mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 21 MAYIS 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Mayıs 2020 · 4:14:47

Selamun Aleyküm, hayırlı Ramazanlar. Artık orucun son iki günü, elvada demenin sonuna geldik artık. Cenab-ı Hak'a hamdü senâ ediyoruz. Bir Ramazan boyunca oruçlarımızı tuttuk, zikirlerimizi yaptık, ibadetlerimizi yaptık. İtikaflar yapıldı, hâlâ da itikafta olan kardeşlerimiz var, itikaflar devam ediyor. İnşâAllah bu Ramazan'ın son iki günü de hayırla, ibadetle, güzellikle, tatlılıkla geçirir. İnşâAllah bayramı bayram gibi kutlarız. Böyle hüzünlenmeyin kendi kendinize, bu bayramda gidip gelemeyeceğiz diye. Herkes inşâAllah evlerinde çoluğuyla, çocuğuyla, büyükleriyle bayram yapsın. İnşâAllah bayram yapacak da inşâAllah. Bugün bir konu yapmadık, hazırlamadık. Geçen haftadan sorularına, sorulara cevabı, yani Kadir Gecesi'nden soruların hepsini yetiştirememiştik.
Perşembe günü devam ederiz demiştik sorulara. O yüzden Allah'a izin verirse inşâAllah sorulara devam edeceğiz. Kısa bir ön sohbet yapmak istemedim, sorulara fırsat kalsın diye. İnşâAllah sorularınızla devam edeceğiz. Lütfen derviş kardeşler rüya yazmasınlar. Bunu tekrar tekrar söylüyorum. Selamlama faslı yapmasınlar. Mustafa Özbağ'ı met etme faslı yapmasınlar. Net sorularını inşâAllah sorsunlar. Allah cümlemizi muhafaza eylesin, korusun, sevsin, sevindirsin inşâAllah. Selamun aleyküm. Bir kardeşim hakkında aklımdan kıyas, kıskançlık, suizan gibi bir düşünce geçtiğinde, hemen ardından pişman olup, pişman olup, Allah'ım bu düşünce benden değil, ben bunu doğru bulmuyorum. Bu kardeşim böyle değil diyorum.
Bu düşüncelerimin kalbine gelmesi benim kötülüğümden midir, yoksa vesvese mi? Eğer benim kötülüğümden ise geçeceği yönünde ümit var olabilir miyim? Bu bir kimsenin kötülüğünden, iyiliğinden değil, şeytan her daim bizim kalbimize vesvese verir. Şeytan her daim kalbimize vesvese vererekten etrafımızdaki birinci derecede, ikinci derecede, üçüncü derecede yakınlarımızın üzerine saldırır. Bilhassa, sufi eğitimi alan, sufi yolunda olanlar, kardeşlerinden, böyle şeyler kardeşleriyle alakalı çok olur. O yüzden bu tip meseleler olduğunda, hangi kardeşine karşı öyle bir kalbinden bir şey geçtiyse, ona hediye ver, ona dua et. Hediye veremiyorsan dua et. Yüz tane tevhid çek, onun ruhaniyetine bağışsa, hatta bütün kardeşlerin ruhaniyetine bağışsa, kalbine kimle alakalı böyle kötü bir düşünce gelir, suizan gelirse, hediyeleşin, hiçbir şey yapamazsanız, manevi hediyeleşmedir.
Yüz tane ihlas okur, yüz tane Fatiha-ı Şerif okur veya işte iki yüz tane, üç yüz tane, beş yüz tane çekebilirseniz, tevhid çekip onların ruhaniyetlerine bağışlayabilirsiniz. Bir de müsaadenizle şunu sormak istiyorum, sufilik yoluna giren kişi, giren bir kişi nasıl rabıta kurabilir? Rabıta sufilikte sevmek, muhabbet beslemek, üstadın dediklerini yerine getirmektir. Yani orada işte değişik, nakşibendi usullerinde farklı rabıta şekilleri vardır. Kimisi iki şeyhin, iki kaşının ortasını rabıt eder, kimisi şeyhinin kalbini rabıt eder. Ama bunlar böyle hani salihlerle beraber olunuz, ayet-i kerimesi mucibince bunlar yapılabilir. Bunlar benim çok böyle tasvih ettiğim şeyler değil. Bir kimse Allah için sevmeli, Allah için sevip, Allah için o sevmiş olduğu mürşidin çizmiş olduğu çizgiden gitmeli.
Kur'an sünnet dairesinde ona itaat etmeli. Kur'an sünnet dairesinde yaşantısını idame ettirmeli. En güzel rabıta bu. Yoksa bir kimse işte yalan söylemiş, gıybet etmiş, dedikod etmiş, iftira etmiş, ona buna saldırmış, onun bunun hakkını, hukukunu yemiş. Ondan sonra namazdan sonra oturacak şeyhini rabıta edecek. İşte düşün Allah, düşün, düşün Allah, düşün. Yani önemli olan ahlakın güzelleşmesi. Önemli olan ahlakın iyileşmesi. Önemli olan ahlakın tatlılaşması. En güzel rabıta bu. Allah bizi öyle olanlardan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm.
Kadir gecemiz mübarek olsun inşallah. Şeyh'im dediniz ya, hayrı Allah'tan, şerri nefsinizden bilin dediniz. Biz tevhidle karşı durup, sabredip, ferahlığa kavuşmayı umarsak, çektiğimiz acılar, sıkıntılar, günahlarımıza kefaret olur mu? Ahirette arınmış gider miyiz? Müslümanın başına gelen her bir sıkıntı, her bir bela, her bir musibet varsa günahlarının kefaretine, yoksa derecesinin yükselmesinedir. Ama o gelen bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet her neyse usulüne uygun onunla mücadele edilir. Bizim yolumuzda onunla mücadele etmek yoktur. O yüzden başımıza her ne geliyorsa, yani bir zalimden zulüm geliyorsa zulme karşı da mücadele etmemiz gerekir. O yüzden başımıza gelen, nefsimizin olumsuz gördüğü bütün her şey, bizim için ya günahlarımıza kefarettir ya da bizim derecemiz yükseliyordur.
Biz kendimizce günahlarımızın kefaret olduğuna, kusurlarımıza kefaret olduğuna inanırız. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. İkinci sorun, bir yere gitmek üzereyken bir engel çıktığı zaman ben her zaman niye gidemedim diye hayıflanmayıp, belki gitseydik başımıza bir musibet gelecekti, Rabbim nasip etmedi diye düşünüyorum. Gidemediğime üzülmüyorum, teselli veriyorum kendime, doğru mu düşünüyorum acaba? Bu gidilip gidilmeyecek yerlerle alakalı bir şey. Örneğin işte Gelibolu'da sohbet var. Ben şimdi Gelibolu'daki sohbete gidemeyince, vay işte bunda da bir hayır vardır diyemem. Benim için hayır sohbete gitmek, benim için hayır zikrullah'a gitmek, benim için hayır iyi amellerle iştigal etmek.
O zaman yani biz bir iyi amelle iştigal etmeye gayret ettik de gidemediysek ben hayıflanırım. Ben kendimce derim ki ben nasıl bir kusur işledim ki Allah'ın zikir alakasına ulaşamadım. Ben nasıl bir hata işledim ki ben sohbete gidemedim. Ben nasıl bir yanlışlık, nasıl bir eksiklik yaptım. Az mı gayret gösterdim, az mı çaba gösterdim ki Allah yolunda ben alıkonuldum diye düşünürüm. O yüzden ben kendi kendime işte bunda da bir hayır vardır, bunda da bir hikmet vardır deyip ben o yolu seçmem. Ha ben gerekli mücadele ederim, gerekli gayreti sarf etti mi inanırım. Ama olmadı, Cenab-ı Hak önüme başka bir mani çıkardı, başka bir engel çıkardı. O zaman derim ki bunda da bir hayır varmış. Ama ben vicdanen yapmam gerekeni yaptığıma inanmam lazım.
Üçüncü sorum kısa. Bir çok yakın akrabam var. Babam da dahil rahmetli oldular. Bayanlar mezarlığa gitmek iyi geliyor özleyince. Bayan olarak mezarlığa gitmem uygun mu? Bayanların mezarlıkların duvarlarına kadar gidip oradan dua etmeleri uygun olmuş. Ölümden bir hisse alsınlar, ölümü bir rabıt etsinler, ölümle bir irtibat kursunlar, ölümden ders alsınlar diye. Hayırlı kandiller. Söyleyecekleriniz benim için değerli bir sorum olacak Mustafa Hoca'ya. Araç almak istiyorum ancak malumunuz fiyatlar öyle biriktirilecek tutar da değil. Ben biriktirdikçe her geçen zamanda araç fiyatları da yüksek oranda artıyor. Dolayısıyla biriktirerek alamayacağım sonucu çıkıyor.
Bankadan kredi çekmek faiz nedeniyle caiz değil. Haramdan korkuyorum. Borç alabileceğim de kimse yok. Böyle bir durumda dinimiz ne der? Nasıl bir çözüm yolu seçmeliyim? Selamun Aleyküm. Sorumu gördünüz mü acaba? Bugün gördüm. Tekrar hocam sorumu gördünüz mü? Evet bugün gördüm. Şimdi araç almak isteyenler veya bir şey almak isteyenler gönlüm şunu arzu eder. Hiç bankaya, çankaya, bu faiz yuvalarına bulaşmadan kendi durumlarına, hallerine göre araç alsınlar. Kendi durumlarına, kendi hallerine göre ev alsınlar. Kendi durumlarına göre işlerini yapsınlar. Ama dünya ekonomisi öyle bir noktaya getirdiler ki insanlar bu hadisede biraz daha hırslı, biraz daha yarışmacı düşünceye sahip oluyorlar.
Bence biriktirdiğiniz parayla gidin bir araç alın. Ne kadar biriktirdiyseniz o kadarlık bir araç alın. Bankadan faiz alıp da bunu ödemekten yorulmayın. İnsanlar ev alıyorlar, evet 10 yıl, 12 yıl, 15 yıl bankaya işte para ödüyorlar faizde. 15 yıl borcu bitmiyor. Sonuçta 15 yıl sonra işte ev sahibi oluyorlar. Kendilerince mantıklı olabilirler. Bunun faiz olup olmadığıyla alakalı bunun tartışmasına girmek istemiyorum. Ama bu bir kim borç insanı yıpratır. Bununla alakalı söylüyorum. İkincisi bir kimse İslam hukukunun olmadığı bir yerde İslam'ı kendisine ölçü olarak kabul etmeyen, İslam'ın kurallarını kendisine kanun hükmünde görmeyen herhangi bir devletten veya herhangi bir kurumdan böyle bir faizle ilişkili bir şey yapmış olsa o faiz hükmünde olmaz Hanefilere göre.
Kandil mübarek olsun. Bunlar eski tabi kandilden. Allah sizi başımızdan eksik etmesin demiş. Yusuf dağlı Allah razı olsun inşallah. Selamun Aleyküm bir sorum olacaktı. Sohbeti dinlerken tespih çekilebilir mi?
Çekilebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Sikir yapılabilir. Efendim 22 yıllık evliyim. Çocuğumuz yok. Biz bu elmadan nasıl alabiliriz? Normalde eğer artarsa inşallah kardeşlerden benim söz verdiklerim var. İnşallah onlara verdiklerimizden artarsa inşallah size de veririm. Allah izin verirse inşallah. Selamun Aleyküm Üstadım.
Bir sorum olacaktı size. Ben eşime kızarken keşke seninle evlenmeseydim gibi tabirler kullanıyorum. Ve sonrasında pişman oluyorum. Bu evliliğe ne derecede zedeler? Bu evliliğin bozulma gibi bir risk taşır mı? Yani bu boşama kastıyla söylenen bir sözler hükmünde değil. Ama keşke demek şeytanın işidir. O yüzden bir kadının veya bir erkeğin eşlerden birbirine keşke seninle evlenmeseydim demesi ağır bir söz. O yüzden eşler birbirlerine bu tip ağır, kırıcı, ezici sözler kullanmamalı. Bunlardan kaçınmalı. Bu eşler de birbirlerini bu hale getirmemeli. Eşler birbirlerine daha anlayışlı, daha hoşgörülü davranmalı. Daha toleranslı davranmalı. Ve eşler birbirlerini böyle tellerini yakıncaya değil kopartıncaya kadar birbirlerinin peşinden koşmamalı.
Negatif olarak. O yüzden hoş sözler değil. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Benim bir arkadaşım var. Vücudunda kist veya kanser gibi hastalık var. Ortaokul sondayız. Ayrı sınıflardayız. Hastalığı yüzünden aylarca okula gelemedi. Tekrar sınava girmesi gibi bir ihtimal de yokmuş galiba. Korona denen hastalıkta kanser hastalarını da büyük tehdit ediyormuş. Ona bu hastalığı yenmesi, atlatması için dua eder misiniz? Allah o gece dua ettik tüm hastalara. Cenab-ı Hak bütün hastalara inşallah şifa versin. Selamun Aleyküm. Ben 12 yaşındayım. Barbaros Yayanların kızıyım. Ders almak istiyorum. Teşekkür ederim. Babana söyle 12-12. Sana ders tarif etsin inşallah. Selamun Aleyküm.
Virtlerimizi çekerken bayanlar olarak tam tesettürlü olmak mı gerekir? Allah razı olsun. Allah'ı zikir için illaki tesettür şartı yok. Çünkü Allah zikrediliyor ama bir kimse tesettürlü olursa nur ala nur olur. Ama böyle bir şartı yok. Selamun Aleyküm. İnsanlar mürşidi kamil deyince kitap gibi bir kimse bekliyorlar. Kur'an'ı çok iyi bilen, fıkıhı siyere ezberlemiş, her konuya hakim. Böyle olunca sanki alim olunurmuş gibi görüyorlar. Bu konuda yaklaşımlar nasıl olmalı? Bu mübarek gecede bizleri bırakmadığınız için teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Sizlere afiyet versin. Selamlar. Bu insanlar tabii kendilerince bir kısmı böyle şeyler de arayabilir. O yüzden böyle aramaları da normal. Ben onları anormal olarak da görmüyorum.
Sebebine gelirse insan tabii sorduğuna cevap alacak. Sorduğunu öğrenmek isteyecek. Sorduğunu cevap alıp öğreneceği bir kimseyi kendisine mürşid olarak görmek isteyecek. Çünkü insan fıtratında şöyle bir şey vardır. Yani bir kimse ya güce ya ilme, bilgiye ya da mananın önünde eğilir. Gücün önünde eğilenler cahil insanlardır. Onlar güce tapınırlar. Aslında onlar, Allah muhafaza eylesin, şirk üzerinedirler. Onlar cahil insanlardır. Kim güçlü görüyorlarsa güce tapınırlar. Gücün önünde eğilirler. Onlar için sıkıntılı bir durumdur. İkinci sınıf insan her şeyi bilen bir kimseyi arar. Her şeyi bilen bir kimse olacak ki, o kimse ona tabi olsun, ona teslim olsun.
Aslında bu da güce tapınmanın ayrı bir versiyonudur. Ama biz bunlara cahil diyemeyiz. Bir grup insan vardır, manaya gönül verir. Aslında mürşidi kamiller işin manasında olan kimselerdir. Ama bu meselede manasında olan insanı da herkes kabullenmek istemez. Çünkü insanların büyük bir çoğunluğu bu meselelerdir. Cahildir, güce tapınırlar. Güce tapınmak da sufilerin içerisinde mesela, çok özür dilerim, güce tapınmak sufilerin içerisinde Allah bildiğine o kimsenin kalabalık bir cemaat olması gibi, çok kalabalık bir, çok güçlü bir dergah cemaat olması gibi, bu aslında farklı yönden güce tapınmalıdır. O yüzden işin mana yönünden bakan kimseler de çok azdır, çok nadir.
Allah yiyesin inşallah. Diğer bir sorum, Kur'an ve tevhid hatmini kardeşlerimiz ile paylaşmak uygun mudur? Gruptan kaç yüz okuyacağımızı ve kaç tevhid aldığımızı paylaşmakta gösterişe girer mi? Bu tip şeyler yapıyorlar. Yani ben bunları böyle ortadayım. Aslında çok tasvip etmiyorum. Evet, birbirlerini belki de heyecanlandırıyorlar. Birbirlerini işte Kur'an okumaya teşvik ediyorlar, zikrullah yapmaya teşvik ediyorlar. Ama bir kısmı da bu meselede gösterişe giriyor. Allah yiyesin inşallah. Hocam, fuhuş, içki, kumar vs. hepsi de devlet eliyle işleniyor. Hepsi serbest diyorsunuz.
Devlet, İslam devleti değil diyorsunuz. Ama bu devleti savunmak için ölürüz, savaş çıksa gideriz diyorsunuz. Ben bunun dengesini anlayamadım. Bu dengeyi nasıl düşüneceğiz? Evet, bütün haramlar devlet eliyle işleniyor. Ama bu devlet sonuçta bizim bu milletin ayakta duran son devleti. Bu devletin ayakta durması lazım. Şöyle ayakta durması lazım. Arka camı takın. Şöyle ayakta durması lazım. Devlet yıkılırsa hepimiz de onun altında kalırız. Bizim bu noktadaki çözüm önerimiz şu. Biz mücadele ederekten, biz gayret ederekten, insanlara Kur'an ve sünneti anlataraktan devletin bu haramlardan el çekmesini veyahut da devletin kendini düzeltmesini sağlama yolundayız.
Bu ülke insanı, Kur'an ve sünneti çok iyi öğrenir, Kur'an ve sünneti çok iyi yaşamaya başlarsa, devlet de kendisini bila mecbur deniştirip dönüştürecektir. Bizim, benim buradaki tarzım devleti yıkmak değildir. O yüzden devleti yıkmaya kalkanlar, tarih boyunca hep o yıkıntının altında kendileri kalmışlardır. Hiçbir zaman da o yıkıntından sağ salim çıkmamışlardır. O yüzden şöyle düşünün, bir evlat düşünün. Evlat, hayırlı bir evlat değil. Biz o hayırlı evlatın öldürme yetkisine sahip miyiz? Değiliz. Biz onu nasihat ederekten terbiye edeceğiz. O yüzden devleti de nasihat ederekten terbiye edeceğiz inşallah. O yüzden devletsiz olmamız veya devleti yıkmamız mümkün değil. Hocam, Hazreti Aişe Cemel vakasında devesine binip 3000 askere komutan olmuş.
Ama İslam'da kadın erkeğe amir olamaz diyorlar. Kadın erkeğe amir olabilir mi? Hazreti Aişe annemiz, o gün için Cemel vakasına gitti. Başında da, onların başında durduğuna dair rivayetler var. O bir peygamber hanımı. Eğer bir peygamber hanımı faziletinde bir kadın var ise, başımız gözümüz üstüne, biz de ona tabi oluruz. Ama yok bir peygamber hanımı faziletinde değil ise, o zaman dururuz. Bizim buradaki durduğumuz nokta Kur'an ve Sünnet dairesidir. Ama ve lakin, İslam bütün hepsi de ortak noktada buluşmuşlar. Devlet başkanlığı dairesinde kadından olamayacağına dair. Hanefisi, Şafisi, Malikisi, Hanbelisi ve ondan öncekiler ve ondan sonrakiler hangi kavim başına bir kadını, devlet başkanı seçerse, işte rezil olmayı, zelil olmayı beklesin diye hadis-i şerifler var.
Öyle olunca biz bir kadından devlet başkanının seçilmeyeceğine dair İslam'da hükümler var. Biz o hükümlere bakarız. Ha birileri çıkar, yeniden iştahat eder, söyleyecek bir sözümüz olmaz. Abdullah Baba ile ilişkiniz var mıydı? Siz onun talebesi miydiniz? Abdullah Şeyh Efendi Hazretleri ile ölünceye kadar, hemen hemen şeyhliğinin başlangıcından ölünceye kadar beraberliğimiz vardı. Ben onun talebesi sayılırım. 70 bin tevhid bir günde mi çekilmeli? Benim hesaplamama göre 24 saat aralıksız tevhid çekersem 60 bine ancak bulunuyor. Sizin hesaplamanız kendi çekmenize göredir. 70 bin tevhid bir günde çekilir. Yaklaşık 16 saat, en fazla 17 saat falan tutar 70 bin tevhid. Bazılarında çok dinç birinci gün, ben kendimle alakalı söyleyeyim.
Birinci gün belki de 14-15 saatte bitirebilir insan. İkinci gün 16-17-18 saat olur. Üçüncü günde neredeyse 20 saati bulur 70 bin tevhidi çekmek. Daha böyle arkadaşlar söylüyorlar, daha erken bitirdiklerini söylüyorlar. Ben bir şey diyemem. Benim normalde en hızlı bitirdiğim zamanlar 15-16 saat çok diri olursam. Ama itikaf yorar insanı. 70 bin tevhid de yorar insanı. İkinci gün aynı diriliği kalmaz. Üçüncü güne de hiç aynı diriliği kalmaz. Onun felahı, onun dinlenmesi, onun böyle sükunete erişmesi. Üç gün içerisinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürsen, konuşursan, sesini işitirsen, işte onunla alakalı bir şey görürsen, dördüncü gün 10 bin salavat-ı şerife çekiyorsun.
Bir nefes alıyorsun, rahatlıyorsun, bir dinleniyorsun. Sonra beşinci gün yine tevhid, altıncı gün lası-ı celal yüzbin öyle devam ediyorsun. O yüzden biraz daha tevhid çekmenizi hızlandırırsanız, dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. Selamun Aleyküm, hadiste geçen gizli şehvet nedir?
Gizli şehvet insanın kendi iç dünyasında. Bu herkese göre değişebilir bakın, gizli şehvet. Gizli şehvet böyle, hani şehvet böyle geniş dairede alınması gereken bir kelimedir. Mesela bir kimse dünyaya karşı aşırı derecede düşkündür ama dışından hiç düşkün değilmiş gibi görünüyordur. Bu bir gizli şehvettir. Mesela bir kimse fuhuş yapmaya aşırı derecede kendi içinden düşkündür ama dışarıdan sanki hiç fuhuşa meyyal vermiyormuş gibi görünür.
Yani bakarsınız siz ona, hayatına hiç öyle değilmiş gibi görünür. O mesela fuhuş yapacağı karşı cinsi karşısında gördüğü zaman ne olduğu meydana çıkar. Veyahut da aynı şekilde dünyayı sanki hiç sevmiyormuş, dünyayı hiç istemiyormuş gibi görünen bir kimsenin bir dünyevi bir şeyle karşılaştığında onun dünya sevgisinin olup olmadığı çıkar meydana. Bu bütün meselelerde aynıdır. O yüzden gizli şehvet insanın içerisinde duran bir şeydir. Bir şeyle karşılaştığında çıkar meydana. O görünmez. Hani o görünmez, orada durur, pusuda durur. Bir şey önüne çıkar, o zaman meydana çıkar. Selamünaleyküm, kalü bela hakkında biraz bilgi verir misiniz? Kalü belayı niçin hatırlamıyoruz?
Cenab-ı Hak vakti ki bir kendisini halife yaratmak istedi. Kendisine bir halife yaratmayı murad edince, Adem aleyhisselamı yarattı. Ve Adem aleyhisselamın üzerinden bütün ruhları yarattı. Ve bütün ruhları yarattıktan sonra, bütün ruhların hepsine de sordu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün ruhlar cevap verdiler. Bela, evet. Kalü dediler demek. Evet dedi. Bütün ruhlar evet dedi. Ve bu ruhlar aleminde olan bir şey. Ruhlar aleminde olan bir şey de, hadis şevirlerde geçen şey bu kadarla sabit. İşte ruhlar aleminde, Cenab-ı Hak o zaman hepiniz secde edin dedi. Bütün ruhlar orada secde ettiler. Ardından Cenab-ı Hak bir secde emri daha verdi. Bir kısmı secdeye gitmedi.
Üçüncüde bir secde daha emri verdi. İkinciye gidenlerin bir kısmı, üçüncüye gitmedi. Bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. Ve böylece, hadis-i şerifte böyle tarif ediliyor. İnsanlar üçe ayrıldılar secde olarak. Bir, her üç secde emrine giden insanlar mümin doğdular, mümin yaşadılar, mümin öldüler. Birinci secdeye gitti, mümin doğdu. Bunlar ikinci secdeye gitmedi. Yani kafir yaşadı. Üçüncü secdeye gitti, mümin olarak öldü. Üçüncü grup insanlar mümin doğdular, ikinci secdeye gitmediler, kafir yaşadılar. Üçüncü secdeye de gitmediler, kafir yaşadılar. Onlar da mümin doğdular, kafir olarak yaşadılar, kafir olarak öldüler. Ruhlar alemiyle alakalı, hadis-i şeriflerde geçen, üç aşağı beş yukarı bilgiler bunlar.
O yüzden o kalü bela hakkında veya ruhlar alemiyle alakalı konuşanların hepsi de kendince, kendi kalplerine inen ilhamlarla alakalıdır. Veyahut da gözlerinin önüne gelen tezahürlerle alakalıdır. Bu da herkesin kendisinedir, bir başkasına değildir. Ama biz hadis kitaplarında, geçen hadisleri üç aşağı beş yukarı tam metin olarak olmasa dahi aktararak bilgilendirmeye çalıştık.
Elimden geldiğince günlük yemek yapmaya çalışıyorum. Yemek kalıp yenmediğinde de tavuklara götürürüm. Yemekler için bu israf olur mu? Yani sonuçta tavuklar yediği için israf oluyor diyemeyiz. Ama daha az yapmaya gayret edin. Çok yemek yapmayın evlerinizde. Selamun Aleyküm. İki Kur'an-ı Kerim hatmi ve bir ihlas-i şerif hatimleri var. Bağışlam olursa iletmek istedim demiş bir kardeş. Canım kardeşlerim, bununla alakalı biz bütün kardeşlere söylemiştik. Burada herhangi bir bağışlama yapmayacağız diye. O yüzden hakkınızı helal edin inşallah. Selamun Aleyküm. Babam tamamen iyileşme olası çok düşük bir rahatsızlık geçirmişti. Amcam evde kendince itikafa girmiş ve babama mesaj atmış.
Kalbime geldi şifa Allah'tandır bunlar vesiledir diyerek ya Şafii ismini 300 kez veya ondan az olmamak saatiyle ne kadar istiyorsan suya üfleyerek içip veya avucuna üfleyip üzerine sürerek 40 gün buna devam etmesini Allah'ın izniyle şifa bulmasını dilemiş. Sizden öğrendiğimiz kadarıyla bunun yanlış olduğunu söyledik. Fakat babam ümit bağlamış. Yine de kesin bir şey söylemeden önce size sormak istedik. Ne yapmamız uygun olur? Ben itikafta görülen halleri, itikafta görülen tecelliyatlara ben 3 aşağı 5 yukarı ehemmiyet veririm. O yüzden bir kimse itikafa girmiş. İtikafta böyle bir şey söylendiyse bu kimse uygulayabilir bunu. Efendim selamun aleyküm özür dileyerek aşağıda sizinle uzun bir analiz paylaşıyorum.
Tespitler Kur'an ve sünneti uygun mu? Vakit darlığı sebebiyle cevap vermemek isterseniz başımın gözüm üstüne hakkınızı helal edin. İslam neden 80 gram altın 30 bin TL civarında birikmiş ve üzerinden bir yıl geçmiş paradan zekat alıyor? 250 bin TL'lik evi olan ya da 250 bin TL'lik arabası olan ama 80 gram altın olmayan kişiden zekat almıyor. İlginç değil mi? Bununla alakalı son dönem İslam alimleri çalışmalar yapıyorlar. Kendi aralarında tartışıyorlar. Kahvem bitmiş miydi Ali? Bitmeden aldı herhalde. Kahvem bitmiş miydi? İslam alimleri bu noktada kendi aralarında tartışıyorlar.
Hani bu mülkten, pahalı mülklerden zekat alınır mı alınmaz mı diye tartışması devam ediyor. Fakat İslam kenarda duran para ekonomiye kazandırılmadığı için ondan zekat alır. Eğer para kenarda durmuyorsa, mesela bir kimse fabrika yatırımı yapsa, elinde bin tane dokuma tezgahı olsa, bin tane dokuma tezgahından İslam zekat almaz. Çünkü o istihdam oluşturuyor, o işçi çalıştırıyor orada. Veyahut da bir kimse işte herhangi bir makine almış olsa, yatırım yapmış olsa İslam ondan zekat almıyor. Kazancından alıyor, onun kendisinden almıyor. Şimdi gayrimenkullerle de alakalı böyle bir durum var. Eğer gayrimenkullerden o kimse bir kira geliri elde ediyor da kenarda para biriktiriyorsa ondan da zekat alıyor.
Ama gayrimenkullerden şu ana kadar zekat almıyor. Araba, eğer bir kimsenin bindiği bir tane arabası varsa ondan zekat almıyor. Ama o kimse ikinci, üçüncü, dördüncü arabaları varsa ondan zekat alıyor. Bunun gibi. Bu İslam'ın hükmü, hukuku bu, bu illaki aklı mantığı uyacak diye bir kaide yok. Birinci, mesela üzerinden bir yıl geçmiş 30 bin liranız varsa zekat vermek zorundasınız. Hatta eviniz olmasa bile, arabanız olmasa bile fark etmez. Evet doğru. Çünkü o para kenarda duruyor. Git 30 liralık bir tane araba al, bin. Senden zekat almayacak. Yani para kenarda durmayacak. Vay o biriktirenlerin haline. Cebinde 30 lira var. Tamam git 30 lirayı ver. Aylık bin lira, bin lira, 60 liralık bir tane tarla al.
Örneğin bir tane bahçe al. Git ek dik oraya. Para kenarda durmasın. Ama bir eviniz ve arabanız olsa fakat 30 bin lira paranız olmasa zekat vermek zorunda değilsiniz. Bu ne kadar adil bir sistemdir. Bu çok adil bir sistem. Para kenarda beklemiyor. Devamlı çalışıyor. Bir kimse gitsin, ev alsın, gitsin araba alsın, parayı kenarda bekletmesin. Bunda bir sıkıntı yok. Üçüncüsü, İslam parayı şahıs mal olarak görmez. Para kamu malıdır. Kamu malının saklanması İslam'a göre doğru değildir. Ancak bir yıl yeterecek kadar ya da olağanüstü durumlarda lazım kadar para biriktirme hakkınız var. Bu da 20 dinar. Yani yaklaşık 80-100 gram ağırlığında altın değeridir. İslam ekonomisi her daim böyle çalıştırmayı, her daim hızlı döndürmenin üzerine yürür.
Üretimin ve hızlı ticaretin üzerinde döner. İslam ekonomisinin en önemli ana kaynakları üretim ve hızlı ticarettir. Devamlı mal gelmesi, mal gitmesi, devamlı üretilmesinin üzerine kuruludur. İslam ekonomisi. Aslında bunu böyle çok konuşulmadığından es geçiyoruz. İslam ekonomisi üç şeyin üzerine kuruludur. Bir, ganimet mallarıdır. Mücahitler savaşırlar, ganimet elde edirler. Birinci derecede helal olan para odur. Ganimet malı kadar helal olan hiçbir mal yoktur. İkinci ekonominin döndüğü ticarettir. İslam hızla ticarete ehemmiyet verir. Mesela İslam gayrimenkul aldırmaz insanlara. İslam ticarete çok önem verir. Rızkın ondu dokuzu ticarettedir der.
İnsanları ticarete yönlendirir. Ticarete yönlenen bir kimse ticaret mallarının komplesinden zekat verir. Mesela hadis-i şeriflerde bir kimsenin başını sokacak kadar bir evinin olması yeter der. Yani bir kimse kendi durumuna, konumuna göre bir ev sahibi olursa yeter. Onun ikinci bir ev sahibi olmasına gerek yok görür İslam. Ve paranın geri kalanını ama ticarette ama üretimde kullanılmasını ister. İslam'ın üçüncü öngörüsü üretimdir. Bir kimse ama hayvancılık ama ziraat yaparak ama sanatkarlık yaparak hızla üretime dayalı bir işin içerisine girmesi gerekir. Herkes ticaret yapamaz. Herkesin ticari potansiyeli, ticari eğitimi aynı değildir. Ama o kimse de hangi konuda böyle istidadı gelişiyorsa orada durup o işi yapması gerekir.
O yüzden İslam üç ana esas üzerine kuruluyor ekonomisi. Bir, ganimet malları. İki, ticaret. Üç, üretime dayalı bir ekonomik sistem. Öyle olunca zaten o kimsenin çok pahalı bir evi olmuyor. Öyle olunca çok pahalı bir arabası olmuyor. Olsa da o kimse hızla ticaret yaptığından dolayı gerekli olan o zekat döngüsünü sağlamış oluyor. Şöyle demeyelim. Beş. Pardon. Dört. Bir kişi tüm toplumun hakkı olan bir parayı, otuz bin lirayı, bir yıl boyunca elinde tutarsa, bir yıl sonra o paranın zekatını vermelidir. Zira bir yıl boyunca tüm millete ait bir parayı kendi menfaat içinde hapsetmiş oluyor. Denilebilinir. Beş. Şöyle demeyelim. Otuz lirayı hapseden adam kamuya ne zarar vermiş olur ki?
Evet bir kişiyle zarar olmaz. Ama milyonlarca kişi bu kadar parayı evinde hapsedince tüm insanlar bundan etkileniyor. Piyasada yeteri kadar para dönmediği zaman fiyatlar da ona göre etkileniyor. Bunu dolar üzerinden de diyebiliriz. Bütün insanlar şimdi dolara yatırım yapıyor mu? Evet. Yani Türkiye'de Merkez Bankası'ndan fazla milletin cebinde dolar var. O dolarları insanlar, bu hepimiz için geçerli bu. O dolarları ülke içinde insanlar hızla satmış olsalar, dolar Türkiye içerisinde tepes taklak gider. Ama ne yazık ki insanlar böyle kenarda para biriktirmeyi, kenarda para tutmayı çok seviyorlar. Aslında tuttuğumuz her para birimi, o para birimi sahibi olan devlete biz tabiri caizse kredi vermiş oluyoruz.
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hem kasasında ne kadar dolar var ise ve aynı zamanda da halkın cebinde ne kadar dolar var ise biz Amerika'yı o kadar destekledik sayılıyor. Ve daha ilgincini söyleyeyim ve dolar üzerinde yürüyen insanlar ve dolarla bütün dünya ekonomileri döndüğünden dolayı bu doları elinde tutan kuvvetler istedikleri anda, istedikleri ülkeye, istedikleri operasyonu yapıyorlar. Bakın bugün bir uluslararası ilişkiler okuyan bir arkadaşımıza dedim ben, dedim ki herkes koronaya konuşuyor. Korona başladığında dolar 5800 liraydı, 7200 liraları gördü bu geçtiğimiz günlerde ve halkın cebinden %25 bir para gitti. Bunun rüzgarıyla, gölgesiyle %30. Biz 5 ay içerisinde %30 devalasyon gördü ülke ve %30 bizim para değerimiz kayboldu.
Biz %30 fakirleştik. Hiç kimse burayı görmüyor dedim. Bakın dedim 5 aydan beri bunu gören var mı? Yok. İşte bizim kenarda tuttuğumuz dolarlar, biz kendi kendimize diyoruz ki 100 bin dolarımız var, 500 bin dolarımız var. Bu normal fakir fukara insanlar için değil. 1 milyon dolar, 50 milyon dolar, 100 milyon dolar, 500 milyon dolar, trilyon dolar ellerinde tutan insanlar var. İş adamları var bu ülkede. Ve düşünebiliyor musunuz? 100 bin dolar elinde tutan bir kimse 5 ay içinde 100 bin lira kazandı. 100 bin liradan fazla kazandı. Yani kim ticarete bakacak, kim alışverişe bakacak? Adam doların üstüne yattı, 5 ay içerisinde 100 bin dolar, 120 milyar para kazandı. 100 bin dolar, 120 milyar para kazandı.
Bugün hiçbir ticarette 120 milyar parayı kazanamaz. Küçük esnaf %30 para kazanamaz, 1 yıl içerisinde kazanamaz. Ama bir devalasyon milletin cebinden gitti şimdi. Şimdi o yüzden parayı elde tutmak, ticaret yapanlar için habire malda tutacak, habire ticaret yapacak. Üretim yapanlar üretime yatırım yapacak ve insanların cebinde para birikmeyecek. İnsanların kasasında altın birikmeyecek. İnsanların kasasında dolar birikmeyecek. Ve bunlar her daim üretimin veya ticaretin içerisinde duracak. İslam'ın mantelitesi bu. Ama her şeyi istismar ettikleri gibi, bunu da istismar edenler olabilir mi? Evet. Bir kimse gidip de işte böyle pahalı yatırımlar yapıp onların kiralarıyla geçinebilir mi?
Evet. Ona bir şey diyebilir miyiz? Hayır. İslam hukuku açısından da ona bir şey dememiz şu anda mümkün değil. Ancak farz-ı misal. Toplam dağrı 300 bin lira olan ev ve araba sahibi olan kişi ise, bu kadar parayı kendinde tutmak yerine, sahip olduğu parayı piyasaya sürmüştür. Yani parayı kendisinde saklamamıştır. Ev ve araba ise kamu mol değil. Şahıs malıdır. Bu nedenle, 7. Bu nedenle İslam'a göre kiralık evde oturan, ama bir yıldan fazladır 30 bin lira parayı ve bu değerde altını yanına hapseden kişi zekat vermelidir. Öte yandan, kendi evinde oturan kişinin ek bir geliri yoksa zekat alabilir. Kimden mi? Kirada oturduğu halde evinde nisap miktarı kadar parayı yanında hapseden kişiden.
8. İslam, nizam ve kanun olarak muazzam faydalar taşır. Eğer İslam'da zekat sistemi işletilirse, o ülkede fakirlik sıfıra düşer. O ülkede para, müebbet hapis cezasını çaptırılmış, cani gibi evde hapsedilmez. Aksi halde, her sene zekat ondan bir payı alır ve yıllar sonra onu tüketir. Zaten maksat da bu, yani yıllar sonra o paranın tüketilmesi zaten. Zekat da tüketilmesi, kenarda para tutması. 9. İslam'da zekat sistemi işletilirse, sosyalizm avucunu yalar. İslam'da zekat sistemi bile sadece tek başına tüm sosyalizmi bitirecek hikmetlere sahiptir. Zekat sistemi işlerse, ne sosyalizm kalır, ne kapitalizm kalır, ne komünizm kalır, ne faşizm kalır. Hiçbir şey kalmaz. İslam'da zekat sistemi çalışsın, bütün ekonomik sistemler iflas eder ve insanlar huzur bulur.
Ama İslam dünyasında ne yazık ki zekat sistemi tam olarak çalışmıyor. Acı olan bu. Yani zekatı biraz böyle işte, Müslüman böyle dinini bilen insanlar vermeye gayret ediyor. Onlar dahi verilirken elleri titriyor. Yani şey değil, bu çok acı bir durum. Tabii bir de zekat avcıları da var ya, yani yollara düşmüşler, zekat avcılığı yapıyorlar. Onlar da insanı bu sefer böyle içini bozuyor, Allah muhafaza eylesin. O zekat kişilerin insafına bırakılmayacak kadar önemli bir ibadettir ve kamu sorumluluğudur. İslam'da ilk savaş fakirlerin hakkı olan zekat boykotçularına karşı açılmıştır. Dünyada fakirlerin hakkı için zenginlere savaş açan hiçbir nizam, hiçbir kanun, hiçbir anasya yoktur.
Evet, yani ilk savaş Hazreti Ebubekir Efendimiz, Müseylemetül Kezzaba savaş açtı. Sebebi de zekatla alakalıdır. İslam'da zaten zekat devlet eliyle alınıyor. İslami bir devlet, İslami bir nizam olursa zekat devlet eliyle alınıyor. Bakın bu vergi değildir. Bu zekattır, devlet eliyle alınıyor. Zaten Müslümanlar, böyle İslami bir nizam kurulmuş olsa ve İslami bir nizam kurulduğunda sadece devlet zekatı toplasa ve o zekattan fukaralara dağıtsa, samimi söylüyorum vergi almasına, bu sesi ayrıca işletmelerden vergi almasına gerek yok. O fukaralara dağıtan zekat, çünkü orta yerde olacak, para devamlı dolaşacak, ticaretler çoğalacak ve böylece ülke ekonomisi de kalkınacak.
Ama ne yazık ki, İslam'ın hüküm sürdüğü bir devlet sistemi dünya üzerinde benim bildiğim şu anda yok. Selamun Aleyküm, ben size hakaret içerikli konuşanlar, arkanızdan laf söyleyenler, söyleyen kimseler, hele ki rüyetullah konusu üzerinden sizin hakkınızda kötü konuşanlar için, daha evveli olanlar için de, aralarında ölenler de var.
Bunlar hakkında kalbim bunları ısınmıyor. Bunların ismi geçtiğinde de bulunduğum ortamda onları ister istemez iyi görmediğim için kötü yönlerini anlatıp kötülüyorum. Bu yönde ne yapmam lazım? Benim Allah razı olsun, hakkınızı helal edin. İnsanlar rüyetullahı bilmiyorlar, rüyetullahı bilmedikleri için bilmediklerine cahiller. Bunu her ne kadar konuşsak da anlamak istemiyorlar, bilmediğine düşman oluyorlar. Bilmedikleri için de hakkımızda ileri gelir, herkes bir şeyler konuşuyor. Hak hukuk da onları zaten tanımıyorlar. İnsanlar öyle bir hale geldi ki, yani bir kimseye hakaret ediyor, olanca her şeyi söylüyor. Sonra da çok rahat bir şekilde geçiyor karşına, hakkını helal et diyor.
Allah Allah, ya onca şey söyledin, onca şey yaptın, bu kadar mı yani bu mesele? Yani hiç pişmanlık duymuyor. Bir de geçen gün birisi de bir sürü Instagram'da bir şeyler yazdı bana. Ondan sonra ardından işte bunu ispat et, bunu ispat et, bunu ispat et. E ses, seda yok. E sonra şey şu, bugün Kadir Gecesi, hakkınızı helal edin dedi. Ben de helal ediyorum demedim. O da hiç üstüne gelmedi, helal etti demedi. Yani böyle bir Müslümanlarda mahşer korkusu da yok. Yani hesaba, kitaba çekileceğiyle alakalı bir korku yok. Ya da inanmıyorlar. Allah iyi etsin. O yüzden tekrar söylüyorum. Derviş kardeşlerimizin aricindeki hiç kimseye hakkımız helal değil, mahşerde hesaplaşacağız.
Ya bunu neden böyle söylüyorsun, mahşere götürüyorsun? Ya neden söylemeyeyim? Herkesin eşi var, çoluğu var, çocuğu var, akrabaları var. Sen kalkacaksın, istediğini iftiraya atacaksın, istediğini yapacaksın. Ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi de yürüyeceksin, gideceksin mahşere. Böyle bir şey yok. Mahşerde Cenab-ı Hak alacağımızı alsın. Hem de ciğerlerinden söke söke alsın. Allah'ı görmek mümkün müdür? Sıfatsal tecelliyet açısından mümkündür. Zatı her şeyden münezzehtir. Hiç kimse Allah'ın zatını gördüm diyemez. Sarhoşluk esnasında anlatırken Allah'ı gördüm diyebilir.
Bu nedir? Hani bir kimse vardır, onun bir işaretini görürsünüz. Onu gördüm dersiniz ya, bu da onun gibi bir şeydir. Selamun Aleyküm, kandiniz mübarek olsun. Ben İstanbul'dan Ali Eymen, 8 yaşındayım. İçimden hep niye yaratıldık, sen niye varsın Ali Eymen diye bir soru geliyor. Bu soru beni çok düşündürüyor. Bazen de üzüyor, ben niye yaratıldım, görevim ne, neden buradayım, ne dersiniz, ne tavsiye edersiniz. Çok doğru sorular ve bu sorular seni hakikate götürecek, doğruya götürecek. Neden yaratıldığını, niçin burada olduğunu, niçin bu dünyada olduğunu daha da sorgula. Bu sorgulamada derinleş, inşallah Cenab-ı Hak seni hakikate götürsün.
Selamun Aleyküm, geceniz hayır olsun efendim. Konya'dan sevgilerle sorum. Allah yerle gök arası, günahınız olsa bağışlarım. Ama bana şirkle gelmeyin buyuruyor. Şirkten nasıl korunacağız? Şirki bize biraz açar mısınız? Bir de insanın, Said mi, şakim olacağı anne karnında yazıldığı okumuştum. Hadiste bu değişmeyen kadere mi giriyor? Şimdi, şirkle alakalı mesele çok geniş. Bir, Allah'ın kendisine, zatıyla alakalı, sıfatlarıyla alakalı şirkler var. Allah'ın zatıyla alakalı şirk, Allah'ı ikilemek. Sıfatlarıyla alakalı şirkler var. Kur'an'ın üzerinde şirkler var. Bu, normalde şirk, çok geniş bir anlamda. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarının üzerindeki şirkler, zatının üzerindeki şirkler, bununla alakalı biraz, böyle şirkle alakalı kitap okumanızı tavsiye ederim.
O yüzden, biraz araştırın, biraz böyle bu konuda kitap okuyun. Daha doğru, daha iyi, daha sağlam bilgiler edinin. Çünkü bu geniş bir sohbet, geniş bir kavram. Gerekirse, inşallah şirk üzerinde bir, burada bayramdan sonra sohbet ederiz. Bu ara bununla alakalı soru çoğaldı. Gerekirse bir perşembe sohbeti bununla alakalı ayırt edelim inşallah. Bir de insanın sait mi, şakimi olacağı, anne karnında yazıldığını okumuştum. Hadiste bu değişmeyen kadere mi giriyor? Cenab-ı Hak bizim sonumuzu biliyor. Bizim sonumuzu bildiğinden dolayı, sonumuzun ne olduğunu da Cenab-ı Hak bildiğini yazdı oraya. Üçüncü soru, cüz-i iradeyi külli iradeye bağlamak ne demektir ya da nasıl bağlanır?
Bu, zamanın içerisinde olan bir şeydir. Bir kimse cüz-i iradesini külli iradesiye bağlamak, o kimsenin bütün günlük hayatını Allah'ın emirlerine vakfetmesidir. O günlük hayatını Allah'ın emirlerine vakfedince, o kimse cüz-i iradesini külli iradeye bağlamış olur. Ben İzmit'ten Dilek Özkara Aslan'ın kızı Serra Özkara Aslan, 8 yaşındayım, ders almak istiyorum, alabilir miyim? Olur, annen de sana 7-7 tarif etsin inşallah. Hayırlı geceler, rüyamda yüzü belli olmayan biri, benim veya başka birisinin ensesinden ufak bir ahtapota benzeyen canlı çıkardı.
Sonra orayı kolonya tarzı sıvı ile temizledik. Bana bir şişe verdi, sonra bir kadın, bu annem olabilir ama emin değilim, onun da ensesinde işlem yaptık ve bana bir şişe daha verdi. Bu iki şişe sende kalsın dedi. Sonra yüzü belli olmayan kişi, annemi, babamı, beni evimizin mutfağına davet etti. Bize döndüğünde o kişi sizdiniz. İşiniz zor ama size de yardım edeceğim dediniz. Bu ev mühürlü, öncelikle bu evin hiç yoksa yarısını temizlememiz, değiştirmemiz dediniz ve uyandım. Teşekkür ederim. Allah hayırlısını eylesin inşallah. Manevi rahatsızlıklar var sizde. Cenab-ı Hak bu manevi rahatsızlıklardan inşallah cümlenizi korusun, cümlenizi muhafaza eylesin.
İnşallah irtibata girin. Cenab-ı Hak irtibatınızı daim eylesin inşallah. Selamünaleyküm. Korona sürecinde normalleşme sürecini devlet açıklıyor. Ama vakıflarla alakalı bir açıklama, bir tarih verilmiyor. Dersler, zikirler ne zaman başlayacak? Bununla alakalı bir açıklama yok, bununla alakalı herhangi bir şey yok. İnşallah biz de bekliyoruz. Cenab-ı Hak en hayırlı yöne çevirsin inşallah. Selamünaleyküm Sayın Hocam, kandiniz mübarek olsun. Sorum şu, Cengiz Han Türk müdür? Tarihi bir şahsiyet, Türk olduğu söyleniyor. Tabi Türkler malum boy boy.
Öyle olunca Cengiz Han'da Türk olduğuna dair rivayetler çok fazla. Büyük bir ihtimalle Türk. Selamünaleyküm. Ben Hüseyin Talha Gencan. Ben yaşım 14, sizden ders almak istiyorum. Daha önce iki kez rüyamda sizi görmüştüm. Kandiniz mübarek olsun. Peki Gencan, seni de evdekinlere söyle. 33-33 dersin olsun inşallah. Hocam benim adım Samet, 12 yaşındayım. Sizden ders alabilir miyim? Sen de 12-12 çek inşallah. Selamünaleyküm.
Maddi olarak iki yakan bir araya gelmiyor. Çalışıyorum, kazancım ve borcum hep kafa kafaya gidiyor. Tekrar dibe iniyorum. Bu durum bütün yaşantımı etkiliyor. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Bir çalıştığın iş ne? İş dalı ne? Bu konuda yaptığınız işlerle alakalı, iş dallarıyla alakalı bir şey olabilir. O yüzden harcamalarınızla alakalı bir şey olabilir. Bunu komple bir analiz edip, tövbe edip yeniden hayata başlamanız lazım. Selamünaleyküm. Ellerinizden öper Kadir gecenizin hayırlara vesile olmasını Allah'tan dilerim. Ayrıca yayında emeği geçen derviş ağabey ve kardeşlerimden Allah razı olsun. Sorum şu yönde. Yaptığım işlerde çoğu zaman tereddütteyim. Örneğin istişareye yattım.
Çok belli bir şekilde olumsuz olduğunu gördüm. Ama yine de tereddütteyim. Bu günlük hayatta da böyle devam etmek. Bu hususta düşüneceğinizi bilmek isterim. Hakkınızı helal edin. Normalde eğer istihare yaptın, istihareden de olumsuz çıktıysa bunun üzerinde tereddüt etmene gerek yok. Eğer istihare ve istişarede olumlu bir şey gördüysen hayatına devam et. Bu tereddütlü durumlar her zaman için insanı sıkıntıya sokar. Salim kapıyı açma. Kadir geceniz mübarek olsun. Rüyamda büyük bir camide cemaat namaz kılıyor.
Ben ilerliyorum tek başıma. Namaz kılmak için sağ tarafımda siz uyuyordunuz. Ben namazı siz uyanmadan kılayım diye utanarak kılmaya çalışıyordum. O sırada siz uyanıyorsunuz. Ondan sonrasında tam hatırlamıyorum. Hayırlı geceler. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Ben İzmit'ten Derda Özkar Aslan. 9 yaşındayım. Ben de ders almak istiyorum. Tamam Derda 11-11 çek inşallah seninle. Selamun Aleyküm. 3 yaşında oğlum var. Biraz sinirlenince zarar verebiliyor. Eşimin arabasının camına kafa attı. Kırıldı. Oğluma bir şey olmadı Allah'a şükür. Bunun gibi başka şeyler de genelde kafa atıyor sinirlenince.
Anlatamıyorum. Zararlı olduğunu ne önersiniz. Allah muhafaza etsin. İleride kafayla adam öldürecek o neredeyse demek. Cenab-ı Hak korusun. Yavaş yavaş yavaş yavaş sakinleştirin onu inşallah. Sert tabiatlı olacak demek ki. Bir sohbetinizde mürşitlerin yolu bitmez dediniz. Mürşitlikten daha hangi makamlar var? Sonu yok ya. Normalde aşıklığın sonu olur mu? Sonsuz bir Rabbi seven başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah'ı seven bir kimsenin sonu olmaz ki. Selamun Aleyküm. Mezhep seçmek zorunda mıyız? Bütün hak mezhepler Peygamber Efendimizin yaptığı ve söylediği şeyler olduğuna göre. İstediğimiz mezhepten karışık bir şekilde uygulamalar yapsak yanlış mı yapmış oluruz?
Hepsi de Peygamber Efendimizin uygulamaları olduğuna göre. Neden bir mezhep seçmek zorunda kalıyoruz? Hayırlı geceler. Seçmeyebilirsiniz. Mesela abdestle alakalı örneğin. 20 tane hadis var. 20 tane hadisi de ezberleyip de hangi birine göre yönelceksiniz? Birine yöneldiniz. Birine yöneldiniz ama o sizin mezhebiniz oldu. Bunda bir sıkıntı yok ki. Yani bir kimse eğer ki bir konuyla alakalı bütün tefarratıyla bilgisi var ise, İslam bir bütün, o bütünle alakalı bütün tefarrat bilgileri sizde var ise, o zaman bir mezhep seçmenize gerek kalmayabilir. Evet. Ama bu ilme sahip insan kaç kişi olabilir ki?
O yüzden bir yerde namaz bozulmadığına mı hükmeteceksiniz? Şafiler kan abdesti bozmaz demiş. Hanefiler bozar demiş. Her ikisinde kendilerince hadis-i şerifleri var. Kan bozar mı, bozmaz mı? Yani bir vakitte bozdu, bir vakitte bozmadı hükmüne mi varacaksınız? Bunun gibi şeyler var. Selamun aleyküm. Bir kız evleneceği zaman, evleneceği erkek tarafından, arkasından konuşulmuş ve evlenme istediği kişinin babası, abisi içki içiyorsa, bu niyette hayır olur mu?
Biz bu kız kardeşimizi bu niyetten vazgeçirmeye çalışmakla doğru mu yaparız? Hata mı izleriz hakkınızı helal edin? Normal bir kimsenin evlenecek olduğu şahıs önemli. Muhakkak annesi, babası, abisi de önemli ama şahıs önemli. Yani biz muhakkak kızımızı verirken bir aileye gelin olarak veriyoruz. Ama ve lakin karşımızda bir erkek var. Asıl birinci derecede sorumlu olan o erkek. O zaman biz kendimizce o erkeğe kızımızı vereceğiz. Ailesine vermeyeceğiz. Aile önemli mi? Evet önemli. Ama kız illa ki onunla evlenmek istiyorsa, bu evliliğe evet diyorsa, bence çok yapılabilecek fazla bir şey yok. Bu konuda benden yardım alamadınız. Hocam selamün aleyküm.
Mürşidimi çağırıyorum. Hazır olunca gelirsen de sen işte derler doğru mudur? Ben böyle çok muhabbet dinledim. Onlar hala da bekliyorlar gelecek diye. Benim böyle yaklaşık 20 yıldır, 25 yıllık tanıdıklarım var. İşte onlar da mürşitlerinin gelip onları bulmalarını bekliyorlar. Herkes Mevlana, Cerahat-ı Rumi gibi yanına bir Şems-i Tebrizi'nin gelmesini bekliyorlar. Böyle enteresan bir duyguya sahipler onlar. Onlar şunu demiyorlar. Biz tembeliz. Böyle bir şeye çalışmak da istemiyoruz. Böyle bir şeyin de peşine düşmüyoruz. Biraz da bunlar kaderiye sınıfı gibi. Allah muhafaza eylesin. Benim yolum değil. Ben bir kimse bir şeye ihtiyaç duyuyorsa onu arar. İhtiyaç duyduğu şeyi arar. Bu insanlar mürşidi ayaklarına bekliyorlar da ekmek almak için neden fırına gidiyorlar ki?
Bu insanlar mürşidi ayaklarına bekliyorlar. O kadar tevekkül sahipleri de domates almak için neden bakkala gidiyorlar? Neden manava gidiyorlar? Neden çarşıya gidiyorlar? Günlük ihtiyaçlarını almak için bakkala, manava, çarşıya giden bir kimse mürşidi olan ihtiyacını oturduğu yerden halletmeye çalışıyor. Bu tenakuz değil mi? Hocam ben bir bayanım. Rabbim kalp ve akıl kapımı açtı, araladı esasen. Ben daha çok istiyorum. Tesettürlü bir bayan değilim. Rabbimi çok seviyorum. Çalışıyorum. İbadet ve inanç çok başka bir şey. İnsanda indiriyor. İnsandan ins mertebesine geçmek istiyorum. Mürşidimi arıyorum. O ben hazır olunca mı gelecek? İnsanların inanç daireleri çok geniş.
O yüzden bir kimse, ben hazır olduğumda o gelecek deyip bekleyebilir bir kimse. Ömrü geçebilir bunda. Ama kimisi de arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven aşık olur. Hadis-i Kudüs'ünce arama yolunu da seçebilir. Oturup beklemek benim yolum değil. O yüzden ben arama düşüncesinde olanlardanım. Allah bizi affetsin. Ben ne yapayım? Mürşid olmadan olmaz diyorlar. Sufi yolunda gidenlerin ortak görüşüdür bu. Mürşidi olmayanın, mürşidi şeytandır derler. İnsan bir yolda gidecekse, tasavvuf yolunda gidecekse bir mürşid kendisine bulacak. Bunun başka alternatifi yok. Bazıları da böyle işte mürşide gerek yok diyenler, kendilerini mürşid olarak görüyorlar.
Biraz da ondan kaynaklanıyor. Farkında değil. Sizden ders alabilir miyim? Alabilirsiniz inşallah. Hocam rica ederim ben de istiyorum dersi. Lütfen. İlk nur ismim. Hocam lütfen bir cevap verin bana. Sonradan mı cevap vereceksiniz? Ders almak istiyorum. En azından bana da dersimi yollar mısınız? İnşallah size bir ders göndereyim. Eknur Hanım. Siz de inşallah dersi çekmeye başlayın. Allah yardımcınız olsun inşallah. Bunlar dönem dönem hep vardır.
İnsanlar kalkarlar derler ki, işte mürşid seni bulur derler. Otur oturduğun yerde arayıp sorma. Bunun için gayret sarf etme derler. Ne yazık ki böyle oluyorlar. Allah mübarek eylesin.
Cenab-ı Hak daim eylesin inşallah. Bu gönderdiğim, ders gönderdiğim kimseler, günde en az bir sefer bu virde çek çekler. Genelde hemen hemen hepsine kendi numaramı da veriyorum. O numaradan da mesaj atabilirler. Bütün ders alan kardeşlere söylüyorum. Hepiniz de bu mesajlaşmayla alakalı bir yükleyin. Herkes oradan mesaj açsın. Bulunduğu şehri yazsınlar. O şehirde toplananlar, o bölgede toplanan kardeşlerimiz varsa onları oraya şey yapalım. Aktaralım, orada derse gitsinler, zikruluğa katılsınlar. Oradaki kardeşlerle bir bağ kursunlar inşallah. Selamun Aleyküm. Benim sorum İstanbul Sözleşmesi ile alakalı olacaktır.
Bu sözleşmeyi ilk onaylayan devletin Türkiye olduğu söyleniyor. Diğer ülkelerin hala çekimser olduklarını okumuştum bir yerde. Peki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu sözleşmeyi kabul etmesinde hiç etkisi olmadı mı? Bu soruyu şuraya dayandırarak soruyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın vermiş olduğu bir hutbeyi Ankara Baros'u eleştirip karşı çıktı. Bu manada hutbe İstanbul Sözleşmesi'ne karşı bir duruş oluyorsa bizim imzalamamız tezat oluşturmuyor mu? Hayırlı kandiller. Tezat oluşturuyor. Aslında yani işin bu boyutu tartışılmıyor tabii. İstanbul Baros'u bu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hakkında soruşturma açılmasını istemesi hukuki. Size enteresan bir tartışma açayım şimdi.
Herkes Ankara Baros'unun ve İzmir Baros'unun açmış olduğu bu soruşturma dilekçesinin hukuksuz olduğunu söyledi. Herkes saldırdı bu hukuk bürolarına. Hiç kimse İstanbul Sözleşmesi'ne saldırmadı. Yani büyük bir algı operasyonuna kurban gitti her şey. Bakın yarın öbür gün İstanbul Sözleşmesi'yle alakalı kim eşcinselliğe din lanet etsin dediyse hepsiyle alakalı mahkeme yolları açık. Çünkü bir devlet uluslararası bir sözleşmeye imza attıysa o imzanın arkasında durmak zorunda. Ya siz o sözleşmeden imzanızı geri çekeceksiniz ya da bunun hukuki yol olarak herkes mahkeme açabilecek noktada olacak.
Yani herkes Ankara Boros'u nasıl böyle bir şey yapar, İzmir Boros'u nasıl böyle bir şey yapar deyip ayağa kalktı. Canım kardeşlerim yani İstanbul Sözleşmesi nasıl imza atılır diye kimse ayağa kalkmadı. İstanbul Sözleşmesi'ne nasıl karşı durulmuyor diye kimse ayağa kalkmadı. İstanbul Sözleşmesi orada dururken herhangi bir avukat Allah eşcinselliği lanetlemiştir, bütün dinler eşcinselliği lanetlemiştir diyen bir kimseyi kalkıp mahkemeye verebilir.
Çünkü uluslararası bir sözleşme, uluslararası sözleşmeye de devletler uymak zorunda. Bu şimdi sözleşmeye imza atmakla kalınmadı. Yarın öbür gün o sözleşmeye uygun kanunlar çıkarmak zorundasınız siz. Şimdi bize sözleşmeyi yutturuyorlar. Sözleşme şimdi bizim yuttuk biz midemizde. Yarın öbür gün bütün vücudumuza yayılacak o bizim. O sözleşmeye uygun kanunlar çıkaracaklar. Ve o sözleşmeye uygun kanunlar çıkardıklarında zaten kıyamet bir daha kopacak. Ama ben hiç şeyim yok benim. Biz onu da yutarız. Biz bağırırız, bağırırız, bağırırız, onu da yutarız. Ya bir bağırıldı, çağırıldı. Böyle işte o barolar kötü addedildi. Tuğ kaka dendi. Herkes barolara kızdı.
İstanbul Sözleşmesi'ne hiç kimse cesaret edip ağzını açıp. Bu büyük bir yanlış, bu büyük bir sıkıntı diyen olmadı. İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkan bir Abdurrahman Dilipak var. Keskin şekilde yazı yazan. Bu konuyu gündemde devamlı tutan. Bir de bu fakir var herhalde. Başka kimse yok. Ve İstanbul Sözleşmesi orada duruyor. Ve kimse de bunun üzerinde bir şey konuşmuyor. Ve İstanbul Sözleşmesi de bu iktidarın ürünü. Herhalde iktidar bizden deyip insanlar ona bir şey söylemek istemiyorlar. Biz ne zamanki zaten bizim cemaatimizden, tarikatımızdan, şeyhimizden, üstadımızdan, partimizden, parti liderimizden, bizdenmiş gibi görünen bir kimseden, Kur'an ve sünnete aykırı, Kur'an ve sünnete ters bir şey olduğunda, ona biz kalkıp da nasihat edemiyorsak, bu Kur'an ve sünnete aykırı diyemiyorsak, hatta bir suç işlediyse, biz o suçun hesabını soramıyorsak, biz doğrulmayız, düzelmeyiz.
Biz hakikate ulaşamayız. Eğer suç işleyen bizim şeyhimizse, biz şeyhimize de diyebilmeliyiz. Efendim bu Kur'an ve sünnete aykırı, nasıl burada durabiliyorsunuz demeliyiz. Veyahut da bu bizim neyimiz olursa olsun. Ama ne yazık ki bizde öyle bir hizipçilik var. Bizde öyle bir hizipçilik var. Ama bizde böyle bir şey var ki, ama bu bizim tarikatımızın kardeşi, bu bizim cemaatimizden, bu bizim partimizden, bu bizim yandaşımız, bu bizim yalakamız, bu bizim etrafımızdan kimse, biz dokunmayalım ona diyoruz.
Oradan kaybediyoruz zaten. O yüzden İstanbul Sözleşmesi, bu ülkenin bağrına saplanmış bir hançer, o hançer orada duruyor. Ve kimse de bu hançere dokunmuyor, kimse de bu hançere dokunamıyor. Ve İstanbul Sözleşmesi orada durduğu müddetçe de, bu ülkede eşcinseller de çoğalıyor. Daha geçen gün bir tane daha şey vardı, bir haber vardı internette, iki tane erkek korona günlerinden dolayı salonda evlenememişler. Bir yatta nikah töreni yapmışlar kendi aralarında. Ve bunu da basına veriyorlar, bunu da medyaya veriyorlar. Bu konuda bir korkuları yok, bu konuda bir çekintileri yok, bu konuda herhangi bir şeyleri yok. Yani fuhuşlar, haramlar, eşcinsellikler, eşkar işleniyor. Ve bunda bir sıkıntı yok. Tekrar söylüyorum, yarın öbür gün bunun kanun maddeleri de ayarlanır.
O bunun böyle işte makul bir zamanı bekleniyordur. Bir korona daha çıkar, bir korona daha çıktıktan sonra herkes koronaya bak, koronaya bak derken, birileri bir şeyler yapar yine. Birileri bir şey yapar. Ve İstanbul Sözleşmesi de orada duruyor. Ve İstanbul Sözleşmesi'ne imza atan, Palar Pandras'ı imza atan AK Partililer de şimdi diyorlar ki biz de rahatsızız. Toplanın, çekin imzanızı. Macaristan kadar değiliz biz bu konuda. Bakın Macaristan kadar değiliz. Biz Rusya kadar değiliz. Rusya, Rusya, sizin gavur gördüğünüz, kafir gördüğünüz Rusya, eşcinsel örgütlerin birer ajan örgütler olduğunu hükmetti mahkemeleri. Macaristan eşcinselliği yasakladı. Eşcinsellikle alakalı imzayı da geriye çekti.
Geriye çekti imzasını sözleşmeden. Ve dedi ki böyle bir şeyin olmasını istemiyoruz. Ve Macaristan'da da yasaklandı eşcinsellik. Ne o gavur? Kim gavur belli değil. Ve çok acı siz bir eşcinseli kalkıp da bu haram diyemeyeceksiniz. Sebep İstanbul Sözleşmesi. Hiç kimse meselenin hukuki boyutunu tartışmadı. Evet. Hukukçular istedikleri anda eşcinsellik Allah'ın lanetlenmiş bir fiilyatı diyen kimseyi mahkemeye verebilir. Evet. Bundan korkum yok. Evet eşcinselliklerin hepsi de Allah tarafından lanetlenmiş bir fiilyattır. Ve bütün dinlerde haramdır.
Bütün dinler lanetlemiştir. Bundan bir korkum yok. Selamun aleyküm hocam. Ben Adana'dan yazıyorum. Size ablam size. Ablam Bursa'da sizin sohbetlerinize katılıyor. Ben de ara ara sizi dinliyorum. Sizi dört kez rüyamda gördüm. En son Kadir gecesinde gördüm. Üzerimde ölü toprağı misali bir ağırlık vardı. Uykuyla uyanık arasındaydım. Ve sizin sesinizle kendime geldim. Dediniz ki bu geceyi bekleyenler çullarına bürünüp neden yatıyorsunuz diye sesinizi duydum. Gerçekle hayal arası gibiydik. Çok etkilendim. Teşekkürler. Yatma canım kardeşim. Mübarek gecelerde yatma. Uyuma. Allah iyisin. Allah seni zikredenlerden eylesin inşallah.
Cenab-ı Hak muinin olsun inşallah. Selamun aleyküm. Ben Şırnak'ta askerlik yaptım. 1996'da büyük bir operasyondan sabah dönerken dağlık bir arazide zırhlı aracımız takla attı. Benim kolum aracın altında ezildi ve pazımın yarısını kaybettim. Manevi olarak ben gazi oluyor muyum? Evet canım kardeşim. Manevi olarak sen gazi oluyorsun. Allah muinin olsun. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun aleyküm. Rüyam'da, kuyumcuda deniz taşlarına benzeyen büyükçe ve incili çok şık altın kolye uçlarını seçiyorum. Fiyatlarının yüksek olduğunu öğrendim, vazgeçtim.
Küçük bir semazen kolye ucu var mı diye sorarken uzakta oturan bir bayan bana siz mevlevilik nedir bilir misiniz dedi. Ben de, ben mevluiyim dedim. Piriniz kim dedi. Ben de Ahmet Yesevi dedim. Onun ilmiyle ilimlenmek üzere yola çıktık dedim. Uyandım. Neden Hazreti Mevlana değil de Ahmet Yesevi dedim. Merak ediyorum. Değerli yorumunuzu bekliyorum. İnşallah hakkınızı helal edin lütfen. Sizi, kardeşlerimi ve dergamı çok özledim. Hazreti Mevlana'nın da piri sayılır Ahmet Yesevi. O yüzden Ötügen'den itibaren bütün Müslüman Türklerin pirleri Ahmet Yesevi'dir. Yunus'un da, Mevlana'nın da, Hacı Bektaşi Veli'nin de, Hacı Bayram'ın da, bütün bu tarikat yolları Ahmet Yesevi'den gelir.
O yüzden Ahmet Yesevi demişsiniz. Zaten, Hoca Ahmet Yesevi'nin öğretileridir. Mesnevi'deki de. Çok farklı bir şey değildir. Selamun Aleyküm. Sol elle tespit çekmekte herhangi bir beis var mıdır? Yok. Bu konu çok tartışılıyor insanların elinde. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Mümkün mertebe her şey sağ eliyle yeme, içme, tespit çekme, bir şey tutma. Sağ eliyle yapmaya gayret etmiş. Sağ eliyle yapmak sünnet olmuş. Ama insanın sol elinde kullanması haram değil. Bir şeyi sağ elle yapamıyorsa, sol eliyle yapabilir veya sağ eli yorulduğunda sol elini kullanabilir. Bunda bir beis yok. Selamun Aleyküm.
İrşad dergisinin kapağı çok güzel olmuş. Eminim içeriği de öyledir. Emeğe geçen kardeşlerimize teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Evet, İrşad dergisi bayan kardeşlerimiz hazırlıyorlar. Büyük bir emekle. Geçen sohbette de bizim Salim Kardeş İrşad dergisinin kapağını yayınlamış. Ondan sonra sohbet esnasında. Bununla alakalı da derginin sorumlusu bana teşekkür etti. Tabii ben de burada o teşekkürü dedim arkadaşlar, kardeşler yapıyorlar. O dedim onlara ait. O yüzden o kardeşi adına sizlere teşekkür ediyoruz. Sayın yayın ekibi olarak. derginin kapağı da hoş olmuş, içeriği de hoştur inşallah. Selamun Aleyküm. Aileyle ilgili eş ve çocuklarla iletişim, geçimle alakalı sohbetlerinizi çok faydalı buluyorum.
Günümüzde aileye ayakta tutacak her ne varsa çok kıymetli. Allah sizden razı olsun. Bir aileye ayakta tutan, sağlam yapan nedir? Bu tabii her ailede durum farklı olabilir. Hani yardımcı faktörleri farklı olabilir. Benim nazarımda aileye ayakta tutan Kur'an sünnet dairesindeki bir ahlaki yapılanma. Kur'an sünnet dairesinde insanların birbirlerine sevgisi, saygısı, muhabbeti, birbirlerine olan toleransı, bence aileye ayakta tutacak olan şey bu. Kur'an sünnet dairesinde diyorum çünkü yani tolerans göstereceğiz deyip de ailedeki haramlara müsaade etme. İşte toleranslı davranacağız deyip de ailedeki Kur'an ve sünnetin dışındaki fiil, düşünce, bunlara müsaade etme, aileyi kökten yıkacak olan şeyler. O yüzden bizim toleransımız, anlayışımız, birbirimize olan sevgimiz, saygımız, muhabbetimiz Kur'an sünnet içerisinde olmalı.
İnsanlar birbirlerine saygılarını, birbirlerine sevgilerini, muhabbetlerini bitirmemeli. Bunu canlı tutmalı. Böylece ikili ilişkilerinizi, aile ilişkilerinizi canlı tutabilirsiniz. Bu sadece aile içinde de değil. İnsanlar yakın akrabalarıyla, yakın arkadaşlarıyla, dergah içindeki kardeşleriyle de ilişkilerini Kur'an sünnet mihvalinde almalı. Birbirlerine bu noktada sevgi, saygı, hürmette, muhabbette gayretli davranmalılar. Heva, heves, benlik ve nefse uymamak için tavsiyeleriniz nelerdir? Birinci derecede herkes günlük hayatını yaşayabilecek kadar Kur'an ve sünneti bilmeli, haramları bilmeli, nerede ne yapmaması gerektiğini bilmeli. Sufiler için üstadlarına tabi olmalı, uymalı.
Sufilerin en büyük sıkıntılarından birisi de o üstadlarının yapma dediklerini yapıyorlar. Çünkü zamanın içerisinde hangi hareket yanlış, hangi fiilyat yanlış, hangi sözü söylememeliyiz, nasıl davranmalıyız bu önemli bir unsur. Yani her üstad kendi toplumunun hani peygamberi gibidir demişler ya hadis-i şeriflerde. O yüzden o topluluk o üstada ince ayrıntılarıyla uymaya çalışmalı. Üstad demek toplumu iyice dinleyen, analiz eden ve Kur'an ve sünneti o toplumu enjekte eden, o toplumu anlatan kimsedir. Yaşanması için. Bu önemli bir vazifedir aslında. Kur'an ve sünneti analiz edeceksiniz, toplumu aleniz edeceksiniz, etrafınızı analiz edeceksiniz. Ve Kur'an ve sünnetin o gün için, o gün zamanında, o günkü toplumda en güzel şekilde yaşanmasını tavsiye edeceksiniz.
İnsanlara bunu göstereceksiniz, bunu öğreteceksiniz. Eğer arkadaşlar, kardeşler buna uyarlarsa ev hayatları da tatlı olur. Yani erkekler gereksiz, sert, aşırı sertliklerini bırakmalılar. Kadınlar aşırı böyle derecede erkekleri sıkıştırmaktan, onları eleştirmekten vazgeçmeliler. Saygıyla, sevgiyle, muhabbette evliliklerini ve ilişkilerini götürmeliler. İnşallah. Selamun Aleyküm. Rüya anları çok nedenlerden mi görülür? Güzel rüyaları hatırlayamamak, hatırlamak, bu anlar kişinin yapısalı mı? Allah sevgisinden, Allah sevgisinin teslimiyetinden midir? Bazı insanlar manaya çok yatkındır.
Çok üzerinde düşünürler, çok üzerinde dururlar. Öyle olunca onların o manaya açılacak olan kapıları veya perdeleri incelir. Kapıları kolaylaşır. Bazı insanlar manaya çok düşkün değillerdir. Onlar da bu rüya biraz daha farklı tecelli eder. Çok sıkı tecelli etmez. O yüzden rüya, maneviyat biraz o kimsenin hayaliyle, biraz o tarafa doğru olan merakıyla, biraz o tarafa doğru meyletmesiyle alakalı. Bunun yanında bazı insanlar rüyaları hatırlayamayabiliyorlar. Gördükleri rüyayı hiç görmemiş gibi de olabiliyorlar. Bu şahsın kendisine göre değişiyor inşallah. Hayırlı akşamlar hocam, bir soru mu olacak da hakkınızı helal edin. vasiyetini yazan bir kişi daha sonra bazı sebeplerden oturup vasiyetini değiştirme gibi bir durum olabilir mi?
Değiştirmek isterse vebali mi olur acaba? Bir vebal olmaz. Bir kimse vasiyetini yazar. Sonradan da değiştirmek isterse bir daha değiştirir. Sonra bir daha değiştirmek istiyorsa bir daha değiştirir. Bunun için bir sıkıntı yok. Dinende herhangi bir sakıncası yok değiştirmenin. Selamun Aleyküm. Ülkemizde kendisini Ehl-i Sünnet safında tanıtan hocalarımızın sohbetlerinde, iştihadi meselelerde kendi görüşlerinin çok katı bir dille dile getirdiklerini gözlemliyorum.
Örneğin Cübbeli Ahmet Hoca, sizin sigara haramdır görüşünüzü, dillerinizin yalan vasfetmesiyle şu helaldir, şu haramdır demeyin. Aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. Nahl 116 ayetini bağlıyor. Sizce bu üslup, iştihadi meselelerde doğru mudur? Sizin bir mesele hakkında yaptığınız iştihatlardan farklı olan iştihatler hakkında görüşleriniz nelerdir? Herkes kendince bir iştihat kurabilir, kendince bir iştihat edebilir. Sigaranın insan üzerindeki zararlarını en yakın tanıyan insanlardan birisiyim. Çünkü benim babamın ölüm sebebi, bu ecel ne bir dakika öne ne bir dakika sonra ecele iman ediyoruz. Ama babamın ölüm sebebi sigaraya bağlı kanser hastalığındandı.
Şimdi bir konunun fetvası illetiyle alakalıdır. Siz helal ve temiz yiyecekler size caiz kılındığı, helal olacak bir de temiz olacak. Bakın, helal ve temiz olmadığı müddetçe siz onu yiyemezsiniz. Ben de sigaranın haramiyetini bu ayet-i kerimeyi kendimce ölçü alaraktan söyledim. Madem ki Müslümanlara helal ve temiz yiyecekler serbest kılındı, hiçbir kimse diyemez ki sigara helal ve temizdir. Şimdi eğer sigara helal ve temizdir diyecek olan bir kimse var ise, bir o kimsenin tıp ilminden hiç alakası yoktur. Tıp ilminden alakası olmayanlar fetva veremezler. Bir şeyin illetini biliyorsa bir kimse tıp ilmi olarak, tıp ilmi olarak bir şeyin illetini biliyorsa onunla alakalı hükmedebilir.
Ama hükmederken yine ona bir ayet-i kerime veya bir hadis-i şerif lazım. Bana Türkiye'deki veya dünya üzerindeki herhangi bir hoca şunu diyebilir mi? Bir imam, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte besmele'siz hiçbir şeyi ağzına götürmedi. Hiçbir şeyi. Peki sigarayı kim besmele çekebilir? İnsan vücuduna açıktan ne zarar veriyorsa, açıktan ne zarar veriyorsa insanlar bunlardan sakınmaları lazım.
Kaldı ki ayet-i kerime meydanda size helal ve temiz olanlar, helal ve temiz. Bunun dışında bir şey yok. O yüzden diyebilirler bir kimse bir iştihada karşı çıkabilir. İştihada karşı çıkması da onun ben hiç kimseye bir şey söylemem. Ben hatta buna sevinirim. İslam dünyası iştihada açık olsun. Yeniden yeni iştihatlar etsinler. Yani götürsek bugün akciğer kanseriyle alakalı, akciğer kanserinin %90 kusurunun sigara içtiğini söylesek. O zaman sigara kim? Evet diyecek. Kaldı ki yıllar sonra, ben 30 yıldan beri sigaraya haram diyen bir kimseyim. Yıllar sonra Diyanet İşleri Teşkilatı da fetva verdi. Sigara haramdır dedi.
O zaman ne diyeceğiz şimdi? Biz 30 yıl önce söyledik. 30 yıl sonra geldiler bizim dediğimiz fetvaya. 30 yıl sonra geldiler. Dediler ki sigara haram. Bizim ben illaki benim dediklerim %100 doğru demiyorum. Birileri de iştihadıma katılmayabilir. İştihadıma katılmadıkları zaman haklı gerekçe sunacaklar. Sigara bu sebeplerden dolayı haram değildir diyecekler. Öyle ya ben haram demişim. Ben de diyorum ki size helal kılınan temiz ve helal olan yiyecekler. Size uygun. Birisi kalksın sigaraya birisi haram dedik. Birisi de kalksın sigaranın temiz ve helallığını ispat etsin. Biz de dönelim geriye. Öyle bakın bunlar çok iştihat meseleleri önemli meseleler. Ben kendimce sigaranın zararlarını, insan vücuduna olan zararlarını, insanın kendi ekonomisine verdiği zararları tespit etmiş bir kimse olarak sigara haramdır hükmünü verdim 30 yıl önce.
Birisi de sigara faydalıdır. Sigara zararlı değildir. Sigara insanlar için ve insanlık için çok önemli bir maddedir. O yüzden içilmesi lazımdır desin. Helaliyetini koysun önümüze. Eyvallah diyelim. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. İnsan 30 ayetinden yola çıkarak. Kulun dilemesi nasıl bir dilemedir? Kul Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Biz bu ayet-i kerimeyi buradan alır böyle sorarsak sanki Allah'ın dilemediğini, dilediğini biz diliyormuşuz gibi bir hüküm çıkar. O yüzden biz bu meselelere bakarken böyle öyle bakmamamız lazım. Bununla alakalı hep böyle herkes bu ayet-i kerimeyi söyler. Ondan sonra bu ayet-i kerimeyi söyledikten sonra da der ki, Ha demek ki biz dilemedikçe bizim dilememe, hani Allah diliyor ondan sonra biz diliyormuşuz gibi gelir orta yere.
Ve böylece cüz-i iradeye karşı çıkanlar buradan karşı çıkarlar derler ki, Allah dilemedikçe biz demek ki dileyemeyeceğiz. Şimdi, ayet-i kerimin önceleri var. 25. ayet-i kerime, 24. ayet-i kerime veya 23'ten alalım. Muhakkak ki Kur'an'ı sana indiren biziz. Öyleyse Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkara veya inkarcıya itaat etme. Sabah akşam Rabbinin adını zikret. Geceleyin ona secde et ve geceleri uzun uzun onu tesbih et. Doğrusu bunlar çabucak geçeni severler de o çetin günü arkalarında bırakırlar. Biz yarattık onları ve mahsallarını da biz pekiştirdik. Dilersek onları benzerleriyle değiştiriveririz. Şüphesiz ki bu öğüttür. Dileyen Rabbinin yoluna bir yol tutar.
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah alim, hakim olandır. Dilediğini rahmetine girdirir. Zalimlere işte onlara elem verici bir azap hazırlamıştır. Şimdi burada Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz dediği şey bir kimsenin Müslüman olmasını sen diliyorsun. Ama onun Müslüman olmasını Allah iste. Allah onun Müslüman olmasının önüne onun yapmış olduğu kötülükleri şirkleri önüne seçecektiyse senin dilemenin bir anlamı yok. O yüzden burada hani insanları yerini değiştirmekle alakalı söylüyor ya onunla alakalı ayet-i kerime. Allah-u alem. Bizim cüz-i irademizle alakalı değil.
Duygu ve düşüncelerimizi oluşturan olgu nedir? Bizim ilmimizdir. Duygu ve düşüncelerimizi oluşturan olgu bizim ilmimiz. Biz dışarıdan ne gördük ne ilm aldık duygu ve düşüncelerimiz onunla bizim şekillenir. Duygularımızı analiz eden nedir? Duygularımızı analiz eden iki kuvvet vardır. Bir bizim nefsani dediğimiz akıl. İki kalbi dediğimiz akıl. Eğer bizde nefsani akıl hüküm sürdüyse duygularımızı nefsani akıl analiz eder. Yok bizde kalbi akıl hüküm sürüyorsa bizim duygularımızı kalbi akıl hükmeder. Her şey bir duygu mudur? Genelde insanlar duygularına göre hareket ederler. Hakikate ermediyse. Hakikate erenler ise duygularıyla hareket etmezler. Duygunun ötesi nedir?
Hakikattir. Bir kadının kayınpederini yıkaması, temizlemesi dinimizce caiz midir? Bir kimse kayınpederi ebediyen ona nikah düşmeyecek bir kimsedir. Nikah düşmeyeceği için böyle bir zorunluluk olursa yapabilir bunu. Ama onun birinci derecede bakımı oğluna aittir. Erkek evlatlar anne ve babalarına bakmakla yükümlüler. Eşleri değil. Hanefi'ye göre söylüyorum. Burada bir yanlış anlaşılıyor. Yani sanki erkeğin anne ve babasını erkeğin evlenmiş olduğu kadın bakacakmış gibi bir hüküm çıkıyor. Kadın bakarsa nur ala nur eşine yardımcı oldu, eşine destek oldu. Ama zorunluluk ve sorumluluk birinci derecede oğluna aittir. Kadının ve anne ve babanın çocuklarına aittir.
Yani oğluna aittir. Hayırlı geceler. İtikafta aşırı uykum geliyor. Göz kapaklarımı açamıyorum. Ne önerirsiniz. Bunlar itikafta yaşanacak şeyler. O yüzden uykunuzu dağıtacak, yürüme gibi, ne bileyim işte hafif spor hareketleri gibi bir şeyler yapabilirsiniz. Selamun aleyküm. Bugün cumanız mübarek olsun.
Üç günlük itikafa niyetlenen kişi bir günde yetmiş bin tevhid mi çekecek? Evet. Üç günün sonunda itikafı bitti ama tevhidleri yetiştiremezse itikaftan çıkabilir mi? Üç gün yetiştiremediği, yetiştiremediği tevhidleri çıktıktan sonra devam ettirecek, bitirecek onları. Borsadan hisse seneti alıp satmak caiz mi? İslam hukukunun olmadığı yerlerde bunlar alınıp satılabilir, bunda bir sıkıntı yok. Tavsiye etmiyorum ama ben hiç kimseye. Bu konuda çok bilgiliyseniz, gerçekten çok böyle bu konuda belli bir eğitim veya tecrübeniz varsa yapabilirsiniz. Ama genelde dünya üzerindeki bütün borsalar ben aldatmacanın üzerine kurulduğuna inananlardanım. Şahsi fikrim benim. Selamun aleyküm, hayırlı Ramazanlar sorum.
Şu namaz kılarken kıldığım namaza odaklanamıyorum. Kendimi tam veremiyorum. Ve kılayım da aradan çıksın şeklinde düşünüyor gibi hissediyorum. Yani namazı sırf cennete gireyim diye kılmış hissediyorum. Ne yapmalıyım? Namaz esnasında şeytan insana çok vesvese verir. İnsanın üzerine çok gelir. Bu namazın ehemmiyetiyle alakalı. O yüzden eğer namaz esnasında sizin üzerinize çok vesvese geliyorsa, sizin üzerinize çok böyle şeytan uğraşıyorsa, siz doğru yoldasınız. Namazınıza devam edin. Dini yaşamak kolay bir şey değildir. Şeytan vesvese verir. Namaz kılmak kolay bir şey değildir. Şeytan vesvese verir. Bayanlar için örtünmek kolay bir şey değildir.
Şeytan vesvese verir. Erkekler için sakal bırakmak kolay bir şey değildir. Şeytan vesvese verir. Dinin hangi alanda olursa olsun, insanlar dini yaşarlarken şeytanla mücadele etmek zorundadır. Din o yüzden kıymetlidir. Dindarlar, müminler o yüzden kıymetlidir. Allah katında kıymetinin sebebi odur. Onlar şeytana yenilmeyen, şeytanla mücadele eden, şeytan ve şeytanlaşmış insanlarla cihad eden kimselerdir. O yüzden önemlilerdir, kıymetlilerdir. Bir, efendim oğlumda bahar alerjisi var. Hacamat iyi gelir mi? Bir de oğlum insan neden alerji olur diye soruyor. Zaman zaman insanların bu genetik yapılarında sıkıntılar oluyor. Genetik yapılarında bu sıkıntılardan dolayı zannediyorum, böyle alerji hastalığına tutuluyorlar. Bahar alerjisi, toz alerjisi gibi alerjiler oluyor.
Bunların tedavileri var bildiğim kadarıyla. Ama bu tedavisi mümkün olmayan bir şeyse olabilir. Bir de hacamat olarak denenebilinir. Ben hacamattan gerçekten şifa buluyorum. Cenab-ı Hak bütün herkese şifa versin inşallah. Tabi her şeyi Allah'ın vermesi, Allah'ın takdiri. Hacamat bir sebep, kanaldırmak bir şifa yolu. Ama şifayı veren Allah. Selamun Aleyküm. Erkek bebeğin ne zaman sünnet olması uykundur. 7 yaşına kadar sünnet olabilir. 7 yaşına kadar sünnet olması mümkün. Canım kardeşlerim bu soruları mı soruyorsunuz daha ya? Allah yiyesin. Aşın artık bunları. Bunlar en basit bir fıkıh kitabında dahi bulabileceğiniz sorular. Yanlış anlamayın. Seviyenizi sizin eleştirmiyorum.
Ama biraz böyle dininizi öğrenmeye çalışın. Dininizi yaşamaya çalışın. Selamun Aleyküm. Babam internet üzerinden devleti yöneten hükümete, yetkililere ve şeyhlere, tarikatlara karşı sürekli hakarete varan sözler ve görseller, paylaşımlar yapıyor. Özellikle yaşından dolayı babamızı bu paylaşımlar ile ilgili. Yanlış yapıyorsun, seni seviyoruz, başının maddi ve manevi belaya girmesini istemiyoruz. Yaşına göre davran, kimseye hakaret etme, bırak evinde dinlen diye uyardığımızda bize de hakaret ve küfür ederek bizler ile konuşmuyor. Özellikle şeyh, tarikatlara hakaret ve evlatlarına küsme, uzun yıllardır alışkanlık haline geldi. Ne yapmalıyız bu durumda? Allah yardımcınız olsun. Kolay bir şey değil. Babanız da bu konulara bence girmeyin.
Onun gönlünü kırmayın. Onu incitmeyin. Siz iyi yolda, doğru yolda ilerlemeye devam edin. Aranızı bozmayın. Yani bir sefer söylenir, iki sefer söylenir. Aynı şekilde devam ediyorsa ona bir şey söylemenin bir anlamı yok. Selamun Aleyküm. Ticaret yapma niyetindeyiz. Bize dua eder misiniz? İnşallah Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak ticaretinizi bereketlendirsin inşallah. Selamun Aleyküm. Çocukları anneanne, babaannede birkaç gün bırakmak uygun olur mu? Olabilir. Bunda bir sıkıntı yok. İnsanlar birkaç gün bırakabilirler anneanneye veya babaanneye. Eğer anneanne, babaanne çocukların ahlakında bir değişiklik yapmayacaksa. Çünkü nineler biraz çocuklarına, çocuk torunları şımartıyorlar.
Sıkıntı yok böyle bir sonra torunlarınızı, çocuklarınızı aldıktan sonra yavaş yavaş disiplini alın. Birden yapmayın. Osmanlı'daki lonca yapılanmasıyla günümüzdeki odalar hakkında değerlendirme yapar mısınız? İslam meslek örgütlenmesi nasıldı? Günümüzde nasıl olmalıdır? Bunlar tabii kendi içlerinde, kendi zamanlarında kendilerince iştahat edilip, kendilerince geliştirilmiş olan meseleler. Osmanlı'da lonca sistemi kendi içerisinde böyle geliştirilmiş, kendi içerisinde belli bir hizmetleri yapılmış. Ve bu daha ileriye götürülebilirdi. Daha teşkilatlı bir hale gelebilirdi. Ama ne yazık ki bu da tam belki de işlevini yerine getirmedi. Şu andaki bu odalar da işlevlerini tam yerine getirdiği söylenmez. Ne yazık ki odalar çok fazla iş yapmıyorlar.
Bu lonca sistemi işte yeni devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne aktarılırken belki de tam olarak analiz edip aktarılmadı. Var bir sürü işte berberler derneği var, odaları var. İşte kuaförler odaları var. İşte nakışçılar odaları var. Valla biz de esnaflığımızda yıllarca o odalara üye olduk. Aidatlar verdik. Biz hiçbir, ben hiçbir faydasını görmedim. Ben hiçbir faydasını görmedim. Ama her ay aidat verdik mi verdik. Oralara üye olma zorunluluğu oluşturuluyor mu? Oluşturuluyor. Daha esnaf dükkanı açmadan bir sürü odaya kayıt oluyor. Bir sürü para ödüyor. Türkiye'de. Yani siz bir iş yeri açmazdan önce zaten bir soyuluyorsunuz ne yazık ki. İşte şu odadan kayıt olacağınız.
Ne meslek açacaksanız. O odadan kayıt olacağın gidip kayıt parası veriyorsun. Gidiyorsun aidat veriyorsun. Ondan sonra bilmiyorum benim zamanımda öyleydi. Şimdi değişti mi değişmedi mi? Onu da bilmiyorum. Aidatı veriyorsun. Parayı ödüyorsun. Bir güzel önce sen oraya ödüyorsun. Ondan sonra gidip iş yerini açıyorsun. Yani öyle bir şey ki bu. Daha iş yerini açmazdan önce sen olanca parayı harcıyorsun. Belediyeye ruhsat için bir sürü paralar ödüyorsun. Her yere bütün paraları ödüyorsun. İş yerini açıyorsun. Ya bu adam daha iş yerini açmadı. Daha para kazanmadı. Siz nereden bu adamdan bu parayı aldınız? Kimse bunun hesabını sormuyor. Daha dükkan açmazdan önce dünyanın vergisini veriyor adam.
Ve aynı şey. Bir ev yaptıracaksın. Gidiyorsun inşaat yaptıracaksın. Dünyanın parasını veriyorsun bir sefer belediyeye. Ya da adam kazmayı vurmadı. Kazmayı vursun bitirsin inşaatı ondan sonra paranı al sen. Yok. Daha hiç daha inşaat ruhsatı almadan 40-50 milyar lira metre karesine göre. Ama yani 100 metre karelik bir yere kesin 35-40 milyar lira senden belediyesi osu busu para ödüyorsun. Ya ondan sonra kaçak yapılaşma oluyor. Ya bu adam zaten 40 milyar lira bir kat kaba inşaatını atacaktı. Sen daha kafadan bundan parayı aldın ki. Ya o parayı ödesen ne olacak ki? Sen o normalde ruhsatı tekrar oturma ruhsatını almak için sen çile çekiyorsun ki çile çekiyorsun. Çile çekiyorsun ki çile çekiyorsun. Ya o ruhsatı alamıyorsun sen.
Bir vatandaş olarak o ruhsatı almak için 119 dereden su getiriyorsun. Bizatihi yaşayan insanım ben bunu. 119 dereden su getiriyorsun. Yani acı şeyler bunlar. Ve bunları kimse dile getirmiyor. Bunları kimse söylemiyor. Biz bu vatanın evlatlarıyız. Bu toprakların çocuklarıyız. Bu ülke bizim. Ve insanların işi kolaylaştırılmıyor. Ne yazık ki kolaylaştırılmıyor. İki tane koyunu güdemeyecek olan insanlar belli makamlara yerleştirilmişler. Yani ona 10 tane koyun vereceksin, salacaksın onu yaylaya, şurada diyeceksin 5 kilometre içerisinde bunları yay getir diyeceksin. Ben yemin ediyorum 10 tanesini geri getiremeyecek olan insanlar müdür olmuş, amir olmuş, memur olmuş, belediye başkanı olmuş da olmuş da olmuş.
10 tane koyunu geri getiremez adam. Ama bir makam teşkil ediyor. Sen onun yanına gidiyorsun, geliyorsun, gidiyorsun, geliyorsun, geliyorsun, kendileri hata yapıyorlar, kendileri eksik yapıyorlar, kendileri yanlış yapıyorlar, kendi eksiklerini, kendi hatalarını tamamlamıyorlar. Çile çekiyorsun, çile çekiyorsun, acı şeyler bunlar ve odaların hiçbir fonksiyonu yok. Hiçbir fonksiyonu yok, yıllardır para verdik biz onlara. Hiçbir fonksiyonları yok, hiçbir odanın hiçbir fonksiyonu yok. Ne yaptı tabipler odası korona günlerinde? Bana söyler misiniz? Tabipler odasının koronayla alakalı şu görüşü vardı. Tabipler odasının koronayla alakalı şöyle bir çalışması oldu. Tabipler odasının koronayla alakalı şöyle bir öngörüsü oldu.
Tabipler odasının koronayla alakalı şöyle bir eleştirisi oldu. Var mı öyle bir şey? Yok. Adamlar siyaset yapıyorlar. Ne tabiplikle alakaları yok ki adamların? Veya barolar birliği. Yani adamların siyaset yapıyorlar adamlar. Adamların hukukla alakaları yok ki. Hukukla alakaları yok adamların. Ama bütün avukatlar gidip barolar birliğine üye olacak mı? Evet. Her ay belli bir aidat da ödeyecek mi? Evet. Hukukla alakaları yok adamların. Adamlar siyaset yapıyorlar. Odalar keşke kendi işlerini yapmış olsalar. Keşke kendi işlerine yoğunlaşsalar. Kendi meslek sahiplerine yardımcı olsalar. Siz hiç duydunuz mu? Herhangi bir böyle odanın, meslek odasının bir kurs açtığını. Ben hiç duymadım.
Ben nakışçılar odasına üye oldum. Çeyizcilerin odasına üye oldum. O kadar olduk. Ya bir günden bir güne ticarette şöyle bir şey var. Nakışçı, çeyizle alakalı, ev tekstiliyle alakalı şöyle bir gelişme var. Şu filanca yerde toplantı var. Burada bilgilendirileceksiniz. Ya on yıl içerisinde bir tanesi bir sefer aramaz mı? Yok. Bizatihi yaşayan insanım. Hiçbirisinin hiçbir işlemi yok. Yalnız yatırıyorsun odalara aidatını. Orada da bir seçim oluyor. Kaç yılda bir oluyorsa. Zaten onlar, o başkanlar da değişmiyor zaten. Adam, emmim kızı, aygaranlık görmezler. İşini halletmiş. Adam yıllardır o odanın başında başkan olarak hayatını devam ettiriyor.
Maaşını alıyor. İşte silahını koyuyor beline. İşte bazı odalarda makam arabası var. Makam arabasında biniyor. O işi, işi hala devam ediyor. Allah bizi yesin. Hangi birini söyleyelim? Dökülüyor. Tel tel dökülüyor. Her taraf, her yer dökülüyor. Ben böyle konuşunca da işte muhalefet mi diyorsun? Canım kardeşim muhalefet benim düzensizliğe, adaletsizliğe, hukuksuzluğe. Evet muhalefet ediyorum. Muhalefet ediyorum. Kayırmacılığa, yandaşlığa muhalefet ediyorum. Var mı diyeceğiniz? Evet muhalefet ediyorum. Yapmasınlar, kişiye özel işler yapmasınlar, kişiye özel işler uygulamasınlar, kişiye özel insanlara peşkeş çekmesinler. Hangi partiden olursa olsun, isterse babamın oğlu olsun. Herkes kendi hakkını, hukukunu yesin.
Herkes kendi alın terini yesin. Devletin parasını, milletin parasını yiyenlere zehir zıkkım olsun. Zehir zıkkım olsun. Belediyelerde, resmi dairelerde, rüşvetle iş yapanlara zehir zıkkım olsun. İnsanları sürüm sürüm süründüren devlet dairelerinde, belediyelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında insanları sürüm sürüm süründürenlere zehir zıkkım olsun. Zehir zıkkım olsun. Aldıkları nefes dahi zehir olsun. Şu millete çile çektirenlerin aldıkları nefes dahi zehir zıkkım olsun. Olsun, hiç korkum da yok, sıkıntım da yok. Verilmeyecek hesabım da yok. Gidiyorlar onlara bunlara bir sürü şeyler. Duymuyoruz mu zannediyorsunuz? Belediyelerde gazetecilere para veriyorlar, basına para veriyorlar.
Fakir fukaraya verin. Gidiyorlar x gazeteciye adamın dağın tepesindeki yerine özel imar çıkarıyorsun. Ondan sonra ne olmuş yani ona imar çıkardıysam diyorsun. Hadi ben gideyim ben de yanında bir yer alayım. Benim yerime de imar vereceksin mi? Vermeyeceksin. Zehir zıkkım olsun hepinize de. Burnunuzdan Allah mahşerde fitil fitil çıkarsın. Bu dünyada bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bizim tankımız yok, tüfeğimiz yok, ordumuz yok. Bizim mahkememiz yok, kanunumuz yok. Yok. Fakir fukaranın, gurebanın sesini çıkaracak bir yeri yok. Ama mahşer var. Allah bu fakirin, fukaranın, garip, gurebanın hakkına, hukukuna zulmeden, hakkına, hukukuna gasp eden ne kadar zalim varsa Allah mahşerde burnlarına fitil fitil getirsin.
Şu mübarek Ramazan gününde diyorum. Ben her gün insanların içindeyim. Benim telefonum 7.24 açık. 7.24 bilinen bilinmeyen bütün herkes bana bütün her şeyi aktarıyor. Anlatıyor. Ya düşünebiliyor musunuz? İnsanlar belediyelerde veya resmi darilerde hakkı olan bir işi yapamıyor. Yapamayınca bana diyor ki, hocam şu işimiz var yapamıyoruz. Hakkımız bununla alakalı bir dua var mı? Bir zikir var mı? Bizim işimiz olsun diye bana böyle telefon açıyor insanlar. Ya ne hale geldik ya? Ne hale geldik? Öyle bir hale geldik. Geçenlerde de söyledim. Siyasetçiler, büyük bürokratlar, büyük adamlar. İnsanların içine çıkın.
Sokak sokak dolaşın. Varoş sokakları dolaşın. Öyle göstermelik, basınlık işler yapmayın. Gelin bu fakire de ben sizin fakirleri dolaştırayım. Sokakları dolaştırayım bilmiyorsanız. Evet. Allah sizin burnunuzdan fitil fitil getirecek hepinizinle. Böyle yüreğimden, ciğerimden yana yana da kendi yaptığım duaya kendim amin diyorum. Ciğerim yana yana. Ciğerim yana yana diyorum. İnsanların işlerinin vekaletini üzerine alan insanlar inceleyip sık dokucak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Yemen'e vali tayin etti. Hep bunu söylüyorum ben. Yemen'e vali tayin ettiğinde o sahabe dedi ki ben bugün buraya bir eşeğimle geldim dedi.
Eğer buradan bir mal edinerekten, para edinerekten bu eşeğimden farklı bir binekle dönersem bilin ki dedi ya rüşvet yemişimdir ya hırsızlık yapmışımdır dedi. Net. Benim elimdeki ölçü bu. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri bir yere vali tayin etti. Vali tayin etti. Kimse orada zengin oldu. Zengin olunca Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri tayin ettiğinde o adamın neresi vardı? Bin dinarı vardı. Bin dinarı oluncaya kadar bütün malına el koydu devlet adına. Bütün malına el koydu. Ve hepsini de kamulaştırdı. Bakın hepsini de kamulaştırdı. Benim ölçüm bu. Siz neyin ölçüsündesiniz bilmiyorum. Ben bir kimse vali oluyor. Bir kimse belediye başkanı oluyor. Meclis üyesi oluyor.
Başbakan oluyor. Bakan oluyor. Mal beyanı belirliyorlar. İyi belirlediler. Ben bir kişi gösterin bana diyorum. Siyasete girip de fakir olan. Yani siyasete girmiş parasını malını mülkünü orada dağıtmış. Yok. Bu hak ve hukukun altından kalkamaz hiç kimse. Hiç kimse kalkamaz. Sen milletvekili oldun. Çocuğunu bir yere kattıysan haksız bir yere zehir zıkkım olsun. Mahşerde burnundan getirsinler senin. Sen bir yerde bürokrat olmuşsun. Eğer çocuğunu torpülle bir yere kattıysan zehir zıkkım olsun. Burnundan fitil fitil gelsin. Herkes için geçerli bu. Ben de birisini bir yere katmaya çalışıyorsam torpülle benimle burnundan fitil fitil gelsin mahşerde.
Yazık ya. Allah bizi affetsin inşallah. Ondan sonra odalar. Yan kesici hepsi de. Doğuştan alerjik hastalıklara yatkınlığı olan birisi olarak tıp fakültesi son sınıfta kıdemli doktorun tavsiyesiyle kaşıntı giderici ilaç damar yolundan uygulandı. Kaşıntı aniden kaybolduğu gibi ağır ve hoş bir uyku getirici etkisi de var. İlacın bir süre sonra ilacı kendim kullanmaya başladım. Uzun bir süreçte doz ihtiyacı attı ve ilacın kaygı giderici hipnotik etkisi oluştu. Sonuçta çok nadir görülen bir bağımlılık vakası oldum. İlaç etkisinde oluşan manevi hallere duyduğum tutkiyle baş edemiyorum. Yedi yıl oldu ve hayatımın tek amacı bu ilaçtan kurtulmak oldu ama yapamadım.
Reçetesi satılan bir ilaç ve hemen gelişmiyor bağımlılığı. Sabır yoluna iradem yetmiyor. Orucumu bile bozdum çok kereler ilaç için. İrade ve sabır istidadım kayboldu. Yapma sabret türü telkinlerin hiç etkisi olmuyor. Kardeşimin önerisiyle sizden de bir çözüm önerisi umut ediyorum. Şimdi uzman doktor olarak hale ilacı istemesem de mecbur hissediyorum. Bir süre kullanmayınca çok sinirli ve umutsuz oluyorum. İlacı kullandığım ise hemen pişman olup bir daha asla kullanmayacağımı dair ciddi karar veriyorum. Kısır döngüm bu şekilde. Numaranızı dergahınıza bağlı olan kardeşim verdi. Çok sıkıntılı bir durum, çok sıkıntılı bir kısır döngü. Gerçekten bundan kurtulabilmek için bununla alakalı ayrı tedavi alman lazım.
Gerçekten bununla alakalı tedavi alman lazım. Normalde çünkü bu böyle bırak demek de olacak bir şey değil. Bildiğin tedaviye ihtiyacın var senin. Bununla alakalı hani nasıl bir uyuşturucu bağımlısı tedavi ediliyorsa senin de tedavi edilmen lazım. Bunun yolu bu. Sen madem ki doktorsun, kaşıntının bir fiziki sıkıntıdan fiziki olarak, hani bir işte sen doktorsun daha iyi bilirsin, fiziki olarak bir herhangi bir şeyin eksikliğinden oluşabilir.
Kaşıntının bir de psikolojik tarafı vardır. Bu da psikolojik olarak bir şeyden sıkıldığında, bir şeye takıldığında, bir şeyle alakalı bir baskı altında kendini hissettiğinde de kaşıntı olabilir. O yüzden tahmin ediyorum, bu sendeki kaşıntı tipi psikolojik. Bazı insanlar vardır, baskıya dayanamazlar, sıkıntıya dayanamazlar. Öyle olunca fiziki olarak kaşıntı, tik gibi şeyler oluşur. Onunla alakalı bir şey olmuş olabilir. Allah yardımcın olsun inşallah. Tedavi olman lazım. Madem ki doktorsun, Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Hanım, anne, baba ve diğer büyüklerine karşı saygısız laflarına laf katıyor. Bana karşıdan aynı tavırları var.
Küfür, hakaret, beddua her şey var. Yani kocaya itaat yok. Ayrıca cinsellik mevzunda sıkıntı yaşıyorum. Adam çoğu zaman reddediyor ve meşhur dairede cinsel isteklerimi karşılamıyor. Bu yüzden aşk, sevgi, muhabbet kalmadı. Bu benim dini hayatım etkiliyor. En son tartışmamızda beni aldatmakla suçladı. Ben de defalarca ayrılmak istediğimi söyledim. Ben ayrılmaya kesin karar verdiğim halde o hiç yanaşmadı. Bu hareketler erkeğe yakışmıyor. Ama benim gibi sakin bir adamı bu hale getirdi. Çünkü bu yaşananlar ilk değil. Her seferinde susacağım, bir daha yapmayacağım diyor. Hal böyleyken benim kafam çok karışık. Bu konuda tavsiye ederseniz hakkınızı helal edin. Ayrıca sigara içmesi de beni rahatsız ediyor.
Her ne kadar engellesem de, para vermesem de kendi annesi babası sigara isteğini karşılıyor. Bu konuda ikinizi de karşılıklı dinlemem lazım. Bu senin söylediklerinin üzerinden hareket edersek hata yapmış oluruz. Evli çiftlerin birbirleriyle alakalı problemlerinde ikisini bir arada dinlemek lazım. İkisini bir arada dinleyip hükmetmek lazım. Ama senin anlattıklarına göre sen haklısın. Ama senin anlattıklarına göre. O yüzden ben eşini de dinlemeden şu haklısınız, bunu burada böyle yapabilirsiniz diyebilecek noktada değilim. Hayırlı geceler, hayırlı ramazanlar. 26 yıllık evliyim, 3 çocuğum var. Eşim para vermiyor.
Sebebini de içimden gelmiyor diyor. Tartışma yaşadığımız zaman evden kovuyor, evden gitmeyeceğim dediğim zaman burası benim diyor. Gitmediğim zaman nüfuz ediyor. Anneme gidiyorum. Daha sonra gelip alıyor. Bu durumdan ben ve çocuklarım rahatsızlık duyuyoruz. Çocuklarımdan utanıyorum. Eşlerin birbiri üzerinde hakları nelerdir, nasıl davranmam gerekir, hayırlı geceler. Gitmediğim zaman buğz ediyor, kötü davranıyor. Bu normalde yine aynı şey. Yani bir erkek eşine ve çocuklarına bakmakla mükellef. Ama çocukları, 26 yıllıksanız çocuklarınız büyümüştür zaten. elleme, çocuklar kendi paralarını babalarından kendileri istesinler. Sen çocuklar adına isteme. Evin ihtiyaçları için iste.
Vermiyorsa, sen evde ne varsa onu pişir. Yani bir kadın böyle iki de bir de eşinden istediğinde dilenci gibi olur. Allah muhafaza eylesin. İsteme, hiçbir şey de şey yapma. Eve ne getirdiyse onu pişir, koy önüne. O yüzden böylece kendisi görsün. Yani sen defalarca bunu söylersen sıkıntı olur. Allah muhafaza eylesin. Bir de bir erkek normalde eğer eşini evde istemiyorum diyorsa, şimdiki erkekler normal değil, kadınlar da aynı. Psikolojileri sıkıntılı. Eğer taraflar birbirini istemediklerini söylüyorlarsa, o zaman işte ev erkeği ise kadın eşyalarını toplayacak, ben gidiyorum diyecek, gidecek. Sebep, adamın psikolojisi bozuk, bıçaklarsa ne yapacaksın, öldürürse ne yapacaksın? Sıkıntı var. Ve aynı şey, erkekler için de geçerli. Kadın onu istemiyorsa, kadın onunla, hani az önce de vardı ya, işte ilişkiye girmek istemiyor.
Eee bu ne demek? Adamı istemiyor. O zaman adam başının çaresine bakacak. Diyecek ki yani, ben gideyim o zaman diyecek. Allah iyi etsin inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı Ramazanlar. Dilerim, müsaadenizle bir sorum olacaktı. Eşim sigarayı bırakmak için nefsiyle büyük bir mücadele veriyor. Bırakmayı gerçekten çok istiyor ama henüz başaramadı. Acaba kendisinin bu savaşında galip gelmesi için siz ne önerirsiniz? Sizin duanıza çok ihtiyacımız var. Valla ben şeyhimin huzurunda böyle içimden niyet ettim. Bıraktım sigarayı dedim, bıraktım. Yani niyet edecek, bıraktım diyecek, bırakacak. Söz verecek kendi kendine. Bir daha içmeyecek. Hatta aklına geldiğinde tevhid çekecek.
La ilahe illallah'a devam edecek. İnşallah Cenab-ı Hak bıraktırsın. Selamünaleyküm. Bir saatlik itikafa girdim. Yetmiş bine bayramdan sonraya kadar tamamlasam olur mu? Evet tamamlasan olur. İtikafa girmek zorunlu olun yok. Çünkü saatlik itikafa girmişsin. Saatlik itikaftan sonra bayrama kadar inşallah itikafını tamam edersin. Geçmiş peygamberler zamanında da Allah aşkını arayan kişiler var mıydı? Hep vardı. Hiç eksik kalmadı. Selamünaleyküm. Ben çoğu zaman gözümün önünde şeffaf bir perde görüyorum. Orada çoğunlukla sizi zaman zaman da her seferinde farklı simalar da hayvan gibi ama tam olarak da hayvan suretine olmayan varlıklar görüyorum.
Onlar çok hızlı bir şekilde geçiyor. Hepsini görürken arkada da normal görüntüler oluyor. Çok anlatamadım fakat bunun ne olduğunu da bilmiyorum. Önemli değil. Bilmek zorunda değilsin. Hayatına devam et. Allah'ı zikretmeye devam et. O yüzden o görüntüler, örneğin işte bir duvara baktın, duvarın arkasında hızla görüntüler geçiyor. Bunda hiç panik yapma. Veyahut da duvara baktın, duvarda üstadını gördün. Hiç bunda panik yapma. O diğer varlıklar da normalde görünmeye başlar. O yüzden o varlıkları gördüğünde de hiç panik yapma. Şöyle söyleyeyim, aynı karede veyahut da aynı görüntüde üstadın olduğu müddetçe bir problem yok. Üstadın olmadığı zamanlarda bir problem olursa hemen dahil et üstadım deyip o konuda böyle bir...
Onun da o karenin içerisinde olması için onun maneviyatını bu noktada davet etmeye gayret et inşallah. Market tavuklarının yenebilirliği veya temiz yiyecek olup olmaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben yemiyorum hiç. 2002'de mi en son ömreye gitmiştik? 2002'de Şeyh Efendi'nin olmadığı ömreydi. Ben 2002'den beri ben kolay kolay market tavuğu, market eti, kapalı endüstriyel gıdaların hiçbirisinde iyi pişmiyorum.
O yüzden bundan uzak tutuyorum kendimi. Ben bir şeye haram diyemem bu konuda. İşte tavuklar nasıl kesiliyor, nasıl biçiliyor, nasıl yolunuyor, o yol nasıl yedikleri nedir bilmiyorum. Bilmediğim için marketlerden bu tip alışverişler yapmıyorum. Herkes de bilir, herkese de söylerim. Ben yemiyorum derim, ben yemem. Haram mı? Haram da diyemem. Bu haram helal meselesinden geçen gün kediyle alakalı sohbetten sonra kedi beslemek haram mı dediler. Değil dedim. Kedi beslemek haram değil. İnsanlar evlerinde kedi beslemek istiyorlarsa beslesinler. Ben illaki bu konuda kedi besleyenler tu kaka da demedim. Ama ben beslemem, kediye vereceğim o parayı gider bir fakir fukaraya veririm.
Bu benim kendi durduğum nokta. Haram mı? Değil. Besleyebilirsiniz bu noktada beslemek isteyenler beslesinler. Ben beslemem. Ben yaşadığım alanda da görmek istemem. Yaşadığım alanda da durmasını istemem. Ha, kediye bir düşmanlığım mı var? Yok. Burada bironun önünde de normalde kedilerin orada suyu var. İşte millet maman koyuyor, bilmem ne koyuyor. Bakıyorum ben de onların suları kalmadığında. Hayvan sonuçta Cenab-ı Hak onu yaratmış. Hayvanlara karşı bir düşmanlığım yok, öyle bir şeyim yok. Ama ben evin içerisinde beslenmesine karşıyım. Ha, bir kimsenin bahçeli bir evi olur. Benim mesela bahçeli bir evim olur. Belki de bahçede orada olan kedileri beslerim. Bunda bir sıkıntı yok.
Ama ben evin içerisinde beslemem. Herkesin hayatı kendine. Ama kedi beslemek haram mı? Değil. Artı, necis mi? Değil. Bastığı yerde namaz kılınır mı? Evet, şafilere göre necis. Şafilere göre kedi canavar hükmünde diye hadis-i şerif var. Hanefiler de köpeği necis olarak görmüşler arttığını. Hanefiler de. Onlar da kendilerince öyle düşünmüşler. Selamun Aleyküm. İbrahim Aleyhisselam'ın güneşe, aya ve yıldızlara bakıp benim Rabbim olabilir demesi, sonra battıklarını gördüğünde reddetmesi, benim Rabbim batmaz gibi tanımlamalarda bulunması, İbrahim Aleyhisselam peygamber olduğuna göre ve Allah'ı en iyi tanıyanlardan, neden güneşe, aya ve yıldızlara bu benim Rabbim olabilir demişler.
Neden böyle dedi, anlayamadım. Yarınca olursanız sevinirim hayırlı geceler. Henüz daha İbrahim'e peygamberlik ona verilmemişti. Peygamberlik ona tebliğ edilmemişti. O mağaranın içerisinde büyürken, 16-17 yaşlarına kadar geldiğinde mağaradan dışarı çıktı ilk önce bir gece. Bir gece mağaradan dışarı çıkınca baktı, bir yıldızlar var. En parlak yıldız, Sirius yıldızı olduğu söyleniyor. Veya Zehra veya Zuhal yıldızı, her kavimde farklı ismi var ya, onu görünce bu benim Rabbimdir diyor. Hani çok parlak görünce. Ama ve lakin ertesi mi bakıyor, bir müddet sonra ay çıkmış. Ay çıkınca Sirius yıldızı görünmüyor. Olsa olsa budur benim Rabbim diyor. Ondan daha parlak çünkü.
Ardından ilk defa bir gündüz dışarı çıkıyor. Gündüz dışarı çıktığında çünkü mağarada saklanıyor. Nemrut onu katletecek çünkü. Nemrut onu arıyor hala da. Ve mağaradan dışarı çıktığında güneşi görüyor. Güneşi görünce benim Rabbim bu olmalı diyor. Bekliyor ve bir müddet sonra akşam olunca batınca ben batanları sevmem diyor. Daha henüz peygamber değil. Yani peygamber ona tebliğ edilmedi. Ama peygamberler seçilmiştir öncesinden. Seçilmiş olduklarından peygamber aklı, kalbi akıldır. Ta doğduğundan itibaren. Peygamber aklı olduğu için onlara peygamberlik gelmese dahi böyle kalplerine gelen ilahi ilimle doğruyu bilirlerdi. O yüzden onlar peygamberliklerinden önce de İslam'a uygun hal ve hareketler içerisinde bulunurlardı.
Selamünaleyküm semazen kursları ne zaman başlayacak? Koronayla alakalı tedbirler azaltıldığında vakıfların tekrar işte eğitim ve hizmetleri de serbest olduğunda başlar inşallah. Selamünaleyküm salı günkü sohbette çavuşlar ders günlerinde kardeşlerine haber verip dersi otursunlar buyurmuştunuz.
Çavuş niye dedi dersi yaparken haber verdiği kardeşler de cemaat de zikir esmalarını mı yoksa günlük üritlerini mi çekecekler? Herkes günlük üritini çekecek ama bugünlerde mesela belli bir saatte mesela bir diyelim ki on kişilik bir gruba sahip o kimse. On kişilik gruba telefon açıp işte uygun bir saat belirleyip işte akşam saat dokuzda hepimiz niyet edip fitlerimizi çekeceğiz diyebilir. İşte böyle o küçük gruplar belli niyetlerle bunu yapabilirler. Bunlarla alakalı soruları bayanların da erkeklerin de bir haberleşme grupları var malum. Oradaki haberleşme gruplarında soruları sorabilirler. Daha rahat olur. Daha rahat konuşulur. O yüzden bu tip soruları orada sorsanız daha rahat olur inşallah. Ben Tunahan Karaabalı 10 yaşındayım. Semazen oğlum. Ben de sizden ders istiyorum.
Peki sen de 12-12 çek babana söyle. Baban sana tarif etsin inşallah. Selamun Aleyküm. İtikafta olan bir kişi çok az kalan Kur'an atmini tamamlayabilir mi? Evet. Allah sizden ve canlı yendiğime geçenlerden razı olsun. Hayırlı geceler. Amin. Selamun Aleyküm. Bir kulun Allah rızası için şeyh, veli, derviş olmayı istemesinde bunun için dua etmesinde bir sakınca var mı?
Yok ne sakınca olsun. Allah bütün herkesi şeyh yapsın, veli yapsın, derviş yapsın, evliya yapsın. Amin. Şeyh Efendi Hazretleri ile tanışıklığımla alakalı çok ben sohbet ettim. O yüzden bunu bulmanız mümkün. Bunu hatta geçen sohbette ben bunu anlatmıştım herhalde değil mi Salim? Bir iki sohbet önce. İki sohbet önce bunu anlatmıştım. Oradan tekrar şey yapabilirsiniz, dinleyebilirsiniz. Selamun Aleyküm. Ben Mersin'den Dündar Önal. Allah Resulü'nün sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyamda gördüm.
Allah rızası için rüyamı bir tabir istiyorum. İlgilenirseniz dua ederim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmek, mana olarak hidayete erişeceğinize, onu gerçekte görmüş gibi olursunuz. O yüzden onu görene inşallah Kur'an ve sünnete, o kimse raham olur, Kur'an ve sünneti uyarsa, cehennem ateşinin onun yakmayacağına, dokunmayacağına dair hadisler de var. O yüzden mana olarak hidayetinize, kurtuluşunuza sebep, elhamdülillah. Cenab-ı Hakk'ın inşallah görenleri artırsın. Zahir olarak da peygamberi gören bir kimse, maddi manevi, berekete, lütfa, ikrama, raham olacağına, ikrama ulaşacağına işaret. Ama en önemlisi manevi ikrama ulaşmış bir kimse. 1400 yıl sonra Hazreti Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bir kimse rüyasında, halinde, yakazada görüyorsa, büyük bir müjde, büyük bir muştu.
O yüzden Cenab-ı Hakk bütün ümmet-i Muhammed'e bu müjdeyi, bu muştu'yu versin inşallah. Bütün kardeşlerimiz için bunu dua ediyoruz. Rabbim hepinize de göstersin inşallah. Aynı kardeş devam ediyor. Allah Resulü bana şefaat etti. Yanında Hazreti Ebubekir de vardı. Ben de cennete girdim. Üç gün bu rüyanın etkisinde kaldım hocam. Hocam bana da ders verin. İnşallah sana da ders veririz canım kardeşim. Allah mübarek eylesin. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerini görmek ayrı bir haldir. Öyle söyleyeyim. Çünkü herkes Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerini göremez. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretleri maneviyatta biraz daha farklı bir noktadadır.
Hazreti Ali radıyallahu anh hazretleri de bu noktada farklı bir noktadadır. Bu Hazreti Ömer ve Osman radıyallahu anh hazretlerini küçümsediğim veya diğer sahabeleri veya diğer aşere-i mübeşşeri ehl-i beyti küçümsediğim aklınıza gelmesin. Ama manevi cenahta Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretleri aşere-i mübeşşerinin en üstün noktasındadır. O yüzden Hazreti Ebubekir Efendimiz'i görmek ayrı bir manevi derinliğe sahiptir. Allah mübarek eylesin inşallah. Cenab-ı Hak daim eylesin. Sizin de dersinizi attım sizin buradaki Whatsapp'taki telefon numaranıza. Günde en az bir sefer onu devam edeceksiniz inşallah. Telefon numaramı da attım size. Bir rüya, bir hal, bir şey zuhur ederse normal telefon numarasından da ulaşabilirsiniz inşallah.
Allah yardımcınız olsun. Bu telefonlarınızı bütün yeni ders alan kardeşler var. Onlar benim attığım telefon numarasına telefonlarını atsınlar. Bir de kendilerini tanıtsınlar at, soyat olarak. Nerede yaşadıklarını tanıtsınlar. Orada olan kardeşlerimizle irtibat kurduralım onlara. Orada toplansınlar, Allah'ı zikretsinler, sohbet etsinler. Böylece yollarına devam etsinler inşallah. Nersinlik kardeş. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak muinin olsun inşallah. Allah daim eylesin. Selamun Aleyküm. Allah'ı zikir en büyük iştir. Ayeti mucibince hadis tefsir okuması yapmak istediğimde okuyacağına zikir çek gibi bir his oluyor. Hadis okumak, tefsir okumak gibi din hakkında ilim öğrenmekte zikir şemsiyesi altına kabul edilebilir mi?
Evet, bütün kardeşlerimize tavsiye ediyoruz biz. Bu dairede kendinizi günlük hayatınızda yetebilecek kadar Kur'an-ı Kerim okuyun ve öğrenin ve onun tefsirini okuyun. Hadisler okuyun, ilmi hal okuyun. Bilhassa böyle hani okumaya meyal olan kimseler bunların üzerinde özellikle dursunlar. Hadis okusunlar, tefsir okusunlar, fıkıh okusunlar. İnşallah onlar da zikrullahın içindedir. Selamun Aleyküm. Önceki sohbetlerde abdest alırken niyet sorulmuştu. Ameller niyetlere görebilir demiştiniz. Yani niyetlenmemiz gerektiğini. Peki efendim ben hem namaz, zikir, Kur'an okuma hepsini de yapacaksak nasıl niyetlenmeliyiz? Öğle namazına diye niyetlenip sonrasında Kur'an okuyabilir miyiz?
Ayrıca sabah kalkınca abdestsiz dolaşmayayım diye alayım diyorum. Ama niyet ne için olmalı? Allah razı olsun. Bir ibadet için özel abdest alınmaz. Bu bizim halkımızın içerisinde böyle tanımlanıyor. Doğru değil. Bir kimse niyet ettim abdest almay eder, abdestini alır. Bu kadar. Onunla öğle namazı da kılar, ikindi namazı da kılar, Allah'ı da zikreder, Kur'an-ı Kerim'de okur. Abdesti bozuluncaya kadar her türlü abdest gereksin gerekmesin bütün ibadetlerini yapabilir. Selamun Aleyküm. Hayırlı akşamlar efendim. Kuzenim kanser tedavisi görüyor. Bacaklarında damar tıkanıklı ve kan pıhtılaşması var. Valiz çorabı giymek zorunda. Devamlı abdest alırken çorabın üzerine mes yapabilir mi? Evet yapabilir.
O kimse normalde çorabı giymezden önce abdestini alacak, çorabı giyecek onu. Ondan sonra onun üzerine aslında çorap değil o. Onun altına su geçmiyor çünkü. O yüzden su geçmiş olsa dahi o sargı gibi, sargının üzerine de mes yapılabilir hükmünce. Mes yapabilir. Eğer mu kimse yani yerinde oturuyorsa yirmi dört saatte bir onu yapması lazım. Hani çorabı değiştirip yıkaması lazım. Eğer mu kim değilse üç günde mesle olabilir. Efendim yirmi yıldır bebeği olmayan kardeşlerimiz var. İki aile eğer mümkünse kalırsa, rica etsem bize de elma verir misiniz? Olabilir. Bu meselede inşallah aslında ben kendim bu sene Ramazan'da itikafa niyet edecektim. Yani ya ömreye gidecektim ya itikafa girecektim.
İkisinden biriydi. Bu sene ne ömreye gidebildik koronada ne de itikafa girebildik. Benim söz verdiğim arkadaşlar vardı. Onlara dedim inşallah sonra itikafa giren kardeşlere böyle birkaç kişiye rica ettim böyle elma koyuver diye. İnşallah onlara koydular ondan sonra elmalardan. Ramazan'dan sonra bana ulaştıracaklar. Ben de söz verdim kardeşlere verdikten sonra onlara da verebilirim. Bu böyle Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri ben her itikafa girdiğimde elma koydururdu bana. Evladı olmayanlara ver derdi. Ben de evladı olmayanlara o elmaları okur verirdim. Cenab-ı Hakk'ın senasını onların da hemen hemen büyük bir çoğunun evlatları olmuştu. İnşallah kardeşlerimizin okuduklarından da olur. Cenab-ı Hak nasip etsin inşallah.
Selamun Aleyküm. Bir arkadaşım bir dileğim olduğunda onun olması için çabalamazsam ben Allah'tan isteyemiyorum. Allah'a dua etmekten çekiniyorum, utanıyorum diyor. Sizce bu doğru mu? Dua etmekten utanılır mı? Ne tavsiye edersiniz? Çabalamak fiili duadır. Buna katılıyorum. Bir kimse çabalamalı, çabaladığının üzerine istemeli. Yani çabalamadan dua etmek. Eyvallah dua edilir mi? Evet ben fiili olarak da onun peşine düşmeli kimse. Benim de iştahatım, benim de yolum bu dairededir. Ben hem dua ederim hem o konuda çabalarım. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Efendim dışarıda unutulmuş bir yiyeceği atsak israf olacak.
Ama yesek de geceden dışarıda açıkta yiyecek bırakmayın. Minvalindeki hadis-i şerife aykırı mı davranmış oluruz? Böyle hallerde ne yapmak doğru olur? Bu konuda ev kadınları, evlerdeki insanlar dışarıda yiyecek bırakmamaya gayret etmeliler. Çünkü o hadis-i şerif diyor ki kafir cinliler ve şeytan gelir o yiyeceğin nurunu yer, siz onun posasını yersiniz diyor. O yüzden ev kadınları özellikle buna dikkat etmeli. Yemek arttığında onu kapatıp ama dolaba koyacak, ama kapatacak onun ağzını. Ama üstüne bir gazete seracak, ama üstüne bir tepsi koyacak. Muhakkak yemekleri kapatacak. Ama çok acı bir şey bu, kadınlar bu konuda titiz değiller. Kadınlar bu konuda gerekli ihtimamı göstermiyorlar.
Yani o böyle angarya bir iş gibi geliyor demek ki kadınları ne yazık ki dışarıda bırakıyorlar. Atılsa israf olacak, evet. E ne olacak o zaman? Bu kadının suçu olmuş oluyor veya hatası olmuş oluyor. Kadınlar bunlara dikkat etmesi lazım, gözünden kaçırmaması lazım. Bunu bir ibadet noktasında görecekler. İsraf etmemek ibadettir. Bakın, bunu israf etmemeyi böyle kendilerince, ya işte olsa dolar olmuyor değil canım kardeşim. İsraf etmemek, ayet-i kerime mucibince farzdır. İsraf etmemek farz. İsraf etmek günah kebârdir. İsraf edemezsiniz. Çünkü bir mesele ayette sabitse zıttı günah kebârdir olurum. Bakın zıttı günah kebârdir.
O yüzden israf etmemek ibadet. Ve bir kimse israfa sebebiyet veriyorsa, evet günah kebârdir'e sebebiyet veriyor. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Kişinin duymuş olduklarını, okuduklarını ve anlatılanları aklında tutması için ya da aklında kalıcı olması için ne yapması gerekir? Nasıl bir yol izlemesi gerekir? Niyet edecek. Ya Rabbi niyet ettim bu sohbeti dinlemeye ve bu sohbetten faydalanmaya. Niyet ettim Ya Rabbi okuduklarımdan faydalanmaya. Niyet ettim Ya Rabbi bu hadisleri okuyup yaşamaya. Niyet ettim Ya Rabbi bu okuduğum Kur'an-ı Kerim'in yaşamaya ve ondan faydalanmaya diye niyet edecek. Selamun aleyküm, İstanbul'dan Muhammed ben kalü bela durumuna göre dünyaya gelen tüm insanlar seçimi en başta yapmış olur mu?
Yeryüzüne Müslüman olarak veya başka bir din mensubuna olarak mı gelmişler? Bir sonra bakın bu meseleler müteşabih meseleler. Bu meseleler gaybî mi meseleler? Bilmiyoruz. Yani insanların büyük bir çoğunluğu bilmiyor öyle diyelim. Yani insanların büyük bir çoğunluğu kalü bela denilen ruhlar aleminde yaratıldığında kaç tane secdeye gittiğini bilmiyor. İnsanların büyük bir çoğunluğu, çok çok çok büyük bir çoğunluğu o hali görmesi, o hali yakalaması çok zor. O yüzden böyle bir karanlık oda gibi bir şey, karanlık oda gibi bir şeyin üzerine hükmetmek doğru değil. Orayı anlamaya çalışmak da doğru değil. Orayla alakalı bir şeyler konuşmaya da doğru değil. Biz günlük hayatımıza bakalım.
Biz Müslümanız, evet İslam'ı yaşamaya gayret edelim. Biz hatta anı değerlendirelim. Biz bu anda ne yapmamız lazım? Biz bu vakitte ne yapmamız lazım? Ne yapıyoruz? Ona bakalım. Öyle hayatımıza devam edelim inşallah. Suyun yaratılıştan itibaren önemi nedir? Ve suyun hafızası olduğu hakkında birçok yazı ve araştırma metni okudum. Eskiden suya okuma veya bir evde dua okunuyorsa suyun ağzı açık bırakılardı. Kadir-i Hatmin'de de bunu yaptık. Suya nasıl önem vermeli ve bu bilgiler içinde ondan nasıl faydalanmalıyız? Tekirdağ'dan sevil. Allah'a emanet olun. Allah razı olsun. Su muhakkak ki önemli ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bunun önemine binayen suyla alakalı birçok hadis-i şerif var.
En azından israf edilmemesiyle alakalı. Ama bunun üzerinde suyla alakalı o kadar çok şey konuşuyorlar ki şimdi hafızasının olduğuna dair, şu ile bu ile alakalı olduğuna dair. Suya okunması sünnet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hurmaya okurdu, suya okurdu, hastalara şifa için öyle yapardı. Biz de o sünneti yapıyoruz, başka bir şey değil. Ben bu tip mevzuların üzerinde çok durmak gereği hissetmiyorum. Biz yani Allah affetsin etrafımızdaki bütün varlığı, bütün varlığı Allah'ın sıfatsal tecelliyatı olarak görün. Suyun hafızası var da ağacın hafızası yok mu? Suyun hafızası var da taşın hafızası yok mu? Suyun hafızası var da toprağın hafızası yok mu? Suyun hafızası var da çiçeğin hafızası yok mu?
Suyun hafızası var da etrafımızdaki duvarların, kapının, pencerenin, tencerenin hafızası yok mu? Her şeyin hafızası var. Her şey bir şekilde birbirlerini resimliyor, birbirlerini hafızasını alıyor. O yüzden bizim her şeyin hafızası var, insanın hafızası yok mu? İnsanın da hafızası var. O yüzden biz bütün varlığı Allah'ın sıfatsal tecelliyeti olarak görürsek mesele toptan hallolmuş olur inşallah. Selamünaleyküm. Ebu Bekir'in kızı Esma radiyallahu anh rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem malını ver biriktirip sayma. Sonra Allah da sana verirken sayar. Malını kaba koyup saklama. Sonra Allah da senden saklar. Bu harim üstü. Bu hadis okuyunca bir ihtiyacım için kumbaramda biriktirdim, para aklıma geldi. İhtiyaç için dahi olsa para saklamak uygun değil midir?
Uygundur. Evet bu tip hadisler var ama velakin yani insanın çoluğuna, çocuğuna, kendisine yetecek kadar para biriktirmesinde, saklamasında da bir beis görülmemiş. Selamünaleyküm. Sosyal medyada tartışması olan bir konu var. Bir kesim çok küçük yaşta bir kız, yaşlı bir adamla evlenebileceğinin, bunun İslam'da var olduğunu, bir kısmı ise böyle bir durumun yanlış olduğunu savunuyor. Dinimizce bir kız en erken kaç yaşında evlenebilir? Yaşlı biriyle evlenmesi uygun mudur? Bir çiftin yaş farkı nasıl olmalıdır? Geceniz nur olsun. Bunu İslam dini kategorize etmemiş hiç. Yani bir kadın ve erkek akıl bali olduğunda evlenebileceklerini hükmetmiş. Bu konuda belli bir yaş tahtidi, sınırı oluşmamış. Bir kadın veya bir kız çocuğu veya bir erkek çocuk akıl bali olunca evlenebileceğini hükmetmişler.
Aralarındaki yaş farkına da hükmetmemişler. Şu kadar arasında yaş farkı olur, bu kadar yaş farkı olmaz diye de hükmetmemişler. Din bu konuda toplumların kendi kültürü, kendi adet, kendi gelenek, kendi örflerinin içerisinde serbest bırakmış. Bunun en alt seviyesi akıl bali olması. Akıl balilikten anlayacağımız ne? Bu da böyle çok kategorize edilmiş, kanunlaştırılmış bir mesele değil. Akıl baliden kasıt o fiziki değişime uğramak mı? Akıl baliden kasıt kadının ve bir erkeğin evi götürebilecek, evi geçindirebilecek, evde erkekse aile reisi, kadınsa aile kadınlığı yapabilecek seviyede mi değil mi? Eğer meseleyi sadece fiziksel değişimle bunu uygulayacak olursak, ben kendi yaşadığımız toplum olarak bunu değerlendiriyorum. Çok uygun değil.
Bu sebep, örneğin biraz daha Ege bölgesine doğru, biraz daha Akdeniz'e doğru giderseniz, oradaki kızlar daha çabuk akıl bali olurlar. Oradaki erkekler daha çabuk akıl bali olurlar. Sıcak mevsimi olan yerlere doğru gitince akıl balilik yaşı daha da aşağı düşer. Bir de bazı ailelerin, bazı toplumların kendine ait kültürleri vardır. Bu kendine ait kültürleri şudur. Mesela cinsellik çok erken konuşuluyordur. Çok erken evlilikle alakalı meseleler konuşuyordur. Oradaki yetişen çocuklar çok erken evliliğe alışkın hale getirilebiliyordur. Bunu örneklerken kendi ailemden örnekliyorum. Daha doğrusu annemin sülalesinden örnekliyorum. Mesela annemin sülalesi bunda daha erkendi.
Yani erkenden kızlar bu konuda evliliğe elverişli hale getirilebilirdi. Veyahut da erkekler daha öncesinden daha erken yaşta evliliğe uygun hale getirilebiliyormuş. Şimdi bundan 20-30 yıl önceki toplum hayatına baktığınızda bir bahçenin içerisinde baba, 2-3 tane oğlu veyahut da 2-3 amca. 2-3 amcanın bulunduğu bahçede onların oğulları, onların çocukları kocaman bir bahçe, kocaman bir aile, kocaman bir sülale.
Orada olunca evlenenlerin yaşları o kadar çok önemli değil. Sebep mesela o çocuk, erkek çocuk 15-16 yaşına gelmiş ama o çocuk ev yönetmiyor. Sebep o evi annesi veya babası yönetiyor veya o komün hayatın içerisinde sülale yönetiyor o evi. Aslında o çocuk yönetmiyor. Öyle olunca bir çocuk 15-16 yaşında, erkek bir çocuk çok rahat evlenmiş olabiliyor. Çünkü onun evini yönlendiren aile var, kocaman bir aile var. Ama şu anda şehir toplumunun da böyle bir şey değil. Veyahut da 13-14 yaşına gelmiş bir kızı çok rahat evlendirebiliyorlar. Ama 13-14 yaşındaki o kız da sabahleyen kalktığında kocasına su böreği yapmak için uğraşmıyor. 13-14 yaşında gelen kız, gelin gelen kız sabah uyandığında kocasına çin böreği yapacağım diye uğraşmıyor.
Sebep çünkü kayınvalide var, kayınpeder var, erkeğin, annesinin, babasının kocaman bir evi var. Sabah kahvaltısı herkes orada çünkü. O kız da evin kızıymış gibi gidiyor mutfakta kayınvalidesine yardım ediyor. Sofra kuruyor, o evde çin böreği yapmıyor ki, evde kahvaltı hazırlamıyor. Yani bundan 30 yıl önceki hayat standardını kalkıp da biz bu şimdiki insanların hayat standardını devşirmemiz mümkün değil. Önceden tarıma dayalı bir toplum var. Herkes tarım toplumunda, herkes kocaman bir bahçenin içerisinde, herkesin evleri var. Herkes orada yaşıyor. O kız oraya geldiğinde 14 yaşında ev hanımlığı yapmıyor. O erkek de 15-16 yaşında aslında ev adamlığı yapmıyor. Ama evliler mi? El cevap evliler. Onlar 16-17 yaşında çocuk baba oluyor mu?
Evet, 16-17 yaşında o kız çocuğu anne oluyor mu? Evet, ama onlar kendi çocuklarını da kendileri büyütmüyorlar. Sebep? Çünkü kayınvalide var, işte eltiler var, baldızlar var, her şey var bir bahçenin içinde. Böyle olunca oradaki insanların genç yaşta evlenmelerinde bir beyiş yok. Toplum öyle çünkü ve toplumun adeti, geleni, örfü bunun üzerine kurulu. Orada 17-18 yaşına gelen bir kız evde kalmış olarak görülüyor. Orada 17-18 yaşına gelmiş bir erkek evde kalmış, ona kız bulamıyorlarmış gibi görünüyor. Toplumun algısı bu. Şimdi, bugünkü zamanımıza biz bunu uyarlamaya kalktığımızda, şimdi 16-17 yaşındaki kıza bakıyorum ben, çocuk daha. Bildiğiniz çocuk. Ya onun nesini evlendireceksin?
Ha o kız derse ki ben evleneceğim illaki, anne baba onu evlendirmek zorunda. Eyvallah. Veya bakıyorum ben şimdi 16-17 yaşındaki bir erkek çocuğa bakıyorum, çocuk daha ya, çocuk. Ben kendime bakıyorum, 16-17 yaşındayken ev bakıyordum ben. Bakın kendime bakıyorum ben, 16-17 yaşındayken ev bakıyordum. Yani bildiğiniz ev bakıyordum, cuma sabahları anneme pazar harçlığı veriyordum. Evin geçimiyle alakalı eve katkıda bulunuyordum. Çalışıyordum, koşuşturuyordum. Allah'ım diyorum ben 16-17 yaşındayken ev bakarken, insanlar şimdi 16-17 yaşındaki erkek çocuklara bakıyorum, bebe daha. Ağzı süt kokuyor. Evet. Yani bu benim yaşadığım 16-17 yaşındaki hayatı, bir çocuğun yaşadığı mümkün değil. Ben 20 yaşına geldiğimde yaşlanmıştım.
Bakın 20 yaşına geldiğimde yaşlanmıştım ben. Ben askerden geldiğimde 24-25 yaşındaydım, geç gittim askere. Askere gittiğimde bakıyordum ben, hani benden 2-3 yaş küçük, hepsi de askerler, çocuk gibi geliyordu bana. Diyordum ya ben bu kadar yaşlı mıydım? Kendi kendime hala da, geçenlerde Cafer'e dedim, Cafer, Adnan, Hüseyin, daha benim gözümde böyle çocuk gibiler. Sebep ben onlarla tanıştığımda hepsi de gencecikdi. Sanki ben çok yaşlıydım, 30 yaşında geldim Bursa'ya. Onlar sanki çocuk gibiydi. Hala da o günün kardeşleri, o günün derviş kardeşleri bana çocuk gibi geliyor daha hepsi de. Bu böyle aşırı derecede hayatın içerisinde olup olgunlaşmakla alakalı. O yüzden bunun tartışması boş bir tartışma.
Bakın boş bir tartışma. Sebep, yani bugün Urfe'ye gittiğinizde, Diyarbakır'a gittiğinizde, Şırna'ya gittiğinizde, Hakkare'ye gittiğinizde, orada 15 yaşındaki çocukları evlendiriyorlar. Bu toplumun geldiği oradaki adet, gelenek, örf bu. Veyahut da siz bir dağ köyüne, Bursa'nın dağ köyüne gitseniz, Bursa'nın dağ köyündeki bir kız 16 yaşında evleniyor ki zaten. Yani devlet buna müsaade etse de etmese de evleniyor insanlar. Burada önemli olan şey şu, yani gerçekten annelerinin, babalarının, ailelerinin rızasıyla bir evlilik oluyorsa, devletin buna müsaade etmesi lazım. Devlet kendi halkıyla çatışıyor, devlet kendi halkına, bu İstanbul Sözleşmesi ile alakalı işte bu. Yani devlet kendi halkıyla çatışıyor.
Ya kendi halkına yabancı bir devlet olabilir mi? Sen istediğin kadar istediğini söyle. Yani bugün dağ köylerinde yaşayan insanlar 15-16 yaşında cinselliği biliyorlar ve evliliği de biliyorlar. Benim kız kardeşim 16 yaşındayken oğlunu kucağına aldı. Bunu ister kabul et ister kabul etme. Şimdiki yasa olmuş olsa, yani siz nasıl 16 yaşında bunu evlendirdiniz diye, annemi de cezaevine atarlardı, evlenen adamı da cezaevine atarlardı. 16 yaşında oğlu vardı diyorum bakın, 15 yaşında evlendirdi annemi onu, 15 bile yoktu. 12-13 yaşında nişanladı annem onu. Yani bir de ilginç şeyler var, konuşmayayım şimdi bunları ailenin içerisinde. Yani bir de böyle dayak yiyerekten nişanlandı kız her gün. Her neyse, yani bana deseler ki şimdi, yani bir çocuğun akıl baliliğini nereden tespit edeceksin?
Ben ona bakarım, tartarım, ölçerim. Bir eve bakabilecek mi, götürebilecek mi, götüremeyecek mi? Evi götürebilecekse, bakabilecekse derim ki tamam bu evlenebilir. Yaşı kaç olursa olsun. Benim 30 yaşında tanıdığım adamlar var, erkekler var. Gerçekten evlenmesi sakıncalı. Sebep, bir evliliği götürebilecek, akılda, mantelitede bir evliliği götürebilecek fiziki yapıya sahip değil. Ama öyle 30 yaşını geçmiş adamlar var benim etrafımda. Çatır çatır evliliği götürebilecek insanlar bakıyorlar ona da. Ya bu işte arabası yok, parası yok, bunu yok deyip onun da kızlarını vermiyorlar. İnsanların mantelitesi farklı. Yani bir evliliği götürebilecek bir erkek evlenemiyor. Bugünkü Türkiye'de evliliği götüremeyecek olan bir erkek evleniyor.
Enteresan bir şey. Bir evliliği götürebilecek kapasitede olmayan bir kız evleniyor. Ama bir evliliği götürebilecek kapasitedeki kız evlenemiyor. Böyle bir tezatlık var ülkede. Değerler kargaşası var. Biz değerlerimizi kaybettik. Yani biz bir kızımızı vereceğimiz zaman bir erkeğe ya bu evine bakar mı bakar. İşte hayatında bir yanlışlık var mı yok. Adam çalışıyor, çabalıyor bugüne kadar çalışmış, çabalamış. Benim etrafımda çok yakınımda öyle erkek arkadaşlar var. Bizim arkadaşlarımızdan. Ben tanıdığımdan beri çalışıyor. Ben tanıdığımdan beri gayret ediyor. Ben tanıdığımdan beri bu kimse bir gün boş durduğunu görmedim. Millet ona kızını vermiyor. Neden? Heva hevesten.
Neden? Şeytani duygularından. Ama hiç böyle ev sorumluluğu alamayacak. Ama böyle yaldızlı ya parlamış adamın üstü. Yaldızlı böyle. Kıyafetleri janti, tavır ve davranışları janti. Ama yani yüz on sekiz bin tane kızın olsa birini vermezsin adama. Ona kızlarını veriyor millet. Sebep? Değerlerle alakalı. Değer yargısıyla alakalı. Ve enteresan bir şey. Kadınlarımız da erkeklerimiz de. Yani işte çalışkan, disiplinli, eşinde, gücünde ama çok zengin değil. O erkeği ezmeye çalışıyor bizim insanımız. Yani demiyor ki ya benim kocam helalından kazanıyor, helalından getiriyor. Helalından çoluğuma çocuğuma bakıyor. Az olsun çok olsun. Önemli değil. Helal getiriyor.
Alnının terini yiyor. Ha çok zengin olmayabilir. Lüks restoranlara, lüks otellere seni götürmeyebilir. İşte lüks bir hayatın olmayabilir. Gösterişli bir hayatın olmayabilir. Şatafatlı, tantanalı bir hayatın olmayabilir. Helal bir hayatın var. Buna hamd et. Helal bir hayat işte. Buna devam et. Buna bakmıyorlar. O yüzden evlilik kriterleri ne yazık ki bizim toplumumuzda Kur'an ve sünnete doğru uygulanmış bir kriter yok. Kur'an ve sünnet yazılı kitaplarda orada kalıyor. Real olarak hayatın içerisinde doğru uygulanmıyor. Ve insanlar Kur'an ve sünnete sahip iyi bir Müslüman erkek, iyi bir Müslüman kadın onu istemiyor. İşte şatafatı düzgün olsun, yaldızı düzgün olsun. İşte böyle kendince farklı hani nikah dört şey için yapılır. Dini için, güzelliği için, malı mülkü için, nesebi için siz dindar olanını seçiniz.
Hükmü uygulanmıyor. Evet, boş bir tartışma var. Türkiye'nin gündemi bu sanki. Fakirliği bitirdik, fuhuşu bitirdik, kumarılığı bitirdik, eşcinselliği bitirdik, faizi bitirdik, adaletsizliği bitirdik. Eşlerin kendi aralarındaki haram ilişkileri bitirdik. Toplumdaki haramları ortadan kaldırdık. 15 yaşındaki bir kız çocuğu evlenebilir mi, evlenemez mi? Bunun tartışmasını yapıyoruz. Ya gündem bu mu canım kardeşim? Biz yüzde yirmi beş, yüzde otuz Türkiye'de bir develasyon olmuş. Biz yüzde otuz fakirleşmişiz. Yüzde otuz fakirleşmişiz. Türkiye'de faiz almış götürmüş, fuhuş almış götürmüş, eşcinsellik almış götürmüş, Türkiye'de götürmüş. İçki, kumar almış götürmüş, her türlü haramlar almış götürmüş.
Biz 15 yaşındaki bir kız çocuğu evlensin mi, evlenmesin mi? Yani böyle enteresan bir şey var. Ya evlenmiş iki üç tane çocuğu var. Zamanında evlendirmiş, aileler evlendirmiş, 15 yaşında evlenmiş, 17 yaşında evlenmiş. Neyse iki üç tane çocuğu olmuş, biz onun babasını hapse atmışız. Bakın biz çocuklarının babasını hapse atmışız. Adalet bu. Adaletse adalet bu. Hiç kimse görmüyor bunu. Kimi attın? Evlenmiş, nikahlanmış, evlenmiş, nikahlanmış, evlenmiş. Resmi dinin, resmi nikahı da var bu kimsenin. Sen 15 yaşında evlendi diye sen cezaevine at. Kerhaneleri kapatma, meyhaneleri kapatma, barları kapatma, pavyonları kapatma. Her türlü fuhuşu serbest et.
Evlenmiş, evlenmiş. Evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş. O çocukları sen şimdi babasız bırak, cezaevine at. Adalet buysa, Allah iyilik versin bize. Yani onca fuhuşhane açık. Türkiye'de kayıtlı 110 bin tane fuhuş yapan kadın var. Kayıtlı 110 bin tane. Devlette kayıtlı. 100 binin üzerinde müracaat etmiş kadınlar. Biz fuhuş yapmak istiyoruz, bize belge verin diye. 100 binin üzerinde. Müracaat etmişler ya. Biz fuhuş yapmak istiyoruz diye müracaat etmişler. 100 binin üzerinde. Ve devlet kayıtlarında fuhuş son 10 yılda %700, %800 artmış. Devlet kayıtları. Türkiye İstatistik Kurumu'nun kayıtları. Açın bakın.
Son normalde 2019'un fuhuş istatistiklerine bakın. 2018'in fuhuş istatistiklerine bakın. Ülkede fuhuş yapmak serbest ama ülkede tertemiz ailelerinin izniyle evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş o cezaevinden. Ya böyle bir adalet sistemi olabilir mi? Ya biz evlenenleri cezaevine atıyoruz neden evlendin diye. Ama fuhuş yapanlara hiçbir şey seslenmiyoruz. O bir tane bir çocuk bir şarkıcı mı popçu mu topçu mu ne oldu belli değildi. Çocuk çocuk. Bakın o da çocuktu. 16-17 yaşında sahneleri çıkıyordu. Ve onun sevgilisi vardı. Kaç yaşındaydı? 40 kusur yaşındaydı. Ya 15-16 yaşındaydı. Onun sevgilisi vardı. Medyada vardı. Hiç kimse ona ağzını dilemiyor. Hiç kimse ona ağzına koymuyor.
Demiyor ki ya bunların arasında 30 yaş fark var mı? Bundan nasıl sevgili yaşıyor diye. Geçenlerde yine çok sinema artistiydi. Sanatçıydı. Amerikalı bir adamla evlenmedi mi? Evlendi. Kaç yaş var kararlarında? 40 yaştan fazla var. Neden onun diline dokunmuyor o insanlar? Dedesi yaşındaki kimseyle evlendi. Ve Amerika'ya gitti. Geçenlerde peki ünlü sanatçımızdan birisi arasında 27 yaş mı, 37 yaş mı ne fark olan sevgilisinden ayrıldı değil mi? Ha ne kadar güzel değil mi? Magazin haberleri. İşte genç, o meşhur Türk sanat musikisi, sanatçısı genç sevgiliden ayrıldı. Neden ona demiyorsunuz?
Bu yaş farkından dolayı sen sevgili edemezsin diye. Neden onun diline pelsenek etmiyorsunuz? Neden onu kabulleniyorsunuz? Sanatçı dediğiniz kimselerin hepsinde moda halinde bu. Onlara neden pelsenek etmiyor da bu toplum? Gidip kim olursa olsun almış, evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış. Onları neden cezaevine atıyorsunuz? Bunları neden konuşmuyorsunuz? Vicdanınız sızlamıyor mu? İçiniz titremiyor mu? Bu ülkeyi yönetenlerin içleri sızlamıyor mu? İçleri içleri sızlamıyor mu? 3-4 tane çocuğu var adam cezaevinde. 3-4 tane çocuğu var. Sebebi ne? Evlenmek. Evlenmek fuhuş değil. Siz fuhuş yapanları atmayın cezaevine.
Hatta fuhuşu resmileştirin. Evlenenleri atın cezaevine. Neden? Genç yaşta evlendi. Bunun adına hukuk koyun. Bunun adına adalet koyun. Tabii fuhuşa laf söyleyemez ki kimse. Fuhuşa kimse laf söyleyemez. Bu neyin? Sevgilin. Bu sevgilin deyince tamam bitti. Bu neyin? Dini nikalın. Gel buraya dini nikahla sen nasıl evlenirsin böyle resmi nikah olmadan. Hülya Avşar'ı da Cumhuriyet Savcısı ifadeye çağırmadı mı bu ülkede? Neden? Dini nikahlım dedi çünkü. Hülya Avşar tıpış tıpış gitti. Dini nikahlım dediği için Cumhuriyet Savcılığında ifade verdi. Tabii o ifade verdi gitti. Sen bir başkası söylesin de bak ensesinde boza pişiriyorlar mı pişirmiyorlar mı? O yüzden bizde ne yazık ki haramlar hukuka uygun, helallar hukuksuz.
Helallar hukuksuz. O yüzden evlenmiş bir kimseye, evlenmiş çoluğu çocuğu var ya. Evlenmiş çoluğu çocuğu var. Sen onu babasız bırakıyorsun şimdi atıyorsun cezaevine. Fuhuş serbest. Onları cezaevine atma. Allah bize selametlik versin. Meseleyi toparlayayım. Yani bunun o kıstası en aşağısını söylemiş. Din aralık herkesin kendi kültürüne, kendi bakışına, anlayışına göre. Bu herhalde iki tane soru. Hayırlı akşamlar Üstad özüne dönüş bir insanda açılımları neler olur?
Her insanda farklı mıdır bu açılımlar? Yanlış anlamayın lütfen. Bu seyirde gidebildiğimden değil sadece hayali olarak algılamak istedim. Ah buyurun teşekkür ederim. Özüne dönüşten kasıt insan kendi özünü tanımladı mı ki özüne dönüş yapabilecek? Biz ilk önce hangi eğitimle özümüzü tanımlayacağız? Bunun dini bir literatür olarak nefsini bilen Rabbini bilir yolundan mı yola çıkacağız? Yoksa işte batı ve doğu, batı veya doğu felsefesinden mi öz tanımlaması yapacağız? Buradaki öz tanımlamamızı yerli yerine koymamız lazım. Eğer biz İslam dini üzerinden bu tanımlamayı yapacaksak o zaman nefsini bilen Rabbini bildi, o zaman biz öze dönüşü Allah'ı bilmekten başlayacağız. Öze dönüş bu.
Bizim yaratılış amacımız, maksadımız çünkü Allah'ı bilmek. O zaman ya nefsini bilen Rabbini bildi deyip nefsi bilme noktasında yürüyeceğiz ya da meseleyi tersinden bakıp Allah'ı bilen nefsini daha çabuk bilir diyeceğiz. Allah'ı bilme noktasında gideceğiz. Ama özden kasıtımız ne? Özden anladığımız ne? Özden biz hangi felsefeyle bakacağız öze? Bu önemli. Üstad, dünyevi olarak hiçbir hedefim yok. Bu doğru değil. Daha geri kalanını okumadan burada bir nokta koyayım. Virgül koyayım. Bir kimsenin dünyevi olarak da hedefi olmalı. Uhrevi olarak da hedefi olmalı. Dünyevi olarak şunu diyebilir. İşte ben temiz bir evlilik yapacağım, düzgün bir evlilik yapacağım, çoluğum çocuğum olacak, ben çoluğumu çocuğumu iyi bir eğitim vereceğim, gelecek nesillerin iyi olması için benim iyi bir evlilik, iyi bir çocuk yetiştirmem lazım.
Ve bunların oluşabilmesi için benim iyi bir iş kurmam lazım. Dünyevi olarak da bunlarla benim iyi bir hayat kurup, iyi bir hayat kurup, Kur'an ve sünnete uygun, benim kendi anlayışım ve inancım gereği öyle söylüyorum. Kur'an ve sünneti uygun, iyi bir hayat kurgulayıp, iyi bir hayat kurup, eşimi ve çocuklarımı bu dairede yönlendirip, gelecek nesillere iyi evlatlar yetiştirmeliyim diye düşünebilir bir kimse. Dünyam olarak hedef böyle koyabilir. Henüz o gücü kendimde bulamıyorum. Eskiden motivasyon koştuğu gibi insanları motive etmeye yönelik hedefler koymuştum. Fakat gördüm ki kendimi değiştirmeden kimseye bir faydam olmazdı. Hayatta kendi gücümle bir şeyler başarmak, insanlara yardım etmek istiyorum. Bu mizacım da var. Bu noktadaki kişisel gelişim üzerinde bir hedef, bir derviş için uygun mudur?
Olabilir, neden uygun olmasın? Yani kişisel gelişim, sufilikte kişisel gelişim çok önemlidir. Sufi kişisel gelişimini sufilik dairesinde hızla yükseltmeye çalışır, genişletmeye çalışır. Sufilik bir açıdan bakıldığında kişisel gelişim için önemli bir eğitim merkezidir. Sufilik. Selamun Aleyküm, benim çalışıp nisap miktarını geçmiş altınım var.
Ben vefat etsem mirasçı olarak eşime hak düşüyor mu? Yoksa sadece çocukların mı mirasçı olur? İnsanın hem eşi olur hem çocukların mirasçısı olur. Sen 20 kişi civarında bir topluluk arasında olup yüzlerine baktığında aralarında Allah Celle Celaluhu için saygı duyulan Müslüman bir kimse bulamazsan bil ki durum naziktir.
Kaynak tergif ve terhip. Hadis-i şerifte anlatılmak istenen nedir? Yani toplumun hızla Kur'an ve sünnet ölçüsünden dışarı çıktığını, 20 kişilik, 30 kişilik bir topluluğun içerisinde gerçekten Kur'an ve sünneti yaşayan insanların olmadığıyla alakalıdır. Bu öyle bir durumda gerçekten durum çok naziktir. Yani orada Kur'an ve sünnetin iyi anlatılması, iyi yaşanması lazım. Hasta olan büyük bir erkek hastalığına şifa olması için yeni doğum yapan annenin sütünü içebilir. İslam içebilir mi? İslam'a göre hükmü nedir? İçebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğer şifa niyetine bir başkasının sütünü içerse, bir annenin sütünü içerse şifa niyetine olabilir. Ama alınıp satılmaz o süt, bilmiş olan. Ve büyük bir erkek de o kadının sütünü içerse süt kardeşi de olmaz.
Bir de aklınızdan öyle bir şey de geçirmeyin. Gelibolu'dan selamlar sayısız. İtikafa niyet eden bir bayan tekrardan 70 bin tevhide niyet edebilir mi? Edebilir. Gündüzü de hem dışarıda hem evde çalışan en azından itikaf olduğu için düşünüp nefsini kendini terbiye etmek için boş geçirmek için olabilir. Normalde gündüzü derken evden dışarı çıkmadığı müddetçe bir sıkıntı yok.
Evinin içerisinde itikafa niyet ederse her oda onun için bir itikaf mahalli olur. Selamun Aleyküm. Ben Gemlik'ten Gazi Uzman Çavuş Ali Atmaca. Sizin dervişlerinizdenim. Çok şükür efendim. Benim komşum Hafız. Onunla birlikte Ramazan'ın ilk gününden beri sokakta komşuların ricasıyla balkonlara hoparlör koyarak Yasin, Amen-i Resul ve İlahiler okuyoruz. Camilerin, mescitlerin kapalı olduğu günlerde komşularımız rica etti. Biz de elimizden geldiği kadar hizmet ediyoruz. Efendim imkanım yoktu maddi durumlardan dolayı. Efendim rüyamda elimden tutup içinde çeşmesi olan bir camide dervişlerin arasında oturup zikire katmıştınız. Efendim sonra rüyada ise kalabalık sanki Şebarus gibi ben ve derviş abilerden biri yanımda bineceğimiz otobüsü arıyor.
Siz görüyoruz, siz de ne bekliyorsunuz diyorsunuz. Binin deyip beni siyah sarıklı dervişlerin otobüsüne gönderiyorsunuz. Otobüse binince Hüseyin abi Mehmet Şevik hocamı görüyorum. Yanlış herhalde oldu diyorum. Hüseyin abi gel gel derviş burası senin yerin dedi. Efendim bu rüyamda sevincimi oğlumla semazan efendim numaranızı rica edebilirim. Rabbim başımızdan sizi eksik etmesin. Allah yardımcın olsun. Rüya anlatmayın demiştim. Yine kendinizi tutamıyorsanız rüya anlatıyorsunuz. Ben de okuyorum arkasından soru gelecek diye sonuna kadar okuyorum. Selamünaleyküm.
Elimizdeki genç kişileri farz ibadetler için nasıl olgunlaştırabiliriz? Şöyle ki annem ve babam ibadetlerini salt şekil olarak yapıyorlar ve kız kardeşlerimin de baskıyla yaptırmaya çalışıyorlar. İkisi de üniversite mezunu. Kendilerince sürekli olmayarak ibadet ediyorlar. Fakat özellikle annem nasılsın demeden namazını kıldın mı diye soruyormuş. Gitgide soğumalarından korkuyorum. Ne tavsiye edersiniz? Arada kalıyorum. İki tarafı da kırmadan yaklaşmaya çalışıyorum. Ama kendim de olgun olduğumu söyleyemem. Ama bu duruma üzülüyorum. Ne yazık ki böyle ama annelerimizi babalarımızı da hoş görelim. Onlar böyle öğrendiler. Böyle davranıyorlar. O yüzden bunu anlayışla karşılayalım.
Çocuklar olarak da onlara sabredelim. Ne yapalım? Efendim çok merak ettiğim bir şey var. Kulaktan dolma dünyanın yaratılışının sebebinin şeytan olduğunu öğrendik. Boş laf. Hz. Adem babamız yaratıldığında şeytan secde etmemiş. Ve ben ateşten o ise toptaktan yaratıldı dediğini biliyoruz. Ve bunun üzerine şeytanı huzuruna kovduğunu biliyoruz. Ve bunun üzerine onunla bir anlaşma yapıp. Bu ahiret gününe kadar senin yolunda gidenler cehenneme bana inananlar da cennete gidecek demiştir efendim. Şeytanın kıyametten sonra akıbeti ne olacak anlatırsanız sevinirim. Ebedi cehennemlik ne olacak başka? Bir de helallık konusunda kafama takılan bir şey var.
Şimdi helallık isteyen kişilere istemesek dahi o halini üzülüp helal olsun dersek. Fakat kalbimiz onu affetmiyorsa bu durumda ahirete durum ne olur? Elimizden geldiği kadar helal olsun demek onu Allah'a havale etmek olur mu? Normalde bir kimse sahire göre hükmedilir. Bir kimse helal olsun dediysen helal olmuştur. Helal etmek istemiyorsan diyeceksin ki helal etmek istemiyorum canım kardeşim. Ben nasıl diyorum bütün derviş kardeşlere benim hakkım helal olsun. Ama derviş kardeşimiz değilse arkamdan gıybet, iftira, dedikodu, bühtan, her türlü her şeyi yaptılarsa onlara hakkımı helal etmiyorum. Mahşerde görüşeceğiz diyorum. Selamun Aleyküm hocam hayırlı geceler. Ben Zafer Pakdemir. İnternette tasavvuf, yaratılış, evrenin yaratılışı hakkında araştırma yaparken sizi buldum ve ders aldım ve başladım.
Mesnevedeki şu bölümü açıklar mısınız? Yavrum veliler de Tanrı çocuklarıdır. Onlar ortada olsun olmasın. Tanrı mallarını canlarını korur. Onların ahvalinden haberdardır. Sakın noksanlıklarını bulup aleyhlerine gıybet etme. Onlar için kin güdenden onların öcünü alan Tanrı'dır. Tanrı dedi ki bu veliler benim çocuklarımdır. Gariplik alemindendirler. Eşleri yoktur. Ve ne işleri vardır ne güçleri. Halkı imtihan için hor ve yetim görünürler. Fakat hakikatte dostları da benim, Nedimeler de, hepsi de benim korumama arka vermiştir. Sanki onlar benim cüzilerimdir. Sakın sakın bunlar benim hırka giyenlerimdir. Hayırlı geceler. Bir hadis-i kutsi var.
Allah'ın velilerine, Allah'ın dostlarına savaş açmayınız. Onlara karşı açmış olduğunuz savaş Allah'ıdır. Allah yırtıcı hayvanın insanlardan, avlarından intikam aldığı gibi onlardan intikam alır diye. Cenab-ı Hak bir veliyi kendine seçmiş. Onu kendine dost etmiş. O yüzden o veliler Allah'ın seçtikleridir. Allah seçtikleri için Cenab-ı Hak da onların korumasını, muhafazasını kendi üzerine almıştır. Kim onların aleyhlerine atar tutar, kim onların aleyhlerine bir iş yaparsa Cenab-ı Hak da intikamı onlardan alır. O yüzden Cenab-ı Hak Allah'ın velilerine dil uzatmaktan, Allah'ın velilerini kötülemekten, Allah'ın velilerine sataşmaktan Cenab-ı Hak bizi muhafaza eylesin.
Selamünaleyküm ben yabancı paralara karşı olduğum için hayatım boyunca hiç almadım ve hep altına yatırım yaptım. Uzun vadeli hep kazandım ve şimdi internete girdim mi bazıları paylaşıyorlar. Kolay içmeyin, o marketten alışveriş yapmayın, İngiliz, Alman, Amerikan malı yemeyin, içmeyin. Ama bakıyorum altlarına Fransız ve Alman arabası, yakın çevremde oluyor, düzenbazlar diyesim geliyor. Ben Müslümansım ona saygı duyulması lazım ama kimseden görmüyorum. Kendilerine saygı yok, yabancı firmaların reklamını yapıyorlar bilmeden ya da bilerek sizin düşünceniz nedir?
İzmir'den derya salkım. Bu yiyecek içecekler ayrı kategoridir, kullanılan eşyalar ayrı kategoridir. Ben kendimce örneğin işte yerli malını tercih ediyorum, yerli mallar yiyip içiyorum. Ama makine ve endüstriyel malzemeler farklı şeylerdir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Yahudilerin yaptığı kılıçları, kalkanları, mızrakları, Uhud günü satın aldırmıştı. Bu normal makul bir kimsede alet edevat yoksa alet edevatını alacak, bunu bu konuda kullanacak. Yiyecek içecekle alakalı da helal dairede ise bunda da bir sıkıntı yok. Bu ülkeyle alakalı, bunun dinle bir bağlantı kurmamız zor. Çünkü din ticarete helal kılmış, dışarıdan kervanlarla mallar getirmişler, o malları satmışlar, oradaki malları dışarı götürmüşler, orada da satmışlar.
Ticaretin bu noktada helal dairede olduğu müddetçe bir sıkıntı yok. Yabancı mallar da alınır, satılır. Dışarıdan ülkeden, dış ülkeden yabancı mal da getirilir. Ama ülke ekonomisiyle alakalı, dinle alakalı değil bu. Ülke ekonomisiyle alakalı bir yere eğer gerçekten amborgu uygulanacaksa amborgu uygulanabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Yeme içmeyle alakalı işte kola ben de içmem. Örneğin, neden içindeki katkı maddelerinin ne olduğunu bilmiyoruz. Coca-Cola'yı mahkemeye verdiler, mahkemeye dahi açıklamadılar içinde şu var diye kendilerince. İçmiyorum ben, yabancı sermaye ile olan yapabileceğim kadar ne varsa yapmamaya gayret ediyorum. Yeme içme olarak.
Hayırlı geceler üstadım, kabir ziyareti, bayanlar yapabilir mi? Kabristan'ın başına kadar kabristanların içerisinde dolaşamazlar. Bu caiz görülmemiş ama şeylere kadar gidebilirler. Ne o? Duvarların, kabristan'ın sınırlarına kadar gidebilirler. Ben Afyon'dan Mehmet Emin'in oğlu Hüseyin Berat. 10 yaşındayım. Uygun görürseniz sizden ders almak istiyorum. Hüseyin Berat babana söyle 11-11 sana ders versin inşallah. Selamun Aleyküm. Efendim mesela bir gün okulumdan dolayı namaz kılamadım. Onun kazasını diğer gün kılabilir miyim? Kılabilirsin. Selamun Aleyküm ben Zeynep Hafıza Coşkun 13 yaşındayım. Kardeşim Nursare Coşkun 9 yaşında bize ders verebilir misiniz? 9 yaşında olan sen 7-7 çekeceksin.
13 yaşında olan sen de 12-12 çekeceksin inşallah. Sen de babanı veya annene söyle sana dersi tarif etsinler inşallah. Selamun Aleyküm. Geceniz hayır olsun. Türkiye'de ticaret hangi sektörde kayıyor? Ticareti yeni başlamış olsanız hangi sektörleri seçerdiniz? Ben uzun zamandan beri aktif ticaret hani böyle bir işin üzerinde yoğunlaşmış değilim. Böyle işte ufak ufak kendimce araç alıp satıyorum. Ticaret yapmadan duramıyoruz. Bazı belli şeyler var.
Onları devam ettirmemiz lazım. O yüzden kendimce kendi iaşimi, kendi kazancımı oradan sağlamaya gayret ediyorum. Ama herkes kendi durumuna, konumuna, bilgisine göre bir ticaret alanı seçebilir. Ama ticaret böyle çok değişken bir şey. Eğer bildiğiniz bir iş dalı varsa bildiğiniz iş dalında devam edebilirsiniz. Ama bildiğiniz bir iş dalı yoksa yeni bir iş dalı seçecekseniz o zaman bir hali araştırmanız lazım.
Sermayeniz bu konuda ne kadar bu önemli. Herkes sermayesine göre iş yapabilir. Sermayesince davranabilir. Örneğin işte ben yeniden ticaret yapsam işte aslat yaparım. Benim bildiğim o çünkü. Örneğin imalata girmem. Hep yakın arkadaşlarıma derim ben. Ben imalattan uzak durmaya gayret ederim. Kendi nefsim için. İmalat çünkü Türkiye'de çok zor bir şey. Sebebi şu yani ya büyük bir imalat kuracaksınız. Küçük imalatlar çok sıkıntılı oluyor. Onun için benim yapabileceğim bir şey değil. Herkes kendince bir ticaret alanı bulabilir. O yüzden sermaye, kimlik, kişilik, yetişme alanı bunlar ticarete etkileyen şeyler. Şimdi örnekliyorum bunu.
Son beş ayda bu internet üzerinden satış yapan firmalar çok büyük iş yaptılar. Ve o kadar hızlı iş yaptılar ve o kadar çok böyle ticaret hacimleri arttı. Enteresan bir şey oldu. Mesela bu son beş ayda yani aşağı inenler örneğin büyük AVM'ler, alışveriş merkezler oldu. Ben AVM kültürüne uzağım.
O konuda AVM'lerde bir iş yerin açılmasına da uzağım. Bu hızla AVM'ler mesela ben kendimce, benim kanaatim değer kaybedecekler. AVM'lerde olanlar, AVM'lerde dükkan açanlar zarar edecekler. Ve AVM'ler değer kaybedecek. Benim tahminime bu. Biraz daha böyle eski ticaret anlayışına, kültürüne doğru gidecek insanlar. Ve bu bizde çünkü hızla böyle bir hani şu anda biraz böyle okumuş yazmış kesim, biraz böyle bordrolu kesim, biraz böyle mali durum iyi olan kesim internet alışverişine hızla girdi.
Ama Türkiye'nin mesela yüzde ellisi altmışı o internet alışverişlerine girmiyor daha henüz. Onun için onlar eski klasik alışverişlerine devam ediyorlar. Mesela Bursa'da bugün inanılmaz bir trafik vardı. Herkes böyle hızla bayram alışverişi yapıyordu yine. Ve bunu AVM'lerde yapmıyordu. Normal eski alışkanlığı olan dükkanlarına gidiyorlardı. Ve oralardan hızlı alışverişler yapıyorlardı. O çarşı kültürünü kaybetmedi insanlar henüz daha. Ama ileriye dönük bu internet alışverişi daha da oturacak, daha da yerleşecek. İnsanlar buna daha da fazla da alışacak. Sermayenizi bilmiyorum. Böyle bir ürün pazarlaması söz konusu olabilir, böyle bir şey olabilir. Bunlar daha da ileride büyüyecek, daha da genişleyecek gibi geliyor bana.
O yüzden sermayeniz, yetiştiğiniz alan, yetiştiğiniz daire bu konuda önemli. Mesela internet alışverişiyle alakalı benim kendimce 10 yıl öncesinden bir tespit ettiğim vardı. Hatta o zamanlar böyle beraber daha böyle işte çalıştığımız, bizim Ahmet Acar'a dediydim. Gelin bu işi internet alışverişine koyalım, bir yer açalım gibisinden. O zamanlar için hazır değiliz demişlerdi onlar. Ama yaklaşık işte 2010 yıl olmadı ya, 6-7 yıl falan oluyordu. İnternet alışverişi patladı şu anda. Daha da gider bu böyle. Hatta böyle pandemi hastalıklar insanların üzerinde şimdi psikolojik bir travma olarak kalacak. Asıl pandemi bu zaten. Pandeminin yatırdığı, pandeminin oluşturduğu bir panik var şu anda insanlarda.
Bütün ilişkilerini etkilediği insanların, ticaret kültürlerini etkilediği, ev kültürlerini etkilediği, akrabalık kültürlerini etkilediği, pandeminin oluşturduğu bu panikten, bu panik durumundan bu ülke nasıl çıkacak ben onu düşünüyorum şimdi. Yani o kadar çok insanları korkuttular, haklı veya haksız, o kadar çok insanları tedirgin ettiler ki insanlar şimdi nefes alıp vermeye korkuyorlar. O hale geldiler. Haklıydı, haksızdı bu ayrı mesele. Yani bu bu kadar büyütülmeli miydi, büyütülmemeli miydi bu ayrı mesele. Yani ama gerçekten bunun sıkıntılarını biz bu sene içerisinde zor atarız gibi geliyor bana. O yüzden ticaret kültürü de hızla değişiyor. Çok şeylerin değişeceğine inanıyorum. Allah yardım etsin inşallah.
Yeni ticaret yapacak olanlar da dengeli olsun, tedbirli olsun, temkinli olsun, iyi analiz etsin, iyi araştırsın, ondan sonra girsin ticarete. Selamun Aleyküm. Ben iki çocuk annesiyim. Kızım iki yaşında, oğlum sekiz aylık. Ben oğlumun doğumundan sonra sürekli hastayım. Hep bir yerim ağrıyor. Eşime hizmet edemiyorum. Artık utanıyorum hastayım demeye. Sürekli ilaç içen biri de değilim. Direniyorum, okuyorum, dua ediyorum, geçmiyorum. Allah razı olsun. Zakirimden onu arıyorum, dua istiyorum. Bir ablamız var dersi, hacamet ve sülük yapan o da okuyor, düzeliyorum. Sonra genelde akşam ezanından sonra oluyor. Sizden dua istiyorum. Efendim, çocuklarımın eşimin hizmetini güzel gören, sağlıklı, sıhhatli, imanlı bir kadın olayım.
Allah razı olsun. Allah muhinin olsun, Allah yardımcın olsun. Bunlar psikolojik etkenler hep. Bunun da psikolojik etken olduğuna inanıyorum. Psikolojini değiştireceksin, kendini değiştireceksin. İnşallah iyileşirsin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm Hu dedem sizi çok özledim. Ben İbrahim Mestan'ın kızı Amine Mestan 9 yaşındayım. Ders almak istiyorum. İnşallah 7-7 sana da tarif etsinler annem veya baban. Evet, İlknur Hanım dersi aldı. Okuyup uygulayacağım sizi kaydediyorum. İnşallah Allah yardımcınız olsun. Bu numarayı kaydetmeyin yanınıza. Benim verdiğim numarayı kaydedin. Bu sadece sohbet esnasında kullandığımız bir telefon numarası. Soru sormak için.
Selamun Aleyküm. Ben sizden ders aldım. Dersimi babamlara okudum. Bana Alevi pirlerini söylüyorsun dedi. Ben fazla bilgim olmadığı için yok dedim. Ama ben ne diyebilirim? Duamda inşallah eşim çocuklarımla da sizin yolunuzda olmak. Bizim için de dua eder misiniz? Bandırmadan selamlar. Allah yardımcınız olsun inşallah. Ben de yeni ders aldığımda öyle diyorlardı bize ondan sonra. Bu normalde pir efendiler, bütün Ümmet-i Muhammed'in piri. Yani birisi Alevi kardeşlerimiz de onları pir olarak kabul ettiyse. Amenna ve satakna. Bunda bir sıkıntı yok. Ama toplumda böyle algılanıyor, böyle söyleniyor. Bunda bu doğru değil. Bilmediklerine. Dersimi, selamun aleyküm. Dersimi çektikten sonra tevhide devam ediyorum.
Ama saymıyorum. Saymam gerekir mi? Hakkınızı helal eder misiniz? Helal olsun. Saymana da gerek yok zaten. Doğru yapıyorsun. Selamun aleyküm. Evvelsi gün iftarda yemeği biraz fazla kaçırdığım için sahura son dakikalarda saatimi kurup kalktım. Kalkıp sünneti uyumak için bir bardak su içtim. İkinciye doldurup tam içeyim derken ezan başladı. Ama içmekle içmemek arasında kalıp içtim. Birkaç sohbet öncesinde dinlemiştim. Ezan başlamasıyla kesilmesi gerektiğini daha önceden ezan bitene kadar diyebiliyordum. O günde bilmekle bilmemek arasında kalıp değişik bir duyguyla ağzımda çok kuru kalmıştı. uyandığımda susuzluk çekmeyeyim diye de düşündüm ve içtim.
Şimdi o günkü orucumu kazan edeceğim. 61 günümü tutacağım. Oy, oy, oy, … Oy ki oy. Uyandığında su içtin mi? Ha yok. Normalde ezan okunurken okunur okunmaz içtin. Normalde 61 tutmayacaksın. Orada bir şüphe var. Şüphe olduğu için Ramazan'dan sonra bir güne bir gün tutabilirsin. Selamünaleyküm dua ederken ben inşallah diyorum sürekli doğru mu? Eyvallah.
Bir de Harut ve Marut hakkında neler söylersiniz? İlgimi çeken bir konu. İkisi de şeyde bu metafizik konularda gök ehlinin içerisinde yetişmiş varlıklarda. O kadar yeter herhalde. Efendim selamünaleyküm. Bir, siyasi olarak Fatih Erbakan geçen günlerde İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili sözlerinden ve zinansıç olmaktan çıkarılmasıyla ilgili küçük yaşta evlilikle ilgili sözlerinden dolayı linç edildi. Ama açıklama yapıp söylediklerinin arkasında durdu. Bu duruş şahsım adına hoşuma gitti. Merak ettiğim bir Müslüman oy verirken ülkeyi beşeri olarak ileriye götürecek seçimler mi yapmalı?
Güçlü olalım arkasında İslam gelir diye yoksa Allah'ın hükümlerine yaklaştırmayı vaat eden kimseleri mi desteklemeli? Allah rızasını seçelim sonra güç gelir diye bakış açımız nasıl olmalı? Teşekkür ederim. Bu gerçekten insanların oturup iştahat ederken zorlanacağı bir şey. Yani benim şimdi bu konuda işte şuradan şurayı seçin, buradan buraya seçin deme noktasında görmüyorum kendimi. Sebebi şu, ne yazık ki Müslümanların, ben yaklaşık otuz kusur yıllık Müslümanım, öyle kabul ediyorum kendimi. Bütün İslam dünyası aldatılıyor, siyasi olarak aldatılıyor ve İslam dünyası bu siyasi aldatılmışlığının sonunu getiremiyor. Biz 250-300 yıldan beri aldatılan bir ümmetiz.
Aldatılırken de başımızdaki idareciler tarafından aldatılanız. Bunu sadece siyasiler, devleti idare edenler olarak söylemiyorum. Toplumun önüne geçmiş, siyasetçisi, devlet idareçisi, şeyh efendiler, cemaat liderleri, toplumun önünde olanlar, bunlar bütün herkes bundan payını alıyor, sorumluluğunu alıyor. Bunu böyle sadece hani siyasiler olarak veya sadece bürokratlar olarak bunu böyle söylemiyorum.
Bunun içerisine ehli tarikatın, ehli cemaatlerin, ondan sonra sivil ve sivil toplum kuruluşlarının, derneklerin vs. vs. hepsini de içine alabiliriz. Ve ne yazık ki Ümmet-i Muhammed bu çok büyük bir aldatmacının içinde. Ve bu aldatmacıya ama bilerek ortak oluyor ama bilmeyerek ortak oluyor. Bilerek ve bilmeyerek ortak olduğundan dolayı bilerek ortak olanlar bundan sorumlu, bilmeyerek ortak olanlar bunu normalde bilmediklerinden dolayı sorumlu.
Herkes sorumlu. Biz onu mu destekleyelim, bunu mu destekleyelim dairesinde durduğumuzda bütün desteklediklerimiz her kim olursa olsun bir müddet sonra gözümüzün içine baka baka kendi yetiştikleri, kendi büyüdükleri, arkalarını dayadıkları o topluluğa ihanet ediyorlar. O topluluğa sırt çeviriyorlar. Bu çok acı bir şey. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Bu benim çok ağrıma gittiği için ben İslam olduğumdan beri ben hiçbir zaman beraber hareket ettiğimiz arkadaşlara, kardeşlere şu partiye oy verin deme dairesinde olmadım hiç. Olmayacağım da. Bakın olmayacağım da. Sebep, bunun manevi sorumluluğunu düşünüyorum, bunun manevi sorumluluğunu düşündüğüm zaman gerçekten bunun manevi sorumluluğunun altından kalkılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Yani biz çünkü oy verdiğimiz partilere hesap soramıyoruz. Biz oy verdiğimiz milletvekillerine hesap soramıyoruz. Biz oy verdiğimiz il başkanlarına, belediye başkanlarına hesap soramıyoruz. Ve bizim o bizim partimizden deyip onların yapmış olduğu yanlışlıklara, eksikliklere göz yumuyoruz biz. Bizde böyle bir kültür oluşmuş. Veya aynı şekilde bizim bağlı bulunduğumuz cemaatin veya tarikatın başındaki şeyh, şeyh efendi veya hoca efendi. Veya hatta oradaki sivil toplum örgütünün başındaki kimse bir şey söylüyor. Yanlış, eksik, noksan, haram. Biz ona kalkıp da ya burada yanlış yönlendiriyorsun, burada yanlış konuşuyorsun, burada bizi farklı bir noktaya götürüyorsun deyip biz ona nasihat edemiyoruz.
Biz ona bir şey diyemiyoruz. Bizde böyle bir sıkıntı var. Böyle olunca da artık ümmet aldatılmaktan yakasını kurtaramıyor. Ve acı bir şey, yine aldanıyoruz, yine aldanıyoruz, yine aldanıyoruz. Ve bu aldanmışlığımızın sonu yok. Şimdi böyle olunca, şimdi örneğin işte ben şahısların üzerinde konuşmak istemiyorum. Ama bugüne kadar benim gördüğüm, benim siyasetle tanışmam 14-15 yaşındaydı.
Ben 14-15 yaşında siyasetle tanıştım, 25'te bıraktım. Yani aktif siyasi hayatımı bıraktım. Benim siyasetim şimdi, Kur'an, Sünnet, Vatan, Millet. Bende parti siyasetim yok. Sebep, ben hatta derim bazen, eğer parti siyaseti yapacak olursam, gider bir partiye genel başkan olurum derim. Bu şataat değil. Sebep, yani normalde gitsen oradan olacak ki yani. Hiçbir ehemmiyetin yok. Kaldır elini, indir elini. Başka bir şey yok çünkü. Başka bir şey yapabilmen de mümkün değil. Ve Türkiye'deki, veyahut da dünya üzerindeki, veyahut da İslam dünyasının üzerindeki siyasiler, çok acı bir şey bu. Arkasından gelen toplulukları aldatıyorlar. Kandırıyorlar. Çok basit bir şey söylüyorum bakın.
Çok basit. Çok böyle örnekler veririm ben. Cemaatlerle alakalı, tarikatlarla alakalı, siyasi partilerle alakalı. Sonra herkes hop hoplayıp hop zıplıyor. Bu adam ne diyor diyor. İyi getirin bana gerçeğini. Milletten para topluyorsunuz. Milletten zekat topluyorsunuz. Milletten yardım topluyorsunuz. Bu paralarla ne yapıyorsunuz? Bu insanlara hesap veriyor musunuz? Vermiyorsunuz. Veremezsiniz çünkü. Veyahut da kendi kendinize yapmış olduğunuz kayırmacılıkların hesaplarını verebilir misiniz? Veremezsiniz. Yani ben gözümü onlara çevirdiğimde o kadar çok hem üzülüyorum hem de sinirleniyorum. Diyorum ki ya şu fakir fukara vatandaşa yapmayın. İnsanları aldatmayın.
İnsanları kandırmayın. Yani siyaseti kendinize geçim yolu yapmayın. Ama yapıyorlar. Şimdi ben size sorarım. Benim nazarımda Türkiye'de şu anda oy verilecek bir parti yok. Evet. Ben size oy vermeyin demiyorum. Ama ben kendimce, kendi Kur'an ve sünnet ilmimce ben diyorum ki ya ben kime oy verebilirim? Kendi ilmimce buna, şuraya oy verebilirim demiyorum.
Neden? Yani bakıyorum, ediyorum, alta koyuyorum, üste koyuyorum. Yok olmuyor. Olmuyor. Sıkıntı büyük. O yüzden yani Müslüman oy verirken neyi düşünecek şimdi? Ülkeyi en iyi idare edebilecek olan kimseyi seçecek. İyi seçelim. Kimi seçeceğiz? Duruyorsunuz. Evet. Yani söylenen sözler ile icraata baktığınızda sıkıntı büyük. Yani Türkiye'deki eğitim sistemi düzelmiyor. Ben bildim bileli düzelmiyor. Türkiye'deki adalet sistemi ben bildim bileli düzelmiyor. Bununla alakalı hiçbir şey yapılmıyor. Ve Türkiye'deki seçim sistemi düzelmiyor. Siz seçtiğinizi zannediyorsunuz.
Kimi seçiyorsunuz? Seçilenleri seçiyorsunuz. Bakın seçilenleri seçiyorsunuz. Hangi parti olursa olsun Ankara'da oturuyorlar. Örneğin Bursa'daki milletvekili adaylarını kendileri sıralıyorlar mı? Evet. Ve siz onların sıraladıkları adaylara gidip oyunuzu veriyorsunuz. Ve seçtiğiniz milletvekilini tanımıyorsunuz dahi. Ben şöyle konuşayım. Bursa'da kapalı spor salonunu hınca hınca dolduran, şey baruz yapan bir topluluğuz biz. Adetsel olarak biz ne kadar etkileriz, etkilemeyiz bilmiyorum. Ve bu topluluğun, bu topluluğa gelip de birisi bir şey söylemiyor örneğin. Bir şey demiyor. Gelip bir şey tanıtmıyor. Gelip kendisinin bir şey söyleyemiyor.
Neden? Söyleyemez çünkü. Sebep? Kendi arkalarındaki pislikleri, necasetleri hepsi de dahil buna. Kendileri biliyorlar. Gelseler soracağım. Diyeceğim ki bunu neden yaptınız? Bunu neden ettiniz? Bunu neden böyle yaptınız? Burayı neden böyle ettiniz? Bunun hesabı kitabı yok. Bunun hesabı kitabı olmadığı için de hiçbirisi de gelemiyor. Yanımıza yaklaşamıyor. Sebep? Biz çünkü doğruyu söylüyoruz. Sebep? Çünkü biz Kur'an ve sünneti aktarıyoruz. Sebep? Biz çünkü vatanı ve milleti savunuyoruz. Sebep? Biz Kur'an ve sünnet çizgisinden ayrılmayız diyoruz. Sebep? Biz diyoruz ki belediyelere, kamuyu oraya buraya peşkeş çekmeyin. Bizi kimse ver, kimse sevmez. O yüzden bu konuda işte Fatih Erbakan veyahut da işte X şahıs, X kimse, X parti söz konusu değil.
Üç aşağı beş yukarı hepsinde yaptıkları, uyguladıkları farklı şeyler değil. Yani gerçekten baktığımda ben çok üzülüyorum. Gerçekten çok üzülüyorum. Ülkem adına, ülkemin insanlar adına çok üzülüyorum. Bakın az önce sohbet ettik. Evlat sahibi olmuş ya, baba olmuş, evlenmiş, baba olmuş, evlat sahibi olmuş. Evlenmek, baba olmak suç mu ya? Adam ceza önünde şimdi. Bu adam uyuşturucu mu sattı, uyuşturucu mu üretti, bu adam rüşvet mi yedi, bu adam böyle oraya buraya bir şey peşkeş mi çekti, bu adam ne yaptı ya? Suçu ne ya? Evlenmek suç olur mu bir ülkede? Evlenmek bir ülkede suç, bir ülkede suç olur mu? Adalet bu mu?
Evlenmiş ya, kaç yaşında olursa olsun evlenmiş. Annesinin babasının iznini iste, annesinin babasının imzasını iste, al o çocuğu evlenecek olanı, psikolojik olarak nerede, onu bir tanımla, sor, soruştur kendin. De ki ya bu evlenmeye müsait değil, o yüzden evlenmesini duygu görmedik de, sağlık şartları uygun değil de, ondan sonra öyle hükmet, evlenmiş, elinde evlilik cüzdanı vermiş bu devlet ona. Devlet ona evlilik cüzdanı vermiş, devlet ona evlilik cüzdanı vermiş, İstanbul Sözleşmesi'nden dolayı ceza ününde şimdi adam. Adalet buysa. Ve siyasetçiler bunu çözümleyemiyorlar. Bütün partiler dahil buna, evlilik cüzdanı vermişsin devlet olarak sen, devlet olarak evlilik cüzdanı verdiğin bir kimseye nasıl hapse atıyorsun sen onu?
Adalet buysa, bu adalet değil. Evlenmiş ya, ben böyle gece uykularım kaçırıyor ya. Siz cezaevini bilmezsiniz. Haksız yere cezaevine atıldığı zaman da bir insanın psikolojisini bilmezsiniz. Bir kimse cinayet işler gider, der ki ya ben cinayet işledim yatıyorum der. Onun psikolojisi ayrıdır. Bir kimse uyuşturucu kullanır, suç işledim der, gider cezaevinde yatar, onun psikolojisi ayrıdır. Bir kimse uyuşturucu satmıştır, tecavüz etmiştir, işte ne bileyim hırsızlık yapmıştır, namussuzluk yapmıştır, şerefsizlik yapmıştır. Gider cezaevinde yatar, onun psikolojisi ayrıdır. Ben açık açık konuşuyorum, ben olmayan faturadan cezaevinde yattım, olmayan faturadan. Mahkeme ceza verdi faturayı, bana tebliğ edemedi.
Ben cezaevinden mektup yazdım mahkemeye. Dedim ki, bana kesmiş olduğunuz cezanın faturalarını bana gönderin dedim. Mahkeme bana yazı yazdı. Dedi ki, cezaya müstenit teşkil edecek olan faturalar yoktur, incelenememiştir dedi. Ve büyüs mahkemeye gönderdi. Ve o mahkemede, oradan da yargıtaya gitti şimdi, yargıtayda bekliyor. Bakın, o psikolojiyi ben biliyorum. Neden? İncelenmiş bir fatura yok. Söz konusu olan yıllara ait incelenmiş, hiçbir fatura yok. Olmamasına rağmen ben cezaevi yattım, cezaevinde yattım. O psikolojiyi iyi biliyorum. Şimdi, devlete diyorum ki, bana ceza veren mahkemeye, diyorum söz konusu olan faturaların bana fotokopisini gönder.
Neden? Çünkü sen olmayan faturadan bana ceza kestin. Mahkemede bana yazı gönderiyor. Diyor ki, incelenmiş, fatura yoktur. Aslında ben sadece faturaların fotokopisini istedim. O da bana yoktur dedi. Yani, beni suçsuz olarak cezaevine attı. Sebebi ne olursa olsun, devlet bizim devletimiz. Ben devlet düşmanlığı yapmıyorum. Şimdi, orada bir kimse, sen evline evlilik cüzdanı vermişsin resmi olarak. Adam gitmiş, resmi müracaat etmiş, evlenmiş ya. Evlilik cüzdanı elinde, sen ona evlendin diye cezaevinde bekletiyorsun hala da. Neden? İstanbul Sözleşmesi'nden dolayı. Neden? Çocuk yaştaki kimselerin evlenmesinden dolayı. Çocuk yaştaki insanlar fuhuş yapıyorlar.
Çocuk yaştaki insanlar sevgili adı altında her şeyi yapıyorlar. Ve ülkede fuhuş, yüzde yedi yüz elli kusur artmış. Sen onları cezalandıramıyorsun. Sen götürüyorsun, evlenmiş olan kimseyi cezalandırıyorsun. Ondan sonra da diyorsun ki, gelin bana oy verin. Ve öyle İslam'ın geleceğini de, siyasi partilerle İslam gelecek diye de beklemeyin. Bu ham hayalden başka bir şey değil. Böyle bir partiyle, purtiyle İslam gelmez. Öyle siyasetle İslam gelmez. Onu da beklemeyin. Benim böyle bir inancım yok. Ben kesin kesin inanıyorum ki, İslam siyasi parti eliyle gelmez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde İslam siyasi parti olarak hakim olmaz. Böyle bir şey yok.
Ben buna inanmıyorum kendimce. Birileri gelecek diyebilir. Böyle bir hayal kurabilir. Yok, ben buna inanmıyorum. Çünkü o mecliste ne varsa, o devlette ne varsa, giden bozuldu, giden bozuldu, giden bozuldu. O makamlarda ne varsa, oturan bozuldu, oturan bozuldu, oturan bozuldu. Çok nadir insanlar var, bozulmayanlar. Onları da zaten linç ediyorlar. Sen nasıl bozulmazsın diye. Bakın, onları da linç ediyorlar. Onlar da çarka dönecekler. İşte basına para yedirecekler. Adam iki tane gazete çıkaracak, ona para yedirecekler. Ona para yedirmezlerse linç ediyorlar. Etrafına para yedirecek, yedirmezlerse linç ediyorlar. Bir daha o makamın yüzünü görmesin diye.
Ellerinden geleni yapıyorlar. Ya ne yapacaksın? Şu filanca gazeteci. Gideceksin o gazeteci diye filanca dağın tepesinde adam bir yer almış. Onun orada, ne o? Oraya turizm imarı açacaksın. Bir de gece yarısı yolunu açacaksın. Öyle makam sahibi olmak kolay değil. Gazeteciden korkacaksın. İşte ne bileyim, tenekeciden korkacaksın. Ondan sonra gaz tenekesinden korkacaksın. Üç tane gazete çıkarından korkacaksın. Ondan korkacaksın. Bundan korkacaksın. Bir sürü hesap kitap edeceksin. O yüzden sıkıntılı. Bir kimsenin Allah'tan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden ve üstadından beklentisinin sınırı ne olmalı? Beklentisizlik haline nasıl erişir? Allah'tan bekleriz.
Allah'tan isteriz. Allah'a dua ederiz. Her şeyimizi Allah'tan isteriz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden şefaat bekleriz. Üstadımızdan da himmet bekleriz. Selamun Aleyküm Şeyhime sorum şu. Üniversite sınavına gireceğim. Kazanmamıştır için dua eder misiniz? Herhalde yanlış anlaşıldı, yazıldı galiba. Kazanmak için demiştir. Allah'tan her şeyin hayırlısını isteyin. Kazanmak hayırlı mı değil mi bilmiyoruz. Çalışın, gayret edin. Cenab-ı Hak yardımcınız olsun inşallah. Selamun Aleyküm rüya ilmine sahip olmak isteyen bir kimse, Kur'an sünnet noktasında gayret ederek sadece istemekle ulaşabilir mi? Yoksa takdir-i ilahi midir?
Rüya ilmine nasıl ulaşılır bilmiyorum. Benim bu noktada böyle bir şöyle ulaşılır, böyle ulaşılır diye bildiğim bir şey yok. Benim bu konuda da bir bilgim yoktu. Bana şeyhim dedi ki, Evladım bundan sonra sen rüyaları yorumlayabilirsiniz. Halleri yorumlayabilirsin. O günden sonra biz halleri, rüyaları yorumlamaya başladık. Bunun böyle çalışaraktan nasıl elde ediliyor bilmiyorum. Hakkınızı helal edin. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler iletişiminizi öğrenmek istiyorum. BİP'ten irtibat için hakkınızı helal edin. Kırıkkale'den yazıyorum. Helal olsun canım kardeşim. Telefon numaramı attım inşallah iletişim kurabiliriz. Ama onun sorusu da varmış.
Selamun Aleyküm hocam. Kocam sizden dersi dersini de Çanakkale'de Halit ağabeyden almış. Ben dersi değilim. Rüyamda da kocamla Halit ağabeyi güzel haber alıp birbirleriyle kucaklaşırken gördüm. Haberin ne olduğunu bilmiyorum. Ama rüyayı görmeden birkaç gün önce kız evladımız oldu. Ve adını da Halit ağabeyinin koymasını istemiştik. O da Fatma Hüma koydu. Allah mübarek eylesin. Allah yardımcınız olsun. Rabbim iyilik versin inşallah. Allah ismiyle müsamma kılsın inşallah. İçimdeki şeytanın beni yalnızlaştırıp gözyaşlarımı seyrediyor gibi görmesi normal mi? Yani bir insanı yalnızlaştıran şeytan değildir.
Yalnızlık yolunu çizen insanın kendisidir. Herkes kendi yolunu kendisi çizer. O yüzden yalnızlığa bir açıdan bakarsan güzeldir, tatlıdır, hoştur. İnsanın kendisiyle Rabbi arasında kalır. Bazen kendi kendine böyle yalnız kalıp, kendi kendine yalnızlıkla kendi içini seyretmesi, kendini seyretmesi, kendi kendini hesaba çekmesi iyi bir şeydir. Eğer doğru bir yolda gidiyorsa insan, o yalnızlık onun arkadaşı olur. Doğru yolda yalnız kalacağını hep düşünürsün. Etrafındaki insanlar seni anlamlandıramayabilir, sana ayak uyduramayabilir. Böyle Kur'an ve sünnet tarihinde, vatan millet tarihinde doğru düşünüp, doğru hareket edenler yalnızlığı göze alacaklar. Öyle bir şey olur ki insanın eşi, çocukları, etrafı onu anlamaktan uzak olabilir.
Ona ayak uydurmaktan uzak olabilir. Ve onların uzak olduklarını gördüğünde kendi kendine hüzünlenebilirsin. Kendi kendine iç derinlik de yaşayabilirsin. Kendi kendine farklı şeyler de yaşayabilirsin. O yüzden Kur'an sünnet dairesindeki doğruları yaşamak, onları anlatmak kolunda yalnızlığı getirir. Bu acı gibi gelebilir insana. Yol yürüdükçe o yalnızlığın artar. Bir bakarsın ki yalnızlık senin sevgilin olmuş. O yalnızlığınla yürümeye başlarsın. O yalnızlık sen bırakmak istesen dahi bırakmaz. Çünkü gittiğin yol, seni ne yazık ki etrafındaki insanlar seni deli görür. Seni uygun görmez. Ağır gelirsin. Eşine ağır gelirsin. Çocuklarına ağır gelirsin.
Anne babana ağır gelirsin. Kardeşlerine ağır gelirsin. Hatta yol yürüdün. Arkadaşlarına, kardeşlerine bile ağır gelebilirsin. Öyle olunca bakarsın onlara ağır geliyorsun. Onlar da dersin ki benim yolumu yürümem lazım. Karşıdan sevgilinin kahküllerini görürsün. Sevgilinin kahkülü sana kendi lisanıyla gel koş der. Sen o gel koş dedikçe koştukça koşarsın. O gel dedikçe yürüdükçe yürürsün. Bir bakarsın ki etrafında seninle beraber aynı duyguyu, aynı hali, aynı hakikati paylaşan insan çok az. Bazen kendince yalnız hissedersin. Koşarsın, bakarsın etrafında kimse kalmaz. O zaman anlarsın hep beraber koşulması lazım dersin. O zaman tekrar geriye döner. Bütün herkesi derleyip, toparlayıp topluca bir koşu özlersin.
Topluca bir koşmak hissedersin. Bu derlemini toparlamada kimisi sana uyar, kimisi sana uymaz. O yüzden yalnızlık içsel olarak sende hiç bitmez. Sende hiç gitmez. Bunu yaşayacaksın. Bunu da idrak edeceksin. Bu seni olgunlaştıracak. Bu seni kemale erdirecek. O yüzden bu yalnızlığı kendince kabullen. Onu sev, onunla arkadaş ol, onunla dost ol. Hatta Kur'an sünnet tarihinde bir doğru söylediğinde eşin, çocukların, annen, baban, arkadaşların hepsi de seni tuhaf anlayabilirler. Çarmıha gerebilirler. Sana değişik laflar. Arkadaşların da, yaşadım çünkü ben. Bizim arkadaşlarımız beni terk ettiler. Dediler ki sen doğru yolda gitmiyorsun, yanlış yolda gidiyorsun. Bırakıp gidenler oldu.
Hala da bırakıp gidenler olur. Hala da geri dönenler olur. Hala da tiyansın diyenler olur. Bu Kur'an sünnet doğrusu veyahut da kendince, kendi hayatının doğrusunun böyle bir getirdiği bir şey var. Kolunda bilezik gibi. Allah yiyesin inşallah. Selamun Aleyküm hocam. Size bir şey soracağım. Bazı hocalar din adı altında sakalımı öpün giydiği kıyafeti öpüyorlar. Ya da yediği bir şey onlar da yiyebiliyordu. Bu durumu nasıl açıklayacaksınız? Yani din adı altında o hocanın sakalını öpmenin bir anlamı yok. Onun cübbesini, sarını öpmenin bir anlamı yok. Onun bir eşyasını öpmesinin bir anlamı yok. Ama mesela işte seviyordur ya, insan sevdiğinin mendilini koklar ya, örneğin. Yani diyelim ki bir mendil hediye etti sevdiği bir kimse.
O mendili koklamaz mı? Seviyor onu. Veyahut da işte sevdiği bir kimse ona bir gömlek hediye etti, ona bir bluz hediye etti, ona bir yüzük hediye etti, ona bir saat hediye etti. Bu ehemmiyetlidir. Neden? Sevdiğinden gelmiştir o hediye ona. Veya sevdiğinden ona bir şey gelmiştir. Onun için kıymetlidir, önemlidir. Sebep seviyordur çünkü onu. İnsanların şeyhlerini, hocalarını, işte eşlerini, çocuklarını sevmeleri, çocukların annelerini, babalarını, dedelerini, ninelerini sevmeleri, öğretmenlerini, hocalarını sevmeleri fıtridir. O yüzden de insanlar şeyhlerini, hocalarını sevebilirler. Onun bir eşyasını, sevdiklerine hürmeten öpebilirler saygıyla. Bunda bir sıkıntı yok, bunda bir şey yok.
Ama bir şey efendim, benim sakalımı öpün, kurtuluş yerin, sarımı öpün, kurtuluş yerin, elimi öpün, kurtuluş yerin, bunlar doğru söylemler değil. Bunlara ben de karşıyım. Allah bizi muhafaza eylesin. Veyahut da işte cübbesini öptürenler var, doğru değil. İşte ayakkabısını öptürenler varmış, doğru değil. İşte sarını böyle çıkarıyormuş, milletin böyle önüne çıkarıyormuş, herkes sarını öpüp geçiyormuş. Bunlar doğru şeyler değil, bunları da doğru olarak kabul etmiyorum. Ama bir kimse sevdiğinin artığı şifadır, onu yiyip içmek istemez mi? Yani örnekliyorum şimdi, sevdiğinin ağzından yemek dahi şifadır. Eşlerin birbirinden ağzından yiyip içmeleri şifadır. İnsan sevdiğini nasıl gösterecek? Mesela işte bir kadın bir erkeği seviyor diyelim ki, erkeğin yarım bıraktığı çayı içmek istemez mi ister?
Ne de sevdiğinin dudağı değmiş o bardağa, sevdiğinin dudağı değmiş o çaya. Onu içmek istemez mi? İçer. Veya bir erkek bir kadını sevse, muhabbet beslese, onun ağzından hurma yemek istemez mi? Onun ağzından çay içmek istemez mi? Onun ağzından yemek yemek istemez mi? İster, seven çünkü sevdiğiyle alakalı bir şey paylaşmak ister. Bu ayrı bir şeydir. Selamun Aleyküm Hocam size bir şey soracağım. Bazı hocalar, ha bunu evet, aynı soru. Evet. Fatır Suresi 5. ayette geçen, Şeytan sizi Allah'ın rahmetiyle kandırmasın ayetinden ne anlamalıyız? Şeytan insana sağdan girer.
Şeytanın insana sağdan girmesi, Cenab-ı Hak'ın affını, mağfiretini senin önüne koyup sana günah işletmesidir. Yani siz Allah'ın affına, mağfiretine güvenip gider günah işlersiniz. Allah muhafaza eylesin. Ve günah işlerken de Allah'ın affı genişlersiniz. Şeytan buna sağdan girmesidir. Cenab-ı Hak başka bir ayet-i kerimede Allah azap edicidir der. Allah'ı seven bir kimse, Allah'ın yüzüne baka baka günah kebari işlemez. İşlememeli. Yani Allah'ın rahmetine, lütfuna güvenerekten işlememeli. Şunu diyebilir bir kimse kendince. Evet bu günah kebari. Allah beni affetsin. Ben bunu işledim, nefsime uydum. Nefsine uydum, işledim demek. Allah'ın rahmetine, lütfuna, ikramına uydum deyip işledim demekten daha iyi.
Sebep? Yani nefsini temize çıkarmıyorsun en azından. Rabbim azap edicidir. Bir veçesiyle. O yüzden biz ona karşı günah kebari işlemeyelim. Göz göre göre günah kebari içerisine girmeyelim. Kendimizi sakınalım. İnşallah. Hani bir hadis-i şerif vardı, geçen dersi okuduk. Bir makamda Allah'tan korkan ve gerçek manada ihlasla bir kez Allah'ı zikreden ne oluyordu? Cehennemden kurtuluyordu. Bunun ikisine dikkat edelim inşallah. Veled-i kalp nedir? Sufiler, bunun sufi terimidir bu. Ama bu genelde İslami bir termolojidir. Yani iman eden bir kimsenin kalbinde nur oluşması. Veyahut da iman eden bir kimsenin kalbindeki nurun meydana çıkması. Bu iman nuru bütün insanların kalbinde olduğuna inanır.
Hani bu Cenab-ı Hak ruhları yarattı, ruhları yaratınca ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Onlar da hepsi de sen bizim Rabbimizsin dedi. Ve Cenab-ı Hak ayırt etmeden bütün ruhların kalbine iman nurunu orada yerleştirdi. Bunda ayrıcalık gayrıcalık yok. Hadis-i Şerif'te de veda hutbesinde hepiniz kardeşsiniz. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Bir tarağın dişleri gibisiniz. Birinizin birinizden üstünlüğü yok. Kardeş olun. Allah katında üstün olanlar ancak takvacı üstün olanlardır dedi. Hadis-i Şerif'te. Şimdi bu Hadis-i Şerifler mucibince bütün insanlarda o iman nuru var. Ama birisinde meydana çıkmadı, birisinde meydana çıktı. Şimdi Allah ve Resulüne iman eden de o iman nuru meydana çıktı.
O iman nuru meydana çıkınca o kimse dinini yaşamaya başladı ve Allah'ı zikretmeye başladı. Allah'ı zikretmeye başlayınca o iman nuru kalbi ihata etti. Ve zikrullahla alakalı tabiri caizse o iman nurundan bir parça ayrıldı. Öyle tarif edeyim size. O zikrullahın nuru oldu. O zikrullahın nuru olunca o ayrı çalışmaya başladı. O devamlı Allah'ı zikrediyor. Tamam. Şimdi o iman nurunun böyle tarifi böyle yapıyorum anlaşılsın diye. Bir sürü çocukları oldu, ihlas oldu, samimiyet oldu, sevgi oldu. Ondan böyle artıyor. Hepsini de bir iman nurunun içinde olarak görün. Belli renkler oluşmaya başladı onda. İşte veledi kalp, kalbin çocuğu budur. Ve bu çalışmaya başladı.
Siz ihlas ve imanla yürüdükçe veledi kalp artık aslında bir akıl oldu. Bu veledi kalp dediğimiz şey akıl oldu. Benim kalbi akıl olarak nitelendirdiğim şey bu. Artık siz kalbi aklınıza göre hareket etmeye, kalbi aklınıza göre konuşmaya, kalbi aklınıza göre bakmaya, kalbi aklınıza göre duymaya başladınız. Öyle olunca artık bir başkasının duymadığını duymaya başladınız. Görmediğini görmeye başladınız. Hani az önce bir kardeş yazmış ya, böyle bir yere bakarken arkasından farklı görüntüler çıkıyor. Siz de orada oluyorsunuz diyor. O artık kalbi aklının gözüyle görüyor. Bakın kalbi göz dedikleri, kalp gözü dedikleri şey açılmaya başladı. Kalp kulağı dediğimiz şey açılmaya başladı. Hiç kimse duymuyor.
Sen duyuyorsun. Bakın ama etrafındaki insanlar duymuyor bir şey. Ama sen duyuyorsun. Ne duyuyorsun? Mesela şeyhin geliyor oraya. Şeyhin sana bir şeyler söylüyor. Sen duyuyorsun. Öbür günler duymuyor. Ve aynı zamanda da sen görüyorsun. Ama öbür günler görmüyor. Şeyhin onu konuşurken sen bir anda tereddüt gösterdin de şakkada Abdülkadir Geylan Hazretleri geliyor. Dediği doğru diyor, teyit ediyor. Sen artık bu sefer şeyhinin üzerinde tereddüdün kalmıyor. Veyahut da şeyhin sana bir hadis söylüyor o esnada. Sen tereddüt ediyorsun öyle miydi diye şakkada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri geliyor. Ne am doğru onun söylediği dediğinde sende şüphe kalmıyor. O yüzden veled-i kalp veya kalpteki bu iman nuru veya ihlas, samimiyet, bu zikirden oluşan, bu sufilikten oluşan bu nur çok ehemmiyette.
O kimse artık o kalbi akılla yönetilmeye başlanıyor. Ve kalbi akılla yönetilmeye başladığında o iman nuru işte. O hani ayet-i kerimelerde söylenen, ayet-i kerimelerde denilen siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz. Neden? Onun kalbinde çünkü Allah'ın nuru var. O kalbinde Allah'ın nuru onda ihade etmiş ve Cenab-ı Hak o nurun üzerinden ona ilham ediyor. Artık onun kalbinde böyle bir nurani bir akıl oluşmuş. Artık onunla hükmediyor. Artık onunla konuşuyor. Öbür de hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya, bundan sonra dünyalık işlerinizi bize sormayınız. Neden? Onun çok, çünkü bütün her şeyle alakalı artık öteye doğru döndü. Hani az önce dedim ya arkadaşım, bu konuda bana çok fazla bir şey söyleme, ticaretle alakalı bilmiyorum dedim.
Çok fazla etkili değilim bu konuda. Çok fazla kafam o tarafta değil. Neden? Kafam başka tarafta çünkü. O tarafta ben sizi yanıltabilirim. Veyahut da benim o taraftan koyacak olduğum ölçü size ağır gelebilir. Yıkabilirim bir şeyleri. Bir şeyleri tanrımar edebilirim ve orada başka bir ölçü koyabilirim. Siz buna katlanmanız, buna dayanmanız zor olabilir. O yüzden ben elimi eteğimi çekiyorum. Bunun gibi. Şimdi oradaki o akıl artık onun için farklı bir akıl oldu. Kalbi bir akıl oldu. Ona dayanmak da zor. O aklın sahibi olan kimsenin de ona dayanması zor. Ona normalde çünkü ona katlanması da zor. Çünkü neden? Herkesin gittiği yoldan gitmiyor. Taşlanması çok oluyor. Herkesin söylediği gibi söylemiyor.
Herkes ona çok taş atıyor. Çok laf söylüyor. Yani ona katlanmak, ona dayanmak böyle kaldırılabilecek bir şey değil. O yüzden onun eleştirilen çok oluyor. Ona söylenen laf çok oluyor. O da imtihanını kolunda getiriyor zaten. Selamun Aleyküm, hayırlı cumalar. Oral seks caiz midir? Bilgi verebilir misiniz? Bu konuda Hanefilerin bir kısmı işte bunun caiz olmadığını söylemişler. Ama bir kısmı bunun caiz olduğunu söylemiş. Bununla alakalı bir kimsenin cinsel hayatıyla ilgili bir şey. Taraflar bu konuda bir problem görmüyorlarsa bunda bir sıkıntı ben görmüyorum. Ama bunun sıkıntı gördüğünü söyleyenler bu konuda farklı fetva verenler var mı? Var. Ama Kur'an ve sünnet tarihisinde haramlar belirlenmiş cinsel ilişkiyle alakalı.
Kadınlara bir işte büyük abdestini yaptıkları yerden yaklaşmak haram. Ay hallerinde yaklaşmak haram. Loğusa zamanında yaklaşmak haram. Haramlar belli. Bunun dışında yeni haramlar üretmek ve üretirken de zorlamak doğru değil. Benim okuduğum Buhari Müslim ve hatta Kütüb-i Sidd'e cinsellikle alakalı hadis-i şeriflerde bu saydığım üç şey büyük günah keballerinin içerisinde görünmüş.
Yani bir insanın kendi hanımına arkadan yaklaşması yani ters ilişki diye nitelendiren şey lanetlenmiş. Bu büyük günah keballerden sayılmış. İşte ay halinde hanımına tam bir cinsel ilişki yani bu doğru görülmemiş. Loğusa zaten malum. Bunun haricinde cinsel ilişkide yasak konulan çok şey yok. İkinci sorun fitre verirken namaz kılması gerekiyor mu verdiğimiz kişi?
Böyle bir şey de hadis-i şeriflerde yok. İmamların iştahatlarında da yok. Biz ev almak istiyoruz bize dua eder misiniz? Allah'a yardımcınız olsun Rabbim iyilik, güzellik, hoşçuk versin. İnşallah Cenab-ı Hak hayırlı bir ev nasip etsin size ve tüm ümmeti Muhammed'e inşallah. On binlerce müridi olan şeyhler, müridleriyle nasıl görüşüyorlar, nasıl yol gösteriyorlar, tek tek görüşmeye kalksalar mümkün değil, işin içinden çıkamazlar.
Bak çıkıyoruz, sen yazıyorsun boyuna her sohbette, senin her yazdığın soruya da Allah'ın izniyle cevap vermeye çalışıyoruz. Ve senin üzerinden de ne kadar kardeşimiz varsa bundan faydalanıyorlar. Demek ki tek tek görüşmek isteyen de burayı yazıyor, tek tek de buradan görüşmüş oluyor. Soracağı soruyu almış oluyor. Cenab-ı Hak da buradan bir kapar alamış bak. Yani kaç bin kişi olursa olsun, yani normalde işte geçenlerde kardeşler söylediler. Dediler ki canlı yayın tuttu, Halk TV'den fazla izleniyor. Ondan sonra YouTube'da dediler. Öyle olunca demek ki on binlerden fazla insanlara ulaşılabiliyor. Ve herkes de böyle bir Cenab-ı Hak bahşetmiş bir telefon numarası. Ve telefon numarası üzerinden her sorulan soruya da cevap vermeye gayret ediyoruz zamanımız yettiğince.
Ve cevap veremediğimizde diyoruz ki haftaya devam edeceğiz. Konu gündem serbest diyoruz. Saat şu anda 1.44. Biz herhalde 9.44'de başladık. 4 saat mi oldu? Tam 4 saat oldu. 4 saatten beri ben burada oturuyorum. Her soruya hiç istisnasız sırayı şaşırmadan, önü arkaya almadan sorularınıza cevap vermeye gayret ediyorum. Demek ki görüşülüyor. Bu işin zahir kısmı. Bir de işin batın kısmı vardır. Eğer gerçekten bir derviş, dervişlik yolundaysa, bir müşkilatı var ise, o iki rekat namaz kılıp Allah rızası için Cenab-ı Hak'a yalvarsa benim müşkilatımı hallet, ben bu sorunun altından kalkamadım, ben bu işin altından kalkamadım dese, biiznillah, Allah'ın eziyle o sorusuna cevap bulur.
Sufiliğin böyle bir güzel yanı vardır. Bunu tekrar tarif edeyim, bütün herkes duysun. Sufinin, bir sufinin, bizim kardeşlerimiz için söylüyorum bunu. Ben başkasına bir şey demiyorum. Kardeşlerimiz bir meselenin altından çıkamadılar, soru olarak. Bir böyle içinden çıkamadıkları bir durum oldu. Allah rızası için iki rekat namaz kılsalar ve Allah için Allah'a dua etseler, deseler ki biz bu sorunun için, bu müşkilatım hallolmadı, Cenab-ı Hak onun müşkilatını halleder.
Sufinin böyle özellikleri vardır. Bazı insanlar Mevlana'ya Moğol ajanı diyorlar, niçin böyle söylüyorlar? Hangi Veli'ye bir şey dememişler ki? Hangi Veli'ye taş atmamışlar ki? Hangi Veli'ye iftira atmamışlar ki? Hangi Veli'nin namusuna, şerefine, haysiyetine laf söylenmemiş ki? Bana bir tane Veli gösterin, tarih boyunca namusuna, şerefine, haysiyetine laf söylenmemiş. Bir tane Veli gösterin bana, bir tane Veli gösterin. Ona değişik iftiralar atılmamış. Canım kardeşlerim, Veli'ler, peygamberlerin halifeleridir. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin namusuna nasıl iftira attılarsa, Hz. Ayşe annemizin üzerinden, her veliyede, her veliyede, Mürşid-i Kamil olarak namuslarına iftira atılırlar.
Bu, yolun çilesidir. Nasıl bütün peygamberlere değişik eziyetler ettilerse, her Mürşid-i Kamil'e ve her veliyede değişik eziyetler ederler. Edilir. Bu, yolun çilesidir. Bunun daha alt versiyonları da sufileri olur. Hadis-i Kudsi, ölmezden önce söyledi. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, ateşler içinde bayılırken sahabe dayanamadı. Dediler ki, sana da mı ya Resulallah bu kadar ağır bir imtihan? Gözlerini açtı. Dedi ki, belanın, musibetin, sıkıntının büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilerine, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere. bakın, bu imtihan hiç bitmez. Bu tecelliyat hiç bitmez. O yüzden, sufilik yolunda gidecek olanlara, ben hep bunu örneklerim.
Canım kardeşim, bak iyi düşün. Sen bu yola gidiyorsun, bu yolda, bak bu hadisi Kudsi var, aldatmayalım birbirimizi. Ya, sen bu yola düşmüşsün, bu yola girdiğinde, senin başına bela, musibet, sıkıntı gelir. Bu yolda belasız, müsibetsiz, sıkıntısız bir sufilik, belasız, müsibetsiz, sıkıntılı, sıkıntısız bir dervişlik, belasız, sıkıntısız, müsibetsizlik, müsibetsiz bir müminlik bekleme. İman ettin, İslam'ı yaşayacaksın ve ihsana ulaşmaya çalışacaksın. Yol bu. Kimse kimseyi kandırmasın. Kimse kimseye, yok ya böyle bir şey olmaz demesin. Senin saçını, sakalını ağartırlar kardeşim. Sen imtihanı olursun, bela, musibet, sıkıntı sana gelir. Sen bağırıp durma, ver yansın etme. Gelecek onların hepsi de sana.
O yüzden Hazreti Mevlana'ya da Moğol ajanı da dediler. Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri, işte kızını peşkeş çekti de dediler. Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri'nin üzerine, o kadar çok böyle dedikodular, iftiralar ettiler. Bu normal veliliğin getirmiş olduğu bir şey. Abdülkadir Geylan Hazretleri için de yaptılar. Ahmet Er Rufay Hazretleri için de yaptılar. Muhittin Üftada Hazretleri için de yaptılar. Ondan sonra bütün İsmail Hakkı Bursevi için de yaptılar. Emir Sultan Hazretleri için de yaptılar. Bütün veliler, bütün evliyalar, bütün mürşidi kamiller bu yoldan geçmiştir. Yapacak bir şey yok. Allah bizim dillerimizi saklasın, velilere, mürşidi kamillere, dervişlere, sufilere laf söylemekten.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ve sünnetlerine laf söylemekten. Allah'a ve Kur'an'a laf söylemekten Allah bizim dilimizi korusun inşallah. Allah'ın, Allah'ı zikretmenin diğer bütün ibadetlerden, amellerden, işlerden üstün büyük olmasının sebebi nedir? Cenab-ı Hak zâtıyla haşır neşir oluyor kimse.
Biz sufiler bunun sebebi nedir, bunun hikmeti nedir diye çok bunlara bakmayız. Biz Cenab-ı Hak beni zikredin demiş, biz zikrederiz. Bunun sebebi nedir, hikmeti nedir, bunun karşılığında ne alacağız çok bakmayız biz. O yüzden Allah'ı zikirde en büyük iş demiş, en büyük iş müteşhabih. Demek ki ibadetlerin en eftali, ibadetlerin en yükseli, amellerin en büyüğü. Biz o yüzden onu icra etmenin yoluna gideriz. Allah'ın güzelliğini anlatır mısınız? Bunun güzelliğini anlatabilecek bir kimse bulursanız, oturalım biz de dizinin dibinde onun güzelliğini anlatalım. Çünkü Allah'ın güzelliğini dediğinizde zât giriyor işin içerisine. O her şeyden münezzehtir. O her şeyden münezzehtir. O her şeyden münezzeh olan Allah'ın zâtıyla alakalı bir şey söyleyen doğru söylememiştir.
Ama sıfatların cemal sıfatını anlat derseniz, sen bütün mükavenata bak, onun cemaliyetini gör. O farklı bir şeydir. Allah'ı sevmenin tadını kul nasıl alır? Bu öyle bir şeydir ki, bu zikirle bağlantılı, onun ibadetlerini yerine getirmekle bağlantılıdır. Siz ibadet ettikçe, Allah'ı zikrettikçe, ona gönül bağı kurdukça sevmenin tadını da alacağınıza inanıyorum inşallah.
Vücuda zarar verdiği için sigara haram. Şeker hastaları için de bazı yiyecekler vücuda zarar verdiği için, bu hastalığa yakalanlar için bu yiyecekler haram denilebilir mi? Zaten onlara perhis ediliyor. Mesela şeker hastasının kalkıp da şekerinin yükseleceğini bile bile belirli yiyecekleri yemesi doğru değil. Ya gidecek insülin vurulacak ya da doğru değil bu. Yani normalde onları kesinlikle, ey iman edenler siz nefislerinizi kendi ellerinizle ateşe atmayınız. O zaman kendi eliyle şeker hastası, şekerini yükseltecek olan her şeyden uzak duracak. Uzak duruyorum örneğin, ben bilemem mi? Ben tatlıyı çok seven insanım. Ama şeker var, hadi ye yersen. Örnek, bunu konuşmak istemiyorum. Ben burada sohbete geleceğim diye örneğin.
Yani çok az bir şey iftar edip çok az bir şeyle geliyorum. Sebep, yani biraz kaçırsam şekerimi yükseltecek. Buradaki performansım aşağı düşecek. Yani Allah affetsin, az böyle 6-7 kaşık çorba, 6-7 kaşık yemekle geliyorum buraya. Bunu konuşmak istemiyorum. Sebep, şeker yükselecek çünkü. Şeker yükselince, ben burada dilim damağım karışacak benim. Konuşamaz hale geleceğim. Bir iki sefer kaçırdım, kendimden gördüm. Yani bir iki sefer kaçırdım, kendimden gördüm. Burada konuşamaz hale geldim. Bir saat sonra açıldım burada. Ben kendimin farkındayım. Bunca, hani burada işte çaydı, kahvedi, işte bitki çayı falan şekerle alakalı hepsi de. Neden devamlı içiyorum bunları?
Şekeri dengelemek için. Çünkü yiyemezsin. Bir göz göre göre nefsini ateşe atamazsın. Allah bizi affetsin. Bunu nasıl düşünmek, yorumlamak gerekir? Allah razı olsun, geceniz gönülünüz nurulsun. Eyvallah. İkinci sorum, aile apartmanında oturuyoruz. Kocamın babası çok sinirli, sık sık küfür ediyor. Bir şeylere kızıyor, bağırıyor. Kayınvalideme karşı ya da kendi kendine söylenerek küfür ediyor. Ben bu konuda eşime babasını küfür etme konusunda uyarmasını duymak istemediğimi söyledim. Bir sene boyunca defalarca uyardı. Ancak bir hafta duruyor, sonra devam ediyor. Yine aynı hal. Bugün beraber yemek yerken yine ağzından küfür çıktı. Kayınvalidem karşı ve kadınları küçümseyici bir iki cümle söylemişti.
Ben de ben aşağı iniyorum dedim. Kalktım. Ne oldu, nereye gidiyorsun dedi. Ben de kocamdan için Mehmet anlatır nereye gittiğimi dedim. Evime indim. Bunu bu davranışın düzeltmesi ve küfür işitmemek için yaptım. Bu davranışı nasıl görüyorsunuz, yanlış mı yaptım, yanlış yaptıysam nasıl bir davranış göstermeliyim. Sürekli küfür duyduğumda yavaş yavaş benim de ağzıma yapışıyor. Bunu engellemekte zorlanıyorum. Sizden nasihat bekliyorum, ne yapmalıyım. Allah sizden razı olsun, başımızdan eksik etmesin. Bunu tatlı bir şekilde kayınpederine söyleyebilirsin. Hatta dersin ki çocuklarımın da küfür işitmesini istemiyorum. Kufre alışmasını istemiyorum. Belli bir yaşta gelmiş olan kimselerin ne yazık ki böyle bir hastalıkları var.
Bunlar zaman zaman böyle duyuluyor, görülüyor. Çocukları bu konuda eğitmek gerçekten zor oluyor bu sefer. Şimdi anne baba, yani kocanız için söylüyorum. Onun terk etmesi, onlardan uzak durması da mümkün değil. Allah size sabır ihsan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Bir insan Allah'a olan, Resulüne sallallahu aleyhi ve sellem olan sevgisinde her şeyi geride bırakıp, günah vesaire nasıl delinleşebilir, iletişimini nasıl sağlar, size şunu açıklıkla ifade edeyim. Siz bir haramı böyle terk ettiğinizde Allah için, gerçekten kalbinizde ayrı bir kıpırdanmanın olduğunu görüyorsunuz. Veya bir ibadeti yapmaya başladığınızda, kalbinizde ayrı bir kıpırdanmanın olduğunu görüyorsunuz.
Bu konuda yeter ki ihlas ve samimiyetle Allah'ın yoluna girin. O kalbinizde kıpırdanmayı göreceksiniz inşallah. Mücadelem eksik kalıyor, yaşamak istediklerimi yaşayamıyorum. Bu konuda böyle çok size agresif gelebilir benim tarifim. Öyle bir kestirip atın ki kendinizi, haramlardan öyle bir kestirip atın ki dönmeyin bir daha geriye. İnşallah. Hadis-i şerifte Allah-u Teala nefse bedenden çık dedi. O ise ben ancak istemeyerek çıkarım dedi diye geçiyor. Buradaki istemeyerek çıkarım dediği başkasından bir şey istemeyerek mi açıklayabilirsiniz? Yok hayır bedeni terk etmek istemiyor. O yüzden istemeyerekten çıkıyor.
Ve ölüm esnasında o yüzden insanlar ölüm acısı çekiyorlar. Çünkü o nefis oradan ayrılırken diyor ki hadis-i şerifte başka bir hadis-i şerifte bir dikenin içinden çıkar gibi çıkar diyor. Ölüm asnasında nefis o vücudu öyle terk eder diyor. O yüzden çıkmak istemiyor çünkü oradan. Kişinin bir konu üzerindeki algısı, idraki kendi çabasına mı bağlıdır? Yoksa istidada ne kadarsa orada mı takılır kalır? Ben bunu çabaya bağlıyorum. Bir kimsenin bir konu hakkındaki idraki çabasıyla alakalı, algısı çabasıyla alakalı. Eğer o meselenin üzerinde yeteri kadar, gerektiği kadar üzerinde eğilir, gerektiği kadar o konuda uzmanlaşmak isterse Cenab-ı Hak onun istedadını değiştirir, geliştirir.
Yolumuzda mücadele edenlere yollarımızı açarız. Ayet-i Kerime. Cenab-ı Hak bizden mücadele etmemizi istiyor. Kim Allah'a bir adım gelirse Allah ona on adım gelir. Allah bizden bir adım gelmemizi istiyor. Kim bana dua ederse onun duasına icabet eder. Allah bizim dua etmemizi istiyor. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder. Allah bizim zikretmemizi istiyor. Kim tövbe ederse Allah onun günahlarını affeder. Allah bizim tövbe etmemizi istiyor. O yüzden burada istidat darlığından bahsedemeyiz. Yaratılış ayağını sabite gibi noktalarda idrak meselesinde sıkıntı yaşıyorum. Bu hep böyle mi olur yoksa çabamla mı Allah'ın izniyle idrakım artar. Ben yaradılışta ne olduğumuzu, ayağını sabitede ne olduğumuzu ne olmadığımıza bakmıyorum.
Cenab-ı Hak yazdığını tekrar silip yazacak olan Allah'a. O yüzden ben gayret ederim, ben çaba gösteririm. Sonuç Allah'a ait. Cenab-ı Hak ile Cenab-ı Allah söyleme hitabı arasında fark var mıdır? Hak ism-i şerîfi bir sıfatı. Allah bütün isimlerinin toplandığı bir şey. Bu böyle kullanıldığı konuya göre, duruma göre değişebilir hitap ve hata söylem. Evet. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar saat şu anda iki. Ben sohbete devam ederim. Bu konuda Allah'ın izniyle, Cenab-ı Hak'ın yardımıyla performansım düşmez. Ama dört saat kırk beş dakika oldu. Dört saat pardon on beş dakika oldu. O yüzden böyle sahurda yavaş yavaş şeye geliyor. Ne o? Öne doğru geliyor. Hoş iki gün kaldı artık.
Bir sıkıntı yok. Ama ve lakin ben mutatı yapayım. Saat ikide dedim sohbeti bitireyim. Allah izin verirse inşallah cumartesi günü akşam Arif'e ama yine yasak olacağı için biz cumartesi gecesi de Allah izin verirse inşallah Allah'tan bir şey gelmezse burada olacağız. Kalan sorularınızı da inşallah cumartesi günü devam edeceğiz. Allah gecenizi hayırlı eylesin. İnşallah gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak sahurlarınızı, iftarlarınızı, oruçlarınızı hayırlı eylesin. Biz yine mutat üzerine üç tevhid çekeceğiz. Ondan sonra Fatiha diyeceğiz. Selamlaşacağız. Ve geceyi sonlandıracağız. Hakkınızı helal edin inşallah. Eftali zikir fâlemen nevhû La ilahe illallah La ilahe La ilahe La ilahe illallah El Fatiha mâ selamadâ Amin Allah razı olsun hepinizden geceniz, gündüzünüz, oruçlarınız, Ramazan ayınız mübarek olsun.
Hayırlı savurlar inşallah. Cenab-ı Hak cumartesi günü inşallah tekrar buluşturur. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi