mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 23 MAYIS 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Mayıs 2020 · 4:32:45

Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, hayırlı iftarlar, Allah Ramazan ayınızı mübarek eylesin komple, oruçlarınızı mübarek eylesin, ibadetlerinizi mübarek eylesin, Kur'an-ı Kerimler okudunuz, itikâflar yaptınız, zikrullahlar yaptınız, Cenab-ı Hak hepsinin karşılığını inşâAllah fazlasıyla öbür âlemde versin inşâAllah. Bugün orucun son günü, dü daha doğrusu, Cenab-ı Hak tekrar tekrar inşâAllah yeniden Ramazanlar'da bir ve beraber olmayı nasip eylesin, hamdolsun, işte koronaydı, şuydu buydu derken, bugüne kadar Cenab-ı Hak yardım etti, oruçlarımızı tuttuk hamdolsun, ibadetlerimizi yaptık, sonuna getirdik.
Cenab-ı Hak inşâAllah Ramazan'ı hakkıyla ifa edenlerden eylesin, inşâAllah. Bu akşam, perşembeden aynı şekilde devam edeceğiz dedik, sorularınızı cevaplandırmaya. İnşâAllah, gücümüzün yettiğince, bu akşam da sorularınızı cevaplayabildiğimiz yere kadar cevaplayacağız. Sonra önümüzdeki hafta, perşembe günü inşâAllah, mutat sohbetlerimize kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah.
Bir, yeni girdiğim işte yerli üretim, jeneratör üretmeye çalışıyoruz. Yaklaşık 20 gündür yerli bir iki malzeme arıyoruz ve hâlâ bulamadık. Ne yazık ki her şeyimizi Çin malına bağlamış vaziyetteyiz. Bunu ülkece nasıl çözmeli, nasıl yol almalıyız? Bu tabii koronayla beraber bütün ülkeler kapılarını kapatınca, herkes tabiri caizse global bir dünyada yaşıyoruz derken, hiç de dünyanın global olmadığını, böyle bir sıkıntı, böyle bir hastalık veya bir salgın veya bir bela, bir musibet, bir savaş söz konusu olduğunda, herkesin içine kapandığını, bütün her şeyi sınırlarının da kapattığını gördük.
O yüzden bundan sonra bütün ülkeler kendi kendine yetebilmenin yolunu arayacaklar. Bütün şirketler kendi kendine yetebilmenin yolunu arayacaklar. Bütün aileler, bütün bireyler kendi kendine yetebilmenin yolunu arayacaklar. Artık böyle dünyanın bu kadar globalleşmediği, hatta Avrupa'nın da kendi arasında birlik ve beraberliğin olmadığı, Avrupa'nın da böyle bir şey söz konusu olduğunda, bütün sınırlarını kapattığını, giriş çıkışları kapattığını gördük.
Birlik denilen şeyin gerçekte de bir birlik olmadığını, bir sıkıntı anında bütün herkesin kendi ülkesine sahip çıktığını, kendi ülkesine baktığını gördük. O yüzden biz de ülke olarak hem sanayide, hem enerjide, hem tarımda, hem askeriyede, bilhassa bizim kendi kendimize yetebilmemiz lazım. Kendi kendimize idare etmemiz, kendi kendimizi bu noktada büyümeyi de kendi kendimize halletmemiz lazım. İnşallah hallolur. Sohbette sorduğunuz için söylüyorum, Türkiye Emo, elektrik mühendisleri odası aktif olarak çok sıkı çalışıyor. Her hafta, bazen haftada iki üç kere eğitim düzenliyorlar. Konularda çok güncel ve eğitim veren kişiler de alanında uzman kişiler, aylık on TL gibi bir ücret alıyorlar. Harika, sevindim. Yani demek ki bizim ticareti bıraktıktan sonra bazı sektörlerde böyle bir gelişmeler olmuş.
Tebrik ediyorum. Selamun Aleyküm. Üstadım, kuzenim rüyasını bana anlattı. Sıkıntı çekiyor bu dönemler. Ben de size anlatmak istedim onun anlatışıyla. Allah yardımcısı olsun inşallah. Rüyayı bir kimsenin kendisinin anlatması lazım. O yüzden kendisi anlatsın inşallah. Selamun Aleyküm. Makine mühendisiyim. Bize de çalışma hayatında gerekli olduğu ve mezun olduktan sonra odaya kayıt olmamız gerektiği söylendiğinden odaya kayıt olduk. Oda çalışıp çalışmadığımıza bakmadan diplomayı aldığımız tarihten itibaren aidatları almak üzere bizi borçlandırdı. Bu zamana kadar çalıştığım hiçbir iş yerinde de oda kaydımın olup olmadığını sorulmadığından üyeliğimizin gereksiz olduğunu anladım.
Odada çalışan bir akraban vasıtasıyla da odada çalışanlara yılbaşı paketi altında koliler hazırlandığını, içerisinde alkol, çerez gibi şeyler konulduğunu gördüğümden beri aidatlarımı ödemiyorum. Üyelikten çıkmak istediğimi söylediğimde de geçmiş tüm yılların borçlarını ödemek zorunda olduğumu ifade ettiler. Hukuki olarak çekebileceğim sıkıntıları da göze alarak ödememeye devam ediyorum. Bu konuda sizin kıymetli nasihatleriniz nelerdir? Allah yardımcınız olsun. Söyleyecek bir sözüm yok. Hocam hayırlı yayınlar. Normalde esnemem ama namaza duruyorum. Esniyorum. Ne yapmam lazım?
Lütfen yardımcı olun demiş. Böyle bir esneme geldiğinde aklına Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni getirebilirsin. Veyahut da esneme daha gelirken kendi içinden Allahümme sallallahu aleyhi ve sellem Muhammed'in diyebilirsin. Çünkü hadis-i şerif esnemek şeytandan, hapşırmak Allah'tan diye. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler. Bir insana mühürle müdahale edilmesinin sebebi nedir? Mühür kimlere ve neden verilir? Müdahale sırasında taşınması zor bir voltaj yükleniyor olmuş gibi hissediyorum. Ve bitene kadar hiç hareket etmeden sadece kalbi zikir çekiyorum. Bu yaşadıklarım rüyada değil, uyanıkken ve düzenli aralıklarla tekrarlanıyor. Mühürden kastınız ne bilemedim.
Mühürle nasıl müdahale ediliyor onu da bilemedim. Hakkınızı helal edin inşallah. Selamun Aleyküm, Hazreti Mehdi aleyhisselam hangaydı ve hangi gece zuhur edecek? Onun hakkında bahseder misiniz? Allah razı olsun. Ne zaman zuhur edeceğiyle alakalı bir bilgim yok. Değişik rivayetler var ay olarak. O yüzden de o değişik rivayetlerden dolayı kesin bir ayı da yok. Normalde hangi gece zuhur edecek demiştiniz. O yüzden bu konuda da bir bilgim yok. Bununla alakalı, Mehdi ile alakalı, hani Cebrail aleyhisselam kıyametle alakalı soruyor. Onun zamanını Allah bilir diyor. Yani onun zamanını soran, sorulanın sorandan farklı bir bilgisi yoktur diyor. Bu tip gaybî meselelerde.
Herkes bir tarih olarak bir şey koyabilir, bir şeyler hesaplıyorlar. Ama bugüne kadar hesaplananların içerisinde, hesaplayanların içerisinde uyanı görmedim. Hz. Mehdi aleyhisselama mehdilik verilmeden önce hayatı nasıl olacak hocam veya bildirilmeden önce bunu hissedecek mi? Ya normalde bu nasıl bir hayat yaşayacak? Herkes gibi bir hayat yaşayacak. Ya dini ilimleri tedrisat edecek. Ya da bir dergahta dervişlik yapacak ikisinden biri. Günahkar bir kul mu olacak yoksa peygamberler gibi yanlış doğruyu ayırabilecek mi? Hiç kimse yoktur ki bir günah ona bulaşmamış olsun. Peygamberler hariç. 18 yaşında kızcağız.
İnşallah sana ders kağıdı atıyorum. Sen bu ders kağıdını normal çekeceksin. Kardeşine de inşallah 33-33 tarif et. Efendim kamera arkasındaki arkadaşlar bizi tanıtır mısınız?
Biz onlardan razıyız. Salim devamlı burada. Ondan sonra neydi İnam'ın soy ismi? Salih geliyor arada. Ama devamlı olan bir de Onur var kamera arkasında. Onur'la salim devamlı, öbür salih de yasak olmadığı günah geliyor. Efendim israftan bahsettiniz.
Örnek veriyorum. Yemeğe tuz yerine şeker koyduk. Ya da farkına varmadan yemeğin lezzetini bozduk. Yenilecek durumda değilse. Bunu israf etmemek için ne yapmak lazım? Yani önceden dikkatli olmak lazım. Ama sonradan da yenilebilecekse yiyeceksiniz. Yiyemeyecekseniz sokak hayvanlarına da verebilirsiniz. Selamünaleyküm efendim. Evde çok huzursuzluk var. Bize dua ederseniz böyle durumda ev değiştirmek doğru olur mu? Hiç böyle bir şey aklıma gelmez. Bir kimsenin evdeki huzursuzlukları kendi karı koca nefislerinden kaynaklılar. Başka bir şeyden değil. O yüzden eşler birbirlerinin nefislerini uyarlarsa, birbirleriyle tartışırlar, birbirleriyle sıkıntı yaşarlarsa bu sefer evde huzursuzluk var denir.
Bunun sonu yok ki. Selamünaleyküm 28 yaşında ve bekarım, ailem ve akrabalarım 19 yaşındaki amcamın, kızının bana gönlünün razı geldiğini ve evlenmemizde herhangi bir problem olmayacağını söylüyorlar. Fakat benim kalbim buna hep bir arada büyüdüğümüz ve benim onun bakışım hep abisiymiş gibi olmasından dolayı kalbimi netleştiremiyorum. Tavsiye ve öneriniz ile bir karara varmak ümidiyle çok teşekkür ederim. Hayırlı geceler. Bir kimse amcasının kızını nikahlayabilir. Dinen caiz. Ama ben tavsiye etmem hiç kimseye. Ama dinen caiz bunda bir sıkıntı yok. Ama ben kolay kolay kimseye tavsiye etmem. Selamünaleyküm. Benim annem sarı hastası bir kıyafetini ne zaman giyse nöbeti tutuyor.
Acaba cinler o kıyafetini sahiplenmiş olabilir mi diye düşündük. Böyle bir şey var mı? Olabilir de. O yüzden normalde bazı sarı hastaların belli bir rengi duyduklarında beyinlerinde farklı bir çağrışım hissedebilirler. Böyle bir şey de olabilir. Böyle bir şey de mümkün. Bir tane daha sorumuz var. Elimizin altındakilerden sorumluyuz dediğimiz çocuklarımıza ne kadar müdahale edebiliriz. Konuşmak bazen yeterli olmuyor. Bıraktığımızda mesafeler açılıyor. Baskı olarak görebiliyorlar. Onların canının yandığını görmek bizleri üzüyor. Yani kısacası ne yapacağımı tam olarak bilmiyorum. Kendimi tutamıyorum. Onların zarar görmesini istemiyorum. Bana ne yapmam gerekti olsun diye nasihat verir misiniz? Hep nasihat edeceğiz.
Yani normalde bugünkü gençlik gerçekten çok sıkıntılı. Yani çocuklar evde anne babadan anne baba bildiği kadar dini eğitim vermeye çalışıyor. Ama çocuklar dışarı çıkıyorlar. Dışarı çıktıklarında farklı bir dünya var. İşte ellerinde cep telefonu var, bilgisayar var, televizyon var. Orada farklı bir dünya var. Böyle olunca çocuklar hepsi de, bütün ailelerin çocukları ikilemde kalıyorlar. Yani ne yazık ki böyle gergitler yaşıyorlar. O yüzden biz çocuklarımıza yavaş yavaş nasihat edeceğiz. Anlatacağız, bir daha anlatacağız, bir daha anlatacağız, bir daha anlatacağız. İnşallah. Efendim devletin verdiği ihtiyaç kredisi geri dönüşümü 6 ay sonra ödemesi var.
Bunu alabilir miyiz? Almak isteyenler alabilirler. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Vitrinde bulunan porselen ve semazen figürleri heykel hükmünde midir? Eğer yüzleri açık açık görünüyorsa, belli oluyorsa, tam bir vücut olarak duruyorlarsa, evet heykel hükmünde olur. Selamun Aleyküm.
Geçen hafta sohbette numaranızı istedim ama dervişlerin buradan istediğini bilmiyordum. Ben de telefonumu sıfırladım. Numaranız silindi, hakkınızı helal edin. Helal olsun. Aslında böyle bir şey yoktu. Normal ders alanlara numarayı veriyorduk. Hani yeni ders alanlara. Sonradan bazı arkadaşlar da istemeye başladı. Öyle olunca bütün herkes sıraya girdi. Numaranızı verin deme. Bu sefer de arkadaşların arasında bir ayrıcalık olmasın diye vermeye başladık herkese. Ben hafızlığımı yarım bıraktım.
Şimdi ise vaktim olmadığı için yapamıyorum. Bunun bir vebali olur mu? Bir vebali yok. Selamun Aleyküm hocam. İsmim Kazım Doğan. Kıbrıs'ta yaşıyorum. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun hocam. İbadetlere başladım. Haller olmaya başladı. Allah ve peygamber sevgisi var. Fakat bir mürşidi kamile intisap etmem lazım. Çünkü hangi mertebedeyim? Hangi zikirleri çekmem lazım? İlham geliyor. Cezbe geliyor arada. Bir de bazı rüyalar zuhur ediyor. Zat halinize gönlüm vardır. Arada keşifler oluyor. Fakat bunları bilmediğim için Allah rızası için yardımcı olur musunuz? Ve çok vesvese geliyor. Özellikle namaz esnasında.
Cevap verdiğiniz için Allah sizden razı olsun. Bize de eyvallah demekti. Elbette var bir sahibimiz. Demek ki biz ona cevap vermişiz. Ardından tekrar bunu yazmış. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun aleyküm. Ben Ahmet Sabak 9 yaşındayım. Rüyamda ben ve 6 yaşındaki kardeşim. Dışarıda kaybolmuştuk. Siz bizi bulmuştunuz. Bizi evimize götürmüştünüz. Sizinle birlikte evde yemek yedik. Bu kadar hatırlıyorum. İnşallah ben de ders almak istiyorum. Peki sana da 7-7 ders tarif etsin baban inşallah. Selamun aleyküm. Ali Havvas Hazretleri demiş ki Her kimin ki bir haceti olursa Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme tam yönelmeyle bin defa salavat-ı şerif okusun.
Sonra hacetinin kaza edilmesini istesin. İnşallah ta'ala muhakkak kaza edilir. Yani dileği yerine gelir. Kaynak Allah'ın için anıyoruz. Bir kimse bunun gibi bir veli kimselerin dediğini uygulayabilir mi? Yoksa kendi kendine zikir mi tayin etmiş olur. Bunların müsaadele yapması lazım. Sufilerin. Salavat-ı şerife. Sonuçta salavat-ı şerife insanlar çekebilirler. Ama bu tip şeyleri böyle haberli yaparlarsa daha iyi olur. Selamun aleyküm. Dikiş diken bir insanın özel yaptığı kıyafet beğenilmeyip alınmaktan vazgeçilirse dinen terzinin ne yapması gerekir? Eldeki elbise daha bitmediyse diktiren kişi bu böyle dursun daha fazla uğraşma deyip anlaşılan parayı öderse doğru mu olur?
Tam bitmemiş, bitmediği için onun tekrar yeniden üzerinde para anlaşılması gerekir. Yani tam diktirmiyor. Diktirdiği yere kadar olan dikiş parasını vermesi gerekir. Selamun aleyküm. Hocam biraz geç oldu ama ev sahibimle yine sizi seyrediyoruz. Bu cahil aha. Aciz konunu bilgilendirdiğiniz için Allah razı olsun. Sizden çok şeyler öğrettiniz. Bana hocam biraz özel olacak ama birine 20 bin lira para verdim. Beni kandırdı. 5 yıl oldu. Yani dolandırdı beni. O benim o paraya çok ihtiyacım var. Ne olur o parayı alabilmem için bana bir akıl verin. Ne yapmam lazım? Allah'ın razı için bir akıl verin.
Hayırlı bayramlar. Ev sahibinin selamı var. Allah'ın yardımcını olsun. Yani gideceksin ona söyleyeceksin. Paraya ihtiyacın olduğunu söyleyeceksin. Bir daha bir daha söyleyeceksin. Bir daha uyaracaksın. İnşallah Allah yardımcınız olsun. İnşallah. Selamun aleyküm.
Benim sorum şeytani rüyada halde görmesi gören kişinin eksikliğiyle mi? Bir günahından dolayı mı görülür? Açıklarsanız sevinirim. Yok illa ki şeytani rüya böyle bir kişinin. Eksikliğiyle mi? Yoksa şundan mı bundan mı diye bir şeye bir yere bağlamak doğru değil. Herkes şeytani rüya görebilir. Yani insanlar olarak. Haram dolu bir hayatın içindeyken bile Allah'ı sevdiğimi hissedebiliyordum. Ona bunu söyleyebiliyordum. Şimdi dine yönelik bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Ama Allah'a karşı onu sevdiğimi söyleyemiyorum. Eskisinden az günaha giriyorum. Ama şu an günahlarımdan dolayı kendimi çok kötüymüşüm ve ondan uzaklaşmışım gibi hissediyorum. Zikretmeye çalışıyorum ama eksik kalıyorum. İbadetlerimi toparlamaya çalışıyorum.
Toparlayamıyorum. Yine dağılıyorum. Ona karşı neden böyle hissiz ve duygusuzum? Eskiden daha yakın hissederken. Şimdi neden bunu hissedemiyorum? Nasıl daha yakın hissedebilirim? Hakkınızı helal edin. Önceki sevgin nefsaniydi. Yani Allah'a karşı hiçbir sorumluluğunu yerine getirmiyordun. Ama kendince nefsin ve şeytan, sen Allah'ı çok seviyorsun. İşte Allah sevgisi sende var gibisinden öyle seni kandırıyorlardı. Sen sevmenin tecelliyeti olan, haramlardan uzak durma ve Allah'ın emirlerini, ibadetleri yerine getirmeye başlayınca o nefsani duygu senden gitti. İnşallah hakikate doğru yol alacaksın. Selamun Aleyküm. Bir tanıdığımız zar sürekli dövme yaptırıyor. Vücudunda çok sayıda dövme var.
Doğru olmadığını bildiği halde kendine engel olamadığını söylüyor. Bu durumda kurtulması için ne yapabiliriz? Yani hasta demek ki o zaman psikolojik, psikolojik rahatsızlığı var. Tedavi görecek. Bir kimse kendini durduramıyorsa tedavi görecek. Ben sizin sakalınızın olduğu bir kolye takıyorum dervişlerinizin. Birinden almıştım.
İşlerimin daha da hayırlı gittiğine inanıyorum. Sakal ve cübme konusuna istinaden. Allah yardımcınız olsun. Yani dervişlerin böyle sufilerin bu tip şeyleri oluyor. Selamun Aleyküm. Bin yüz elli lira zekat vermem gerekiyor. Geçen sohbette batmış esnaflara verebilirsiniz demiştiniz. Benim de alacağım var. Bir esnaftan alacağıma karşılık sayabilir miyim? Vereceğim zekatımı nasıl uygulama yapayım? Beni bilgilendirmenizi isterim. Sayabilirsin. Telefonu açacaksın ona. Diyeceksin ki ben sendeki alacağımdan bin yüz elli lira düştüm diyeceksin. Bana bin yüz elli lira borcun yok diyeceksin. Bitecek. Selamun Aleyküm. Bir derviş adayının kitaplığında mutlaka bulunması gereken kitaplar nelerdir?
Muhakkak bir elmalı tefsiri alabilir. Muhakkak bir riyaj salin üç cilt alabilir. Muhakkak kuduri tek cilt alabilir. Veya dört ciltlik el hidayı alabilir. Muhakkak kuşeyri risalesi alabilir. Muhakkak sülemi risalesi alabilir. Selamun Aleyküm zikrederken kalbime ben kimim diye bir soru geldi. Sonrasında kafamda bir sürü soru oluşmaya başladı. Ben dedim ya ya hak ile ise ya da nefise ise o zaman benlik dediğim bir şey irade mi? Bir sürü düşünce geldi. Yoksa ben yok mu yoma kadar gittim. Yok olma düşüncesi ve tek Allah'ın varlığının olma düşüncesi içimi huzurla doldurdu. Bir yandan da hala daha kafamı kurcalıyor. Ben kimim? Benlik dediğimiz gerçekte var mı? Varsa nedir?
Yoksa bunlar boş düşünceler mi? Kendini sorgulamaya devam et ben kimim diye. Bu güzelmiş ya. Bir arkadaş hem televizyondan hem iki tane bilgisayardan şeyden. Üç yerde mi yayın var? Nereden var? Facebook ve YouTube'dan veriyorsunuz. Anladım. Evet. Üç tane birden iki bilgisayar bir televizyondan izliyormuş. Bence kendimce baktım her yerde sizi görüyorum demiş. Harika. Selamun Aleyküm.
Darül Harp'tık olduğumuz için faiz kullanmak caiz mi? Harbi ile müminin arasında Hanefiler öyle demişler. Faiz yoktur demişler. Mesela diyelim ki işte bir faizi helal sayıyorsa bir kimse onunla aranda da faiz olmaz. Veyahut da bir şu anda dünya ekonomisi malum faizin üzerinde dönüyor. Dünya ekonomisi faizin üzerinde dönerken dünyada da İslami bir sistem olan bir devlet yok varsa da ben tanımıyorum. Bilmiyorum yani. O yüzden normalde bu devlet sistemleriyle veya bu devlet sistemlerin yan kurulaşları gibi duran bankalarda arasında faiz olmuş olmaz. Estroman ticareti caiz mi? Olabilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Alkolsüz yerde ücretle estroman çalmak caiz midir? İşte burayla alakalı hani insanları eğlendirme kastıyla böyle buralara doğru gitti mi o zaman oralardan kazanılmış olan parayı uygun görmüyor Hanefiler.
Hatta insanları böyle eğlendirmek için bu tip işler yapan kimseler şeytanın hani tabiri caizse böyle şeytanın şeytanın neyi diyor o müezzinleridir. Hadis şeridi öyle diyor. O yüzden yani normalde estromanlar mesela bir ilahide bir zikrullahta böyle bu tip şeylerde kullanılırsa bunda bir sıkıntı yok. Ama öbür türlü insanların heva ve heveslerine daldığı harama daldığı yerlerde sıkıntılı.
Kadın şarkıcının arkasında ücret estroman çalmak caiz midir? Yine aynı meseleye giriyor bu mesele. Yani o bununla alakalı sıkıntılar var. Allah muhafaza eylesin. Hayırlı geceler. Kendini bilmek için bir ayna gerek. Sufiler için ayna üstadırdır. Bunun kestirme yolu en hakikat ise Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendine batın-i ayna etmektir. Bu durumu biraz aydınlatabilir misiniz? Yani bir kimse kendi tavır ve hareketlerini direkt Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tavır ve hareketleriyle karşılaştırması lazım.
O böyle bir şeyde ne yapmış? Mesela örneğin o yemeği nasıl yerdi? Biz nasıl yiyoruz? O yolda nasıl yürüldü? Biz nasıl yürüyoruz? O adaleti nasıl temsil ediyor? Biz nasıl temsil ediyoruz? O hak ve hukuk dairesinde nasıl davranıyordu? Biz nasıl davranıyoruz? diye kendimizi onu ayna yapabiliriz. Son durum, son sorum. İtikafın son gününde 70 bin tevhidi tamamlayamayan kimse Arife günü akşam ezanında itikaftan çıkabilir mi? Çıkabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Yani 10 gün durulması lazım itikafta. Eğer bir kimse akşam namazında itikafa başladıysa Arife günü akşam namazında itikaftan çıkabilir. Genelde Şeyh Efendi Hazretleri sabah namazında çıkarttırırdı bize. Bayram sabahı çıkardı. Yani biz bir gece daha fazla duruyorduk. İçeride çünkü 10 gün delinince 10 gece 10 gündüz olması lazım.
Bunu ona göre hesaplayın ama bir kimse mesela Arife akşam namazında çıkacağına niyetlendiyse Arife akşam namazında da çıkabilir. Selamun Aleyküm. Sizden ricam üstadımın numarasını alabilir miyim? Tokattan almak istiyorum. Olur verelim canım kardeşim. Tokada da verelim inşallah. Camilerden de elveda söyleniyor. Ramazanın son günü, Ramazanın son günü olunca cami hoparlörlerinden Eylül Aleyküm Beyitler okunuyor. Biz biliyorsunuz sufiler hiçbir şeye elveda demiyoruz.
Bizde elveda yok, bizde veda etmek yok. Selamun Aleyküm. Ben ölünce inşallah Peygamber Efendimiz ve Üstadım derviş kardeşlerimle beraber Rabbimin cemaline bakıp zikretmeyi hayal ederim. Rabbim doğru yoldan ayırmasın inşallah.
Lakin ben eşimle beraber olmak istemiyorum öbür dünyada. Bayanım bu hakkı mıdır? Bu hakkın. Adam ne çektirdiyse kadıncağıza. Allah selametlik versin inşallah. Herkesin hakkı kim kimle olmak istemiyorsa olmayacak. Selamun Aleyküm. Ben Kadir Gecesi sabah namazından sonra itikafa niyetlendim. Ama bugün bitirdim. Bu itikaf kabul olur mu hakkınızı helal edin. Size layık bir derviş olamadım. Şimdiden bayramımızı kutlarım. Allah iyilik versin inşallah. Cenab-ı Hak yapılan ibadetlerinizi kabul eder. Neden kabul etmesin? Bunun üzerinde bir şey şüphe etmenize gerek yok.
Selamun Aleyküm efendim. İstanbul'dan Zulfiye Eren küçük. Sizden ders almak istiyorum. İnşallah. Size de ders verelim. Selamun Aleyküm efendim. Pagan inancı, paganizm nedir? Pagan inancı putperestlik başa bir şey değil. Efendim devletimizi yöneten seçimle seçilmiş kişilerin, hükümetin yurt içi ve dışı yapmış olduğu iyilikler, hayırlar, yardımlar, faaliyetlerinde kazanılan sevaplar da birey olarak kazanımız var mı? Bu şer için de geçerli. Zerrece hayır yapanın hayri karşılıksız kalmaz.
Zerrece şer işleyenin şerri cezasız kalmaz. Bu normalde yapılan şeyler, bu vatandaşların vergileriyle oluyor. İnşallah Cenab-ı Hak onlara da bir nasip veriyordur. Selamun Aleyküm. Sorum şudur. Huysuz, hiçbir şeye memnun olmayan bir anneye nasıl davranılmalı? Hep bana, hep bana benim güzellendim. İyi günler. Allah yardım etsin inşallah. Kolay değil böyle annelerle uğraşmak. Ama sabredeceksiniz. İmtihan bu işler. Allah yardımcınız olsun inşallah. İtikafta bitiremediğimiz günlerin zikirlerini tamamlamak için oruçlu olmak gerekir mi? Yok gerekmez. Hayırlı akşamlar, sizi rüyamda gördüm. Allah bana her şey verdi.
Çok şükür diyordunuz. Allah'a şükrediyordunuz. Siz de şükredin. Hamdolsun Allah bize her şeyi verdi. Takvayı zamanımıza göre nasıl yorumlamalıyız? Takvayı zamana göre yorumlayacaksak, bu zamanda haram işlememek, farzları yerine getirmek, ehl-i sünnet tarihinde durmak takvadır. Bakın bu zamanda ehl-i sünnet tarihinde durmak, haramları mümkünce günah keballerden uzak durmak, farzları yerine getirmek, nafilelerle Allah'a yaklaşmaya çalışmak gerçekten takvadır.
Bazıları Miraç gecesinde Hazreti Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem'in Allah'ın cemalini gördüğünü, bazıları haşa Allah'ı görmediğini, sadece Allah ile konuştuğunu ve Cibril'i gördüğünü söylüyor. Hangisi doğru? Benim inancım bu, benim kendi inancım. Ben hem Allah'ı gördüğünü, hem Cebrail'i gördüğünü, hem de Allah'la konuştuğuna inanıyorum.
Ve yine bazıları meleklere bir yıllık olacak şeylerin, beraat gecesinde belirtildiği, bazıları ise Kadir gecesinde belirtildiğini söylüyor. Hangisi doğru acaba? Müteşabih bunlar. Birileri öyle diyebilir, birileri öyle diyebilir. Ama ben beraat gecesinin olduğunu biliyorum. Bir yılda olacak olan olayların, lef-i mahfuza indirileşini. Çünkü Kadir gecesinde, Kur'an-ı Kerim indirildi. İndirilmeye başlandı, indirildi. Selamun Aleyküm, Ramazan ayında bazen sahura kalkamıyorum, sabah niyetleniyorum, orucum kabul olur mu? Evet. Selamun Aleyküm, gecenin indir olsun. Ey nefsim, şunu iyi bil, Allah'ı en çok bilen, hayrete en çok olandır.
Her anın bir öncekini geçsin, ve hayreten hayrete geç, diye tweet atmışsınız. Atmışım demek ki, kafam yerinde değmiş. Hayretten hayrete geçmek, neyle alakalı? Bu yoldaki gayretimiz, sizce nasıl olmalıdır? Allah razı olsun. Hayret demek, o güne kadar, hiç görmediği, tanımadığı, bilmediği, bir şeyle karşılaşmak, hayret ediyor. Veya olağanüstü bir hal ile karşılaşmak, hayret ediyor. Hayret, beklemediği, ummadığı, o güne kadar bilmediği, bir şeyle karşılaşmak demektir. Öyle olunca, sufiler, devamlı böyle, hayret içerisinde olmalılar.
Tabi, bu belli bir seviyeden sonra olur, bu hayret. O hayret, her daim artmalı. Sufi veya aşık, hayret ehlidir. O hayret ehli olması, devamlı onun koşmasıyla alakalıdır. O yüzden, hayretten hayrete geç, yani perdeden perdeye geç, halden hale geç. Her daim hayret içinde kal. Hayretin hiç bitmesin, manasında. İkinci sorun, tesbih, teşbih ve tenzih, sırayan ve zamana görem olur. Her an tesbih etmeliyiz. Ama teşbih ve tenzih noktasında, kendimi göremiyorum. Baktığım açıdan mı kaynaklı, zamana mı bağlı? Zamana bağlı olabilir. Yani, burada bir kimse, teşbih'e de, tenzih'e de, hani, düşse, yine de, tevhide devam edecek. Allah'ı zikre devam edecek. An gelecek, o kimse, teşbih edecek. An gelecek, teşbihini, tenzih ile, reddedecek.
Ama ve lakin, tevhid devam edecek. O yüzden, Allah'ı zikretmektir, önemli olan. Hatta, bu teşbih, bir müddet sonra, hani, tenzih, daha doğrusu, bir müddet sonra, insanı yorar zaten. Hani, reddede, yorulmaya başlar. Öyle bir hayret noktasına gelir. Her şey, oymuş der, çıkar. O zaman, tenzih de, teşbih de kalmaz. Selamünaleyküm, hayırlı geceler.
Rabbim sizden, ebeden razı olsun. Bir programda, dikkatimi çekti. kadın kocasını aldatmış. O programdakiler, bulunan herkes, normal karşılıyor. Adam, imam nikahı yapmış diye, ortalık yıkılıyor. Toplumda, bu konuyun, normalmiş gibi, algı, gibi bir algı içinde oluyorlar. Bizlere, ve bizden, bizden sonraki nesillere, dua buyurabilir misiniz? Üç kız evladım var, ellerinizden öperim. Ortamı görünce, çok endişeleniyorum. Endişelenmemek, elde değil. Yani, haramlar, bu kadar insanların içerisinde, hoş karşılanmaya başladı ki, artık, bir kadının, kocasını aldatması, gayet normal, makul görülüyor. Hatta, Diyanet de bunun fetvasını veriyor. Diyin, işte, resmi nikahlı kimlesin?
X kimseyle, resmi nikahlı. Ama arada, kadın birkaç tane daha, adam değiştirmiş, senin nikahın bozulmadı diyor. Resmi nikahlı, kimlesin diyor, onunla da, hayatına devam edeceksin diyor. Yani, bir de, o kimse, zaten eşinden, boşanmaya kalksa, bir de ömür boyu, nafaka ödeyecek. Bir de, işin bu tarafı var. Ne yazık ki, şu anda, bununla alakalı olan, kanunlar, bununla alakalı olan, eee, gerçekten, eee, bu yönetmelikler, kanunlar, ne yazık ki, aile, olmanın, eee, ağır bir, eee, bedelini ödüyor insanlar.
Yani, bir kimse, bir kadın, art niyetli olsa, gitse, bir kimseyle, resmi nikahla, nikahlansa, ondan sonra da, kendisini boşatmak noktasında, boşatsa, ömür boyu, adam ona nafaka ödüyor. Ömür boyu, yani, ölünceye kadar nafaka ödüyor. Adam bir daha evlense, evlendiği zaman, normalde düşünebiliyor musunuz, yeni hayatı da kararıyor. Sebep, çünkü eski hanımına, haberi nafaka ödüyor. İslam'da nafaka üç ay boşanırsa, yani, siz ona üç aylık, iaşesini verirsiniz. Boşanırsınız, biter. Ama, normalde, bitmiyor ki, insanların boşaması. Ve, kadın boşanmıyor, kadın boşanmayınca da, gidiyor, istediği erkekle de, eee, şey yapıyor, ilişkiye giriyor. Kimse de ona, sen neden bu erkeklerle ilişkiye giriyorsun, demiyor.
yani, hatta, yani, böyle, geçenlerde bir haber okumuştum. Eee, kadın, eee, telefon açmış şeye, eee, polise, kocaman beni darp edecek diye. Polis de almış götürmüş adamı. Adam polislere yalvarıyormuş. Yapmayın, etmeyin, bunun böyle bir sevgilisi var. Onu çağıracak eve. Almışlar, götürmüşler, uzaklaştırmayı vermişler. Ve, sonuçta kadın da, gerçekten sevgilisini almış eve. Adam onu yaralamış mı? Artık ne yapmışsa, bir şeyler olmuş. Öyle, eee, haber düşmüştü medyaya. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı, o yüzden, hani, hadis-i şerif var ya, nikah dört şey için yapılır, siz dindar olanı seçiniz diye. Gerçekten, evlenecek olan erkekler de, evlenecek olan bayanlar da, artık böyle, ahlakı düzgün insan aramalı.
Yani, kadın biblo gibi, ahlakı düzgün değil. Erkek böyle, manken gibi, işte, ahlakı düzgün değil. Veya parası var, ahlakı düzgün değil. Veyahut da ne bileyim, işte, meşhur, ünlü bir sülalenin çocuğu. Kadın erkek önemli değil, ahlakı düzgün değil. Gerçekten, çok büyük bir sıkıntı. O yüzden, anne babalara sesleniyorum. Çocuklarınıza nasihat edin, çocuklarınıza anlatın, ahlaklı birer eşle, evlenmelerine yardımcı olun. kız anne babaları, eğer, kızlarınızı isteyen, gerçekten, ahlaklı bir erkek ise, zorlaştırmayın. Bu zamanda, erkekli, ahlaklı bir erkek, ahlaklı bir kadın bulmak, gerçekten çok zor. İnsanlar, öyle bir hale geldi ki, Allah muhafaza eylesin. Hırs, kin, böyle, işte, zenginlik budalası, moda budalası, böyle, işte, gösteriş budalası, erkeklerde de, kadınlarda da, insanın başına ne geleceği belli değil.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Uzaktan, selamünaleyküm, uzaktan ders çektirdiğiniz, derviş kardeşlerinizin, maneviyatını ve ruhaniyetini, görmeniz lazım demiştiniz. Bu tam olarak, nasıl gerçekleşir? Gözümüzün önüne, kardeşlerin, yüzlerinin gelmesi, şeklinde olabilir mi? Yoksa, daha değişik bir şekilde gerçekleşir. Rabıta edeceksiniz, onları normalde, ilgileneceksiniz, rabıt edip, inşallah, hepsini de, Cenab-ı Hakk'a yalvaracağınız, yakaracağınız, diyeceksiniz ki, kardeşlerimiz ne halde, Ya Rabbi, onları bana göster,
dua edeceksiniz, inşallah, kardeşlerinizle ilgileneceksiniz. Peygamberlerin sırası ile gelmesi, kemalata mı delildir? Bir nevi nefis meratiplerini de anlatmakta mıdır? Peygamberler, nefis meratiplerle alakalı bir problemleri yoktur, ama, kimisini kimisinden üstün kıldım demiş. Aralarında kitap verilmeyen peygamberler de gelmiş. O yüzden, öyle kemalat noktasında bir sırlama yapamayız. Ama, peygamberliğin son halkası olan, en kamil olan, Hz. Muhammed-i Mustafa. dua ederken peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Rabbi olan Allah'ım demek doğru mudur? Yani, bir kimse böyle dua edebilir ama Hz. Ayşe annemiz gibi oluyor. Hz. Ayşe annemiz, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine böyle biraz canı sıkılırsa, İbrahim'in Rabbine yemin olsun diye söylermiş.
Eğer böyle aralarında sıkıntı olmazsa, Muhammed'in Rabbine yemin olsun derviş. O yüzden eyvallah, öyle de denilebilir. Üstadım, hadisler veya öğrendiğim ilimlerle amel etmeyi nasıl sürdürebilirim? Bazen bir iki hafta uygulasam da, daha sonraları bırakıyorum. Özür dilerim. Bir iki hafta uygulasam da, daha sonraları bırakıyorum. disiplin edeceksiniz kendi kendinizi. Kendinizi disiplin ederekten yol alacaksınız. Yani, yavaş yavaş, tedirici tedirici ama disiplin ederekten. Selamun Aleyküm.
İlk üç sorum, İslam inancındaki yöntem farklılıklarıyla ilgili. Bir kitapta İbn-i Sina, Sühreverdi ve İbn-i Arabi öncülüğünde, İslam'ın filozofik, işrakilik ve sufilik geleneği içinde yaşanan ekollerinden bahsediliyor. Ve aralarında ciddi yöntem farkı olduğu görülüyor. Ve hepsi de hak olarak anlatılıyor. Üç Müslüman bilge Seyyid Hüseyin Nasr. Sorularım. Bir, temeli Kur'an sünnete dayalı olduğu halde, bir kısmını felsefeden, bir kısmını mantıktan, bir kısım insanların da ilhamdan beslerim, inancını yaşayabilmesi haktır demek yanlış olur mu? İslam'ın bu konudaki tek tip bir dayatması var mı? İslam'ın dayatması Kur'an sünnet üzerine olması lazım. Evet, Kur'an sünneti biz yorumlarken mantık üzerinden, felsefe üzerinden veyahut da ilham üzerinden yorumlayabiliriz.
Ama bunu yorumlarken dikkatli olmamız gerekiyor. Sebebi, eğer biz felsefi açıdan bakacak olursak sadece, o zaman bu felsefi açıdan bakanların bir kısmı, sonradan hukuk ve ibadetle alakalı meselelerde bozulmalar yaşamışlar. Aynı şekilde tarihte olmuş bunlar çünkü. Aynı şekilde sırf mantığa dayalı bakanlar, Kur'an ve sünnetin içerisinde, işte her şeyi mantığa, hepsinde akla bağlamaya çalışmışlar.
Kur'an ve sünnet akıl dini değildir. O yüzden aklın üzerindedir. Aklın anlayamadığı, algılayamadığı yerler olabilir. Birisi oturup, kendi aklıyla tanzim edilmiş bir Kur'an, bir şahsın aklıyla tanzim edilmiş bir sünnet seni yok. O yüzden Kur'an, işte İslam dini akıl dinidir dediklerinde bir aldatmaca var. Sanki yani akıl dini ne demek? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri çok zekiydi. O gün için oturdu, Kur'an'ı yazdı. Ve sünneti Resulullah'ı böyle işte tanzim etti. Akıl dini diyenlerin arkasında bu var. İslam akıl dini değildir. İslam akıl üstü bir dindir. Akla hitap eder ama. Bir şeyin akla hitap etmesi ayrı bir şeydir. Onun akıl dini olması ayrı bir şeydir.
O yüzden ilahi dinlerin hiçbirisi de akıl dini değildir. Ama akla mı hitap eder? Evet. Akla hitap etmekle akıl dini olmasının arasında fark vardır. Kimisinin aklı kısadır, kimisinin aklı uzundur, kiminin aklı derindir, kiminin aklı yüksektir, kiminin aklı dardır, kiminin aklı geniştir, kimisi çok kitap okur, kimisi çok has kitap okudur, kimisi aklını gerçekten geliştirmiştir, kimisi geliştirmemiştir. O yüzden akıl dini dediğimizde, örneğin benim aklım bunu kabul etmiyor dediğinde, biz o kimseye ne diyeceğiz? Aa akıl dini senin bunu kabul etmiyoruz, bunu işlemeye mi diyeceğiz? Burada sıkıntı var. O yüzden Ümmet-i Muhammed'i aldatıyorlar. Bilhassa Türkiye'de bu aldatmaca fazla. İşte bizim dinimiz akıl dinidir. Canım kardeşim bizim dinimiz akla hitap eder.
Akıl dini diyemezsin. Akla hitap eder. Aklın almadığı, aklın kabul etmediği, aklın kabul etmesi mümkün olmayan şeyler vardır. Orada iman girer devreye. Biz şimdi İbrahim'i ateşin yakmadığına iman ediyoruz. Ona inanıyoruz. Ama akıl olarak baktığımızda, ateş yakar mı bir şey? Yakar. Yanar mı bir şey? Yanar. Biz iman ediyoruz. İbrahim Aleyhisselam, İsmail'e bıçağı vurdu, kesmedi bıçak. Biz buna iman ediyoruz bakın. Veyahut da bıçak vurdu, yeniden birleşti, kestiği yer. Biz buna iman ediyoruz bakın. Yani getir bir bıçağı, birisini kes bakalım, kesecek mi, kesmeyecek mi? Bunun gibi. Veyahut da Musa Aleyhisselam'ı, Cenab-ı Hak, denizin üzerinden bir yol açtı.
İman ediyoruz biz buna. Bunun kalkıp da, bu şimdi, akıl bunu, ay işte akıl olarak bunu, şey yapacaklar, ne o, yorumlamaya çalışıyorlar. Canım kardeşim, akıl olarak yorumlamaya çalışma. Buna iman et. Yok iman etmiyor. İllaka aklına uygun değil, onu yapmayacak. Mesela siz balığın karnında, kırk gün birisinin yaşayacağını, kabul edebilir misiniz? Balinanın karnında, veya işte Yunus balığı olduğu söyleniyor. Veyahut da, bir balık düşünün. Yani, biz okyanuslarda ne kadar, nasıl bir balık yaşıyor, ne hayvanlar yaşıyor, tam olarak bildiğimiz yok ki. İşte, bir balık karnında, balığın karnında, bir peygamber, ya bu normalde, balığın karnında, bir peygamber, kırk gün.
Yani, bunu bütün herkes, akıl olarak, baktığında, güler. ama bu iman ediyoruz, böyle. Bir de, ne yaptı? Onu böyle, suyun içerisinde, dalış yapmadı, sakin bir şekilde yüzdü, onu rahatsız etmedi. Kırk gün balığın karnında, Allah'ı zikretti. Kırk güncü gün sonra, geldi kıyıya, açtı ağzını, orada denizaltıdan çıkar gibi çıktı. Üzerinde de, hiç elbise kalmadı. Elbiseler de ne oldu? İçeride eridi, üzerindeki elbiseler. Elbisesiz çıktı, dışarı. Yani, elbise eridi, balığın karnında, ama, peygamber erimedi, içeride. Bakın, elbise eridi. Üzerinde, bir tane elbise kalmadı, Yunus Aleyhisselam'ın. İncelik var orada. Onu belki de, tefsirlerde bulmanız zor olabilir.
Bakın, elbiseyle, yattılar denize, elbiseyle düştü. Ama denizden çıktığında, elbisesi yok. Balığın karnında, elbiseleri eridi. Bildiğiniz eridi. Balık onu sindirdi, balık karnında. Ama, peygamberi sindirmedi. Hiçbir şey yok. Üzerinde böyle, salyamsı şeyler vardı. Böyle, zaten dışarı çıkınca, güneşe de çıkınca, kurudu zaten onlarda. O nereye gitti? Bir plaja getirdi, koydu. Ya bunu normalde, akıl olarak, nasıl kabul edeceksin bunu? Ama biz buna iman ediyoruz. O yüzden, meseleye, felsefi ve mantıki açıdan bakanlar, eksik kalırlar. Meseleye sadece, ilhami açıdan bakan da eksik kalır. Sebep, Kur'an'ın bir de zahiri var. Canım kardeşim, sünnet-i senenin bir de zahiri var.
Yani sen, normalde, sana gelen ilham, sadece seni bağlar çünkü. Toplumu bağlamaz, diğer insanları bağlamaz, devleti bağlamaz örneğin. Bir kurum ve kuruluşu bağlamaz. Sadece ilham üzerine de din yaşanmaz. Dinin çünkü hukuku, kuralı, kaidesi var. Ben kalbime böyle geldi, ben böyle yaptım. Ya olur mu öyle şey? Neden? O senin kalbine gelen, Kur'an ve sünnete uygun olduğu müddetçe doğru. O yüzden, bunu böyle, bir kısım, batıdaki bulunan, bu Seyyid Hüseyin Nasır gibi insanlar, Seyyid Hüseyin Nasır'ı iyi araştırın. Üç Müslüman bilge, bunun ikincisi kim? Ali Şeriat'ı. Bunun üçüncüsünün kim olduğunu biliyor musunuz?
Hümeyni. Ve bu Ali Şeriat'ı ve Seyyid Hüseyin Nasır'ın kitaplarını getiren, Türkiye'de çeviri yapan, böyle bir İslami bir teşkilat var. Yani Ali Şeriat'ının hadis-i inkarcısı olduğunu, Ali Şeriat'ının çok sıkıntılı, imani ve itikadi noktalarda sıkıntılı olduklarını bildikleri halde, mesela, onun kitaplarını Türkçe'ye çevirip, Türkiye'de yayınlıyorlar.
Ve Ali Şeriat'ı ile alakalı, oturulsa, ders yapılsa, kitaplarında ve eserlerinde o kadar çok sıkıntılı yerler çıkarılır ki. Ama ne yazık ki, belli bir İslami grup tarafından, özellikle bu getirtiliyor Türkiye'ye. Ve o grup da kendisinin, Kur'an Sünnet tarihisinde olduğu söylüyor. Mesela işte, o grubun bazı yetiştirdiği kimseler, böyle Ali Şeriat'ı'dan paylaşımlar yapıyorlar, tweetlerde. Ve bunlar böyle sosyal medyada çok kuvvetli kimseler. Ali Şeriat'ının paylaşımlarını yaptıklarını gördüm de, bunlar diyorum, zehirlenmişler, zehirlerini akıtıyorlar. Allah muhafaza eylesin. İkinci soru, Kur'an Sünnet'ten sonra ilhamı kaynak olarak görüp, bu inançla Müslümanlığını devam ettiren bir kimsenin, ilhami kaynaklarını diğerlerine açıklaması gibi, bir dini mecburiyeti var mıdır?
Yok. Bir mecburiyeti yok. O yüzden o kimse ancak, kendine ve yakın çevresine, ona inananlara olabilir. Bir zorunluluk olmaz. Ve o ilham, bunun üstüne basa basa söylüyorum, Kur'an ve Sünnet'e uygun olması lazım. Çünkü, eğer Kur'an ve Sünnet'e uygun değilse, söylenilen ilhamlar, hatta, tasavvufun kendi tekniğine uygun değilse, tasavvufun da kendine ait bir kuralları var. Tasavvufun o kendine ait kurallarına da uyması lazım. Yani bir kimse, işte şimdi duyuyoruz ya bunları zaman içerisinde, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi vefat etti, gitti, vazifesini yerine getirdi, gitti. Sağlığında kime ne verdiyse verdi. Vermedi, vermedi. Eyvallah. Yani vefat edip gittikten sonra, ben rüyamda gördüm, bana zakirlik verdi.
Yani bu doğru bir teknik değil. Benim kalbime ilham geldi, ben rüyamda gördüm, bana böyle yaptı. Bunlar doğru değil. Bunların sonu yok. Bakın bunların sonu yok. O zaman, hani ilham, çünkü rüya da ilhamın içerisinde. Kalbe gelen söz de, veyahut da işte, gözünün önüne gelen görüntü de ilhamın içerisinde. Bunların hepsinde, Kur'an, sünnet ve aynı zamanda da, işte, ilk sufilerin koymuş olduğu, o muhteşem kurallara uyması gerekiyor.
Sufiliği seçen kişi, soru üç, Sufiliği seçen kişi, öncelikle seçtiği yolun ilhama dayalı olduğunu bilip, reddiyelere karşı da bunu iletmesi, ilhamını mantığa oturtup, diğerlerini açıklamaya çalışmaktan daha kolay olmaz mı? Buradaki kişinin yöntemi ne olmalıdır? İlham da mantığa oturmayabilir ki. O yüzden diğerlerini böyle anlatmaya çalışmasına gerek yok. Bazen öyle haller zuhur eder. İşte buradan nereye gideceksiniz? Ankara'ya. Normal şartlarda nereden gidilecek? İşte İnegöl, İnegöl, Bozuyuk, Bozuyuk'ten sonra, işte Sivrihisar, Polatlı, Ankara. Yani o kim, ilham öyle bir şeydir ki, Bolu üzerinden gidileceğini söyler sana. Ne yapacaksın o zaman? Bunun mantık gibi açıklaması var mı ki?
Yok. Yani mantık ne der burada? En kestirme yol, birinci anlattığım yol. İkinci anlattığım yol, kestirme değil, uzun. Bunun mantık açıklaması yok. Hayırlı bayramlar, üstadım bayramınız mübarek olsun. İlhanızdan öperiz. Bayram başladı mı ki? Bayramlaşma, bakın bayramlaşma, yarın bayram namazı vaktinde başlar. Üçüncü gün, ekindi namazı vaktinde bayram biter. Bu bayramlaşma da, bayram namazı vaktinden itibaren başlar. Siz kurban bayramını, normalde kurbanınızı, zarife günü kesebiliyor musunuz?
Hayır. Keserseniz, kurban hükmünde değil. İslam'da bütün ibadetlerin vakti vardır. Sufi vaktin çocuğudur diye, o yüzden denmiştir. Şimdi birkaç tane böyle hayırlı bayramlar diye, şeyleri görünce, o yüzden belirtmek istedim. Bayrama girmedik daha canım kardeşim. Bugün Ramazan'ın son günüydü, bitti. Bugün Arife gecesi yaşayacağız. Bir de Arife mübareğe de yok. Arifeniz mübarek olsun. İyi kardeşim, o zaman Perşembe de mübarek olsun, Salı da mübarek olsun, Pazartesi de mübarek olsun. Sosyal medya, sizi farklı yönlere götürmesin. Bir şey paylaşmak zorunda değilsiniz. Bir şey göndermek zorunda değilsiniz. Diyebilirsiniz.
Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Selam vermek istedim. Eyvallah. Ama Arife gününüz mübarek olsun. Arife geceniz mübarek olsun. Şimdi de bayram gelmedi. Bayramınız mübarek olsun. O zaman üç gün öncesinden başlasın millet. Gelecek bayramınız mübarek olsun. Atsın bir mesaj, bitti iş ya. Bayram sabahı onunla mı uğraşsın? Yapmayın. Veyahut da şimdi koronadan dolayı, işte bayramda çıkma yasağı var. Korona bitti. Ne gün bitti? İşte Salı gün bayram bitti. Korona da bitti. Çarşamba gün bitti. Haydi geçmiş bayramı mübarek olsun. Allah Allah. Geçen senekini de kutla o zaman. Bir önceki senekini de kutla. Daha önceki senenini de kutla. Daha önceki seneyi de kutla.
Kutlayamadığın bütün bayramları kutla tek tek o zaman. Bu da yok. Veyahut da geçmiş cumanız mübarek olsun. Geçmiş canım kardeşim ya. Zamanında mübarek deseydin. Zamanında tebrik ettin. Ettin, ettin. Etmedin. Ne bu ya? Farz değil, vacip değil. Geç, yürü. Bak işine. Gecenin saat 12'sinde geçmiş cumanız mübarek olsun. Mesaj. Örneğin. Gerek yok. Hayırlı geceler de. Eyvallah. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden bayram tebriği yok. Şimdiden daha. Yarın bayram namazı kaç işte yediği kusur geçer mi? Kaç geçerse ondan sonra Bursa'da bayram namazı kılındıktan sonra herkes bayramlaşır. İnşallah. İtikafa giren kardeşlerden son iki gün sonradan haberimiz olduğu için elmaya okumalarını rica ettik.
Acaba yine de kabul olur mu? İçimizde tereddüt oluştu. Hakkınızı helal edin. Bilemeyiz. Cenab-ı Hak nasip etsin. Cenab-ı Hak kabul etsin. Ben şeyhim bana 10 gün okuturdu. O yüzden benim bildiğim bu. Hasta annemin durumu giderek ağırlaşıyor. Fakat eşi öz babam değil. Beni evlerine almıyor. Doktor annemin üzülmemesi gerektiğini tembihledi. Annem de ben de çok üzülüyoruz. Annem Allah korusun annem bir şey olsa ben bu kişiyi affetmem. O kişi de benim eşimin ona yaptığı saygısızlığın öcünü benden alıyor. Onun aynı konuma gelmiş olmuyor mu? benim bu kişiye borcum da var. Ancak sabırsızlandığı için mi böyle yapıyor? Anlayamadım. Yarısından çoğunu ödedim. Bir kısmı kaldı.
İnşallah ödeyeceğim. Çok daraldım. Annemi de üzmek istemiyorum. Şimdi evlenmiş bir kız çocuğunun haftada bir annesini ziyaret etmesi aynı şehrin içindeyse hakkı. O yüzden bu hakkı annenin kocasının engellemesi doğru değil. En az haftada bir bunu evli kadınların kocaları da eşlerine haftada bir anne babaların evlerini ziyaret etmelerine müsaade etmeleri gerekir.
Bunlar kadınların hakkı. Hanefe'ye göre söylüyorum. O yüzden mesela bir erkek eşini bir yere götürmek istemeyebilir. Ona müsaade etmek istemeyebilir. Ama eve gelecek olan işte kızına yasak koyması hakkı değil. O yüzden bu ev benim bu kadın da benim. istediğimi katarım, istediğimi katmam bu doğru değil. Muhakkak o kızların, kadının, kadının kızlarının, oğullarının, çocuklarının yani annelerine bakma, annelerine gelme, annelerini görme hakları var. O yüzden o burada parantez içerisinde öz babam değil demişsiniz. O kimsenin kadının çocuklarının eve gelmelerine müsaade etmesi gerekir.
Evlerine almakla kalmıyor. Annemin tüm telefon görüşmelerini dinliyor ve mesajlarını okuyor. Hiç gizlisi, saklısı kalsın istemiyor. Artı benim de aramama ve mesajlaşmama dahi annemle izin vermiyor. Sizce bu kişi merhamet noktasında hem anneme hem de bana ne durumda? Üstelik de derviş. Yani derviş olması bir kimsenin bir şeyi ifade etmiyor. yani dervişse derviştir. Yani bir derviş ne o onun üzerinden on olacak diye bir kaydı yok. Neden derviş oluyor insanlar? Kendilerini orada düzeltmek için. Kendilerini orada ahlaklarını iyileştirmek için. Yoksa her gelen bir kimse on numara beş yıldız olsa dergahta ne işleri var? Sufilik yolunda ne işleri var?
Onlar kendilerini düzeltmek için geliyor bütün herkes. O yüzden bu yapılanlar doğru değil ama bunu da ona anlatacak bir kimse lazım. Yani derviş derken bizim dergahtansa eğer benimle iletişime gitsin. Biz nasihat edelim kardeşimize her kimse. Selamun Aleyküm hayırlı akşamlar. Zamanında arkadaşımın bir şeyini alarak kul hakkına girmiştim ve en yakın arkadaşım olmasına rağmen böyle bir şey yapmıştım. hala da en yakın arkadaşım ama her gün Allah'a tövbe ediyorum. O arkadaşımın haberi olmadan aldığım şeyi ona geri verirsem kul hakkından kurtulmuş olur muyum? Bir nevi helallaşmış olur muyum? Ya da çaresi nedir?
Ona geri ver. Habersiz almışsın habersiz ona geri ver. Onu koy. Önemli bir mazuratım daha olacak. 9-10 senedir tekkenin içerisindeyim. Çok güzel insanlar, arkadaşlar, abiler edindim. Ama zamanla şahit olduğum, rahatsız olduğum ve sizin de rahatsızlık duyacağınızı düşündüğüm olumsuz konular var. Bazı abilerim, kardeşlerim sizi ilahlaştırma seviyesine getirdiler. Sizin hakkınızda onlara merak edilen bir soru sorduğumda veya sorulduğunda düşmanmış gibi cevap verip tavır sergiliyorlar, kalp kırıyorlar. Buna da şahit oldum ve yaşadığım için böyle söylüyorum. Üstat kusursuzdur, o her şeyi bilendir şeklinde örnekler. bu kişiler size daha yakın olan kişiler, ismi bilendi kişiler. Olabilir.
Bakın sizde bakın bu tip meseleleri şikayet etmenize gerek yok. Sebep ben uzakta bir insan değilim. Sonuçta pazartesi, her perşembe namazgahta bütün sorulara cevap veriyorum. Her cumartesi vakfın bulunduğu yerde veya bulunduğumuz yerlerde bütün sorulara cevap veriyorum. Bu biraz böyle kaçamak şeyler. bakın burada da önemli olan sorulara bütün hepsine cevap veriyorum. Önemli olan sizin yazmış olduğunuz sorulara cevap verilmesidir. Neden yazmadınız buraya mesela ben şurada şunu yaşadım burada bunu yaşadım diye. Bir de bir kimse yani bizim aramızda bizim kardeşlerimizde bu ilahlaştırma kelimesi çok ağır. bakın çok ağır. Birisi de kalksa benim şeyhimin kusuruna söyleme kalksa ben derim ki ben şeyhimin benim ben kusurunu görmedim ağzını kapat kardeşim der.
Bu gıybeti önlemektir. Yoksa ne ilahlaştırsınlar ki gıybeti önlemek farklı bir şeydir. İlahlaştırmak farklı bir şeydir. Sen işte ya Mustafa Özban'da şu hataları var dediğinde gıybet ediyorsun. gıybet ettin kim? O kimsenin şeyhi. Senin de şeyhin. Nasıl gıybet ediyorsun? Doğru olsa dahi gıybet ediyorsun. Doğru değilse iftira ediyorsun. O zaman nasıl olacak? Evet benim etrafımdaki yakın arkadaşlar benim hakkımda birisi bir şey eleştirer konuşmaya başlarsa konuşturmazlar. Doğru. Ben de konuşturmam onlar hakkında. Doğru olan bu ki zaten. Oturalım dergahta kim ne yapmış onun dedikodusunu mı yapalım?
Bu doğru mu? Değil. Gelecek bir kimse benim etrafımdaki insanları eleştirecek. Benim yanımda eleştirecek bir de. Nasıl eleştirsin kardeşim? Eleştirttirme. Ben 30 yıldır onlar benim kardeşim yol yürüyoruz beraber. Eksiğiyle fazlasıyla artısıyla noksanıyla eleştirtmem yanımda konuşturtmam da varsa bir şeyin gel bana söyle de ki böyle böyle böyle böyle böyle haksızlığa uğradım de ben uğraşayım bunda bir sıkıntı yok.
Ama dedikoduya gıybete iftiraya hayır. Hiçbir kimse hiçbir derviş kardeşinin arkasından dedikodu etmez. Bir sufi üstadının arkasından dedikodu etmez gıybet etmez iftira etmez öyle bir şey yok. Sufiliğe aykırı zaten. O yüzden benim yakın dairendeki arkadaşlar benim aleyhime hiç kimseyi konuşturmazlar. Bu ilahlaştırmak değil ki. Üstad kusursuzdur o her şeyi bilendir şeklinde örnekler. Evet doğru bir sufi bir derviş kendince öyle der. Benim şeyhim de benim nazarım da kusursuzdur kardeşim. Benim yanımda ben bir hatasına bir kusuruna bir eksikliğine bir yanlışına denk gelmedim. Ha var mıdır vardır beni ilgilendirmez. Bu sufiliğin getirdiği bir şeydir.
İnsan sevdiğine laf söyletir mi? Söyletmez. Benim sevdiğime birisi laf söylemek yoksa ben onu sustururum. Eski zamanım olsa ağzını cartak yırtarım. Daha önceki zamanım olsa ağzını yırtmama gerek yok. Ben bamogüme bamogüme girer sererim onun yere. Birisi benim sevdiğime laf söyleyecek. Diyecek ki gözünün üstünde kaşı var. Onun gözünün üstünde kaşı var dediğinde o kendi kaşı kalmaz onun. Öyle benim sevdiklerime kimse laf söyleyemez. Ben çıkarım tepesinde çiğnerim ben her zaman için söylerim onu. Ama bir başkasına onun kılına dahi zarar verdirttirmemem. Laf söyletmem. Normal bu. O yüzden hadisi kutsi vardır.
Hadisi şerif mi? Hadisi kutsi mi? Karıştırabilirim şimdi. Ama hadisi kutsi olarak hadisi şerif olarak kesin net. Siz bir başkasının sevdiklerine söyle sövmeyiniz ki onlar da sizin birisinin sevdiğine dokunma. Sen birinin sevdiğine dokunursan o da senin sevdiğine dokunur. Sen birinin sevdiğine laf söylersen o da senin sevdiğine laf söyler. Hatta sen birinin ilahına laf söylersen o da senin ilahına laf söyler. O yüzden hiç kimsenin ilahına hiç kimsenin sevdiğine hiç kimsenin dostuna hiç kimsenin annesine babasına hiç kimsenin eşine hiç Kuduklarına bir laf söyleme. Söyleme ki o adam da seninkinlere veya o kimse de seninkinlere bir şey söylemesin. Çünkü insanın inancı kutsaldır. Neye inanıyorsa inansın.
Sen git Hindistan'da hadi ineğe küfret bakalım. Parçalayıversinler seni anında. Hadi sen git Buda'ya küfret hadi bakalım. Parçalayıversinler seni anında. İnsan sevdiklerine, kutsal gördüklerine laf söyletir mi? Ama insanlar böyle köpeksüz köyde değneksiz dolaşıyorlar. Yani herkes istediği gibi bir kimsenin arkasından atıyor, tutuyor, konuşuyor, söylüyor. Bu senin için söylemiyorum. Toplum hastalığı bu. Adamın sevdiğine laf söylüyor. Ondan sonra onu da koruyunca ilahlaştırıyorlar bunu. Sen ne ama sevdiğine laf söylüyorsun? Ne yapsın? Seninle beraber küfür mü etsin? Seninle beraber oturup kıyıp etmezsin? Goy koy mu etsin seninle beraber? Bak sevdiklerimize sahip çıkamıyoruz.
Millet ezanlardan, minarelerden şarkı türkü çağırıyor. Bakın kahrolsun şeriat diye yürünüyor. Bu ülkede yüründü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bu ülkede hakaretler edildi. Hala da ediliyor. Şeyhlere, imamlara, hocalara hakaretler ediliyor. Hala da ediliyor. Bu sebep biz kendi kutsalımıza sahip değiliz. Kendi sevdiklerimize sahip değiliz. Onun arkasında duramıyoruz biz. Sen ne konuşuyorsun diyemiyoruz biz. Pısırık bir ümmet olduk biz. Pısırık bir ümmet. Sümüklü. Sevdiğini dosdoğru sevemeyen, sevdiğinin arkasında cesaretle duramayan. Öyle bir hale geldik. Ya dinleriz daha biz böyle.
Acaba doğru mu ya? Yapmış mıdır acaba ya? Böyle bu hale geldik. Elhamdülillah. Etrafımdaki kardeşler böyle bu konuda iyi sahip çıkarlar. Evet, benim hakkımda laf söyletmezler. Söylemeyin. Varsa bir derdiniz, gelin söyleyin bana. Allah muhafaza eylesin. Yani sufilikte zannediyorlar hani böyle hiçbir şey yok. Sufilikte dayak da var. Adam terbiye etmezse eski sufiler dövmüşler de. Evet. Yani dergahtan atmamışlar. Sen ne adam olmuyorsun diye iki tane derviş göndermiş. Dövün şunları demiş. Dövmüşler de. Terbiye terbiyedir. Öyle adam nasihatla uslanmıyorsa hakkı kötek o zaman. Yapacak bir şey yok.
Allah yiyesin. O da var. O yüzden dergahın içerisinde kimse kimseyi böyle arkasına eleştirmesin. İşte sizin etrafınızdaki kimseler işte size laf söyletmiyor. Laf mı söylesin bir de ya? Otuz yıldır benimle beraber adamlar. Yirmi beş yıldır, otuz yıldır, on sekiz yıldır, on beş yıldır neyse adam derviş olmuş. Gelmiş bağlanmış. Laf mı söylesin bir de? Sen kendi kendini açığa vermişsin burada. Ya? Kendi kendini açığa düşürmüşsün. İnsanın sevdiğini koruması, kollaması, onu ilahlaştırması demek değildir. Sevdiği için göğsünü siper etmesi, onu ilahlaştırması demek değildir. O sevgisini gösteriyor. O mıymıntı sevmiyor, sümüklü sevmiyor.
Benim sevdiğim bir kimseye birisi laf söyleyecek, ben indirim onu aşağıya. Şimdi o arkadaş dergahta değil, bir gün o bir arkadaşla gidiyoruz, araba kullanıyor. O arabayı kullanıyor. Böyle adam böyle kenara çekilmedi. Böyle silmesine geçti. Küfretti adam dışarıdan. Arabayı kullanana küfretti. Ben durdur arabayı dedim, durdurdu. Ben indim, adamın gırtlığına sarıldım ben. Dedim, sen nasıl bu adamın anasına küfür ediyorsun? Bu bembeyaz oldu. Dedim, bütün annelere küfür ettin sen şimdi. Böyle eğdim boynunu arabaya. Dedim, özür dile bu adamdan. Özür dilerim, hakkını helal et. Bir daha küfür edecek misin dedim bir kimseye sen? Ben küfür etmeyeceğim.
Ben seni tanıdım, sen Mustafa Hoca'sın. Ha ben oyum dedim. Bir daha hiç kimsenin dedim, küfretme kimseye. Şimdi o arkadaş bakın dergahta değil, hiç önemli değil. Bir kimse benim yanımdaki bir kimseye. Kim olursa olsun, onun dedikodusunu etmeyecek, gıybetini etmeyecek, ona iftira atmayacak. Ben onu küfrettirmem benim yanımdaki bir kimseye. İsterse benim sevdiğim, isterse sevmediğim adam olsun. İsterse hiç haz etmediğim bir adam olsun. Ben onun namusunu, şerefini, haysiyetini o olmasa dahi korurum. Müminlik budur. Dervişlik de budur. Sevmek de budur. Senin yanında olmayabilir o kimse. Sen sıra dağlar gibi kaykılırsın, göğsünü dikersin. Benim yanımda, benim sevdiğimin kimsenin arkasından konuşamazsın kardeşim dersin.
Onun namusu, şerefi, haysiyeti şu anda bana ait dersin. Onu korursun. Sen sevdiklerinin namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini onların gıyablarında korursan, Allah da senin namusunu, şerefini, haysiyetini senin gıyabında korur. Sen sevdiklerinin namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini onların gıyablarında korumazsan, Allah da senin namusunu, şerefini, haysiyetini senin gıyabında korumaz. Benim inancım budur. Evet, zakirlere, çavuşlara, yakın dairedeki derviş kardeşlerinin hiçbirine de laf söyletmem. Uzaktakına, yakındakına. Hiç kimse bizim derviş kardeşlerimize bana böyle bir laf söylemesin. Varsa bir problemi gelsin ben halledeyim. Ama dedikodusunu yapmasın, gıybetin etmesin, arkasından konuşmasın. Çöpümüzün dahi arkasından hiç kimse konuşmasın.
O çöpte bizim. Çöp çöp, bildiğin çöp. Çöpümüze dahi konuşmasın. Ya bu dergâhtan ne kadar çok çöp çıkıyor dahi demesin. Demesin kardeşim. Çöpümüze dahi laf söylemesin. Bizim çöpümüz dahi kıymetli. Değil ki kardeşlerimize laf söyleyecekler. İtikafa on gün niyetlenip, üç gün sonra çıkan kalan yedi günü nasıl kaza edecek? O normalde itikafa on gün niyetlendi, üç gün sonra çıktıysa yedi günü sonra niyetlenip, yine oruç tutaraktan onun yerine iade edecek. Çünkü Ramazan itikafı, normal itikaf olmuş olsa oruçta olması şart değil. Ramazan itikafında on gün niyetlendiyse o yüzden yedi günü ardından kaza edecek. Yedi günü birden mi niyetlenecek?
Sünnet o Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri birden niyetlendi. Yoksa üç gün bir, dört gün bir, yok. Öyle değil. Yoksa on günü baştan mı kaza edecek? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri çıktığı günleri kaza etti. Hikmet-i ilahi nedir? Bir şeyde hikmet ararlar ya, yani bir şey olur, senin elinde bir şey değildir. Hikmet-i ilahi bu dersin mesela. Birden hızla yağmur yağar, sel götür bir tarafa. Hikmet-i ilahi dersin yani. Böyle yağmur yağacakmış, yapacak bir şey yok. Hikmet nedir? Hikmet bir dervişin hoşa gidecek, böyle şeyhin ilgisini çekecek, onun duasını almasına sebep olacak bir iş yapması, bir amel işlemesi. Ve şeyhin bundan hoşlanması, o yüzden ona böyle nazar etmesi, böyle pozitif nazar etmesi, şeyh nasıl himmet eder dervişlerine, böyle pozitif ona nazar etmesi, onlara dua etmesi, onların üzerinde olumlu düşünmesi.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bir ablanın sorusu, 2012 yılından bu yana süren bir iş mahkemesi var ve hala sonuçlanmayan mahkeme, bugüne kadar ki yasal farkı ana paraya ekleyerek hesaplıyor. Mahkemenin bu kadar uzun sürmesinden doğan fark bu. Bunun adı yasal faiz diye geçiyor. Bu fark kişinin eline geçince ne yapılmalı? Hak mıdır, haram mıdır, nasıl kullanılmalı? Ben Şafi'yim, eşim ise Hanefi, iki mezhebe göre nasıl yapmamız gerekir? Para kimi, Şafi'nin mi, Hanefi'nin mi? Bu önemli değil, Şafi de olsa, Hanefi de olsa, bugünkü şartlarda, tabii Şafi'lere göre Darül Harp farklı hukuku var. Ama Darül Harp, Darül Harp'tır. Şafi'lerde farklı da olsa, Hanefi'lerden daha böyle yumuşak değil, daha keskin onlarınki.
O yüzden bir şey olmaz, bu parayı alabilirler ama İmam Şafi'nin Darül Harp'te de, Darül İslam'da da kişinin faiz almasını, uygun görmemiş, bir tek Hanefi'ler uygun görmüş. O yüzden Hanefi'ye göre o kimse o parayı alabilir. Abdullah Baba Hazretleri'nin kabrini en son ne zaman ziyaret ettiniz ve onunla ilgili unutamadığınız güzel hatıralardan birisini anlatır mısınız? Ben Şeyh Efendi Hazretleri'nin kabrini vefat ettik, gömdükten sonra bir daha hiç gitmedim. Ondan sonra kabristanı normal bir daha hiç ziyaret etmedim ve onunla ilgili unutamadığınız güzel hatıralardan birisini anlatır mısınız? Biz 18 boyunca bütün hatıralar güzel. O yüzden hangi bir mevzu, söz konusu olunca bir şeyleri anlatıyorum zaten.
O yüzden sohbetlerde genelde hep anlatırım. Hep güzel hatıralarımız var elhamdülillah. Hepsi de güzel. En böyle sıkıntılı zamanlardaki dahi hatıralar güzel elhamdülillah. Hocam selamlar. Ben yaşadığım bir durumu arz etmek istiyorum. Bu Ramazan'da Yunus Emre filmini takip ediyordum. Sahur sonrası namazı beklerken son bölümünü izledim. Çok etkilenmiş, hayran olmuştum. Bölümü izlerken uyuyakalmışım. Sonrasında uyandım. Ayık haldeyken sanki kendi yüzümün değiştiğini ve Yunus Emre Hazretleri'ne dönüştüğünü hissettim. Bu durum bir iki dakika kadar sürdü. Ama epey de ürttüm. Bu konuda nasıl düşünmem gerekiyor? Ben sizden yeni ders aldım. 4-5 ay yolu dervişlik tasavvufla ilgilenen herkesin ortak adı mıdır?
Yoksa kadirlere mi denir? Bu yol Yunus Emre yolunda mıdır? Saygılar hocam. Bu normalde sufilerde bu tip şeyler görünür. Yakaza hali denir buna. Uyurla uyanıklık arasında bir hal. O yüzden sufilik denir, dervişlik denir bu yolda gidenlere. İlla ki kadirlere şöyle denir, rufailere böyle denir diye bir şey yok. Hemen hemen herkes aynı ortak dili kullanıyor desek yeri var. Selamünaleyküm. Şüphesiz takva sahipler için umullanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kaseler vardır. Nebe ayet 33. Ateist bir arkadaşım bu ayette sapkınlık olduğunu dile getirdi. Ben bu konuda bilgili olmadığım için size sormak istiyorum.
Ayeti açıklayabilir misiniz? Ayet-i kerimeye sapkın bir kimse bakarsa ayet-i kerimeye de sapkınlık görebilir. O kimse kendi ayet-i kerimeye bakınca kendi sapkınlığını görmüş. Bu cennet nimetleriyle alakalı. O yüzden takva sahiplerine Cenab-ı Hak cennette nimetlendirecek. Bununla alakalı bir ayet-i kerime. Nesi sapkınlık? Hani burada göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış kızlar çevirirken öyle çeviriliyor. Ama hoş öyle çevrilmiş olsa ne var bunda sapkınlık olacak? Sapkın bakan Kur'an'da sapkınlık bulur. O yüzden Kur'an'a bir hidayet rehberi, bir doğru yolu gösterici olarak gören hidayet bulur ve doğru yolu görür. Selamun Aleyküm.
Sonsuzluğun bir tarifi var mı? Sonsuzluğun tarifi sonsuzluk. Yani sonsuzluğun bazı kelimeler var. Onların tarifi yok ki. Yani Cenab-ı Hakk'ın ebed sıfatının tarifi yok. Nasıl tarifi olsun? Yani sonsuzluğu nasıl tarif edeceksiniz? Veya evvel ismi şerifinin nasıl tarif edeceksiniz ki? Mümkün değil. Tarifi mümkün değil. Ancak idrak edilir. İdrak edilince akıl mat olur orada. İdrak edilince akıl mat olur. Veya akılın mat olduğu yerde kalbi akıl harekete geçer. Eğer o kimse de kalbi akıl harekete geçtiyse, kalbi akıl harekete geçtiyse işte burada hayreti yakalar. O başlangıçsızlık ve sonsuzlukta hayreti yakalar. Allah bizi onlardan eylesin.
O yüzden hani akıl dini diyenlere böyle karşı çıkıyorum ya, iman etmiş bir kimse. Sonsuzluğu, normal akıl idrak edemez. Mat oluyor orada. Veya başlangıcı olmayan, Allah'ın başlangıcı yok. El evvel başlangıcı olmayan. Akıl burada mat oluyor. Eğer iman ehliyse. Eğer iman ehli değilse o kimse şöyle diyor. Her varlığın bir başlangıcı vardır. Allah'ın da bir başlangıcı olmalı. Mantık bunu öneriyor ona. Veya her varlığın sonu var. Allah'ın da bir gün sonu olur. Bir gün Allah da son bulur diyor. Mantık bunu böyle söylüyor. Neden? Çünkü her varlık, bakın her varlığın başlangıcı ve sonu var. Ama burada Allah'a iman ettik. Bizim iman ettiğimiz Allah'ın başlangıcı yok, sonu da yok.
Başlangıcı ve sonu yok dediğiniz anda zaten mat oldu akıl. Bitti. Orada iman devreye girecek. İnanıyoruz artık biz. Başlangıcı yok. Çünkü hani tabirimi hoş görün. Bu metafizik noktada, mana noktasında ileri geri yok zaten aslında. Zaman açısından da ileri geri. Sağı solu yok manada. Alt üst yok manada aslında. Biz bunu dünya perspektifinde, akıllarımızın, kendi mantığımızın algılayabileceği noktada böyle düşünüyoruz. Bize sağ, sol, ön, arka, alt, üst dünya düzleminde bize böyle. Dünyanın dışına çıktığınızda alt neresi, sağ neresi, sol neresi? Dünyanın dışına çıktığınızda yüksekliği yukarı neresi, aşağısı neresi? Dünyanın dışına çıktığınızda, o boşluya çıktığınızda, boşluya çıktığınızda, tefekkür edin. Boşluya çıktığınızda, yani yön neresi ki?
Neye göre yön tespit edeceksiniz orada? Yönü yok. Yani güneşe göre tespit etseniz, o zaman güneşin etrafından çıktınız. Güneşin etrafından çıkınca neye göre sizin aşağısı, neye göre yukarısı, neye göre sizin yanınız, neye göre altınız? Çıktı, gitti, yandı derler. Şimdi böyle olunca o sonsuzluk dediğiniz şey Allah'ın zatıyla alakalı zaten.
Sıfatları da sonsuz ama bu evrenin kıyısını bulabilirsiniz. Bakın bu evrenin kıyısını bulabilirsiniz. Bu evrenin başlangıcını bulabilirsiniz. Sebep, çünkü sonradan yaratılma, yani sufi dilinde veya İslami literatüründe hadis, yani sonradan yaratılma. Bu varlık tamamiyette sonradan yaratılma. O zaman bu varlık tamamiyette sonradan yaratılmazsa başlangıcı var. Bu varlık sonradan yaratılma, o zaman sonu da var. Bakın o zaman sonu da var. Peki, sizin soru içerisinde bir soru daha. Bu varlığın başlangıcı ve sonu varsa, bu varlığın sonu geldiğinde bu ruhlar ne olacak? Asıl can alıcı burası zaten. Ben kendi kendime soru soraraktan sohbet edince heyecanlandırayım biraz.
Yani normalde her şeyin başlangıcı ve sonu var. Evet, o zaman bu varlık alemi dediğimiz, kainat dediğimiz, bu kainatın da başlangıcı ve sonu olduğunu zaten varsayacağız, düşüneceğiz. O zaman başlangıcı ve sonunda nereye gidecek bu ruhlar? Alın düşünün. Dünya dışında onca şey var, neden var? Neden olmasın ki? Tanıtıyor kendisini. Tanınmaklık istiyor. Dünyanın içerisinde olan insanlar sadece dünyayla bu gezegeni görüyorlar ve dünyanın dışına çıkmıyorlar, çıkamıyorlar. Ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize bir kapı aralıyor, mihraç. Ve bu fakirin tezidir ya, üç tane mihraç var diyorum ben.
Öyle olunca müminler mihraç etmeli. Müminler mihraç ederekten varlığı tanımalı. O varlığı bilmeli veyahut da müminler çok çalışmalılar, uzayı tanımlamalılar. Ve müminler çok çalışarak dünyanın dışındaki, dünyanın dışındaki veyahut da dünya perdesinin dışındaki yaşayan diğer varlıkları da görmeliler, bilmeliler. Ve böylece Allah'ı tanımada, bilmede çok ileri bir noktaya gidecekler inşallah.
Selamünaleyküm soru bir din doğuştan nasıl gelir? Bütün insanlar, eğer insanın varlığıyla alakalı söylüyorsanız, o Adem aleyhisselamdan itibaren din var. O yüzden bütün insanlar da yaratıldıklarında, İslam üzerine yaratılmış oluyorlar. Soru iki, uygarlıkları dinlerle ilişkilendirmeli miyiz? Bütün uygarlıkların arkasında bir din olgusu vardır. Bütün uygarlıkların arkasında. Hiçbir uygarlık yoktur ki, arkasında din olmamış olsun. Zenginliğin ve özgür düşüncenin olduğu coğrafyalarda medeniyetler kuruluyor. Bize öyle aksettiriliyor. Bana zenginliğin ve özgür düşüncenin olduğu bir coğrafya söyler misiniz bugün dünya üzerinde? Yok. Batı medeniyeti diyorlar.
Batı medeniyeti, özgür düşüncenin var olduğu bir yer mi? Değil. O yüzden zenginliğin ve özgür düşüncenin değil. Bu benim kendi yorumum. Ne zaman ki insanlar Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırlar, Müslümanlar olarak söylüyorum, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırlar, Kur'an ve sünneti çok düzgün bir şekilde anlayıp onu yaşarlar, o zaman medeniyet kurulur. Bu coğrafya o dönem hangi dinin etkisindeyse, kaçınılmaz olarak o dinin içeriği bir etki yaratıyor. Muhakkak dinler çok etken. İnsanlar üzerinde en büyük etken dinlerdir. Ama asıl etken dini yorumlayanlar, dini yorumlayan insanlardır. Din, çok özür dilerim ama böyle yazılı bir şekilde orada dursa, bu etken madde olmaz.
Din yaşanırsa etken madde olur. Yaşanırken de dinin yorumlanması gerekir. Dinin yorumlanması bu yüzden çok önemlidir. Dini mesela bir kimse çıkıyor, hadisleri inkar ediyor ve Kur'an'ı yorumlamaya çalışıyor. Hadisleri inkar ederekten Kur'an'ı yorumluyor. Kendisini Halit'in tespitiydi bu, hoşuma gitmişti. Halit Hoca dedi ki, bunların hepsi de peygamber baba dedi. Dedim böyle bir düşündüm, doğru söylüyorsun Halit dedim. Yani bunların hepsi de kendilerini peygamber ilan etmişler. Farkındalar ama farkında değiller. Sebep, hadislerin hepsini inkar ediyor. Kur'an'ı kendisi yorumluyor o kimse. Kendisi yorumluyor. Namazı kendisi yorumluyor. Orucu kendisi yorumluyor. İşte ne diyor mesela?
Hayız da haldeyken de diyor, oruç tutulur. Hayız da haldeyken de namaz kılınır. Hayız da haldeyken de cinsel ilişkiye girilir. Yürüyorsa, yorumluyor artık kendi kafasına göre o. Sebep, sünnet-i seniyeti tanımlamıyor çünkü. Hadisi tanımlamıyor. O zaman din yorumlayana göre tecelli etti o kimsenin üzerinde. Yani o kimse tabiri caizse dine bir elbise biçti. Dine elbise biçerekten kendi biçmiş olduğu elbiseyi din olarak giyiyor. Peygamber oldu Halit Hoca'nın deyimiyle. Evet, şimdi bunun gibi eğer Kur'an sünnet üzerinde yorumlayacak, yine Kur'an ve sünneti yorumlarken o kimse yine kendince yorumluyor. Hani bu bir zenginlik ama o yorumlayanlar aslında o yorumu koyarlarken bir medeniyetin kurulmasına veya bir medeniyetin yıkılmasına sebep oluyorlar.
Nasıl Osmanlı'nın yıkılmasına sebep olan yorumcular var ya, hani Osmanlı'nın zamanında işte kim? Örneğin Bediüzzaman Said-i Nursi, işte kim? İşte İstiklal Marşı'nın şairi. Bunlar din yorumluyorlar o zamanda. Ve o gün için din yorumlayanların hepsi de Abdülhamid'e karşı dolayısıyla Osmanlı'ya zarar vermişler ve Osmanlı'nın yıkılmasına sebep olmuşlar. Neyle? Yorumlamalarıyla. Bakın din yorumluyorlar bunların hepsi de. Din orada duruyor, Kur'an sünneti orada duruyor. Kur'an sünneti orada dururken birisi bir yorum çıkarıyor ondan ve o yorumu insanların önüne sunuyor. Diyor ki bu yorum doğrudur, bu yorum doğrudur dediği anda acaba o bir katkıda mı bulundu yoksa yıkılmasına mı sebep oldu, yapılmasına mı sebep oldu?
Bir medeniyeti son bulmasına mı sebep oldu yoksa bir medeniyetin yeniden inşa edilmesine mi sebep oldu? Bu çok önemli. O yüzden uygarlıklar veya medeniyetler dinin etkisinden fazla, öyle söyleyeyim, dini yorumlayanların etkileri vardır. Dini yorumlayanların etkileri. Buradan gözden kaçıyor bu insanların arasında. Yani Kur'an sünnet orada duruyor. Ben o yüzden derim Kur'an sünnet imamların iştahı, sufilikse ilk sufilerin iştahı, ilk sufilerin koyduğu ölçüler diye bu yüzden söylerim. Sebep, yani yeni yeni peygamberler yeni yeni sonradan olma işler çıkıyor çünkü. Yeni yeni bidatlar çıkıyor, enteresan şeyler çıkıyor. Veyahut da bugün için yapılması, işlenmesi mümkün olmayan, hatta yapılırsa, işlenirse insanların dine farklı açıdan, farklı gözden bakacakları yorumlar, şeyler olabilir bunlar.
O yüzden bunlar da önemli. Veyahut da sufiliği yorumlarken ben bazen derim ya, hadi bir arkadaşın evine yüz kişi yemeğe gidin. Bu şimdi mümkün mü derim ya, mümkün değil. Sebep, ya şimdi kimsenin evine yüz kişiyi misafir edecek bir ev yok, öyle salon yok. İşte varsa dahi orada öyle kaşık çatal bile yok. O zaman yorumlanıyor bakın, şehre göre yorumlanıyor. Bunun gibi. Soru 3, Allah kendinden yüce bir varlık yaratabilir mi? İşte bu mantık açısından, bakın bunlar dediğimiz noktaya geliyor. Yani az önceki, hani soru vardı ya, dini mantıki olarak yorumlama. Yani veyahut da işte ilhama göre, veyahut da neydi, felsefeye göre. Şimdi felsefe, insanı bu noktaya getiriyor. Diyor ki, Allah'tan yüce bir varlık yaratılabilir mi?
Allah kendisinden yüce bir varlık yaratır mı? Sen şimdi Allah kendisinden yüce bir varlık yaratmaz dediğinde, Allah kıskanç mı olacak? Yaratamaz dediğinde, demek ki Allah'ın gücü mü yetmedi diyecek. Buna mantıki olarak, hani ateist soruları bunlar. Canım kardeşim, Allah zaten gücü de sonsuz, kuvveti de sonsuz, kudreti de sonsuz. Gücü, kuvveti, kudreti, ilmi, bütün sıfatları sonsuz olan bir varlık. Kendisinden üstün bir varlık yaratmaya ihtiyacı duymaz. Çünkü sonsuz kendisine bir eş mi yaratacak? Mantık dışı bir şey. İslam inanç mantığının dışında soru da mantıksız. Yani aslında felsefi olarak mantıksız sorulara cevap aramak da mantıksızlıktır.
Yani felsefede bu kesin kaidedir. Felsefe mantık yürütecek ya, felsefe şöyle der, mantıksız sorulara cevap aramak da mantıksızlıktır der. Çünkü felsefe mantığın üzerine kuruludur. Bunu felsefik olarak sorsanız felsefecilere, felsefeciler size gülerler. Derler ki ya ne kadar cahil insanmış bu. Hiçbir bilgisi yokmuş. Sebep? Çünkü bir şeyin mantık düzleminde olması gerekir. Neden onlar felsefeciler, Allah'ı inkar ederler? Mantıkları kabul etmediği için. Bakın mantığı kabul etmediği için. O zaman mantığa uygun olmayan bir soruyu cevaplamak da mantıksızlıktır. Ama seni tanıdığım için seni mantıksız sıfatına koymak istemiyorum. Sorular senin değil çünkü onu da biliyorum.
Adana'da Alparslan Kuitul adlı kişinin vakıf üyeleri 19 Mayıs'ta toplanıp kutlama yapıyorlarsa, biz de teravih kılacağız diyerek toplanıp aralarına mesafe koyarak namaz kılarken polis tarafından biber gazı sıkılıp darp edildi. Bu şekilde sert müdahale etmesi doğru mu? İnsanlar yaşamış oldukları devletin kurallarına, yaşamış oldukları devletin hukukuna, kanuna tabi olacaklar.
Yani bu yaşadıkları devletin kanunu değiştirmek istiyorlarsa değişmesi için mücadele edecekler. Ama yine hukuk içerisinde kalarak da mücadele edecekler. İslam anarşi kabullenmez. Hanefiler anarşi kabullenmezler. Yani gidip de camilerde, yasak canım kardeşim, korona var. Hiç de olmasın bir de. Bir de olmasın. Hiçbir hastalık dahi olmasın. Devlet güvenlik sebebiyle veya bir sebepten dolayı camilerde namaz kılınmasını yasakladı. Git evine bir salon aç. Salonda topla beş on arkadaşını, namazını kıl orada. Evini aç ibadete. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'de Beytullah'a gidip ibadet edebiliyor mudu?
Müslümanlar gidip Beytullah'ta ibadet edebiliyorlar mıydı? Müşrikler onlara orada ibadet ettirmiyorlardı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri oradaki müşriklere silah mı çekti? Anarşi mi çıkardı? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri orada bana ibadet ettirmiyor musunuz deyip de orada nümayiş mi yaptı? O habere tebliğ etti. Habere tebliğ etti. Aldığından hicret emri verildi. Hicret etti Medine-i Münevvere'de. Peki Mekke'de cami yapmasını bilmiyor mudu? Demek ki her şeyin vakti saati var. Medine-i Münevvere'ye göçtü. Medine-i Münevvere'de hızla Medine'nin içine de girmedi. Önce Medine'nin dışında durdu. İlk mescit herkes Medine-i Münevvere'deki mescit olarak biliyor.
Değil, ilk cumayı da orada kılındı zannediyor. Değil, cuma mescidi vardır, meşhurdur. İlk mescit Medine-i Münevvere'nin dışında, sonra Medine-i Münevvere'nin içerisine geldi mescidini yaptı. Zaman, canım kardeşlerim böyle donkuşot diye gerek yok. Hiç kimse için. Biz bilmiyor muyuz burnumuzun dibinde, vakfın dibinde cami var. Vakıf binasının dibinde. Hoş, henüz daha bilmem kaç yıldan beri restorasyonu bitmedi de, böyle giderse bitmeyecek de zaten. Yani mezbelelik ortalık. Yani neyle uğraşıyorlar, neyle ilgileniyorlar bilmiyoruz. Bu da ayrı bir sıkıntı. Yani bir caminin şey, ne o, restorasyonu bu kadar yıl sürer mi?
Cami bu kadar kapalı durur mu? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Eyvallah, tamam. Ama gidip kılabilir misin orada namaz? Kılamazsın. Ben namaz kılacağım burada. Yapamazsın. Devlet yasak koymuş. Bitti canım kardeşim. Bizim de hoşumuza gitmeyen şeyler var. Var. AVM'leri açıyorsun, esnafı kapatıyorsun. Önce küçük esnafı canlandır. AVM'leri açacağına küçük esnafı aç, çarşıları aç. AVM'leri açacağına insanlar rahat mahallelerindeki her şeyde küçük esnaf canlansın. Bizim de hoşumuza gitmiyor. Bizim de kendimizce, kendi de devlet yönetmiyoruz ama ya ne gereği vardı AVM'i açacağına, çarşıları aç, küçük esnaf rahat bir şekilde işlerine baksın. Önce onların açılması lazımdı, sonra AVM'lerin açılması lazımdı diye ben de kendi kendime düşünüyorum.
Yani çünkü küçük esnafın dükkanında iki kişi olacak, üç kişi olacak. Ama AVM'lerde mesela işte şeyden önce günlük altı milyon insan ziyaret ediyormuş koronadan önce, AVM'lere müsaade ettiklerinde üç milyon insan ziyaret etmiş AVM'leri. Yani hem eve tıkanacak herkes, evde bekleyecek ondan sonra uyacak bütün her şeye. Sen AVM'leri açacaksın herkes kuyruğa girecek. Üç milyon kişi birden AVM'lerde örneğin işte dolaşacak. Önce çarşılar açılsaydı, önce çarşılar açılıp küçük esnafın kendince ihtiyaçları görürseydi, sonuçta bir esnaf dükkanda en fazla bir kişi, iki kişi olur, üç kişi olur, daha fazla olmaz zaten. Onlar sırayla girilirdi. Küçük esnaf canlandırılabilirdi. E sonra AVM'leri açıyorsun, AVM'leri açmazdan önce.
AVM'de mi daha kalabalık olacak, camilerde mi daha kalabalık olacak? Ya millet uyuttu, zaten camilerde bir saf, iki saf, üç saf namaz kılan var. Onları da zaten caminin içerisinde dağıttığında zaten caminin içerisinde bir sıkıntı kalmaz ki. Ya hangi cami dolup dolup taşıyor sanki? Hiçbir cami dolup dolup taşmıyor. Yani AVM'den önce camileri de açabilirdi. Ama tamam açmadı, etmedi, devlet böyle aklı var. Devletin aklı, devletin yönetmenliği, devletin kanunu, yani isyan edeceğiz bu noktada kalkıp da nümayiş yapacak değiliz. Örneğin, AVM'ler açık, vakıflar daha kapalı örneğin. E camileri açıyorlar, şimdi daha vakıflar da kapalı. Örneğin, ne yapacağız şimdi vakıflar kapalı deyip de vakıf binalarını açıp orada zikrulağa devam mı edeceğiz?
Devletle mi karşı karşıya geleceğiz? Doğru değil. O yüzden polis işte böyle sert müdahale etti. E dinleyin polisi o zaman. Dağılın demiş, dağılın. Biz de sohbet ediyorduk vakıfta, şikayet etmişler. Geldi polis oraya, ne yapsaydık, direnseydik miydik biz de? Doğru mu? Bunlar boş hareketler. Kim yapıyorsa yapsın. Ben şahsı tanımıyorum. Boş hareketler bunlar. Selamun Aleyküm, babam gıdalar konusunda benim kadar hassas değil. Et ürünü alırken kasaba pek fazla dikkat etmiyor. Ben de evde pişen bir şeyi yerken helal yerinden diye niyetle yiyorum. Bu tarz tereddütlü durumlarda nasıl davranmalıyım?
Besmele'yi çekeceksin. Ya Rabbi helalından bana nasip öyle edeceksin, yiyeceksin. Annemin mutfağını bazen ben topluyorum. Tabaklarda hep yemekler yarım kalmış oluyor ve onları atmak durumunda kalıyorum. Doğru yapmadığımı biliyorum ama bundan sorumlu muyum? Ne kadar tabaklarda bırakmayın desem de bunun önünü alamıyorum. Ne yazık ki bu son zamanlarda bütün herkesin böyle bir sıkıntısı var. Bütün evlerde bu sıkıntının büyük bir çoğunlukta var olduğunu inanıyorum. İnsanlar yemek yiyorlar, tabaklarında bırakıyorlar. Yemeklerini katarken yiyecekleri kadar katmıyorlar. Böyle tabakta bırakmayı kendilerince bir şey zannediyorlar. Bir de o tabakta kalan yemekler işte mutfak tezgahında duruyor, açıkta duruyor, yenmiyor.
Veya dolaba koyuyorlar kadınlar, dolapta unutuyorlar ondan sonra. Veyahut da işte ya o dün piştiydi diyorlar, onu sofraya koymuyorlar. Bir müddet sonra yemekler atılıyor. Hepsi de israf ediyor, hepsi de günah kebair'e giriyor. Hepsi de. Allah muhafaza eylesin. Sünnilik ile Şiilik arasındaki fark nedir? Çok fazla fark var. Yani o Şia ile Şiilik ile Sünnilerin arasında o kadar çok fazla fark var ki, hangi birisine burada dokunalım ki? Allah muhafaza eylesin. O çok geniş bir sohbet. Yani öyle çok fazla fark var ki arada. Şiilerle alakalı. Hacı Bayram Veli Hazretlerinin Safevi Şeyhi olması ve Büyük Pir Efendiler Hazreti Ali'ye olan muhabbetlerinden dolayı Şia ilan ediliyor.
Hiç alakası yok. Yani bu sonradan sufiliği bilmeyenler, bu sufilik yolunu bilmeyenler Hazreti Ali Efendimiz'e dayanıyor diye böyle bir iddiada bulunuyorlar. Boş bir iddia. Cahilane, gerçekten çok cahilane. Örneğin aşağıda beytin Divan-ı Kebir'de geçtiği söyleniyor. Cihan var oldukça Ali var olur. Cihan var olurken de Ali vardı. Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali'ydi. Yer resmedilince, zaman husule gelince kadar var olan Ali'ydi. Veli, vasi olan Şah Ali, cömertliğin, keremin bağışısın, sultan Ali'ydi. Ali'den ötürü melekler Adem'e secdettiler. Adem bir kıble gibi idi, secde olunan Ali'ydi. Adem'de, Şid'de, Eyüp'te, İdris'te, Yusuf'ta, Yunus'ta, Hüd'da, Musa'da, İsa'da, İlyas'ta, Salih'te, Davut'ta, Ali'ydi.
Cehri, zikir tarikatına mensup kişilerin Hazreti Ali olan muhabbeti ile Şia sapkının arasında farklı nasıl izah edebiliriz? Bu şeyi yazdığınız, bu Hazreti Ali Efendimiz'i metheden bu beytleri ben hiç okumadım divanında. Komple Divan-ı Kebir'i okuduğum söylenemez. Ama ve lakin hiç okumadım. Bunu, bu kardeş bir ara benim telefonum varsa, bana atarsa bunu ben elimdeki Divan-ı Kebirlere bakayım inşallah. Cehri, zikir tarikatına mensup kişilerin Hazreti Ali olan muhabbeti ile Şia sapkının arasındaki farkı nasıl izah edebiliriz? Biz Hazreti Ali Efendimiz'i severiz.
Cihar Yargüz'ün efendilerimizden birisidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Hazreti Hatice'den olma son kızı Fatıma'da, Zehra annemizin kocasıdır. Ehl-i beytin devamı onun üzerindendir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin şahsına münhasır, benim sülbüm bu kızım Fatıma'nın üzerinden gelecektir dedi. Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri'nin üzerinden onun sülbü gelir bu manada. O yüzden biz Hazreti Ali Efendimiz'i severiz. Oldukça da severiz. Bizim Şia ile bir bağımız yok ama. Hazreti Ali Efendimiz'i sevmek sadece Şiaların hali ahval değil, herkes açık. Birçok Şia düşünür, yazar sünni olduğunu düşündüğüm Pir Efendiler'i ehl-i beyt olan muhabbetlerinden dolayı Şii inanışa dahil etmeye çalışıyorlar.
Aradaki farkı bize izah eder misiniz? Aslında Şianın kendisi şu anda ehli tasavvufa karşısidir. Mesela Şia Abdülkadir Geylani'yi, Ahmet Er Rıfa'yı, Hazreti Mevlana'yı kabullenmez ki. Şia için bu kabullenmesi de mümkün değil onların. Bugün Şianın inanışı daha da sıkıntılı zaten. Hadi İmam Cafer'in ve İmam Cafer'in inanış ve İmam Cafer'in duruş noktasını muhafaza etmiş olsalardı bir sıkıntı kalmazdı. Ama oradan da çok çok farklı yerdeler. Yani Şianın içerisindeki öyle fraksiyonlar var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin peygamberliğini kabul etmiyor. O yüzden o fraksiyonlara bakınca iş çok sıkıntılı. Bir de son olarak dört halifeden sonra Emeviler döneminde İslam'a sokulan bidatleri görüyoruz.
Bu Emevi hükümdarları ile ilgili farklı şeyler düşünmemize neden oluyor. Çünkü Muaviye, Ebu Sufyan, Mugire gibi kişilerin İslam olmadan önce Hazreti Peygamber olan düşmanlığını biliyoruz. Sonrasında da bu dine bu kadar zarar vermiş olmaları biz de onlara ilgili şüphe uyandırıyor. Bu konuda da bir hataya düşmeden Muaviye, Yezid'e, Ebu Sufyan'a bakış açımız nasıl olmalıdır? Hazreti Ali Efendimiz'i ve Ehli Beyt'e yaptıklarından dolayı ben Yezid'in ve Muaviye'nin adını anarken önlerine Hazreti İbaresi koyamıyorum. Efendim bu düşüncemde ben hatalı mıyım? Doğru bakış açısı ne olmalıdır? Bizi aydınlatır mısınız? Hürmet eder, teşekkürlerimi sunarım. Şimdi Yezid ayrı, Muaviye ayrı. Yezid'le Muaviye'yi aynı kefede, aynı kategoride görmemiz mümkün değil.
Biz ama genel olarak ben ashabı yıldızlar gibidir der, dilimi tutarım. Ama Hazreti Ali Efendimiz'i severim. Muaviye hakkında da ben dilimi tutarım. Yani İmam Şafi'nin dediği gibi Allah diyor o meselede bizim kılıcımızı korumuş, şimdi de dilimizi korusun diyor. Ben de bu meselede Muaviye hakkında ileri geri konuşmam sahabedir çünkü. Herhangi bir şey demem ama ve lakin Hazreti Ali Efendimiz'i severim. Selamünaleyküm, hayırlı bereketli akşamlar. Oruçlarımızın kabulünü nasıl anlarız? Bir de bu son geceye Arefe değil, Arefe Kurban Bayramı gecesine denir diye. Facebook'ta bir yazı okudum, aydınlatır mısınız?
Yok, bütün bayramdan bir gün önceye Arefe denir. Bu sıkıntı değil ama asıl Arefe tabii Kurban Bayramı'nın öncesi, Arafat'a çıkılan gün. Bu bir veçeyle doğru kabul edilebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Oruçlarımızın kabulünü hakkında neden? Şüpheye diyeyim ki ben kabul edildiğini nasıl anlarız diyeyim. Ben tuttuğum oruçtan şüphem yok. Cenab-ı Hakk'ın izniyle kabul etmiştir inşallah. Efendim Almanya'da kilise ibadeti açıldıktan sonra 40 yeni vaka ortaya çıkmış. Ülkemizde 12 Haziran'da Cuma namazı kılınmaya başlanacakmış hastalık bulaşma korkusu ile bir kişi Cuma namazına gitmek istemesi hükmü ne olur? Herhangi bir şey olmaz. Yani korona var çünkü. Koronadan dolayı korona tedbirleri dairesinde bir kimse Cuma'ya gitmemiş olsa bir hüküm çıkma ona herhangi bir neden Cuma'ya gitmedin diye herhangi bir şey söylenmez ona.
Bir sıkıntı yok. Zaten 12 Haziran'dan sonra Cuma'ları şeye açacaklar ama bahçede kılacaklar diyor. Herkes secdadesini kendi götürecek diyor. E şimdi öyle küçük camilerin bahçeleri o kadar büyük değil. Örneğin millet secdadesini alacak gidecek eğer bir de sosyal mesafe koyarlarsa orada almaz. Hiçbir yer almaz. Almayınca da zaten ses de gitmez orlara. Sıkıntılı bir durum. Bir aydır vaka olmayan Artvin'e Bursa'dan cenazeye gidenlerin oraya tekrar virüsü götürdüğü gözlendi. Yarın bayram şehirden köylere gidilip büyük sofralar kurulacak. Birileri yakınındaki anasından babasından uzak dururken birilerinin bu kadar vurdum duymazı kul hakkına girer mi? Evet girer. O yüzden insanlar kalkıp da yani göz göre göre bile bile koronayı hiç düşünmeden böyle korona vakası olabilecek yerlere böyle kalabalıklara karışması doğru değil.
Bakın doğru değil. Ben özellikle bunu en başından beri söylüyorum. Bunu vicdani rahatsızlığını, rahatsızlığını, vicdani sorumluluğunu kimse bunun altından kalkamaz. Yani ben gideceğim bir yere korona götüreceğim. Eyvah ki eyvah ben gerçekten kendimi heder ederim. Veyahut da birisi geldi bana, bana korona bulaştırdı. Düşünebiliyor musunuz? Yani onun vicdani sorumluluğunu nasıl yaşayacak? Herkes devletin koyduğu kurallara uyacak. Devlet böyle bir kural koymuş, kurala uy. Ama o kurala uyarken bulaştı. Hikmet böyleymiş, takdir böyleymiş canım kardeşim. Biz ona sabrederiz, bunda bir sıkıntı yok. Ama bizim üzerimizden birisine bir sıkıntı gitmesini istemeyiz.
Selamun Aleyküm, dersim yok. Sizden ders almak istiyorum. Hayırlı geceler. 13 yaşındayım. İnşallah 33-33 çeksen de. Selamun Aleyküm, ileriki günlerde sosyal mesafeye uygun şekilde cuma kılınacakmış. Bu durumda cumaya mesafe kurallığından dolayı kılamayanların hükmü nedir? Hiçbir şey gerekmez. Kul tövbe ettiğinde Allah onun günahlarını, hafaza meleklerini unutturur. Aynı şekilde onun organlarını unutturur. İşlediği yerlerdeki izlerini de yok eder. Buradaki unutmaktan kasıt nedir? Günahı hatırlıyor. Olmamız henüz affedilmediğimiz anlamına mı gelir? Hakkınız herhalde. Tövbe edince Cenab-ı Hak o normalde sağımızdaki, solumuzdaki melekler yazıyor ya, o melekleri normalde sildiriyor onu.
Cenab-ı Hak her gün gecenin bitiminde bir de sabahın başlangıcında kulun tövbe etmesine bakar. Kul tövbe ettiğinde gecenin bitiminde gündüzde işlemiş olduğu günahları, sabaha başlarken gece işlemiş olduğu günahları affeder. Evet verdiğim numarayı yazacaksın, buraya mı yazacağım demiş bir kimse. İşte bu geceyi damga vuracak olan şey bu.
Bugün mü Arife günü yoksa Kurban Bayramı'nın öncesi mi Arife günü? İkisi de Arife günü ya. Selamun Aleyküm Tekirdağ'dan Dilara 11 yaşındayım. Ben de bir gün görseniz ders almak istiyorum. Tamam. Sen de 33-33 çek inşallah. Hadi şeridi çocuğunu sağını solunu ayırt edince namazı emredin buyuruyor. 4-5 yaşında çocuğuma nasıl bunu uygulatmalıyım ve ben bundan sorumlu muyum? Çocuklar biraz biraz daha büyüsünler. Şimdi 4-5 yaşındayken onları böyle sevdirmeye çalışın. Hadi gel sen de yanımda namazı dur. Hadi beraber namaz kılalım de. Büyüyünce inşallah daha ciddi bir şekilde çocuklarınıza namazı öğretirsiniz. Selamun Aleyküm.
Hayırlı geceler. Benim eşim çok cimri. Bazen bir şey yaptığım zaman ondan gizli yapıyorum ya da gizli alıyorum. Söylemek istiyorum fakat kızacağını da bildiğim için söylemek istemiyorum. İçim huzursuz olur ama mecbur kalıyorum. Bunun günahı var mı? Bazen söylesem mi söylemesem mi diye ikilemde kalıyorum. Bu durumda ne yapmalıyım hakkınızı helal edin. Neyi söylediniz, neyi söylemeyeceksiniz, bu ne alıyorsunuz, ne almadınız, ne almıyorsunuz bilmediğimden dolayı veya ne cimriliktir, ne cimrilik değildir bilemediğimden dolayı bir şey diyemeyeceğim. Mesela bir kimse onu uygun görmüyordur, cimrilik olarak nitelendirebilir bir kimse. Yani eğer bir erkek evin temel ihtiyaçlarını görüyorsa farzları yerine getirmiştir.
Onun üstünden sorumlu değildir bir erkek. Evine bakıyor diyelim ki. Bir evin kendi kazancı kadar evinin ihtiyaçlarını görüyorsa onun fazlasını istemeye hakkı yoktur kadının. Mesela örnekledim şimdi, örnekleyeyim şimdi. İşte eve ne lazım, peynir lazım değil mi? Adam gitti, oradan bir peynir aldı geldi, teneke peyniri örneğin. İşte kaç çeşit peynir var öyle değil mi? Beş on çeşit peynir var. Yok işte onu da bak almadı da bunu da almadı. Ya adam peynir almış, tamam işte. Geri kalan almak zorunda değil. Ne lazım eve? Zeytin lazım. Adam gitmiş, zeytin almış gelmiş. İşte bunun yeşil zeytini var, kırması var, çizmesi var, çürütmesi var, dolması var, doldurması var.
Bir sürü zeytin çeşidi var. Yığılmış şimdi zeytin çeşidi. Geçenlerde o İstanbul yolunda orada bir namaz kılmak için girdiydim bir yere. Orada işte zeytin satıyorlar. Bir baktım bir sürü zeytin çeşidi çıkmış. Bilmedim bilmedim zeytin çeşitleri. Yöresel ürün olarak. Yani bu normalde şimdi insanların makuliyetleri kalmadı. Bakın kadınların da erkeklerin de makuliyeti kalmadı. Çocuklar da makuliyeti kalmadı. Bir bakıyorsun böyle herkes çocuklara da bakıyorum ben. Arkadaşların çocuklarına da bakıyorum. Herkese bakıyorum. İzliyorum ben hepsini. Çocuklar şey değil, doymuyorlar. Yani bu ellerine geçirilen şeylerden memnun değiller. Habire üstünü istiyorlar.
Habire fazlasını istiyorlar. Sonu yok ki. Yani bu mutluluk aracı değil. Ama yeni gidilen nesil de öyle. Eğer onu yerine getirmezsen, mesela çocuk onu sevmiyor. Çocuk onu istemiyor. Onu beğenmiyor. Babasına boğuz ediyor, annesine boğuz ediyor. Kavga ediyor. Ya işte var elinde bir şey değil mi? O yetmiyor ona çocuğa. Bakın çocuklarınıza şimdi. Bütün çocuklar ellerinde ne telefon varsa var, beğenmiyorlar. Ellerinde nasıl bilgisayar varsa var, beğenmiyorlar. Ellerinde nasıl oyun aleti varsa var, beğenmiyorlar. Yani daha ilerisini istiyorlar. Bakın kadınlara, daha ilerisini istiyorlar. Bakın erkeklere, daha ilerisini istiyorlar. Yani veyahut da işte böyle, herkes böyle üst seviyede harika bir hayat yaşayacak.
Yani herkesin özlemi bu. Yani nerede kaldı nefis terbiyesi? Nerede kaldı hamd etmek? Nerede kaldı var olana şükretmek? Nerede kaldı ayağını yorganına gırı uzatmak? Nerede kaldı tevazu? Yani böyle düşündüğün zaman, bu adam cimri. Böyle düşündüğün zaman, aha ne diyor bu? Yani böyle. Sonu yok. Bakın sonu yok. Teknolojinin de sonu yok. İsrafın da sonu yok. Yani ne yapacak? Bunları dinliyorum insanlardan. Karı koca arasındaki problemlerden dinliyorum. Adam bir araba almış, kadın boşanmaya kalkıyor. Neden? Filanca arabayı aldı bana. Filancanın fişmanca arabası var. Benim arabam böyle mi olmalı? Ya sen illaki lüks arabaya mı binmek zorundasın?
Adamın gücü yoksa, parası yoksa veyahut da adamın kendine göre hesabı, kitabı varsa. Dedim ya bu mu ya kavga sebebiniz? Bu, kavga sebebi bu. Daire alacaklar, daireden kavga çıkarıyorlar. Kadın gidiyor, lüks bir daire, daha lüks bir daire beğeniyor. Adam diyor ki, bunu alamayız, haydi bir kıyamet kopuyor. Ya almak zorunda mı adam? Haline göre davransın, durumuna göre davransın. yok. Bakın bizatihi canlı olarak söyleyeyim. Çocuk kalkmış, bir telefon istemiş. Babası demiş ki, alamayız. Kadın sen nasıl alamazsın dersin? Bir cingar çıkarıyorlar evde. Bunlar karı, koca, çocuk da ellerinde geldiler. Selamünaleyküm, aleykümselam. Nasıl böyle birbirlerini yiyecekler sanki?
Dedim durun ya, oturun. Ne bu derdiniz? Telefon. Telefon ya, telefon. Bildiğiniz telefon. Çocuğa dedim, ver bakayım yavrum sen şu elindeki telefonu dedim. Aldım, işte Samsung'un bir modeli. Yani şimdi tam bilemişim. Böyle baktım. Ondan sonra. Dedim, ne yapıyorsun sen? Hani telefondan ne yapıyorsun ya? Öyle. Yani baktı şimdi çocuk bana. İşte efendim telefon, işte efendim ıkçık, ıkçık. Kaç yaşındasın sen dedim ben? 14 yaşında. Ne yapacaksın telefonla? Oyun oynuyorsun. Öyle değil mi dedim ben? Evet dedi. Yani telefonda oyun oynuyorsun. Kadına dedim ya. Ya bunun yüzünden kavga mı çıkardınız evde? Dedim.
Bunun yüzünden kavga çıkıyor evde. doyumsuz insanlar. ellerindekinin kıymetini bilmiyorlar. Bunu kıymet vereyim, buna değer vereyim. Ben bunu kıymet vereyim bilmiyorlar. Hemen şey hazır. Adam cimri. Hemen hazır. Ne yapacak? Yani sizi normalde bir erkek dünyayı kadının çocuklarının önüne mi sercek? Veya bir kadın eşinin önüne dünyayı mı sercek? Gerek yok. Adamlar da aynı. Ya kadıncağız bir yemek yapmış, yanına çorba yapmış, pilav yapmış. Bunu mu yaptın? Ya ne yapsın daha? Daha ne yapsın? Kafasına kadının bir tane kokulata geçir, beş yıldızlı otel aşçısı gibi sana öyle mi yemek yapsın? Yok. Yani bu kadar doyumsuzuz. İsterik haldeyiz. Ve dünya üzerindeki sıkıntıların en büyük problemi şudur bakın sıkıntıların.
Bir, bir kimsenin makam sevgisidir. Böyle mertebe sevgisidir. İki, böyle aşırı dünya sevgisidir. İnsanları helaka uğratır. O yüzden bilmiyorum eşiniz cimridir, değildir. Buna hükmetecek noktada değilim. Ben genel olarak konuştum. Ama kadınlar da, erkekler de, çocuklar da, herkes her şeyden şikayetçi bu dönemde. Herkes her şeyden şikayetçi. Yani küçücük bir şeyi daha devir, daha yapıyorlar insanlar. Nasıl yapıyorlar, nasıl ediyorlar? Çocuklar da böyle, kadınlar da böyle, erkekler de böyle. Yani bütün toplum hızla kıyamete koşuyor sanki ya. Hızla kıyamete koşuyor. Gerçekten insanın var bir tane daha alıyor, var bir tane daha alıyor. Bazen örnekliyorum, biz böyle baharat takımları getiriyoruz dükkan çalışırken.
Böyle işte baharat takımları bir yerde, kadın almış baharat takımını. Sonra birkaç gün sonra tekrar dükkanı gezerken, gelmiş aynı baharat takımından bir tane daha almış. Eve gidiyor, bir bakıyor evdekinin aynısı. Ertesi gün geldi, dedi çok affedersiniz, özür dilerim ama ben bunu değiştirebilir miyim? Ne oldu dedim ben? Ben aynısını almışım zaten dedi. Ben de işi esnaflıya vurduldum. Dedim ki ya mükemmel mal getiriyoruz demek ki dedim. Ben insan dedim beğeniyor. Ben gerçekten mutlu oldum şimdi dedim. Harika bir şey dedim. Yani siz dedim almış olduğunuz ürünü bir daha alıyorsanız biz bu işi iyi yapıyoruz demek ki dedim. Ben çok teşekkür ediyorum.
Ben dedi bunu değiştirebilir miyim? Değiştirebilirsiniz. Hiç sıkıntı yok dedim ben. Problem değil. İstediğinizi dükkandan alabilirsiniz dedim. Ve içimden dedim sonra. Dedim kadın üç gün önce, iki gün önce almış olduğu baharat takımını dahi unutmuş. Yani çıkıyor bir daha alıyor. Doyumsuz. Kadınlar da erkekler de kendisini terbiye etmiyorlar. O yüzden ben birisine cimri diyebilmem için farklı bir ölçü olması lazım. Onu görmem lazım. Diyemem bir şey. Allah muhafaza eylesin. Kadınlar da eşlerinden habersiz. Hani adam diyordur al bir lira, iki lira neyse durumuna göre. Bunu eve harca diyordur. Evine harcayabilir ama öbür türlü harcanmamasını istediği şeyler. Harcamaları kadınların hakkı değil.
Hayırlı akşamlar. Çoğu zaman kalbimi kas katı hissediyorum. Tevhid çekerken dahi böyle oluyor bazen. Kafamın içinde bir sürü ses konuşuyor. Nasıl susturacağımı bilmiyorum. Bu durumu nasıl aşabilirim. Tavsiyenize çok ihtiyacım var. Tövbe ve tevhide devam. Selamun aleyküm.
Gemlik'ten Ali Atmacı. Ellerinizden öperim efendim. Hakkınızı helal edin. Benim imkanım yoktur. Rüya anlatımıyla ilgili sözünüzü duyamadım. Soru soracaktım. Yalnız beceremedim. Pek acemiyim bu teknoloji konusunda. Efendim sorum. Oğlum uykusu çok ağır. Uykusunda dış kapıyı açıp dışarı çıkmışlığı bile var. Dışarıda çok yakaladım eşimle birlikte. Oğlumun uykusu çok ağır. Yalnız bu son iki haftada dört defa oldu. Uykulu halde odasının ortasında. İlk gördüğümde ses geliyordu. Kalktım odasına girdim. Odanın ortasında sema yapıyor. Uykulu sabah soruyorum. Oğlum diyorum hatırlıyor musun? Neyi diyor. Sonra bütün gün bacaklarının arasından duramıyor. Daha sekiz yaşında.
Ben buna anlam veremedim. Rüyasında dedesiyle sema yaptığını söyledi. Dedesi rahmetli olmuştu. Anlayamadım. Ne yapabilirim? Gece kapıları kilitler olduk. Korkumuzdan çıkıp gitmesin diye. Ne yapabiliriz eşimle birlikte? Geçer inşallah. Kapıları kilitleyin. Olmadı. Yani onun odasını da dışarıdan kilitleyebilirsiniz. Yüzey Türkkan. Senin de bayramın mübarek olsun. Yarınki bayramın. Gecen hayırlı olsun inşallah. Aleyküm selam. Selamünaleyküm hocam. Geceniz mübarek olsun. İlminizle bizlere aydınlattınız. Ve Ümmet-i Muhammed'e hizmetlerinizden dolayı. Ya çok methetmeyin canım kardeşlerim ya. Ramazan ayı içinde bir rüya gördüm. Rüyamda iki adet halife adayınız vardı.
Ve sizden sonra sizin silsinizi devam ettiriyorlar. Ve insanlar akın akın bu iki halifenize geliyordu. Bunun tevhili var mıdır hocam? Bir de Ramazan bayramı boyunca evlerimizde olduğumuz için bayramda itikafa girmek uygun olur mu? Bayramda itikaf uygun değil. Bayramlarda itikaf olmaz. İnşallah biz de ümit ediyoruz, umut ediyoruz. Böyle kardeşlerimiz yetişsin diye. İnşallah. Cenab-ı Hak rüyanızı hakikate tecelli ettirsin. İki olmasın ama daha fazla olsun. Hepsine de inşallah icazetler verelim. Ümmet-i Muhammed'e hizmet etsinler, koştursunlar inşallah. Bak demek ki halifeler gelecek. Ne olacak ne olacak diye soruyorlardı ya. Demek ki inşallah gelecek olanlar var.
Ben ikiden fazla bekliyorum ama. Sen iki tanesini görmüşsün. Ben daha fazla bekliyorum. Allah biliyor içimdikini. Selamun Aleyküm. Ben de bazı insanlara karşı kıskançlık duygusu oluyor. Kimi de karşıda sevgi besleyebiliyorum. Ben kimseye karşı olumsuz hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Bu duygular karşısında kişinin duygusunun yansıması mı olur? Yansıması olur. Kıskanmayın hiç kimseyi. Boş verin Allah'a dua edin. Allah yar ve yardımcınız olsun. Kıskançlık iyi bir şey değil. İsmi Musa Bali. 13 yaşındayım. Ders almak istiyorum. 33-33 sana da tarif etsinler. Selamun Aleyküm. Tevhid çekerek uyuyabiliyorum. Yatarak tevhid çekmek saygısızlık olur mu? Yatarken de Allah'ı zikir ayetle sabit bir sıkıntı yok.
Ama o böyle yatarken böyle uyku yanıklık arasında böyle daha doğrusu otururken böyle uyku basar ya o çok güzel olur. Oturduğun yerde uyuyacağım böyle uyku basacak böyle o harika olur o. Selamun Aleyküm efendim. 10 niyetlendim. Akşam giriyorum. Sabaha itikafta çıkıyorum. Böyle niyetlendim. Anlayamadım. Böyle niyetlendim. Çocuklarım var. Olur mu Allah'ın izniyle? 10 gün itikafım olur mu? Hiçbir şey anlamadım sorunuzdan. 10 niyetlendiniz. Akşam giriyorsunuz. Sabah çıkıyorsunuz. 10 niyetlendiğinizde normalde 10 gece içeride olmuş olacaksınız. Öyle hesaplayın. Eğer 10 geceniz dolduysa 10 gününüz dolmuştur.
Selamun Aleyküm efendim. Evde tek başımıza veya cemaat yaparak bayram namazı kılabilir miyiz? Evde tek başınıza bayram namazı kılabilirsiniz. Veyahut da birkaç kişiyi böyle ev halkında bayram namazını kaldırabilirsiniz. Bunu yapabilirsiniz. Yapabilenler yapsınlar zaten. Selamun Aleyküm. Sorum emanet ve ehliyetten bahis hakiki necasetlerin kısımları dördüncü madde. Malum olduğu üzere kolonya içildiği zaman insanı sarhoş eder. İmam Kasani, İmam Azam'dan gelen zahir rivayetin insanı sarhoş eden müskiratın necaseti galiza hükmünde olduğunu beyan ediyor. Dolayısıyla mevlüt okutturdukları gerekçesiyle camileri kolonya ile pisletenler meselenin mahiyetini iyi düşünmelidir. Eğer bir kimsenin elbisesinde bir dirhem miktarından fazla necaseti galize bulunursa o elbise ile namaz caiz olmaz.
Namaz kılan müminler kolonyadan uzak durmak zorundadır denilmiş. Kolonyayı has safhada kullandığımız korona günlerinde veya bayramlarda kullanıma ne derece devam etmeli hiç sakıncası var mı? Kolonya ile ellerinizi dezenfekt edin bunda bir sıkıntı yok, bunda bir sakınca yok. Selamun Aleyküm. Üstadım yabancı bankadan kredi çeksem, ödemesem, devlet beni dolandırdı ve borçlandırdı o parayı devlete ödesem, haram veya günah olur mu? Bir sohbetinizde Müslüman'ın Müslüman olmayana haram olmaz diye bir sohbetinizde geçmişti galiba. Bilgilendirir misiniz? Bayramınızı kutlar, yüreğinizden öperim. Derya salkım. Akıllı ol, kendine gel.
Efendim, selamun Aleyküm. Geceniz mübarek olsun. Size bir konuda danışmak istiyorum. Yaz geldiğinde alerjim durmuyor. Sürekli burun ve geniz akıntısı, kulak ve boğaz içi kaşıntısı oluyor. Bunlar da bir süre sonra çok halsiz düşürüyor. Koronadan dolayı hastaneye gidemiyoruz. Verdikleri ilaçlar da genelde kortizon içeriyor. Bu konuda ne tavsiye edersiniz? Bildiğim bir şey değil canım kardeşim. Selamun Aleyküm. Rüyamda sizi gördüm. Zikrullah halakasındaydınız ve ben de oradaydım. Daha sonra siz kafanızı kaldırıp bana sert bir bakışlattınız. O sırada uyandım.
Tövbe et. Selamun Aleyküm. Allah Celle Celaluhu'nun Peygamber Efendimiz'le Miraç'ta, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in sesiyle, Hz. Musa Efendimiz'le Turdağ'ında, Harun Aleyhisselam'ın sesiyle konuşmasının sebebi nedir? Hayırlı geceler. Hiç böyle bir şey okumadım hadislerde. Bunu nereden iktibas ettiniz? Nereden bunu sordunuz bilmiyorum.
Sorum, hocam sonrasını eğer isterseniz okumayabilirsiniz. Hakkınızda çıkan sahte fatura kesmekten hapis cezası aldığınız iddiasının aslını anlatır mısınız? Çok anlattım bununla alakalı. Ondan sonra aslında mali bir şair de burada şimdi. O da anlatabilir ama. Bununla alakalı çok anlattım. O yüzden mahkeme kesmiş olduğum faturaları bana gösteremedi. Öyle söyleyeyim. Olmayan faturadan bir ceza yedim. Daha henüz zaten ceza, yedim, yattım, çıktım ama daha dava şeyde, Yargıtay'da devam ediyor hukuki süreç. O yüzden olmayan faturadan yattım ama. Bunu bilmiş olum. Artık işin içerisine ne girdi ne girmedi bu ayrı bir mesele. İkinci sorum, abdeste başmese derken saç derisine su gitmese sadece saçın üstüne döksek olur mu?
Zaten saç derilerine normal abdeste suyun değmesi diye bir kaide yok. Gusülde var erkekler ve kadınlar için. Kadınların eğer saçları örgülüyse de örgülerini çözmeden saçlarını ıslatmaları yeterli. Şeriatta helal olan, tarikatte haram, tarikatte helal olan, hakikatte haramdır sözünü açıklar mısınız? Bu böyle daire dışı bir söz. Bir şey şeriatta helalsa, tarikatte haram diyemezsiniz onu. Ama takva, şüphelilerden uzak duruyordur o kimse. Bu ayrı bir meseledir. O yüzden şeriatta helal olan, tarikatte haram olmaz. Doğru söz değil. Son sorum, Hocam bazı ayetler Peygamberimizin dilinden söylenmiş gibi. Bu benim içime şüphe düşürmüyor. Lakin tartıştığım insanlara verecek cevabım da olmuyor.
Örneğin Hud suresi 2. ayette Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Kuşusuz ben de onun tarafında size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim diyor. Bu normal ki Cenab-ı Hakkın peygamberin ağzından veya diğer peygamberlerin ağzından da ayet-i kerimeler var. Konuşur bunlardan bir sıkıntı yok. Selamun aleyküm dervişin farzları, nafileleri yalnızca görev bilinciyle yapması mı? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem tanımadığını düşünmesine ve uzak hissetmesine neden oluyor. Bu şekilde devam ederse o beklediği sevgiye ve yakınlığa ulaşır mı? İlk önce zaten farzları yaparken o kimse görev bilinciyle yapar ki bu gayet normal. Hocam ben 12 yaşındayım. Ben her bir rüya görünce ya karabasan ya da cinli rüya görüyorum.
Acaba bunun sebebi nedir? Bunun sebebi her şey olabilir. Abdestli yatıp yattığın yerde la ilahe illallah'a devam et. Bazen efendim bazen canımız sıkkın oluyor ya da içimizi aklımızı meşgul eden bir şey oluyor. Bu ortamda bulunmak zorunda olduğumuz anlar da oluyor. Arkadaşlarımız sürekli konuşmak, şakalaşmak istiyor. Karşılık vermemiz durgun olmamız kötü bir ahlak mı? Enerjimi alıyorsun diye şikayet ediyorlar. Bunda bir kötü bir şey yok. Öyle bir şey olursa o zaman terk et orayı. Selamun Aleyküm. Okul döneminde matematik tarzı dersleri daha çok severdim. Okuma ve okuduğumu hafızamda tutup ezeberleme yeteneğim fazla yoktu. Okuduğum fıkıh ve hadis kitaplarındakiler aklımda kalmasını istiyorum.
Nasıl bir yol izlemeliyim? Allah muinin olsun. Cenab-ı Hakk'a dua et. İnşallah Allah hıfzettirsin. Hayırlı akşamlar. Bireysel emeklilik caiz midir? Allah razı olsun. Bunlar İslam hukukunun olmadığı yerlerde devletin eğer böyle bir veyahut da kurumların böyle bir kolaylıkları varsa kullanılabilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Sorularım ekteki PDF dosyasında. Merhabalar suallere kaldığımız yerden devam edeceğim. Sizden ricam soru işaretleri olan her cümle müstakil bir soru değildir.
Alt şıklarda aynı konuyla bağlantılı soruları devam etmektedir. İsterseniz ayrı ayrı cevaplayabilirsiniz. Sual bütünüyle bitmeden cevaba geçerseniz yorulabilirsiniz. Bütünlüğü sağlama açısından sual bitiminde şıklar ile cevaba başlamanızdır. Yine de siz bilirsiniz. Ayrıca suallerin tamamı kaynak istenirse verilebilir. Şunu da ifade etmekte fayda görüyorum. Bu suallerde kimsenin ayıbını ve eksiğini ve yanlışını deşmek, aramak, ifşa etmek değildir. Kastım. İlmi bir uzun araştırmanın ve zamana dayalı bir ciddi bir çalışmanın neticesidir. İzleyicilerden sabır, anlayış bekliyorum. Eyvallah. 14. soru.
Öncelikle yanlış bilinen dergah tarihi ile alakalı bir düzeltmeyi ifade edelim. Tırnak içerisinde Hacı Bekir baba vefat etmeden kimseye icazet yazıp bırakmamıştır demişsiniz. Kaynak veririm böyle bir şey yok. Tarih yanlış biliniyor. Ali Haydar Efendi'nin icazetinin olmadığını söylediğiniz anlaşılmıştır. İşin doğrusu şudur. Ali Haydar Efendi Ahiska'dan gelmiştir. Dergaha geldiğinde 36 yaşında imiş. Bekir Baba'dan önce Çerkez Şeyhi denilen Ömer Lütfü Efendi'ye biatlıymış. Daha sonra manevi bir işaretle Kara Şeyh Bekir Baba'ya yollamış. Eski şeyhi bizatihi Hacı Bekir Baba'nın 5 senede yetiştirdiği ve icazetini yazdığı bir zattır. Dışarıdan yetişmiş gelmiş birisi değildir.
Zamanın meşhur şeyhler arasında müstesna bir yeri olan Ahizkali Ali Efendi, 3 tane halife yetiştirip icazet vermiştir. Bunlar İskilip'ten Terzi Mehmet Efendi, İskilip'ten Uludereli Mehmet Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendilerdir. Ali Efendi 1955 yılında Mustafa Efendi'ye halifelik vermiş. Yani vefatından 2 sene önce. Bir de Çorumlu'ya 3 kişi bağlanmış diyorsunuz. Bunun da doğrusu şudur. Bayburtlu Mustafa Efendi'yi bekliyorlarmış dervişler. Çünkü o alim zatiymiş Hacı Mustafa Efendi çaycı olduğu için kala kala bu iş çaycı Mustafa'ya mı kaldı diye söylenenler olmuş. Bağlanmayanlar olmuştur muhakkak. Ama 3 kişi biraz abartılı olmuş. Mustafa Efendi bu derganın nükabasıydı.
Dergahta zaten Ali Efendi'den kalan, o esnada 3 tane biat eden nükabah varmış. Nükabahları Bayburtlu Mustafa Efendi, Kemal Efendi ve Haşmet Hafız ve birçok nakip de varmış. Nakip ve derviş varmış. Dervişler de bağlanmış. Ama daha çok gençler etrafında teşekkür etmişler. Bu da gayet normandır. Benim böyle söylemem Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi'nin bana nakli. Bu benim bu konuştuklarımız hepsi de Şeyh Efendi'nin bana anlattıkları. Şeyh Efendi de Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri bana böyle dedi. Oğlum ben normalde Şeyhliğe başladım da işte 3 kişi filanca filanca filanca bana biat etti demiş. Ona öyle söylemiş. Ben de ondan duyduğumu nakletmiştim. Doğru olabilir. Veya olmayabilir.
Bu konuda siz yazının başında bu konuda kaynak verebilirim dediğinize göre doğru da olabilir. Bu noktada benim de iddia edeceğim bir şey değil zaten. Benim duyduğum buydu. 15. Eski eserlerde şöyle diyor. Tarikat iki koldan incelenir. Bir, amali tarikat. İki, emanet ve ehliyet. Emanet mühürdür. Ehliyet ise icazin. Usül olarak bunlar yoksa kimse şeyhlik yapamaz. Sualimi amali tarik kısmından sormayacağım. O malum zaten. Emanet olarak denilen mührünüz var mıdır? Varsa teselsülden mi mücaz kaldınız veya ne şekilde elde ettiniz? Mühürünüz yoksa tarikatın iki kolundan birinin eksik olması durumunu nasıl değerlendirirsiniz?
Yani mühürden kasıt hemen yazabilirsen yaz. Yani bir şeyhlik mührü mü yoksa bir tarikat mühürü mü? Bunu hemen bir açıklarsanız inşallah biz de öyle hemen cevap verelim. B. Abdullah Efendi'den gelen mühür geçen sohbetlerdeki konular ile değerlendirilirse kıymet-i harbiyesi nedir? Dense ne delinebilir? Şeyh Efendi Hazretleri'nin kendine ait bir mührü vardı. Mührü de ben Bursa'da kendim yaptırmıştım zaten. Ona yaptırmıştım ama. Mühürden kasıt buysa, o böyle şeyh efendi rahatsızlığının son dönemine kadar şeyh efendi bendeydi. Şişler de bendeydi. Şeyh Efendi bir kasifer dedim efendim getireyim bunlar dedim. Yok sende dursun Mustafa Efendi dedi.
Bende dursun demesine rağmen ben bir müddet daha sonra tekrar bunları topladım götürdüm Nevşehir'e. Dedim öldükten sonra bunun dedim vefat ettikten sonra sıkıntısı çok olur. Problemler de çok olur. O yüzden Şeyh Efendi Hazretleri mühürünü de şişlerini de Nevşehir'e aldım götürdüm teslim ettim. Buradaki Şeyh Efendi'nin mührü ise evet o Şeyh Efendi'den. Bende Abdullah Efendi'den kalma bir mühür yok. C. İcazetlerde olması gereken şartlardan birisi suluki ikmal neticesinde verilmesi. Bulunması gerekenler de suluka sokan şeyhin sağ olması ve onayı ile şahitler ve taç hırka giydirilmesi ve tarikat düğünü ile hitamı olan ilan edilmesi ile bütünleşen törendir. Geleneksel tasavvufi ananeleri ile bugüne kadar gelinmiş teamüller yapıla gelenler böyledir.
Bu usullerin mazide kaldığını söylemek hala günümüzde olmadığı söyleyenler olsa da hakikat böyle değildir. Bu ilmin hakiki varisleri şanssız şöhresiz yaşamaktadır. Ma mafi size böylece tevasür etmiş, almış olduğunuz, tebörüken verilmiş icazetler haricinde bir suluk ikmali yani hizmet, himmet fehvasınca asli icazetiniz var mıdır? Şu şey geldi, dergah mührü bir de şeyhin özel mührü olurmuş, resmi mührü. Evet bizim dergahın öyle özel bir mührü yoktu Nevşeli Abdullah Efendi'nin. Aynı zamanda da Şeyh Efendi'nin özel mührü vardı ama Şeyh Efendi zaten kimseye şeyhlik vermedi. O yüzden de o mührü onun kendisinde olmadı. C sorusu ma mafi size böylece tevasür etmiş, almış olduğunuz, tebörüken verilmiş icazetler haricinde bir suluk ikmali yani hizmet, himmet fehvasınca asli icazetiniz var mı?
Böyle normalde kastettiğiniz bir sülukun neticesi yani bir şeyhin sülukunun altına girip o şeyhin sülukunda bir sülük çıkarmak bu Şeyh Efendi Hazretleri'nin kendisinin benimle alakalı söylemiş olduğu sözler var. Benim bana söylediklerini söylemeyeceğim. Bizim Hüseyin'e, Cafer'e, Adnan kardeşe söylemiş, evladım Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durdurdu ama aşacak yeniden demiş. Onlara söylemiş öyle. Şeyh Efendi'nin söylediği bu. Benim en uzun sülük bu meselede Abdullah Efendi Hazretleri'nde oldu. Sonraki sülük farklı bir şey. O böyle hani zahiren işte beni şu Şeyh Efendi sülük'e aldı diyebileceğim bir şey değil. Bu işin biraz daha manevi boyutu var. Ondan sonra o manevi boyutta devam eden bir şey.
Ama bana verilmiş olan icazetler de sonuçta yine törenlerle verilmiş olan icazetler ve böyle nasıl söyleyeyim tebörürken verilmiş veya alınmış olan icazetler değil. Ve o icazet törenleri de sonuçta herkes kendi dergan, usulünce, kaidesince bir tören yapıyor. O törenlerle verilmiş olan icazetler. De, sülük nedir? Sülük bir manevi terbiye sistemidir. Sülük nedir dediğimizde Kur'an ve sünnet tarihinde bir manevi terbiye sistemidir. O manevi terbiye sisteminde bir mürşid-i kamilin, bir şeyhin gözetiminde olur. Başlangıcı öyledir. Ama bu şeyh efendide devam ederken, zahir olarak şeyh efendide o sülük devam ederken bir müddet sonra bu sülükun sülükü ama pir efendilerden ama geçmiş peygamberlerden ama peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o sülükü o kimsenin üzerine alabilir.
Bu genelde pir seviyesinde olan zatların sülükü öyle devam eder. O yüzden sülükunuz var mı, hangi şeyh efendini tamamlatmıştır dediğinde benim sülükumun olmadığını Allah affetsin ben söyleyemem. Ama ve lakin böyle bilinen yazılı canlı böyle bir şeyh efendide sülükumu tamamladım da diyemem. Manevi olarak sülükumu ikmal ettim diyenlerin peşlerinden gidilmemeli.
İlla bu işin usul ve kaideleri ile hayattaki bir şeyhin yanında tamamlamak gerektiği hususları tasavvuf kitaptan da esas olarak anlatılmakta olup bu hususta ne buyurursunuz? Bu Noholt'ta da tasavvuf kitaplarında evet böyle şeyler var ve tasavvuf kitaplarında aranılan gerçek şeyin manevi olduğu ve aynı zamanda da bunun bir icazetinin olması gerektiği ile alakalı. Ama bu bağlanılan kişi ile bağlanan arasındaki bir hukuk. Bağlanan kimse manevi olarak kendisinde bu işareti görüyorsa o zaman bağlanan kimse bu işaretle bağlandığı kimseye gidebilir. Bu da tasavvuf kitaplarında geçen bir şeydir. Ha gidecek olduğu kimsede zahiren o kimsenin bir icazetinin olması gerektiğini arama hakkı var mıdır?
El cevap vardır. Bir kimse benim gördüğüm rüya bana yeterli değil ama ben manevi olduğu ben elinde icazet olan bir kimseyi de arıyorum diyebilir. Bu onun hakkı. Veya bir kimse ben bunları tarif ederken şöyle tarif ediyorum. Bir kimsenin manevi icazeti elinde icazeti olmasa ama rüyasında peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona filancaya gideceksin dese ne diyebilir o? Veya bir kimsenin icazeti yok, icazeti olmadığı halde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya geçmiş peygamberler veya hatta sahabelerden bir kimse Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri dedi ki filancaya gideceksin intisap edeceksin. O kimse ne yapabilir? O yüzden bu manevi tarafı tartışma götürmez çünkü.
Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. İtaat sadece Kur'an, sünnet de zahir, Kur'an da zahir, iyi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şekline, şemaline şeytan giremez, giremez. O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona filanca üstada gidip filanca Şeyh Efendi'ye gidip o bizim evladımızdır, o bizim kardeşimizdir veyahut da o dergahan sahibi odur dese, gitse o kimse bağlansa bağlanan kimseye bir şey gerekir mi? Gerekmez. Bakın işin bir de bu tarafı var. O kimsenin icazeti de olmayabilir. Olmayabilir. Yani şu anda öyle veliler var, icazetleri yok. Evet. Yazılı bir icazeti olmayan veliler var. Şimdi yazılı icazeti olup da veli olmayanlar da var. Yazılı icazeti var ama veli değil.
Yazılı icazeti var, gerçekten mürşid de değil. Bırakın mürşidi kamili, mürşid de değil. Veli de değil ama yazılı icazeti var. Ama yazılı icazeti var. Ve o yazılı icazetinden dolayı insanlar derviş olarak etrafında toplanmışlar. Allah'ı zikrediyorlar. Orada devam ediyorlar. Ve o kimsenin yazılı icazeti var. O kimseye deseniz ki, sen nasıl şeyhlik yapıyorsun? O der ki benim yazılı icazetim var. Bana filanca Şeyh Efendi verdi veya benim şeyhim verdi. Ona sorulacak bir soru yok ki. Söylenecek bir söz yok. O yüzden normalde bir kimse benim devamlı üzerinde basarak üzerinde durduğum mesele şu. O yüzden dururum üzerinde. Siz intisap edecek olduğunuz şeyhi sahih bir rüya ile rüya görerekten bağlanın.
Sebep? Çünkü siz rüyanın salih rüyalar, müjdeci hadiste sabit. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz hadiste sabit. Öyle olunca hani o kimse o rüya ile aldatılmaz çünkü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yönlendirmiş. Bunun üzerinde söylenecek bir laf yok. Şimdi şeyhli bu manada manevi olarak tasdiklenmemiş. Ama elinde icazet olan şeyhlerin açmazı burası. Onlar böyle bir manevi olarak ellerinde bir delil yok, ellerinde bir şey yok. Onlar da şöyle diyorlar. Önemli olan rüya değil, önemli olan icazet. Allah Allah. Yani icazet önemli, rüya da önemli. Rüya önemli, icazet de önemli. İkisi de önemli. Bakın ikisi de önemli.
O yüzden işte bir şeyhin terbiyesinde sülüğünü bitirip de gitmesi lazım. Tamam, güzel. Peki bir kimse beşinci makama kadar geldi bütün ehli tasavvupunu bilir. Beşinci makamdan sonra onun sülüğü geriye gitmez. Sebep, çünkü o belli beşinci makama kadar yetişmiş olan bir kimse bir günah kebarda çok ısrarlı olmazsa onun sülükünü devam ettirirler. Nasıl devam ettirirler? Zamanın kutupları devam ettirir. Nasıl devam ettirirler? İşte mesela genelde eğer mürşidi kamil seviyesinde olacaksa İsa aleyhisselam bir müddet onu devam ettirir. Ondan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri devam ettirir. Örneğin. Veya bir müddet sonra Hazreti Ali Efendimiz veya Hazreti Ebu Bekir Efendimiz onunla ilgileniyorsa o yine bir yolu açıktır onun.
Kurmay olacaktır. Öyle söyleyeyim. Zaten beşinci esmayı aldıysa bir kimse kurmay yolu açıkmış sayılır ona. O kurmayliğe doğru gidiyor. Yani eğer kendini yetiştirir, kendini sağlam tutar, işte böyle muhafaza ederse kendini o kurmayliğe doğru yol gidiyordur. Peki, şimdi oraya kadar gelmiş bir kimse zaten beşinci esmadan sonra meselenin zahir dairesi bitmiş hükmündedir. Yani beşinci esmayı alan bir kimse yetişiyorsa zahirle çok fazla bağlantısı kalmaz onun. Artık beşinci esmadan sonra, beşinci esmadan sonra hep manevidir onun seyrisülük dairesi. O varlık alemiyle alakalı, işte batın alemiyle alakalı, kendi üzerindeki şeylerle alakalı filan filan. O farklıdır onun gidişi. Öyle olunca, o bir şeyhin gözetimi onda illaki gerekmez.
Onda gerekli olan şey şudur. Bir şeyh onu o noktaya kadar getirmesi gerekir. Bir şeyh onu o noktaya kadar getirdiyse, o şeyh onun üzerindeki vazifesini yerine getirmiştir zaten. Ha, gönül arz eder ki bir sağ olan bir şey onun üzerinde devam ettirsin. Ama beşinci esmaya gelen bir kimse manevi hali de açıksa, manevi durumu da açıksa ve Hz. Ali Efendimiz'den, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'den, Pir Efendilerimiz'den veyahut da geçmiş peygamberlerden öğreti alıyorsa veya kabir ehlinden öğreti alıyorsa veyahut da Hz. Peygamber'den sallallahu aleyhi ve sellemden öğreti alıyorsa
o zaman o kimseye bir şeyhe gitme zorunluluğu da kalmaz. Onun seyri sülükü devam edebilir. O yüzden de meselenin de bu tarafı var. Ama tekrar söylüyorum bunu, ne direkt bir kimsenin rüyası yeterlidir, ne de bir kimsenin direkt icazeti yeterlidir. Burada en güzel hem manevi olarak o kimsenin rüyasını görmesi, hem de o şeyhin icazetinin olması. Bu ikisi de var ise bir derviş için bu mesele yeterlidir. Yok ben sadece icazet bana lazım, bir icazet olduğunda o dervişe de o da yeterlidir. Ama yok ben sadece manası lazım diyorsa, bağlanan bir kimse için o da ona yeterli görülebilinir. Bunları normalde yok hükmünde görmek doğru bir şey değil. Neden bir başkasına Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şeyh olarak göstermiyordu rüyasında?
Bir kimseye olarak gösteriyor. Yani işte Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Biz dedik ki herkes istihara yapsın. Herkes istihara yaparken neden insanlar dergahta bulunan bir nakib-i nükabbayı rüyasında gördülerdi, diğerlerini görmediler. Bunlar önemli şeyler. Demek ki o kimsede bir şey var ki, herkes o kimseyi rüyasında gördü. Veyahut da şu anda Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Arkadan da hiç kimseye bırakmadı. İhtiyaç duymuyorlar demek ki. Aynı yolda devam ediyorlar. Ama bir şeyhe intisap etmişlerdi arkadaşlar, şeyhliğini ilan eden bir kimse. O da vefat etti. Yani ondan sonra şimdi nereye istihara yapacaklar, istişare edecekler?
Bağlanacaklar örneğin eğer bağlanmayı düşünüyorlarsa. Neden o zaman bir başkası görünmüyordu, o kimse görünüyor? Yani bir sürü mesela memlekette alim insanlar var, profesör insanlar var, müftü insanlar var. Onlar görülmüyor rüyalar. O yüzden rüyalar önemli. Yani teberrüken verilen icazetten, asli icazet sahipleri istifade edebilirken, benim de icazetim var demek, sizce kısa gün çözüm müdür? Bir kimse ama teberrüken verilmiş olsun, ne olursa olsun, onun bir ağırlığı var. Yani bunu böyle küçültmeye çalışmak, hani teberrüken vermişler ona, teberrüken demek hediye manasında vermiş. İyi, hediye manasında versin. Yani bir başkası da alsın hediye manasında, neden almıyor? Bunu böyle açıklamak istemezdim ama açıklayayım.
Şimdi işte şeyhlik yapan, Allah affetsin, büyüklenmek için söylemiyorum. Dört beş tane şeyh efendi, yani böyle dolanıyorlar, böyle işte telefon açıyorlar, whatsapp'tan yazışıyorlar. Gelelim ziyaret edelim, bize de hilafet verir misiniz diye. Teberrüken verilse dahi insan rüyasında görmeden nasıl versin onu? Ben kendimce söylüyorum onu. O kimse sizin icazetinizle şeyhlik yapacak çünkü. Bu benim nazarımda böyle basit bir şey değil. Bu benim nazarımda günün çözümü de değil. Yani bir kimse icazet vereceği zaman düşünmeli. Ve bunları böyle söylüyorum, ben şeyhim demedim işte daha bugüne kadar. Ben işin teknik ve manevi olarak doğrusunu söylemeye çalışıyorum.
Ben şeyh değilim ama işin doğrusunun böyle olması lazım. Ben işin doğrusunu söylemeye gayret ediyorum. Allah affetsin. Yani bende icazet var, maddi manevi icazet de var. Ama ben şeyhim demiyorum. Bütün aranı, bunu şataatvari olacak ama aranılan bütün özellikler var bu fakirde. Ama ben şeyhim demiyorum. Ben diyorum ki ben Kur'an ve sünnet tarihinde doğru tasavvufu yaşama ve yaşatmaya çalışıyorum. Bu kadar. İnsanlar evet rüyalarında görüyorlar üstad olarak. Evet. Üstad olarak görene ben ders veriyor muyum? Evet. Onu bir manevi sorumluluk olarak görüyorum. O yüzden benim de yolum böyle. Kendime minhasır.
Size tebörüken verilen icazetler ne icazetidir? Bana tebörüken bir icazet almadım ben. Böyle dostluğa binayen, arkadaşız, kardeşiz ben de sana bir icazet vereyim. Benim öyle bir icazetim yok. Yani tebörüken icazet denilince işte onun yolu yapılır, yordamı yapılır. Bana bir icazet verir misin falan böyle işte veyahut da manevi bir tecelliyeti yoktur. Manevi bir tecelliyeti olmadan öyle bir şey olur. Benim tebörüken bir icazetim yok. Allah affetsin. Biraz şataatvari olacak ama benim tebörüken bir icazetim yok. Bana verilen icazetler tebörüken verilmiş icazetler değil. Her ikisi de. Her üçe de. Şeyhimin verdiği icazet de tebörüken değil. Bana nakib-i nügaba icazeti verdi.
O da tebörüken değil. Şeyh efendi bana defalarca da söyledi. Senin halifelik icazetini yazayım diye. Ben sustum. Ben onun için gelmedim efendim. Dergaha dedim. O yüzden ben bana verilen icazetlerin tebörüken olduğunu kabul etmiyorum. Hangi tarikattandır? İçeriği nedir? Birisi Kadiri Nakşi. Birisi de Kadiri Dergaha'ndan. Son iki yoldan gelen icazetler öyle. İçeriği nedir? Hiç okumadım içeriklerini. Yani onları Türkçe'ye çevirdiler. Ondan sonra oturup da okumadım içerikleri nedir diye. Arkadaşlar merak ediyorlarsa okuyabilirler. Sohbetlerinizde düne kadar bir şeyhe bağlanmada aranan şartları sayarken, rüyada görmeyi ve istişareyi yeterli görmekten bahsederken, birdenbire son günlerde icazet icazet icazetli bir şeyh bulun demeniz doğrusu şaşıracak bir değişkenlik arz etmektedir.
O zaman da söylüyordum, muhakkak o şeyhte aranılacak olan şeylerden birisi icazettir diye. Yani ben yıllardan beri söylüyorum onu. Ben şeyhimin sağlığında şeyhim bu konuda gücenir, bu konuda bir şey der diye konuşamıyordum. Sebebi şuydu, bu şeyhimin çünkü şeyhlik icazetinin olmadığını biliyordum. O yüzden bir icazette lazım diyemiyordum. Diyememin sebebi şeyhimle alakalıydı. Ben tekrar bunu söylüyorum, yine de diyorum. Bir kimse intisap edecekse bir yere rüyasında görmeli ve istişare de etmeli. Bu icazeti de varsa nur hala nur, bunda bir sıkıntı yok. Ne değişti ki? Dün öyleydi, bugün de böyle oldu, düne kadar icazet yok idi. Ama kardeşler türlü sebeplerden dolayı kabul etmişti demek öyleyse.
Hatalı bir mazi olmuyor muydu? Eğer hatalı kabul ediyorsanız ki gerçekten gelinen ve görünen durum bu. Tekamül ede ede mi? Düşe kalka, yanıla yanıla mı bu iş gidecek? Halbuki yeni bir şey icat edilmiyor. Var olan tasavvuf yaşanılıyor. Bu konuda öz eleştiriye davet etsek sizi bunu nasıl izah getirebilirsiniz? Ben öyle düşe kalka, biz komple bir topluluk olarak belki de düşe kalka büyüyor olabiliriz. Bunu kendim için söylemiyorum. Ama biz topluluk olarak düşe kalka büyüyor olabiliriz. Ben de tabii zaman içerisinde tecrübe kazınıyorum. Her gün bir tecrübedir. Bütün üstad içinde, dervişler içinde, herkes için. Ama ben geçmişime baktığımda da hatalı bir mazi olarak da görmüyorum. Türkiye'nin şartları meydanda, benim şartlarım meydanda, Türkiye'deki ehli tarikatın şartları meydanda, ehli tasavvufun şartları meydanda.
O şartlar içerisinde biz en iyisini, en doğrusunu, en güzelini yaşamaya çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. O yüzden hatalı kabul etmiyorum. Yani hatalı kabul edeceğim hayatımda, hatalı kabul edeceğim hiçbir şey de yok. O gün için doğrudur. O gün için kendimce analiz etmişimdir, istişare etmişimdir. Kalbime gelen olmuştur. Doğru o gün için öyledir, öyle söylemişimdir. Bu sufilik, tasavvuf, gelişmeye, derinleşmeye, yükselmeye açık bir mecradır. O yüzden bir fıkıh doktrini gibi değildir. O yüzden fıkıh doktrini gibi olmadığı için, her an için değişmeye, her an için gelişmeye, her an için değişmeye açıktır. Bunlar gelişirken, değişirken, dönüşürken, muhakkak ki geçmişe baktığımızda dün öyleydi, bugün de böyle olabilir.
Ama bu hatalı mazi kategorisinde değil. Asla değil, öyle görmüyorum hiç. Yeni bir şey icat edilmiyor demiştiniz, yok icat ediliyor. Yani biz, ben kendimce öyle söyleyeyim. Biz Kur'an sünnet dairesinde, bu büyük bir şatahatvari bir şey olacak belki de ama, biz bugün sufilik nasıl yaşanılır, nasıl yaşanılması lazım? Belki de biz yeniden analiz edip, bugün için bilhassa batıda ve Balkanlarda sufilin yeniden, yeni bir anlayışla yeniden iştahat edilerekten nasıl yaşanması gerektiğini görüyorlar insanlar bizden. Yani bir sufi mantalitesine göre, kapalı spor salonunda şeboruz yapmana gerek yok. Yani klasik sufi mantalitesine göre, senin kalkıp da Avrupa'ya dolaşmana gerek yok.
Klasik sufi mantalitesine göre, senin şehir şehir, il il, kaza kaza, köy köy, mahalle mahalle dolaşmana gerek yok. Ama bugünkü sufi mantalitesine göre, evet, yani köy köyde dolaşman lazım, şehir şehirde dolaşman lazım. Bugünkü sufi mantalitesine göre, tırnak içerisinde insanların çarpık, burun büktüğü, beğenmediği veya çok eleştirdiği sufiliği insanların önüne koymak, onu böyle bir güzel, düzgün bir şekilde dizayn etmek ve insanların önüne koymak, bakın işte bugün için yaşanabilecek doğru sufilik bu demek.
Bu belki de boyumuzu aşan bir şey olabilir ama ben kendimce 30 yıldan beri bunu hedefliyorum kendimde. Çünkü ben yeni sufi olduğumda, yeni dervişliğe attığımda o kadar çok çarpık şeyler gördüm ki etrafımda. Dedim ki bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, ben bu değil diye diye geldim. Ve bu değil dedim hep. Çünkü neden bu değil dedim? Benim kendi elimdeki sufi kaynaklara baktığımda, benim kendi elimdeki hadislere baktığımda, hadisleri yaşamak sufiliğin en önemli dairelerinden birisi, böyle olmadığını gördüm. O zaman bu değil demeye başladım. Ben hala da bu değil dediklerim var. Bu değil derken normalde kendim de onu yapıyor muyum?
Hayır, bu değil diyorum ben, ben onu yapmıyorum bir daha. Önceden haramlar bu değil diyordum, haramları atıyordum kendi üzerimden. Şimdi böyle sanki sufilin içindeymiş gibi olan ama sufilikle bağlantısı olmayan, sanki sufilin içindeymiş gibi olan ama sufilin içerisinde çok da önemsenmeyen bir şeyi, çok önemliymiş gibi insanların önüne koyuyorlar. Aynı şey semada da yaşandı. İşte neden devri velet yapmıyorsunuz, neden üç adım, beş adım, yedi adım yapmıyorsunuz filan. Böyle tartışma tartışmaya götürdü. Oysa her gelen, her yeni bir Mevlevi Şeyhi, kendince bir usul, bir adapt daha geliştirmiş. O gün için gerekli olabilir, o gün için doğru da olabilir. Ama bugün geldiğimiz yerde ben onları normalde kendilerince yapacaksa bizim Hacı Cafer'in dediği gibi Kültür Bakanlığı yapsın onu.
Eyvallah. Ama bugün için geldiğimiz noktada ben bunun böyle olduğuna inanmıyorum. Ve mesela işte eski Türkiye'de görünen sufilik oydu. İnsanlar evlerde sohbet yapıyorlardı, evlerde zikrullah yapıyorlardı. Görünen sufilik buydu. Yani o adab mesela Çorum'un Hacı Mustafa Efendi, işte Nevşehir Abdullah Gürbüz Efendi veya Kemal Efendi veyahut da Çorum'dakinler veyahut da Ankara'dakinler farklı bir şey düşünmüyorlardı. Yani onların o gün için yaptıkları oydu. Onu görmüşler, o kadar yapıyorlar. Dergahan içerisinde camide ilk zikrullah yaptıran fakir bu. Yani zikrullahı evlerden camiye taşıma, zikrullahı sufili evlerden müstakil mekanlara taşıma. Müstakil mekanlara taşıma. Bu cesaret isteyen bir şeydi. Bu böyle mükelleyi koltuğu almayı gerektiren bir şeydi.
Çok eleştirildim ben. Ama sonradan herkes benim dediğim yere geldi. Örneğin işte Bursa'da Karabaş Veli Tekkesini aldım. Orada insanlara sohbet edeceğiz, orada bir şey yapacağız diye. Bazı arkadaşlar terk ettiler. Yeni jenerasyonu anlayamadılar. Bizden sonra herkes tekkelere saldırdı. Herkes tekkelere almak istedi. Herkes tekkelere ihya etmek istedi. Ama cesareti bu topluluktan aldılar. Ve herkes kendi bulunduğu şehirde küçük küçük topluluklar gidip tekkeleri buldular. Tekkeleri araştırdılar. Onları kimisi restore etti. Cesaret geldi herkese. Ve bir şekilde restore edip yürümeye başladılar. Aslında farkında değillerdi. Yani onlara o cesaret bu topluluktan geldi. Nasıl bu topluluk evlerden Zikrullah'ı müstakil yerlere götürürken, müstakil yerlerden eski tekkelere götürdü?
Eski tekkelere götürdü. Bakın Karabaş Veli Tekkesi'nde her gece semaya başlanıldığında Türkiye'de iki tane yerde sema ediliyordu. Ücretle. Bir Yenikapı Mevlihanesinde vardı. Bir de öbürki neydi? Galata Mevlihanesindeydi. Koca Türkiye'de o kadar Mevlevi Hane vardı. O Mevlevi Hanelerin içerisinde iki tane yerde sema ediliyordu. Bir de işte Konya'da Şebaruzlar'da yapılıyordu. Başka hiçbir yerde sema edilmiyordu. Bir de düğünlerde, derneklerde, meyhanelerde, pavyonlarda yapıyorlardı. Bu fakirin, bu topluluğun yürümesiyle semahanesi olan yerlerde sema başladı. Mesela Gelibolu Mevlihanesinde her ay sema oluyor. Örneğin, Gelibolu Mevlanesi 80 yıldan beri atıl vaziyette duruyor.
Bu şimdi sufiliği zamanın, konumun durumuna göre, coğrafyanın, şehirlerin konumuna, durumuna göre sufiliği yeniden canlandırmak, yeniden diriltmek, yeniden dirilişe geçmek bu. Ve bunu ülke dışına taşımak, bakın bir de bunun ülke dışına taşımak. Yani Balkanlar'da en son seyahat ettiğimizde yedi şehirde yedi program yapıldı. Ve insanlar farklı bir tasavvuf kültürünün, farklı bir sufi kültürünü öğrendiler. Şimdi bunun gibi, o yüzden ben kendimce hatalı geçmiş olarak görmüyorum. Biz yine geçmişimizden ders alacağız, yine tecrübe alacağız. Yine önümüze yeni bir şey çıktığında biz kendimizi yeniden yenileceğiz. Kendimizi yenileceğiz. Kendisini yenilemeyen bir kimse, çağın içerisinde, bu noktada ayak uydurmak değil, her çağda yaşayan Müslümanlara sufi profilini sunmak ve her şehirde yaşayan insanlara sufi profili sunmak en büyük iştir.
Siz bugün, örnekliyorum bunu, Urfa'ya gittiğinizde Urfa'daki sufi profilini farklı koyabilirsiniz insanların önüne. Küçümsemek için söylemiyorum, Suriye'ye, Irak'a gidersiniz, farklı bir şey koyabilirsiniz insanların önüne. Orada insanlar onu sufilik olarak algılayabilirler ama batıda algılamazlar. Batıda farklı bakarlar. O yüzden önemli olan her bölgede, her kesinden insanın sufiliğe pozitif yaklaşıp, pozitif baktırmasına sebep olmak. Kur'an ve sünnete pozitif yaklaşmasına sebep olmak. Sufi öğretisine pozitif yaklaşımda bulundurmak. O yüzden biz daha da gelişeceğiz, biz daha da değişeceğiz, biz daha da değişime dönüşüme tabiyiz. Bu noktada bir sıkıntı yok ama geçmişimizi hiçbir zaman böyle hatalı bir mazi olarak ben görmeyeceğim.
Hatta ben daha ilerisini söyleyeyim. Ben İslam'dan önce, İslam'la tanışmadığım önceki mazimi de hatalı mazi olarak tanımlayan bir kimse değilim. Az önce Üzeyir Türkkan dediğimiz kimse benim İslam'la tanışmazdan önce kardeşlerimizden, arkadaşlarımızdan dinliyordur belki de şimdi. Ben onunla da selamım sabahım devam ediyor. Ben onun yanına da gittiğimde bana hürmet eder, saygı duyar oturur konuşuruz. Veyahut da o benim yanıma gelse hürmet ederim, saygı duyarım oturur konuşuruz. Veyahut da işte o da dinliyordur belki de şimdi, bizim uzun abidim var, ortak arkadaşımız. Onunla da ben karşılaştığımda hemhal oluyorum, sohbet ediyorum ve ben onları da hatalı mazi olarak görmüyorum.
Hayatımın hiçbir alanını, hiçbir safhasını hatalı mazi olarak görmedim. Ben hayatımla barışık insanım. O gün için öyle yaşadım. Günahsa Allah'ım beni affetsin, tövbe ettim. Eğer günah değilse ben o hatalı mazi olarak görmüyorum. Onu böyle kolumda taşıyorum onları. Bütün kardeşlerimi, bütün arkadaşlarıma. O yüzden gerçekten gelinen durum şu anda da sadece bu değil. Bu topluluk daha iyisini hak ediyorlar. Daha iyisini yaşayacağız, daha güzelini yaşayacağız. Belki de dünya üzerinde insanların görmediği, yaşayamadığı bir sufiliği yaşayacak bu topluluk. Cenab-ı Hak onu nasip edeceğine inanıyorum ben. Bütün dünyaya çok böyle, dünya algısının üstünde bir sufilik yaşayacaklar. Belki de o güne kadar anladıkları bir sufiliğin üstünde bir sufilik yaşayacaklar.
Şu anda bu böyle boş bir iddia gibi gelinebilir. Şu andaki kardeşler algılanan sufiliğin üzerinde bir sufilik yaşıyorlar. Bu belki de eleştiren olarak bakılabilir. Bana gelen bu itikaflara baktığımızda, belki de sayısal olarak oranladığımızda hiçbir dergahta bu kadar itikafa giren bir derviş yoktur. Hemen hemen dergahın yüzde otuzu kırkı itikaf yapıyor bayanlar olarak.
Ve toplu itikaflardan tutun, ferdi itikaflara kadar itikaflar ediyorlar. Ve itikaflarda görülen halleri, yaşanan halleri, bana gelenleri böyle anlatsak biz, siz sadece hayatı metafizik bakıyorsunuz deyip hayatlarında göremeyecekleri, hayatlarında yaşayamayacakları manevi hal ve metafizik perdelerde yaşananlar var. Bu beni oldukça daha da ümitlendiriyor. Diyorum ki elhamdülillah arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, tüylerim diken diken oluyor bunları anlatırken. Arkadaşlarımız, kardeşlerimiz meseleyi o kadar sahipler, o kadar işin içindeler ki böyle olağanüstü bir çaba ile olağanüstü seyri sülükler yaşanıyor. Ve geçmiş veya iddia ediyorum, bu dönemde itikafında, itikafında Hz. Peygamberi, Hz. Ebu Bekir'i, Ömer'i, Osman'ı, Ali'yi, Hasan'ı, Hüseyin'i, Radellahu Anh Hazretleri'ni, Pir Efendilerini, Zikrullah'ın hemen hemen büyük bölümlerinde gören, hatta onlarla sohbet edenler var, onlarla konuşanlar var.
Ve bana anlatılanları ben bu noktada yorumlarken gerçekten onların hallerinin hakikate eriştiğini görüyorum. Ve bununla mutlu oluyorum. Bununla kendimde ümit ediyorum. Diyorum ki daha ileriye, daha ileriye, daha ileriye doğru koşmamız lazım. Daha ileriye doğru gitmemiz lazım diyorum. Hatta bunu buradan canlı yayında iddia ediyorum. Bir dergahta en fazla seyr-i sülûk yaşanan dergahlardan birisiyiz. Biz, bakın en fazla seyr-i sülûk yaşanan dergahlardan birisiyiz. Allah'a hamd ediyorum bu konuda. Böyle konuşmuyordum, çok böyle ben şah taatvari konuşmayı sevmem. Allah'a hamd ediyorum. Dünya üzerinde en fazla seyr-i sülûk yaşayan dergahlardan birisiyiz.
Bu konuda da hamd ediyorum. Ha birileri şöyle diyebilir, bunu eleştirebilir. Biz rüyaya bu kadar ehemmiyet vermiyoruz. Otur oturduğun yere. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğinin 46 cüzünden bir cüzdür denilen. Peygamberliğinin 46 cüzünden bir cüzdür denilen şeye. Biz rüyaya çok itibar etmiyoruz. Küstahsın sen. Biz rüyayla yol yürümüyoruz. Küstahsın sen. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sen yolunu inkar ediyorsun. Küfre düşüyorsun hatta. Tecdid iman, tecdid nikah gerekli. Neden? Rüya mübeşşirattandır, müjdecidir. Ahir zamanda salih kimselerin rüyaları, salih insanların gördüğü salih rüyalar mübeşşirattandır.
Sen bu hadisi nereye koyuyorsun? Olmaz. Veyahut da bir kimsenin rüyasına ehemmiyet vermemek, onun kalbine gelen ilhamatı ehemmiyet vermemek. Biz buna bakmıyoruz demek. Niye bakacaksınız sufilikte? Sufi yolda neye bakacaksınız? Namazsa camideki de aynı namazı kılıyor. Oruçsa camideki de aynı orucu tutuyor. Zekatsa herkes aynı zekatı veriyor. Malının kırkta birini. Siz sufinin nesine bakacaksınız? Onun maneviyatına bakacaksınız. Onun seyri sülüküne bakacaksınız. Seyri sülüküne nereden bakacaksınız? Ne diyor yine velilerle alakalı ayet-i kerimenin tefsirini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki velilerin ne diyor diyor? Dünyadaki müjde nedir?
Sahabe soruyor. Sahabe ilme haris. Diyor ki ya Resulallah ahiretteki müjdeyi tahmin ediyoruz. Hani cennettir, cemalullah'tır. Dünyadaki müjde nedir? Onların görüldüğü rüyalar ve onların gördüğü rüyalar. Onların görüldüğü ve onların gördüğü rüyalar. Canım kardeşlerim bunu herkese söylüyorum. Velilerin gördüğü, mürşidi kamillerin gördüğü rüyalar ve aynı zamanda da velilerin, mürşidi kamillerin, salihlerin, evliyaların, peygamberlerin, ondan sonra sahabelerin görüldüğü rüyalar da mübeşşirattandır.
Yani dünyada müjdedir. O yüzden bir kimse rüyasında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördü. Dünyada müjdedir. Bir kimse Hz. İsa'yı, Hz. Adem ile Muhammed Mustafa arasında bir peygamberleri gördü. Dünyada müjdedir. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Ya işte sahabeleri gördü. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Ne gördü? Velileri gördü. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Bir üstadını, mürşidi kamili rüyasında gördü. Dünyada müjde aldı. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Çünkü o kimsenin şeyhi, kendince salih insandır. O yüzden böyle işte rüya olmayan, hal olmayan bir kimse, biz rüyaya itibar etmiyorsunuz. Peki, bir kimseye nakib-i nükabbalık vereceksiniz.
Neyine itibar edeceksiniz onun? Karakaşına, karagözüne mi? Bir kimseye halifelik vereceksiniz. Nereden vereceksiniz onun halifeliğini? Karakaşına, karagözüne bakarak mı vereceksiniz? Bir kimseye şeyhlik vereceksiniz. Nereden vereceksiniz şeyhli? Nereden vereceksiniz? Ha bu dergatta çok iyi hizmet ediyor, koşturuyor. Benim yanımdan hiç ayrılmıyor. Ben ne dersem evet diyor. Aa tamam bu şeyh olur. Öyle mi karar vereceksiniz? Rüyaya itibar etmiyoruz. E neye itibar edeceksiniz? O zaman siz etrafınızda ne kadar size yalakalık yapan varsa onları halife yapacaksınız. Aa bu hizmet ediyor ya 30 yıldan beri benim yanımda.
E benim bir dediğimi dikkat etmiyor. Ben ona halifelik vereyim. Rüyaya itibar etmezseniz öyle vereceksiniz. Veyahut da birisi rüyasında gördü. E tamam geldi. Dedi ki sen bana halifelik veriyordun rüyamda. Olur canım kardeşim. Allah nasip eder. Veririz. Ben ne rüyamda göreyim? Ben sana halifeliğini veririm. Bitti. Bakın neyle vereceksiniz o kimseye? Ya bir tecelliyet olacak. Zikrullah'ta zikrullah yaparken. Bunları dergahda örneklik yaşadık. Ahmet Ar-Rufa Hazretleri geldi. Bu kimseye çavuşluk verdi. Adama çavuşluk verdim ben. Dedim ki bu adam çavuştur. Birisine dedi ki bu adamı sohbet çavuşu etti. Adamı dergahda ben zikrullahın ortasında söyledim. Ölürüm kalırım üzerimde kalır diye.
Ölür kalırım üzerimde kalır diye zikrullahın ortasında söyledim. Bu kardeşiniz bundan sonra size sohbet edecek. Sohbet çavuşunuz bu dedim. Neye itibar edeceğiz? Geçmiş dönem Şeyh Efendi'nin zamanında Halid-i Bağdadi'nin başında bir arkadaşa Halid-i Bağdadi'ye orada çavuşluk verdi. Bizim kardeşlerimizden birisine Halid-i Bağdadi verdi. Şeyh Efendi de yanında. Benim de o zaman istediğime çavuşluk verme yetkim var, nakiplik verme yetkim var, her şeyim var. Ben Halid-i Bağdadi'nin başında verdim onun çavuşuna. Dedim ki ölürüm kalırım ben bunun sorumluluğunla mı öleceğim? Ben tekrar söylüyorum. Birisini rüyamda göreyim şu anda ve görmek de istiyorum zaten.
Görmek de istiyorum. Halifeliğini göreyim vereceğim Halifeliğini. Sebep? Canım kardeşim bu da benim için büyük bir mutluluk. Birisinin yetiştiğini görmek büyük bir mutluluk. Ve onun görüp görmemesine de bakmayacağım. Ben kendim göreyim yeter ki diyeceğim. Benim gördüğüm de bana hüccet, bana delil. Vereceğim Halifeliğini örneğin. İcazetini de yazdıracağım örneğin. O yüzden böyle işte rüya önemli değil. Önemli canım kardeşim. Hal önemli değil. Önemli canım kardeşim. Önemli. Şu anda bu dergahta gözü açık hal görenler var. Gözü açık. Şu anda bu dergahta zikrullah halakasına oturur oturmaz Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni görenler var.
Şu anda bu dergahta dersini çekerken diz dize Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ile ders çeken kardeşlerimiz var. Bundan büyük mutluluk duyuyorum. Büyük mutluluk duyuyorum. Elhamdülillah. O yüzden rüyada lazım, icazette lazım, şer'i bilgi de lazım, hepsi de lazım. Bir kimse de bunların hepsi tamamlanıyorsa mükemmel bir şey. Alkışlarız onu. Bir kimsenin şeriatı güzel, harika. Bir kimsenin maneviyatı güzel, harika. Bir kimsenin zahiri icazeti de var, harika. Bir kimsenin böyle işte manevi hal yaşayan derviş kardeşleri var, harika. Bu o dergahın mükemmel olduğunu gösteriyor. Ve o dergahın mükemmele doğru koştuğunu gösteriyor. Her kanatta, her perdede iz bırakıyor.
Bu muhteşem bir şey. Bundan çok büyük bir mutluluk diyorum. Allah'a hamd ediyorum. Diyorum Cenab-ı Hak'a hamd olsun. Öyle kardeşler vermiş, maneviyatları açık. Öyle kardeşler vermiş, şeriatları düzgün. Öyle kardeşler vermiş bana, hamd olsun. Her türlü baskıya, sıkıntıya, zulme, her türlü alevereye, dalavereye, her türlü şeye karşı dimdik durup yürüyorlar. Hamd olsun. Korkmaları yok, tırsmaları yok, çekinmeleri yok, doğulmaları yok. Kendilerince acaba demeleri yok. Acaba diyenler savrulup gidiyor zaten. Hamd olsun. O yüzden hepsi de lazım canım kardeşim. Belki de bir müddet sonra şunu da diyeceğiz. Diyeceğiz ki ya bu özellik de lazım. Diyeceğiz ki bu özellik de lazım. Diyeceğiz ki bu özellik de lazım.
Neden? Çünkü bakacağız şartlar, durumlar, her şey bizi farklı bir yere götürecek. Bu yol Allah'ın çünkü. Yol Mustafa Özbağ'ın değil. Yol işte Adnan'ın, Cafer'in, Hüseyin'in yolu değil. Yol Ahmet'in, Mehmet'in yolu değil. Yol komple ümmetin yolu. Yeniden bir sufilik yaşanıyor. Yeniden muhteşem bir sufilik yaşanıyor. Metafizikle dolu bir sufilik yaşanıyor. Şeriatın içerisinde, şeri ahkamın içerisinde. Ben hep diyorum ya, bizi eleştirecek olanlar gelsinler kardeşim. Şeriatın sizin şuranız eksik desinler. Biz tamamlayalım. Desinler ki, tasavufen sizin şuranız eksik. Biz tamamlayalım. Cenab-ı Hak tamamlar. Tamamlayalım derken, Allah bize tamamlatsın. Cenab-ı Hak bütün sufilerin eksikliklerini, bütün sufilerin noksanlıklarını bir tamam eylesin inşallah.
Çünkü şöyle bir şey var. Yüz elli yıllık bir karanlık, iki yüz yıllık bir karanlık dönemden geliyoruz biz. Allah demenin yasaklandığı bir dönemden geliyoruz. Biz Bayındır'da her zikrullahta basılma duygusuyla zikrullah yapmaktan geliyoruz biz. Polis arabasının her daim kapımızın önünden geçtiği zamandan geliyoruz biz. Polislerin postallarıyla benim salonuma girdiği zamandan geliyoruz biz. Basılmadığımız bir perşembe dersi olmadığı zamandan geliyoruz. Buradan şimdi Ödemiş'ten de dinleyen kardeşler var, eski derviş kardeşler. Ödemiş'te basıldığımız zamanlardan geliyoruz biz. Ödemiş'te de basıldık. Orada da jandarmada bastı, polis de bastı.
Bursa'da da basıldık. Biz dövüle dövüle geliyoruz. Biz böyle okşana okşana gelmiyoruz. Dövüle dövüle geliyoruz. O yüzden o yaşamış olduğumuz sufilik kıymetli, hasla o yüzden geçmişe dönerek hatalı bir mazı olarak görmüyorum. O yüzden daha da iyiye, daha da güzele, daha da yükseğe, daha da derine, daha da genişe doğru koştuğumuza iniyoruz. Koşacağız. Allah nefes verirse inşallah. O yüzden Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Manevi olarak da bir eksikliğimiz yok. Zahir olarak da bir eksikliğimiz yok. Ser-i sülük noktasında da kardeşlerin yürümesi noktasında bir eksiklikleri yok hamdolsun. Sülük'ünü ikmal etmiş, icazetli bir şeyh olan Kemal Akdeniz Efendi Hazretleri, istişare, istihar eden önemli istihare ile bulunmaz.
Bu ezeli bir nasip işidir sözünü nasıl değerlendirebilirsiniz? Her Mürşid-i Kamil'in, her Sufi'nin, her Veli'nin her dönemde kendince bir doğrusu vardır. Kendince o doğrusunu söyler, kendince o doğrusunu insanlara aktarır. Bunlar böyle genel doğru mudur? Kendi zamanına göre genel doğrudur. Benim de söylediklerim şimdi kendi zamanıma göre genel doğrudur. Yarın öbür gün biz de vefat ettikten sonra, bizden sonra gelenler daha da geliştirecekler, daha da değiştirecekler. Şimdi, istişare, istihar eden önemlidir. Doğrudur, o zaman için istişareyi yeterli görmüşlerdir. Ben yeterli görmüyorum. Kemal Akdeniz Efendi yeterli gördü diye, ben de yeterli görecek diye bir kaidem yok.
Ben istişareye de ehemmiyet veriyorum, istihareye de ehemmiyet veriyorum. Yani istihar ederken, ben istihar eden kasıt manevi rüya olarak görüyorum. Ben, o kimse rüyasında şeyhini görmeli. Görmeden bir şeyhten ders alınabilir mi? Evet. Bir şeyhten ona ders verebilir mi? Evet. Ama ben ısrarla bu yola girdiğimden beri, otuz kusur senedir aynı şeyi söylüyorum. Arkadaşlar, rüyanızda görerekten ders alın. Hatta benim meşhurdur bu sözüm. Ben derim ki, benim kendim için söylerim. Ben bir şeyhe intisap edecek olsam, ben itikafa girerim derim. Sebep, ya benim itikafımı idare etmeli o kimse. Ben onu görürüm. Ben onu isterim.
Çünkü bir mürşidi kamil, böyle manevi hal yaşayan dervişlerin olduğu yerde o itikafları idare etmeli. Allah'ın izniyle. Yoksa sıkıntı vardır o dergahta. Evet. Bu ezeli bir nasip işidir sözünü nasıl değerlendirebilirsiniz? Perdenin gerisinde ezeli nasip olarak görünebilir. O öyle görmüştür. Ben onu öyle de görmüyorum. Allah yazandır, yazdığını bozandır, bir daha yazandır. Bu iş cebriyeye girer, ezeli nasip işidir deyince. Biz ararız, koştururuz, gayret ederiz. Her sıkıntının altından kalkmak için mücadele ederiz. Her darlığı, darlıktan kurtulmak için mücadele ederiz. Biz bu ezeli nasip işidir dediğimizde elimizi kolumuzu bağlayacağız.
O zaman diyeceğiz ki, ezeli nasip işi. Senin nasibinde varsa bir yere dergaha, bir dergaha sen müntesip olacaksın. Benim anlayışım değil. Ben koşarım, herkese anlatırım, herkese tebliğ ederim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hidayet, ezeli nasip işidir deyip oturmadı. Devamlı tebliğ etti, devamlı nasihat etti, savaşlar etti, mücadeleler etti. Demedi, ezeli nasip işidir deyip oturmadı. Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine bakarım. Onun ashabının sünnetine bakarım. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri İslam'ı götürmek için, Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretleri İslam'ı daha ileri götürmek için onca mücadele ettiler, savaş ettiler.
Yok, ezeli nasip işidir bu deyip oturmadılar. Benim yolum değil. Birileri öyle oturabilir. Ezeli nasip işidir deyip köşede Allah'ı zekreder, kendi kendini muhakkak yetiştirir, daha da büyük kemalete erdirir. Sizin en hayırlınız, insanlara en fazla faydası dokunmazdır. Ben onu unutmam hiç. Kadir'i ve Rufa'yı kolu Çorum'dan alındığı tarihten belli. Mevleviliği nereden aldınız? Rüyada görmek ayrı, rüyada görülenleri yaşayan silsilesi sağlam icazeti bir şeyden almak farklı şeyler iken, Mevlevilik size nereden ve ne şekilde, tevarrüssen mi geldi, siz ne şekilde Mevleviliği oldunuz ve Mevleviliği sahiplendiniz? Benim Mevleviliğim dergaha girmezden önce başlıyor. O zaman mevzu öyle başlayacaksak, daha henüz ben daha dergaha girmemiştim, benim Mevleviliğim başlamıştı.
Öyle söyleyeyim. Ben tövbe edip geri döndüm de benim Mevleviliğim başladı. Bu tabi Şeyh Efendi Hazretleri ile devam etti. Şeyh Efendi Hazretleri de Hazreti Mevlana Celayet-i Ruma Hazretlerinden çok etkilenen birisiydi. O yüzden bizim Mevleviliğimiz Şeyh Efendi Hazretleri ile beraber yol almaya başladı, yürüdü ve devam ediyor. Bunun, öyle söyleyeyim, Mevlevilikten bir icazetim var mı? Yok. Şeyh Efendi'nin icazetinden, Hakim-i Gaba'yı icazetinden Hazreti Mevlana'nın ismi var. Ama özel silsile olarak, yol olarak Mevlevilikten bir Mevlevi Şeyhinden icazet var mı? Yok bende. Bunun iddiasında da değilim zaten. Ben Mevlevi Şeyh'im, ben Şeyh'im veya ben Kadir-i Şeyh'im, ben Rufay-i Şeyh'im demiyorum zaten.
Ama ben kendimi Mevlevi olarak görüyorum. Kimi inkar edecek? Örneğin, ve Mevleviliği sahiplenirim kime ne? Herkes sahiplensin. Herkes ben Mevleviyim desin, çıksın meydana. Kime ait yol? Veya herkes ben Kadir'iyim der, çıkar meydana. Kime ait yol, bana ne? Ben onu Şeyh olarak kabul ederim, etmem benim problemim. Bir kimse sabahtan akşama kadar ben Şeyh'im der, Allah muharek etsin kardeşim, bana ne derim? Beni ilgilendirmez. Ben daha hiçbir şeyhe sormadım, senin icazetin var mı diye. Beni ilgilendirmez, bana ne? Bir kimsenin neden icazetini sorayım?
İşte zaman zaman işte hamdolum, biz Şeyhler toplantısında bu muhabbet olurdu. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin, iki sefer gitti. Sonra ben gittim, üç dört sefer. Orada Şeyhler toplantısından çıkarken bazı Şeyh Efendiler derdi, işte benim icazetim var falan, Şeyh Efendi'nin yok ya ondan sonra. Allah muharek etsin derdim. Bazı Şeyhlerde iki üç tane birden icazet vardı. Allah muharek etsin derdim. İşte hatta iki tanesi dedi, gel sana alifelik verelim. Allah razı olsun dedi, benim Şeyh'im var ona söyleyin dedim. Örneğin. Şimdi bir kimse bir yere kendince aidiyet keşfediyorsa, siz ona ister sufilik olsun, ister din olsun, ona sen bu değilsin deme hakkınız yok.
Bir kimse ben Müslümanım dedi, siz ona Müslüman değilsiniz diyebilir misiniz? Diyemiyorsunuz. Bir kimse ben Mevluviyim dedi, siz ona Mevluvi değilsiniz diyemezsiniz ki. Bunun gibi. Bir kimse ben Rufayıyım dedi. Kime ne? Ben Rufayıyım aynı zamanda. Kime ne? Örnek. Ben Rufayıyım kardeşim. Örneğin. Hem de Kadir'im, hem Rufay'im, hem Nakşibend'im. Kime ne? Hem Mevlev'iyim, hem Bayram'iyim. Kime ne? Sen inanma, inanma. Alıp veremediğimiz kimse yok. Hiçbir sıkıntı yok. Erkeklerin kırmızı giymesi ile alakalı ne kırmızı olursa olur ne olmaz. Azı, çoğu, altı, üstü, ridası, gömleği, ayırımı, şeriatta var mıdır?
Usül olarak Mevleviysen bu kırmızı ne? Rufayysen siyah olacak. Sikkenin üstünde istiva çekmek çok büyük bir makamı temsil eder. Hangi selye hayata binen iştahat yaptığınızda giydin? Tırnak içerisinde onlar. Bunu demezler mi? Desinler. Herkes bir şey diyecek. O kimse de manasında, rüyasında görüyorsa, aa diyecek bu yüzden söylemiş, bu yüzden giymiş, bu yüzden yapmış. E o kimse görmüyorsa, kendince diyecek, bütün çelebiler bu konuda diyor. Onun nesi Mevlevi? E sen kabul etme kardeşim. Sen kabul etmek zorunda değilsin. Sen kısa etekle, tesettüre riayet etmeden, kendinin Mevlevi olduğunu iddia ediyorsun da, biz senin Mevlevi değilsin diyoruz mu? Sen ağzında sigarayla, Mevlevi'yim diyorsun da, biz senin Mevlevi olmadığını iddia ediyoruz mu?
Sen rüyanda, ben Mevlana'nın soyundayım deyip de, bir kez dahi rüyanda görmediğin halde, Mevlevi'yim diyorsun, biz bir şey diyor muyuz? Bırakın halinde görmesini. Bir kez dahi rüyasında görmeyen kimseler, Mevlevilik ve Hazreti Mevlana üzerinde ahkam kesiyorlar. Biz kalkıp da karşı açıklama yapıyoruz mu? Bunların Mevlana'yla alakası yok. Hatta diyoruz mu? Hazreti Mevlana, Celalettin Rumi, onların hepsi de sıralandığı yere, yüzünü ekşitti, yüzünü döndü. Diyor muyuz? Hatta diyor muyuz? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunları topladılar. Hepsi de Patagonya ordusu gibi gidiyordu. Ve yüzünü onlardan çevirdi.
Ve çevirdiği zatları da gördük. Diyor muyuz bunları? Demiyoruz. Ve Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin kılıcı çekip, hepsini de ensellerine yatırıp, bir zatın ortaya da kendisini atıp da, efendim yapmayın, etmeyin, bunlar Allah dedirtiyorlar. Her ne kadar edepleri ve adapleri ve selayetleri bunlara yoksa da, bunlar Allah dedirtiyorlar deyip, zatın birisi kendisini attı diye söylüyoruz mu?
Ağzımızı yumuyoruz. Diyoruz ki, Kur'an ve sünneti yaşamaya çalışanlar, sufiliği yeniden yaşamaya çalışanlar, aman gayret etsinler diye dua ediyoruz. Dua ediyoruz. Biz diyor muyuz, o icazetleriyle para toplayanlar, icazetleriyle dervişlerin ceplerinden geçinenler, o icazetleriyle zekat toplayanlar, o icazetleriyle dervişleri ders kağıtlarını dahi paraya bağlayanlara, onların hepsini de toparlayıp, hepsini de toparlayıp, ceza verecekleri zaman, zatın birisi kendisini atıp, Allah rızası için, Allah için, bunlar şimdi ümmet-i Muhammed'e lazım deyip,
gözyaşı döküp, günlerce yemekten, ekmekten, sudan kesildiğini söylüyor muyuz? Söylemiyoruz. Ehil olmadıkları halde, ehil olmadıkları halde, ellerine geçirdikleri, şiş burhanı icazetiyle, şiş yapanların, o şişlerle, kendilerine azap edileceğini, bildikleri halde, şiş burhanı yaptıklarını, onlara gidip söylüyor muyuz, utandırıyor muyuz? Diyoruz ki, yapmayın. Yapmayın. Hatta şiş burhanı yapmaya yetkisi verildiği halde, elinde icazeti olmayıp, yapmayanları nereye koyacağız? Yani ben, benim şiş burhanı yapmaya yetkim var, ama ben yapmayayım. Yani, yarın öbür gün bunun birisi icazetini sorsa, bana manen verdiler desem, kıyamet kopar.
Hatta giderler, bir de şikayet ederler. Şikayet ettikleri zaman da, bir başkasına, 9 ay, 10 ay ceza verirler, bana 19 ay verirler, deyip, yapmayanları nereye koyacağız? O yüzden, evet, herkes bir şey sorar, o normalde gitsin, şey yapsın, Cenab-ı Hak'a müracaat etsin, Cenab-ı Hak rüyasında göstersin, sıkıntı yok. Hem rufayız, siyah da giyeriz, hem kadiriyiz, yeşil de giyeriz, hem evleviyiz, her rengi giyeriz. Bir kimse rüyasında, tennurenin rengini görüyor. Bizde önemli. Geliyor, Hz. Mevlana, Cerahat-ı Ruma Hazretleri, bana siyah tennure giydirdi diyor. İyi. Rüyası, hak, hak mı? Hak. Hakikat mı? Evet. Neden siyah giydirmeyeyim onu? Rüyanda ne görüyorsan giy diyorum. Sufilik, bunun üzerine kurulu.
Sufilik fıkıh medresesi değil, sufilik hadis medresesi değil, sufilik kelam medresesi değil, sufilik tefsir medresesi de değil. Sufilik, bir veçesiyle şeriatın içerisinde, metafizik, mana meselesi, rüyasında görecek o kimse. Bu delil. tennuresini de rüyasında görecek. Sikkesini de rüyasında görecek. Hattı istivasını da rüyasında görecek. Görecek. Cübbesini de rüyasında görecek. Görecek canım kardeşim. Gördüğü zaman, helal ona, hak, elinde delili var. Diyecek ki, ben rüyamda böyle gördüm, giydim. Dese ki, bir kimseye, böyle bunlar şimdi, böyle konuşulunca, millete absürt gelir. Bunlar nasıl bir dünyada yaşıyorlar derler.
Bir kimse, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, manada gelse, rüyasında, bundan sonra bu cübbeyle dolaşacaksın, bununla sohbet edeceksin dese, ne yapabilir o kimse? O kimsede rüya yorumu da varsa, kendi rüyasını kendi yorumluyorsa, hatta, ya ben utanırım, nasıl giyeceğim bunu diye, kendince rüyasında öyle de işte, benim dedime mi utanıyorsun dese, yerin dibine girer o kimse ya. Günlerce kendine gelemez. Ne yapacak o zaman? Evet, Mevlevilikte dester sarmanın bir usulü yok mu? Evet, Hazreti Mevlana'nın desteri nasıldı acaba ki? Bunlar boş muhabbetler. Hazreti Mevlana, Cerahat-i Rumi Hazretlerine geliyor ya birisi, diyor ki, Efendi, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor, kuşağını nasıl bağlardı, ben onun bağladığı gibi bağlamak istiyorum diyor, bir tok o kaldı, uymadım.
O da diyor ki ona, sen onu da bağladığında, tam bir Ebu Cehil olursun. tarikatın da kendi içinde usul ve erkanı yok mu? tarikatların usul ve erkanı var, biz tarikat değiliz ama. Evet, bir tarikatın kendince usulü ve erkanı vardır. Benim yıllardan beri söylediğim, bu fakirin yıllardan beri söylediği bir söz var. Türkiye'de tarikat yok. Evet. Mevle'likte dester sarmanın bir usulü yok mu? Seyid isen yeşil şal ya da yeşil sarık, tacın dibinden sarılır. Değilsen bir parmak yukarıdan diyenlere ve bu makamda olanların, reklamdan uzak dikkat çekmeyecek bir toplumun kabul etmediği renklerden, müteşekkil kıyafetleri ısarla giymeniz ve tüm bu şıktaki meselelere ne denilebilir?
Herkes bir şey diyebilir. Herkesin doğrusu kendine ait. Kıyafetinde bir dili vardır bunu kabul ederim. Benim de kıyafetimin dili bu. Ben topluma uyan bir kimse değilim ki zaten kendimce. Ben kendimi çok usul kaide sahibi bir kimse olarak da görmüyorum zaten. Ben rüyamda görsem deseler ki, göbenden yukarısın açık dolaş, sen açık dolaşırım ben. Bana deseler ki, bana emir verseler, yarın şuraya gidiyorsun, giderim ben. Benim sufilik anlayışım da bu. Bunu da herkes bilir otuz yıldan beri. Bana şeyhim göç demiş, ben aynı gün göçmüşüm. Şeyhim sat demiş, aynı gün satmışım. Sufilik anlayışım bu. Şeyhim hatta dedi ki, ben rüyamda böyle gördüm, bunu böyle yap dedi, ben öyle yaptım.
Benim sufilik anlayışım bu. Ben onun gördüğü rüyaya da tabi oldum. Herkes dediler ya, şeyhin görmüş, sen görmedin. Ben onun her şeyini kabul etmişim, rüyasını mı kabul etmeyeceğim dedim. Benim sufilik anlayışım bu. Ben yarın rüyamda bir şey göreyim, sahih bir rüya. Şunu yap, ben yaparım yarın. At atarım, tut tutarım, giy giyerim ben. Hiç şüphe etmem. Hiç şüphe etmem. Yeter ki Kur'an ve sünnetini, sahih dediğim o. Yeter ki istenilen Kur'an ve sünnetin üzerinde olsun. Ben arabayı gördüm rüyamda, binme buna dediler. Ertesi gün arabayı bıraktım ben. Dedim ki, binmeyeceğim bir daha buna. Bana binme demişler, ne bineceğim binme dediklerine. Hayatta. Benim sufilik anlayışım bu.
Ya bu sufilik zaten normalde ana hatlarıyla kitaplarda yazılı. Sen gününü yaşayacaksın, halini yaşayacaksın. Sana diyecekler ki, dağa çık, dağa çıkacaksın. Nasıl sufilik yaşayacaksın ki başka türlü? Hem diyeceksin ki, ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin izindeyim. O diyecek ki, dağa çıksan çıkmıyor mu diyeceksin. Ben İstanbul'a sohbete diye yola çıktım. Bunlar için anlatmak istemiyorum. Sonra bir baktım ki, başka bir yerdeyim. Dağın tepesindeyim, neredeyim diye kendi kendime durdum, durdum, baktım, baktım, baktım etrafım. Bir dağın tepesindeyim, deniz görünüyor bir yerden. Ya da ben görüyorum. Bir ağlamak geldi. Ben dedim, ne oldum ben, nereye geldim, ne yaptım ben dedim kendi kendime.
Sonra telefonu açtım Barbaros'a, Barbaros böyle böyle dedim ya ben nerede olduğumu bilmiyorum şu anda dedim. Ben bir yerdeyim, nerede olduğumu bilmiyorum dedim. Gecikeceğim ben herhalde dedim. İstanbul diye yola çıkan bir kimse Düzce'den ileri oradan bir Karadeniz kıyısına kadar gitmiş. Ve ben o yola girerken takip ettim, iz takip ettim. Buradan buradan gittim, buradan buradan gittim. Ben yolu falan görmüyorum ki. Ben Düzce'ye indiğimde anladım Düzce'ye. Dedim Düzce'nin arkasında, dedim bu dağların tepesine gitmişim. Sonra tabii yani orada gittim, tabii gittim orada kalmadı mesele. Ha orada başka bir şey varmış. Ha dedim ya bu yaşanacakmış. Hatta Ahmet Hacer'i aradım.
Ahmet Hacer dedim ben dedim durumum iyi değil benim. Ben nerede olduğumu da bilmiyorum dedim bak. Yani böyle böyle dedim İstanbul'a gelecektim ben. Barbaros'u da aradım. Baba aldırayım seni. Dedim oğlum nerede olduğumu bilmiyorum ki dedim aldıracağım beni sen. Sonra akıllı telefon çıktı. Ne yapacaksın rüyanda gördüğünde? Sufilik böyle metafizik bir şeydir. Şeyhin varsa şeyhine sorarsın. Ben rüyanda böyle gördüm buraya gidiyorum. E vefat etti. Seni onlar yönetiyor. Sufilik böyle bir şey. Bu sufiliğe bir kimse girmeyecekse girmeyecek. Allah affetsin. Benim yolum böyle. Bakın benim yolum böyle.
Ben rüyamda görüyorum bir yolum. Hiçbir anlam veremiyorum. Şurası demiyorlar. Sonra bir bakayım. Ha gördün mü burayı diyorum ya. Tamam burada şimdi şöyle olacak böyle olacak böyle olacak. Oluyor. Yol bambaşka. Herkeste farklı tecelli ediyordur. Eyvallah. Herkeste farklı bir şey vardır. Eyvallah. Söyleyecek bir laf yok. Ama normalde yolun neden demişler hep gördüğün her manevi hal, rüya şeriata, Kur'an ve sünnete uygun olacak demişler. Bastıra bastıra söylemişler. Rüyayı önemsemeden, manevi hale önemsemeden yol yürümek yok. O zahirse o zaman gitti kardeşim otur bir caminin hocasının önüne. Seni dinini öğretsin. Yaşa. Sufilik böyle değil ama.
Yok bir parmak yukarıdanmış. Yok bir parmak aşağıdanmış. Valla deseler ki yarın kafandakini çıkar, cısçıplak kafanı kasıt da yürürüm. Kafamı kasıtır yürürüm. Deseler ki yarın işte kafana böyle bir ayrı bir şey keçirdik senin. Bundan yürüyeceksin. Ondan yürürüm. Hiç umurumda değil. O yüzden bir de insanlara verilecek hesabım yok benim. Biz böyle bu 21. yüzyıla koşarken insanlar, 2021'e koşarken insanlar, böyle bir sufilik yaşıyorum. Ben kendi yaşadığım sufilikten kendim de lezzet alıyorum. Ben mutluyum. Ben çok lezzet alıyorum. Ooo her günüm ayrı hâlem. O yüzden ben bu konuda hiçbir şikayetim yok. Millet eleştiriyor, eleştiriyor.
Önceden diyorlardı ki icazeti yok. Ben hiç umuruma katmıyordum. Şimdi icazetleri nereden buldum? Sokaktan bulduk. Yok şimdi son dönem. Geçenlerde de birisi söyledi. Birkaç kişi daha söyledi. İşte rufay diyor. Ama o şiş buğranı yanmıyor. Allah Allah. Ne diyorum ya? Boşların uğraştırmayın. Bakın bunlar böyle. Ben onları hep kendimce şöyle söylüyorum. Ha demek ki diyorum bir şeylerin açığa çıkmasının zamanı geliyor yavaş yavaş. Bir şey açığa çıkıyor. Zamanı geliyor. Zamanı geldiğinde o da açığa çıkacak. Zamanı gelince o da açığa çıkacak. Sen istediğin kadar bir şeyi kendin dilinle telaffuz etme. Etmene gerek yok zaten. Benim meşhur tezim. Allah sana bir şey verdiyse gelir önüne.
Bir kardeş öyle diyordu bana. Bana diyordu ki işte bir dergah lazım sana. Allah Allah. Bir daha söylediydi o arkadaş. Efendim size bir dergah lazım diye. O zaman söyledi. Döndüm ona dedim. Ya dedim Allah birine bir şey verdiyse dergahını da verir. Her şeyini verir. Allah birine bir şey vermiş. Birini orta yere çıkarmış. Peygamberlerine demiş ki sen peygambersin. Kitap vermiş, mucize vermiş, desteklemiş. Ne lazımsa vermiş ona. Cenab-ı Hak da bir kimseye sen velisin, sen mürşidi kamilsin dedi. Meydana çıkardıysa, milletin de rüyalarını da gösteriyorsa lazım olanı verecek ya. Bu kadar basit. Adam ben şuyum deyip orta yere çıkarsa o çok tehlikeli.
Gerçekten öyle midir, değil midir? Beklersin, bakarsın, araştırırsın. Onun da sözüne ha sen değilsin diyebilir misin? Diyebilirsin. Kur'an'ı, sünneti, tasavvufu yaşamakta iddialıyız. Bunda iddialıyız. Başka şeylerde iddiamız yok. Millet rüyasında ne görüyorsa gelsin. Eleştiriyormuş, eleştirsin. Çorum, rufai tarikatında usuldür ki hanım dervişler zikrullahta kesinlikle kıyama kalkmazlar.
Bu konuda Hacı Kemal Efendi'nin eserinde de bir bilgi vardır. Şu an Çorum, Kırıkkale, İskilip gibi hilafet almış memleketlerde bu usule titizlikle dikkat edilirken siz hangi selayete binaen buna izin veriyorsunuz? Ayet-i kerime siz Allah'ı ayaktayken, otururken, yanlarınız üzerine yatarken daim olarak Allah'ı zikredin. Benim selayetim ayet-i kerime. İman eden kadınlar, iman eden erkekler, iman eden kadınlar, namaz kılan erkekler, namaz kılan kadınlar, kadınlar erkeklerden aşağı mı geçecek? Bir meselede, bir meselede Kur'an Müslümanlara müsaade ettiyse onu yasaklamak caiz değildir. Bunu sufilik, işte ya filanca zat ondan sonra bunu böyle yapmazdı.
Yapmayabilir canım kardeşim, yapmayabilir. Onun usulüdür, onun kaidesidir. Bir mürşid kendince böyle bir usul geliştirebilir mi? Evet cevap geliştirebilir. Benim bu noktada kendimce Kur'an bir şeyi serbest etmiş, hadis-i şerifler bir şeyi serbest etmiş, ilk sufiler bu konuda bir şey dememişler. O yüzden bayanların ayağa kalkıp Allah'ı zikretmelerinde bir beis yok. Hatta mesela benim yeni derviş olduğum zamanlardı, zakirlik yaparken bizim arkadaşların hepsi de böyle işte yani gayrimeşru yoldan gelme. Millet dervişlik bilmiyor, sufilik bilmiyor. Kahveden topluluk götürüyoruz milleti Allah'ı zikrettirmek için. Milletin ayakları ağrıyor. Bir de biz böyle dedemin evinde tahtanın üstünde bir tane ince bir çapıt kilim var.
onun üzerinde Allah'ı zikrediyoruz. Ne halı var ne bir şey. Acı gerçekten insanın dizlerini acıtıyor. Baktım millet dizini düşünmekten Allah'ı zikretmiyor. Destur ya Allah kaldırdım ayağı ben. Biz vur ha vur Allah'ı zikrettik ayakta kendine. Hemen içimizden bir kimse, o şimdi bizim yanımızda değil zaten, o kimse hemen gitmiş trenin zakirine söylemiş demiş, böyle böyle ayağa kaldırdı zikrullah yaptı. Trenin zakiri geldi. İşte ayağı kaldıramazsın da şöyle olması lazım da böyle olması lazım da dinledim, dinledim, dinledim, dinledim. Hiçbir şey söylemedim. Şeyh Efendi'ye telefon açtım. Selamünaleyküm aleyküm selam. Benim şeyhim siz misiniz dedim. Trenin zakiri mi dedim. Ne oldu dedi. Dedim efendim burada arkadaşlarım dedim hepsi de kahveden kalma insanlar.
Ben dedim ayakları ağrıyor, dizleri tutuluyor milletin. Ayakta zikrullah yaptırdım dedim. Bir edepsizlik ettiysem özür dilerim. Bu vazifeye ben ehil değilim. Arzu ederseniz dedim. Ben zakirliği bırakayım. O kardeş gelsin burada zikrullah yaptırsın. Mustafa Efendi senin şeyhin bir zik oğlum dedi. Sen dedi bundan sonra ayakta otururken, havada, denizde, karada, yerin altında, yerin üstünde, bu sıraladı, böyle zikrullah ettirin. İstediğinin dersini alın, istediğinin dersini verin, istediğinin dergâhtan kovanın, istediğinin dergâhı alın. Söyledi, söyledi, söyledi. Halifeye söylenecek ne varsa onları söylemiş. Sonradan öğrendik biz. Ben zaten Şeyh Efendi Hazretleri demezden önce, zaten ayağı kaldırmıştım milleti. Milletin dizi ağrıyor. E şimdi işte, ben diyorum ki arkadaşlara, Allah'ı zikrettirin kardeşim.
Evet, tarikat usulü kaydetsizdir. Bir tek nakipler ayağı kaldırır. Canım kardeşim ya, biz o sufilerden değiliz. Biz sokaktan toplamayız hepimizle. O yüzden tabiri caizse hem avarıyız, hem eşkıyayız. Biz ayakta otururken, yanüstü, koşarken, her yerde Allah'ı zikrediyoruz. Elhamdülillah. Bu kadar değişkenlik içeren, bir yeni, ertesi gün bir daha yeni tarzı hangi selahat ile yaptınız? Bu, Cenab-ı Hakk'ın kalbime verdiği ilhamla yaptım. Her daim yeni olacağız. Ben tarikat erbabı değilim, tekrar söylüyorum. Tarikat erbabı usul ve kaideye uyar, sımsıkı usul ve kaideye sımsıkı yapışır. Ben tarikat erbabı değilim. O yüzden ben her daim gelişirim, her daim yenilirim. Ben hiçbir zaman bir perdede kalmayı istemem.
Her gün bir yere göçmek ne güzel, her gün bir yere konmak ne güzel diyen, Hz. Mevlana'nın yolundayım ben. Ey oğul, bağı çöz, ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın, diyen Hz. Mevlana'nın yolundayım. Benim için tarikattaki bütün usul ve kaideler birer bağdır. Hepsi de birer bağdır. Renkler birer bağdır. Rüyanda görüyorsan doğrudur, yürü kardeşim sen. Sahih bir rüyada gördün mü? Yürü kardeşim. Bu konuda ayet var mı? Var. Yürü kardeşim. Bu konuda hadis var mı? Var. Yürü kardeşim. Bu konuda Maruf-ı Kerhi, Habibi Acemi, Cüneydi Bağdat'ı, Sırrı Sakat'ı, Kuşeyri Risalesi, Sülemi Risalesi. Var mı bunun yapmayın böyle dediği bir yer? Yok. Yürü kardeşim ya, yürü. Yürü. Mesnevi'de var mı böyle bir şey?
Yürü kardeşim. Yok ya Mesnevi aç oku. Mesnevi'nin kendisi kendisini yeniliyor. Diyor ki her gün bir yerde konmak ne güzel. Her gün konduğun yerden göçmek ne güzel. göçeceksin, konacaksın, göçeceksin, konacaksın. Yol yürüceksin. Eee? Altına ve gümüşe bağlanmayacaksın. Herkes onu dünyevi olarak görüyor. Dünyevi olarak görmüyorum. Birisi demiş ki bir adım atacaksın, şunu yapacaksın, iki adım atacaksın, bunu yapacaksın. Doğrudur. Kellerince, tarikat olanlar yapsınlar. Yürü kardeşim. Sen ona bağ olarak görme. Sen Allah de yürü. Kanat çırp ötelere doğru. Doğru olan bu. O yüzden normalde insanlar iskilip gibi hilafet almış memleketlerde bu ısile, titizlikle dikkat edilirken siz hangi selayete binaen buna izin veriyorsunuz?
Ben normalde rüyamda gördüğüm gibi yapıyorum. Ayette var mı? Var. Hadiste var mı? Var. Yürüyorum ben. Selayetim bu. Allah vermiş selayeti başka kimden alacağım ki? Allah'ın vermiş olan, Allah'ın verdiği selayeti ancak bir mürşidi kamil bana der ki, bana evet Cenab-ı Hak bunu selayet verdi ama sen bunu yapma. Bu haram değil yani. Sen bunu yapma. Peki efendim derim. Bitti. Ama bir türlü beni kim durduracak ki? Her gün yeni bir şey sunabilmek veyahut da rüyamda gördüm beni bağlar, bana inananları bağlar deyip yenilenmek hakkında. Yani tasavvuf tarihinde tarikatta iştahat yapmak taranan vasıflar ve şartlar nelerdir? Tarikat ayrıdır, tasavvuf ayrıdır.
Tasavvuf, sufilik, iştahda açık bir alandır. Tarikat dediğinde iştahat açık bir alan değildir. Benim şeyhimi, şeyhimi, şeyhi böyle yapmış, ben de böyle yapmaya devam ediyorum. Devam et kardeşim. Lazım mısın? Sen de lazımsın. Sıkıntı yok bunda. Ben onu reddetmiyorum. Ama benim yolum değil. Ben ey oğul hür ol demiş ya, bana demiş sanki. O yüzden hürüm ben. Hür. Rüyanda gördüysen gel kardeşim. Sevdiysen gel kardeşim. Rüyanda görmedin. Hiçbir şeyin değiliz. Rüyanda gördük. Gel kardeşim. Sevdin. Gel kardeşim ya. Allah Allah. Sana bağrımız gönlümüz açık. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Erkan'da en ufak bir değişiklik yapmamış. Hatta derviş ki, Şeyhim Ali Haydar Efendim'den ne aldıysam size de aynen aktardım.
Ne ilave ettim, ne eksilttim diye. Harika. Onun yolu da o. Maşallah. Allah mübarek etsin. Yani bu böyle azımsanacak bir şey değil. Ama bu diğer ehli sufileri de bağlayan bir şey değil. Bu soruyu soran kardeşe söylüyorum. Bunu böyle anekdot olarak düşün. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin yanına ziyarete giden kimse minderin altına Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'ye harçlık koyardı.
Bunu yapanlar söyledi bana. Bir ihtiyaç olduğunda da derviş ki oradan minderin altından alın harcayın oğlum derviş. Şeyhinden öyle görmüş. Yolunu takip edenlerin zannediyorum bunu da yapıyorlar. Ne yapalım şimdi? Her bizi ziyarete gelen kimse, bizim öyle minderimiz de yok. Minderin altına paramı sıkıştırsın şimdi. Konuşursam hiç kimse oturduğu yerde oturamaz. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri bunları eleştireli olarak söylemiyorum. Yol adabı olarak söylüyorum. Yani Kırşehir'e giderdi her Ramazan Ali Haydar Efendi gidip orada bir hafızın arkasında bütün Ramazan hatimle teravih kılınıyor diyor.
Ali Haydar Efendi Hazretleri'nin yolunu devam ettirirdi. Kırşehir'e gider orada da her Ramazan o hafızın arkasında teravih kılardı. Şimdi onun yolunu takip ettiren kimse, takip eden kimse Kırşehir'de gidip herhangi bir hafızın arkasında namaz kılıyorlar mı teravihde? Yapmıyorlar. O zaman edebi adaba riayet etmediler. Ali Haydar Efendi'nin edebi devam etmedi bak işte. Ne oldu? Ne oldu da kesildi? Daha Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den anlatacağım şeyler olabilir. Yani ne yapacaklar o zaman yani bütün şimdi Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'den sonra gelenler Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'ye milim milim uyacaklarsa örnekliyorum.
Göz ameliyeti için hepsi de İstanbul'a mı gidecekler? Daha arkasını getirmeyeyim şimdi. Bakın bütün mürşidi kamiller kendi zamanlarında kendilerince yaşayabilecekleri, yaşanabilecek bir dini anlatmışlar. Bir sufiliği anlatmışlar. Hiçbirisini reddetmiyorum. Ama böyle yani bunlar böyle şey değil nasıl söyleyeyim. Ya işte bizim usulümüz bu. Ben zaten Çorumlu Mustafa Efendi'nin devamıyım demiyorum. Böyle bir iddia sahibi değilim. Ha Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'ye sorabileceklerse sorsunlar böyle bir şey var mı yok mu Mustafa Özbağ'da diye. Boş boş kabirleri ziyaret etmesinler öyle dışarıdan. Sorsunlar. Evet öyle kabristanı herkes gidip üç ilhas bir fatih okuyorlarsa eyvallah gene kabir ziyareti.
Kabir ehlinden sorunuz. Hadis-i şerif. Sorsunlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kabrin başına gitti. Hepsine birer tane hurma dalı koydu bu kardeşleriniz neden azap çekiyor biliyor musunuz dedi. Peygamber abdesti böyle alırdı. Öyle aldın. Kabre sordun mu? Sadece abdest sünnetine baktın. Kabirdeki kabirde konuşma sünnetine bakmadın. Bedir'de müşriklerin hepsinde bir şeye ne o? Kuyuya doldurdu gitti. Ut be şey be şimdi gördünüz mü benim Allah'ın Resulü'nü olduğumu? İnanınız mı dedi. Ama geçti dedi. Bu sünnete neden uymuyor işte insanlar?
Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri Allah korkusundan ölen gencin kabrinin başına gitti. Ashab arkasından koşuyor nereye gidiyor diye. Gitti o kabre dedi. Eee falan Allah'ın vadettiğini buldun mu? Bütün ashab duydu. Buldum ya emir el müminin. Allah bana fazlasıyla verdi. Neden bu sünnetlere bakmıyorlar? Hem ehli tasavvufun dayandığı hadislerdendir. Hani böyle şüphelendiniz, orada kaldınız, işin içinden çıkamadığınız halde de gidin kabre ehline sorunlar. Gidin sorun canım kardeşim ya. Üftad hazretleri burada, Emir Sultan hazretleri burada, İsmail Hakkı burada, Hacı Bayram Ankara'da, Çorum'da sıra sıra hepsi de. Benim Mustafa Efendi ile alakalı böyle aramda hafiften bir limonelik oldu.
Şeyhim götürdü beni başına. Tehvid okuduk. Bana sordu ne oldu dedi efendim Mustafa Efendi ile dedim aram iyi değil dedim. Böyle böyle dedim şey yapmadı hani teveccüh etmedi bana dedim. Böyle kafasını salladı. Bir daha tevhid okuduk başında. Ondan sonra tabii ben dedim yani sebebini de içimden söyledim. Ondan sonra sarmaştık. Bana döndü. Oldu mu Mustafa Efendi? Oldu efendim Allah sizden razı olsun dedim. Kabre ehline sorsunlar. Evet. Bu kadar değişkenlik içeren. Ha bunu okuduk. Tarikatta iştahat yapmakta evet. Tarikatta bir kimseler iştahat yapamazlar kolay kolay.
Yapan zaten böyle çarmıha gerilir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi onu da okuduk. Erkan zikrinde kesinlikle gudüm def vurdurmamış. Ve bundan şiddetle men etmiştir. Sadece sohbet zikrinde müsaade vardır. Bu değişikleri hangi yetkiyle yaptınız dense ve hatta ben yaptım oldu denmesi sizden sonrakiler de ben de yaptım dese işin aslı mutasyona uğramamış, dejenere olmamış olan. Yani bu işin aslı ve asli olanı nerede kalır gibi sözlerle ne diyebilirsiniz. Bütün ehli tasavvufun büyükleri ve aynı zamanda ehli fıkıh fetva vermişler zikrullah esnasında gudüm vurulabilir diye. O yüzden veyahut da işte zil vurulabilir diye bütün bakın Hanefi fıkıhları, Hanbeli fıkıhçıları, suiti dahil buna ondan sonra aynı zamanda bütün sufi, ilk sufiler zikrullah esnasında bunların yapılabileceğine dair fetva ve iştahatları var.
O yüzden bizim yaptığımız bu fetva ve iştahatlara dayalı. Abdullah Efendi'ye Sivas Sohbetleri'nin YouTube'da da var soruyorlar efendim ölmüş şeyh kabirden irşat eder mi diye. O da olmaz eğer olsaydı herkes Peygamber Efendimizin kabrine müracaat ederdi. Hayattaki şeyh olması lazım diyor. Siz de sohbetlerinizde kabir haline vakıf olanın şeyhe ihtiyacı yoktur diyorsunuz. Tasavvufi eserlerde velayet kabir halinden başlar fakat kabirden irşat olmaz kaidesi vardır. Tasavvuf tarihinde bu kaideyi bozan istisnalar olsa da bunlar istisna denilmiştir. İstisna örneği Sultanül Arif'in Beyazıt Bestami Hazretleri'nin Ebul Hasan Harakani Hazretleri'nin irşadı gibi. Her derviş bu istisna içinde dahil olsaydı.
İstisna neden olsun ki böylelikle? Evet normalde bakın ihtiyacı olmaz ayrı. Yani kabir ehline vakıf olan bir kimsenin şeyhe ihtiyacı olmaz. Günlük hayatını şeyhsiz de devam ettirebilir. Ama onun seyir-i sülük olmaz. Öyle söyleyelim. Kabir haline vakıf olma üçüncü makamın sonuna doğru başlar çünkü. Bazılarında üçüncü makamın başında da başlıyor. O dervişin kendi haliyle alakalı. Dördüncü makamda devam eder. O kimse normalde kabir haline vakıf olunca gider. Emir Sultan Hazretleri'nin o kendince bir eksiklik noksanlık görünce göremez. Tövbe eder. Ha der ki bende eksiklik var. Tövbe eder. Devam eder hayatına. Bakın bu ama bir kimse o saatten sonra şeyhe ben bağlanmayacağım diyorsa bağlanmaz.
Onun yolu o kadardır. Kendince o kadar gidecektir. Öbür türlü normalde şeyhe ihtiyacı olur herkese. Abdullah Efendi'nin bu öğretisinin kaynağı nedir? Bu Şeyh Efendi Hazretleri'nin öğretisi buydu. O da şeyden Antepli Bilal Nadir Hazretleri söylemiş ona. Oğlum demiş ben vefat ettikten sonra bizden yetişen kimse yok. Sen demiş Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri'ne gidip bağlanacaksın. Sen demiş şeyhsiz kalma. Senin muhakkak bir mürşide bağlanman lazım demiş. Onun öğretisi her iki kanaldan öyleydi. Ve tasavvuf kitaplarında bu öğretiyi yeterli görmemiş büyükler. İlla sülükü ikmal için icazet alınca kadar hayattaki şeyhe ihtiyacı vardır derlerken yaşanan bu çelişki midir?
Yine burada aldığınız öğretiyle tenakıza düşme ahali yok mu? Bu konuda ne buyurursunuz? Yok tenakız yok. Normalde bir kimse bir şeyhten öğreti alacak. O şeyhte öğretisi devam edecek şimdi. Bunu böyle söylemek istemiyorum ama söyleyeyim artık. Yani şeyh efendi, Abdullah efendi benim şeyhlimi kendisi ilan ettirmiş kimse. Yani bizatihi kendisi, bana söylemesi ayrı ben bana söylediklerini söylemiyorum hiç. Benim şeyhlimi kendisi ilan ettirmiş. Ben bu konuda hani şeyhlimi ilan ettirecek hale gelmişim ki benim şeyhlimi ilan ettirmiş. Neden örnekliyorum bunu o kardeşler yanlış anlamayacağı için. Yani Oktay'ın dervişiyle benim dervişimin arasında beş altı ay bir fark vardır.
Neden Oktay değil veya neden Nuri değil? Veya o zaman için neden Adil'i değil? Adil de nakibinin kabbaydı. Veya hatta neden şeydeki Avrupa'da, Hollanda'daki Mustafa değil? Yani şey Sivas'ta Ahmet Turan abiyle beni söylettirdi. Şimdi şöyle söyleyeyim. Yani demek ki ben onda belli bir eğitimi almışım ki o beni kendince şeyhlik yapabilecek vaziyette ve durumda görmüş. Beni şeyhlik yapabilecek durumda vaziyette görmemiş olsa, kalkıp da dergaha ilan ettiriyorsa şeyhtir o şeyhliğini ilan edin diye. E o zaman Abdullah Efendi yalan mı söyledi? Oyun mu yaptı?
Tezgah mı yaptı? Bu da düşünülemeyeceğine göre. O benim şeyhliğimi zaten ilan etti. Ben de reddetmedim zaten. Ben de dedim ki aldık oraya koyduk. Canım kardeşlerim aldık oraya koyduk. Ama benim şeyhim sağ şu anda. Şeyhim vefat edinceye kadar ben şeyhlik yapmayacağım dedim o akşam. Bu kadar basit. O yüzden normalde hani bir kimse icazeti alıncaya kadar bir şeyhe intisap etmesi lazım.
Şeyh Efendi ilan etmiş zaten beninkini. Yazmamış sadece yazmadı. İlan ettirdim ettim bir de başkasına ettirdi. Bana söyledi ilan et bu gece diye. Ben ilan edemem efendim dedim. Ben ilan ettirecek kimseyi. Ben birine ilan ettiririm o kimseyi ettiririm dedi. Ben de kime telefon açacağını bunu tekrar tekrar söylüyorum. Kime telefon açacağımı tahmin ettim ona dedim benle konuşmadan etme dedim. Ne dedi sana dedim. Böyle böyle böyle dedi dedi. Çık bu akşam ilan et dedi. O arkadaşa dedim böyle dedisi. Tamam çık ilan et dedim. Çıktı ilan etti. O yüzden illa sülükü ikmal etmiş ile icazet alınca kadar hayattaki şeyhde ihtiyacın vardır derlerken. Evet ben şeyhimin sözüyle yine şeyhlik yapmadım. Bekledim. Dedim ki onun bize öğrettikleri vardı çünkü.
Bize öğrettiklerinden birisi şuydu. Mustafa Efendi oğlum bir şeyhin vermiş olduğu şeyhlik isabetli olmayabilir. Pir efendilerin ki dahi olmayabilir. Bozulabilir. Benim şeyhimin verdiği söz bakın bu. Bana söylediği söz. Mustafa Efendi bir şeyh efendi dedi. Şeyhlik verirse o bozulabilir oğlum insan dedi. Bir dedi pir efendiler ona şeyhsin derse o da bozulabilir oğlum dedi. Ancak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylerse o kimse bozulmaz oğlum dedi. Ben şeyhimden bu öğretiyi aldım. Ben o şeyhimden öğretiyi aldım. Şeyhim bana şeyhliğimi ilan ettirdi. O yüzden hani buradaki Abdullah Efendi burada hani şeyhe ihtiyacı varken derlerken diyor. Yaşanan bu çelişki midir?
Benim için benim kendi nefsimde bir çelişkim yok. Sebep ya benim şeyhim kendiliğimi ben ondan istemediğim halde bana kendisi bunu böyle söylemek istemiyorum. Kaç sefer söyledi efendim ben şeyhlik için burada değilim dedi. Hatta hastanede ameliyat olduktan sonra şeyh efendi kendince hani böyle ölümle böyle baş başa kaldı gibi böyle. Mustafa Efendi oğlum ilan edeyim dedi. Dedim efendim istemiyorum. Ben dedim bu dergaha şeyhlik için gelmedim. Ben sizden dedim. Böyle bir şey istemiyorum. Bunun için burada değilim dedim. Oğlum sen nasıl insansın dedi. İnsanlar şeyh olmak için can atıyor. Halife olmak için can atıyor. Sen istemiyorum diyorsun dedi. Ben istemiyorum efendim dedim.
Benim inancım şu çünkü. Ben Allah için oradayım. Ben şeyhlik için orada değilim. Şu anda da Allah için ben buradayım. Ben şeyh olduğum için olmadığım için burada değilim. Minnet bana. Şeyh diyormuş. Beni ilgilendirmiyor. Bana üstad diyormuş. Yani ben kendimi de o noktada görmüyorum. Ben diyorum ki Allah yolunda koşan bir kimseyim. Ben Allah yolunda koşuyorum. Allah onlara bir önder seçtiyse beni seçmiş. Ben de elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Ve eğer işin teknik boyutuna bakacak olursanız benim şeyhim de bana şeyhlik vermiş. Aitiyetten işte şeyhlik icazeti de isteyenler için icazet de var. Ayrıca millet rüyasında görmüş mü? Görmüş. Benim için tenakuz değil hiçbirisi de.
Çelişki değil yani. Yine burada aldığınız öğretiyle tenakuzlu düşmanı yok mu? Yok bu konuda ne buyursunuz? Hiçbir tenakuzum yok. Şeyh Efendi'nin dediği doğru muhakkak bir kimse bir şeyhte seyri sülükunu devam ettirmeli. Şeyhimdi benim şeyhliğimi ilan etmiş. Demek ki seyri sülükum onda bitmiş ki ilan etmiş. Bitmemiş olsa ilan eder miydi? Etmezdi. Demek ki seyri sülükumu tamamlamışım. Onun nezdinde o da ilan etmiş. 18. soru. Çorum Rufayet Tarikatı usul ve erkanda icazet sahibi olan nakiplere şiş burhanı yetkisi verilir. Nügaba olanlara ateş burhanı yetkisi verilir. Şeyh olanlara ise kılıç burhanı yetkisiyle büyük icazet verilir. Hacı Bekir Baba sonraki Şeyh Efendi'ler hilafet aldıklarında kendilerine bu yetki verilmiştir.
Gerek Bekir Baba, gerek Ali Haydar Efendi, gerek Mustafa Efendi, gerek Kemal Akdeniz Efendi, gerek Tığlıoğlu Mehmet Efendi ve şu an halifesi olan Çorum ile Hacı Zakir Kümbül Efendi'nin bu usulü muhafaza edip kandil gecelerinde kılıç ve diğer burhanları yaptıkları biliniyor. Bu konuda ne buyuruyorsunuz? Doğrudur. Yani normalde Çorum Dergahı'nın böyle bir icazetle verdiği doğrudur. Bu konuda icazetle devam ettikleri de doğrudur. Yapıyorlardır da kandil gecelerinde. Bu da doğrudur. Yani bu konuda ne buyurursunuz? Yani bu böyle nasıl söyleyeyim? Buhran çok büyütülecek bir mesele değil. Çeyh Efendi Hazretleri kendisi ilk önce yapmıyordu. Sonra yapmaya başladı. Sonra kesti kendisi de yapmadı. Oğlum farklı anlaşılıyor dedi.
Yapmayacağım dedi. Kaldı. Şimdi bunun yapılması için ben icazetinin olması gerektiğine inananlardanım. Zaman zaman benim üzerimde de diyorlar işte böyle bir hani şeyiniz var mı? Burhanınız var mı diye. Ben ne var diyorum ne yok diyorum. Var desem yapmam lazım. Yok desem yalan söylemiş olacağım. Bunun da zamanı var. Öyle diyelim. Yani normalde bu böyle ben böyle rüyama göre hareket eden bir kimse olduğumdan dolayı bunu da bugün, yarın, şu gün yap derlerse Cenab-ı Hakk'ın izniyle yaparız. Bu noktada bir sıkıntımız, sakıncamız yok yani.
Böyle Allah gösterir, haydi anonsana, bu da çıksın meydana derlerse çıkarırız meydana. Bu konuda bir sıkıntı yok hamdolsun. Şimdi soruyorlar, başkaları da soruyor. İşte madem Rufa'yı Burhan yapıyor mu? Allah Allah. Yani bu Burhan yaparak mı Rufa'yı Rufa'yı olunacak? Ha bir işaretse, eyvallah yani tamam o işareti arayabilirler insanlar. Eyvallah, buna da söyleyecek bir sözüm yok. Ya böyle şimdi perdeyi patlatayım yani. Şimdi onu da yapsam, onun da icazeti nereden diyecekler? Desem ki rüyamda gördüm veya şöyle oldu, böyle oldu. Haydi bir cürcüne daha kopacak. Andırıyorum, şişler bendeydi diyorum. Değil mi? Bende duruyordu diyorum. Şeyh Efendi sende kalsın dedi bana diyorum ben.
Ama üstüme üstüme geliyorlar. Allah iyi etsin. Ama her şeyin zamanı var. Ben diyorum ya, bu dergahın her şeyi bir tamam. Eksik bir şeysi yok. Geçenlerde bu şeyle alakalı, tekkeyle alakalı böyle şey olunca, dedim ki en sonunda bana onu yaptıracaklar. Bir yer aldıracaklar bana dedim. Oraya kıl çadırdan da tekkeyi kuracağım. Atı da dedim kapısına bağlayacağım. Bir tane de deve bağlayacağım. Gelene gidene şişi çakacağım orada dedim ben. Ondan sonra kıl çadırın içinde dedim. Ama tabii cevap gitmemiş demek ki her yere. Gazeteci nezir ertesi gün baş sayfaya çekecek tabii beni. Ondan sonra cezası en az dokuz aydan başlıyor. Bıçak ve işte şişmiş ıvır zıvır kanununa göre üç yıla kadar cezası var.
Sen üzerine alınma bu soruyu soran kimse. Bunlar biraz da böyle oralardan gelme sorular. Bana başka yerlerden geliyor bunlar. Bu seninle alakalı değil. Damarıma basıyorlar benim. Hani ben böyle bir şey hemen aniden yapayım diye. Ama ben galeyana gelmeyeceğim. Zamanı var her şeyin. Kaynar kazanları da koyacağım orta yere.
Bütün şişleri, kılıçları da koyacağım orta yere. Yakacağım ateşleri de orada. Közleri. Laleleri de kızartacağız. Bir yurcuna gidecek ki Allah Allah Allah Allah. Ne oluyor diyecekler ya. Mevleviler de bu yok. Evet en sonunda onu da diyecekler. Nevşe'yle Abdullah Efendi'nin Çorum'dan usul olarak şeyhlik icazeti almadığını siz de söylemiştiniz geçen sohbette. Çorum'da eski dervişlerin bildiği ve aktardığı şekliyle yazıyorum. Çorum'la Cimusta Efendi Hazretleri, Nevşe'li nakip olan Abdullah Efendi'ye sadece şiş burhanı yetkisi vermiş. Nükabalık makamına gelemediği için ateş burhanı yetkisi vermemiş. Doğru değil. Yani bunu böyle söylemek zorundayım şimdi. Yani şeyh efendinin şeyhlik yapmaya başladığında şiş burhanı yetkisi de yoktu onda.
Doğru değil. Doğru değil. Hatta biz yeni derviştik o zamanlar. Sivas'ta Ali abinin şiş ve ateş burhanı vardı. Şeyh Efendi de yoktu. Hatta dergahın içerisinde bu konuşuluyordu. Yani Ali abi de böyle göğsünü gere gere böyle şiş burhanı yapıyordu. Ateş burhanı yapıyordu. Hani bende var onun gibisinden. Hani ama Abdullah Efendi de yok gibisinden. Sonra şeyh efendiye manen verildi bu. İyi bunu da buradan patlatayım bombayı ben şimdi. Yok doğru değil. Şeyh Efendi şiş burhanı icazeti yok çünkü. Bu da doğru değil.
Yani o böyle bunlar biraz böyle Abdullah Efendi Hazretleri'ne karşı cephe aldıklarından kaynaklanıyor biraz da bazı şeyler. Cephe almaya gerek yok. Hepsi de kardeş dergahının ürünleri bunlar. Hepsi de. Birbirlerine cepheleşmelerine gerek yok. Birbirlerine iğnelemelerine gerek yok. Varsa var yoksa yok. Herkes var veya yok. Oldu veya olmadı. Herkes doğruyu söylesin çıksın. Nükkabbalık verildiğine dair ne tören ne de icazet hakkında bildiğiniz bir şey var mı? Yok. Şeyh Efendi Hazretleri Mustafa Efendi nakibi nükkabba etti oğlum bize dedi. Bu kadar. Biz o zaman için Yakup Efendi'nin nakibi nükkabba olduğunu, Karabüklü Mustafa Efendi'nin nakibi nükkabba olduğunu, aynı zamanda İstanbul'da Ali Efendi'nin nakibi nükkabba olduğunu, bir de Sivas'ta Ali Abinin nakibi nükkabba olduğunu biliyorduk.
Bizim bildiğimiz nakibi nükkabbalar bunlardı. Çorumlacı Mustafa Efendi'nin vermiş olduğu nakibin nükkabbalar bunlardı. Sivas'ta Ali Abide Şeyh Efendi'nin nakibin nükkabba olduğunu bana söylemişti. Öyle söyleyeyim. İstanbul'daki Ali Efendi de Abdullah Efendi'nin nakibin nükkabba olduğunu söylemişti. Ankara'daki Yakup Efendi de Abdullah Efendi'nin nakibin nükkabba olduğunu söylemişti. Ben onun bu zatıyı biliyorum. Kendisiyle bunların üçüyle de görüştüm çünkü. Bir tek Karabük'teki Mustafa Efendi'yle ben görüştüm ama onun nakibin nükkabbalarla alakalı bir şey onunla görüşmedik. Abdullah Efendi'nin ateş kılıç burhanı icra ettiğini gördünüz mü? Ben Şeyh Efendi'nin şiş burhanı yaptığını biliyorum.
Halka açık ateş burhanı yapmadı ama benim üzerimde kaynar suya kattıydı beni. Yani gir Mustafa Efendi dedi bana. Ben destur dedim girdim bunları açık açık konuşayım artık. Millet parmağını sokamıyordu böyle suya. Hiç kimse giremedi. Artık biz mi girdik sadece? Sonra benden sonra o da girdi. Açık konuşmak gerekirse ayrı bir perde oldu. Ne ses duydum ne soluk duydum. Orada başkaları da vardı. Onlar zaten bizim girdiğimizi gördü mü görmedi mi? Öyle bir hal oldu. Bana gir Mustafa Efendi dedi girdim ben. Öbür iki üç kişi daha vardı yanımızda. Bu suya girilmez çok kaynar su işte seksen derece burası kaç.
Yok pardon yalan olmasın Sivas'taki sıcak kaplıcanın en sıcak yeri tam çıktığı yer. Ya bilmem kaç derece ile çıkıyormuş orası. Kimse giremiyormuş. O odaya da kimse girmiyormuş zaten. Orayı tutturdu Şeyh Efendi tutturmuş o gün. Ondan sonra kimse giremiyor kaplıcanın içine. Normalde parmağını sokamıyordu oradakiler. E tabi ben Şeyh Efendi'nin yanındaydım. Ben onun bana gir dediğini duydum. Öyle duydum. Mustafa Efendi gir oğlum dedi. Ben destur dedim. Attım kendimi suyun içerisine. Bir parmağımı kımıldattım. Yandı parmağım. Öyle durdum. Ondan sonra o da girdi. Ondan sonra depreşme dedi bana. Allah rahmet eylesin. Depreşmeyormuş dedim ben de. Öyle durduk suyun içerisinde.
E tabi o gir dedi. O çık deyinceye kadar çıkacağız. Su geliyor ama arkadan daha. Böyle yanıyor böyle ortalık. Duman duman hiçbir şey görünmüyor. Şeyh Efendi hasretlerinde bu vardı. Ben onu hani bir buhran olarak gördüm onu. Açık konuşmak gerekirse. Dedim yok bu bir buhran dedim. İçimde kalbime öyle geldi. Bu dedim sıcaklık burhanı diye benim aklıma geldi. Yani dedim bu sıcaklık burhanı. Başka bir şey değil bu dedim. O yüzden şeyh efendi de benim gördüğüm bu vardı. Bunlar bir de böyle şey değil. Belki de muhakkak icazetin olması gerekir. Tarikat usulü kaidesinde icazet olması lazım. Eyvallah. Ama sufilik dairede icazet şartı yok bunda. Yani bunu anlatmak istemem.
İlk itikafa girdiğimde işte bana dediler ki başını sıvazla besmele çek şeye vur. Caminin direğine vur. Ben emre tabiyim ya rüyamda halimde ne görüysem yapıyorum. Bismillahirrahmanirrahim dedim. Ben kafamı sıvazladım gerildim. Güldür güldür güldür güldür gittim. Bir de gençlik de var ya böyle. Güyüm vurdum şeye ne o. Camiye cami sarsıldı böyle dedim. Yıkılacak mı cami acaba? Kimse de yok. Sabah namazdan az önce. Allah'ım dedim bu nasıl bir şey böyle. Kendi kendime hiç anlatmadım bunu böyle yakın daridek arkadaşlar anlatırım. Yani bunu şimdi bir kimse bunu böyle yaptığında sen istedin kadar bunun icazetin var mı de. Yok. Ben sonra o gündür bugündür bir daha hiçbir yere kafa vurmadım.
Hiçbir yere kafa atmadım dedim. Ölür mü ölür birisi Allah muhafaza eylesin. Bunun icazeti var mı? Yok. Şeyh Efendi bana gir sıcak suyun içine dedi. Ben girdim icazeti var mı? Yok. Şeyh Efendi'nin de icazeti yok o konuda. O yüzden çok özür dilerim. Her şey icazet değil yani kimseye bir şey verildiyse. İstediği kadar oradan bağırsın birisi. Ya icazet lazım. İyi canım kardeşim. Sen icazetsiz yapma ama ona verildiyse, emredildiyse ne yapacak? Biraz naz ehliyse der. Yani ben nasıl icazetsiz yapayım? Dedikodu ederler, laf söylerler, tırmalarlar, taş atarlar. Rüyamızda görürüz, yaparız kardeşim.
İster taş atsınlar, ister top atsınlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, geçmiş peygamberler, sahabeler, pir efendiler, şeyhim bir şey derse, Kur'an sünnetinin içinde mi içinde yaparım canım kardeşim. İsterse bütün tankları toplasınlar, ateş etsinler. Başımız gözümüz üstüne, çekilecek çilemiz varmış deriz. Sabreder yürürüz. Dolayısıyla seyri sülukunu tamamlayamamış, rüya ile görev aldığını iddia eden bir kimsenin şeyh olamayacağı malum iken neden kendisine şeyh efendi diye hitap ediyorsunuz? Benim nazarımda şeyh efendi hazretlerinin şeyhdi. Ben onun şeyhliğine inanıyorum. O yüzden hala da şeyh efendi derim.
Yok. Kendi halinde, kendi dairesinde, kendi durduğu yerde tam bir şeyhdi. Evet. Gerçekten de yetişmek isteyen bir kimse yetişirdi elinde. Her şeyhin kendine münhasır halleri vardır. Onun da kendine münhasır halleri, kendine münhasır durduğu nokta vardı. Ama şeyh efendi hazretlerinin şeyhliği üzerinde ben bir tereddüt görmem. Sonuçta insan herkes. Sonuçta onun da etki altında kaldığı, etkilendiği yerler vardı. Ben onun yanında 18 yıl durdum. Çok özür dilerim, böyle söylemek istemem ama ben iyi tanıyan bir kimseyim kendisine. Şimdi her ne kadar benim arkamdan dergâhta kalan kardeşler atıp tutsa da, bu çok iddialı bir söz olacak ama onu en iyi tanıyanlardan birisiyim.
Çocukları dahil buna. Bakın çocukları dahil, hatta Allah rahmet eylesin. Eşi dahil buna. Hatta en yakınındaki dervişleri dahil buna. Şu anda böyle kendi kendine zakirlik yapıyorum, nakiplik yapıyorum, nügabalık yapıyorum diyenler dahil buna. Bunu iddia ediyorum, bunun altını çiz. Salim sen de çiz. Abdullah Gürbüz Efendi'yi benim tanıdığım kadar hiç kimse tanıyamaz. Benim bildiğim kadar hiç kimse bilemez. Onun maneviyatını, onun derecesini de benim bildiğim kadar hiç kimse bilemez. Şu anda kendi kendilerine böyle laf üretenler, böyle benim üzerimden de laf üretenler, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'ye zarar veriyorlar. Allah affetsin, onun nerede ne yapacağını daha yapmazdan önce bilen insandım ben.
Bunu böyle kamuya açık ilk defa söylüyorum. Hastalık boyunca ne yaşayacağını da bilen insandım ve yakın dairemdekilere söyledim. Hatta söylediklerim şeyin ispatı içinde bir gün hastanede Gökhan Karadayı vardı, isim de söylüyorum. Gökhan koş buraya dedim ben, geldi koşa koşa, dinle dedim profesör ne diyor, neler yaşanacağını dedim. O profesörü dinledi, bunları hıfz et aklında dedim. Bunlar bir gün lazım olacak çünkü dedim ben. Gökhan Karadayı dedi de burada, sağda. O yüzden Allah rahmet eylesin, gani gani rahmet eylesin. 18 yıl dolu dolu bir hayat yaşadım, sufilik yaşadım onunla. Dolu dolu ve böyle hani metafizik endeksi, sufiliğin bence en önemli son dönem simalarından birisiydi.
Metafizik endeksi ve gördüğüm hallere, gördüğüm rüyalara ehemmiyet veren, bu konuda hatta bu meselede çok üzerinde duran bir kimseydi. Kendince onun da ümitleri vardı, umutları vardı, öyle söyleyeyim. Ama o da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin maniasına bağlıydı. Mesela bunu ilk defa böyle kamuya açık bir şekilde söyleyeyim. Mesela son gittiği ömrede bizim Ahşi İsmail'i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabrinin başında Ashab-ı Sofa'da asker etti. Bunu ilk defa kamuya açık bir şekilde söylüyorum. Kimseye söyleme, işte rabıta ettiriyordu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sorduruyordu, dergahın benden sonra sahibi kim diye.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine İsmail'e diyordu ki, dergahın sahibi Mustafa Efendi. Şimdi her gün rabıta ediyordu İsmail, her gün de iftardan, iftar ettikten otele giderken, Şeyh Efendi'ye fısıl fısıl söylüyordu. Şeyh Efendi de ona diyordu ki, Mustafa Efendi'ye söyleme. Ben de İsmail'e diyordum ki, İsmail şeyhini dinle, kimseye söyleme. O da böyle eli aya tuturdu, tamam abi, tamam abi diyordu. Aman İsmail kimseye söyleme diyordum. Bakın ben bunu ilk defa kendi ağzımdan söylüyorum. İsmail'e bunu söyledim, Şeyh Efendi'i vefat ettikten sonra. O yüzden Şeyh Efendi'nin şeyhliğiyle alakalı hiç kimsenin kafasında bir şek şüphe olmasın. Bu, son dönem yatağa düştükten sonraki hallerini ayrıca konuşmak, analiz etmek gerekir.
Orası ayrı. Onun da şeyhliğine, onun da vazifesine leke getirecek şeyler değil onlar. Evet. Zaman her şeyin ilacıdır sözünü sık sık söylerdiniz. Hala da söylerim. Zaman gizli saklı, çok şeye eşkari meydana çıkarıyor. Evet. Hatadan dönmeyi istemez misiniz? Hatadan dönmeyi isterim. Varsa bir hatam Kur'an sünnet tarihinde derler ki, Burası hata, ben de oradan dönerim. Ne dönmeyeyim? Tüm bu izahlar ve araştırmalar neticesinde Abdullah Efendi'ye gerçekten nasıl bakıyorsunuz, nasıl anlatabilirsiniz, gelinen bu durumu bizlere. Ben Abdullah Efendi Hazretleri'ne manen görev aldığını ve o görevini icra ettiğine inanıyorum.
Bu inancımı hiç kaybetmedim. Hiç kaybetmedim. Ve hiç bu konuda da tereddüt etmedim. Bakın, belki de Şeyh Efendi Hazretleri'nde olan son dönem meselelerde ben sıkıntı yaşasam da, onları bir pişmeme sebebiyet verecek, olgunlaşmamama sebebiyet verecek birer unsurlar olarak görüyorum. Şeyh Efendi Hazretleri o gün için öyle bir şey yaptı. Kendisi yaptı. Nasıl yaptı, nasıl etti? Hiç ben bu konuda da bir şey söylemiyorum. Ben çünkü onun son hastalık dönemini tırnak içerisinde hastalığına bağlıyorum her şeyi. Zihniyet-i kulüp isimli tasavvuf kitabında irşada yetkili olmadan şeyhlik yapanların, yarın mahşerde deliler gibi haşrolunmasından korkulur diye bir ibare geçmektedir.
Çorumlacı Mustafa Efendi Hazretleri, icazetsiz kendi kendine rüya ile şeyhlik iddia edenlere, yarın kabre vardığında gel kezzap hitabına muhatap olacağını buyurmuş iken, bu devranın geçeceğini, bu saltanatın elbet biteceğini bile bile şeyhlik, üstadlık yapanların, neye istinaden insanları başına topladıkları hakkında ne buyurursunuz? Yani insanlar kendilerince böyle bir şeyler, kendi kafalarından böyle bir şey yapıyorlarsa doğru değil. Bakın doğru değil. Ama bir kimsenin şeyhi diyorsak sen şeyhsin, bir kimseye üstadı diyorsa sen şeyhsin, bir kimse elinde şeyhlik yapabileceğine dair icazeti varsa, her iki tarafı da söylüyor. Veya bir kimse kendince rüyasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sana sen şeyhsin, çık insanlara şeyhlik yap, görevini yap diyorsa, herkesin kendini bağlayacak olan bir şey.
Tabii ben şeyhim demek eski sufilerin adaf ve erkanında yok. Bir kimsenin ben şeyhim demesi eski sufilerin adabında, erkanında yok. Ben o yüzden bu sözü kendimden uzak tutuyorum. Bir, ikincisi ben şeyhime söz verdim Bursa'da. Dedim ki ben asla hiç kimsenin, bu kardeşlerin önüne çıkıp ben şeyh oldum demeyeceğim dedim. Böyle bir yemin ettim, böyle bir söz verdim. Ben sözümün arkasındayım, ben şeyh değilim diyorum. Eski sufilerin usulü, kaidesi bu, ben onu çok öncesinden biliyorum çünkü. O yüzden böyle kendiliğinden orta yere çıkmış ben şeyhim diyenler bunu düşünsünler. Eyvallah. Zira İsra suresi 71. ayette, o gün insanları başlarındakiyle çağıracağız buyurulmaktadır. Doğru. Eğer rüya ile alındığı söylenirse, İslam dininde rüya delil olmaz.
Hayır, rüya delildir. Sufiler için delildir. Kabul etmiyorum. Biz kaçıncı soruya geldik? Arkadaşlar burada son vereceğim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi