yok diye onu çarmıha gerip hedef tahtası mı yapacağız? Bitti mi bütün işimiz gücümüz bizim? Bütün işimiz gücümüz bitti filanca Şeyh Efendi'nin anlayışında bir dervişlik mi yaşayacak herkes? Bunun mücadelesi mi verilmeli İslam dünyasında? İslam dünyasında biz şirke karşı, haramlara karşı, gayri İslami hal ve hareketlere karşı mı durmalıyız?
Bunlarla mı mücadele etmeliyiz? Yoksa senin icazetin vardı da yok muydu? Senin bu kafana sardığın şey neydi? Böyle mi sarılıyordu? Nasıl sen hattı istiva çekersin? Yok sarını neden omuzundan aşağı attırdın? Yok sen şunu mu giydin? Yok sen bunu mu giydin? Bırak canım kardeşim onu. O kimsenin Kur'an ve sünnetteki fikriyatına, düşüncesine, yaşantısına bak. Onun Kur'an sünnet dairesindeki mesajlarına bak sen. O mesajlar doğru mu? O yaşantı doğru mu? Ona bak sen. Milletin dizine kadar cebi, Cuma mübareği diye ondan sonra cebine kadar milletten harçlık toplar. Kimse onun gözüne bakmaz. Kimse ona bir şey demez. Biz de demiyoruz zaten. Doymuyorlar. Zekat topluyorlar.
Kimse bir şey değmez. Doymuyorlar toplayanlar. Minder altına para sıkıştırırlar. Doymuyorlar. Kendi kasaları yapmışlar. Kasalarına herkes para koyar. Doymuyorlar. Ve ne bileyim işte ipti dahi bundan yüzyıl önce şeyhimi şeyhimi şeyhi böyle yapardı deyip Kur'an ve sünnette ölçüsü olmayan bir şey yapmaya devam ediyorlar. Bunlar sakıncalı değil. Öyle ya. Kur'an ve sünnette karşılığı olan bir şeyi ayıka çıkarıyorlar. Nasıl zikrullah'ta ayağa kaldırırmış. Ayet-i kerime var canım kardeşim. Ayaktayken Allah'ı zikredin diye ayete aykırı bir şey mi yapıyor? Nasıl camide zikrullah yaparmış?
Canım kardeşim Allah'ın mescitlerinde Allah'ın zikrini yasaklayandan daha zalim kim olabilir? Ayet-i kerime. Neden camilerde zikrullah olmasın? Ayağa kalkıyorlar. Önce müftüler yasaklıyor. Olanca lafları söylüyorlar. Bunları görmüyorlar. Bunlarla görmek, bunlarla uğraşmak istemiyorlar. Kur'an ve sünnetin dışındaki hiçbir şeye dokunmak istemiyorlar. Ama nerede bir sufi topluluk gördüler? Nerede bir sufi gördüler? Eğer onlar da böyle işte zayıf görünüyorsa, işte böyle siyasilerden, bürokrattan kimi kimsesi yok. Etrafı kalabalık değil, güçlü değiller, zengin değiller. Onları boğmaya çalışıyorlar. Böyle bir zalimlik yapıyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden işaret etmek zorunda kalıyoruz.
Ve kimsenin şeyhiyle, kimsenin piriyle, gafsıyla işimiz yok. Kimsenin tarikatıyla işimiz yok. Hangi tarikattansa o tarikattan Allah yoluna çıketsin. Hangi şeyhi intisap ettiyse, hangi mürşide intisap ettiyse, hangi üstada intisap ettiyse. Allah yoluna çıketsin. Kimseyle hiçbir işimiz yok. Ama işte Mustafa Özbağ'la alakalı. Ya icazeti yoktu, ee icazet var, ee icazeti tebörüken oldu. Ya o da öyle değil, bu da böyle değil. Ne yapacağız yani, altın kuş mu tutacağız size? Altın kanatlı kuş mu arıyorsunuz? Bırakın kardeşim, herkes kendi yolunda koşsun. Herkes kendi yolunda, Kur'an sünnet dairesinde bir şeyler yapmaya çalışıyor. Yapsın. O yüzden Allah muhafaza eylesin.
Yani kıymetli dostlar, tekrar herkese söylüyorum bunu. Bütün herkese söylüyorum. Bir kimsenin icazeti, şeyh aramaya hakkı var. Bir kimse rüyasında gördüğü kimsenin, kimseden ders almaya hakkı var. Bir kimse rüyasında görmüş, onu mürşidi kamil olarak ona Cenab-ı Hak göstermiş. Gider onun dersini alır, yoluna devam et. Devam eder. Yok o onun devamı mıydı? Yok bu bunun devamı mıydı da? Yok onun silsilesi nereye varıyor? Bunun bağlı olan insanları ilgilendiren bir şey bu. Bağlı olmayan insanları ilgilendiren bir şey değil. Bana ne, kimin icazeti kime dayanıyormuş? Kim kimin icazetine bakmış? Beni ilgilendirmiyor. Hakkınızı helal edin inşallah. Gece yolculuğunu tercih ediniz.
Zira geceleyin yeryüzü dürülür. Ebu Doğut. Parantez içinde rahat yolculuk yapılır demiş. O hadis-i şerifin metninde öyle bir şey yok. O hadis-i şerifin metni gece yolculuğunu tercih ediniz. Zira geceleyin yeryüzü dürülür der. Ebu Doğut'un hadis-i şerifi. Evet bunu normalde zahiren bakacak olursanız, zahiren buna bakarsanız gece yolculuk yapacaksınız. Yani gece yol gerçekten hızlı bitiyor. Yani gündüz dört saatte, üç saatte gittiğiniz yeri gece yolculuğunda daha kısa zamanda gidiyorsunuz. Bunun zahiri olarak bakıldığında bu böyle. Ama normalde buna eğer batini yönden bakılacak olursa da gece ibadetleri çok önemlidir. İslam içerisinde gece ibadeti, gece namazı, teheccü namazı, seher vaktinde yapılan ibadetler insanı daha hızlı manevi olarak yol aldırır.
O yüzden günlük tek virde olanlar mümkünse mesela işte gece virdelerini çekebilirler, gece namazlarını arttırabilirler, seher vakti dualarını arttırabilirler. Özür dilerim. Sevgili canlar bir açıklama yapmak zorunda hissettim kendimi.
Lütfen bu şeker bayramı için birbirimize kutlama mesajları göndermeyelim. Çünkü bu bayramı Muaviye ilan etmiştir. Muaviye İmam Ali'nin şehit edildiği haberi kendisine ulaşınca kendisi sevincinden 3 gün şeker bayramı ilan edip halka şeker dağıtmıştır. Biz ehlibeyt dostları için yastır, matemdir. Çünkü İmam Ali şehit edilmiştir. Ehlibeytin acısı acımızdır, yolu yolumuzdur. Allah bizi bu yoldan ayırmasın. Gelip olan selamlar yukarıdaki belirtilen bir Alevi dedesi feysten paylaşım yapmış. Benim çocukluğum Alevi toplumunda geçti. Böyle bir şey duymadım. Ailem çevresinde ilk defa işittik. Buna cevap verilir. Ne denir bilmedik. İki bayramın ikisi de hadis şevrelerde sabit.
Ramazan bayramının, Ramazan orucundan sonra Ramazan bayramı da hadislerde sabit. O Alevi dedesi herhalde konuya hakim değil. Bolu'da bahsettiğiniz zatın ismi Eşref-i Sani olabilir mi? Değil. Neydi? Tokadi Hazretleri'ydi. Evet. Hızlı gidiyorum. Selamun Aleyküm. Şevval ayı orucu kazalarımıza mı? Yoksa 6 gün Şevval'e mi niyet edelim? Bayanlar kazalarına niyet edebilirler. Kazayı tutmak daha evla çünkü. Yok ben kazamı tutarım, Şevval de tutarım derlerse daha öyle olur. Zeytinyağı alırken nelere dikkat etmeliyiz?
Bu konuda tecrübesizim. Allah sizi iyi etsin inşallah. Ben zeytinyağını görürsem, içersem tanırım. Zeytinyağı boğazı yakmayacak, tırnağınızın üzerine damlattığınızda dağılmayacak. Ama ben normalde paketlenmiş zeytinyağı var, hiç almıyorum. Ama ben bayındır zeytin ve zeytinyağının bilhassa zeytinyağıyla meşhur olan bir yer. Ben bizim oradan, Allah razı olsun bizim çok uzun zamandan beri, Bursa'ya geldiğimden beri bizim Nuri alır benim yağımı. O yüzden Nuri genelde bakıyor bizim o işimize, Allah razı olsun. O yüzden dikkat edilecek olan şeyleri de o daha iyi biliyor. Ayağımda parmak aralarımda yaralar açıldı, abdesti mest ile alırken rahat ederim.
Ama mest ile yapamadığım zaman yaralarım geçmediği için yanıyor ve acıyor. Ayakkabının içinde de sıkıntı olabilir. Abdest alırken ne yapabilirim? Mest giyebilirsin, mestede dolaşabilirsin. Sabahtan bir sefer abdestini alırsın, mest giyersin, 24 saat onu mest edebilirsin. Selamun Aleyküm namaz sonrası çektiğimiz 300 La İlahe İllallah'ı cemaatle kıldığımızda sadece 3 kere çektiğimiz gibi, 2 derviş aynı anda kılındığında aralarında biri imamlık yapmadan yine cemaatle kılmış gibi 3 kere çekse olur mu?
3 kişi olursa, evet bu çekilmiş olur ama 3 kişi olacak. Selamun Aleyküm ben Ayşe 14, kardeşim Esma 10, Muhammed 7 yaşında. İzniniz olursa biz de ders almak istiyoruz. Evet, Muhammed 7 tane çekecek. Esma 12 tane çekecek. Ayşe de 33, 33 çekecek. Ders kağıdını da gönderiyor inşallah. Kazaya kalan derslerinizi yeni ders kağıdına göre çekeceksiniz.
Bir arkadaş not almış, not düşmüş. Selamun Aleyküm 2 Ağustos 2009 tarihinde teke tek programında Cübbeli Ahmet Hoca, Mahmud Efendi'nin icazetinin o modunu açıkça söylüyor demiş. Evet, Medine Nur Kaya 14 yaşında Gemlik'ten Bilal Hoca'nın kızıyım rüyamda sizi gördüm. Ders almak istiyorum.
Evet, Nur Kaya sen de 33-33 çekeceksin inşallah. Selamun Aleyküm evli eşlerin cinsel hayatlarının yaşanmasında uygun olmayan saatler günler var mıdır? Örneğin kandil, arife günleri gibi dini günler.
Sabah namazı vakti kusül abdestiz olmamak gibi cinsel hayatla alakalı yasak olan kadınların muayyen günleri ve bir de ters ilişki. Benim bildiğim yasak bu kadar. Selamun Aleyküm Ramazan'da 10 gün itikafa niyet eden bir bayan son 2 günde ay hali görse kazasını bir sonraki Ramazan'da mı yapar yoksa normal zamanda da kaza edebilir mi?
Normal zamanda kaza edecek. 2 gün oruç tutaraktan itikafının eksik kalan günlerini tamamlayacak. Eğer 10 gün itikafa niyet ettiyse, genelde bayan kardeşlere de erkek kardeşlere de 10 gün olarak niyet etmeyin. Olur mu olur, bir sıkıntı olur, bir şeyiniz olur. Çıkıncaya kadar diye niyet edin diye söylüyoruz. Ama yine de 10 gün niyet edenler böyle yapacaklar. Devletimizin topluma Kur'an ve sünneti öğretme, yaşatma, dindar nesil yetiştirme isteğiyle imam hatipler Kur'an kursları açması, dini içerikli dersler, Diyanete önem vermesi, ilahiyatlar gibi uygulamalarına neden sonuca ve başarıya ulaşamıyor?
Ne yazık ki Kur'an ve sünnetten uzak, deist, din, iman bilmeyen bir nesil yetişiyor. Hazreti Mevlana Ceret-i Rum Hazretleri, senin ambarında neden buğday birikmez biliyor musun? Ambarında fare var der. Başka bir beytinde de neden senin havuzunda su bırakmıyor biliyor musun? Havuzunda delik var der. Şimdi bu neden kaynaklanıyor? Yani ambarda fare var veyahut da havuzda delik var. Bir taraftan insanları biz Kur'an ve sünneti öğretsiz diye uğraşırken, televizyonda, medyada, basında, sokakta her türlü haram, her türlü illet, her türlü gayri İslami şey serbest ve onlar at koşturuyor. Öyle olunca nefis ve şeytan ne yazık ki çocuklarımızı, gençlerimizi etkiliyor.
Ve İmam Hatip okullarındaki ne yazık ki öğretmenlerin tutumları, öğretmenlerin davranışları, eğitimsizlikleri, din ve diyanetle alakalı Kur'an ve sünnete uygun öğreti olmayışı ne yazık ki sonuca ulaşmakta sıkıntı yaşıyoruz. Ve toplumun önündeki siyasi, bürokratik, ondan sonra dini önderlerin Kur'an ve sünneti kendi üzerlerinde tam olarak tatbik etmeyişlerinden kaynaklanıyor.
Yani işte dindar olarak gördüğümüz bir milletvekili, milletvekili seçiliyor. Bir bakıyorsunuz haram, helal tanımadan lüks bir hayata düşüyor. Veyahut da bir kimseyi belediye başkanı seçiyorsunuz, kamunun hakkını, hukukunu gözetmeden, kim neye hak ediyor, kim neye hak etmiyor bakmadan bir şeyleri, bir yerlere peşkeş çekiyor. Ve bunlar bunları yaparlarken İslami kimliklerini önde tutaraktan yapıyorlar. Acı olan şeyler bunlar. O yüzden Müslümanlar onlara bakıyorlar. Veya Müslüman gençlik bunları gördüğünde, bunları duyduğunda ne yazık ki hani o tip dindarlardan soğuyacağına dinden soğuyorlar. Allah muhafaza eylesin. İnsan nefsi ve ruhu yaşlanmaz.
Selamun Aleyküm Üstadım. Bir teken kripto para birimi çıktı. Türkiye'de yatırım yapılabilir mi, uygun mudur? Bu para pul işlerini çok iyi bilmem canım kardeşim. Yani bu tip işleri bilmem. Ben işte ne o borsayı bilmem. İşte oradan o parayı birimine al, öbür taraftan öbür para birimine bozdur. Ondan sonra onu sat, onu kar et bilmem. Bu tip şeyleri bilmem. Ben klasik ticareti bilirim. Alırım, satarım, kar etmeye çalışırım. Ben onu bilirim. Benim bildiğim iş o. O yüzden bu tip, hani ben onlara üç kağıt diyorum. Bunlar üç kağıt. Nasıl üç kağıt? Alevere ile, dalevere ile insanların elindeki paraları ütme yolu bunlar.
Ondan sonra işte borsada, dolar al, borsaya dön, borsada sat, dolar al. Yok bitcoin al, yok işte sanal para al. Bunları benim kafam basmıyor canım kardeşim. Canım kardeşlerim, bu telefon numarasına cuma mesajı, bayram mesajı, sesli mesajlar veyahut da işte böyle şey var ya, sosyal medyada dolaşan, cumanız muharek olsun, hayırlı cumalar gibi böyle hazırlanmış resimler.
Lütfen atmayın. Bu platformu, soru cevap platformunu düzgün kullanmaya gayret edelim. Yani bakıyorum sorulara, ondan sonra ve gelen şeylere, insanlara saygımdan dolayı okuyorum. Yoksa, bir taraftan da bakıyorum, ümmet ne halde diyorum. Yani biz nelerle uğraşıyoruz. Yani biz böyle incir çekirdeğini doldurmayan şeylere dert edinmişiz kendimize. Çok basit bir fıkıh kitabından öğrenebileceğimiz soruları soruyoruz burada. Yani bu çok acı bir şey, gerçekten çok acı bir şey. Seviye açısından çok acı bir şey. Yani mesela siyasal İslam'ı konuşurken insanların içi daralıyor. Sebep, yani o konuda bilgi birikimi yok, o konuda araştırmaya ihtiyaç duymuyor.
O konuyu konuşmak istemiyor. İçi yanıyor çünkü, yani o problemlerle o olması gereken yere gelmek istemiyor. Allah muhafaza eylesin. Ama sufiliği ilgilendiren, derinlemesine ilgilendiren konular ve konuyla alakalı konular, yani bunlarla ilgilenmemiz lazım. Dünyayı ilgilendiren, ülkemizi ilgilendiren önemli meselelerle ilgilenmemiz lazım. Yani işte saç boyasıyla, tırnak boyasıyla geçirecek zamanımız yok. Sohbetin başında dediğim gibi, ellerimizi kulak mememizin altına mı değdirdik, üstüne mi değdirdik? Bunlarla ilgilenecek zamanımız yok. Yok gusü ederken göbek delimizin ta içine parmağımızı mı sokalım, yoksa çomak mı sokalım? Bunlarla ilgilenecek zamanımız yok.
Yok tuvaletimizi yaptıktan sonra kırk adım mı hoplayacağız, yirmi adım mı hoplayacağız? Duvardan mı atlayacağız? Bunlarla ilgilenecek zamanımız yok. Bunlar bizim gündemimiz olmamalı. Bakın bunlar bizim gündemimiz olmamalı. Bizim gündemimiz bir Müslümanın en doğal hakkı olmalı. Bizim gündemimiz adalet olmalı. Bizim gündemimiz eşitlik olmalı. Bizim gündemimiz hukuk olmalı. Bizim gündemimiz zalimlik olmalı. Bizim gündemimiz manevi derinleşme olmalı. Bizim gündemimiz Kur'an'ın batini yönü olmalı. Bizim gündemimiz sünnet-i seniye olmalı. Bizim gündemimiz ülkemizin hali olmalı. Bizim gündemimiz ülkenin ekonomisi olmalı. Bizim gündemimiz ülkedeki harıl harıl gürül gürül yaşanan haramlar olmalı.
Bizim gündemimiz kaliteli dini eğitim olmalı. Bizim gündemimiz kaliteli diyanet olmalı. Bizim gündemimiz kaliteli ilahiyat olmalı. Bizim gündemimiz kaliteli imam hatip olmalı. Bizim gündemimiz kaliteli liseler olmalı. Bizim gündemimiz kaliteli meslek liseleri olmalı. Bizim gündemimiz üniversitelerin eğitime ne kadar önem verdiği olmalı. Bizim gündemimiz Türkiye'deki siyasetin nereye koştuğu olmalı. Bizim gündemimiz dünya nereye koşuyor. Olmalı. Bizim gündemimiz dünya sekülleşirken biz nasıl imanımızı ayakta tutarız, nasıl bir seküler dünyayla mücadele ederiz. Olmalı. Bizim gündemimiz bu olmalı. Benim aklıma gelenleri söylüyorum ben.
Yani bizim gündemimiz böyle uydur kaydır yok şu ne o devlet işte emeklilik yapıyor alayım mı yok işte ev alayım mı yok araba alayım mı bankadan kredi veriyorlar. Yok işte gözümün kenarına su kaçtı abdestim bozulur mu yok kulağımı mest ederken kulağımdan içeri su kaçtı orucumu bozar mı yok horozdan kurban olur mu yok ayakkabıdan kurban olur mu. Bunlar bizi aldatmak için her ramazan her kurban hadi kurban geliyor şimdi işte hayvanlara katliam yapılacak hayvanlara katliam olur mu. Bu kurban ibadetini ortadan kaldıralım böyle sünni gündemlerle uğraşıyoruz biz. Hadi olmuyor koronayla uğraşıyoruz. Hadi koronada hangi camilerde namaz kılınacak hangi camilerde namaz kılınmayacak onu konuşuyoruz biz.
Biz ama kalkıp da siyasilerimizden ülke idarecilerimizden bize kocaman bir namazgah yap. Biz seni Bursa'da Büyükşehir Belediye Başkanı seçeriz ama biz senden taat istiyoruz. Ne taat istiyoruz? Kocaman bir Bursa'daki bütün Müslümanların namaz kılabileceği bir namazgah istiyoruz. Veyahut da iki veya üç yerde açık havada namazgah istiyoruz. O namazgahlarda biz Hanefi fıkhına göre namaz kılmak istiyoruz. Bizim gündemimiz bu değil. Evet. Bizim gündemimiz sokaklarda aç yatanlar değil. Bizim gündemimiz sokaklarda kimsesiz olanlar değil. Bizim gündemimiz evi barkı olmayanlar değil. Bizim gündemimiz kirasını ödeyemeyenler değil. Bizim gündemimiz ilaç bulamayanlar değil.
Bizim gündemimiz açlık değil, cehalet değil. Bizim gündemimiz sefalet değil. Bizim gündemimiz hukuksuzluk değil. Bizim gündemimiz adaletsizlik değil. Bizim gündemimiz değil bunlar. Acı şeyler bunlar. Adam dağın tepesinde yirmi beş bölüm yer alıyor. Gidiyor belediye başkanı da ona özel bir turizm alanı icazeti veriyor. Bizim gündemimiz bu değil. Biz gidip de sen nasıl bunu yaparsın kamu adına, nasıl peşkeş çekersin diyemiyoruz biz. O bizden ya. Bizim gündemimiz bunlar değil. Bizim gündemimiz kendi ilimizin, ilçemizin, mahallemizin problemleri, sorunları değil. Değil. Biz düşmüştük televizyondaki dizide Osman bilmem kimi öldürdü, bilmem kimi katletti.
Hangi dizide kim kimle sevişmeye başladı. Hangi dizide kim kimi ne yaptı. Dizi ya dizi, dizi. Bizim gündemimiz diziler. Bizim gündemimiz spor. Hangi sporcu, hangi futbolcu, kaç milyon dolara nereye gitti. Ya o milyon doların yüzde onu yok sende. Bizim gündemimiz bunlar. Yani hiç kimse demiyor bu paralar nereden çıkıyor, nereye gidiyor diye. O paraları senin ülkende kim alıyor? Bu paralar nereden çıkıyor? Bunlar değil. Bizim gündemimiz bir ilde, yani yılda otuz tane bile maç olmayacak. Ama milyon dolarlık statlar yapılıyor. Bizim gündemimiz bu değil. Koronada millet evinde ekmek bulamıyor. Bizim gündemimiz bu değil. Biz diyoruz ki şu kadar ton asfalt döküldü.
Gündem bu. Büyükşehir çalışıyor. Ne yapıyor? Asfalt dökmüş. Kardeşim millet aç evinde. Asfalt yiyecek değil ya. Bas parayı haber yaptır. Açları doyurun önce. Bizim gündemimiz bunlar değil. Bizim gündemimiz değil. Müslümanların gündemi değil. Neden camilerin hepsi de açılmadı? AVM'ler önce açıldı da neden camiler açılmadı? AVM'de korona yok da camilerde mi var? Gündemimiz bu değil. Herkes AVM'ye girip istediği gibi alışverişini yapıyor ama camide istediği gibi ibadetini yapamıyor. Gündemimiz bu değil bizim. Biz sunni gündemlerle uğraşıyoruz.
Sosyal medyada bizim önümüze bir yem atıyorlar. Hep beraber biz onu tık tıklayacağız, tiftikleyeceğiz diye uğraşıyoruz. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Üstadından halifelik isteyen fakat bu konuda üstad manevi bir delil görmemesi sebebiyle bu isteği kabul etmediği için üstadını alaşağı etmek isteyen dervişin durumu nedir?
Kendisi alaşağı olur. Kendisi alaşağı olmuştur. O yüzendir. Selamun aleyküm. Anneannem emekli.
Dayım maaşını çekiyor anneannemin. Dayım ve teyzelerim anneannemin maaşından her ay haber olmadan 500 TL para alıyorlar. Anneannemin okuma yazması yok. Ben yaptıklarının yanlış olduğunu söylüyorum. Onlar ise babamızın hakkını alıyoruz diyorlar. Anneannem maaşı ne kadar diye sorduğunda eline teslim ettiği kadar olduğunu söylüyorlar. Bu yapılan doğru mu? Hem dinen hem de yasal olarak doğru değil. Dinen de yasal olarak da doğru değil. Selamun aleyküm.
Twitter'da paylaştığınız uzaktan sevmek nasıl olmalı? Bu uzaktan sevmek bir kimsenin derviş kardeşi, üstadı yakın dairesindeki annesi, babası veya eşi içinde geçerli mi? Bizi bu konuda bilgilendirir misiniz? Ben onu kendimle alakalı söyledim. Başka hiç kimseyle alakalı değil. O yüzden uzaktan severseniz başınıza sıkıntı daha az gelir. Selamun aleyküm. Benim sorum olacak. Hocam ailem bana konut kredisi çektirmek istiyor. Ev al diye. Kiradayım. Evim olmasını istiyor ailem. Ben pek sıcak bakmıyorum. Uygun bulmuyorum. Bu durumda aileme nasıl davranım lazım? Ben itiraz ettim aileme karşı. Bana bu konuda baskı uyguluyorlar. Ben de diyorum halime razıyım.
Kiracıyım olsun. Böyle gider hayat. Ama bir türlü kurtulamıyorum. Bu konuda yardımcı olursanız sevinirim. Bir de bu akşam yayın olacak mı? Oldu. Devam ediyor yayın. Ailene tabi ol. Olsun. Ailen öyle diyorsa. Yardımcı olacaklarsa sana bir ev al. Üst üste olumsuzluklar yaşayınca dua etmek istemiyorum. Bu şirk midir? Bu normalde dua etmek istememek gerçekten sıkıntılı bir durum. O yüzden Cenab-ı Hak dua edin diyor. Dua etmek farz. Selamun aleyküm.
Yan komşum imam nikahı kıyacak. Ben de şahit olmamı istedi. Yalnız kendisi sanırım alevi bir sıkıntı olur mu? Normalde nikaha şahit olmak şahit olmaktır yani. Sıkıntı yok bundan. Ben Ankara'dan Hanife Kerim'in eşiyim. Dervişiniz değilim. Rüyamda sizi gördüm. İki defa bir sohbet ortamında ders almak istediğimi söyledim. Siz de bana Kur'an hediye ettiniz. İkinci defası oğlum Miras Süleyman ile elinizi öptüm. Ders almak istiyorum. Ne yapmam lazım? Dersinizi gönderiyorum. Allah muayeniniz olsun. Allah'ın affetmeyeceği tek günah kul hakkı mıdır?
Şirktir. Allah şirki asla affetmez. Şirk üzerine bulunmayacak insan. O yüzden bol bol kelimeye şehadet getirecek. Zorunluluktan 21 yaşındaki abimle aynı odada kalıyorum. Uygun mudur? 15 yaşındayım demiş. Normalde İslam adabı erkanına göre uygun değil. Eğer başka bir oda yoksa yapacak bir şey yok. Selamun Aleyküm. Artık çocukları doğar doğmaz sünnet ettirip yaşı 6-7 olunca sünnet düğünü yapıyorlar. Bu yapılan uygun mudur sizce? Yapılabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğlence veya para toplama amaçlı yapılan bu tür olayı biz dervişlerin yapması uygun mudur? Yani normalde bu sünnet eğlencesi dini bir literatürü yok bunun. Ama bunun ta Ötügen'den itibaren bir Türk geleneği bu.
O yüzden bu bazı rivayetler var Arapların da böyle bir kültürü olduğuna dair yapılmasında bir beis yok. Şevval orucu tuttuğumuzda Ramazan'ın orucunu niyet edersek kazaya kalan bir yıl oruç yine de olur muyuz? Olmaz öyle. Kaza orucu ayrı, şevval orucu ayrı olacak. Çünkü 30'a tamamlayacağınız 6'a da şevval olacak. Öylece bütün yıl oruçlu geçirmiş gibi olacaksınız. Yasin Başkaya, 13 yaşında ders almak istiyormuş.
Evet Başkaya, sen de 12-12 çekeceksin inşallah. Zalim, bugün erken bitireceğim baka sohbeti. Soruları böyle, sorum Amerika sevdalılığı ne demektir? Amerika sevdalılığı olmadığımı düşünüyorum.
Fakat acaba yaşam olarak bu kapsam içerisinde sayılmış olabilirim. Amerika sevdalılığı, insanların İslam, Kur'an ve sünnet dışındaki fikirlere, düşüncelere, Kur'an ve sünnet dışındaki hayat tarzına, tavra sıcak bakması. Selamun Aleyküm. Takiyenin İslam inancındaki anlamı nedir? Yani Kur'an ve sünnet, devlet statüsünde çalışmayan yerler, yaşanmayan yerlerde, Müslümanların böyle davranabileceğini, takiye yapacağını, yani gerçek maksatlarını ve amaçlarını saklayabileceklerine dair bir fetva. Selamun Aleyküm. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden sonra yönetime gelen halife efendilerimizin aşire-i mübeşşere tarafından seçildiğini ve seçimle yönetime geldiklerini öğrendik.
Emevilerdeki, Abbasilerdeki ve Osmanlı yönetimlerini İslam devleti olarak değerlendirilmeyeceğini gördük. Günümüzde aşire-i mübeşşere hayatta olmadıklarına göre, İslam'da Ümer Han'ın nasıl seçilebileceği konusundaki düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz? Bununla alakalı mesela, örneğin toplumun içerisinde değişik sivil, dini, askeri, bürokratik, ilmi yapılanmalar olabilir. Örneğin ticaret ve sanayi odaları var. Ticaret ve sanayi odalarında oda seçimleri var. Örneğin işte bu oda seçimlerinde bütün odaların başkanları var. Sonra bu başkanlar ticaret-sanayi odası başkanını seçiyorlar. Mesela bu ticaret ve sanayi odalarının başkanları, örneğin bütün Türkiye üzerindeki ticaret ve sanayi odalarının başkanları.
Bu ne demek? Örneğin işte, diyelim ki inşaat işleriyle sorunlu bir oda var. İnşaat işleriyle alakalı sorunlu oda. Kendi içinden en sevdikleri, en düzgün insanı seçmeye çalışacaklar. O kimse örneğin devlet başkanının seçimine katılacak. Yani bir seçiciler kurulu oluşması lazım. O seçiciler kurulu devlet başkanını seçebilir. Bununla alakalı, bunu şimdi hemen aklıma geleni söylüyorum. Mesela işte diyanetin içerisindeki örneğin bütün müftüler, kendi içlerinden o seçime katılacak bir müftüyü seçebilirler. Veya diyanet işleri başkanı bir kurul oluşturabilir. Örneğin ilahiyat fakülteleri, örneğin işte tüm fakülteler veya tüm toplum önderleri, böyle bir hakil olarak bir topluluk oluşabilir.
Ve o topluluk devlet başkanını seçebilir. Yani normalde örneğin siyasetten, iktisattan, ilimden, irfandan hiçbir şeyden haber olmayan kimseler, işte yönlendirmeye açık, algıya açık insanlar dahi seçiyorlar. Böyle bir, bunu böyle şimdi bu eleştiriye açık, ben şimdi hemen aklıma geleni söylüyorum. Böyle bir şey olabilir örneğin. Ama veyahut da işte bütün herkesin seçime katılacağı bir kimse de olabilir. Bu da mümkün. Yani ben Türkiye'de başkanlık sistemine geçilmesini destekledim. Sebebi, ya bütün insanlar gitsinler, bir başkan seçsinler. Yani aylar geçiyor, kapalı kapılar ardında başkan tayin ediliyor. Kapalı kapılar ardında başkan tayin edilerek de meclisten gece yarısı birisi cumhurbaşkanı seçiliyor.
Ve aynı cumhurbaşkanı meclisin seçtiği, o cumhurbaşkanı ondan sonra 28 Şubat'ı icra ediyor. Onu yönetiyor, onu yönlendiriyor. Ve seçilmiş bir hükümetin yıkılmasına öne yak oluyor. Yani şimdi kendisi halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı olmuş olsaydı böyle bir şey yapar mıydı? Yapamazdı. Ama 6 sefer gelip 7 sefer giden bir cumhurbaşkanı olunca yapıyor bunu. Ve vatandaşının veya halkının geleceğini düşünmüyor. Demokrasi dedikleri helvadan putu canları isteyince yiyorlar. Yani nerede kaldı demokrasi? Yok o zaman. Yani en iyisi böyle seçilmesi daha uygun da görülebilir. İnsanlar işte toplansınlar, birisini seçsinler. Ben ittifaklara da karşıyım örneğin. İttifak'a da müsaade edilmemesi lazım.
Örnekliyorum bunu. Çünkü aşırı derecede bir kamplaşma söz konusu oluyor. Birinci seçimde madem demokrasi %50.1'e bakıyor, birinci seçimde 50.1'i aldı, almadı, almadı. İkinci seçimde en fazla kim alıyorsa o seçesin gitsin bitsin. Ve bir de yani bu Cumhurbaşkanlığı seçimi de aday olarak herkese açık olsun. İlla ki bir partili olmak zorunda değil. İlla ki milletvekilleri aday göstermek zorunda değil gibi bazı şeyler olabilir. Örneğin bunun gibi. Bunlar yani akil bir şekilde düşünülüp uygun bir hale getirilebilir. Zaman içerisinde bu iştahat edilip yeniden uygun bir hale getirilebilir. Yani bu bence mesela şu andaki başkanlık seçimi en ideal, şu anda elimizde olan en ideal durum bu.
Bu da devam ettirilebilir mi? Evet, bunun bazı değişmesi gereken, olgunlaşması gereken yerler de olabilir mi? Evet. Evet, sizce tam bir İslami siyasi düzen nasıl olmalıdır ve dünyada böyle bir düzen bir gün yaşanacak mıdır? Ben yaşanacağına inanıyorum.
Arkadaşlar, ümitsizlik yok. Yani ne kadar bir karanlık dünyada yaşarsak yaşayalım, elimizde ilahi olarak Kur'an ve sünnet gibi bir iman ettiğimiz dini bir manzume sahibiz. O yüzden ümitsizlik yok. Biz Kur'an ve sünneti en iyi şekilde yaşama ve yaşatması mücadelesi verip, Kur'an ve sünnetten gücünü, kuvvetini alan bir siyasi bir sistem kurabiliriz. Ben buna inanıyorum. Selamun Aleyküm. ABD'deki bu kargaşa sokak eylemleri ABD'nin sonunu getirecek olan olayların başlangıcı mı? Yoksa sonra çıkacak olayların ABD'nin sonunu getirecek.
Bu Trump'u istemeyenlerin yapmış olduğu bir şey ABD'de. Bu Trump'u istemeyen bir kısım paracı güçler Trump'u devirmek için bunu daha da şiddetlendiriyorlar. Kendi iç hesapları bu koronayı ve koronayla alakalı önlemlerin daha da sertleşmesini isteyenlerle ABD'deki olayları destekleyenler aynı grup. Aynı grup.
Onlar bu koronayı bahane ederekten daha ağır önlemler alınmasını, daha ağır karantinalar uygulanmasını, böylece ülkelerin zayıflamasını, ekonomilerinin zayıflamasını, sağlık sektörlerinin iyice zayıflamasını, her türlü zayıflamayı öngörüyorlar. Yani zayıflayacak ülkeler. Aynı o grup Trump buna karşı çıktığı için, Trump'ı devirmek için de şimdi bu olayları bahane ediyorlar. Tabiri caizse destekliyorlar. Koronavirüs ikinci dalga olur mu? Hayırlı geceler. 1 Haziran'dan itibaren tedbirler kalktı. Hayırlı geceler. Şimdi bu korona tedbirleri, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, o yetmedi başka bir dalga çıkarabilirler. Neden? İstediklerini alamadılarsa, dünyayı sömürmek isteyen o paracılar istediklerini alamadığı müddetçe, bunları iki, üç, dört, beş, altı da yapabilirler, korkutabilirler bizi.
Selamun Aleyküm. Bir, Darül Harp olan bir ülkede siyasal İslamcılık adı altında yapılan layık Müslümanlık yaklaşımına bakış açınız nedir? Yani hem siyasal İslam olacak hem de layık Müslüman olacak. Bu çok zor. Yani dinin kendi içerisindeki argümanları var. Din dünyaya karışıyor. Din dünyaya karıştığı müddetçe layık bir Müslümanın olması mümkün değil. Yani ne yapacak Müslüman kendi üzerindeki dünyevi işleriyle, uhrevi işlerini ayıracak mı? Yani benim bu namazım ama gider içki mi içerim diyecek. Bu benim namazım ama gider fuhuş da olmalı, fuhuş da yaşanmalı, fuhuş evleri de açılmalı mı diyecek.
İşte ben namazımı kılarım ama faiz de olmalı, faizci yuvaları da olması lazım mı diyecek. Bu mümkün değil. Dinin haramları belli, ibadetleri belli, bunlar haramları belli, ibadetleri belli, hukuku belli. Hırsızlığa verilecek olan ceza belli, zinaya verilecek olan ceza belli, eşcinselliğe verilecek olan ceza belli. Yani o zaman bu cezalar varsa, o zaman bu cezalar da İslam hukukuna göre uygulanmayacaksa, nasıl o kimse İslam olduğunu söyleyecek mümkün değil. İki, özellikle son dönemde yapılan bazı çalışmalarla Müslümanların sessiz sakin olup mehdi beklemeleri yönündeki çalışmaların amacı cihat anlayışını yok etmek midir? Evet, yani Müslümanlar sessiz sakin bir şekilde dini sadece ibadet bazında alsınlar. Yani Müslümanlar dini camiye de değil, vicdanlarına sıkıştıracaklar.
Camide de değil, vicdanına sıkıştıracaklar. Sadece iman etmiş olacak. Yani ibadeti de kaldıracak, hukuku da kaldıracak, ahlakı da kaldıracak. Ve diyecek ki, zamanın sahibi geldiğinde bu işleri düzenler. Böyle bir hale getirildiler ne yazık ki. Ama biz kendimiz o hale geliyoruz. Bizim kasamız, paramız, masamız, hiyerarşimiz, ailemiz, evimiz, barkımız, katımız, yatımız gözümüzde daha büyük bizim.
Selamun Aleyküm, tekke bayan programlarına yakın çevremi getiriyordum ara ara. En son bayanlara belge verdiğiniz programdı. Onlara garip gelen bir şey oldu. Bayanların elinizi öpmesi, bu durumu onlarınla nasıl izah etmeliyiz? Bir kimse üstadının elini, babasının elini, kocasının elini, abisinin, amcasının, dayısının elini öpebilir. Babası yaşındaki, Hanefi'ye göre, babası yaşındaki bir kimsenin de elini öpebilir. Üstadın da elini öpebilir. Bunda bir beis yok. Bir soru aşmaya çalışıyor da o yüzden onu bekliyorum hakkınızı helal edin.
Açılmada daha. İnternette bir sorun yok değil mi? Salim. Selamun Aleyküm hocam. Mürşide tabi olmadan önce, hocam hacet namazı kılıp da ondan sonra mı hangi mürşidi rüyada görüyorsun da tarikat dersi alıyorsun? Ben mevlevi olmak istiyorum. Hacet namazı kılmama gerek var mı? Hacet namazı da kılabilirsin. İstihare namazı da kılabilirsin. İstişare edebilirsin. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak buldursun inşallah. Pazartesi çoğu yer açılıyor.
Vakıflarımız da açılacak mı? Kurslarımız devam edebilecek miyiz? Vakıflarla alakalı henüz daha bir açıklama yok. Bu eğitim dernekleri ve vakıflarla alakalı bir açıklama yok. O yüzden henüz pazartesi günü vakıflar açılmayacak. Bildiğim kadarıyla. İkinci sorum. Maiz dönemi 10 günü geçtiğinde özürlü durumunda oluyor ve namaz kılmaya başlıyoruz. Bu durumdayken cima edebilme durumu nedir? Cima da serbest. Ayasofya'da okunan ezanlar ve Kur'an-ı Kerim Ayasofya'nın 5 vakit namazı açılmazdan önceki işaret fişeği midir? Yani bu işaret fişekleriyle aldatılmayalım. Ayasofya'nın cami olarak eski konumuna gelmesi lazım. Böyle işte Müslümanların gazını alan, Müslümanları böyle aa bak işte ezan okundu, bak orada da Kur'an-ı Kerim okundu deyip de gazımızı almasınlar.
Ayasofya bir kılıç hakkıdır. Ayasofya fethin simgesidir. Ayasofya, Türkiye'deki Müslümanların özgürlük simgesidir hatta. Ne zaman Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin zamanındaki işteve döndü, o zaman Türkiye'deki Müslümanlar özgür olmuştur. Hiç kimse bunu böyle sakın aldanmayın.
Ayasofya'da 5 vakit namaz kılınıncaya kadar, Ayasofya eski haline gelinceye kadar Müslümanlar henüz daha özgür değildir. Kocam sohbetlere gelmiyor, pek çok konuda yaptığı yanlışlıkları kabul etmiyor. Uyarmaya çalışıyorum ama kabullenemiyor. Mesela namazlarını kılıyor ama sigarayı bırakmıyor. Ben onu uyarınca bana dervişlik dersi vermeye çalışıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum, boşanmayı düşünüyorum ama 3 çocuğum var. Bunlardan dolayı adam boşanmaz. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun Aleyküm.
Çevremde mucizeleri reddeden hocalarım ve arkadaşlarım var. Bu kişilere karşı nasıl bir tutum sergilemeli, nasıl cevap vermeliğim? Kur'an'la sabit peygamberlerin mucizeleri. Ve peygamberlerin mucizelerini reddeden bir kimse küfre düşer. İslam'dan çıkar. Peygamberlerin mucizelerine inanmak imani bir kuraldır. O yüzden peygamberlerin mucizelerini reddeden kimse küfre düşmüştür.
Allah muhafaza eylesin. İslam'la boğı kalmaz onun. Selamun Aleyküm. Annem başka bir dergâhtan dersli ve akşam namazını niyet ettikten sonra bir hal görmüş. Kabe'de bir otelde bir odada baştan aşağıya beyaz giyinmiş. Hanımlarla halakada hatime yapmaya niyetlenmişler. O sırada hatime kitapları yanlarında yokmuş. Annem de bende var deyip o kitabı vermiş. Oradaki ablalara o sırada kendine gelmiş ve hala namazda ayaktaymış. Oradaki ablalar anlatma, maneviyeti kaçar demiş. Ama annem hayatında ilk defa böyle gözü açıkken bir şey gördüğü için hala etkisini çok merak ediyor. Anlamına Allah razı olsun demiş. O üstadına soracak ona. Bunun edebi, adabı o.
Üstadına soracak. Veyahut da bağlı bulunduğu yere soracak. Doğrusu olan bu. Selamun Aleyküm. Kişi ettiği bedduadan Allah huzurunda sorunlu olur mu? Eğer beddua haklı bir bedduaysa sorunlu olmaz. Ama haklı bir beddua değilse beddua kendisine dönecek bilsin. Bir annenin çocuğunu terk etmekle, bırakmakla korkutması. Eğer sözünü dinlemezse onun annesi olmayacağını söylemesi. Evden kovması. Korkutmak için kapının önüne bırakması. İstihama açıdan nasıl değerlendirilmelidir? Evde dahi çocuğundan saklanıp onu ağlayarak aramasından hoşlanan bir anne elinde büyüyen çocuğun ileride psikolojik sorunları oluşur mu? O anne hızla psikolojik olarak kendisini gerçekten tedavi ettirsin. Yani bunu böyle yapan bir annenin psikolojisi iyi değil.
Muhakkak o aileden geliyordur onun o psikolojik bozukluğu. Kendisi öyle bir şey yaşamıştır. Annesi veya babası böyle bir şey yapmıştır. Gerçekten psikolojisi iyi değilmiş onun. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm bazen gökyüzünde Allah Allah Allah diyorum. Bunun bir manası var mıdır?
Bugün sizinle telefonda görüşebilir miyiz? Sizi Allah için seviyorum. Allah seni de sevsin canım kardeşim. Manasız bu alemde hiçbir şey yok. Selamun Aleyküm. Kütüb-i Siddete fitne bölümünde geçen şu hadiste Hz. Enes İbni Malik radıyallahu anh anlatıyor. Bir gün ey Allah'ın Resulü emri bil maruf ve nehyanil münkeri ne zaman terk etmeliyiz diye sormuştu. Aleyhissalatü vesselam şu cevabı verdi. Aranızda sizden önceki ümmetlerde zuhur etmiş olan şeyler zuhura başladığı vakit. Biz bizden önceki ümmetlerde ne zuhur etmişti diye sorduk.
Hükümdarlık küçüklerinizin elinde olduğu, fuhuş büyüklerinizce işlendiği, ilim de rezillerinizin eline geçtiği vakit buyurdular. Evet hadis bu zamanı mı işaret ediyor? Hadis bu zamanı işaret etti söylenebilir. Sebep çünkü hükümdarlık deyince krallık, padişahlık, devlet başkanına baktığınız zaman İslam dünyasına gerçekten devlet başkanı olamayacak kapasitedeki insanlar ne yazık ki hükümdar. Suud'da olduğu gibi, Ürdün'de olduğu gibi, Bahreyn'de ve Arap ülkelerinde olduğu gibi onların hükümdarlarına bakınca evet bu hadis-i şerif tecelli etmiş. Fuhuş büyüklerinizce işlendiği zaman, büyüklerinizce işlendiği zaman dediği şey şu. Genç böyle işte tabiri caizse delikanlıların böyle nefsi, şehveti, kuvvetli olan kimseler bunu yapar da yaşlı ihtiyar insanların böyle toplumda saygın yaşını başını almış, işte milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, bir yerde müdür, amir olmuş, müftü olmuş, bu tip böyle toplumda saygın bir yere sahip olmuş olan kimseler,
huuş yaptıkları zaman, bir de ilim de rezillerin eline geçtiği zaman, bu ister dini ilim olsun, ister dünyevi ilimler olsun, rezil insanlar eline geçiyor, ilmi bu dairede kendilerine dünyalık bir mevki, makam sahibi etmek için ilim ehli oluyorlar, o zaman işte kıyameti de bekleyin diyor hadis-i şerifte. Hucurat suresinin hasta kimseler için okunacağını duydum, hadis-i şerife dayalı olup olmadığını bilemedim, hakkınızı helal edin, okumak uygun mu? Kur'an şifadır her türlü maddi manevi hastalığa, o yüzden Kur'an-ı Kerim okunabilir hastalara. İyi akşamlar hocam, hocam bir ateist arkadaşımıza İslam'a Kur'an'ı yönlendirmeye çalışırken, daha önce söylediğim bir insanı öldürmek, bütün insanı öldürmek gibi günahtır demiştim, ama bana Kur'an'dan şu ayeti gönderdi, cevap veremedim, haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün diye.
Normalde o Müslümanlar, müşrikler, Müslümanlarla savaş yapıyorlardı, Müslümanlar da haram aylarda savaşmak istemiyorlardı. Ve Cenab-ı Hak bu ayeti kerimeyle onları yasakladı. Fakat müşrikler onlara saldırınca, bu sefer başka bir ayeti kerimede de yine onlarla, onlar size saldırılsa, topraklarınızdan çıkarmak isterlerse onlarla savaşınız emri geldi. O yüzden bu ayeti kerimeye tek olarak bakılır, esbabın üzülüne bakılmazsa senin dediğin gibi olur. Ama esbabın üzülüne bakılınca benim dediğim gibi olur. Selamun Aleyküm, iyilikler Allah'tan, kötülükler nefsimizden fakat hiçbir şey Allah'ın yaratması olmadan var olmaz.
Varlıkların yaratılması gibi eylemler de mi yaratılır? Yoksa eylemleri insanların iradesiyle oluşturması mümkün müdür? Eylemler de yaratılır. Allah, la fa'ili illallah. Allah'tan başka fa'ili olan yoktur. Allah'tan başka yaratan yoktur. O yüzden kul kendince, kendi dairesinde ama hayrı ister kesptir bu, ama şerri ister kesptir bu. Hayrı isteyene Cenab-ı Hak hayrı yaratır, şerri isteyene Cenab-ı Hak şerri yaratır. Mübarek insanlar, bir sayfa yazıyorsunuz, bir de diyorsunuz ki içinizden okuyun bunu. Buradaki insanlar da bizi bekliyorlar.
Selamun Aleyküm. Ya Zül Celal-i ve El İkram ism-i şerîfi hürmetine. İkrama mı koşmak mu yoksa beklemek mi hayrı? Zorluklara, imtihana, sabır, ikrama açılan kapıysa kapıda beklemek yolun başlangıcı olur mu? Yolumuz acıdır, bu yolda zorluklar var demiştiniz. Bu zorluğu lütuf olarak kabul ederiz. O zaman ikramı arzulamak doğru mu? Eyvallah. Selamun Aleyküm. Bir üstada ve mürşide bağlanmak, ders almak için üstada araştıracağız. İrşadı var mı yok mu? Kur'an ve sünneti uyup uymadığına bakacağız. Bizler Kur'an ve sünneti uyan bir mürşid-i kamile nasıl layık bir derviş olacağız? Kendimizi nasıl disiplin etmeliyiz?
Nasıl yol gitmeliyiz? En büyük sıkıntı bu. İnsanlar bir üstada, bir mürşid-i kamile bağlandıklarında o yolu devam ettirip ettiremeyeceklerini bakmıyorlar. Allah yiyesin. Kur'an ve sünnete uyulduğu müddetçe bunda bir sıkıntı olmaz. Selamun Aleyküm. Ben akvaryum balıklarına merak olan biriyim. Evimde akvaryum olmasının bir sakıncası var mı? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hayırlı akşamlar. Ben hiçbir hayvanın kafese, akvaryuma, böyle bağlanmasına razı değilim kendimce. Her şey doğalında koşmalı. Balıklar denizde yaşayacak, gölde yaşayacak, nehirde yaşayacak, nerede yaşayacaksa yaşayacak doğal ortamı o.
Balıkların doğal ortamı akvaryum değil. Kuşların doğal ortamı kafes değil. Nerede yaşayacaksa kuşlar kendi doğal ortamında yaşayacak. İşte ne? Köpek. Köpek kafeste yaşayacak, bağlanacak bir hayvan değil. Doğal ortamında yaşamalı. Kedi. Kedi evlerin içi, onların doğal yaşam alanları değil. Kedi sokakta, belde, bahçede, orada burada yaşayacak olan bir hayvan. O yüzden hayvanlar doğal yaşamlarında. Bu benim kendi şahsi duruşum. Bu konuda çok su getiriyor. Millet soruyor bana, işte kedi besleyebilir misin? Beslersin kardeşim. İşte kuş besleyebilir misin? Beslersin. Ama doğal ortamı mı? Değil. Evde kedi besleyenler doğal ortamında mı kediler? Değil. Değil. Köpekler doğal ortamında mı?
Değil. Bağlıyorlar bahçelerine veyahut da bir köpek kulübesi yapıyorlar. Doğal ortamı mı? Değil. Kısırlaştırıyorlar. Doğal ortam mı? Değil. Bu hakkı nereden buluyor insanlar? Kendilerini kısırlaştırdıkları gibi hayvanları da kısırlaştırıyorlar. Bu hakkı nereden buldunuz siz? Hayvanlara zulmediyorsunuz. Bütün hayvanlar doğal bir hayatta yaşamıyorlarsa, doğal hayatta yaşatmayan sahiplerinden mahşerde alacaklarını alacaklar. Madem ki mahşerde boynuzlu koyun, boynuzsuz koyundan alacağını alacaklar, hayvanlar da doğal hayatta yaşatmayan insanlar ne yazık ki hayvanlar da onlardan alacağını alacaklar. Yani yok çocuğumuzun psikolojisi bozulmasın, yok eşimizin psikolojisi bozulmasın, yok çocuğumuza iyi gelir evde balık beslesin. Yani şey değil bunlar, benim nazarımla insanoğlu yeryüzüne fitne çıkarıyor, insanoğlu doğal hayatı bozuyor.
Alıyor kurdu, köpekleştirmeye çalışıyor. Geçen gün haberlerde işte nerede bir Anadolu'da bir şehirde yavruları olan kurdun annesini öldürmüşler, katletmişler. Yavrularını almışlar, onları evcilleştirecekler. Yani nasıl bir zalimlik bu? Akıl erçek bir şey değil. Veyahut da işte yurt dışından kaçak kuşlar getiriliyor. O kuşlar Anadolu'nun ormanlarında yaşayacak bir kuşlar değil. Nerenin? Tropikal bölgenin kuşları. Ya tropikal bölgenin kuşlarını süs için ülkeye getiriyorlar. Yahu o kuşlar burada doğal ortamda yaşamıyor. Ne o derler ya meşhur atasözü bülbülü altın kafese koymuşlar. Ah vatanım demiş.
Yani normalde kuşların yeri kafes değil ki. Yani hayvanların yeri ev değil. E ama doğallıktan uzak. Allah muhafaza eylesin. Bu benim kendi şahsi duruşum. Yani hayvanları doğal ortamlardan beslenmesi lazım. Onların doğallıklarının bozulmaması lazım. Yani bir yumurtayı dahi hayvan kendisi attıysa yuvadan sen alıp onu yuvasına koymayacaksın. Bitti. Onun doğallığını bozmayacaksın. Benim terasta kumrular yuva yapıyorlar. Yani ben terasa dahi çıkmaya imtina ediyorum. Diyorum ki hani ürkmesin hayvanlar doğal hayat devam etsin diyorum. Oraya bir yuva yapmış. Oraya yumurta koymuş oraya. Yumurtlamış. Civcivleri çıkınca kadar uğraşsın diyorum. Mesela bir gün civcivin biri atmış kendini yuvadan aşağı.
Yavrunun birisi. Elime dahi sürmedim. Dedim ki doğal hayata dokunmayayım. Kendisi dedim atmış kendini uçacağını ümit etmiş. Ondan sonra atmış dedim. Seyrettim onu. O böyle gitti gitti gitti gitti. Ondan sonra ufak ufak uçtu. Tellinin içinden çıktı. Çatıya gitti. Çatıda baktım bir kedi bekliyor onu. Avcı bir kedi. O da hamile. Mahallenin kedisi. Anında avladı onu. Dedim ki. Aha Allah'ın Rezak ism-i şerîfi. Hamile kediye av oldu. Neden av oldu? Daha kanatlanmadın. Kendi kendini uçma hırsından dolayı av oldu. Dedi Mustafa Özbağ. Kanatlanmadan uçan. Aha böyle kedilere av olur dedim. O yüzden doğal dengedir bu. Sen bakarsın dışarıdan. Ya bu dervişte olacaktı da neden dergahtan gitti ki dersin.
O kanatlanmadan uçmaya heveslenmiştir. Avcı bir kedi avlar onu. Dersin ki. Ha bu da avcı kedinin nasibiymiş. O yüzden bekleyecek. Kanatlanmayı bekleyecek. Kanatlanıp da uçacak. O yüzden doğal hayata müdahale olarak görüyorum. Selamun Aleyküm. Medyasal, devletsel, etkin güçler ile dini unutturmak için deccali sistem etkin olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
Aile yapılarımızda genel olarak dini bilgiler temelde çok zayıf. Zayıf bilgiyle çoğu insanlar yetiştiği için belli bir zaman sonra elinde olmadan deccali sistemin çarkına giriyor. Sorun kendimizi hızlıca yetiştirip aile kurarken, çocuk yetiştirirken nasıl ayrı reisi görevini yerine getirip kendimizi korumalıyız ve çevremize örnek olmalıyız. Dağınık Müslüman değil de nasıl birlik Müslüman oluruz. Herkes en azından evine bir ilmihal kitabı alacak. En azından bir Riyahu Salih'in alacak. En azından Kur'an'ın hem mealini hem tefsirini alacak. Ve hızla dinini öğrenecek. En azından haramlar ve helallar iki cilt onu alacak. Dinini hızla öğrenecek ve yaşamaya çalışacak.
Arkadaşlar bir kardeş bir soru yazmış. Bizde hiçbir ders, hiçbir topluluk zorunu değildir genel olarak. Arkadaşlar bütün salı, perşembe, cumartesi sohbetlerini zorunlu olmadan gönüllük esasına göre dileyen katılır, dilenmeyen katılmaz. Fatır Suresi 33-22 Onlar adın cennetlerine girerler.
Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. Selamun Aleyküm. Fatır Suresi 33. ayeti örnek göstererek erkeklere altın ve ipek haram değil. Kur'an-ı Kerim'de yasaklayan ayet yok. Cennette helalsa dünyada niye haram olsun ki diye soran birine nasıl anlatabilirim? Cennette isteyene istediği kadar kadın verilecek. Ama dünyada böyle değil. O zaman cennette isteyene istediği kadar kadın verilince dünyada da ona helal diyeceksin. Böyle bir mantık yok. Cennette altın ırmaklar var. Altın ırmaklarda yüzmek var. Dünyada altın ırmağımı var. Cennette süt ırmakları var. Dünyada süt ırmağımı var. Cennette bal ırmakları var. Dünyada bal ırmağımı var.
Cennetin hükmü ve hukuku cennete ait. Dünyanın hükmü ve hukuku dünyaya ait. Kabir hayatının hukuku kabire ait. Ruhlar yaratıldığı andaki ruhlar aleminin hukuku ruhlar aleminin ait. O yüzden ipeyi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri altın ve ipeyi herkese yasak etmiş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir peygamber olarak buna hakkı var. O heva ve hevesinden konuşmadı ayet-i kerime. Haklarınızı helal edin. Bugün saat 0.25'te bitiriyoruz. Okumadığım sorular oldu, rüyalar oldu. İşte okumadığım böyle hani hepsine de baktım ama hepsini okumadım, hepsini cevaplandırmadım. Bazıları cevaplandırdığımız şeylerdi.
Sohbetleri hem bir de böyle bir hani tabiri caizse temizlik olsun istedim. Hepsine bakayım istedim. O yüzden hepsini de elden geçireyim, gözden geçireyim istedim. Bu gece de nasip bu kadarmış. Kısmetimiz bu kadarmış. Bu gece de yarımda bırakıyoruz. Allah izin verse inşallah önümüzdeki perşembe ya bir yine hadis sohbetiyle devam edeceğiz ya da perşembeden önce inşallah konuyu belirleyip atarız. Ama önümüzdeki cumartesiye yine siyasal İslamla sohbete devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Biz yine mutat bir şekilde tevhidimizi çekeceğiz. Ondan sonra da gecemizi sonlandıracağız. Eftali zikir fa'ale mennehu la ilahe illa la ilahe illa la ilahe illa la ilahe illa la ilahe illa el Fatiha ma'a selamuna.
Amin. Geceniz hayır olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.