mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 27 HAZİRAN 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Haziran 2020 · 2:44:37

Selamun aleyküm, hayırlı geceler. Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Allah izin verirse bugün meslevi sohbetlerine devam edeceğiz kaldığımız yerden. Allah izin verirse tekrar cumartesi günleri, her cumartesi meslevi sohbeti, her perşembede Allah izin verirse inşâAllah. namazgâhtaki zikir yaptığımız yerdeki sohbet neyse ona devam ettireceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse inşâAllah. Biz bir konu başlığında kalmışız, herhalde belki de konu başlığını okuduk veya da konu başlığında kaldık. Ama böyle bir konu bütünlüğü olsun diye inşâAllah biz Allah izin verirse konu başlığından başlayacağız.
Takip edenler için hatırlama olsun istedim. Hani bir Yahudi padişah vardı, o Yahudi padişah büyük hendekler yaptı. Hendeklere çalı çırpı, yanıcı maddeler doldurdu ve o hendekleri ateşe verdi. Ateşe verdikten sonra da Müslümanları, müminlere inananları o ateşe atıyordu. Bu Yahudi padişah bazı rivayetlerde Zinuas olarak geçiyor. O Yahudi padişah aynı zamanda Yahudi değildi aslında, putperestti. Bazıları Yahudi diyor, bazıları putperestti diyor. Ve bir müddet sonra inananlar kendilerini ateşten sakınmamaya başladılar. Başladılar ve ateş onları yakmamaya başladı. Öyle olunca o Yahudi padişah ateşe hitap etmişti. Hani ne oldu ki, sen neden yakıcılığın ve yanıcılığın devam etmiyor diye.
Ve yakıcılığı ve yanıcılığı devam etmeyince ve Müslümanlar da kendisini ateş atmaya başlayınca, bu sefer Yahudi padişah kendi etrafındaki insanlara emretti. Dedi ki, onları ateşten men edin, ateşe atmayın. Ve ateşe atmayın dedi, yanın adını söylediler. Ve işte Yahudi padişah bu sözlere ehemmiyet vermedi, inkar etti. Kendisine nasihat edenlerin nasihatlerini kabul etmedi. O Yahudi padişahı bu acip mucizeleri gördü. Fakat ancak tağın ve inkarda bulundu. Yani ateşin yakmadığını gördü ama tağın ve inkarlarda bulundu. Yani ateşin yakmadığını gördü. Hani İbrahim Aleyhisselam'ı Nemrut ateşe atmıştı. İbrahim Aleyhisselam'ı Nemrut ateşe atınca, İbrahim Aleyhisselam için Cenab-ı Hak, ey ateş serin ol, selamette ol deyince, ateş yakmamıştı.
Ne yaktı, ne üşüttü. O yüzden ateşin yakmadığı da böylece hem eski ahitte, hem de yeni ahitte, hem de Kur'an-ı Kerim'de geçmiş oldu. Ama o iman etmeyen, o küfür gözü takan, o küfürle etrafa bakan, perdelenen kalpleri mühürle olmuş olan, o kafir bu mucizeyi kabul etmedi. Aynı şey Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden de değişik mucizeler tecelli ediyordu. Ama o mucizeler tecelli ederken, küfürün gözüyle bakan, küfürle bakan, Ebu Cehil olsun, Utbe olsun, Şeybe olsun, Mekke müşrikleri, onun mucizelerini inkar ediyorlardı. O mucizeleri gördükleri halde iman etmiyorlardı.
Ve o padişahın etrafında nasihatçılar vardı. Nasihatçılar dediler ki, Beyiç 870, işi haddinden ileri götürme, inat hayvanını bu kadar ileri sürme dediler. Nasihatçıların ellerini bağlayıp hapsetti. Zulmünü birbirine uladı. Yani birbirine bağladı. Daha fazla zulmetmeye başladı. Şimdi, her önceden büyük insanların, padişahların etrafında, nasihatçılar veyahut da bugünkü dilde danışman dediğimiz, danışmanlar veya bakanlar veyahut da işte bunu biraz dini devlet açısından bakarsak, bir şura söz konusu.
Bu nasihatçılar, o gün içinde o Yahudi padişaha, bak burada acayip mucizeler oldu. Ateş bu Müslümanları yakmadı. Sen daha da bu meselenin üzerine gitme. Geri dön. Bu işte haddi aşma. Bu işte artık daha fazla zalimliğini ortaya koyma diye ona nasihatta bulundular. Ama ve lakin o nasihattı bulunanların, bulunanların ellerini bağlatıp zindana attı. Ve hani, Firavun'un da etrafında büyücüler vardı ya, Firavun'un etrafındaki büyücüler de, Musa Aleyhisselam'ın asasının yaptığını görünce, ve Musa Aleyhisselam'ın da buna hayrette kaldığını görünce, Firavun'un büyücüler demişlerdi ki, asanın yaptığına Musa da şaştı. Biz o Musa'nın Rabbine iman ediyoruz. Deyince, Firavun ne yapmıştı?
Onların parmaklarını, ellerini, kollarını çapraz kestirmeye başlamıştı. İşte yine aynı şekilde, bu Yahudi padişah da, padişahın etrafındaki o nasihatçılar bu mucizeleri görünce, ona dediler ki, sen haddi aşma, daha fazla bu meselede inat etme. Ama bu sefer Yahudi padişah döndü, onlara zulmetmeye başladı. Kıymetli dostlar, zalim bir padişaha, zalim bir hükümdara, zalim bir bürokrattaki bir kimseye, yani zalim bir kimseye, hakkı tebliğ etmek en büyük cihattır.
Hadis-i şerifte, tirmisi de geçer bu. Kıyamet gününde Allah'ın en çok sevdiği ve kendine en yakın olan insan, adil imam, hükümdar olacaktır. İnsanlar içinde de en nefret ettiği ve kendinden en uzak olan kişi de, zalim imam, hükümdar olacaktır. O zaman Allah'ın en sevdiği kim? Adil bir hükümdar. Allah'ın hiç sevmediği kim? Zalim bir hükümdar. O zaman Allah'a en yakın olacak olan kim? Adil bir hükümdar. En uzak olacak olan kim? Zalim bir hükümdar. Ve yine, hadis-i şerifte, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Tabarani'de geçiyor. Ahir zamanda zalim valiler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı fakihler olacaktır. Sizlerden bu zamana yetişen, onlardan herhangi bir vazife almasın.
Ne zekat toplayıcı, ne yönetici, ne de zabıta olsun. Demek ki, zalim vali, zalim vezir, zalim kadı, zalim fakih olursa, onların vermiş olduğu görevleri de, müminler kabul etmeyecekler. Onlara hizmet etmeyecekler. Onların yalakaları olmayacaklar. Onların etrafında olmayacaklar. Sebep, onlar çünkü zalimler. İşte bu, yine bu zalimlerle alakalı, Tabarani'de geçiyor hadis-i şerif. Ümmetimden şu, iki insana şefaatim ulaşmaz. Zalim ve zorba imam ile, haddi aşan her sapık, şimdi, demek ki, Ümmet-i Muhammed'in içerisinde de, zalim hükümranlar, zalim valiler, zalim kadılar, zalim fakihler, zalim yöneticiler olacak. Ve, zaman içerisinde, bu zalimler de, Ümmet-i Muhammed'in içerisinde olacak. Ve, o zalimlerin etrafında görev yapmamak, o zalimlere hizmet etmemek, o zalimlere yardım etmemek de, Müslüman için, muhakkak farz.
Bakın, bunu da nereden anlıyoruz? Yine, Ebu Davud ve, Tirmizi'den, İbni Mace'den, Nesai'den, Tebarin'den, İbni Hanbel'den, Suiti'den, yani, bunların hepsi de, aynı hadis-i şerifi, aynı noktada, nakletmişler. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, buyuruyor ki, cihadın en eftali, zalim sultanın, veya zalim emirin yanında, söylenecek, adaletli, sözdür. O zaman, bu nasihatçılar vardı ya, Yahudi, padişaha yapma, haddi aşma diyen, işte bunlar, cihadın en eftalini yaptılar. Demek ki, cihadın en eftali, zalim bir kimsenin yanında, adalet sözü konuşmak. Zalim bir valinin yanında, adaleti tavsiye etmek. Adaleti, hakkı ona tebliğ etmek. Veyahut da, bir zalim, yalancı bir fakihe, hakkı tebliğ etmek.
Bakın, bu, cihadın en eftali olarak nitelendirilmiş. Cihadın en eftali. Neden? Çünkü, o zalim, o kimsenin, kanına kastedebilir mi? Evet, canına kastedebilir mi? Evet, malına kastedebilir mi? Evet, o kimsenin makamına kastedebilir mi? Evet. Bir kimse zulmediyorsa, zulmetmek nedir? Kur'an ve sünnetin dışında davranmaktır. Bakın, kıymetli dostlar, evlerimizde, eşlerimize, Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsak, zulmediyoruz. Evlerimizde, çocuklarımıza, Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsak, zulmediyoruz. Kadınlar, kocalarınıza, Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsanız, zulmediyorsunuz. Çocuklar, anne ve babalarınıza, Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsanız, zulmediyorsunuz.
Elinin altında, çalışan kimseler olanlar, iş yerinin patronu, iş yerinde usta, iş yerinde vardiya amiri, eğer elinizin altındakini, onlara Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsanız, zulmediyorsunuz. Hak ve adalet dairesinde davranmıyorsanız, zulmediyorsunuz. Herhangi bir resmi dairede amirler, resmi dairede şefler, müdürler, genel müdürler, eğer ellerinizin altındaki memurlara, eğer hak ve hukuk dairesinde davranmıyorsanız, onlara zulmediyorsunuz.
Belediye başkanları, eğer ki kendi elinizin altında olan kimselere, hak ve hakkaniyet ölçüsünde hizmet etmiyorsanız, ve onlara hak ve adalet açısından davranmıyorsanız, zulmediyorsunuz. Belediye başkanları, eğer ki vatandaşlarınıza eşit ve hakkaniyet bir hizmet vermiyorsanız, onlara zulmediyorsunuz. İşte bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, devleti yönetenler, eğer ki hak ve hakikate yönelik devleti idare etmiyorsanız, bakanlıklarınızı öyle idare etmiyorsanız, Kur'an ve sünnet dairesinde değil ise davranış biçimleriniz,
adalet ve hukuka uygun davranmıyorsanız, zulmediyorsunuz. Bakın, bir şeyin anayasa hukukuna uygun olma ayrı bir şeydir. Kur'an ve sünnete uygun olma ayrı bir şeydir. Bir insan kabre girdiğinde Kur'an ve sünnetten hesaba çekilecek. Anayasadan hesaba çekilmeyecek. Cenab-ı Hak bize kabre girdiğimizde sen ne kadar anayasaya uydun demeyecek. Sen ne kadar ülke yasalarına uydun demeyecek. Sen ne kadar Kur'an ve sünnetin yasalarına uydun diyecek. O yüzden bir kimse Kur'an ve sünnetin yasalarına uygun davranmıyorsa, o zulmediyordur. İşte böyle zulmeden bir kimseye, zulmeden bir kimseye, eğer ki bir kimse hakkı, hakikati, adaleti, hukuku, Kur'an ve sünnetin emirlerini ona tebliğ ediyorsa, o zaman o kimse en büyük cihadı yaptı.
Yani birisi hırsızlık yapıyor, ona sen hırsızlık yapıyorsun, yapma deyip de ona nasihat ediyorsa, ona tebliğ ediyorsa, o en büyük cihadı yaptı. Veyahut da bir yönetici yönettiği elinin altındaki kimselere adaleti davranmıyorsa, tarafkir davranıyorsa, onlara eşit muamelede bulunmuyorsa, onlara zulmediyor. Bir kimse kalkıp da ona, eğer ki sen bunlara zulmediyorsun, sen tarafkir davranıyorsun, yanlı davranıyorsun deyip de ona tebliğ ediyorsa, ona nasihat ediyorsa, o zaman o en büyük cihadı yaptı.
Ve o en büyük cihadı yapan kimseler, işte ümmetin doğru insanları, ümmetin alimleridir, ümmetin erdemli insanlarıdır. Ümmetin içerisinde ümmete ışık olan, ümmete yol gösteren zamanın velileri, zamanın şeyhleri, zamanın alimleri, zamanın cihatçılarıdır. Allah muhafaza eylesin. Ve bunların aslında korkmadan, çekinmeden, hakkı ve hakikati haykırmaları gerekir. Ve Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri'nin meşrurdur ya sözü, mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil. Batıla yardım eden, hakka zulmeder buyurmuştur. O zaman mazluma yardımcı olmak, zalime düşman kesilmek, İslam'ın şiarıdır.
Eğer bir alim, bir ulema, bir mümin, mazluma yardımcı olmuyor da, zalime düşman kesilmiyorsa, Allah'ın hakkını yerine getirmemiş olur. Batıla yardım ediyorsa, Allah'ın hakkını yerine getirmemiş olur. Çünkü müminler, batılla savaşmakla emrolunmuşlar. Müminler, zalimlerle savaşmakla emrolunmuşlar. Eğer müminler, zalimlerle savaşmazlarsa, batıllarla savaşmazlarsa, namazları onları kurtarmaz. Eğer müminler, mazlumlara yardımcı olmazlarsa, namazları onları kurtarmaz. Kıymetli kardeşlerim, Ey Ümmet-i Muhammed! Sadece İslam'ı namaz olarak algılıyorsunuz. Sadece İslam'ı Ramazan'dan Ramazan'a oruç tutmak olarak algılıyorsunuz. İslam'ı sadece Cuma'dan Cuma'ya Cuma'ya gitmek olarak algılamayın. İslam'ın en önemli şiarlarından birisi, mazlumlara yardımcı olmak, zalimlere düşman kesilmektir.
İslam'ın en önemli şiarlarından birisi, batıla yardım etmemek, batıla mücadele etmektir. Ve batıla mücadele edenler, Cenab-ı Hakk'a zulmederler. En büyük zulüm de budur. En büyük zulüm, bir kimsenin Allah'a zulmetmesidir. Hak ve hakikate zulmetmesidir. Hz. Muhammed Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine zulmetmesidir. Şimdi hem Müslüman'ım deyip, hem onun sünneti senesine karşı gelmek, Hz. Muhammed Mustafa'ya zulmetmektir. Hem Müslüman'ım deyip, hem Kur'an'ın hükümlerini itiraz etmek, Kur'an'ın hükümlerini değiştirmeye çalışmak, Kur'an'ın hükümlerinin dışında, hüküm oluşturmaya çalışmak, Hakk'a zulmetmektir. Ey Müslüman kardeşim, ey mümin kardeşim, İslam sadece namaz kılmak, oruç tutmak, sakal bırakmak demek değil.
İslam sadece başını örtmek, manto giymek demek değil. İslam bir bütün dindir. Bir bütün dindir. Biz 6666 ayet-i kerimeye iman ederiz. O yüzden, kötülüklerle savaşmak, yanlışlıklarla savaşmak, zalimlerle savaşmak, batılla savaşmak, mücadele etmek, İslam'ın şiarıdır. Allah muhafaza eylesin. Bir yerde hak çiğneniyorsa, bir yerde hukuk çiğneniyorsa, bir yerde adalet çiğneniyorsa, ve ona karşı insanlar susuyorsa, onlar birer dilsiz şeytan olmuştur.
Bakın, birer dilsiz şeytan olmuştur. Mümin, batıla, zulme, haksızlığa, hayırın, iyiliğin, doğruluğun ortadan kaldırılmasına, ses çıkarmayan kimse değildir. Mümin, bunlara ses çıkarır. Mümin, bunlara karşı mücadele eder. Ve normalde bunlara razı olan, yani bir yerde hak çiğnenirken susan, bir yerde haksızlığa, tecelli ederken ona susan, bana ne diyen, veyahut da birilerinin hakkı, hukuku çiğnenirken, bana ne diyen, birilerinin namusu, şerefi, haysiyeti, değişik platformlarda, ayağa düşürülmeye çalışırken, mümin buna bana ne diyorsa,
ve bu bana necilik devam ediyorsa, ne yazık ki, her Müslüman, her mümin, dilsiz şeytan gibi olmuştur. Çünkü, haksızlıklar karşısında susan, dilsiz şeytandır. Bu, bazı, kimseler tarafından, zayıf hadisi olarak, nitelendirir, ama mana açısından, sahihtir. O yüzden, haksızlıklar karşısında, Müslümanların, susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında, alimlerin, susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında, bu meselede, bilgi sahibi olanların, susmaması gerekir. Bakın, Diyanet Teşkilatı, İlahiyat Fakültelerindeki, profesörler, veyahut da, bu meselede, kalem yürüten, bu meselede, akıl yürütenler, veyahut da, ülke içerisindeki, ehli tarikat, ehli şeyhefendiler, ehli suviler, ehli dervişler, bu meselede, pay sahibi olanlar, kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, sözüm hepinizde, ve hepimize, nerede Kur'an ve sünnet, çiğneniyorsa, nerede Kur'an ve sünnetin,
hükümleri, alaşağı ediliyorsa, nerede Kur'an ve sünnetle, alay ediliyorsa, ve nerede hak ve hakikat, çiğneniyorsa, bütün Müslümanlar, tek yürek olup, bu zulme karşı, başkaldırmaları lazım. Bir yerde, haksızlık, hırsızlık, ursuzluk, batiliyet, şeytaniyet, deccaliyet, kol geziyorsa, Müslümanların, bunlarla mücadele etmesi gerekir. Müslüman bunlarla mücadele etmezse, deccaliyet ve şeytaniyet, onun yatak odasına gelir, çöreklenir. Kendisini kurtarması mümkün olmaz. Bakın, kendisini kurtarması, mümkün olmaz. İşte, o Yahudi, padişahının, yanındaki, nasihatçiler, ellerinin bağlanıp, hapse atılması, hapse atılmayı, göze aldılar. Ellerine bağlanıp, hapse atılmayı, göze alaraktan, o Yahudi, zalim padişaha, nasihat ettiler.
Bakın, Yahudinin etrafındaki, büyücüler, Yahudinin etrafındaki, Firavun'un etrafındaki, büyücüler, kalktılar, Firavun'a, nasihat ettiler. Ve parmaklarının, ve kollarının, çaprazlama kesilmesini, umursamadılar. Parmaklarının, ve kollarının, ellerinin, çaprazlama kesileceklerini, bile bile, Musa aleyhisselamın, dinine, iman ettiler. Dediler ki, Musa'nın, Rabbine, iman ettik. Ey, ümmet-i Muhammed'in, alimi, gibi görünen kimseler, siz, Yahudilerin, etrafındaki, büyücüler kadar, değil misiniz ki, hak ve hakikat noktasında, parmaklarınızı, feda edemiyorsunuz? Siz, Firavun'un etrafındaki, büyücüler kadar, değil misiniz ki, siz, hak ve hakikate, aykıramıyorsunuz?
Bütün, toplum önderi, cemaat önderi, gibi olanlar, nerede bir adaletsizlik varsa, nerede bir zulüm varsa, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir uğursuzluk varsa, nerede bir hırsızlık varsa, dünyanın neresinde olursa olsun, buna karşı, niçin bir sözünüz dahi yok? Buna karşı, neden ayağa kalkmıyorsunuz? Bunlara karşı, neden tebliğler, yayınlamıyorsunuz? Biz sizden, Kur'an ve sünnet tarihinde, tebliğ istiyoruz. Bu, İslam'a uygun mudur, değil midir? Bu, Kur'an'a uygun mudur, değil midir? Kur'an ve sünnet, bu noktada bize ne emrediyor? Bunları neden beyan edip, neden sokaklara çıkmıyorsunuz? Yarın, öbür gün, Mehtala, Resul çıktığında, hepiniz inim inim ineceksiniz, ve dilleriniz koparılacak, ve mahşerde dilleriniz, enselerinizden çekilecek.
Eğer siz, korktuğunuzdan dolayı, nemalarımız kesilir diye, dünya menfaatlerinden oluruz diye, hak ve hakikate ayıkramıyorsanız, vallahi de, billahi de, Firavun'un yanındaki büyücüler kadar, kıymeti harbiyeniz yok. Ve işte o, Zünivas'ın etrafındaki, nasihat ediciler, kendilerinin canlarına, mal olacağını bile bile, Zünivas'ı durdurmaya çalıştılar. Ona nasihat ettiler, ve dediler ki, yapma, etme. Zünivas da ne yaptı? Zünivas onlara da zulmetti. Onların da ellerini bağladı, onları da hapsetti. Zulüm son noktaya geldi. Karanlığın son noktası, zifrin son noktası, aydınlığın başlangıcıdır. Hz. Pir, bize olayı, anlatmaya devam ediyor. Diyor ki, madem ki iş bu dereceye vardı, ey köpek, sabret, kahrımız erişti diye, bir ses geldi.
Ondan sonra ateş, kırk arşın alevlendi, bir halka teşkil etti, ve o Yahudileri yaktı. Ve demek ki, o zalimin zulmü, o Zünivas'ın zulmü, o Zünivas'çıların zulümleri, o kadar arttı, o kadar arttı, o kadar arttı ki, artık zalimlikte, son noktaya geldiler. İsrail'in yaptığı gibi, zalimlikte, son noktaya geliyorlar. Amerika'nın yaptığı gibi, zalimlikte, son noktaya geliyorlar. Batı'nın yaptığı gibi, zalimlikte, son noktaya geliyorlar. Batıların, Batılıların uşakları olan, Müslümanların başında, devlet başkanlıkları yapanlar, o devlet başkanlıklarını, Batılılara hoş görünmek için kullananlar. Onlar da zalimliklerinin son noktalarına geliyorlar.
Ve zalimliklerin son noktalarına gelince, bir hitap erişecek. Ve o hitap erişecek, denecek ki, ey köpek, sabret, kahrımız erişti. Ve onların kendi elleriyle topladıkları, ve onların kendi elleriyle kurdukları düzenler, kendi elleriyle kurdukları sistemler, kendi elleriyle oluşturdukları, o ateş çukurlarına, kendileri düşecekler. İşte diyor ki, o ateş, kırk arşın boyunca, kalktı, büyük bir halaka haline geldi, ve Yahudileri, ve Yahudileri kendi içine aldı. Neden? Onlar çünkü, zulmediyorlardı, zulme sessiz kalmışlardı. Zulmediyorlardı, o zulmeden zalimin yanında, zalimi destekliyorlardı. İhyada çok hoşuma giden bir hadise vardır. Birisi gelir sorar, der ki, ben haccaca elbise dikiyorum, haccaca elbise dikmem, zulme yardım etmek mi der, İhyada bir fetva var, bunu İhyaya almışlar.
O zat der ki, asıl zulmeden, zulme yardımcı olan, kumaşı üreten, sen dikiyorsun, sen zalimin ta kendisisin der. Bakın, zalim bir hükümdara, elbise dikmek dahi, zulmetmektir. Zalim bir başkana, zalim bir devlet başkanına, zalim bir amire, zalim bir müdüre, hizmet etmek, zalim bir adama, hizmet etmek, o zalime yardım etmektir ki, zulmetmektir. O yüzden, o Yahudiler de, sessiz kalıyorlardı. O zalimin zalimliğine, sessiz kalmak, zalimin zalimliğine, sessiz kalmak, onu normalde, ayıplamamak, onu buğz etmemek. Hani, bir hadis-i şerif var ya, meşhur, siz bir kötülüğü gördüğünüzde, mümkünse elinizle, o da mümkün değilse, dilinizle, o da mümkün değilse, kalben buğz ederekten, önlemeye çalışınız ki, bu da imanın en zayıf noktasıdır, denilen hadis-i şerif.
İşte, siz, bir zulmeden, haksızlık yapan, adaletsizlik yapan, işi ehline vermeyen, liyakatsızlık eden, işte ona buna peşkeş çeken bir şeyleri, onu gördüğünüzde, eğer onun etrafındaysanız, onu alkışlıyorsanız, onun bu noktada zulmüne, haksızlığına, adaletsizliğine, hukuksuzluğuna göz yumuyorsunuz. Göz yumuyorsanız dahi, ona yardım ediyorsunuz. O yüzden, aynen zulmetmiş gibi oluyorsunuz. Ve, nasıl o Yahudilere ateş yaktıysa, sizi de cehennem ateşi yakacak. Bunu bilmiş olun. Çünkü, tarih boyunca görülmüştür ki, hem İslam tarihinde, hem Roma tarihinde, Avrupa tarihinde, hem de işte, Farisi tarihinde, hem de ileri doğru gittiğimizde, doğu tarihlerine baktığımızda, zulmeden krallar, zulmeden padişahlar, zulmeden ülkeler, milletler, en sonunda helakı uğramışlardır.
Ve bunların misali çoktur. Bunu Kur'an-ı Kerim'den de, değişik, hadiselerden dinlemek mümkündür. Ve Allah muhafaza eylesin. İşte o zulmeden zünivasın oluşturduğu, o zulmeden zünivasın, işte ağaçtır, çalıdır, çırpıdır, neyse, ateş kuyularından çıkan ateş, o Yahudileri alıverdi. Buruç Suresi'nde bununla alakalı hikayeyi dinleyebilirsiniz. Buruç Suresi ayet 10, mümin erkek ve mümin kadınlara, dinlerinden döndürmek için işkence yapıp, sonra da tevbe etmeyenlere, cehennem azabı vardır. Onlar için çok yakıcı bir asaf vardır. Buruç Suresi bu meseleyi anlatır. Rabbim bizi zalimlere yardım etmekten muhafaza eylesin.
Bizleri zalimlerle mücadele edenlerden eylesin. Bakın kıymetli kardeş, Araf ayet 4 ne diyor? Biz nice memleket halkını yok ettik ki, onlara azabımız gece uyurularken veya gündüz istirahat halindeyken geldi. Neden onlara zulmetti? Çünkü Kasas Suresi ayet 58'de bahsediyor. Biz refah içerisinde şımarıp azgınlaşan nice ülkeleri helak ettik. Demek ki insanlar refah içerisinde şımarıp azgınlaşınca, onlar ama gece uyurken, ama gündüz istirahat ederken ne yapmışlar? Helak edilmişler. O yüzden bu tip Kur'an-ı Kerim'de hikayeler vardır. Zalim ülkelerin helak edildiğine dair veyahut da Lut Aleyhisselam'ın dini tebliğ ettiği kavim gibi veyahut da Salih Aleyhisselam'ın kavmi gibi veya Hud Aleyhisselam'ın kavmi gibi nice kavimler vardır ki onlar refah içerisinde şımarıp azgınlaşmışlar ve zalimleşmişler ve zalimleşince zulmetmeye başlayınca Cenab-ı Hak onları helak etmiş.
Hz. Pir devam ediyor. Onların asılları önceden de ateşti. Sonunda da asıllarına gittiler. Zaten zümre ateşten doğmuştu. Cüzüler kül tarafını yol alır. O tarafa giderler. Şimdi bir kimse o zaman bunu biz Arabi ekolünde bu beytleri anlamaya çalışırsak bunlar ayağını sabitelerinde yani küfür ehlilerdi. Ayağını sabitelerde küfür ehli olduklarından veyahut da ayağını sabitelerinde kahar ismi şerifinden sıfatına veya muudil ismi şerifinin sıfatına sıfatının tecelliyetine mahser olmuşlardı. Öyle olunca onlar ateşe doğru gittiler. Çünkü ateş böyle hakkınızı helal edin. Kahar ismi şerifinin emrinde tecelliyetindadır.
eğer bir kimse ateşle azab olunursa kahar ismi şerifinin sıfatının tecelliyetine mahser olmuş olur. Şimdi Arabi ekolünde buna düşündüğümüzde bütün hepsi bütün bu kainatta gördüğünüz her şey bir sıfatın tecelligahıdır. Bir sıfatın tecelliyatıdır. Veya bir sıfatın aynada görünüşüdür. Öyle olunca hani burada Hazreti Pir de Allah-u Alem sanki Muhyiddin İbn-i Arabi'nin dili gibi olmuş. Ve diyor ki onların asılları önceden de ateşti. Sonunda da asıllarına gittiler. Yani su aslı sudur. İşte buharlaşır yağmur olur döner yine su olur aslına döner. Nereye giderseniz gidin bir şey buzdur buzu eritirseniz su olur buhar soğutursanız su olur aslına döner her şey.
Ve onlar da asılları ateşti. Yani ayanı sabitede onlar ne yazık ki narı nur gördüler. Nara koştular. Bu dünyaya da indiklerinde onlar da ne yaptılar? Ateşi kendilerini nur gibi gördüler. Oraya koştular. Ve onların asılları ateş olduğu için sonunda da asıllarına gittiler. Buradan bakaraktan sakın Cebriye'ye düşmeyin. Veya Kaderiye'ye düşmeyin. Bu meselede Arabi ekolünce biz bu meseleyi tefsir etmeye çalıştık. Yoksa bir kimse yapmış olduğu hatalar, günahlar, kusurlardan tövbe etmez, geri dönmezse o tabi bilamecbur gideceği yer cehennem olur. Ve gideceği yer cehennem olduğu için de onun için o cehenneme aşinalık sağlamış olur. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden baktığımızda vücut mesela topraktan yaratılmıştır. Sonuçta aslına döner. Nefes bitince ruh vücuttan çekilince sonuçta yine aslına döner. Toprak olur. Ruh nereye gider? Ruh da kendisine ait olan makama çıkar. Ruh mesela dünyada kalıcı olmaz. Veya ruh kabre gömüldüğünde oradaki kabirde kalmaz. Neden? Bu dünyaya ait değildir çünkü. Bu dünyaya ait olan bedendir. O zaman bu dünyaya ait olan her şey aslına rücu edecek. Yine dünyada kalacak. Bunun gibi mesela siz bir meyve yersiniz. Meyve bu dünyaya ettir. Bu dünyada kalır yine. Bakın başka bir yerde kalmaz. Mesela Allah'ı zikredersiniz. Zikrullah bu dünyaya ait değildir.
Enteresandır. Bakın zikrullah bu dünyaya ait değildir. Nereye aittir? ötelere aittir. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ya siz la ilahe illallah diyerekten cennette meyve ağacı dikeniz. O zaman enteresan bir şey öyle değil mi? Kim veya başka bir hadis-i kudsi subhanallah ve bi hamdihi subhanallah lazim diyen bir kimse cennette bir meyve ağacı dikilir.
Bakın yapmış olduğunuz zikrullah bu dünyaya ait değil. Veyahut başka bir hadis-i şerifte kim la ilahe illallah der ise o Allah'ın katına çıkar tabiri caizse ve Allah'ın kapısına tabiri caizse vurmaya başlar. Allah bildiği halde sorar. Bu nedir? Filancanın tevhididir. Bakın filancanın tevhididir. Neyi istemektedir? Kendisini söyleyenin affedilmesini istemektedir. Ve Cenab-ı bak der ki kulum onu söylediği anda ben onu affetmiştim. Bakın enteresan bir şey. Yaptığınız ibadetler bu dünyaya ait değildir. Namaz müminin miracıdır deyince namaz bu dünyaya ait olmadı. Oruç oruçlunun sevabını ben veririm. Oruç benim katımda değerlendirilir. Bakın oruç bu dünyaya ait olmadı. Bakın dindeki iyilikler bu dünyaya ait değildir.
Hani güzel sözler iyilikler iyi hareketler hani kökü neredeydi? Kökü Rahman'dandı. Kökü ötelerdendi. Bakın kökü ötelerdendi. Ve nereye gitti? Yine ötelere gitti. Bu dünyaya ait değil. O zaman her şey aslına rüce edecek. Allah'ı zikret Allah'ı zikretmek bu dünyaya ait değil. Burada sen zikrettin. Sanki dünyada zikrettin ama buraya ait değil. Nereye gitti o? O öteye gitti. Ait olduğu yere gitti. Bakın siz Allah'ı zikrettiğinizde o ait olduğu yere gitti. O burada kalmadı. Neden? Buraya ait değil çünkü. Enteresan bir şey. O zaman her şey aslına rüce edecek ya her şey aslına rüce ederken buraya ait olmayanlar da ne olacak? Burada durmayacak. Buradan gidecekler.
Bakın burada durmayacak. Buradan gidecek. O zaman aslına rüce etti. Bakın tevhid okudunuz aslına rüce etti. Aslı neydi? Allah'tı. Allah'ın katından geldi. Allah'ın katından geldi. Tekrar Allah'ın katına döndü. Ve sen onu zikretmekle aslında bir nefes bu. Sen o nefesi vermekle buraya ait olmayan bir ibadeti yaptın. Onlar yani burada beyite tekrar dönüyoruz. Onlar ancak mümini yakan bir ateştiler. Kendilerini kendi ateşleri çarçöp gibi yaktı. Anası haviye olan kimsenin mekanı ancak haviyedir. Çocuk anası onu arar. Asıllar mutlaka ferleri izler. Yani o ateş aslında müminleri yakmak için yapılmıştı. Müminleri yakacaktı o ateş. Ve müminleri yakan bir ateşti. İlk önce öyleydi.
Ama ne oldu? O ateş döndü. Ateşi hazırlayanları yaktı. Bakın kötülük yapanlar sonuçta kötülük kendilerine döner. Siz bir şer işlerseniz şer size döner. Her ne kötülük yaparsanız yapın o kötülük sonuçta size döner. Siz aslında hani yine İsa aleyhisselam söyler bunu. Ateş eken kor biçer der. Ateş eken kor biçer. O zaman bir kimse ateş ekiyorsan kor biçeceksin. Sen biçeceksin. kötülük ektiysen kötülük biçeceksin. Yanlışlık ektin. Yanlışlık biçeceksin. Tövbe eder geri dönersen Allah senin kötülüklerine hayra çevirir. Ama tövbe edip geri dönmezsen tövbe edip Allah'ı zikretmezsen tövbe edip Allah yolunda koşmazsan sen kötülüklerinden dolayı cehennemde ebedi olarak kalabilirsin.
Allah muhafaza eylesin. Yaptın kötülük yaptın yanlışlık eyvallah. Hani hadis-i şerif var ya siz bir zikrullah cemaatine gider de orada Allah'ı zikrederseniz cemaat halinde sizi oradan diyor af olunmakla beraber geçmiş günahlarınızın hayra çevirir kalkınız oradan der. O zaman sen eğer yapmış olduğun kötülüğe devam edersen ondan geri dönüp tövbe etmezsen sen ancak cehenneme odun olursun. Sen ancak cehennemde ebedi kalacak bir taş olursun. Allah muhafaza eylesin. O zaman bunda hiç kimsenin suçu yok. Bunun suçu kabahatı senin. Bunun hatası sana ait. Sen kötülüklere devam ettin. Allah muhafaza eylesin. Yine ayeti kerimede diyor ki Cenab-ı Hak iyilikleri kötülüklerine ağır basarsa o hoş bir hayat içindedir cennette.
Yani sizin bu dünyadaki iyilikleriniz kötülüklerden fazla olursa o zaman siz cennette hoş bir hayat yaşarsınız. ama kimin sevap tartısı hafif gelirse kucağına sığınacağı anası bir uçurumdur. Kötülükleri iyiliklerine ağır basarsa artık onun da durağı haviyedir. İşte Üstad Hazreti Mevlana Celalat-i Ruhu Hazretleri burada anası haviye kimseler. Yani anası ateşti o kimsenin ateşlik hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir hadis-i şerifte dedi ya cehennemlik olanlar cehennemlik ameller işlerler. Cennetlik olanlar da cennetlik amel işlerler. Hani geldi sahabeden bir kimse dedi ki Ya Resulallah madem ki cennetlikler belli cehennemlikler belli biz neden amel işliyoruz?
Hazreti Peygamber de dedi ki cehennemlik olanlar cehennemlik ameller işlerler. Cennetlik olanlar da cennetlik ameller işlerler. İşte onlar ne yaptılar? Asıllarına gittiler. Hani çocuk annesine koşar ya çocuk korkunca annesinin kucağına sığınır. Veya çocuk yabancıyı görünce annesinin kucağına sığınır. İşte ateş o kimsenin anası gibi olursa o kötülüklere devam eder. Onu kötülükten nasihat değilseniz onu çevirmeye de çalışsanız onun anası kötülük onun anası ateş onun anası cehennem cehennem ona ana kucağı gibi o cehenneme doğru koşturacak Allah muhafaza eylesin inşallah Cenab-ı Hak ve inşallah Müslümanlar için bunu temenni ederim. İman üzerine ölsünler. İman üzerine ölürlerse onlar normalde cehennemde yanacaklar yanacaklar kömür gibi olacaklar.
Sonra Cenab-ı Hak onları bir rahmet-i ırmağına atıp yine onları cennete koyacak. Ama iman üzerine ölmezlerse onlar ebedi cehennemde kalacaklar. Allah muhafaza eylesin cümle-i ümmeti Muhammed'e inşallah. cehennemle alakalı çok ayet-i kerime çok hadis toplamışım da onları geçiyorum cehennemi çok anlatıp da sizi şimdi kabız haline sokmak istemiyorum.
Allah muhafaza eylesin. Oy oy neler toplamışım neler toplamışım. Evet. Devam ediyoruz yine Hazreti Pirden söze. Su havuz içinde zindanda mahpus gibidir. Ama hava onu çeker. Zira su erkan'a mensuptur. Onu havuzdan kurtarır. Azar azar dünya hapishanesi derinde öyle çalar. Bir gün gelir her şey aslında rüce eder. Su havuzda hapis gibidir. Ama güneş çıkınca o yavaş yavaş ne olur buharlaşır. Buharlaştıkça ne olur havuzdan kurtulur yavaş yavaş. Mümin içinde dünya zindandır. Hani hadis-i şerifte dünya müminler için zindan kafirler için cennet gibidir diyor ya. Bu da onun gibi. Bizim de ne yaparız biz de bu dünya zinanından her nefes alıp verdikçe bizi bu dünyadan kurtuluşa doğru götürür.
Aslında her nefes biz ahirete yaklaşmakteyiz. İşte bir havuzun içerisindeki su misali gibi biz de ne yapacağız? Yavaş yavaş yavaş bu dünya cehenneminden bu dünya zindanından kurtulacağız. Gerçekten müminler için dünya bir zindan. Gerçekten müminler için dünya hele bu zamanda ahir zamanda gerçekten kolay yaşanılan bir zaman değil. Yani Müslümanların gerçekten bu dünyada yaşamaları gerçekten böyle harikulade bir olay gibi. yani baktığımızda bir kimsenin ahir zamanda imanını muhafaza etmesi imanını koruması imanını yaşaması samimiyetimle söylüyorum samimiyetimle söylüyorum. Bu harikulade büyük bir keramet. Eğer bugün bir Müslüman haramlardan uzak duruyorsa ibadetlerini yerine getiriyorsa kötü ve kötülüklerle mücadele ediyorsa samimi söylüyorum o büyük bir veli ben gerçekten öyle görüyorum.
Normalde çünkü baktığım zaman böyle analiz ettiğimde yaşadığım dünyaya yaşadığım ortama bakıyorum gerçekten bir Müslümanın dinini yaşaması çok zor. Yani sokaklara baktığımızda işte sosyal medyaya baktığımızda medyaya baktığımızda dünyaya baktığımızda ülkemize baktığımızda gerçekten ve gerçekten dini yaşamak çok zor. İslam'ı yaşamak çok zor. Tebliğ etmek çok zor. İnsanın eşini çoluğunu çocuğunu etrafını nasihat edip onları Kur'an ve Sünnet tarihinde yaşatma mücadelesi vermesi gerçekten çok zor. Bu zaman zaman bunu dile getiriyorum. Gün geçtikçe de bu zorlanıyor. Gün geçtikçe de bu daha da böyle karamsar bir tabloya dönüyor. Baktığımız zaman gerçekten etrafımıza bakıyoruz, sokaklara bakıyoruz.
Yani söyleyecek söz bulamıyoruz. Diyecek bir şey bulamıyoruz. Ve haram işlemek o kadar rahatlamış, haram işlemek o kadar rahat, haram işlemek o kadar böyle kolay, haram işlemek o kadar böyle basit bir şey haline gelmiş. İnsanlar artık korkmadan, çekinmeden, utanmadan, arlanmadan çok rahat haram işliyorlar. Bakın çok rahat haram işliyorlar. Ve hiçbirimizin nasihatleri kar etmiyor. Hiçbirimizin çalışmaları kar etmiyor. Ne yazık ki eğitim sistemimiz, ne yazık ki hukuk sistemimiz, ne yazık ki bizim medyamız, ne yazık ki bizim sokaklarımız haram işlemeyi elverişli. Haramı alkışlıyor, haramı destekliyor. ve haramla iç içe, haram artık böyle tabiri caizse pamuk şekeri gibi geliyor insanlara.
Ve insanların elinde pamuk şekeri yemek ne kadar lezzet veriyorsa, tat veriyorsa çocuklara, gençlere, haram işlemekte bütün insanlar öyle tatlı geliyor, öyle lezzeti veriyor. Söyleyecek bir sözümüz olmuyor artık. Bakıyoruz, bakıyoruz, bakıyoruz, sokağa çıkmaya utanıyoruz. Caddede yürümeye, ben kendi nefsim için söylüyorum. ben sokakta yürümeye utanıyorum. Kafamı ne tarafa çevirirsem çevireyim, her taraf haram. Ne tarafa çevirirsem çevireyim. Ve fitursuzca, ve böyle sakınmadan, utanmadan, arlanmadan insanlar çok rahat, haram bir hayat yaşıyorlar. Ve tesettür noktasında, tesettür dairesinde çok rahat insanların haramları.
yanlarında anneleri babaları var. Anneler babalarının yanlarında o çocuklar. Ne bileyim utanmıyorlar. Anne babalar da utanmıyor. Bazen böyle dönem dönem bakıyorum, kadıncağız meşure, örtülü, yanında eteği bile olmayan bir kız çocuğu yanında. Yani o anne utancından kafasını kaldıramıyor. Ama söyleyecek lafı yok. O çocuk onu dinlemiyor çünkü. Ben onu dinlemediğinin farkındayım. Veyahut da bir bakıyorsunuz yani bir erkek eşi o kadar fitursuzca soyunmuş ki yanında. Yani böyle bir Müslüman tipinde bir adam gördüğünde bir eşine bakıyor, bir kendine bakıyor, bir o adama bakıyor. Hani böyle kendisi de utanıyor. Ama eşine söyleyecek söz yok. Eşine söyleyebilecek, yapabileceği bir şey yok.
O hale geldi. Ve baktığımızda Allah muhafaza eylesin. İnsanlar yavaş ama cennetlik ameller işleyerekten cennete yol alıyorlar. Ama yavaş cehennemlik amel işleyip cehenneme doğru yol alıyorlar. Enteresan bir şey ve bunu durduracak herhangi bir güç yok. Bunu durduracak herhangi bir şey yok. Çok rahat bir şekilde herkes bütün haramlarını orta yere döküyor. Enteresan bir şey. Allah muhafaza eylesin. Ve her şeyde böyle hani eğer o açıdan bakacak olursak aslına rücu ediyor. Aslına doğru gidiyor. Bu acı bir şey. Hani cehennemlik olanlar cehennemlik ameller işliyorlar. Cennetlik olanlar da cennetlik amel işliyorlar. Ama bunu böyle konuştuğumuzda sanki hiçbir şey yapmayacak gibi hiçbir mücadele etmeyecek gibi algılanmasın.
Bunu böyle söyleyen alimler var mı? Evet. Bunu böyle söyleyen kimseler var mı? Evet. Yani ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki tebliğciyi dinleyen kimseler olmayacak. Nasihatçıyı dinleyen kimseler olmayacak. İşte böyle bir zamanda diyor siz çekilin kenara tebliğ etmeyin. Anlatmayın hiç kimseye diyenler var mı? El cevap var ama insanın canı dayanmıyor. İnsanın içi dayanmıyor. Ve diyorsun ki bu topraklar şehit kanlarıyla yoğruldu. Bu topraklar İslam oldu. Bu topraklarda 600-700 seneden beri 1071'den beri öyle söyleyelim. Anadolu'ya girişi Türklerin 1071 İslam'ın Anadolu'ya girmesi 1071 1071'den itibaren bu topraklar İslam'la yoğrulmuş. İslam'la yoğrulmuş olan bu topraklarda ne yazık ki ne yazık ki İslam dışı her türlü her şey serbest şu anda.
Bunun üzüntüsü içindeyim. Başka bir derdim yok. Kimsenin kıyafetiyle uğraşacak halim yok. Ama İslam kıyafete bir ölçü getirmiş. ve hiçbir hiçbir şekilde bu ölçün bu ölçü uyulmadığı gibi ne yazık ki öbür ölçü de uyulmuyor. Yani kimsenin kıyafetine karışmayalım. Be canım kardeşlerim kimsenin kıyafetine karışmayacağız da ya ben çıplak kadın görmek zorunda mıyım dışarıda her gün. Yani karışmayalım evet iyi karışmayalım da erkekler de komple şortla dolaşmaya kalkarlar ki başladılar dolaşmaya. Kimsenin kıyafetine karışmayalım. Ya kıyafetsizlik var orta yerde. Kıyafetine karışmamak değil hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışılmıyor ülkede. Yani bizde bir algı var kimsenin kıyafetine karışma.
Canım kardeşim kıyafete karışan yok. Kıyafetsizlik var ülkede. Kıyafetsizlik. Biz bu ülkede hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışamıyoruz. Ne kıyafeti? kıyafet yok ki ortada. Kıyafetsizlik var. Ve buna üzüntüm şu ve bunlar Müslüman bunların anneleri babaları Müslüman bunların aileleri dedeleri nineleri Müslüman ve Müslüman çocukları bunlar.
Ve bu Müslüman çocukları ne yazık ki kıyafetsiz ve adım adım cehenneme doğru yol alıyorlar. Adım adım cehenneme doğru yol alıyor. Ve bir İslam ülkesi olarak nitelendiriliyor ya halk olarak Allah muhafaza eylesin. Yani ne yazık ki o havuzun suyu zaman içerisinde kuruyup gidecek. Zaman içerisinde herkes Allah muhafaza eylesin. Küfür deryasına dalacak gidecek. O tarafa doğru yaklaşıyor insanlar. Rabbi muhafaza eylesin. Sözlerin temizleri bizden çıkarak ona yükselir. Ondan başkasının bilmediği yere kadar varır. Nefeslerimiz temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir. Sonra ululuk sahibi Allah'tan ancak rahmet olarak sözlerimizi mükafatı iki misli bize gelir.
Hani bakara ayet 112 hayır kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürür ve teslim ederse işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değillerdir. İşte bu sözlerin temizleri sözün temizi sözün güzeli bizden çıkar Allah'a yükselir. Sözün temizi nedir? Kur'an'dır. Sözün temizi zikirdir. Sözün temizi iyiliktir. Nasihattir. O zaman sözün temizi bizden çıkar. Nereye gider? Hiç kimsenin bilmediği Allah'a doğru yükselir. Ve hiçbir iyilik ortaya koyarsa ona o iyiliğin on katı vardır. Kim bir iyilik ortaya koyarsa. Kim de bir kötülük işlerse sadece o kötülüğün misliyle cezalandırır.
Onlar haksızlığa uğratılmaz. O zaman siz bir iyilik yaptığınızda bunun en az sevabı on iyilik karşılığıdır. Allah bire on verir. Bire yüz verir. Bire yedi yüz verir. Cenab-ı Hak isterse bire ondan aşağı vermez ama. Bire bir vermez. Onun adetullahı değildir bu. Allah en az verirse bire on verir. En az verdiğidir o. Bazı hadisler bire yüzdür, bire bindir, bire sayısızdır. keyfiyete Allah'a aittir ama en azı bire ondur. Öyle olunca o iyilikler o zaman ona doğru gider. Bizim normalde nefeslerimiz temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir. Nefes nedir? Nedir temiz temiz olan? Abdestli ağzınla dua etmek, abdestli ağzınla zikrullah yapmak, abdestli ağzınla ibadet etmek, abdesti dolaşmak ve abdesti dolaşan bir kimsenin her nefes alışı verişi ibadet olmuş oldu.
Ve abdestiyle o kimse zikrullah yaptığında her zikrullah onun büyük ibadet oldu. Allah'a ibadet edin, ona hiçbir şey ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. Bakın Allah'a ibadet edin, ona ortak koşmayın. Bakın ibadet edecek, ona ortak koşmayacak. Ondan sonra önce neye? Anneye, babaya, sonra akrabaya, sonra yetimlere, yoksullara, sonra akraba olan yakınlara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşlarına, yolda kalanlara sahip oldunuz. Elinizin altındaki kölelere iyilik yapın.
İyilik yapın ki Allah sizi cennetine alsın. İyilik yapın ki Cenab-ı Hak size merhamet etsin. İyilik yapın ki Cenab-ı Hak size misliyle versin. artırsın da artırsın, artırsın da artırsın. Ve siz bir nefesle, bir nefesle cenneti kazanın. Nefes, yani bir kimsenin oturup, abdestini alıp, la ilahe illallah demesinin hiçbir ağırlığı yok. Allah'ı zikretmesinin hiçbir ağırlığı yok. Hadi mali ibadetler vardır. Hani iyilik yapın diyor ya etrafınızdaki kimseye. Anneye, babaya iyilik yapın. Bunun mali olanı var, fiziki olanı var. Fiziki olan ne? Annenin, babanın elinden tut. Annen, baban düşkün olduysa, hastalandıysa, ihtiyarladıysa, git bakımını yapabiliyorsan bakmaya, onlara yardımcı olmaya gayret et.
Bu nedir? Bu fizikidir. Mali nedir? Annenin, babanın harçlığa ihtiyacı varsa, git ona harçlık ver. Onlara bakmaya çalış. Aynı şekilde, mesela bir kimsenin akrabalarına da, onlara git mesela, bir mali olarak yardımda bulunabiliyorsan, mali olarak yardımda bulun. Öbür türlü, fiziki yardımda bulunun. Herhangi bir ihtiyacı olan bir kimsenin ihtiyacını gör. Komşularının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarına kötülük yapma, zulmetme. Onlara yardım etmeye çalış. Onların elinden tut. Onlara destek olmaya çalış. Hiç olmazsa iyiliği nasihat onlara. Hiç olmazsa onlara tebessümlü davran. Güzel ahlaklı ol. İyi ahlaklı ol. Sizin en faydalınız, etrafınıza en fazla faydası dokunmanızdır.
En fazla faydan olması için gayret et. Sizin en faydalınız, en iyiniz, etrafınıza hiç zarar vermeyeninizdir. Etrafına zarar vermemeye gayret et. Kıymetli dostlar, dilinizi koruyun, gözünüzü koruyun, elinizi koruyun, ayağınızı haramlardan koruyun, cinsel huzurlarınızı haramlardan koruyun. Sevgili gençler, harama dönüp bakmayın. Harama el uzatmayın. Haram bir ilişkiye girmeyin. Haram bir ilişkiye girmeyin. Yapmayın. Haramlardan fersa ferzak kaçın. Sevgili canım kızlarım benim, sevgili yavrularım, ne olursunuz, tesettürünüze dikkat edin. Soyunmayın erkeklerin önünde. Sevgili erkekler, genç erkekler, genç yavrularım benim, ne olursunuz, zinaya koşmayın.
Kadınları, kızları baştan çıkaracağım diye uğraşmayın. Sevgili gençler, sapkınlıklara gitmeyin. Ne olursunuz, şu eşcinsellere, eşcinsellere benzemekten uzak durun. Eşcinselleri dinlemeyin. Youtuber'da onları takip etmeyin. Onları havalara sıçratmayın. Onların normalde daha da meşhur olmasına, daha da tanınmasına, vesile olmayın. Bir kötülüğe vesile olmak, kötülüğü işlemek gibidir. Siz onları Youtuber'larda izledikçe, Youtube'da onları izledikçe, kötülüğe yardımcı oluyorsunuz. Siz onları dalga geçmek için, kafa yapmak için, veya herhangi bir şeyi takip ettiğiniz müddetçe, siz zulmediyorsunuz. Siz bu ahlaksızlıklara, siz bu ahlaksızlara yardım etmiş oluyorsunuz.
Ve onlarla beraber haşrolacaksınız. Onlarla beraber yürüyeceksiniz. Allah muhafaza eylesin. Gönlüm arzu etmez bunu. O yüzden ona tebessüm etmek, onu takip etmek, onu tıklamak dahi, onu tıklamak dahi, onu desteklemektir. Onu desteklemektir. Yani düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli destekliyorsunuz. Eşcinseli dinliyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli seviyorsunuz. Allah insanları sevdikleriyle beraber halkeder. Yapmayın. Peygamberinizi sevin. Allah'ı sevin. Allah dostlarını sevin. Müminleri sevin. Anne ve babalarınıza hürmet edin. Bakın gün geçtikçe anne ve babaya hürmet, saygı, sevgi azalıyor. Kardeşlerin arasındaki hukuk bozuluyor.
Akrabaların arasındaki hukuk bozuluyor. Komşuların arasındaki hukuk bozuluyor. Artık komşular birbirlerini tanımıyorlar. Artık komşular birbirlerinin yüzlerini çeviriyorlar. Artık komşular birbirlerine zulmediyor. Kimisi çocuğu ağladı diye şikayet ediyor. Kimisi çocuğu gürültü yaptı diye şikayet ediyor. Sokakta çocuklar oynuyor diye şikayet ediyorlar. Çocukları dövüyorlar. Çocuklara kakıp haksızlık yapıyorlar. Biz bu hale gelecek bir ümmet miydik? Bu hale geldik. Bakın bu hale geldik. Yani mahallede bir cenaze oluyor. Mahallede bir cenaze olunca hiç kimsenin umurunda değil. Herkes yine vur patlasın, çal oynasın. Hayatına devam ediyor. Bu hale geldik biz. Yani bir tarafta deprem oluyor.
Öbür tarafta şarkılar, türküler, dansözler, sazlar, cazlar devam ediyor. Ve deprem zamanında, deprem günü. Ve bu ülkede yaşanıyor bunlar. Ve deprem olmuş televizyonlar hiçbir programını aksetmiyor. Bir tarafta bir şehit cenazesi oluyor. Programlar hiçbir şekilde hiçbir programı aksetmiyor. Bir tarafta yangın var. Bir tarafta millet oynuyor, gülüyor. Bir tarafta perperişan ortalık. Bir taraf oynuyor, gülüyor. Bu hale geldik. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşlik hukukumuz, milleti millet eden, toplumu toplum eden bütün hukuklar yerle bir oluyor. Artık bir tarafta hani müminler bir vücut gibidir. Bir tarafları ağrırsa, bir tarafı sızlarsa, bütün vücut o acıyı, o sıkıntıyı hisseder, hali kalmadı.
Ümmet-i Muhammed'in bir tarafında bir zulme uğramışlar. Bombalar başlarında patlıyor. Ümmet-i Muhammed'in bundan haberi yok. Ve bizde şöyle, Ümmet-i Muhammed'de şöyle bir hal var. Sanki din Arapların, başka kimsenin değil. Din Arapların değil canım kardeşim. Din inananların. Yani işte Arap dünyası bu meseleye baksın. Canım kardeşim, Arap dünyası iki yakasını bir araya getiremiyor. Din zaten Arapların değil, din iman edenlerin. O yüzden biz dünyanın neresinde bir zulüm var ise, neresinde bir haksızlık, arsızlık, hursuzluk var ise, biz onunla mücadele etmek zorundayız. Biz onunla mücadele etmekle mükellefiyiz. O yüzden Filistin kan alıyor, ümmet denizlerde cirit alıyor. Doğu Türkistan kan alıyor, ümmet var, vur patlasın, çal oynasın, devam ediyor.
Irak'ta, Suriye'de ümmet kan alıyor. Ve askerlerimiz PKK'nın peşine takılmış. Dağlarda, bayırlarda PKK peşinde, millet vur patlasın, çal oynasın, öyle devam ediyor. Bu hale geldik. O yüzden kıymetli dostlar veyahut da topluma bakıyorsunuz. İşte annesi felçli, işte götürmüş bir bakım evine koymuş, kendisi başka ülkede yaşıyor adam. Başka yerlerde yaşıyor. Annesiyle ilgilenen yok. Annesine bir şey söyleyen yok. Annesine bir şey diyen yok. Veya babası hasta, annesi zor zor bakıyor. Dedim ki kadına, oğlun yok mu senin var dedi. Kaç tane dedim ben, iki tane. Hayırsız dedi, bak gelmiyorlar bile dedi, sormuyorlar bile dedi. E dedim baba, baba felçli. Kimse ilgilenmiyor.
Veyahut da anne felçli, yaşlı bir baba var evde, kocası var. Ona bakacağım diye uğraşıyor. Yok kimse ilgilenmiyor. Evlatlar bir haber her şeyden. Bakın bir haber. Bir de çocuklarla konuşuyor. İşte telefonunu alıyorum bazen, telefon açıyorum. Yavrum bak anneniz şöyle, anneniz böyle. Oho! Onlar hepsinden fazla haklı. Bir anlatmaya başlıyorlar. Allah'ım diyorum ya ne hale gelmiş bu insanlar. Haklı. Çok haklı hem bir de. Ve çocuklar anne babalarından çok fazla haklı. Nedense o hale geldi herkes. Allah muhafaza eylesin. Oysa ayetle sabit. Anne ve babalarınıza birinci derece değillik. Şimdi çocuklar haklı, anne babalar haksız. Şimdi akrabalar normalde haksız, biz haklıyız.
Komşularımız haksız, biz haklıyız. Bütün herkeste haklılık var. Herkes haklı. Haksız olan hiç kimse yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, biz yavaş yavaş yavaş temiz sözler, temiz hareketler, temiz adımlar ataraktan cennete doğru kanat çırpalım. Biz kötü sözler, kötü hareketler, kötü davranışlar yaparaktan cehenneme doğru kanat çırpanlardan olmayalım. Ve nefeslerimizi temiz tutalım. Nefesin temiz tutulması için kalbin temiz olması lazım. Kalbinizi temiz tutun, aklınızı temiz tutun, dilinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Temiz yaşayın. Niyetinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Eğer kalbinizi temiz tutmazsanız, kalp neyle temiz olur? İman ile, ihlas ile, samimiyet ile, tevhid ile, zikurla ile temiz olur.
Omo ile yıkanacak değil. Benim kalbim temiz. O yüzden namaz kılmama gerek yok. Veya namaz kılanları görüyoruz canım benim kalbim temiz. Otur oturduğun yere. Onun kalbi temizmiş. Senin kalbin temiz olsa namaz kılardın. Senin kalbin temiz olsaydı haram istemezdin. Senin kalbin temiz olsaydı Allah'ı zikrederdin. Senin kalbin temiz olmuş olsaydı kalbine ilham gelirdi senin. Senin kalbin temiz değil. Temiz kalbe ilham gelir. Eğer ilham gelmiyorsa o kalp temiz değildir. Bakın o kalp temiz değildir. Temiz kalpli beş vakit namazını kılar haramdan uzak durur. Haram işliyorsan, göz göre göre haram işliyorsan sen temiz kalpli değilsin. Hele haramı helal ettiysen senin kalbin kararmış kardeşim. Mühürlenmiş senin kalbin.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Bakara ayet 112. Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürürse. Bakın özü dediği o kimsenin niyeti, içi, o kimsenin kalbi. O yüzden bu konu çok önemli. Eğer o özü iyi olacak. Yani içi iyi olacak o kimsenin. Kalbi iyi olacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. 885. Beyin. Sonradan kul nail olduğu şeylere bir daha nail olsun diye bizi yine o güzel sözlere sevk eder. Yine o bize o çeşit sözler söyletir. İşte böylece en güzel sözleri söyledikçe hep böyle sözlerin çıkmakta Allah'ın rahmeti inmektedir. Ve bu iki hal sende daimidir.
Ve bu güzel sözler senden çıkar ne yapar? Allah'a ulaşır. Bakın bu enteresan bir şey. Ve Allah'a ulaştıkça bu böyle tabiri caizse sen bir güzellik yaparsın. Hani kim Allah'a bir adım yaklaşırsa Allah ona on adım yaklaşır. Allah'a kim on adım yaklaşırsa Allah ona yüz adım yaklaşır. Kim Allah'a yüz adım yaklaşırsa Allah ona koşar. Hadisi kutsisi var ya. İşte böylece sen böyle bir alışverişe girersin Allah'la. Sen bir sefer la la illallah dersin. Allah sana on sevap verir. Örnekliyorum. Allah sana yüz sevap verir. Sen bu sefer Allah sana on sevap verince Cenab-ı Hak sana rahmetiyle tecelli etti. Rahmetiyle tecelli edince nuruna nuruna ekledi. Sen devam edersin.
Her la la illallah deyi işte Cenab-ı Hak seni zikreder. Hani var ya kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. İşte bakın karşılıklı alışveriş başladı. Sen Allah dedikçe o da seni zikretti. Sen onu zikrettin. O seni zikrettin. Sen onu zikrettin. O seni zikretti ve zikriniz karıştı birbirine. Ve Cenab-ı Hak'ın rahmeti sana oluk oluk akmaya başladı. Sen namaz kıldıkça senin günahlarını affetti seni temizledi. Sen oruç tuttukça seni temizledi. Sen iyilik yaptıkça seni temizledi. Seni rahmetine kattı. Ve o kimse hani var ya sabah namazını kılardı öğlen namazına niyet ederse ki namaz arasındaki küçük günahları affoldu. O kimse bir de Allah'ı zikrederse hiçbir onun günahı kalmadı.
Onun kalbi ilham edilen kalplerden oldu. O bütün gününü böyle geçirdi. Gecesini de ibadet de geçirdi. Kalbine ilham gelen kalplerden oldu. O Allah'a dost olanlardan oldu. Neden? Gün içerisinde hiç günahı kalmadı. Ve günahsız bir şekilde yatağına yattı. Günahsız bir şekilde. Onun rüyası da sahih oldu. Onun kalbine gelen ilhamdı. Ne oldu? Sahih oldu. Çünkü bu böyle bir öyle bir tiktaktır ki bu. İbadet ettikçe, iyilik yaptıkça, Allah'ı zikrettikçe Cenab-ı Hak sana rahmetine barındırır. Seni nurunun içine alır. Seni rahmetinin içine alır. Seni bereketinin içine alır. Seni hıfzının içine alır. Ve öyle ki artık sen tabiri caizse onun gemisine binmiş, onun deryasında yüzersin.
Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden güzel söz, hani burada diyor ya, güzel sözlere sevk eder diye. Güzel sözden maksat Allah'ı zikretmektir. Kur'an-ı Kerim okumaktır. Nasihat etmektir. İyiliğe emretmektir. Bunlar güzel sözlerden maksat budur. Salih amellerden maksat da Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmek. Allah'ın haram kıldıklarından uzak durmaktır. O zaman bu ikisini ümmet birleştirmeli, insanlar birleştirmeli. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur. Allah'ın celalini zikredip, onu tesbih, tekbir, tahmin ve tehlil ile ananlar arşın etrafına götürülürler.
Arının dolanışı gibi onların dolanışları vardır. Sahipleri orada zikredilir. Sizden biriniz Allah katında anılabileceği bir şeyin bulunmasını istemez mi? İbn-i Maci İmam-ı Hanbel. Bakın kim Allah'ı zikrederse, teşbih ederse, tesbih ederse, Allah'ı tenzih ederse, Allah'a ibadet ederse ne oluyormuş? O kimse Allah'ın arşının etrafına götürülüyormuş. Ve arşının etrafında arının dolanışı gibi dolanıyorlarmış. Ve orada da onlar zikrediliyormuş. Dikkat edin buna. O yüzden Allah'ın celalini zikredip, bakın Allah'ın celalini zikredip, tesbih edenler, tenzih edenler Allah'ın arş alasında dolaşacaklar. Güzel söz, Allah'ı zikirdir. İbn-i Maci'ye nakletmiş bunu.
O Allah Azze ve Celle'ye yükseltilir. Salih amel ise onun farzlarını eda etmektir. Kim Allah'ı zikredip de farzlarını eda etmezse, onun sözü ameline döndürülür. Onun için evla olan amel işlemesidir. O zaman zikrullah ile iyi ameli birleştirecek. Eğer onun zikrullahının tabiri caizse sağlaması delili, güzel amel. Ve bunun ikisini birleştiren kimseler sırat-ı müstakim de dosdoğru yoldadırlar.
Bazıları vardır, zikrullah yaparlar, güzel amel işlemezler. Kimisi vardır, güzel amel işler, zikrullah yapmaz. İkisi de eksiktir bunun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buradaki sohbetim bu konuda sufi kardeşlere. Arkadaşlar, kardeşler, zikrullahlarınızı güzel amellerle süsleyiniz. Güzel amellerinizi de zikrullah ile süsleyiniz. Bir tarafınıza, bir elinize zikrullahı, bir elinize de güzel amelleri alarak yürüyünüz. Ve zikrullah ile güzel ameli kendi nefsinizde bir edin. Kendi nefsinizde tam edin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Farisi söyleyelim. Bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. Yani o şevk istemek, arzu etmek, özlemektir.
Ve bu şevk bir kimsede kaybolursa Allah muhafaza eylesin. O kimse Allah'a yaklaşmakta topal olur. O yüzden önemli olan şevk ehli olmaktır. Şevk ehli olmak, hani devamlı koşmayı gerektirir çünkü. Şevk ehli olmak, devamlı arzulamayı, dahadasına doğru yürümeyi ister.
Şevk ehli olan ve cezbe, doğru cezbe insanı hep hayrette bırakan bir şeydir. Şevk ehlinde cezbe olur. Bir kimsede şevk olmazsa onun cezbesi de olmaz. Böyle cezbe Allah deyip titremek değildir. Bu değildir cezbe. Cezbe nedir? Allah'ın sıfatsal tecelliyatına mazhar olmaktır. Titremek değildir. O yüzden bir kimse hani böyle sevdiği bir kimsenin adı anıldığında hoşlanır ya, bu işte cezbedir. Böyle birden hoşlanması, birden onun kendinden geçmesi. Veyahut da şimdi bir kadın bir erkeğe aşık olmuştur. Aşık olunca işte erkeği gördüğü anda kendinden geçer.
Cezbe odur. Veya bir kadın bir erkeğe aşık olur, her daim onu ister, her daim onu özler. Bu da şevktir. Veya bir erkek, bu illaki kadın erkeğe aşık olacak diye bir kaydı yok. Bir erkek de bir kadına aşık olur, ona karşı hep şevk üzerindedir. Hep onu ister, hep onu arzular, hep onu düşünür. Eğer bu heva hevesinden, nefsinden değilse. Ve bu şevktir. Onu gördüğü anda dili lal oluyorsa bu cezbedir. Bakın dili lal olduğu anda bu cezbedir. İşte faresice söyleyelim diyor ya, bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. Yani sen neyi seviyorsan, şevk ve cezbe ondan gelir. Yani sen bir erkeği sevdiysen, şevk ve cezbenin sahibi odur, sen değilsindir sahibi.
Bizde şimdi kendisiymiş gibi sahibi algılanıyor, o gerçek aşıklık değil. Bir şeyi kendinden görmek gerçek aşıklık değildir. Yani bir kimse aşık olur, aşıklığını maaşığa bağlar. Bakın aşık olur, aşıklığını maaşığa bağlar. Yok aşıklığını kendi nefsine bağlıyorsa, o aşık değildir. Ben sevdim diyorsa, o sevmemiştir. O sevmiştir ama o sevmemiştir. Neden? Gerçek aşık, aşıklığını maaşığa bağlayandır. Ben sevdim diyen ise şatahat yapıyor. O da henüz ermemiş, olgunlaşmamış. O yüzden şevkin sahibi de, cezbenin sahibi de gerçek manada maaşuktur. Neden maaşuktur? Maaşuk, aşık şevklendikçe maaşuk da ona şevklenir çünkü. Ya da sufilerin tabiriyle söyleyeyim.
Maaşuk şevklenmiştir ki aşık ona şevklenmiştir. Maaşuk cezbelenmiştir ki aşık ona cezbelenmiştir. Böyle olunca yerli yerine oturur. O zaman cezbe de, şevk de ona aittir. Ve ondan gelmektedir ve yine ona dönmektedir. Öyle algılayalım inşallah. Her kavmin gözü bir günceyi zevk sürdüğü cihette kalmıştır. Yakinen her cinsin zevki kendi cinsi iledir.
Buradan devam edeceğiz inşallah. Ben buraları da işlemişim, bayağı yazmışım buralara da. Saat çünkü 11 oldu. 11 olunca sohbeti kesmek istedim. Daha fazla olmasın. Allah izin verirse sorularınıza geçeceğim şimdi. Cenab-ı Hak'tan mani gelmezse önümüzdeki cumartesi inşallah. Buradan devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Buraya bir not düşmek için bekletiyorum sizi.
Hakkınızı helal edin. Yeri kaybetmeyelim diye. Tabii aşıklığı maaşıya bağlarsanız aşığın suçu kalmaz. Aşıklığı maaşıya bağladığı anda o kimsenin suçu kalmaz.
Ama o zaman o kimsenin şikayeti de olmaması lazım. Suçu kalmadığı gibi şikayeti de kalmaması lazım. Evet aşığın suçu yoktur. O zaman aşık şikayet etmeyecek. Aşığın şikayeti de olmaması gerekir. Her kavmin gözü bir günceyi zevk sürdü cihette kalmıştırdan devam edeceğiz. Allah izin verirse 890 o zaman 888 mi oluyor? 888'den inşallah devam edeceğiz.
Allah izin verirse inşallah. Böyle meslevi sohbetleri çok uzun olursa biraz daha sıkar insanı diye düşündüm. Ya da sıkılmıyor arkadaşlar bilmiyorum. Bu konuda kimsenin üzerinde de hükmetmeyelim inşallah. Sorularınıza geçiyorum inşallah. Şunu unuttum deyince yukarıdaki yazdıklarım okumadığınız ders almak istemiştim.
Allah'ın izniyle demiş bir kardeş. Niye okumadık acaba? Benim sakallarım herhalde bunu söyledik. Öyle hatırlıyorum ama demek ki daha önce de bir şeyler yazmış kardeşler. Ders verelim inşallah sana.
Mütle kardeş. Bu sohbetlerden ders alan kardeşler bu numaraya atlarını, soyatlarını atabilirler. Onları normalde tabi nasıl kaydedeceğiz onu da bilmiyoruz da. İnşallah onlarla da bir mizati görüşme olsun inşallah.
Kıymetli kardeşler lütfen bu numaraya Cuma mübareği, bayram mübareği, işte şu bu bunları atmayın lütfen. Allah rızası için okunmuyor. Efendim ömür iyi amelle uzaması, kötü amelle yakınlaşması kişinin kendi cüz-i iradesi dahileminde.
Siz Allah'tan hayırlı uzun ömür isteyiniz diye hadis-i şerif var. Biz de Allah'tan hayırlı uzun ömür isteriz. O yüzden hayır yapmaya, hasenat etmeyen, iyilik yapmaya gayret ederiz. İki, kıyametin yaklaşması, uzaklaşması da yine insanların yaşantısıyla ilintili midir? Yani muhakkak ilintilendirilebilir ama kıyamet ne bir adım öne ne bir adım sona gider der. Takdir edilmiş onun vakti saati. Rabbim bizleri öte aleme hazırlık yapan kullarından eylesin. Ben hiç böyle şeylere bakmam. Ben kendim şimdi ne yapmam lazım ona bakarım. Şimdi ne etmem lazım ona bakarım. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri siz kıyametin koptuğunu da görseniz siz elinize bir fidan varsa onu dikmeye gayret edin der.
Biz o zaman bu esnada ne yapmamız gerek onu lazım. Diyelim ki kıyamet bir taraftan kopmaya başladı. Öğlen ezanın vakti girdi. Siz öğlen namazını kılmayacak mısınız? Bunun gibi. Biz namazı kılacağız. O zaman biz vaktin çocuğu olalım. O vakitte ne yapılması gerekiyorsa biz onu yapmaya gayret edelim. Önemli olan bu. Sizden Rabbim razı olsun.
Sohbetiniz bazı insanların hiç işlerine gelmiyor. O kadar doğru sözler söylüyorsunuz ki. Estağfurullah. Muhakkak işlerine gelmez insanların. Bir Müslüman, bir mümin. Herkes sevmez mümini. Şimdi insanlar herkes beni sevsin diye uğraşır ama mümini herkes sevmez. Zaten bir kimse herkes beni sevsin diye uğraşıyorsa o münafıktır. Mümin Kur'an ve sünnet dairesinde konuşan, Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayan bir kimsedir. Müminleri ancak müminler sever. Mümini kafir sevmez. Mümini müşrik sevmez. Mümini haramzadeler sevmez. Mümini haramı kendine helal edenler sevmez. Şimdi rüşvet haramdır. Alan da veren de Allah'ın lanetine uğrasın diyen bir kimseyi rüşvetçiler sever mi?
Sevmez. İçki haramdır. Alan getiren, yediren, içiren hepsi de harama girer dediğinde yani içkiciler sever mi seni? Faiz haramdır. İşte alan veren, katiplini yapan hepsi de lanetlenmiştir desen faizciler seni sever mi? Sevmez. Yani Allah'ın hükmünden başka hüküm yoktur desen ve Allah'ın hukukundan başka hukukta yok demiş olsan, Allah'ın hukukunun dışında duranlar, Allah'ın hukukunu, Kur'an ve sünnetin hukukunu çağlar gerisinde kaldı diyenler seni sever mi?
Sevmez. Sen hırsızlık, yolsuzluk, ursuzluk yapmayın. Bunlar Allah'ın haram kıldığı şeyler dediğinde, hırsızlık, ursuzluk, yolsuzluk yapanlar seni sever mi? Sevmez. Sen adalet istersen, adaletsiz davrananlar seni sever mi? Sevmez. Sen rant peşinde koşanlara, rantçılara, sen bunlar rantçısın, siz rantiyecisiniz dediğinde onlar seni sever mi? Sevmez. O yüzden ben herkes beni sevsin diye böyle bir derdim yok zaten. Biz Allah'a yaslamışız kendimizi. Allah bizi sevsin inşallah. Selamun Aleyküm. Ölü nasıl yıkanır? Dikkat edilmesi gerekenler kim yıkayabilir? Ceset ne olduğunu anlar ya da duyar mı? Nasıl defnedilir?
Birinci derecede yakınım ve bazı arkadaşlarım dinsiz olduklarını açıkladı. Bunların cenazelerinde davranış biçimimiz nasıl olmalı? Dinsizlerin cenazeleri camiden kalkmamalı zaten. Bir kimse dinsizliğini beyan ettiyse, bunu söylediyse onların camiden cenazelerinin kalkmaları doğru değil. Ne yazık ki bunu ayırt etmiyorlar. Millet bir kimse vefat ediyor. Vefat edince getiriyorlar camiye adamı. Adam halbuki din düşmanı, şeriat düşmanı, Kur'an düşmanı, sünnet düşmanı bir kimse. Ömrü hayatında anlı secdeye gitmemiş. Müslüman değil. Müslümanları atmış tutmuş ama getiriyorlar camiye. Cemaat de kılıyor namazını. Bunda bir sıkıntı görmüyorlar kendilerince.
Allah muhafaza eylesin. Ölü nasıl yıkanır? Bununla alakalı fıkıh kitaplarında geniş bir malumat bulabilirsiniz. İnşallah açın okuyun onu da. Evet, yani işte önce yıkanır. Normal bir kimsenin vücudu yıkanır gibi yıkanır, temizlenir. Ondan sonra cesede abdest aldırırlar. Ondan sonra kefenlerler. Dikkat edilmesi gereken en önemli konularda bunlar. Kim yıkar? Bütün Müslümanların yıkamayı bilmesi lazım. Bakın bütün Müslümanların bir cenazeyi yıkama, defnetmeyi bilmesi lazım. Biliyorlar mı? Hayır. Selamun Aleyküm kalbe nasıl yürünür? Sorun budur.
Kişi kendi kalbine nasıl yürür? Bir kimsenin kendi kalbine yürünmesi demek, kendini tanımlaması demek. Kendi nefsini bilmesi demek. Nefsini bilen Rabbini bildi. Eyvallah. Kalbine yürümesi o kimsenin kendi iç dünyasıdır. Bu kendi iç dünyasına yürümesi, o kimsenin kendini tanımlamada derinleşmesidir. Bu neyle mümkün? Burası önemli. Şimdi bunu yüzeysel olarak baktığımızda, bugünkü genç nesilin bunun üzerinde bir çabası, bir gayreti yok. Ancak bu bütün toplum olarak da böyle bir gayreti yok. Bu ancak sufi dünyanın işi. Sufi dünya kendi içsel yürüyüşünü başlatır. İçsel yürüyüşünü başlatırken de kendince, kendine ait ölçüleri, kendine ait disturları vardır.
Örnekliyorum bunu. İşte bir kimsenin farz ibadetlerini yerine getirmesi, bir üstada intisap etmesi ve üstadın vermiş olduğu virtleri, zikirleri çekip, kendince rabıta etmeye başlamasıyla kalbe yürümesi mümkün. Bu sufi öğretisinde böyle. Bunun değişikliği işte doğu felsefesinde farklı öğretiler, batı felsefesinde farklı öğretiler var. Ben onlara çok vakıf değilim. Böyle tam anlamıyla öyle söyleyeyim. Ama karşılaştırdığımda vakıf olabildiğim yere kadar Allah affetsin, boş muhabbet. O yüzden kalbe yürüyecek olan bir kimsenin Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp Allah ve Resulünü iyi sevmesi gerekir. Selamünaleyküm hocam, hayırlı geceler. Bu akşam yaklaşık 10 gün önce falan evin önünde, ayakkabılıkta, avuç büyüklüğünde bir poşette bulgur buldum.
Biri düşürmüş diye düşündüm. Daha sonra birkaç saat önce yine ayakkabılıkta, ayakkabılarının arkasında gizlenmiş yine o bulgurdan buldum. Yine aynı poşette onu da çöpe attım. Daha sonra internette baktım. Buna bulgur büyüsü diyorlar. Eşleri ayırmak için. Bunun bir etkisi varsa da gitmiş midir? Yoksa ne yapalım? Yerlerde de biraz daha var. Onların da zararı olur mu? Bu arkadaş da bulgurların fotoğrafını çekmiş, atmış. İnsanların işi gücü yok. Bunlarla uğraşıyorlar. İlk defa buradan duyduğum bulgur büyüsün. Allah affetsin. Normalde her türlü büyüden, nazardan korunmak için temiz bir abdest alın. Eğer böyle bir eş bozulması için yapıyorlarsa, eşinizle beraber her ikinizle yüz felak, yüz nas, yüz ayet-i kürsü okuyaraktan Allah'a sığının yedi gün.
Selamün aleyküm. Hakkınızı helal edin. Buradan yazdığım için bu sabah namazından sonra size, kardeşlerime, aileme ve benden dua isteyen kimselere dua ederken kalbimden bir ses saydıklarına selam söyle dedi. Allah'ın sözü selam söyleyen Hazreti Allah diye hissettim o an. Ama sonra sen kimsin ki? O sana bunu söyleyecek senin gibi günahkara, kalbi kirli kimseye deyip oturup tövbe ettim. Yaşadığım şey neydi? O ses, o söz Celle Celal'ın ama ayeti gerçekten bilmiyorum. Dilimden hatalı bir söz çıktıysa özür dilerim hakkınızı helal edin. Ve aleyküm selam. Selam Allah'ın selamı. O yüzden biz aleyküm selam dedik. Hocam selamun aleyküm.
Geceniz hayır olsun inşallah. Malum ülkemizin başında Covid sınavını hala atlatabilmiş değiliz. Ailemde de sıkıntı yaşamaktayım. Hocam annem eve zorunlu bir durum olsa dahi kimse kabul etmiyor. Artık insanlar yanlış anlamaya başladılar. Gelmek durumunda kalsalar bile oturup gün sayıyor. Ben de hemşireyim. Ben de geçirdim. Mecburen hastaneye gidip geliyorum. Beni bile evde istemiyor. Biz ailecik işin içinden çıkamadık. Sürekli okuyoruz. Anlatıyorum yok. Evde huzursuzluk oluyor sürekli. Bu yüzden babamla da sürekli tartışıyorlar. Ben ne yapayım hocam bunun için? Beni bile elinden gelse almayacak eve. Evet Covid'den dolayı insanlar evine kapananların artık psikolojik problemler yaşamaya başladılar.
Gerçekten psikolojileri sıkıntılı. Daha da psikolojisini bozabilir. Anneniz olmazsa bir destek alın. Bir psikolojik olarak bir tedavi ettirin. Bir destek aldırabilirsiniz. Daha da olmuyorsa o zaman siz bir de sağlık sektöründe çalışıyorsanız bir süreliğine evden ayrılabilirsiniz. Gidebileceğiniz bir yer var ise.
Değerli arkadaşlar kıymetli abla ve abilerim bu bir toplu mesajdır. Eşimin rahatsızlığı nedeniyle bir fetih bir Yasin suresi topluyoruz. Pazar günü akşama kadar okuyabilenler geri dönüş yaparsa sevinirim. Sayısı önemli çünkü şimdiden teşekkür ederim. Böyle mesajlar da geliyor. Selamun Aleyküm ben misafire hazırlık yaparken çok strese giriyorum. Yetiştirememe korkusu ağır basıyor. Çevremdekiler de bundan nasibini alıyor. Sakin kalamıyorum bir türlü. Bu halimi nasıl düzeltebilirim? Sakin kalarak da. Allah'a zikret, Allah'a yaslan, de ki Ya Rabbi ben senin için misafirleri ağırlayacağım. Senin için misafirlere hürmet ve hizmet edeceğim.
Benim kalbimi genişlet, benim içimi genişlet diye Allah'a yalvar inşallah. Selamun Aleyküm. Üzerimdeki kul hakkı haçta af olunur mu? Mümkün olduğunca kul haklarından helallaşaraktan hacca gitmeye gayret et. Eğer hala da unuttuğunu, göremediğim, bilemediğim bir şey varsa inşallah Rabbim haccını kabul etsin.
Mevlana Hazretleri naz ehli naz etmez buyuruyor. Burada geçen naz nedir? Naz ehli kimdir? Bir naz ehli bulmak lazım ki ona nazı soralım. Naz ehli kimdir? Ona bir diyelim. Ama hani Muhyiddin İbni Arabi'den buna bir örnek verelim. Allah-u Alem herhalde naz ehli oydu. Hani bir gün Beytullah'a sırtını dönmüş. Beytullah'a sırtını dönüp dua ediyormuş. Diyormuş ki Ya Rabbi bütün hüccacın haccını kabul etsin. Hüccacın haccını kabul eyle. Hüccacın haccını kabul eylemezsen senin beytine yüzümü döndürmeyeceğim diyormuş. O öyle dua ederken benim gibi gereksizin birisi gelmiş ona demiş yanlış yapıyorsun. Yüzünü Beytullah'a döndür demiş ondan sonra seslenmemiş duaya devam ediyor tabi.
Cenab-ı Hak ona hitap etmiş demiş ki işte üçte birinin haccını kabul ettim. Tabi yine üstad duaya devam ediyormuş böyle döndürmem yüzümü Beytullah'ına. Hüccacın hepsini kabul eyle derken yine o gereksiz adam tarafta denk gelmiş. Yine ırgalamış bunu sarsmış. Ondan sonra o esnada üçte ikisini affedecekmiş. Yana bak üçte ikisini affedeceği sırada o bir daha ırgalayınca üstad dayanamamış.
Ondan sonra demiş ben hüccacın üçte ikisini de kabul edeceğini beyan etmiş. Üçüncüsünü artık çok sert ırgalayınca üstad duayı kesmek zorunda kalmış. Bu sefer o zatı demiş ki senin demiş şeyhin ne dedi sana Beytullah'a giderken sen ne dedin üstadı da işte helallaşmaya gittin. Evladım kimsenin işine karışma demedi mi demiş sana demiş. Sen ne ama insanların işine karışıyorsun demiş. Ben demiş hüccacın bütün hepsinde haccının kabul olması için dua ediyordum. Sen beni rahatsız ettin. Üçte ikide kaldık demişti. Üçte ikisinde kaldık. Naz ehli Allah alem olsa onlardır herhalde. Hani naz ediyor ya işte ben Beytullah'a yüzümü dönmem diyor. Bu böyle büyük bir naz herhalde.
Naz ehli onlardır Allah alem. Hiç olamadığımızdan naz ehli bilmiyoruz. Hayırlı akşamlar iki soru sormak istiyorum. Bir felsefe bölümü okuyorum. Üniversitede hoca olmak istiyorum. Fakat verilen eğitim batı felsefesi ağırlıklı. Bu yüzden çekincelerim var. Batı felsefesinin yayılmasına aracılık ediyor gibi bir duruma düşmekten korkuyorum. Yanlış mı düşünüyorum bilmiyorum. Size danışmak istedim. Hakkınızı helal edin. Sağ gösterip sol vur sen de. Orada eğitim al. Öğretmen ol. Git batı felsefesinin çürüklüklerini anlat insanlara. İki bir arkadaşın fal ve rüya yorumlama gibi işlerle uğraşıyor. Hayat iyi gitmiyor. Bana bu durumundan yakınıyor. Ben de bu işlere uğraşmasından kaynaklı olduğunu söyledim.
ve yapmamasını nasihat ettim. Yanlış bir nasihette bulunmamışımdır inşallah. Değil. Yanlış değil. Selamun Aleyküm. Psikolojik sorunların sebebi nedir? Nasıl kurtuluruz? Bir çözüm yolu gösterebilir misiniz? Ben psikolog değilim. Psikiyatri de değilim. Ama psikolojik sorunların büyük bir çoğunluğu stresten böyle bir şeyi kafaya takmaktan, Allah'a yaslanmamak, Allah'a dayanmamak, Allah'a güvenmemek, Allah'la olan ilişki de eksiklikten kaynaklanıyor.
Yani bir kimse hasta oluyor, hastalığına takıyor mesela. Oysa şifayı veren Rabbim inşallah bana şifa verecek diye düşünse, psikolojik olarak takıntı olmayacak onda. Veyahut da mesela işle alakalı kendince problem ediyor kendini. Böylece hast ediyor. Allah muhafaza eylesin. Çözüm yolu Allah'a iman, Allah'a güven, Allah için Allah'a doğru koş. Selamun Aleyküm hocam. Oğlum yıllardır çok sıkıntılı çalışmıyor ve bize devamlı sinirlenip bağırıyor. Ne yapmamızı tavsiye ederseniz Allah razı olsun. Çocuklarınızı baştan yetiştirirken iyi yetiştirmeye gayret edin. Erkek çocuklarının bilhassa el bebek, gül bebek evlerden dışarı çıkarmadan yetiştirenler, sonuçta çocuklarının tembel olduğunu, işe yaramaz olduğunu ve çocuklar dış dünyayla irtibat kuramadıklarını ve evde agresif bir şekilde her şeye annelerinden, babalarından ister hale geldiğini görüyoruz.
Aynı şey kız çocuklar için de geçerli. Kız çocukların da anne babalar evde el bebek, gül bebek aman okusun çamaşır yıkamasın, aman okusun ders yapsın o bulaşık yıkamasın, aman okusun o temizlik yapmasın veyahut da aman işte şu olmasın deyip onları böyle el bebek, gül bebek yetiştiriyorlar. Öyle olunca o çocuklar da işe yaramaz hale geliyor. Kıymetli arkadaşlar, kıymetli kardeşler, çocuklarınızı real yetiştirin. Kendiniz de real olun. Ellemeyin hani tabiri caizse gitsin, yaz döneminde o çocuk bir çıraklıkta çalışsın, gitsin bir yerde çıraklık yapsın, hayatı görsün, zorluğu yaşasın veyahut da o kız çocuğu yaz döneminde bütün çamaşırı, bulaşığı, yemeği, çocuk, kız çocukları büyürken anneler onlara devretsin, onlar yapsınlar, kırsınlar, döksünler, temizlesinler.
Yani çocukları real olarak yetiştiremiyoruz biz. Ve çocuklar internet bağımlısı, bilgisayar bağımlısı, oyun bağımlısı, tembel, çalışmaz, akletmeyen algılarıyla hareket eden bir hal oluyor. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm, Zikrullah öncesi olan hadis tersinde hem verdiğimizi yapıp hem de hadis dinlemede bir beis var mı? Yok.
Selamun Aleyküm, hemşire olarak çalışmak için bir hastaneye başvurdum. Yönetimdeki müdür başörtü ile çalışamayacağımı, kabul eder isem sağlıkçıların kullandığı bonelerden kullanabileceğimi söyledi. Bu tür boneler tesettire uygun mudur? Ben o bonenin nasıl olduğunu bilmiyorum, nasıl olduğunu bilmediğim için ona bir şey diyemem. Aslında o müdür öyle bir şey söylediyse, bunu böyle bir sesli kayıt, yazılı bir kayıt var ise onu şikayet etmelisiniz. Böyle bir şeye hakkı yok. Yeniden hortluyor demek başörtü siyasağı. Yani bu böyle gizli gizli hortlatıyorlar bunu. Allah muhafaza eylesin.
Selamun Aleyküm, ben teyzemin oğluyla evlilik sürecine gireceğim. Ama çocuğunuz hasta olabilir, risk alma gibi şeyler söylüyorlar. Bu durumda ne yapmalıyım? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son dönemine doğru akraba evliliklerine dair şerf düşmüş. Hadi şerpler var. O yüzden mümkün olduğunca akraba evliliklerinden uzak durmaya gayret edin. Yani işte Hz. Ali radiyallahu anh hazretleriyle Hz. Fatıma annemiz evlendi. Haram etmiyoruz. Bu konuda haram demiyoruz. Ama bundan mümkün olduğunca uzak durmaya gayret edin. Benim tavsiyem bu. Selamun Aleyküm, helallarla haramları açıklamalarını okumada hadisleri okusak olur mu? Olur ama böyle tam bütün bir şekilde okursanız daha iyi olur.
Kalıcı olur. Bir konuyla alakalı birkaç hadis daha okunur. İnsan ilim sahibi olur. Selamun Aleyküm, Ashab-ı Keyf. Selamun Aleyküm, Ashab-ı Keyf de mi zalim hükümdarın karşısında durdukları. Kim zalimlere karşı başkaldırırsa büyük lütfem hasar olurlar. Selamun Aleyküm, annemizin babamıza veya babamızın annemize zulmettiğine şahit oluyorsak, bunun için elimizden geleni yapmamız gerekmez mi?
Aile içinde büyüklerin işine karışılmaz gibi bir algı var. Bunun İslami yönü var mıdır, sınırı nedir? Her zalimin zulmüne karşı durmak lazım. ve bu nasihat edip veya onlara anlatmak, onlara öğüt vermek gerekir. Onlara tekrar tekrar anlatmak gerekir. Bu anne babanın işine karışılmaz diye bir kaydı yok. Bir baba parası yettiği halde, iaşesinden sorunlu olduğu çocuklarının parasını kesiyorsa, temel ihtiyaç çocuklarını bu konuda zor durumda bırakması, zulüm değil mi?
Bu durum karşısında evlat ne yapmalı? Evladın yaşı önemli burada. O yüzden buradaki evladın yaşı ile evladın babanın geliri önemli. Yani normalde bir baba eğer ki geliri yetmiyorsa, o zaman yapabileceği bir şey yok. Evlatlar da, evlat mesela akıl bali olduysa, mesela diyelim ki bir erkek çocuk, akıl bali oldu, artık ona baba bakmak zorunda değil. Veyahut da işte bir kız çocuğu belli bir yaşa geldi, hala da babası mı bakacak ona örneğin? Bununla alakalı yeni iştihatlar lazım. Ve bu yeni iştihatlar bence çok önem arz ediyor. Yani temel ihtiyaçları görmek derken, mesela örnekliyorum bunu. Bir baba çocuğunun barınmasını, işte temel olarak yemesini, içmesini karşılıyorsa, temel ihtiyacını karşıladı onun.
Bu da ne? Akıl bali oluncaya kadar. Şimdi çocuk akıl bali mi? Evet, babası ona bakmak zorunda değil. Erkek çocuksa, bilhassa. Bakın tekrar söylüyorum. Erkek çocuk akıl bali oldu mu? Akıl bali oldu. Babana bakmak zorunda değil. Veyahut da hani çocuğun ebeveyninden hakkı üçtür. Bir, hayırlı isim konması. İki, ona sanattan, ziraattan, ticaretten veya herhangi bir şeyden meslek sahibi edinmesi. Üç, ona dinini öğretmesi. Eğer bir baba bunun üçünü yaptıysa bir çocuğuna, çocuğun ondan isteyeceği bir şey yok. Yani genel olarak bu tip meselelerde Kur'an sünnet distoru, Kur'an sünnet dairesi aranmıyor. Bir de temel ihtiyaçlar ailelerin kültürlerine, yaşadıkları mahalleye, konuma, duruma göre değişir. Örneğin işte nasıl söyleyeyim şimdi, Bursa'nın lüks bir semtinde oturanın temel ihtiyacı ile, işte Bursa'nın varoş sokağında oturan bir kimsenin temel ihtiyacı aynı değildir.
O yüzden bunlar böyle insanların hayat standartlarına göre verilecek olan fetvalar. Allah muhafaza eylesin. Bunu bir böyle şahsın, kendi konumuna, durumuna göre değişken olan fetvalar bunlar. Ha bunu genelleştirmek biraz zor. O yüzden böyle söyledim. Selamun Aleyküm. Hayatım boyunca ailem ve çevrem önceliğim oldu. Onların mutlulukları için mücadeleye devam ettim. Fakat bu mücadelemde onlar daha da kördüğüm gibi dağılıp savruldular. Şimdi ise onların arasında kendimi unutmuş olduğumu fark ettim. Kur'an sünnet açısından doğru olan içlerinde kalıp kendimi mi unutmak, yoksa aralarına serilip kendime dönmek mi uygundur?
Şimdi bir kimse ailem dediğinde evlenmemiş çocuğun hukuki ile evlenmiş çocuğun hukuku değişir. Şimdi ben, ha arkası devam ediyor. Dur. Evli bir bayan olarak eşimi mutlu edemiyor. Onu mutlu etmek için kendimi çok zorluyorum. Bu durumda maddi manevi kendime zulmediyorum. Yıllardır böyle bir evliliği sürdürmenin doğru olmadığına inanarak eşimle konuştum. Hayatını yeniden onu severek biriyle devam etmesini söyledim. Ne ona ne kendime zulmetmemek adına Kur'an ve sünnete göre zoraki giden evliliği eşler aralığında anlaşılarak bitirilebilir mi? Selamun Aleyküm.
Sürekli ölüm korkum var. Rüyalarımdaysa ölmüş kişileri görürüm. Ben henüz biat etmiş değilim. Ne yapmam gerekiyor demiş. Şimdi ailem ve çevrem önceliğim oldu derken, burada insanları mutlu etmek çok güzeldir. Hani etrafına iyi olmak, iyi davranmak, etrafındaki insanların mutluluklarına bir nebzede katkıda bulunmak. Bir kimse bunu da kendini unutursa, bu neden kendini unuttun denmez.
Bunu arkana dönüp de kendi kendini analiz etmeye, etrafını mutlu etmeye gayret et yine. Anne, baba, eş, çocukların her ne var ise. Şimdi evli bir bayan eşini mutlu edemiyorsa, bu noktada kendini ama yetersiz görüyorsa, ama bunun karşılığını alamadığını görüyorsa, veyahut da işte kendince, kendi dairesinin eşini mutlu edemediğini görüyorsa, oturacak eşiyle görüşecek. Diyecek ki, ben seni mutlu edemiyorum, o yüzden ayrılmak istiyorum. Eşi de mutlu değil ise ondan, o zaman makul bir şekilde ayrılabilirler. Dinen bir, herhangi bir sakıncası ve sıkıntısı yok. Ölüm korkusu güzeldir, seni psikolojik olarak hayattan soğutmadığı müddetçe. Ölümü tefekkür ediniz, ölümü düşününüz, ölümle alakalı kendinizi sınayınız.
Bu hadis-i şerifler ışığı altında bir kimse ölümle irtibatını hep kurmalı. Henüz biat etmiş değilim, ne yapmam gerekiyor? Bir rüya gördüyseniz, herhangi bir şekilde, elinizde böyle bir sebep olacak bir şey olduysa, evet, ders alabilirsiniz. Karar sizi. Selamun Aleyküm, siz hiç kendinizi terk edilmiş hissettiniz mi? Hissettiyseniz nasıl çıktınız bu halden? Ben hep terk edilmiş olarak hissettiğimden, hiç bu halden nasıl çıkılacağını bilmem. Yani normalde, herhalde, çok özel bir şey bu ama, şimdi insanlar çocuk çağlarında, daha çocukken kendilerince terk edildilerse, diğer terk edilişler onlara çok ağır gelmez.
O yüzden ben terk edilmeye alışkınımdır. O yüzden terk edilmek benim için çok yıkıcı bir şey değildir. O yüzden dedim, herkes gider. Yani herkes gider ne demek? Herkes seni terk edebilir, terk eder. Bunu normalde, terk edilmeyi ben eğer akıl bali olduktan sonra kendimden bilmeye başladım. Dedim ki, Mustafa Özbağ, yani seninle yaşamak zor, seninle yol yürümek de zor. O yüzden herkes seni terk eder dedim. Çıktım işin içinden. En güzel, en tatlı benim için çıkış noktası o. Ve bir kimse beni terk edip gittiyse de, kendimce onu haklı gördüm. Mesela, o yüzden hiç kimseyi suçlamam neden terk ettin, neden gittin diye. Hatta derim ki, herkes gidebilir, herkes terk edebilir. Herkes hem şahsi planda beni terk edebilir, hem de dergah planında beni terk edebilir.
Yani neden? Ben çok o kadar iyi bir kimse değilim. Gerçekten de terk edilmeye layık bir insanım. Eyvallah. O yüzden ben bunu bir psikolojik problem, bir psikolojik sendrom olarak görmem. Bunu benim kendimce böyle kişilik aşağılanması, kişilik kaybı da olmaz bende. Biz onun üzerinden olan bir insan değilim ben. O yüzden eksik bir kimseyimdir. Bir kimse benim eksikliğimi görür, terk eder. Gayet normal bir şeydir bu. Ben o yüzden de neden terk ettin demem. Geri dönerse derim ki, ben aynı benim, aynı Mustafa Özbağım. O yüzden geri dönmene gerek yok. Allah yoluna çık etsin, bak işine derim. Yani o normalde geri dönüşü de kabul etmem. O yüzden ben terk etmemeye bakarım.
Öyle söyleyeyim. Ama insanlar zaman zaman ayrılıklar yaşar. Zaman zaman hem terk etmek, hem terk edilmek. Bu insan hayatında, doğasında var olan bir şey. Ben hiç kimseyi terk etmedim dersem, ben de yalan söylemiş olurum. Zaman zaman benim terk ettiğim şeyler olmuştur. Hala da terk ettiklerim de olur. O yüzden bu ama onun faydasınadır. Ama benim faydamadır. Ama toplumun faydasınadır. Bazen terk etmek farz olur çünkü. O yüzden terk etmekten de, terk edilmekten de korkmam. Selamünaleyküm sigara içen derviş kardeşlere sigara içmenin uygun olmadığını, evde sigara içmek istemediğimizi, içirmek istemediğimizi ve içeni evimizde istemediğimizi söylediğimizde, karşı taraf kovulmuş gibi hisseder mi, tavrımız yanlış olur mu?
Evet, sigaraya karşı böyle bir ciddi bir şekilde tavır koymak iyi, gıybete de böyle tavır koyun. İhtirale de böyle tavır koyun. Dedikoduya da böyle tavır koyun. Tavır koyabiliyorsanız, bütün evinizin içerisindeki günah kebahelere tavır koyun. Boşandıktan sonra adamla kadın mesajlaşmış ve telefonla konuşmuşlar. Adam kadının boşandığını anlamadığı için, sen benim karımsan ben seni öpeyim o zaman demiş.
Kadın da hayır sen bana haramsın demiş. Sen benim karımsın veya karımsan demekle eski nikaha dönebilir mi? Ve kadın sonradan erkeğe sormuş, neden öyle dedin diye, boşandığımızı anlaman için demiş. İddet müddeti ilk boşandığı, boşadığı andan mı başlar yoksa kadın erkeğe sen neden öyle dedin diye sorduğu zaman mı başlar? 10 tane veya 20-30 tane boy abdesti almazsam boşanmam geçerli olmasın demiş kadın. Ama boşanma hakkı kadında da varmış. Bu şarta bağlı talak mıdır, boşanma geçerli olmuş mudur? Soru tam doğru değil. Yani erkek kaç talak boşadı kadını, kadın erkeği kaç talak boşadı, boşanma hakkı var ise bunlar tam beyan edilmemiş burada.
Bunlar tam beyan edilmediği için buna cevap vermem biraz zor. Selamünaleyküm kalıcı dövmede abdest geçiyor mu? Hayırlı akşamlar. Dövme ile alakalı abdesti değil, dövme yaptırmak Allah'ın lanetlediği bir fiiliyat. O yüzden dövme yaptırmak yasak. Dövme yaptırmış ama, cahilini yaptırmış. Tövbe edecek, ibadetlerine devam edecek. Arabi hazretlerinin secaretül numaniye fi devletül osmaniye adlı kitabında Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin vefat etmeden söylediği bir söz geçiyor. Sin şına girdiği zaman Muhyiddin'in kabri meydana çıkar.
Bu söz alimlerce şöyle çözülmüştür. Sin ile kastedilen Sultan Selim yani Yavuz'dur. Şın ile kastedilen ise Şam şehridir. Sultan Selim Şam'a gelince Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin kabri bulunacaktır. Aynen denildiği gibi olmuş ve mübarek zatın kabrini Yavuz Sultan Selim bulup yaptırmış. Daha başka Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin MK adında biri tarafından da kurulacağından bahsetmiş. Bunun gibi birçok kerameti daha biliniyor. Gaybı bilmek mümkün mü? Cenab-ı Hak gösterirse gösterir. Bunun için illa ki bunlar olmayacak diye bir kaide yok. Bir kısım kimseler bunları inkar ederler ama bunlar tarihin içerisinde sabit olan şeyler. Selamlar Üstadım. Bizim çalıştığımız yerde az çok dergaha gittiğimizi bilenler arkadaşlara dini uyarıda bulunmamızı söylüyorlar.
Ben de Hoca Vasım'ın olmadığını, benim uyarmakla yükümlü olmadığımı söylüyorum. Bizim tebliğ sorumluluğumuz var. Bütün Müslümanların tebliğ sorumluluğu var. Herkes bildiği kadar tebliğ edecek. Yaşayabildiği kadar tebliğ edecek. Değiştirebileceğim insanlar varsa, benim vebalim var mı bunca? Evet, değiştirebileceğim kimseler varsa ve onları sen nasihat etmiyorsan vebali var. Diyanetten paralan insanlar varken, diyanetten paralan insanlar olabilir. Din diyanetin değil. Din bütün Ümmet-i Muhammed'in. Sizin sohbetinizi dinlerken aynı anda günlük verdiğimizi çekmemizde bir sakınca var mıdır? Çekin. Selamun Aleyküm.
Allah Celle Celaluhu yeryüzüne Türk peygamber göndermiş midir? İbrahim Aleyhisselam'ın babası Türktü. Biz şevkle koştukça birileri şevkimizi sürekli kırmaya çalışıyorsa ve sonunda bu sebeple duyduğumuz şevk kırıldıysa bunun vebali bizde midir? Şevk ehlinin şevki kırılmaz. Sen duygunu şevk zannetmişsin. Şevk ehlinin şevki arttıkça artar, arttıkça artar, arttıkça artar. O yüzden şevk ehlinin şevki ne yaşanırsa yaşansın hiçbir zaman kırılmaz. Merhaba ben tavsiye üzerine bir arkadaşımdan numaranızı buldum. Birkaç sorum olacaktı ama Mustafa hocamızın cevap vermesini istiyorum. Mümkün mü?
Müsait mi acaba? Hocam ben rüyamda kendi falıma bakıyorum. Falıma bakarken bardağın içinde biri uzun boylu, diğeri biraz koşa boylu iki kişiyi gördüm. Daha sonrasında bunlar benim karşımda belirdiler ve bana sen bizim yeğenimizsin dedi. Uzun boylu olan. Bunu dediği an ben korkmaya başladım ve annemin dediğine göre can çekişir gibi uykumda inliyormuşum. Normalde de fal bakan bir insan değilim. Ama bazen baktığımda dediklerimin yüzde doksanı çıkıyor. Geleceğe dair bir şey diyemiyorum. Sadece o an olmuş olan şeyleri söyleyebiliyorum. Bir kimse fala bakarsa, bakmış olduğu fala da inanırsa o kimse küfür ehlidir. Bir kimse fal baktırırsa, baktıran kimse o fala inanırsa o da küfür ehlidir.
O yüzden fal bakmakta, fal baktırmakta ikisi de büyük günahı keba edir. Baktıkları fala veya bakılan fala inanırlarsa o zaman küfür ehli olur. Allah muhafaza eylesin. O normalde rüyanda gördüğün ve korktuğun kimseler şeytani olmuş oluyor. Daha sonrasının ertesi gün yine rüyamda 2 artı 2 artı 2 artı 2 toplam 8 kara kedi gördüm. Kediler geniş delikli balık ağında takılı bir şekilde bana bakıyorlardı. Hiç ses çıkarmadan sadece beni izliyorlardı. İlk ikisi sonra olanlar kaybolun. Diğer ikisi geldi. Her yeni iki tane geldiğinde balık ağı delikleri genişliyor ve kediler daha saldırgan bakıyordu. 7 ve 8. kediyi gördüğümde annem yine beni uyandırdı ve yine can çekiştir gibi yine demin söyledi.
Siyah kötü şeytanidir görülen rüyada. O yüzden şeytani rüyalar görüyorsunuz. Hani bir de demişsiniz ya kendinizce ben fal ve rüya tabir ediyorum diye. O yüzden gördüğünüz rüyalar şeytani. Dini inancım olarak evreni, dünyayı ve bizleri yaratan en az bir yüce varlığın var olduğunu biliyorum. Fakat bizlere kitap, peygamber ve bunun gibi şeyleri gönderdiğini düşünmüyorum.
Deizm düşüncesini kabullenmiş biriyim. Hocam lütfen sorularımı görün. Bu rüyaları görme sebebim nedir? Rüyalarınızın hepsi de şeytani sebebi bu. Herkes şeytani rüya görebilir mi? Her cevap görebilir. Yani örnekliyorum bunu şimdi. Deist bir kimsenin kendince de yani eğer bir yaratıcıya inandı eyvallah ama o yaratıcı hiçbir şey bildirmedi mi? Başıboşun bıraktı her şeyi. Sıkıntılı bir durum. Selamun Aleyküm. Ben başka bir cemaattenim. Üstadımız yoğun bakımda tedavi görüyor. Dualarınızı bekliyoruz. Hakkınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Cenab-ı Hak ona da hayırlı şifalar nasip eylesin. Herhalde Mahmud Efendi'yi yoğun bakımda düğünmene haberlerde onu gördüm.
Herhalde onun için söylediniz galiba. Allah'ı yesin. Allah hayırlı şifa versin inşallah. Ondan önce bir soru daha var orada. Daha önce yazmış. Benim dikkatimi çeken Hacı Abdullah Efendi'nin annesi. Merak ediyoruz. Siz o sağ iken yetiştiniz mi? Nasıl bir anneydi? Bir mürşide indi hesaplı mıydı? O mürşide tanıştınız mı? Anlatır mısınız? Ben Şeyh Efendi Hazretleri'nden ders aldığımda annesi de babası da vefat etmişti. O yüzden annesini ve babasını zahiren tanımıyorum. Efendim aşıklıktan ve şevk ehli olmaktan bahsederken bir kadın ile erkekten örneklendirdiniz.
Peki bir kimse bir derviş kardeşiyle arkadaşıyla veya herhangi biriyle bu şevk halini yaşar mı? Yaşarsa eğer nefsine uymadan nasıl doğru çizgide kalır? Normalde bir dervişin dervişe aşık olması beklenmez. Derviş ancak bir mürşide aşık olur. Resulullah'a aşık olur. Bir de Allah'a aşık olur. Yani Allah'ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bizlere de sevgili kıl.
Amin. O yüzden Sufi'nin sevgisi, aşıklığı, şevki bu yoldadır. Allah'ın selamı üzerinize olsun. Ben biliyorum ki Rabbim beni seviyor, seviyor ki size bağladı. Beni bu dervişlik yoluna koydu. Ya ben ona nasıl karşılık vereceğim? Allah'ı zikredeceksin, onun emirlerini yerine getireceksin inşallah. Selamun Aleyküm.
Efendim yavaş olun. Dağınık saçlı olan kadınlar taransın, kocası gurbette olanlar da usturasını kullansın. Muharip bu durumda usturanın manası var mıdır? Kadınlara vermek istediği öğüt nedir? Sormak istedim. Yani dağınık saçlı olan kadınlar taransın. Bu kocası gurbette olanlar da usturasını kullansın. Temizlensinler. Yani eşleri geldiğinde kadınlar dağınık böyle işte toparlanmamış, temizlenmemiş bir kadın görmesin.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'ye yaklaştığında dışarıda orduyu bekletirdi. Veyahut da sefere çıktığında sefere çıktığı kimseleri bekletirdi, haber gönderirdi Medine'ye. Haber gönderirdi ki kadınlar evlerini temizlesinler, kendilerini temizlesinler diye. Allah-u Alem. Şevk nasıl korunur ve artar? Biraz daha açar mısınız? Açtığıma inanıyorum. Şevk korunmaz. Arttıkça artar. Arttıkça artınca o zaten kendi korumasını da kendi yanında getirir. Selamun Aleyküm. Efendim ben Hazal. Dayımdan Re'yi ki eğitimi alıyorum. Sizden ders aldım.
Re'yi ki eğitim olmadı, ahmede bilir miyim? Re'yi ki'nin ne olduğunu bilsem de sana söylesem. Re'yi ki ne? Salim. Salim bile Hz. Gogol'a soruyor re'yi ki'nin ne olduğunu şimdi. Yoga'nın değişik versiyonu. Hay maşallah. Biyo enerji gibi bir şeymiş. Biyo enerji gibi bir şey, bir sıkıntı. Vay vay vay … Eyvallah. Selamun Aleyküm. Telefonda kullanılan mesajlarda insanlar birbirlerine S.A. cevap olarak da A.S. kullanır hale geldi. Güzelim. Selamun Aleyküm. Aleyküm selamları yazmaz olduk. Yozlaşma değil midir? Teşekkür ediyorum. Evet bu bir yozlaşmadır. Size katılıyorum.
Ben bunlara daha ilave edeyim. İşte emojiler kullanıyorlar. Bunlar da yozlaşma. S.A. A.S. Yozlaşma. Hani S.A. derse karşıdaki kimseye S.A. gönderiyor. Mesela Selamun Aleyküm diyecek. O Aleyküm selam. Selamın en kısa şekli bu. O yüzden bütün derviş kardeşlere buradan söylüyorum. Yani böyle kısaltmalar kullanmayın. Bir. Emojiler kullanmayın. İki. Kısaltmalar ve emojiler sizin kelime haznenizi yok ediyor. Bir müddet sonra bizi böyle taş devrine döndürecekler. Ve kelimeleri, cümleleri, her şeyimizi unutacağız. Ve hani diyorlar ya işte mağaralardaki işaretlerle başlayacağız birbirlerimizle konuşmaz. Deccalist sistem bizim çok kelime kullanmamızı istemiyor.
Bizim konuşmamızı istemiyor. Bizim yazmamızı istemiyor. Bizim okumamızı istemiyor. Okumamızı da istemiyor. Bizi algıyla yönetiyor. Yani çocuklarımız şimdi okumuyorlar. Ne yapıyorlar? İşte YouTube izliyorlar. YouTuberları izliyorlar. Ne yapıyorlar? İşte boyuna sanal dünyada dolaşıyorlar. Okumuyorlar. Veyahut da konuşmuyorlar. Örneğin bir evin içerisinde insanlar birbirleriyle konuşmuyorlar. Yani işte adamlar kendilerince haklı. Bütün gün yoruldular. Eve geldiler. İşte televizyon izleyecekler. Dizi izleyecekler. Veyahut da işte telefonlarında oynayacaklar. Kadınlar haklılar. Bütün gün ev işi çocuktu, çoluktu bilmem neydi. Çalışanlar da bir de içti.
Eve geldiğinde de onunla konuşacak mecali kalmadı. Çocuklar da okula gittiler. Okudular. Ders çalışacaklar. Şunu bunu yapacaklar. Aile bağı kalmadı. Şu anda en Müslüman, en takva evde dahi aile bağı kalmadı. Kalmadı. Konuşmak yok. Yani veyahut da böyle gençlerle biraz böyle haşir neşir oluyorum. Gençlere bakıyorum böyle meramlarını anlatacak böyle bir kelime haz neleri haz. Veyahut da işte yani işte gençler geliyor mesela işte sevdiklerini söylüyorlar. Bir şiir söyle diyorum sevdiğin için. Bir şiir söyle. Yok hiçbir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Kelime yok. Söz yok. O yüzden bütün gençlere söylüyorum. Şiir yazın. Şiir okuyun. Türkü dinleyin. Gerçekten bunu ciddi söylüyorum. Türkü dinleyin.
Bildiğiniz türkü dinleyin. Çünkü her türkünün bir arkasında bir hikayesi vardır. Onların hikayelerini dinleyin. Kıssa dinleyin. Kıssa bildiğiniz kıssa. Özlü kıssalar dinleyin. Özlü kıssalar okuyun. Mesela sufiler özlü kıssa okurlar. Özlü kıssalar okuyan yok. Mesela Mesnevi'de kıssalar var. Kur'an'da kıssalar var. Bu kıssalardan okuyun. Ve böylece kendinizi geliştirin. Kendinizi değiştirin. Kendinizi genişletin. Kendinizi derinleştirin. Ve üşenmeyin. Selamun aleyküm. Aleyküm selam deyin. Veyahut da böyle yeni çıktı şimdi. Merhaba. Allah Allah. Selamun aleyküm de ya. Neden merhaba dedin? Veyahut da selam. Ya neden öyle dedin? Selamun aleyküm de. Aleyküm selam de.
Veyahut da ayrılıyor. Bay bay. Ya bay bay nereden çıktı? Selamun aleyküm de. Yürü çık git. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Annemin rüyasında gördükleri çıkıyor. Bizi anlatıyor. Bizi anlatmazsa. Anlatması uygun mu? Hiç önemli değil. Anlatıyorsa ne yapacaksın? Yapacak bir şey yok. Allah iyi yesin inşallah. Annemiz hasta. Selamun aleyküm aleyküm selam. Annemiz hasta. Dualarınızı bekleriz. Azzaimar için dua ve bitkisel tavsiyeleriniz var mı? Azzaimar için bilmiyorum. Bitkisel bir şey var mı? Allah'ıma hayırlı şifa versin inşallah. Selamun aleyküm.
Kadın şarkıcı dinlemek caiz mi? Sahabeler cariyeleri dinlemişler. O zaman şu çıkıyor orta yerde. Cariye dinlenebilirler. Müslüman bir kadının şarkıcılık yapması caiz değil zaten. Müslüman bir o yüzden kadının şarkıcılığı caiz. Mesela İslam'da Müslüman kadınlardan şarkıcı yok hiç. Önceki tarihte. Bu hep gayrimüslimlerin elinde. O yüzden Cumhuriyet'in ilk dönemindeki şarkı söyleyen kadınların büyük bir çoğunluğu gayrimüslim unsurlardandır. Sonradan bu farkılaştı. Selamun aleyküm. Biz iki aile kurban kesiyoruz.
Yarısını dayımlar alıyor. Yarısını biz dört kişi giriyoruz. Biz dört kişi giriyoruz. Yarısı bölünmüş olan kurbana ben de niyet etsem olur mu? Kurbana altı kişi girmek olur mu? İlladaki tek sayısı şart mı? Yok. İllaki tek sayısı şart yok. Yedi kişiye kadar normalde büyükbaşa ortak olunabilir. Yarın oğlum sınava girecek. Dua eder misiniz? Benim duam belli. Hangi evladımız Kur'ana, sünnete, vatana, millete hayırlı olacaksa onların Cenab-ı Hak zihinlerini açsın. Bilmediklerini öğretsin. Rabbim onlara yardım etsin. İnşallah. Hayırlı geceler. Şevk ehli dünyada olanlar için üzüntü duyar mı? Olması gerekeni söylemesi umutsuzluk içinde midir?
Yaşama bakışı ve tavrı hangi perdeden ve nasıldır? Muhakkak onlar da üzülecekler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri oğlunu toprağa gömdüğünde gözünden yaş yendi. Dediler sen de mi ya Resulallah? O da dedi ki ben babayım ve Allah bana merhamet verdi dedi. O yüzden bu dünyada olan şeyler muhakkak ki onları da üzecek. O üzmemesi gayri kabul bir şey. İnsan sonuçta aşık aşkını maşuktan görür demenize binaen. duygularımı hissettiğim kişiye karşı o hissettiği için ben bu duyguları hissediyorum ve o istediği için onu istiyorum diye mi düşünmeliyim? hislerimin sahibi bunu kolaycılık olarak görürmüyor. Aşık genelde bu tip şeyleri kendinden görmemesi için maşu atfeder.
kendinden görürse varlık söz konusu olur. Bu sufilikle alakalı benim bu söylediğim yalnız. Yani bir sufi kendi aşıklığını kendisinden görürse varlık atfetmiş olur. Varlık atfettiyse o zaman kendisinde ene benlik olmuş olur. Hiçliği bulamaz. Onun hiçliği bulabilmesi için kendi üzerindeki bütün olumlulukları maşuna atfetmesi lazım. İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. Kötülüklerini kendisine atfedecek. Adem'in yolunu tutacak. İyilikleri de Rabbine atfedecek. Adem'in yolu bu. O yüzden üzerinde bulunan her ne var iyilik var ise hepsini de sahibine teslim edecek. Üzerinde bulunan her ne kadar kötülük var ise onun da sahibi benim nefsimdir diyecek.
Onu kendine atfedecek. O manadandır bu. Yani normalde maşunu atfetmek. Yoksa bunun bir kadın erkek ilişkisi içerisinde alınırsa doğru yola gidilmez. Ben bunu sufilikle alakalı söyledim. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler. Rüyada babayı görmek ne anlama gelir? Yani böyle rüya anlatılmaz. Rüya bir bütün olarak anlatılmalı. Yani babayı görmek derken kendi babanızı mı gördünüz? Üstadınızı mı gördünüz? Veya nasıl gördünüz rüyayı? Rüyayı bir bütün ve doğru bir şekilde anlatmak lazım. Ölmeden önce ölünüz diyor. Peki ölmeden önce ölmek için tüm nefsi duygularda arınmak gerekmez mi? İnsan tüm nefsi duygularda arınması çok zordur. O yüzden hiçbir kimse yoktur ki bir günah onu perçeminden tutmamış olsun.
Burada ölmeden önce ölünüzden kastı siz nefisle olan mücadelenizde Rabbinizin yolunu tutun. Ve üzerinizdeki bütün fiiliyatları Allah'ın istediği gibi yerine getirin. O manadadır Allah-u Alem. Her soruya cevap vermiyorsunuz herhalde hocam. Aa normalde cevap vermediğimiz bir sorununuz mu oldu acaba? Yani bunda bir şey yok.
Verdim cevap. Şurada daha önce bir sorunuz var. 1.25'te atmışsınız dün. Dün ne gün? Perşembe günü olmuş sohbet o zaman. Yok. Ama 1.25 geçer. Cumartesi pazara girdik ama Dün 0.1.25 olarak gösteriyor. Cuma günü atmış oluyor. Değil mi? Cuma günü atmış. Selamun Aleyküm. Hocamızı uzun süredir internet üzerinden takip ediyoruz. Cuma günü kaçta bitti sohbet bizim? 12'yi geçiyor mudur? 12'yi geçiyordu. Demek ki ben şöyle söyleyeyim. Bizim sohbeti bitirdiğimizde sizin sorunuz gelmiş. O yüzden cevapsız kalmış bunlar.
Selamun Aleyküm. Hocamızı uzun süredir internet üzerinden takip ediyor ve dinliyorum. En son Şeyh Terviş Mürşid ile ilgili konuşmasını dinliyorum. Benim Şeyh'im de 15 yıl oldu ahirete göçte Rabbim mağfiret etsin. Kendisinden ders alalı 30 yıldan fazla oldu. Ben de dersime aynen devam ediyorum. Kendisi İzmir Karşika Şemikler'de idi ve uzun süre yalnız yaşadı. Şimdi Mustafa Hocamızla tanışmak istiyorum. Şemikler'de bir melami şeyhi vardı. O mu acaba sizin üstadınız, şeyhiniz? Bir melami şeyhi vardı Şemikler'de. Allah-u Alem hayırlısı inşallah. Tanışalım, görüşelim. İnşallah. Selamun Aleyküm.
Erkek kardeşim çok alkol kullanıyor ve son zamanlarda aileme karşı da asi olmaya başladı. Hem kendine hem de aileme hayatı çekilmez hale geliyor. Bu durumda nasıl aşabiliriz? İnsanlar çocuklarını iyi terbiye etmeye gayret edecekler. İnşallah ailene söyle. Bir şekilde onu alkolden uzaklaştırmanın yolunu arasınlar, bulsunlar inşallah.
Selamun Aleyküm. Sosyal medyada ya da Whatsapp durumumuzda hadis paylaşımı yapmamızı uygun görüyor musunuz? Teşekkür ederim. Keşke herkes her yerde ayet-i kerime, hadis-i şerif, fıkhihi meseleler paylaşsalar. İşte ne o? Yemek yapıyor, paylaşıyor. Yemek yiyor, paylaşıyor. Bir yere gidiyor, paylaşıyor. Bir şey yapıyor, paylaşıyor. Allah Allah insanların hiç özel hayatları kalmadı ya. Özel hayatları kalmadı. Yani her şeyi çekip paylaşıyor. Muhammed Özgürt. Allah mübarek etsin dersini. Selamun Aleyküm Üstad'ın memurluk bir işim var.
Hakkımda hayırlı olması için dua eder misiniz? Allah muayinin olsun, Allah yardımcın olsun. Memurluk işi de zor iş. Selamun Aleyküm. Ablım isim de vermiş ve oğlu onun da ismi var. Sizden dersli, oğlu 11 yaşında gece uykuda korkarak uyanıyor, ağlıyor. Bunun için ne yapabilir? Normalde okuyacaklar çocuklarının üzerine. Ayet-i Kürsü okusunlar, Fatih-i Şerif okusunlar. İnşallah. Selamun Aleyküm. Ben İstanbul'dan arıyorum. Sohbetlerinize gelemiyorum. Bir kez şansım oldu. Günlük zikirlerinizi almak istiyorum. Ben de yapmak istiyorum.
Lütfen Allah razı olsun demiş kardeş. Olur. İnşallah size de günlük mühirdi atıyorum. Günde bir sefer yapacaksınız inşallah. Allah mübarek etsin. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler. Ben fabrikaya başladığımda vardiya sistemi vardı. Cumalara iki haftada bir de olsa gidebiliyordum. Şu an işler az olduğundan sadece gündüz radyesi var. Ve önümüzdeki bir sene boyunca da böyle olması bekleniyor. Cuma namazlarını kılamıyorum. Çay molasında öğle namazına niyetleniyorum. Bir sıkıntı var mı? Yok. Bir rüyanın şeytani olduğunu nasıl anladın?
Mesela bir arkadaşımın üzerinden şeytanın konuştuğunu görüp felak nas okumaya başlamıştım. Bu tür rüyaları Rahmani veya şeytani diye ayıracağımız noktalarla birleştirebilir miyiz? Kabusumsu veya böyle ürkütücü, hoşunuza gitmeyen bir rüya varsa o şeytanidir. Yakınlık nedir?
Yakın kimdir? Hem madde hem manevi yakınlık bir midir? Yakınliği hani bunu böyle Kur'an'ı tabirle ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin üç ayrı derecesi vardır ya. Yakın bir şeyin böyle bir şeye yakın olma. Hani bu zahiri ise mesela diyelim ki bir kimse Bursa'ya gelirken örneğin işte nerede? Balıkesir'de, Balıkesir'de, Balıkesir'e geldim yakınım. O zaman İzmir'e gittiğinde fizik olarak şunu diyebilirim. Ben İzmir'deyim, ben de yakınım ama Bursa'ya. Neden? Nereye göre yakın? Örneğin Muğla'ya göre yakın. O zaman yakinlik ölçüsü farklı. Bu fizikiyle alakalı. Bir de hani Kur'an'ı tabiriyle ilmel yakin noktasında ilim olarak onu bilmek. İşte aynel yakin onu görmek.
Hakkel yakin onunla iç içe olmak. O zaman bu hem maddi hem manevi yönü var bunun. Öyle olunca maddi olarak insanlar böyle bunu genelde ben sufiler Allah'a yakınlık olarak bunu tespit ederler. Yani Allah'a yakınlık, ilmel yakin olmak, Allah'ın varlığını bilmek. Aynel yakin sıfatlarının tecelliyatını görmek. Hakkel yakin olunca Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının onun üzerinden tecelli etmesi. Öyle diyelim inşallah. Selamünaleyküm. O halde aşıklık gibi şek, ehli olunmaz, doğulur diyebilir miyiz? Ben bunlara çok katılmıyorum. Olunur diyorum ben. Doğulur da, olunur da. Efendim ayağımda bir sıkıntı var. Bayadır geçmiyorum.
Namazı ayakta kılamıyorum. Sol ayağımı sağa sola kıvıramıyorum. Koltuk üstünde ayaklarımı kıbleye uzatarak namaz kılsam uygun mu? Yerim oturmak zorundayım. Ayrıca bu şekilde bebeğim kucağımda namaz kılabilir miyim? Kılabilirsin. Zikullah yapacağı için deli gibi heyecanlanıp kalbinin resmen sıkıştığını hisseden biri bir o kadar manadan nasıl uzak olur ya da öyle zanneder. Bu nasıl bir durumdur? O öyle zan üzerinde kalbi zikrullah için heyecan atıyorsa, deli gibi atıyorsa onun manası da vardır. Tövbenin fiiliyata tecelliyatını o kimsenin o günahı bir daha kalbinden geçirmemesi dediniz. Bu hakkel yakin tövbe. Tövbenin de ilmel yakini var diliyle. Aynel yakin var artık bir daha onu yapmıyor.
Hakkel yakin dediğimizde o artık tövbeyi aklından dahi geçirmiyor. Kişinin işlediği günahı pişmanlıkla, üzüntüyle hatırlamasında kalben geçirmiş olması gibi midir? Pişmanlıkla geçiriyorsa evet o aynel yakin olarak tövbe etmiş. Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korksaydım, şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işitirmesi için Allah'a dua ederdim. Buyurdular Müslüm, kabirde fitneye maruz kalmak nasıl olur? Kabirdeki fitne kabir azabı ve ümmetin az günahları bu kabir azabıyla temiz bir şekilde gidecekler. Başka bir ad-ı şerf var bu konuda. İnşirah Suresi 7. Ayet O halde boş kaldığında kalk yine yorul. Allah burada bize ne anlatmak istiyor?
Boş kalmayacak insan bir işi bıraktığında yeniden başka bir işe başlayacak. Derviş bir bayan başka bir derviş bayana aşırı muhabbet beslemesi, onunla el ele olmayı beraber yatarken sarılarak yatmayı istemesi başkaları ile yetişimin kıskanması uygun mudur? Değil. Bu işi arttırmış. Hocam selamun aleyküm bir sorum olacak.
Hiçbir şekilde bir bağlantım olmayan ama tanıdığım bir adama sevgim var ama merhabamız bile yok. Onu sevmem günahı mı, haram mı, hayırlı geceler hocam saygılar. Bir hadisçiler zayıf hadis olarak nitelendirmiş ama bir kimse, bir kadın veya bir erkek birine karşı böyle muhabbet besler, hiç kimseye söylemeden ölürse şehit hükmünde olur demiş. Söylemeyin. Selamun aleyküm. Edeb-ül müfrette bir kimsenin içinin irin ile dolup içini çürütmesi, şiirle dolmasından daha hayırlıdır. Buhari, edeb, müslüm bunu açıklar mısınız? Şiirler vardır. İnsanı Allah'a yaklaştırır, muhabbete yaklaştırır. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke fethine giderken, onun da şairi vardı, şiir okuyordu.
Hazreti Ömer Efendimiz onu susturmak istedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, Dur ya Ömer, onun sözleri seni mızrandan daha etkilidir dedi. Şiire bakış açımız bu. Evet kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, sohbetimiz bitti. Bir kardeş buradan özelden bir soru atmış.
Vakfımızın ve benimle alakalı olumsuz yazılanları, çizilenleri, söylenenlerle alakalı sizin yasaklamanızdan dolayı hiçbir şey yapamıyoruz. Ondan sonra lütfen bu konuda yasağı kaldırır mısınız diye bir özelden bir şey atmış. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, insanlar bağlı bulundukları vakıfları, hizmet ettikleri vakıfları, hizmet ettikleri müesseseleri, korumaları, savunmaları insanların en doğal hakkı.
Veya bir kimse, bir kimseyi seviyorsa, onu korumasını, muhafaza etmesi, onun için çaba sarf etmesi, en doğal hakkı. Fıtri bu. Yani bir kimse Allah'a hakaret ediyorsa, Allah'a küfrediyorsa, ona karşı mücadele etmemiz, ona karşı gayret göstermemiz, fıtri hakkımız. Ve bu bir farz. Bir kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı savaş açıyorsa, onun hadislerine, sünnetlerine savaş açıyorsa, ona karşı savaş vermemiz, mücadele etmemiz, fıtri hakkı. Bu noktada bunu böyle, bunu engelleyecek, bunu durduracak bir şey yok. Artı bizde bir tasavvuf vakı olarak vakfımız var. Vakfımıza da bu noktada, ama benim üzerimden, ama vakfı direkt olarak, değişik zamanlarda, değişik kimseler tarafından saldırılarda bulunuyor.
Biz bugüne kadar, bu zamana kadar bu saldırılara ümmetin içerisinde fitne, fesat çıkmasın, ümmetin içerisinde bir sıkıntı çıkmasın, aman yapmayın, etmeyin, cevap vermeyin diye çaba sarf ettik. Ama insanlar bizim bu çabamızı görmekten uzaklar. Yani biz böyle çaba sarf ettikçe, biz kendimizi savunmadıkça, biz kendimizi bu noktada veya vakfımızı, kurumumuzu muhafaza etmedikçe, onlar da sanki haklılarmış gibi, acımasızca, haince, münafıkça, gavurca, kafirce saldırıyorlar.
Her yerde. Ve bunun böyle edebi, adabı, ahlakı hiç kalmadı. Bakın, hiç kalmadı. Ve bu saldıranlar genel olarak da belirli bir merkezden yönetiliyor. Ve bu belirli bir merkez de belirli merkezlerden nemalanıyor. Bunun farkındayız. Bu konuda bunu bilmeyecek kadar da değiliz. Ve böyle o bizim işte en çok da saldırdıkları yer Rüyetullah'la alakalı. O bizim kes, kopyala siğidimizi her yere şey yapıyorlar. Ne o? Servis ediyorlar. Bu servis eden de belli kim olduğu. Bursa'daki nezir. Yaklaşık belki de onun üzerinde de bana olan hakaretlerinden dolayı mahkemeliyiz. Ondan fazladır belki de.
Ve hemen hemen bütün davaları da kazanıyoruz. Ama bu adam böyle bir adam. O yüzden bunun hakaret etmediği, iftira atmadığı, yalan söylemediği bir yer, kimse de yok. Benim hakkımda da bir sürü yalanlar uyduruyor, iftiralar uyduruyor. Bana da hakaret ediyor. Şimdi bu ara kendisinin mahkemesi çoğalınca böyle kendince, kendi etrafındaki kimselere yalan haberler yaptırıyor, iftira haberler yaptırıyor. Evet yani ben sadece benim kendi nefsim olmuş olsa benim için önemli değil. Neden? Yani her iftira eden, her yalan söyleyenin peşine düşecek, onlarla uğraşacak değiliz. Ama belli bir kitleyiz, belli bir topluluğuz. Bu belli bir kitle, belli bir topluluk olunca tabii insanların da canı sıkılıyor. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri insanların sevdiklerine sövmeyin ki onlar da sizin sevdiklerinizi sövmesin.
Hadis-i şerifi var ya buna binaen normalde onlar tabii sizin sevdiğinize laf söylüyor. E sizler de doğal olarak buna cevap vermek istiyorsunuz. Ben bugüne kadar bu meselede bütün kardeşlerin susmasını ve bunu şimdi canlı olarak söylüyorum. Bunu bizatihi kendi ağzımdan söylüyorum. Bütün kardeşlerin susmasını ve savunmamasını istedim. Gerçekten. Bunu ümmetin içerisinde bir fitne çıkmasın, ümmetin içerisinde bir kavga çıkmasın diye. Ama bu insanlar durmuyorlar. Yani Bursa müftüsüne varıncaya kadar gidip yalan yanlış haberler yaptırıyorlar. Koca Bursa müftüsü de neyin oyuncağı olduğunu farkında değil. Geçen gün sol portral midir nedir oradan haber yaptırıyor.
Yani her yerden her şekilde saldırıya uğruyor. Şimdi buradan açık bir şekilde söylüyorum. Hiç kimseye hakaret etmeden, hiç kimsenin kişilik haklarına dokunmadan istediğiniz çalışmaları istediğiniz gibi yapabilirsiniz. Bundan sonra karışmayacağım. Bundan sonra hiç kimseyi engellemeyeceğim. Bundan sonra şunu demeyeceğim. Arkadaşlar cevap vermeyin demeyeceğim. Ama şunu söyleyeyim. Artık bundan sonra da hiç kimseyi durdurmayacağım. Hiçbir grubu durdurmayacağım. Saat şu anda 0.28. Bütün arkadaşlar serbest. İstedikleri medya grubunda, istedikleri sosyal medyada, istedikleri sosyal mecrada neyi nasıl yapıyorlarsa, neyi nasıl biliyorlarsa yapsın karışmayacağım.
Yani bunu durdurma açısından müdahil olmayacağım. CİMER'e mi şikayet edersiniz, ne bileyim şikayet edilecek nerelere ne şikayet edecekseniz, nerelerde ne yayınlayacaksanız, nerelerde ne yapacaksanız arkadaşlar serbestsiniz. Savunmak sizin de hakkınız. Madem ki bu kirli bir savaş, madem ki bu böyle çıfıt bir savaş, madem ki bu deccalist bir savaş, biz kendimizi savunacağız o zaman. Demek ki bu işler böyle oluyor. Medyada birisi, ya adam gözümüzün içine baka baka tutuklandığımızı söylüyor. Adam gözümüzün içine baka baka, devlete bir kuruş borcum yok, devleti dolandırdığımı söylüyor. Adam gözümüzün içine baka baka, benim belediyelerden geçindiğimi söylüyor. Diyorum ki belediyelerden bir kuruş getir, yok.
Bunun artık şeyi yok, ne o düzeni kaçtı. Ve bu Nezir Asaroğlu denilen bu adamın arkasında da Büyükşehir Belediyesi düne kadar duruyor. Her ay buna para yatırıyor. Ve bu adamın arkasında diğer AK Partili belediyeler de duruyor. Ve bu adamın arkasında il başkanı da duruyor. AK Parti il başkanı da duruyor. Ve bu adamın nemalandığı yer belli, bu adamın kim olduğu belli, nerede olduğu belli. Ve hiç kimse bu adama dur demiyor, cesareti yok herhalde. Veyahut da bu adamın elinde kimlerin hakkında ne bilgiler var ise herkes susuyor. Biz de susunca zannediyorlar ki bunun elinde benimle alakalı da bir şey var. Birkaç arkadaş da öyle şeyler yazdı. Yani hakkınızı helal edin, sizin hakkınızda da böyle şeyler söyleniyor gibisinden.
Arkadaşlar verilmeyecek hiçbir hesabım yok. Kimin elinde ne varsa, kimin eteğinde ne taş varsa döksün. Herkes ne yapacaksa yapsın. Arsıza, hırsıza, ursuza karşı verilmeyecek hesabımız yok. Üç kağıtçıya, beş kağıtçıya, rançılara verilmeyecek olan bir hesabımız yok. İmar kıyakçılarına verilmeyecek olan bir hesabımız yok. Belediyeden geçinenlere, belediyeden maaş alanlara, belediyeden reklam parası alanlara verilmeyecek bir hesabımız yok. Korkumuz da yok, çekincemiz de yok. Bizim korkumuz Allah'a karşı isyan etmekten, peygamberine karşı isyan etmekten, insanların hakkına, hukukuna tecavüz etmekten. Bundan başka bir korkumuz yok. Ama arsızca, ama hayasızca, ama şerefsizce, haysiyetsizce saldırı altındayız.
Artık bu konuda da hani böyle susalım, bir şey demeyelim, bir şey yapmayalım deme lüksüm de yok benim. O yüzden şimdi tekrar söylüyorum. Arkadaşlar, bütün arkadaşlar serbest. Bütün arkadaşlar bu saatten sonra serbest. Neyi nasıl yapıyorsanız, neyi nasıl ediyorsanız, benim bildiğim yok çünkü bu sosyal medya hesaplarından ne nasıl olur, ne nasıl yapılır. Benim zamanım da yok. O yüzden benim zamanım yok. Benim bu konuda da fazla bir bilgim olmadığından dolayı, o adam da kendini fasulye gibi nimetten sayıyor. O adam da ondan sanki korkuyoruz, çekiniyoruz zannediyor. Veyahut da birileri, birilerinden korktuğumuzu, çekindiğimizi zannediyor. Hiç alakamız yok, hiç de korkumuz yok, hiç de çekintimiz yok.
Daha ileri söyleyeyim. Ben Refah Partisi, il binasını basmış bir insanım. Benim öyle bir şeylerden korkum, çekintim olmaz. Ben kendimden utanıyorum bir şey yapmaya. Bunlar çünkü delikanlıca bir mücadele değil. Bunlar delikanlıca yapılan şeyler değil. Kilitleyeceksin kendini bir ona, bir ondan istediğin gibi yapacaksın. Bir ondan istediğin gibi yapacaksın. Ve o korkudan dolayı da insan içine çıkamayacaksın. Korkudan dolayı arabana binerken, daha erken arkana bakacaksın. Ben öyle değilim. Ben meydandayım, ortadayım. Bakın burada canlı yayın yapıyoruz. Herkes istediği soruyu sorabiliyor. Herkes istediğini yapabiliyor. Benim bürom da açık, iş yerim de açık.
Ticaret yapıyorum. Ben hayatın içindeyim, insanların içindeyim. Tek başıma yürüyorum, tek başıma gidiyorum. Hiç kimseden de korkum, çekintim yok. O yüzden bütün arkadaşlar serbest. Artık kim ne yapıyor, kim ne ediyor, kim kime saldırıyor, kim kime ne yapıyor, hiç mi hiç durun demeyeceğim. Yalnız hakaret etmeyin, bunu size tavsiye etmem. Küfür etmeyin, bunu size tavsiye etmem. Gidip dövüşmeyin, değmez çünkü adam. Bir tokada dahi değmez. Höt desen zaten koşa koşa gidiyor. O yüzden değmez. Ama neyi nasıl mücadele ediyorsanız, neyi ne yapıyorsanız arkadaşlar serbestsiniz. O yüzden benim tekrar bunu söylüyorum. Verilmeyecek hiçbir hesabım yok. Hakkınızı helal edin.
Allah'a emanet olun. Allah yardımcınız olsun. Artık bundan sonra eteğindeki taşı herkes döksün. Kim kime muhalefet ediyormuş. Ben yani açık bunu da açık bir şekilde söyleyeyim. Gerekli yerlere mektup yazdım. Dedim ki biz muhalefet etmek istemiyoruz dedim. Korktuğumuzu zannediyorlar bizim. Bizim muhalefetimizin de ne kadar sert olduğunu anlamamışlar herhalde. Bu saatten sonra anlasınlar. Bu saatten sonra öğrensinler. Bu saatten sonra bilsinler muhalefetimizin ne kadar sert olduğunu. Atış serbest. İşiniz gücünüz rast gelsin inşallah. İftar zikir fayla minnehu. La ilahe illallah. Geceniz hayır olsun.
Allah'a emanet olun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi