mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 25 HAZİRAN 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Haziran 2020 · 2:21:28

Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüz hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenâb-ı Hak Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin, Ümmet-i Muhammed'i her türlü belalardan, musibetlerden, sıkıntılardan korusun, Ümmet-i Muhammed'i inşâAllah her türlü afatlardan korusun, Rabbim Ümmet-i Muhammed'i tüm dünyaya iyiliği, güzelliği, tatlılığı, hoşlığı, hikmeti götüren ümmetlerden eylesin inşâAllah. Hakkınızı helal edin, 4-5 dakika geç kalmışız. Geç kalmamızın sebebi burada muhabbet derin, o yüzden bu muhabbete kaptırdık kendimizi burada, o yüzden tekrar sizlerden özür diliyoruz, hakkınızı helal edin inşâAllah.
Malum perşembe sohbetlerimiz, perşembe sohbetleri biz hadislerle tasavvuf kitabından hadis okuyorduk, o yüzden en son 68. hadiste kalmışız, benim notlarım da öyle. Bugün inşâAllah 68. hadisi okuyaraktan sohbetimizi bitireceğiz, ardından soru cevaplarınızı alacağız. Rabbim izin verirse inşâAllah ardından biz bir kısa tevhid çekip geceyi tamamlayacağız. Allah izin verirse cumartesi günde Karabaş-ı Veli Tekkesi'nde en son kaldığımız meslevi sohbetlerinden inşâAllah devam edeceğiz. Cumartesi gününde meslevi sohbetlerinde kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. Allah cümlemize gayret versin, cümlemize şuur versin, idrak versin, cümlemize Kur'an ve Sünnet-i Sen'i yaşamayı nasip etsin inşâAllah.
68. hadis-i şerif, Ebu Davud nakletmiş bu hadis-i şerifeye, İbni Ömer radıyallahu anh hazretleri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Bedir günü kalktı ve şöyle dedi, Hz. Osman radıyallahu anh gerçekten Allah'ın ve Resulullah'ın yolunda hizmette bulundu, ben de onun adına beyat ediyorum dedi. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir rivayette Hz. Osman Efendimiz'in adına kendinden beyat aldı.
Böyle bir de rivayet var. Burada söz konusu olan şey şu, bir bu hadis-i şerifin bende ana teması beyat etmek, iki ana teması gıyaben beyat etmek. Bu beyat etmekle veya biat etmekle alakalı, işte telefondan, mektupla veyahut da işte bu son dönem korona olunca buradaki sohbetlerden biatlar olduk. Birkaç arkadaş bana telefonla biat oluyor mu, internetten biat oluyor mu diye ama öğrenmek için sordular.
Ama bu konuda hani ya böyle bir şey oluyor mu gibisinden sordular. Ben de dedim ki bu sohbetler bitsin, inşallah bu konuyla da alakalı sohbet ederiz diye o kardeşlere söylemiştim. Cenab-ı Hak Amdu Sena olsun tevafuk olmuş bu 68. hadis-i şerifte o kardeşlerimizin bana sormuş olduğu, yönetmiş olduğu sorulara da cevap olmuş oldu. Beyat bu tabi korona döneminde de daha önceki sohbetlerde de İslam'da siyasetle alakalı sohbetlerde de çok dile getirmiştik bunu, çok konuşmuştuk beyatla alakalı. Ben tabi bunları daha önce çok konuştuk, şimdi konuşmayalım noktasında değilim. Daha önce konuşmuş olsak yine konuşuruz, yine konuşuruz. Laf sırası gelirse, konu söz konusu olursa tekrar ederiz.
Bundan bıkmayız, usanmayız inşallah. Nisa suresi 59. ayet. Ey iman edenler Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah ve ahiret gününe Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız, onun halini Allah ve Resulüne bırakın. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzel. Buradaki imam Maturidi, burada geçen beyatı, yani Nisa suresinin 59. ayetinde geçen beyatı, bu yöneticilere olan biat olarak tasnif eder. Yani devlet başkanına, yani işte savaşta komutana, yani işte bir devlet daresinde bir amire, veyahut da bir kimsenin devlet teşkilatında aslın üstüne biat etmesi, komutana biat etmek, bir bakana biat etmek, bir emire biat etmek, bir cumhurbaşkanına veya başkana veya bir halifeye biat etmek olarak nitelendirilmiş.
Asıl tabi, burada söz konusu olan sufileri ilgilendiren şey, Nisa suresi ayet 83'teki biat. Buradaki ayet-i kerimede de, kendilerine emniyet veya korku hususunda bir haber geldiğinde, onu yayarlar. Eğer onu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine havale etmiş olsalardı, onlardan hüküm çıkarmaya kadir olanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın üzerine olan lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız müstesna şeytana uyardınız. Buradaki ulul emir tabiri de, İmam Maturi diye göre, fakihler, alimler, işte tefsirciler, hadis alimleri, tasavvufta üstadlar olarak belirlenmiş. Çünkü bir fıkıh alimine bir devlet başkanı gibi itaat edilmez. Veya bir hadis alimine bir devlet başkanı gibi itaat edilmez.
Veya bir tefsir alimine bir devlet başkanına itaat edilir gibi itaat edilmez. Veyahut da bir sufi üstadına devlet başkanına itaat edilir gibi itaat edilmez. Bir kısım ehl-i tarikat veya bir kısım ehl-i tasavvuf bunu ayırt etmekte bence zorlanıyorlar. Çünkü sufileri ilgilendiren veyahut da işte tefsircileri, hadiscileri, kelamcıları, akayetçileri ilgilendiren itaat bu meselede. Yani biz fıkıh olarak İmam-ı Azam'a tabiyiz derken bu ayet-i kerime ışığında biz ona tabiyiz. Veyahut da biz akayet imam olarak İmam Maturide tabiyiz derken bu ayet-i kerimenin ışığında doğrultusunda tabiyiz. Veyahut da biz filanca şeyh efendine veya filanca mürşide üstada tabiyiz derken bu ayet-i kerimenin ışığı altında tabiyiz.
Bunlar çünkü neden? Bunlar hüküm çıkarmaya kadir olan kimseler. Kur'an'dan, sünnetten olan meselelerden hüküm çıkarmaya kadir olan insanlar. Mesela örneğin bir fıkıh alimi, fıkıhla alakalı bir meselede hüküm çıkarmaya yetkili olan. O yüzden eğer peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine havale etmiş olsalardı, onlardan hüküm çıkarmaya kadir olanlar onun ne olduğunu bilirlerdi.
O zaman bize bir haber geldi. Bize diyelim ki bir ayetle alakalı, bir hadisle alakalı, bir fıkıhla alakalı veyahut herhangi bir şeyle alakalı bir söz söylendi. O konuda bizim bir bilgimiz yok ise biz gideceğiz. Ne yapacağız? İşte o hüküm çıkarmaya yetkili, hüküm çıkarmaya muktedir olan kimselere biz danışacağız. Onlardan bunun hükmünü alacağız. Yani akaitle alakalı bir meseleyi biz gidip de örneğin bir tefsir alimine sormayacağız. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, sevgili Müslümanlar, ne yazık ki Türkiye'de ve dünya üzerindeki Müslümanlar herkes her şeyi çok iyi biliyor. Herkes her şeyin alimi öyle bir noktaya gelmiş ki mesela akaitle alakalı bir meselede herkes ahkam kesiyor.
Soruyorsun akaitle alakalı bir kitap okumuş mu? Hayır. Akaitle alakalı bir çalışması var mı? Hayır. İşin en acı noktası bu. Yani bu akaitçilerin işi. Bunu akaitçiler bilir diye bir kimse herhangi bir şey söylemiyor. Yani kalbinizde bir tekleme olsa, kalbinizde bir ağrı olmuş olsa göz doktoruna gider misiniz? Hayır. Ama ikisi de doktor mu? Evet. Hatta ikisi de bir hastanede veyahut da bir sağlık teşkilatında görevli olmuş olsa siz kalbiniz ağrıdığı için göz doktoruna gitmezsiniz. Ama enteresan bir şey yaşanıyor İslam dünyasında. Bir kimse örneğin işte fıkıhçının bir meselesini bilmediği halde fıkıh etmeye çalışıyor. Veyahut da bir kimse gidiyor işte hadisçinin meselesini kendisi konuşmaya kalkıyor.
Veyahut da hani televizyon televizyon dolaştırıyorlar ya bir Taslaman diye bir adam var. Taslaman'ın ne mesleği? Sosyolog kendisi. Ya sosyolog adamın tefsirle ne işi var? Tefsiri okuyabilir. Bakın tefsir okumak herkesin işi. Veyahut da bir kimse hadis alimidir. Bütün hadisleri hıfz etmiştir. Ama o kimsenin sosyolozi üzerinde konuşması doğru olur mu? Olmaz. Ama Taslaman denilen adam dinin bütün ahkamlarından, bütün bölümlerinden ahkam kesiyor. Televizyon televizyon dolaşıyor. Alıyor elinden bir kavanozun içerisinde devesi değil. Devesi değil hadisini diline persenek ediyor dolaşıyor. Veyahut da televizyon televizyon dolaşıyor. Ve televizyonlarda kaderle alakalı hükmediyor.
Diyor ki Kur'an-ı Kerim'de kadere iman diye bir şey yoktur. Kader de bir şey yoktur. Veyahut da televizyon televizyon dolaşıyor. Kabir azabıyla alakalı kabir azabının olmadığını, kabir azabının Kur'an'da geçmediğini, o yüzden kabir azabı denilen bir şeyin olmadığını söylüyor. Bunun gibi çünkü onun avanesi de aynı. Yani örneğin işte bir tane daha profesör var ya tefsirci. O da kabir azabına inanmıyor. O da kader denilen olguya, o da kendince böyle imanın şartlarından olmadığını söylüyor. Şimdi kıymetli kardeşler, herkes kendi bölümünde, kendi safında konuşması lazım. Ha bir eserden okuyabilir mi o kimse? Okuyabilir. Ama hükmetecekse bir kimse onun o meselede hükmetmeye yetkili olması lazım.
E akayetle alakalı, hani bu Allah'ı rüyada görmekle alakalı bir kıyamet koptu ya Türkiye'de. Benim hakkımda Allah'lık iddiasında bulunmadım mı kalmadı? Allah'lık yapmadım mı kalmadı? Her türlü iftirayı yaptılar ya. Yani beni küfürle itham ettiler. Beni küfürle itham eden insanlar benim üzerimde o hal var mı yok mu diye bakmadılar. Cahil insanlar, kimisi gazeteci, kimisi belediyeci, kimisi herhangi bir dairede, herhangi bir memur, amir. Hakaret edince de, şikayet edince de bunların dinle alakalı vasıfsız eleman oldukları çıkıyor meydana. Ya canım kardeşim sen kendi mesleğini yapsana. Sen akayetle alakalı bir bilgin var mı? Koskoca Bursa mühtüsü dahi akayette ilimsiz olduğunu gösterdi.
Kendi diyanet teşkilatının yazdırmış olduğu eseri okumamış. Kendi diyanet teşkilatının yayınlamış olduğu eseri okumamış. Rüyetullah ile alakalarını fırtına kopardılar ya örneğin. Ve fırtına koparanlara baktığınızda akayet alimi mi? Değil. Akayetçiler mi? Değil. Ya işte ya gitmiş İmam Hatip'in kenarından köşesinden dolaşmış, bir iki kitap okumuş. Kendince kendisini alim gören kimseler. O zaman bir kimse bir şeyde hüküm çıkaracaksa, o hani siz emanetlik ehline veriniz. Mucibince herkes kendi dalında, kendi dairesinde, kendi uzmanlık alanında konuşmalı ve hüküm vermeli. Eğer kendinden hüküm veriyorsan sen, senin dalını ilgilendirmeli bu. Şimdi bakın, ben bu ayet-i kerimenin tefsirini İmam Maturidi'nin kendi iştahından alıyorum.
İmam Maturidi kim? Akayette imamımız. Ve İmam Maturidi, Akayette ki imamızın ben görüşünü naklediyorum burada. Akayet imamının görüşü, Akayet alanını ilgilendiriyor çünkü. Şimdi İmam Maturidi'nin burada akayetle alakalı önemli bir tespiti var ise, bizim kalkıp da onun üzerine laf söylemeye yetkimiz olur mu? Ve bu fakirin olmaz. O yüzden normalde hüküm çıkarmaya yetkili olanlara, o kendi yetkileri dairesinde ona hükmedilir. Mesela bir tasavvuf üstadına bir devlet başkanı gibi itaat edilmez. Veyahut da bir valiye devlet başkanına itaat edilir gibi itaat edilmez. Veyahut da bir belediye başkanına, devlet başkanına itaat edilir gibi itaat edilmez.
Bu itaatlerin hepsinin kendine ait hukuku, kendine ait hükmü, kendine ait kendince doğruları ve kaideleri vardır. O yüzden bir hadis alimine örneğin, bir hadis alimi onu tasavvuf üstadı gibi ona biat edilmez. Veyahut da bir fıkıh alimi onu bir tasavvuf üstadı gibi ona biat edilmez. Mesela İmam-ı Azam Hazretleri de gitmiş bir üstada intisap etmiş. İmam-ı Azam ben koca imamım, bir tasavvuf üstadına intisap etmem diye kibirlenmemiş. Veyahut da Ahmet İmmi Hanbel Hazretleri gitmiş bir tasavvuf üstadına intisap etmiş. Ben koca İmam Ahmet'im, ben gidip de tasavvuf üstadına intisap mı etmem gerekir deyip de kibir deryasına dalmamış bugünkünler gibi. Veyahut da İmam-ı Şafi gitmiş işte bir tasavvuf erbabına intisap etmiş.
Dememiş ki ben koca fıkıh imamıyım gidip de bir tasavvuf erbabına intisap edemem deyip de kibir bataklığına dalmamış. Ne yazık ki son dönem Müslümanları kibir bataklığında dolaşıyorlar. Ve kendisi bir hadis alimi ise sanki bir üstada bir tasavvuf üstadına ihtiyacı yokmuş gibi davranıyor. Veya değişik meslek gruplarında, değişik hiyerarşik sistemde görev alan kimseler bir tasavvuf üstadına intisap etmeyi kendilerince nefislerine yedirmiyorlar.
Ve nefislerine uyduklarından dolayı da bir üstad arayıp bulmuyorlar. Ve kendilerince her şeyi kendileri biliyorlar. İşin acı noktası bu. O yüzden herkes kendi dalında uzmanlaşmış, kendi dalında kemalermiş, kendi dalında otorite olmuş olan kimseler, kendi dallarıyla alakalı biat alabilirler mi? Evet. Ve usta-çırak ilişkisi, öğrenci-öğretmen ilişkisi kurulabilir mi? Evet. Bu mümkün mü? Evet. Ve bunun böyle olması gerekir zaten. Konumuz biat. O yüzden gıyabın, şimdi de konunun ikinci meselesine gelelim. Bu da ne? Gıyaben biat etmek. Tabi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Bedir'le alakalı zamanda Hz. Osman Efendimiz'i Medine-i Münevvere'de bırakmıştı. Medine-i Münevvere'de bırakma sebebi boş bir sebep değildi.
Hz. Osman Efendimiz, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kızını nikahlamış ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kızı da çok rahatsızdı. Çok rahatsız olunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu eşiyle ilgilenmesi, eşine bakması için onu Medine'de bırakmıştı. Ve Medine'de o bırakınca bu sefer Bedir biatında bulunmamıştı. Onun yerine de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada biat etti. Onun adına gıyaben biat etti. O yüzden şimdi buradan hüküm çıkararak biz şunu diyebiliriz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gıyaben Hz. Osman Efendimiz'in biatını kabul ettiyse, o zaman bir kimse, bir sufiden, bir üstattan telefonla biat alabilir mi? Evet.
Mektupla biat alabilir mi? Biat edebilir mi? Evet. Veyahut da şimdi bugün mailler, mesajlar var ya, maillerle, mesajlarla biat edebilir mi? Evet. Sahih bir haberle biat edebilir mi? Evet. Ve bu biatları kabul edilir mi? Evet. Bunun sünnette yeri var mı? Evet. Bakın kıymetli dostlar, eğer bir mesele dini ise, onun Kur'an ve sünnete uymuş olması gerekir. Onun ama Kur'an'dan ama sünnetten bir delili olması gerekir. Bu gıyaben biatın da delili, bu Ebu Davud'da geçen hadisi şerif. O yüzden hadisi şerif ne? Hz. Osman radıyallahu anh hazretlerinin biatının gıyaben alındığına dair. Allah bizim doğruya, iyiye, güzele, hoşluya götürecek biatlar nasip eylesin. Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'i hak ve hakikate doğru yol almada biat edenlerden eylesin inşallah.
Malum perşembe sohbetlerinin sohbeti çok uzun olmuyordu. Bir hadisi şerif okuyorduk. Hadisi şeriften sonra kısa bir sohbet edip, biz sonra soru cevaba geçiyorduk. Yine aynı yapacağız inşallah. Sizin daha fazla vaktinizi almayacağım. Ve Allah izin verirse inşallah biz sorularınıza geçmiş olacağız. Hakkınızı helal edin inşallah.
Selamünaleyküm. Kütüb-i Siddet. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor. Resulullah aleyhissalatü vesselam'ı işittim. Şöyle diyordu. Zincirlere bağlı olarak cennete sevk edilen bir zümrenin haline Rabbimiz tacib hayret etti. Ebu Davud. Tırnak içerisinde harp esiri yakalanır, zincire vurulur, sonra da Müslüman olur diyerek açıklamıştır. Ebu Tufeyl Resulullah aleyhissalatü vesselam'dan anlatıyor. Ümmetimden bir grubun cennete zincirlerle zorla sevk edileceğini gördüm. Ben ey Allah'ın Resulü bunlar kim diye sorunca onlar dedi Arap olmayanlardan bir kavimdir. Muhacirler onları esir ederler, zorla İslam'a sokarlar. İslam'da zorlama yok dairesi içindeki bu hadis-i şerifleri nasıl anlamalıyız?
Normalde sizinle savaşmaya gelmişler. Sizin topraklarınızı yağmalamaya, kadınlarınızı, kızlarınızı yağmalamaya gelmişler. Ve onlar yağmalamaya gelince, sizleri katletmeye, sizlerle savaşmaya geldiklerinde esir düşmüşler. Esir düşünce de, malum esirler Müslüman olunca da ne yapıyor? Esirlikten kurtuluyor. Onlar da Müslüman oluyorlar. Müslüman olduktan sonra da zincirlerle cennete götürülme o. Bu sefer hem esirlikten kurtuluyorlar, hem de canlarını kurtarmış oluyorlar. Bir kardeş, babalar günün kutlu olsun demiş. Ben gelenleri okuyorum buradan çünkü.
Kıymetli kardeşler, babalar günü, anneler günü, yılbaşı, ne bileyim işte kara cuma alışveriş yapıyorlar. Bu tip günler, biz de batıdan gelme, batı kültürünün ürünleri. O yüzden biz babalar günü, anneler günü, yılbaşı, kara cuma, ak cuma gibi bu tip mevzulara uzağız. Bunları kutlamıyoruz. Hristiyanlara ve Yahudilere benzememeye, hiç olmasa ahlak ve kültür açısından onlardan uzak durmaya gayret ediyoruz.
Bizim Türk olmamız, yüce Allah'ın muradı, ilahiyesinin bir mazarı, tecellisidir. Türk, ilahi vahyi sözüm ona aklıyla yargılayıp, yüce İslam dinini bir Arap, Emevi fantezisi gibi gösteren, milli ve manevi hakikaten uzak bir soytarlık değildir. Biz böylesini, gomonosluk, siyonistik, ateistik, şambala piçliği bilip reddederiz.
Kanımız aksa da zafer İslam'ın olacaktır. Ne mutlu Türk'üm diyene aşk ile hu. Eyvallah diyelim sözünün bir kısmına. Kıymetli kardeşler, bir insanın kendi ırkını sevmesi kadar fıtrat olan bir şey yoktur. Bir insanın kendi annesini, babasını sevmesi gibi, kendi eşini ve çocuklarını sevmesi, koruması gibi, ilk önce kendi akrabalarını sevmesi, koruması, onlara yardım etmesi gibi veya önce kendi mahallesini, kendi beldesini düşünmesi gibi veya bir kimsenin kendince ben Türk'üm, ben Kürt'üm, ben Arap'ım diyebilme hürriyetinin olduğu gibi.
Bunda bir sıkıntımız yok. Bu ortak nokta. Ama üstünlük sağlamaya çalışırsak, işte Arap'ın Acem'i, Acem'in Araba üstünlüğü yoktur. Üstünlük Allah katında takvadadır. Hadis-i Şerif'i bizim önümüze gelir. O yüzden bizim ırkçılığımız, kendi ırkımızı sevmek, kendi ırkımızı önce görüp gözetmekle alakalıdır. Yoksa üstünlükle alakalı değil. Böyle durduğumuz müddetçe bir sıkıntı yok. Allah muhafaza eylesin. Emevilere ben de sevmem çok. Ama Arap Emevi fantezisi gibi gösteren dediğinizde bunlar böyle boş sloganlar. Evet, Arap Emevi değiliz. İyi, İmam-ı Azam Türk. İmam-ı Azam'ın fıkhına ne kadar insanlar uyuyor? İmam-ı Maturidi Türk.
Evinizde İmam-ı Maturidi ile alakalı bir eser var mı? Evinizde İmam-ı Azam'ın iştahatları ile alakalı bir eser var mı? Biz, peki biz İmam-ı Azam'a tabi miyiz? İmam-ı Azam'a böyle hani ırkçılık açısından yaklaşmıyorum. Ama İmam-ı Azam Arap değil, Emevi de değil. Hatta Emevilerin saltanatlarının sona ermesi için en fazla mücadele eden zatlardan birisi. Hatta Ememi Devleti'nin yıkılmasına fetva veren en önemli imamlardan birisi. İmam-ı Azam'a tabi olan mı kaldı? Şimdi, Hanefi'yim diyenlerin bakmak lazım Hanefiliklerine. İmam-ı Azam'a ne kadar tabi oldular acaba?
İmam-ı Azam'ın gitmiş olduğu yoldan kim gidiyor acaba? Hangi fıkhçı İmam-ı Azam'ın yolundan gidiyor? Evet, biz otururuz, Emeviler zalimdi deriz, zalimdi. Emevilerden sonra zalim mi kalmadı memleketlerde? Emevinin zulmüne kıyama kalkan İmam-ı Azam gibi, biz de bize zulmedenlere kıyama kalkıyor biliyoruz muyuz? Veyahut da bize zulmedenlere kıyam fetvası verebilecek olan bir Hanefi müştehidi var mı ki?
Bunlar sloganist şeyler. Sologan atmakla İslam olunmuyor. Sologan atmakla da Türk olunmuyor. Sologan atmakla olmuş olsaydı herkes her şey olacaktı. Bunu kardeşimiz için söylemiyorum. Bana bu yazıyı gönderen kardeşimiz için söylemiyorum. Ben bunu bütün Ümmet-i Muhammed'e söylüyorum. Ümmet-i Muhammed bakın, siz hem diyorsunuz bir Arap-Emevi fantezisi gibi gösteren milli ve manevi hakikaten uzak bir soytarılık değildir. Babalar günü kimin soytarılığı? Babalar günü hangi devletin, hangi kültürün soytarılığı? Biz bir taraftan Arap-Emevi soytarılığı diyeceğiz, öbür taraftan da çok affedersiniz ama yani gavurların soytarısı olacağız. Yani bir taraftan diyeceğiz ki din Arap-Emevi soytarılığı fantezisi değildir. Değildir.
Sen İmam-ı Azam'dan mı aldın Babalar gününün fetvasını? İmam Maturi'den mi aldın Babalar gününün fetvasını? Hangi Hanefi iştahından aldın Babalar gününün fetvasını? Şafi'den mi aldın, İmam Malik'ten mi aldın, İmam-ı Hanbel'den mi aldın? Babalar gününün fetvasını veren hangi alim? Anneler gününün fetvasını veren hangi alim? Hangi alim yılbaşının fetvasını veriyor? İmam-ı Azam mı verdi? İmam-ı Azam'ın sağlığında da Hristiyanlar yılbaşı kutluyorlardı. İmam-ı Azam mı verdi yılbaşı fetvasını? Ve bu normalde insanlar bütün her şeyde fıkıh ararlar, fetva ararlar. Bu ayette geçiyor mu? Bu hadiste geçiyor mu? Bu ayette yoksa kabul etmem. Hangi ayette buldunuz Babalar gününü?
Hangi ayette buldunuz Anneler gününü? Hangi ayette buldunuz Kara Cuma'yı? Hangi ayette buldunuz yılbaşı eğlencesini? Hangi ayette buldunuz? Çok affedersiniz, her türlü barı, sazı, cazı. Hangi ayette buldunuz içkiyi? Hangi ayette buldunuz kumarı? Hangi ayette buldunuz fuhuşu? Hangi ayette buldunuz faizi? Hangi ayet size serbest ettiği içkiyi, kumarı, faizi, eşcinselliği? Biz Kur'an'a tabiyiz. Biz neye tabiyiz canım kardeşim? Kur'an'da eşcinsel mi olun diyor. Kur'an'da faiz mi yiyin diyor. Kur'an'da fuhuş mu yapın diyor. Kur'an'da çok affedersiniz hayvanlar gibi herkesin içerisinde cinsel ilişkiye mi girin diyor. Nerede buldunuz? Kur'an'da soyunun diye bir ayet mi var? Yoksa örtünün diye bir ayet mi var?
Nerede buldunuz? Bunların hepsi de boş söz, solaganist sözler bunlar. Bunlar insanları Kur'an ve sünnetten soğutma gizli propagandalar bunlar. Gelin kardeşler hep beraber Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Ya sen Kur'an'ın yanında bir de sünnet çıkardın. Ya sen Kur'an'a tabi değilsin zaten. Sen sünnete nereden karıştırıyorsun? Ya sen Kur'an'ı, sünneti sen niye gözlüğünden gör? Kimin gözlüğünde göreceksin yoksa? Kimin gözüyle bakacaksın Kur'an'a? Ha sen kendi aklınla bakmak istiyorsun. Aklın senin yüce ya. Aklın senin muhteşem ya. Aklın senin muhteşem. Hadis-i şevti Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Kur'an'ın bir ayeti başka bir ayeti ne yetmez, ne setmez.
Açıklar, siz anlayamadıklarınızı gidin bir bilene sorun diyor. Hadis-i şerif, siz anlayamadıklarınızı gidin bir bilene sorun. Bakın ben size Hadis-i şerifi hemen bulacağım şimdi. Net bir şekilde okuyacağım size. Net bir şekilde okuyacağım. Evet, İmam-ı Ahmet naklediyor. İmam-ı Ahmet bin Hanbel.
Bize Enes İbni Ayaz, Amr İbni Şuhayet'ten, onun babasından, onun da dedesinden naklettiğine göresi, dedesi şöyle demiştir. Ben ve kardeşim bana kırmızı develerim olmasından daha sevimli gelen bir mecliste oturmuştuk. Ben ve kardeşim geldik ve bir de baktık ki kapılarının birinde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından bir grup var. Onların arasına girerek ayırmaktan hoşlanmadığımız için onlardan ayrı bir yere oturduk. Yani halakanın az bir şey dışına oturdular. Kur'an'dan bir ayeti zikrederek onun hakkında münakaşaya başladılar ve sesleri yükseldi. Bunun üzerine Allah Resulü öfkeli bir şekilde çıktılar. Mübarek yüzleri kızarmıştı. Onların üzerine toprak atarak şöyle buyurdu.
Ey kavmim yavaş olunuz. Sizden önceki ümmetler peygamberlerine muhalefet etmeleri ve kitapların bir kısmını diğer bir kısmına vurmaları yüzünden helak oldular. Kur'an bir kısmı diğer kısmını yalanlamak üzere inmemiştir. Bilakis bir kısmını diğer bir kısmını doğrular. Ondan bildiğinizde amel edin. Bilmediğinizi de bir bilene götürün. Bilmediğinizi bir bilene götürün. Bakın kıymetli dostlar. O zaman Kur'an'dan siz bilmediğinizi bir bilene götüreceksiniz. Bir bilen birinci derecede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'dir. Hazreti Muhammed Mustafa'dan daha fazla bilen Kur'an'ı var mı ki? Yok. Ondan sonra alimlerdir. Fakihlerdir.
O zaman bir kimse kendi kendisine bilmediği bir meselede fetva vermeye, ahkam kesmeye kalkmayacak. Kendi kendisine yorumlamaya çalışmayacak. Yani bir kimsenin kendi kendisine göz doktoru varken, kendi kendisine gözlük numarası tayin etmesi gibi bir şey bu. Veyahut da bir kimsenin bildiği yok, gidip işte ben motor tamircisiyim deyip motor tamir edecek. Veyahut da bir kimse midesi arıyor, ben tıp doktoruyum deyip gidip kendi kendine midesini ameliyet edecek. Bunun gibi bir şey. O zaman bir kimse bilmediği bir şey, gidecek bir bilene soracak, bir bilene götürecek, bir bilene danışacak. Kendi kendine hükmetmeyecek. O yüzden ben Kur'an'ı okurum, kendi kendime de hükmederim.
Canım kardeşim hükmedemezsin. Kur'an daha henüz tam anlamıyla açıklanmış, tam anlamıyla anlaşılmış bir kitap değil. İlahi kitap olmasının da sebebi bu, hikmeti bu, delili bu. Allah bizi affetsin. O yüzden kıymetli dostlar, böyle işte medyada dolaşıyor, işte Arap diniymiş. Arap dini değil, İslam bütün dünyaya, bütün evrene farz edilmiş bir din. Hem insanlara hem de cinlilere farz, İslam. Kur'an hem insanlara indirildi, hem de cinli taifesine indirildi. O yüzden Kur'an Araplara ait bir kitap değil, Türklere ait bir kitap değil, Hindilere ait bir kitap değil. Kur'an bu manada evrensel. Allah bizi affetsin inşallah. Selamün aleyküm. Laat, menat, uzza ile ilgili sohbetlerinizde putlardan birinin kadın olduğunu hatırlıyorum.
Hatta işlerinden birinin Hazreti Ali'nin yıktığını anlatmıştınız. Ancak başka bir sohbetinizde o putu otorite olarak şerh etmiştiniz. Aradaki bağlantıyı kuramadım. Karıştırmış olabilirim. O yüzden bazen o sohbetin heyecanıyla, sohbetin velvelesiyle, Laat, menat, uzza'nın yerlerini değiştirmiş olabilirim. Özür dilerim, hakkınızı helal edin. Olabiliyor sohbetin heyecanıyla. Bazen karıştırabiliyoruz. Allah bizi affetsin inşallah. Dikkati dinlediğiniz için de teşekkür ederim. Palavra konuşanların müşterileri neden çok olur? Hakikati konuşanların evet müşterisi az olur.
Hakikat insanların nefislerine acı gelir. Palavra ise insanların nefislerine tatlı gelir. O yüzden insanoğlunun büyük bir çoğunluğu sapkındır. Sapkınlığı meyyaldir. Büyük bir çoğunluğu hakikatten uzak durur. O yüzden çok azınız iman etmiştir der ayet-i kerimede. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de değişik tehditvari sözler vardır. İnsanoğlu nefsi zorluğu istemez, sıkıntı istemez, bela musibet istemez, darlık istemez. İnsanoğlunun nefsi hep genişlik, hep hoşluk, tatlılık. Ondan sonra nefsine tatlı gelen haz aldı, şeyler ister. O yüzden palavracıların müşterileri çok olur. Belki de palavracılar insanları mutlu ediyordur.
O da olabilir. Hakikat ehli insan ancak hakikate rağm olmuş insanlar onda mutlu olur. Hakikate rağm olmamış insanlar hakikat ehlinde mutlu olmazlar. O onlara ters gelir, acı gelir. Allah'ı isterken insanın her denilene, söylenene, anlatılana kanması normal mi? Bu tabi insan böyle kendince Allah'a koşarken o duyguyla koşar. Hakikatle koşmaz. Duygu insanı aldatabilir. Ama önemli olan aldatmamaktır. Aldanmamak da önemlidir ama daha önemlisi aldatmamaktır. O yüzden her şeyin bir aldatıcısı vardır. Her şeyin bir kandırmacısı vardır. Her şeyin. Hele bu kıymetli bir şeyse onun aldatanları daha çoktur. Din sonuçta elle tutulur, gözle görülür ama daha fazlası içsellikledir.
Öyle olunca insanlar dine çok kıymet verdiklerinden en fazla da oradan aldanırlar. Ve en fazla aldatan da oradan aldatır. Aldatmak isteyen çok rahat dinden aldatabilir. Ki benim ben İslam dini olarak ben Müslümanlığımı 33-34 yıldarım. Hani dervişlikten 5-6 ay öncesinden veya işte o kadardır 5-6 ay öncesinden başladığımı düşünürüm İslam olarak. Öyle olunca ben Allah'a affetsin tecrübeyle sabit insanlar en rahat, en kolay Allah'la aldatılıyor. 33 yıldan beri Türkiye'deki Müslümanlar aldatılıyor mesela. Zaman zaman bu aldatanlar, kimisi piyasaya çıkıyor, meydana çıkıyor, kimisi meydana çıkmıyor. Ama benim 33 yıllık İslami hayatımdaki tecrübem o.
Müslümanlar Türkiye'de olsun, dünyada olsun hep aldatılıyorlar. Hep ne yazık ki de bir de aldanıyorlar. Mesela ben sizden ücret istemeyin, istemeyenlerin peşinden gidiniz ayeti kerimesini söylediğimde rahatsız oluyor insanlar. Neden bu ayeti kerimeyi ikide bir de söylüyor? Bunu söylüyorlar. Ya sebep, neden rahatsız oluyorsunuz? Bir doğruyu anlatıyorum, bir hakikati anlatıyorum. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz siz. E şimdi ücret isteyenlerin peşinden gidiyor insanlar. Veyahut da bakın zaman zaman dini duyguları istismar ederekten insanlar oy topladılar. Yani bir elinde Kur'an, bir elinde iman geliyor muhteşem Süleyman.
Bununla oy aldı o kimse. Ve giderdi ben İzmir Bayındır'lıyım. Orada Bayındır'daki Risale-i Nur okuyan bir kısım Yeni Asya grubundandı onlar. Onlar giderlerdi, onların önünde Süleyman Demirel Risale-i Nur külliyatının önünde pozlar verilmiş. O pozlarla verildikten sonra işte adamlar gelirlerdi. En büyük nurcu Süleyman Demirel olarak görürlerdi. Süleyman Demirel basına yansıdığı kadarıyla 33 dereceli mason ve bunu kendi kulaklarımla duyduğum bugün Kur'an'ın hükmünün olması mümkün değil, o gün için geçerlidi, bugün için geçerli değil, bugün evrensel hukuk var diyen bir kimseydi. Ama onu Risale-i Nur'un Yeni Asya grubu en büyük nurcu olarak lanse ediyordu.
Ve Müslümanlar ne yazık ki dinle, dindarlıkla, Kur'an'la aldatılıyorlar. Ben aldatılanlara 50 kızıyorsam aldatanlara 100 kızıyorum. Neden? Ya o aldatan, aldatılan bir saf duygusunun peşine koşmuş, birisi işte Allah demiş, peygamber demiş, onun peşine düşmüş, işte ona oy toplayacağım diye uğraşıyor. Veyahut da ona para toplayacağım diye uğraşıyor. Veya arabaları süslüyorlar, işte onunla İslam gelecek diye düşünüyorlar. Onlar çünkü kapalı kapılar ardında bunları söylüyorlar. Onlar iktidara geldiklerinde İslam'ı getireceklerini söylüyorlar. Onlar iktidara geldiklerinde Kur'an'ın hakim olacağını söylüyorlar. Kapalı kapılar ardında bunlar konuşuluyor. Ve bunlara gerçekten inanıyor insanlar.
Ve bunları ev sohbetlerinde, oda sohbetlerinde çok dinlemiş bir insanım ben. İşte bizi de davet ederlerdi, çağırılardı. İlla ki gel, gör, tanı, işte şöyle, işte böyle. Ben giderdim, tebessüm ederdim. Derdim ki ya, yani siz iktidara geldiğinizde İslam'ı mı getireceksiniz? Hayır. Ve bunun olmayacağını söylerdim. Ve derdim ki, iktidara geldiklerinde zengin olacaklar. İktidara geldiklerinde, işte Uhud'daki Okçular Tepesi'ndeki gibi insanlar ganimete koşacaklar derdim. Ve ganimete koşuyorlar. Ve o ganimet onları şımartıyor. Ganimet onları küstah ediyor. Ganimet onları kibirli ediyor. Ganimet onları yola çıktıkları arkadaşlarını unutturuyor. O zaman içerisinde edindikleri mal, zaman içerisinde edindikleri makam, zaman içerisindeki edindikleri çevre, zaman içerisindeki onların edinimleri, onları küstahlaştırıyor, kibirleştiriyor, Kur'an ve sünnetten uzaklaştırıyor.
Bir bakmışsınız ki, o bağlı bulunduğu mevcut sistemin adamı olmuş, o da içinde çürümüş, o da cüruflaşmış, o da ne yazık ki cife, hatta necasetin içerisine gömülmüş, gitmiş. İçinden temiz kalanlar zaten çok müstesna. Hepsini de biz bir kategoriye koymak mümkün değil. İçinde temiz kalanları sözümüzden ayırıyoruz ama büyük bir çoğunluğu kirleniyorlar ve büyük çoğunluğu da ne yazık ki aldatıyorlar. Bir bakıyorsun ki, adam işte imam hatipli ilayet mezunu, bir müddet sonra adam bozulmuş, adam perperişan olmuş, enteresan bir hal almış. Ve yola çıkarken bakıyorsun, İslam, Mücahit, Cihat, Hasan Benna, Seyyid Kutup, yola çıkarken bunlardan konuşuluyor. Yoldaki ne o? Önemli konular konuşuluyor. Ama bir bakıyorsun ki, yolun ortasına gelmeden bir makam sahibi olan kimse, o sohbet arkadaşlarını unutmuş, işte bayrak astığı, partinin filamasını astığı, partinin yolunda koştuğu kimseleri unutmuş.
Hatta bir bakmışsın ki, onlar geldikleri mahalleye düşman olmuşlar. Evet, ne yazık ki 33 yıldan beri benim gördüğüm resimler bunlardan çok farklı değil. 33 yıldan beri bu memleketi kurtarma aşkıyla, sevdasıyla yola çıkanlar, iktidara veya iktidarın bir ucundan tuttuklarında, belediye veya belediyenin bir ucundan tuttuklarında, eski mahallelerini unutuyorlar. Bu bütün siyasi partiler için aynı, bütün oluşumlar için aynı. Hatta cemaat ve tarikatlar için dahi aynı. Bir bakıyorsunuz, bir cemaat yola çıktığında kendince çok ihlaslı, çok samimi, Kur'an sünnete sımsıkı yapışıyorlar, hiçbir şeyden taviz vermiyorlar. Harika bir şey. Bir bakıyorsunuz ki, bir müddet sonra onlar da globalleşmiş, onlar da normalde dünyevileşmiş, onlar da seküler hale gelmiş.
Seküler bir İslami cemaat haline gelmiş. Hatta demokrasiyi savunan, hatta ileri demokrasiyi savunan bir cemaat haline gelmiş. Hatta ileri demokrasiden başka gidilecek bir yol yoktur deme cüretini gösteren hocalar olmuş, alimler olmuş. Yani normalde öyle bir ileri demokrasi dediğiniz şey eşcinsellerin cirit attığı, ileri demokrasi dediğiniz şey bütün haramların, bütün haramların serbest olduğu bir sistem. Hatta cinsiyetin ortadan kalktığı, kadının kadınlığının, erkeğin erkekliğinin ortadan kalktığı, herkesin tek cins görüldüğü, yani kadın hem erkektir hem kadındır, ondan sonra erkek hem erkektir hem kadındır. Böyle bir noktaya doğru koşarken insanlar ve ileri demokrasi denilen şey neydi belli değil, içi doldurulmuş değil, anlatıldığı gibi değil.
Bir bakmışsınız koskoca cemaat, ileri demokrasiyi savunan bir cemaat haline gelmiş. Veyahut da bir tarikat, bir bakmışsınız siz, dünyevileşmiş, sekülerleşmiş, televizyonlar kurmuş, gazeteler kurmuş, basın evleri kurmuş, ticarethaneler kurmuş, otel kurmuş, lokanta kurmuş, alışveriş merkezleri kurmuş. Adı ne bunun? Tarikat. Ve o tarikat kocaman bir şirket haline gelmiş. Ve şirketin başında şeyh efendi veya oğulları veya kardeşleri kocaman şirket yönetiyorlar, tarikat yönetmiyorlar. Seküler hale gelmiş. Bir bakmışsınız ki bir kimse Kuran-ı Sünnet diye yola çıkmış, bir müddet sonra ders kağıdı satıyor, bir müddet sonra sohbet cd'si satıyor, bir müddet sonra işte toplanmış 3-5 kişi ama bir kitap yazmışlar, ama bir tefsir yazmışlar, ama bir dergi yazmışlar.
Bütün müridan hepsi de kitap satacağım, dergi satacağım, gazete satacağım diye uğraşıyor. Eğer normalde dini böyle algılıyorlarsa, böyle yapıyorlarsa söyleyecek bir şey yok, din bir ticarete dönmüş oluyor. E ben de buradan bağırınca hiç kimseden bir şey istemeyin, ben buradan bağırınca hiç kimsenin kulu kölesi olmayın, ben buradan bağırınca fakir olan bir tane siyasetçi gösterin diye, ben buradan bağırınca insanların kılıcını sallamayın, Allah'ın kılıcını sallayın diye, ben buradan bağırınca siz Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin diye, ben buradan bağırınca sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diye, bana da olmadık iftiralar atıyorlar.
O yüzden kanması normal mi insanların? Normal. Ben kanmayı normal görüyorum. Ama kandıranlar mahşerde nasıl hesap verecek? Onların hesapları ağır olacak. Ham, benim dünyam gitmiş, benim dünyam giderken de ahiretim gitmiş. E o ahirete hesap verecek. Bana ne kardeşim? Ben dünyada istiyorum hesabımı. Müslümanlarda böyle bir şey var. Müslümanlar ahirette görsün hesabını. Ahirette görsün hesabını güçlü kimsenin söylemesi lazım. Seni affettim, Allah senin cezanı versin diye, onun güçlü kimselerin söylemesi caiz olur, doğru olur. Güçsüz insanlar mücadele edecekler. Senin gücün yetmediği bir kimse, biz daha mahşerde hesaplaşacağız dersen, senin ona gücün yetmiyordur. Benim CIA'ya gücüm yetmez, benim Mossa'da gücüm yetmez, benim devletlere gücüm yetmez.
Benim tankım yok, tüfeğim yok, silahım yok. Tabancam yok, bombam yok, uçağım yok. Veyahut da tabancası, tüfeği, uçağı olan bir askeri teşkilatta teşkilatım yok. Benim tanıdığım subay, az subay yok. Benim tanıdığım bir tek paşa var, 15 Temmuz paşası. Başka benim tanıdığım hiç kimse yok. Benim tanıdığım bakan yok, bakan yardımcısı yok. Benim tanıdığım milletvekili yok. Benim tanıdığım böyle bir çay dahi içmedim diyebileceğim belediye başkanım da yok. Yok. Ben ne bir belediye başkanının makamına gitmişim, ne bir bakanın makamına, ne bir milletvekilinin makamına, benim siyasi, bürokratik hiç kimsenin makamına gitmiştim. Yok. Bu kibirliliğimle alakalı değil.
Ben devlet erkanıyla kendime mesafe koyuyorum veya belediyelerle kendime mesafe koyuyorum. Hiç kimseyle hiçbir işim yok. Devletle, belediyelerle hiçbir işim yok. Hiçbir ihaleyle işim yok. Kendim işte şu anda araba alıp satan, gayrimenkul alıp satan bir kimseyim. Bu kadar. Başka bir işim yok benim. E şimdi ben de böyle çok açık bir şekilde Kur'an sünnet tarihisindeki hakikate haykırıyorum. İnsanların canları acıyor bundan. Ya ne canınız acıyor? Bir şey yapmadıysanız ne karnınız ağrıyor? Birisinden rüşvet almadıysanız, ben rüşvetçilere meylundur dedim de ne karnınız ağrıyor? Almayın kardeşim. İş takip yapıyorsunuz. Kendinize maddi menfaatler sağlıyorsunuz. Kendinize maddi menfaatler sağladığınızda mahşerde sizin hesabınızı görecek Allah dediğimde ne karnınız ağrıyor?
Ağrımasın. İnsanlara özel imarlar çıkarıp peşkeş çekiyorsanız ne karnınız ağrıyor? Ağrımasın. O yüzden her yolun aldatıcısı var mıdır? Evet. Her yolda aldananlar da var mıdır? Evet. Sufilikte de bu var mıdır? Evet. Sufilik yolunda palavracılar oldu mu? Olmaz mı? Her yolda olur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri görmediği rüyayı gördüm diye anlatanlarla alakalı hadisi var ise her yolda var. Görmediklerini gördüklerini söyleyenler evet görmediklerini gördüğünü söyleyenler hep olacak. Aldatacaklar insanları. Bunda bir sıkıntı yok. Bir kimse rüya görmediği halde rüya gördüm diyecek.
Veya bir başkasını görmediği halde gördüm diyecek. Allah bizi bu noktada dikkatli olanlardan eylesin. Düşüncenin yenisi makbuldür. Dinin eskisi makbul. Bu söylem üzerine ne düşünüyorsunuz? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri siz ilklerin yolunu takip edin. Sonrakinlerin yolunu değil der hadisi şeritte. O yüzden bizim de yolumuz o. Biz Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına ve ilk sufilerin koymuş olduğu ölçülere uyarız. Biz sonradan olanların ölçüsünü kabul etmiyoruz. Düşüncenin yenisi eskisi çatışır mı? Evet. Düşüncenin yenisi neden makbuldür? Siz müteşabih bir meseleye yeniden bir bakış açısı yakalayıp dinin tecid olması, yenilenmesi de o zaten.
O meseleyi yenileyebilirsiniz. İmam-ı Gazali'nin düşüncesini, Mevlana Hazretleri'nin düşüncelerini bu zamanda nasıl yeni düşünüp anlam verebiliriz? Gazali'nin düşüncesi veya Hazreti Mevlana'nın düşüncesini bu zamana getirdiğimizde biz onu yenilebiliyorsak, yeniden o konuda iştahat edebiliyorsak iştahat ederiz. Yenileyemiyorsak, iştahat edemiyorsak o konuda olduğu gibi okur geçeriz. Ama biz genel olarak yenilemeye gayret ediyoruz. Örneğin işte benim eleştirildiğim konulardan birisi de bu. Ben mesnevi bir Kur'an tefsiri olarak görüyorum. Ben hani tam anlamıyla mükemmel bir Kur'an tefsiri diyemeyiz. Ama insanın akıl bali olup ölünceye kadar hayatına yön verebilecek Kur'an tefsiri olarak görüyorum. Ve mesnevi okurken ben mesnevi beytlerinin hangi ayetin tefsiri olduğunu, hangi hadisin tefsiri olduğuna dair çalışma yapıyorum.
O yüzden benim mesnevi okumalarım bir şekilde tersinden bakılırsa Kur'an ve sünnetin tefsiri gibi sayılabilir. Yenilenmiş oluyor yani. Söylenenlere nasıl anlam katabiliriz, verebiliriz? Üstadım sohbetinde şöyle şöyle dedi. Bunun anlamına idrak ederekten onun dediği gibi anlam verebilmek için. Bir üstadı çok sevmekten mi, iki üstadı çok tanımaktan mı, üç üstadı çok bağlanmakta mı?
Yoksa dediklerinde bunda da bir hayır vardır diyerek yapmadık, yapmaktan mı geçiyor? Bunda herkesin tarzı ayrıdır. Ama hem sevmek, hem tanımak, hem bağlanmak, üçü de birbirinden ayrı şeyler değildir. Üçü de birbirine çok yakın şeylerdir. O yüzden anlam vermek için, evet hem sevmek, hem tanımak, hem bağlanmak gerek. Ama biz böyle çok girift konuşmayı sevmem, muallakta konuşmayı sevmem. Konunun muhatabına direkt konuşulması hoşuma gider. Hani bir gün Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri mescide gelir, mescitte Müslümanlar grup gruptur. Ve her grup kendince bir şey konuşuyor. Ve konuşulan şey şu, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşlerinin hepsini de boşamış. Konuşulan şey bu.
Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri bunları dinliyor. Bunları dinledikten sonra hiçbir yorumda bulunmuyor. Hayret ediyor. Ve malum Esma annemiz onun kızı. Hızla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin evine gidiyor. Ve konuşmak istediğini söylüyor. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onunla konuşuyor. Ona diyor, ey Muhammed sen eşlerinin hepsini boşadın mı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, hayır hiç boşamadım. Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri geliyor, direkt bütün cemaate bağırıyor. Diyor ki, ey cemaat, ey ümmet-i Muhammed durun kendi kendinize fikir yürütmeyin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşlerini boşamadı diyor.
Şimdi, hani az önce bir sohbet ettik ya, hani bir şeyi düşünürseniz, size bir haber gelirse, onu Allah ve Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine götürün. O zaman size bir haber geldi, siz bir şey duydunuz, duyduğunuz şey neyle alakalı? Örneğin, X kimseyle alakalı. Onu X kimseye soracaksınız. Senin hakkında böyle bir şey duydun, böyle demişsiniz, doğru mu? Veyahut da bu ne manada? Veyahut da işte, sohbet ediyoruz ya şimdi, işte sohbeti dinleyen kardeşlerimiz var. Bir şeyi anlayamadı. Biz o yüzden sohbet sonunda soru alıyoruz. Sebep, o kardeşler, o arkadaşlar anlattığımız konuyla alakalı, anlayamadıkları veya dinleyemedikleri veya bizim anlatamadığımız bir şey var ise, sorsunlar, onların anlayamaması çünkü bizim anlatamamamızdan kaynaklanmıştır.
Biz dosdoğru anlatamamışızdır. İki harfi yan yana, iki kelimeyi yan yana, iki cümleyi yan yana getirememişizdir ki öyleyim. O tekrar sorabilirler. Biz de dilimizin döndüğünce tekrar anlatırız. Ve mesele açık bir şekilde anlaşılır. Ama bugünkü o hani tırnak içerisindeki Z kuşağı dediğim kuşak, anlamak istemiyor. Anlamak onlar için zor bir şey. Ve bundan etkilenen diğer alt ve üst kuşaklar bundan etkileniyorlar. Ne yazık ki Müslümanlar bir şeyi anlamak istemiyorlar. Müslümanlar bir şeyi dinlemek istemiyorlar. Müslümanlar algıyla yönetiliyorlar. Algı. Yani bir şeyin hakikatine ulaşmak, bir şeyin hakikatine ermeye gerek duymuyorlar. Çünkü bakıyor bir haber tak geçiyor.
Atıyor şeyden ne o akıllı telefondan sayfaları attığı gibi her şeyi atıyor. Bu doğru mudur? Bu değil midir? Bunu muhatabına sorayım. Bunu şahsın kendisine sorayım. Bunu şahsın kendisinden öğreneyim. Böyle bir yola girmiyor insanlar. Böyle olunca da insanlar bir kendi bildiklerince söylenen söze anlam katmaya başlıyorlar. Allah bizi affetsin inşallah. Söylediklerini idrak edip anlam veremeyenin ve o anladığı anlamı hayatına geçiremeyenin veya kendine olan öz bilinç, öz güven. Bunu böyle anladım, böyle doğrudur düşüncesinin sufi yolundaki yolunun engellerle ve çukurlarla karşısına çıkacağını ve o düştüğü çukurlardan çıkabilmesi kendi kendine nefsi midir?
Bir kimsenin kendi kendisine o çukurlardan çıkabilmesi çok zordur. Yani o yüzden o kimse bir mürşide bir üstada bağlanır, o önünde gelen engelleri bakar, eder, analiz eder, kendince o engele atlayamıyorsa, oradan çıkamıyorsa bir bilene danışır. Hadis-i şerifte öyle diyor ya, siz bilemediğiniz konuları bir bilene danışınız diyor. O yüzden bir bilene o kimse danışması gerekir. Küçük bir çocuğun düşüp kendi kendine kalkabilmesi, onun kendine güveni gelip düşersen böyle böyle yapıp kalkarsam ayakta durabilirim diye. Her düşüşünde ağlayıp annesinin onu kaldırmasını bekleyen bir çocuk, o korkusunu hiç yenemeyip olduğu yerden kalacaktır. Sufilik öğretisi öyle değildir ki, o kimse çukura düşer, çukurdan onu üstadı kaldırmaz.
Öğreti o zaman doğru olmaz. Ona çukurdan kurtulmanın yolunu anlatır. Der ki sen bu çukurdan böyle kurtulursun. Ondan öncesinde sen çukura düşmemek için bu yolu takip et der. O yüzden çukura düşen bir kimsenin çukurdan kaldırmak yok. O kimse önergeleri ve yönergeleri izleyerekten çukurdan kaldıracak kendini. Bir sufinin çukura düştüğünde her seferinde üstadın eteğine yapışıp onun çıkartmasını beklemesi ne kadar doğru?
Burada onun eteğine yapışması, onun yöntem, onun yol, onun nasihatlerini dinlemesi. Yoksa üstad onu oradan alacak, çıkaracak değil. Ayet-i Kerime çok açık. Siz kendinizi değiştirmedikçe Allah sizin üzerinizdeki hükmü değiştirmez. Üstadın sohbetini dinleyip kendisiyle istişare eden ve kendi anladığını uygulamak isteyen çukurdan da kendi çıkamaz mı? Çıkar. Öğrenmesi, idrak etmesi için düşmesi gerekmez mi? Düşecek. Burada akıl mı giriyor, bu düşünce yanlış mı? Değil. Selamünaleyküm demiş bir kardeş ve aleykümselam. Bir kardeş burada iki seferdir Facebook adresini atmış bana.
Ne demek istediğini anlayamadım. Benim Facebook'um, yani Mustafa Özbağ Facebook var ama ben onu yönetmiyorum. Yönetmiyorum. Fatih onu yönetiyor değil mi? Evet. Mustafa Özbağ adında bir Facebook sitesi var. O siteyi Fatih yönetiyor. O yüzden buradaki bir Facebook sitesi var. Onun ne olduğunu bilmiyorum. Selamünaleyküm Allah yazandır yazdığını bozandır buyurmuştunuz bir sohbetinizde.
Bu yazılan ve bozulanların tekrar yazılanların dönüşeceği hal ilmi ilahideki halleri değil midir? Burası ayrı bir mesele. Ama biz şöyle söyleyelim. Yani benim inanışım odur. Biz mutlak kaderin ne olduğunu bilmiyoruz. Ne olduğunu bilmiyorsak, ben öyle inanırım. Allah bir şey yazdıysa yazan kimse de onu bozabilir. Yazmaya muhtedir olan bozmaya da muhtedirdir. Biz dua ederiz, biz yalvarırız, yakarız, yapmamız gerekenleri yaparız, tövbe ederiz. Biz hakkımızda yazılanların değişeceğine inananlardanım. Ben son saniye kadar ümit ederim, gayret ederim, çaba gösteririm. Hatta bazen öyle olur. Allah affetsin, inatlaşmak değildir bu. Ben rüyamda görsem dahi ben onunla mücadele ederim.
Hani yalvarırım, yakarım eğer bu noktada elimden gelen bir çaba varsa ben o çabayı göstermeye gayret ederim. Ben kulum çünkü. Ben onu değiştirmek için, o meseleden kardeşlerimiz zarar görmesin diye ben gayret ederim. Ben çalışırım. O yüzden zahiri olarak tecelli edinceye kadar ben ümidimi, umudumu kesmeden çalışırım. Selamünaleyküm hocam.
Sizi bir abim, bir bacım tavsiye etti. Sizden yardım istiyorum. Ne olur bana yardım edin. Çaresiz kaldım. Bir buçuk yıl oldu Antalya'ya taşındık. Eşim düşman oldu bize. İki kızım var. Biri engelli. İkisine de baba gibi değil. Evine gelmek istemiyor. Para pul yok zaten. Adam bana ne diyor. Dünürleri var. Kadın sürekli onu kullanıyor. Onu yönetiyor. Resmen bizden soğutmak için bir şey yaptığını düşünüyorum. Çünkü kadın öyle şeyler ile uğraşıyor. Ne olur hocam Allah rızası için bana bir şey deyin. Genç yaşımda düşünmekten yoruldum artık. Bunda yapabileceğiniz şey Allah'a yalvarıp Allah'a dua etmek, Allah'ı zikretmek. Kendinize bir bakın. Ben nerede hata yapıyorum deyin.
Kendinizi analiz edin. Ondan sonra dilinizi analiz edin. Tavır ve davranışlarınızı analiz edin. Kendi dini yaşantınızı analiz edin. İmtihan dünyası bu. Onlara bakaraktan kendiniz inşallah bir sonuç çıkarıp bu olumsuzluğu değiştirmeye gayret edin. Derslerde veya sohbette üstadımızın yanına gidince halini hatırını sormak doğru mu? Neden onu da yanlış olsun? Hal, hatır sormak. Onunla bu noktada iyi misin, kötü müsün demek. Bunda bir sıkıntı yok. Konuşacak, sohbet edecek insanlar. Üstadım tevhidin mertebeleri var mı? Evet. Nefis mertebelerinden farklı mı?
Evet. Tevhid mertebelerinin esmaları var olur mu? Tevhidin mertebeleri ayrı. Nefsin mertebeleri ayrı. O yüzden tevhidin esmaları orada farklı bir şey değil. Orada farklı bir rabıta, farklı bir tecelliyat giriyor. Hayırlı akşamlar hocam. Bir sorum olacaktı. Çocuk esirgeme kurumundaki çocuklara evlatlık edinen bir aile. O çocuk, o aileye herhangi bir kan bağı olmamasına rağmen çocuk erkekse kadına nam ehrem. Kız ise erkeğe haram olmaz mı? Evet, bu konu hakkında bilgi verilmişsiniz. İkisine de mesela bir erkek çocuk alsalar, eğer anne onu emzirmediyse, emzirmesi için onun emme yaşında olması lazım.
Mesela örnekliyorum, emme yaşı erkek çocukta en fazla iki buçuk yaştır. Üç yaşında bir çocuk emse süt anne olmaz. Aklımda kalanı söylüyorum, Hanefi'ye göre. Çocuk beş yaşında emdi, süt anne olmaz. Çocuk emme yaşındayken emerse bir kadını, o zaman o ailenin süt çocuğu olur. Mesela işte bir kız emdi, o kadının süt kızı oldu. Süt kızı olunca, o erkek, o kadınla nikahlı olduğu müddetçe onun nikahını alamaz. Örneğin, veyahut da bir erkek aldı kendine evlatlık, o kadın onu emzirdi, o zaman süt oğlu oldu. Ona mahrem olmaz. Selamünaleyküm.
Ünlü bir aktrist olan Sandra Bullock, parantez içerisinde 55, genç kalmak için yüzüne Koreli çocukların sünnet derisini enjekte ettirdiğini bir televizyon programında açıkladı. Bunun aslında mülteci çocuklardan, kürtaj sonra hastanede kalan bebeklerden alındığına dair de haberler var. Hatta doğum sonrası bebek eşi denen plesantanin daha çok kullanıldığına dair de bu durumda düşük yapan, doğum yapan bizler bunları hastaneden isteyip gömmeli miyiz?
Aslında düşüklerin hepsinde gömülmesi lazım. Sünnet gömmek. Ama tabii hastaneler ne yazık ki bunları vermiyorlar veya aileler bunu almıyor. Böyle bir şey oluştu, kültür oluştu. Aslında ailelerin bunları alıp gidip gömmeleri lazım. Bir diğer konu ise çığ gibi büyüyen biyoenerjiciler. Bin TL gibi ücret. Birkaç haftalık eğitim karşılığında biyoenerji uzmanı belgesini alan bu kişilerin insanları belli sayıdaki esmalarla gönderdikleri olumlu enerjilerle tedavi ettiğini iddia etmesi, çakra açma bahanesiyle çocukluk travmalarını ortaya çıkardıkları kişilerin gözlerini kapatıp 45 dakika uyutuyorlar. Sonra gönderdikleri enerjiyi kabul etmesini istiyorlar.
İnşallah demelerini yasaklıyor. Mesela ben araba almaya niyet ettim oldu diye enerji yolluyorlar. İnşallah kelimesinin içinde acaba duygusu olduğu için yasaklıyorlar. Bu örtükleri travmaları ortaya çıkıp tedavi edilmeyen kişiler daha büyük sorunlar yaşıyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bir de biyoenerji uzmanlarının etkilediği kişilere nasıl yaklaşmalı? Muhakkak biyoenerji vardır. Ben bunu reddetme noktasında değilim. Ama ve lakin ben bu tip işlere hiç tevessül etmem. Hiç öyle şeylere de ilgi alakam yoktur. Hiç gitmem. Yani doktora bile zor giderim. Yani o yüzden böyle zırt pırt doktora gitme alışkanlığım bile yoktur. Sağlıklı beslenmeye gayret ederim.
Sağlıklı düşünmeye gayret ederim. Sağlıklı yaşamaya gayret ederim. Mümkün olduğunca. Ben bu tip şeylere çok ehemmiyet vermiyorum. Bir kimsenin böyle bir şeyi varsa, hani maneviyatı eğer maneviyatsa o kimse uyutmayacak. O kimse geldiğinde ona bakacak, onun neyi var neyi yok söyleyecek. Kendisi uyacak. O kimse oturacak, kendisi yakaza haline dalacak, yakaza halinde ona neyi var neyi yok dökecek. Ben ona inanırım. Al sen, ondan sonra bir kimseyi karşına, onu uyut. Ondan sonra kendince uyuttuktan sonra, onun kendince konuşturmaya çalışıyor. Onu konuşturunca kendince ilim sahibi oluyor.
Öyle değil. Sen uyu, sen gör. Selamun Aleyküm. Uyarmanın adabı nedir? Uyarmak nasihat etmektir. Yani, bizde bu şimdi uyarmak olarak geçiyor. Uyarma biraz daha böyle tenkit etme, eleştirme gibi duruyor. Bizler nasihat etmiyoruz. Biz böyle tenkit ediyoruz, eleştiriyoruz. Görmedin mi? Görmemiş ne olmuş yani? Duymadın mı? Duymamış ne olmuş yani? Yani nasihat etmiyoruz biz. Bizdeki dil eleştirel ve tenkitçi bir din oldu. Bunu bir ilim ehlinin ilmi bir şekilde, ilmi eleştiride bulunmasını kabul ederim. Ama normal vatandaşları, normal insanların birbirlerini acımasızca eleştirmelerini kabul etmem.
Bugün beni dışarıda yaşlı bir bayan görmediğim bir yazı yüzünden uyardı. Bana uyarısı kibirli geldiği için ben de ona görmediğimi, biraz daha kibar bir şekilde uyarabileceğini, kibirli uyardığını söyledim. Sonra doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım, hiçbir şey demese miydim, emin olamadım. Sizce ne yapsam daha uygun olurdu. Kibirlenene kibirleniniz. Hadis-i şerif. O yüzden bir kimse size kibirleniyorsa, siz de ona kibirlenebilirsiniz. Veyahut da en azından onun kibirlendiğini söyleyebilirsiniz. Şimdi, toplum üstün ahlaklı olmuş olsa, bu tip şeylere sessizce tepki verip yürüyüp gidebilirsiniz. Ama toplum, çok özür dilerim, böyle bir ahlaka sahip değil.
Biz, İslam ahlakının yaşandığı, İslam ahlakının ince bir şekilde anlaşıldığı, kavranıldığı bir toplumda yaşamıyoruz. Eğer siz haksızlıklara karşı susarsanız, o haksız, arsız, ıhırsız, ursuz, edepsiz, ahlaksız, müptezel, çukur insanlar, kendilerini haklı zannediyorlar. Birisinin onlara doğruyu, hakikati, iyiyi anlatması, onlara ayna vazifesi yapması lazım.
Bu da ne? Onun yaptığının, Kur'an ve sünnet dairesinde yanlış olduğunu, birilerinin tebliğ etmesi lazım. Tebliğ etmezseniz, nasihat etmezseniz, onun kötülüğüne, onun zulmüne, onun yanlışlığına, onun eksikliğine karşı, yapmış olduğu şeye karşılık, hangi derecede karşılık verilmesi gerekiyorsa, öyle karşılık vermezseniz, o kimse kendini haklı görüyor. O kimse kendisinin doğru yaptığını zannediyor. Yani bir küçük çocuğa bağırmanın, eğer siz ona tepki göstermezseniz, doğru olduğunu düşünüyor. İşte diyelim ki, bir kimse, hani arabayı oraya olur olmaz park ediyor, siz ona seslenmezseniz, o park ediş sisteminin doğru olduğunu düşünüyor. Ve istediği yere park edebileceğini düşünüyor.
Örneğin, veyahut da ters istikametten istediği zaman da gidebileceğini düşünüyor. Ve bakıyor size dik dik, hani sen bana neden yol vermiyorsun diye. Ya sen ters istikametten gelmişsin, neden dik dik bakıyorsun dediğinizde, o böyle değişik bir tavırla karşılaşıyor. Çünkü o, çok özür dilerim ama, köpeksiz köyde değeneksiz dolaşıyor. Ne yazık ki toplum böyle. Adam ters istikametten girmiş, bir de dik dik bakıyor sana, hani çık geri dercesine. Ya neden ben geri çıkıyorum? Hani zaten o her dik baktığı onun, geri çıkmış. O yolu ona vermiş. O yüzden o alışmış küstahlıya, o edepsizliğe alışmış, o karşıdaki kimsenin hakkına tecavüz etmeye alışmış, arabadan inip ne dik bakıyorsun dediğinde, o ummadığı bir tepkiyle karşılaşıyor.
Çünkü hep bakmış o, hadi çekmiyorum arabayı, gel nasıl çekeceksen çek dediğinde, o beklemediği bir tepkiyle karşılaşıyor. Ama doğru olan bu. Öbür taraftakınlar da diyorlar ki, etraf o kadar yanlışa destek vermeyi, o kadar kötüye destek vermeyi, o kadar şer insanlardan korkak, pısırık hale gelmiş ki, diyor ki, ya hacı sen sakallısın, sen inat etme. Ben de diyorum ki, ya o yanlışta, o yanlışta siz onun yanlışta olmasına rağmen, ona laf söylemiyorsunuz, ben sakallıyım diye bana laf söylüyorsunuz. Siz ne kadar sakal düşmanı, ne kadar sakallı insanları aşağılığıcı, ikinci sınıf vatandaş görücü, münafık gönüllüsünüz deyince bana bakıyorlar. Sebep? Sen kardeşim, ben sakalı ağırmış, bir kimse olarak yanlışta değilim ki, o sakalı ağırmış bir kimseye yanlışlık yapıyor.
Neden onu destekliyorsunuz? Ama toplum bu kadar kötülüklerle, yanlışlıklarla, eksikliklerle savaşmaktan uzaklaşmış, o kadar pasifize olmuş ki, kim tecavüz ederse etsin, artık umursamıyor. Tecavüze alışmış toplum. Tecavüze alışmış. Yani bir kimse hani tecavüze alışır ya, siz ona tecavüze alışan bir kimseye, tecavüz etmezseniz sizden kaçar o. Yani mesela işte, bir kimse düşünün, küfredilmeye alışmış. Önüne gelen küfretmiş, onunla gelen küfretmiş, önüne gelen küfretmiş ona. Birisi ona muhabbetle yaklaşınca, o onda bir art niyet düşünüyor. Neden? Küfretmiyor çünkü o. Veyahut da Müslümanlar bunu yaşıyorlar ya, hep onlardan para istenilmiş, hep onlardan dilenilmiş, hep onlardan bir şeyler yapılması istenmiş, hep istenmiş.
Ona istemeyen bir kimse karşısına gelince, o böyle farklılaşıyor, o şoka düşüyor, hayrete kalıyor. Ve hayrete düşünce de, kaçıyor ondan. Sebep, bu bir şey istemiyor çünkü diyor. Bunun arkasında bir şey var muhakkak. Arkasında başka bir şey arıyor. Kardeşim doğru olan bu. Doğru olan istememek. Doğru olan sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmemek. Doğru olan faizciye faizcisin demek. Doğru olan meyhaneciye meyhanecisin demek. Doğru olan eşcinsele ibnesin demek. Doğru olan yanlışlık yapana yanlışlık yapıyorsun demek. Doğru olan sen kardeşim, hayasızca, edepsizce, arsızca saldırıyorsun demek. Doğru olan bu. Bunlar yanlış değil. Ama topluma bunları söylediğinizde, sizi uç görüyor, sizi radikal görüyor.
Sizi eleştiriyor o kimse. Doğrunun arkasında duracak cesareti yok. Doğrunun arkasında duracak bilgisi yok. Doğrunun arkasında duracak feraseti yok. Olmayınca kör. Olmayınca münafık. Olmayınca ne yazık ki, münafıklar dairesinde gidiyor. Doğrunun arkasında, doğruyu bildiği halde durmayan kimse, münafıktır. Allah muhafaza eylesin. Neden? O emaneti zayi etti çünkü. Doğru bize emanet. Kimden? Allah'tan. Doğrunun arkasında durmayan, emaneti zayi etti. Hakikat bize emanet. Kimden? Allah'tan. Hakikatin arkasında, dimdik durmayan kimse, emaneti zayi etti. Münafıkı kelameti yaptı. Ve ne yazık ki, zalimliğe ortak oldu. Zalime ortak oldu.
Siz zalime ve zalimliğe sessiz kalınca, zalimle eşdeğerde olursunuz. Siz yalancıya ses çıkarmazsanız, aynen yalancı hükmünde olursunuz. Siz zinacıya ses çıkarmazsanız, aynen zinacı hükmünde olursunuz. Siz faizciye ses çıkarmazsanız, aynen faizci hükmünde olursunuz. Siz eşcinsele, ibneye laf söylemezseniz, siz de aynı kategoride olursunuz. Ondan sonra bir günde çıkarsınız, hepinizde iyi, hepimizde ibne olduk dersiniz. Bu noktaya gidersiniz. Kıymetli kardeşler, doğru neredeyse, biz doğrunun arkasında duracağız. Hak neredeyse, biz hakkın karşısında duracağız. Sebep küstahlık değil, sebep kibirlilik değil, sebep doğrunun, iyinin, güzelin, hakkın, hakikatin hakim olması.
Gelecek nesillere, temiz bir dünya, temiz bir nesil, temiz bir ülke, temiz bir toplum bırakmak. Derdimiz bu. Derdimiz başka bir şey değil. Derdimiz birilerinin üzerinde din satmak, birilerine dini illaki, üzerinde oturtturmak değil. Din Allah'ın, orası bizi ilgilendirmez. Biz dini nasihat ederiz, biz dini yaşarız, dini nasihat ederiz. Biz kötülüklerle mücadele ederiz. Kötülüklerle mücadele etmek, Allah'ın bizim üzerimize koymuş olduğu bir ibadet. Namaz kılmaktan daha önemlidir, kötülüklerle mücadele etmek. Sebep, çünkü bir gün gelir, o kötüler, sizin namazınıza engel olur. Siz şimdi kötülüklerle mücadele etmeyi, küçük bir şey zannedersiniz. Ama bir gün gelir, o kötülükler her yerde hakim olur, siz evinizin içinde dahi namaz kılamazsınız.
Siz evinizin içinde dahi zikrullah yapamazsınız. Siz evinizin içinde dahi dini yaşayamazsınız. Ey ümmet-i Muhammed, kötülüklerle mücadele edin. Neredeyse kötülük onunla mücadele edin. Nerede haksızlık varsa, nerede hırsızlık varsa, nerede uğursuzluk varsa, nerede günah keber haram var ise, onlarla mücadele edin bu farzayın. Bu cihadı ekber. Bu cihadı ekber. Nerede yanlışlık varsa, yanlışlığı düzeltmek için mücadele edin. Bu cihadı ekber. Yani, camilerde namaz kılınmıyor diye, fevaran edenler, siz ya haramlara bu kadar fevaran ettiniz mi? Siz hırsızlıklara, haksızlıklara, yolsuzluklara, uğursuzluklara bu kadar fevaran ettiniz mi? Etmediniz.
Ve ondan sonra, bağırın şimdi, camiler neden açılmıyor? Bağırın şimdi, tekkeler neden açılmıyor? Bağırın şimdi, neden zikirhanelerimiz kapalı? Kapalı, çünkü siz zikirhanelere sahip çıkmadınız. Çünkü siz tekkelere sahip çıkmadınız. Çünkü siz camilere sahip çıkmadınız. Eşcinsellere sahip çıktığınız kadar, eşcinsellere hoşgörüyle baktığınız kadar, sufilere hoşgörüyle bakmadınız. Siz arsıza, hırsıza, yolsuzluğa, hoşgörüyle baktığınız kadar, sufilere, dervişlere, hoşgörüyle bakmadınız. Siz her türlü haram, her türlü melanet, her türlü zındıklık, her türlü kafirlik, her türlü münafıklık, sokaklarda kol gezerken, onlarla mücadele etmediniz. Gittiniz Müslümanların sarıyla, sakalıyla, takkesiyle uğraştınız.
Gittiniz bir Müslüman, bir yerde bir ayet okumuş, bir hadis okumuş, siz onlarla alay ettiniz, onlarla uğraştınız. Siz bahadırlar gibi, Kur'an ve sünneti savunmadınız. Siz cengaverler gibi, Kur'an ve sünneti savunanları savunmadınız. Yalakalık yaptınız hırsızlara, yalakalık yaptınız haksızlıklara, yalakalık yaptınız siz, her türlü zinacılara. Kalkıp da normal, el avuşturdunuz, avuç avuşturdunuz, beni de bir işe katarlar, bana da bir şey yaparlar, aman benim başıma da bir bela sararlar, aman bana da bir şey derler diye, sustunuz. Sustukça da, Allah sizin başınızda, bela ve müsibeti eksik etmedi. Sustukça da, bela ve müsibeti, sizi yatak odanıza kadar kattı.
Sustukça da, bela ve musibet, gönüllerinizde dolaşıyor, kalplerinizde dolaşıyor. Gönüllerinizde ve kalplerinizde Allah sevgisi kalmadı, Resulullah sevgisi kalmadı, zikir sevgisi kalmadı, kalmadı. Ve ondan sonra da insanlar küstahça duruyorlar. Ve insanlar Müslümanlara söverken, Müslümanlara hakaret ederken, Müslümanların namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine, kız çocuklarına, erkek çocuklarına, damatlarına, kızlarına, gelinlerine, her şeylerine laf söylerken, siz kılınızı dahi kıpırdatmadınız, siz parmağınızı dahi oynatmadınız,
siz klavyelerin başında, hatta onlara destek oldunuz. Bir Müslümanın açığını nasıl, biz sosyal medyada faş ederiz, bir Müslümanın sosyal medyada nasıl alaşağı ederiz diye, nerede gavur var, nerede kafir var, nerede zındık var, nerede münafık var, onlarla beraber oldunuz. Taş attınız, taş attınız. Siz habire taşıyorsunuz, habire yaralıyorsunuz. ve ne yazık ki, Müslümanları sahipsiz bırakıyorsunuz. Müslümanlar, kenetlenmiyorlar. Böyle olunca, bölündüler, parçalandılar, parça parça oldular. Şimdi Müslümanlar, gavurcukların elinde, münafıkların elinde, fasıkların elinde, hırsızların, arsızların, ursuzların, haksızların elinde, oyuncak haline geldi. Ne bekliyoruz ki daha başka?
Bizim başımıza her türlü felaket gelir. Neden gelir? Biz müminleri mümince koruma, salih insanları salihçe koruma, salih insanların hakkına riayet etme, onları bu noktada haklarını verme yolunda değiliz ki. Biz nerede korktuğumuz, nerede çekindiğimiz, nerede başımıza bir şey getirir bu dediğimiz kimselere, yalakalıkla meşgulüz. Allah cümlemizi affetsin inşallah. Selamun Aleyküm, geceniz hayır olsun.
Benim bir gönül meselem var, ve ne zaman vazgeçtiğimi, kendime söyleyip, Allah'tan hayır dileyip, hayırlısını görmeyi dilesem, o gece rüyamda yap Efendimiz'i, yahut sizi görüyorum. Efendimiz'i gördüğümde, bana bu kişi bir yere bağlı, biz senin bu kişiyle evlenmeni hayırlı kıldık diyor. Bağlı olduğu şeyh sizsiniz. Ben şeyh değilim canım kardeşim ya. Sizi gördüğümde de, gökyüzü altında koca bir orduya namaz kıldırırken, yanınıza geldiğimi, fakat burada o beyin olmadığı için, namaz kılamayacağımı söylüyorum. Siz kolumdan çekerek, arkanızda, serili secda diye işaret ediyorsunuz. ve sana benimle kal sabret diyorum, ama sabretmiyorsun diyorsunuz.
Ben rüyamın içinden çıkamıyorum, bu bey ile benim, bu bey de benimle küstü, konuşmuyor asla. Siz ki küslerin arasını yaparsınız, ben ne yapmalıyım? Sıkıntılı bir durum. Yani beyi tanımıyoruz, sizi tanımıyoruz, o yüzden bunun bizatihi, karşılıklı konuşulması lazım.
Allah yiyesin inşallah, Rabbim en hayırlı yöne çevirsin inşallah. Selamun Aleyküm. İslam'da Helallar ve Haramlar adlı eserin, birinci cilt sayfa 372'de geçen, Beyhaki, Şu'a bül İmam, No 777.6-163'de hadiste, Müslüman'ın girdiği hamam ne güzel evdir.
Çünkü hamama giren Müslüman, onun sıcağından korkarak, cehennemi hatırlar. Cehennemden Allah'a sığınır ve cenneti ister. Gerdek gecesi de bu bakımdan kötü bir gecedir. Çünkü buna giren Müslüman'ı, dünyaya heves ettirip, ahireti unutturur buyurmuş. Şimdi gerdek ve cinsellik kötü mü diyeceğiz ve ibadetlerimizi unutturacak kadar cinselliğe dalmak bu günah diyeceğiz. O yüzden gerdeye girerken, yani cinsel ilişkiye girerken, komple bu meselediği de ibadete çevirmek için Eüz-ü Besmele çekmiş, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri. Eüz-ü Besmele çekersek, bu dünyaya heves ettirip, ahireti unutmaktan kurtulmuş oluruz. Evlerde yapılan derslerden, eşlerin ya da babaların haberleri olmalı mı?
Eşlerin olmalı. Selamun Aleyküm. Bir sohbetinizde mülhime mertebesinden bahsederken, silsile yüzünüze bakıyor. Düşmeyin, yazık etmeyin, kendinize diyorsunuz. Silsile yüzünüze bakıyor kısmını, nasıl anlamalıyız? Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna. Geriye doğru baktığımızda, işte bütün daha önceki silsilede ne kadar şeyh efendi ve üstad pir efendiler varsa, onları kastediyorum. Selamun Aleyküm. Ben genç bir kızım ve saçlarım beyazladı. Saç boyası kusül abdesti için problem oluyor demiştiniz. Beyazlarımı görmek bana kendimi istemesem de yaşlı, bakımsız ve çirkin hissettiriyor.
Bu konu için tavsiyelerinizi ve görüşlerinizi almak istiyorum. Bu boyalar farklı farklı edindiğim bilgi, bir plastik boyalar var. Plastik boyalar doğru değil, ama natürel böyle ağaç köklerinden, kına gibi olan boyalar var. Bunlarda bir sıkıntı olmaz. Bazen bir işle uğraşırken, sağ elimle işimi yapıyor, sol elimle de dersimi veya tespit çekiyorum, problem olur mu? Olmaz. O da bizim elimizde. Selamun Aleyküm. Ben Hazal, 15 yaşındayım. Rüyamda bir kadın sesi bana senin şeyhin Mustafa Özbağ olduğunu söyledi. Bugünkü rüyamda sizi gördüm. Sizden ders almak istiyorum. Bana ders verebilir misiniz? Teyzem sizin dervişiniz.
Verelim inşallah. Madem ki rüyamda. Sen bu gönderdiğim tevhidi 100 tane olarak çekeceksin. diğerlerini 33-33 çekeceksin. Hazal. Selamun Aleyküm. Küçükbaş kurban nasıl olmalı? Boynuzlu olması lazım. Boynuzlu olacak diye bir kaydı yok. Cemaatle namaz serbest oldu. Bizler ne zaman kavuşacağız? İnşallah.
En yakın zamanda Cenab-ı Hak kavuştursun. Efendim bir derviş başka bir kimse için rüyasında bir büyük zatın o kimseyi terbiyesi altına aldığını görür. Ama o kimse ne rüyasında ne dahilinde böyle bir şey görmüyor. Böyle bir şey mümkün müdür? Mümkün. Yani bir kimse görmese de başka biri onun hakkında böyle bir hal görse bu hakikat midir? Yoksa gören kimse ile mi ilgilidir? Onun gidecek, üstadına anlatacak, üstadına soracak. Bu meselenin hakikatini öyle öğrenecek. Bu cumartesi günü üniversite sınavına girecek öğrenciler için dua ve himmetlerinize talibiz. Allah cümlesine yardım etsin. Kur'an'a, sünnete, vatana, millete layık hizmetler edecek olanlara Cenab-ı Hak üniversite okumayı ve başarılı olmayı nasip eylesin.
Ama Kur'an'a, sünnete, vatana, millete hayırlı olmayacaksa Allah onların akıllarını dondursun. Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Bazı dergahlarda müritlerin resimleri isteniyor. Dervişlere rabuta olduğu için olduğu söylendi. Ehli tasavvutta böyle bir uygulama var mı? Teşekkür ederim. Benim bildiğim yok. Yani neden müritlerin resimleri istersin ki? Yani onlara rabuta edecek derken onların resimlerine bakarak da mı rabuta edecek? Yani bir kimse bütün şeyini derviş çıkarttı, ders verdi kimselere. Dua eder. Bu daha da şey olursa o kimse manen onları görür. Yani tanır.
İlk defa duyuyorum bunu. İki, dergahlarda hayır hasenat adına para toplamanın hayrı desteklemesinden dolayı yanlış olmasının nedeni nedir? Siz sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ayet-i kerimesinden tam olarak anlamamız gereken nedir? Çok teşekkür ederim. Bu dergahlarda hayır hasenat toplama, bu bir Allah adına toplanılan bir yeri düşünün.
Allah adına toplanılan bir yerde neden para toplansın ki? Hani bunların işleri ahiretlikti? Ya işte bir fukara, iyi o fukarayı birisini söyleyin, o ona yardım etsin. Kim topluyor? Yetki kimde? Nereye dağıtılıyor? Tehlikeli işler. Allah bizi affetsin. Akşamınız hayırlara ve güzelliklere vesile olsun. Selamun aleyküm. İslam'ın şartı beş. En önce hangisi gelir? Sizin görüşünüze göre artı dinimizde en önemli olan Allah'ın bana kul hakkıyla gelme diyor. O neden acaba?
Müslümanlığın şartı diye eklenmemiştir. Görüşünüz benim için çok önemli. İzmir hala sizi özler. İslam'ın şartı beş. Birincisi kelime-i şehadet getirmek. Eşhedü en la ilahe illallah fe eşhederne muhammeden abduhu ve resuluhu demek. Ondan sonra namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek. Kul hakkı evet çok önemli bir şey. Ama bir kimse namazı kasten terk edecek. Ondan sonra benim kul hakkım yok diyecek. Bu doğru bir şey değil. Namaz, namaz, namaz. Allah iyi etsin inşallah. Tekkede cumartesi sohbet başlıyor mu? Yanlış duymadık inşallah. Yok, hayır. Tekkede yaptığımız mesnevi sohbetleri burada cumartesi günü canlı yayında mesnevi sohbeti yapacağız dedim.
Tekkede sohbet başlıyor demedir. Tekkede sohbete başlasak, nezir zaten ortalığa ayağa kaldıracak ya. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Bir kadın eşini aldatıp, o aldattığı kişiye kaçarsa, geri barışmak için tekrar imam nikaha kıyılması gerekiyor.
Ama öncesinde biriyle nikahlanıp, ondan boşanıp öyle mi geri dönmesi gerekiyor? Bu karman çorman bir şey olmuş ya. Böyle bir olay vardı. Bir kadın eşini terk etmiş, bir başkasına kaçmış. Orada 15-20 gün durmuş. Ondan sonra oradan tekrar geriye gelmiş. Eşiyle barışacak yani tekrar. Kadın da adamın yanında açık bir şekilde söylüyor, hani o erkekle zina ettiğine, kaçtı erkekle zina ettiğine dair. Diyanet, senin resmi nikahın kimdeyse, senin nikahın onda diyor. Sen tekrar, yani hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksin diyor. Böyle bir fetva veriyor.
Şimdi böyle bir fetva verince, Diyanet böyle bir fetva verince, çünkü özellikle Diyanet'e bunu sordular arkadaşlar. Hatta ses kaydı aldılar. Bana da ses kaydını dinlettiler. Ben o yüzden özellikle bunu söylüyorum. Hatta o şahsı ben Diyanet'e gönderdim. Dedim git ne fetva veriyorlar. O geldi, dedi ki sizin resmi nikahın kim neyse, senin nikahın onda. Ondan sonra sen geri dön. kocana tabi ol. Hani senin onda nikahın duruyor diye hükmetmişler. Buna ben katılanlardan değilim kendimce. Çünkü o zaman bir kadın, bir adamla resmi olarak nikahlı, on tane adam dolaşsın. Yani bu doğru bir şey değil. Bir, ikincisi İslam hukuku olsa, bir kadın başka bir erkekte, zina ettiğini söylese, o zaten İslam hukukuna göre rejim ediyor, öldürülüyor.
Onun nikahı kalmıyor ki. Selamünaleyküm. Normal kurban hisseleri 2500 TL, diyanetin 900 TL civarı olduğu söylüyor. bu aradaki fiyat farkı normal mi hangisinde bir yanlışlık var. Valla diyanet neyi nasıl yapıyor bilmiyorum. Ben kurumun içinde değilim. Bugün bildiğim kadarıyla herhalde dana etinin kilosu dahi zannediyorum 60-70 TL. dana kuşbaşı bugün bakmış salim 64 TL'ymiş. Öyle olunca, kuzu etini de 20 TL üzerine koysan, demek ki kuzu kuşbaşı da 85 TL. Öyle mi salim? Kuzu kuşbaşı da 85 TL. Bugün normal şartlarda kurbanlık bir kuzu, nereden baksanız en az 15 kilo gelmesi lazım.
Safiye ete 15 kilo gelecek olsa, 850 TL yarısı da, işte 1500 TL'ye bir kuzu ancak koyun, ancak kurban olacak. Diyanet bunu, yani biz böyle farazi söyledik, bilmiyoruz kurbanlıklar ne kadar, bilgisi olan var mı, kurbanlık alan var mı içinizde? dana olarak 12-13 TL'den aşağı yoktur. Var mı sizde hayvan salim? Ne yapıyor küçükbaş? Koç kaç para tanesi? 1,5 TL'den aşağı olmaz. Evet. Yani normalde 1,5-2 TL'den aşağı o zaman kurbanlık olmayacak. Diyanet 900 TL'ye nasıl para topluyor bilmiyorum ama, yani Diyanet'in mi, Kızılay'ın mı ne öyle bir şey oldu diye. Bir vakfa devretmişler herhalde bu toplananları.
Ya Diyanet'ti ya Kızılay'dı. Geçen sene böyle bir şey olmuş, hani bir şaiye çıktıydı orta yere. İşte 3 milyon tane kurbanlığı bir vakfa devretmişler. Onlar gidip canını keseceklermiş, filan bir sürü karman çorman bir şeyler çıktıydı. Çok takip etmedim ama, veya yurt dışında kestiriyordur. Yani Afrika'daki hayvanlar ucuz, orada kestiriyor olabilir. Ben bilmiyorum. Bu konuda Diyanet'in hani işleyişini bilmediğimden dolayı, şunu şöyle yapıyorlar, bunu böyle yapıyorlar deme dairesinde değilim. Allah beni affetsin. Çünkü bilmiyorum. Benim bildiğim şu, gücünüz yetiyorsa, gidin bir tane hayvan alın, işte kuzu kesin. İşte daha böyle benim o kadar çok gücüm yetmiyor diyorsanız, 7 kişi toplanın, gidin bir büyükbaş alın, 7'si de birbirini tanısın, et için değil, ibadet için kesin, geçin.
Benim bildiğim bu. İslam'da türbe ziyaretlerinin önemi nedir? Türbe ziyaretlerindeki davranışlarınız nasıl olmalıdır? Biz Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin kabrini ziyaret ederiz. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Uhud şehitlerini ziyaret ederdi. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Cennet-ül Bakide, vefat eden, Cennet-ül Bakide yatan Müslüman kabirleri ziyaret ederdi. bu kabristanları ziyaret etmek, sünnet, işte türbe olarak nitelendirdiğimiz evliyaların, büyük zatların türbelerini ziyaret etmekte. Bu manada sünnet. Oradaki davranışımız nasıl olmalı? Gideriz, ölümden, hesaptan, kabirden kendimize bir hisse çıkarır, ölümü hatırlar, ve biz sufiler olarak söyleyelim, biz on bir ihlas, bir fatiha okur, hem bağışlamayı yaparız, orada kabirde bulunan bütün Ümmet-i Muhammed'in geçmişlerine bağışlama yaparız.
Varsa yanımızda bir kardeşimiz, üçte tehvit okuruz, fatiha der, geçeriz. Türbelerin etrafında, kabristanların etrafında, çok dünya kelamı konuşmak, bağırmak, çağırmak, kahkahayla gülmek, boş muhabbet etmek, hoş değil. evet üniversite sınavına girecek olanlar için, bir dua ettik, Allah yardımcınız olsun, Cenab-ı Hakk en hayırlı yöne çevirsin inşallah. Benim duam öyle, kim Kur'an'a, sünnete, vatana, millete, hayırlı hizmetler edecekse, Allah onların dimalarını açsın. Kim Kur'an'a, sünnete, vatana, millete düşmanlık edecekse, Cenab-ı Hakk onların dimalarını kapatsın. Duygu değişir mi?
Evet. İnsan bir vakit sevip, muhabbet beslediği kişiye, bir şeye daha sonra nefret duyabilir mi? Evet. Veya tam tersi, nefret duyduğu şeyi, sevip muhabbet besleyebilir mi? Evet. Hani var ya, muhabbet beslediğiniz kimse, ölçülü muhabbet besleyin, bir gün düşmanınız olabilir. Düşmanlık yaptığınız kimse, ölçülü düşmanlık yapın, o da bir gün dostunuz olabilir. Hadis-i Şehir'te, bir takım günah kebairler zikredilerekten, mümin bunları yapar mı diye sorulduğunda, konu yalan söylemeye geldiğinde, mümin yalan söylemez buyuruluyor. Bu hadis-i Şerif'e göre, yalan söylemek, imandan mı eder ya da yalan söyleyen bir mümin, o esna durumunun hükmü nedir? Mümin yalan söylemez, yalan söylerken ölürse, küfür üzerine ölmüş olur.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden hani, işte iman üzerine hırsızlık yapamaz. Hırsızlık yaparken ölürse, imansız ölür. İman üzerine fuhuş yapamaz. O esnada ölürse, o kimse imansız ölür. Bunun gibi. Korona, deccalist sistemlerin bir oyunu mudur, yoksa ilahi bir uyarı mıdır? Bizi ilgilendirmiyor ki bu, ne olursa olsun, biz uyarımızı alalım. İster deccalist sistemin bir oyunu olsun, isterse ilahi bir uyarı olsun. Deccalist sistem, onu üretirken, onu üretirken, sonuçta, Cenab-ı Hak'ın, neresinden bakarsanız bakın, kudreti, kuvveti dairesini üretmedi mi? Allah razı olsun.
Esenyurt'a selamlar. Zaman zaman yaşadığımız iç sıkıntılar, daralmalar imtihan mıdır? Bu durumun, olayın imtihan olarak adlandırılmasındaki sınır nedir? Ben bu iç sıkıntı, daralma, kederlenme, böyle bir hüzünlenme, bunları bir böyle imtihan olarak görmüyorum. Bunları bir lütuf olarak görüyorum. Yani şöyle lütuf olarak görüyorum, insanın bir daralması, kederlenmesi, hüzünlenmesi, böyle bir sıkıntıya uğraması, günahlarının kefaretine, onun affı ve mağfiretine sebep olacağına, bu tüp şeyler olduğunda, Allah'ın onun alışveriş ettiğine, hatta Allah'a olan dostluğunun, artacağına inananlardanım. O yüzden, hüzün, keder, sıkıntı, dert, gam, kasavet, lazım bize.
Kaçmayın onlardan, böyle, onlara karşı, kendinizce, olumsuz bakmayın. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bizden para istemeyenlerin peşinden gitmek farz mıdır? Ben öyle bir şey diyemeyim, ben, Cenab-ı Hak'ın bu noktada, ayeti kerimesini okudum. Bu kadar. Başka söyleyecek bir lafım yok. Selamun Aleyküm. Mehdi Aleyhisselam'ın, Kur'an'da geçmediğini, ve gelmeyeceğini söyleyenler var. Neden böyle söyleniyor? Söylerler insanlar. Ayrı zamanda, öyle bir insanlar çıkacak ki, bacak bacak üstüne atıp, rahat koltuklarında, sizinle, bizim aramızda, Allah'ın kitabı vardır, deyip, diyenler olacaktır.
Ben onlardan uzağım diyor. O yüzden, hadisleri inkar edenler, biz onlardan uzağız. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, ben onlardan uzağım, dediği kimselerden, biz de uzağız. Bir de, İsa Aleyhisselam'ın, kıyamet gününde, yeryüzüne ineceği doğru mudur, bununla ilgili de, Kur'an'da yazmıyor, diyenler var. Bazı, ayet-i kerimeler var, onun ineceğine dair, delil olarak gösterilmiş. Kimileri onu kabul etmiyor, ama hadis-i şerifler var. Sağlıklı düşünmek nasıl olur, Kur'an ve sünnet dairesinde olur. Selamun aleyküm, bugün sohbette bahsettiğiniz gibi, eşim her türlü haksızlığa karşı, mücadele edip, asla susmuyor.
Veya, ters davrananı da, kesinlikle alttan almıyor. Ben de, bir gün başına bir şey gelecek diye, sakin olmasını istiyorum. Bu durumda, ona müdahale etmem, yanlış mı oluyor acaba? Evet. Siz, hak ve hakikati savunan, doğruyu savunan, kimsenin, yanında saf tutacaksınız. Asla, doğru değil. Bizde şöyle bir şey var. Yani, bir kimse hak ve hakikati savunuyor, doğruyu söylüyor, biz onu susturmaya çalışıyoruz. Biz, Allah'ın sesini susturduğumuzun, farkında değiliz. Bakın, kıymetli dostlar, kıymetli Müslümanlar, kıymetli kardeşler, bir kimse, hak ve hakikati haykırıyorsa, ve siz onu susturmaya çalışıyorsanız, Allah düşman olursunuz. Siz onu susturmaya çalışıyorsanız, şeytanın dostu, şeytanın velisi olursunuz.
O yüzden, hakkı, hakikati, doğruyu haykıran bir kimse, Allah'ın dilidir. Siz Allah'ın dilini susturmaya çalışmayın. Çok büyük hata yapmış olursunuz. Allah muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm. Kurban almak için çiftliğe gittim. satıcı, hayvanı, canlı alırsan, şu kadar fiyat, kesildikten sonra alırsan, şu kadar fiyat diyor. Bu uygun olur mu? Kesildikten sonra, kilosuna göre, para vermek uygun olur mu? İyi akşamlar. Sen git, canlı al kardeşim. Müslüman şüphelilerden uzak durur. Bu iş şüpheli bir mesele. Allah muhafaza eylesin.
Sen git, sünnete uy, git hayvanı canlı olarak al, onu kes, kurban et. Selamun Aleyküm. Hafta sonu üniversite sınavı var. Dua edebilir misiniz? Ettik bütün kardeşlere. Allah yiyesin, Rabb'i muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm. Geçmiş yıllardan iki tane bebek aldırdım. Şimdi pişman oldum. Şimdi tövbe edersek, Rabb'im hesabını iki cihanda sorarım. Allah tövbelerimizi kabul etsin. Biraz tasadduk et. Biraz böyle gücün yerindeyse para tasadduk et. Hayır, hasenet et. Tövbenin kabul olması için oruç tut. Rabb'im tövbelerimizi kabul etsin inşallah.
Selamun Aleyküm. Suriyeli kiracımız dört aydan beri kira, fatura ödeyemiyorlar. Merhamet ettiğimiz için bugüne kadar hiçbir şey demedik. Şimdi ise yavaş yavaş öderiz diyorlar. Kontratlı Ocak ayında bitiyor. Ne yedeceğimi bilemedim. Karar sizin. Bunda insanların çünkü kendi mali durumları, bir şeye ihtiyacı olup olmaması girer devreye. O yüzden şahsa yönelik bir iştahat olması lazım. Selamun Aleyküm. Hüzeyfe bin Yaman'dan rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi. Emanet insanların kalplerinin derinliklerine indi, kökleşti.
Sonra Kur'an indi. İnsanlar Kur'an ve sünnet bilgisi edindiler. Sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem emanetin kalkacağını haber verdi. Ve şöyle dedi. Adam bir kere uyur, kalbinden emanet alınır, az bir iz kalır. Sonra yine bir uyku uyur, kalbinden yine emanet alınır, ayağını yakan Kur ateşten dolayı oluşan kabarcık gibi bir iz bırakır, şişkin olarak görülüyor, oysa içinde hiçbir şey yoktur. Burada bahsedilen emanetten kasıt nedir? hak ve hakikattir. Kur'an ve sünnet bilgisidir. Günah işlemekte ve haddi aşmakta birbirinize destek olmayın. Muaydi 2 ayetinde geçen haddi aşmakta yardımlaşmamak konusunu açıklar mısın? Haddi aşmak, bilmediğin hakkında konuşmak, herhangi bir şey görmediğin halde görmek demek. Kur'an ve sünnetin dışında, yani günah işlemek, günah kebalilerle alakalı, haddi aşmak ise küçük günahlarla alakalı.
Allah'u alem. Doğrusunu Allah bilir. Selamun Aleyküm. Derslerimin düzenli çekmeme ve adresli dolaşmama rağmen bazen cinli taifesin canımı acıttığı haller yaşıyorum. Ne zamanki sizin adınızı anıyorum, o zaman kurtuluyorum. Yalnız yaşayan bireyim. Bu hallerden nasıl korunabilirim? İnşallah korunmanın bir yolu Cenab-ı Hak sana bahşetmiş, sana bir yol açmış. Rabbim inşallah yolunu arttırsın, yolunu genişletsin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm.
Erzurum'dan selamlar. Eşim ve 14 yaşımdaki kızım uygun görürseniz sizden ders almak istiyorlar. Eşim rüyalarında hep sizi görüyor. İnşallah verelim. Rabbim nasip eylesin, mübarek eylesin. İnşallah. Erzurum'a selam. Erzurum'a kardeşlerimiz geliyor. O kardeşler ondan sonra benimle irtibatta girsinler. İnşallah Erzurum'daki kardeşlerle beraber ders yapsınlar. Hatta Erzurum'a gelen o kardeşlere de ben bugün Allah'ın izniyle dedim ki orada ders yaptırın. Erzurum'da dedim kardeşlerimiz olursun. hem bay hem bayan evli çiftler geliyorlar oraya. Bugün ziyaret ettiler. Allah'ın izniyle geldiler. Ben de dedim ki Erzurum'da kardeşler oluşur inşallah dedim. Oradakilerle toplanın.
Ders yapın dedim. İnşallah geliyor. Size ders yaptıracak kardeşlerimiz. Maşallah. Avustur ya da bir politikacı Kur'an'ın virüsten daha tehlikeli olduğunu beyan etmiş. Evet doğru. Kur'an virüslerden daha tehlikelidir. Girdiği yere iman götürür. O yüzden gavurcuklar Kur'an'ın kendilerince tehlikeli olduğunu gördüğünden kendilerini kapatırlar Kur'an'a.
Virüsün girmediği yere Kur'an girer. Kur'an öyle ilahi bir kitaptır. Vahiydir. O yüzden Kur'an böyle gönüllere sızar tabiri caizse. Evlere sızar. Sokaklara sızar. Onu bildiklerinden dolayı bunu söylüyorlar. Ve onu bildikleri için böyle söylüyorlar. Gerçekten Kur'an virüsten daha fazla bu manada etkilidir. Şimdi Kur'an'ı kabul eden onu bir tehlike olarak görmez. Onu bir düşünmeyen teşman olarak görür. Onun görüşü öyle. Ama biz onu bir tehlike olarak görmeyiz. Yeter ki virüs gibi benzetme öyle. Bizim bütün içimizi dışımızı sarsın. İslam Birliği bir özür bekliyormuş. Hakkında dava açılmış. Kur'an'ı ve Müslümanları bu kadar tehlike olarak görmek neden korkuyorlar sizce?
İman etmekten korkuyorlar. Şeytan onları öyle gösteriyor. Cenab-ı Hak hepsini de tesis eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. İsa aleyhisselam'ın üzülü ve deccalın hurucu hakkında malumat verebilir misiniz? bu konu Kur'an'da geçmiyor. O halde yoktur gibi yaklaşıyorlar. Nasıl anlatmalıyız? Bununla alakalı zannediyorum iki ay oldu mu sohbet ettiğimiz deccal ve mehdiyle alakalı? İki, iki buçuk ay olmuştur. Ondan sonra bununla alakalı efendim korona başladığında oldu. İlk yasakların başladığında bu konuyla alakalı iki, üç hafta sohbet ettik. Bunu YouTube'dan daha geniş bir şekilde dinleyebilirsiniz.
YouTube Mustafa Özbağ kanalında var. Öyle yazıyor mu? Deccal ve şey olarak konu konu yazıyor mu orada? Yarın yazarmış. Evet. Kendisine tevhid ehli diye atfedilen birini dinledim. Râvetül Adeviyye, Abdülkadir, İcli, Hallâc-ı Mansûr gibi zatlara şatiyelerinden dolayı kafir müşrikleri şok oldum. Böyle insanlar insanları doğru yolda olduğunu söylerekten davet ettiğini zannediyorlar. bu Evliya Allah'a dil uzatanın akıbeti ne olur? Allah'a savaş açıyorlar. Hadis-i Kudsi ile sabit. Allah cümlemizi Allah'ın dostlarına, velilerine dil uzatmaktan bizleri muhafaza eylesin. Selamun Aleyküm. Kırıkkale'den selamlar. Üveyselik hakkında bilgi verir misiniz?
Manen ders alınabilir miyiz? Evliyalıların tasarrufu, tesiri nasıl vuku bulur? Cumanız mübarek olsun. Eyvallah. Canım kardeşim, bir üstad bulamadıysa bir kimse ve bu sufilik yolunda gitmek istiyorsa Vesel Karan Hazretleri'nin rüyasında görüp o da ona bir ders verdiyse o üveysilik budur. Başka bir şey değildir. Ama ortalık şeyh kaynarken, dergah kaynarken kalkıp durur bir kimseyin ben üveysiyim demesi bir şeyhe, bir üstada intisap etmeye nefsi kaldırmıyor. O yüzden işin kolay tarafına, tembelliğine kaçıyor. Allah muhafaza eylesin. Manen ders alınabilir mi? Evet alınabilir. Zaten en iyi benim nazarımda en kıymetli ders odur. Evliya Allah'ın tasarrufu, tesiri nasıl vuku bulur?
Bu normalde şunu şuna bağlamak mümkün değil. O yüzden hani ama eskiler öyle demiş ya efendim himmet evladım hizmet demiş. Allah bizi hizmet edenlerden eylesin inşallah. Selamünaleyküm. İnsanın yalan söyleme konusunda kendini tutamamasının sebebi nedir? Manevi hastalık. Az zikretmesinden kendini nefis olarak terbiye edememesinden. Kendini tutmak için ne yapmalı? Tam böyle yalan ona gelirken başlayacak tevhid okumaya. Ve o meclisten gidecek. Orada durmayacak. Allah muhafaza eylesin. Bayındır dört gözle sizi bekliyor. İnşallah. geleceğim inşallah. Şu korona bitsin. Hiç durmayacağım. Her tarafa gideceğim. Selamünaleyküm.
Tam Allah'ı tevekkül ediyor. Gözyaşım geliyor. Ama öyle bir esnemek geliyor. Her şey elimde dağılıyor. Her seferinde böyle bana her seferinde böyle. Bana dua edermiş. Sen de her seferinde otur. Ağla. Allah'a yalvar. Cenab-ı Hakk'a niyaz et. Allah'ı zikret. İnşallah Rabbim seni kendine dost eylesin. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Sizden dua istiyorum. Çok kez bu konuda ulaştım. Sordum size. Çok manevi sıkıntım var. Tevhid, tövbe. Her ezan vaktinde duadayım. Her yağmurda duadayım. Dersimi çekiyorum. Sürekli belki günde beş altı kez bağışlama yapıyorum. Ama vücut ağrısı, kalp çarptısı, ruhum, bedenime dar. Hep ağlamak. En çok da adet zamanlarında perişanım.
O soğuğu yanı içeyim ya. Sıcak içemiyorum çok. Hiçbir şeye isyanım yok. Fakat bazı çözemediğim mevzular konu etmediğim halde içten içe beni sarsıyor. Kilo kaybediyorum. Eşim bana destek. Fakat beynim ayrı, bedenim ayrı çalışıyor. Ne olur bana dua edin. Şu vücut sancısından kurtulayım, güçlü olayım. Dünyada kalmak acı verici. Çocuklarım var küçük. Onlar sebebiyle ayakta durmaya uğraşıyorum. Allah psikolojini rahatlasın. Sende bir hastalık yok. Bunların hepsi de psikolojik. Cenab-ı Hak kalbine, gönlüne genişlik versin inşallah. hayırlı geceler bu sabah rüyamda aslan gördüm.
Yan yana üç tane su dolu havuz var. Bir tanesinde aslan diğerinde ben diğerinde eşim vardı. Eşim havuzdan çıkıp gitti. Ben de aslan ayrı ayrı havuzlardaydık. Aslandan korkmadım. O da bana saldırmadı. Kendi halinde yüzüyordu. Arada bir iki kişi gelip ona ceylan eti veriyorlardı. Ne anlama geliyor acaba? Allah muarek eylesin. Allah iyi etsin inşallah. Rabbim korusun. Biraz tövbe edelim inşallah. Rabbim diline sahip çıkan kimselerden eylesin cümlemizi. Selamun aleyküm.
Bizatihi ülkenin Afrika çalışmalarını yürüten ekibin söylemine göre etlerin büyük bir kısmı atıl oluyormuş. İnsanlar soğutucular olmadığı için az miktarda alıyorlarmış. Hatta toplantıda bu konu eleştirilmiş. Ben de kayıtlar olduğu için net konuşabiliyorum. Diyanet üzerine soru sorulduğu için belirtmek istedim. Bir şey diyemem. O yüzden bir şey diyemediğim için sustum. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun. Hocam selamun aleyküm.
Benim adım isminizi söylemeyeyim. Dört yıldır burada yaşıyorum. Çok güzel ve temiz bir hayatım olmadı. Deniz kenarı insan olduğumuz için şimdi tövbe ettim. Namazımı kılıyorum. Zikirlerimi yapıyorum. Ama ders almaya korkuyorum. Çünkü kendime güvenemiyorum. Eğer er de gidersem bozulurum diye korkuyorum. Hocam ne olur bu akşam namazımı kıldım dua ederken Allah'ım senin yolunda yürümek için bana bir öncü gönder. Bir saat sonra sizi numaranız geldi. Hocam ne olur ben Allah'ın yoluna gitmek istiyorum. Tövbe ediyorum. Hocam bir akıl verin. Tövbe eğer zikrullah'a devam. Allah yardımcınız olsun. Rabbim cümlemizin tövbelerini nasuh tövbesi olarak kabul edip affettiği kullarından eylesin inşallah.
Selamun aleyküm. Üç, beş ya da yedi kere Kevser suresi okuyup bir dua ediyormuşsun ve görevli melek sabah namazına kaldırıyormuş. Ben bunu dün geceden adım. Sabah imsak girdikten üç dakika sonra uyandım. bu gece de aynı şeyi yapayım mı? Yap. İkinci sorum sizden veya başka bir hocadan ders alsam bunun benim manevi şahsiyetime ne gibi faydaları olabilir? Normal zikirden farkı nedir? Biraz daha araştır, biraz daha sor soruştur, biraz daha öğren inşallah. Ben yıldızları, gazegenleri, galaksileri, uzayı çok merak ediyorum. Cehenneme girersem zaten bir şey göremem. Cennete giren de bir daha oradan çıkmayacak deniyor. Bu yedi kat hiçbir zaman gezip göremeyecek miyim? Cennete gir kör.
Layıklıkla sorunumuz yok diyen bir partiye oy vermek dinden çıkarır mı? Bunlar tartışılır hep. Oy vermek insanı dinden çıkarır mı, çıkarmaz mı diye. Normalde bunların hep tartışmaları var. Yani normalde demokratik, layık bir sistemde oy kullanılması caiz midir, değil midir? Layık, demokratik bir sistemi oy kullanarak onu tasdik ettiğimiz, onu desteklediğimiz, onu kabul ettiğimiz farz edilir mi, farz edilmez mi?
Bununla alakalı çok tartışmalar var. Kimisi işte oturuyorlar, diyorlar ki oy vermek bu noktada caiz değildir. Layık, demokratik bir sistemi destekliyorsunuz diye. Kimisi diyor ki oy vermek lazım. Yani iyiler başa geçsin diyor. o yüzden bu konu çok böyle tartışmalı bir konu. Şu anda dünya üzerinde bu böyle açıklaya kavuşmuş bir mesele değil. Şimdi İslam seçimi öngörüyor ama İslam'da şura var. Şura seçiyor bir şeyi seçerken. Şuraya seçilmenin kaideleri, kuralları belli. bir kimse devlet başkanı olacaksa, belediye başkanı olacaksa bunların kaideleri, kuralları belli. O yüzden İslam'in devlet sistemi, modeli ve çalışması ile insanların demokratik dediği ama benim hiçbirisini demokratik görmediğim devlet sistemi farklı her şeyle.
Öyle olunca Müslümanlar ne tarafa yönelecekler? Bu gerçekten büyük sıkıntı. büyük problem bu. Bir tarafta örneğin Fransa'da yaşıyor bir kimse. Fransa'da yaşayan bir kimse Fransa kendince leik, demokratik bir hukuk devleti olduğunu beyan ediyor. Fransa'daki Müslümanlar oy kullanmalı mı? Kullanmalı mı? Kullanmamalı mı? Oy kullanırsa hangi statüde kullanacaklar? Hangi statüde oy verecekler? Yani orada bir partiyi desteklemek, desteklemek, orada ne mana ifade ediyor? Bir milletvekili çıkarmak ne mana ifade ediyor? Yani oradaki Müslümanların hakkını, hukukunu koruyacak orada bir milletvekili mi seçiyorlar? Ne yapıyorlar? var? Yani oradaki amaç ne, maksat ne? Veyahut da işte Fransa farklı bir ülke aklıma geleni söyledim.
Örneğin Mısır'da bir Müslüman oy kullandı. Bir Müslümanın oy kullanması ne mana geliyor? Mısır'da Mursi'yi seçtiler. Mursi seçildikten sonra uluslararası deccalist güçler Mursi'ye darbe yaptırdılar. Yerine Sisi'yi getirdiler. Sisi'yi getirirken orada içeride dışarıda ne yaşandı ne yaşanmadı bilmiyoruz. Müslümanları katlettiler, öldürdüler, astılar. Hatta Mursi'yi mahkeme salonunda öldürdüler. Ben öyle inanıyorum. Şimdi böyle olunca Mısır'daki Müslümanın hukuku farklılaştı. Fransa'daki Müslümanın hukuku farklılaştı. İşte örneğin İran'da da oy kullanılıyor. Devlet Başkanı seçimlerinde. Oradaki Müslümanın hukuku farklılaştı. Varsa Müslümanlar veya Afganistan'da veya Pakistan'da veya Türkiye'de yani Türkiye'de oy kullananlar yani İslami literatür dairesinde dururlarsa oy kullanmak mecburiyet olduğundan bir zorunluluktan mı kullandılar veyahut da bir partiyi desteklediler.
O partiyi desteklerken o partinin söylemlerine mi desteklediler? O partinin ne yapıp ne yapmayacağına mı desteklediler? Bunların hepsi de sıkıntılı yani tek tek konuşulması anlaşılması gereken şeyler. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti devleti layık demokratik insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olarak anayasa tanımlaması öyle geçiyor. o zaman Türkiye'de layık demokratik insan haklarına saygılı olmayan bir partinin kurulması da anayasaya yakarır zaten. Yani ben layıkım hani demeyen bir kimsenin parti kurması mümkün değil zaten. Çünkü bütün partiler anayasaya göre kuruluyor. Anayasaya göre kurulunca siz bir partiyi destekleyince o anayasayı desteklemiş oluyorsunuz.
o anayasayı destekleyen bir partiyi desteklemiş oluyorsunuz. Burada çok sıkıntılar çıkıyor. Yani anayasaya göre işte fuhuş yasak değil, anayasaya göre içki yasak değil, anayasaya göre gavurluk yasak değil, anayasaya göre din ve vicdan hürriyeti var. Anayasaya göre din ve vicdan hürriyeti var. Din ve vicdan hürriyetini açıklayabilmen var. Ama aynı şekilde sen dini bir hukuku hükmü açıkladığın için seni normalde hapsede atabiliyorlar. Aynı şekilde. O yüzden bunlar çok tartışmalı, çok sıkıntılı. Bunları iştahat edebilecek gerçekten fıkıhı düzgün kimseler lazım. Bu böyle ulu orta söylenecek şeyler değil. Konuşanlar var, söyleyenler var. Bu konuda çok problemli bir mesele var.
rüyamda gerçek sanıp zina teklif eden bayanlardan caiz değil diye koşaraktan kaçıyorum. Bundan sevap alır mıyım? Ve bu imanıma işaret midir? Bu imanına işaret Cenab-ı Hak haramlardan uzaklaşan kaçanlardan eylesin. Kur'an'daki zina edenlere yüz sopa vurun hükmü evli olmayan bekarlar için mi geçerli? Evet. Benim ailem gibi bazı aileler çocuğu uzun isimlere ağır geleceğine ve çocuğu rahatsız edeceğine inanıyor. Sırf bir yüzden kardeşime Muhammed isminin yanında kısa bir isim verdiler. Bu insana neden Muhammed ismi ağır gelsin? Aksine iyi gelmesi gerekmez mi? Bence Muhammed ismi konuna bilinir. Bunda bir sıkıntı yok.
İnsanların bana yaptığı insanların bana yaptığı haksızlıklara karşı kendimi açıklamama rağmen kendilerini haklı görüyorlar. Hakkımı helal etmiyorum diyorum. Ama öbür tarafta canları yansın da istemem. ama böyle yapıp yapıyorum normal davranmalar da ağrıma gidiyor. Konuşmayayım diyorum. O da doğru değil. Bu kadar kendimi açıklamama rağmen böyle davranmalarına karşı onlara nasıl bir tavır almalıyım? Biraz sus olmazsa ya? Allah'ın yardımcı nasıl inşallah? Şunu unuttum. Sakal ektirmek veya hormon olarak destek alıp sakalın çıkmasını sağlamak caiz mi?
Caiz. Erkekler de sakal çünkü şünnettir, fıtridir. O yüzden bunda bir sıkıntı yok. Evet. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayır etsin. Ayınızı yılınızı hayır etsin. İnşallah biz bir tevhid okuyup geceyi sonlandıracağız. Sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Allah razı olsun inşallah. Eftali zekir faalemen nehu la ilahe ilahe la el fatiha ma salavat amin ecmin haklarınızı ilal edin.
Geceniz hayır olsun. Allah'a emanet olun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi