TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 20 HAZİRAN 2020
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Haziran 2020 · 2:51:53
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, cümleye, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmayı nasip eylesin, inşâAllah. Bugün yine cumartesileri malum siyasal İslam diye Avrupalılarının, Avrupalılarının nitelendirdiği inşâAllah konudan devam edeceğiz.
Bu tabii bütün Avrupalıların üzerinde araştırmalar yaptığı, tartışmalar yaptığı, dünya üzerindeki son yüzyıldan sonra İslam adı altındaki değişik hareketleri, değişik tavırları incelemeye aldıkları ve işte kendilerince siyasal İslam diye nitelendirdikleri ama Afganistan'da, ama Mısır'da, ama Filistin'de, ama Tunus'ta, Fas'ta, Cezayir'de değişik toplulukların, cemaatlerin, örgütlerin yapmış olduklarını incelemeyle alakalı diyebiliriz.
Ben bunu böyle baştan söylemek istiyorum. Ben siyasal İslam kavramını tasvip edenlerden değilim. Bir, ikincisi ben mevcut sistemlerin, mevcut düzenlerin içerisinde Müslümanların bir siyasi parti kurup da işte onun da İslam'ı iktidar edeceklerine de inananlardan da değilim. Bunu da böyle açıkça baştan beyan edeyim.
Yani hiçbir zaman İslam dini diğer siyasi, ekonomik, kültürel hareketlere benzememiştir. Benzemediğinden dolayı da kendine has bir duruşu, kendine has bir meselelere bakış açısı vardır. O yüzden İslam kapitalizme benzemez, İslam sosyalizme benzemez, İslam faşizme benzemez, İslam dünya üzerindeki bu tip insanların kendi elleriyle oluşturduğu herhangi bir düzene, herhangi bir sisteme benzemez.
Bazı şeyler İslam'a benzeyebilir, İslam'a benzemesi onların İslam olduğunu da göstermez. O yüzden İslam, Kur'an ve sünnetle, imamların iştadıyla kendine münhasır bir din ve kendine münhasır o dinin de kendine ait kurum, oluşum veyahut da işte bilgisi, ilmi, duruşu kendine ait. O yüzden İslam'ı biz dünya üzerindeki mevcut sistemlerden herhangi birisine benzetmemiz mümkün değil.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu takip edersek, o zaman zaten Kur'an ve sünnetin nasıl hakim olduğunu, Kur'an ve sünnetin nasıl devletleştiği ile alakalı elimize daha somut bilgiler olur. Geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. 36. sayfadan bu devamiyet. Bugün toparlayabilirsek, bitirebilirsek, bitireceğiz. Bitiremezsek önümüzdeki haftaya kalacak gibi duruyor. Allah iyi etsin inşallah. Mevdudi, siyasal İslam'ın ilkelerinin çeşitli anayasal formüllerde cisimleştirilebileceğini düşünür. Parantez içerisinde buna Batı demokrasisinin benzeri parlamentolu ve seçimli şeylerde dahildir. Önemli olan kurumun ne gücü ne de biçimidir.
Tersine insanların gönülleri ve eylemleri üzerinde egemen olması gereken İslami ilkelerin uygulamaya konmasının ardından kurumun kendisini nasıl silikleştirebileceğidir. Tırnak içerisinde siyasetin anahtarı toplumsal ahlaktır. Yine parantez içerisinde kavram Suriyeli Müslüman kardeşlerde görülüyor. Ahlak, künah, el, içtimaiye.
Ne halk, ne parlamento, ne de hükümdar yasanın kaynağı olabilirler. Devletin kendinde bir pozitifliği yok. Devletin kendinde bir pozitifliği yoktur. Yürütmenin, yasamanın ve yargının manevra alanı her halükarda çok dar olduğuna göre, siyasal kurumları kesin kes belirlemek ne işe yarar? Soru işareti. Hakimiyet sadece Allah'a aittir. Ve zaten yasa bellidir. Önemli olan yöneticilerden başlayarak insanların ilahi yasa karşısındaki silikleşmeleridir. Şimdi biz İslam'a kendi değerlerinden mi bakacağız? Yoksa İslam'a batı demokrasisi gözlüğünden mi bakacağız? Biz eğer nasıl bir yönetim biçimi, nasıl bir topluluk diyorsak ve o yönetim biçiminin hangi kuran ve kuralları olmalı diyorsak, o zaman biz dönüp kendi köklerimize bakmamız lazım.
Yani dinin kendi köküne bakmamız lazım. Batı demokrasisi bunu parlamentoyla, örneğin başka yerlerde senatoyla, öyleydi böyleydi derken aslında batı demokrasisi kendi kendini yönetmez. Batı demokrasisinde bize kendi kendini yönetim biçimi olarak nitelendirmişlerdir. Ama belli grupların, belli sınıfların yönetim biçimi vardır. O yüzden belli grupların, belli bir sınıfların yönetimi biçimi olarak şu anda uygulanmakta. Şimdi biz bu para raflara benim hani siyasal kurumları kesin kesin belirlemek ne işe yarar? Veyahut da işte parlamento gibi mi olacak? Ne halk ne parlamento ne de hükümdar yasanın kaynağı olabilirler. Devletin kendine bir pozitifliği yoktur.
Yürütmenin, yasamanın ve yargının manevralarını her halükarda çok dar olduğuna göre. Yani böyle bir tabir var ya, bunlar normalde aslında benim katıldığım tabirler değil. Yani veyahut da parantez içinde batı demokrasinin benzeri parlamentolu ve seçimli şeylerde dahildir. Mevdudinin görüşü ya, ben bunlara katılmıyorum. Yani İslam'ın nasıl bir yönetim biçimi öngördüğü Kur'an ve sünnet de sabit. Ve bu Kur'an ve sünnet de sabit olduğu için insanların kendilerince tek doğru olarak o tarafa doğru yönelmeleri gerekir. Eğer biz batıya bakaraktan ve batının kurum ve kuruluşlarını kendimize devşirmeye çalışırsak, bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin izlediği yol değildir.
Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Mekke müşrikleri gel devletimizi yönet dediler. O bunu kabul etmedi. Yani bakın burada çok açık ve net bir işaret, açık ve net bir hareket var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke müşrik devletini yönetmek için uğraşmadı ve yönetmek için de herhangi bir çaba sarf etmedi. Veyahut da müşriklere şirin görünmeye, müşriklere tatlı görünmeye veya müşriklerle anlaşma yoluna giderekten Mekke müşrik devletiyle anlaşaraktan devletin bir organı, bir kurumu olmalı. Şimdi ama Medine-i Münevvere'ye gittiğinde yavaş yavaş Medine-i Münevvere'de bir devlet kuruldu ve Medine-i Münevvere'de hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem de Ebubekir Ömer Osman Ali radiyallahu anh hazretlerinin izlemiş olduğu yol, bütün Ümmet-i Muhammed'e bir ölçü, bütün Ümmet-i Muhammed'e bir hakikat olarak ortada.
O zaman İslam yönetimi dediğimizde bu yönetimde en önemli olgu şuuradır. Ve en önemli görevleri ve oldukça ehemmiyetli vazife şuura meclisinin üzerinde toplanır. Ve şuura meclis üyeleri sıradan kimseler değildir. Bunu açık ve net altını çizerekten söylüyorum. Neden sıradan kimseler değildir? Bunlar kendi görevlerine uygun şartlar aranır bunlarda. Ve işte kendi görevi, mesela şuura üyelerinde bir sağlıkla alakalı bir kimse, o zaman sağlıkla alakalı bir okul bitirmesi, bir eğitim yapması, bununla alakalı bir ilim ehli olması gerekir. Mesela bu ara şimdi koronavirüs var ya, işte koronavirüsten dolayı bir sağlık şurası veyahut da sağlık kurulu var.
İşte bu sağlık kurulu kendince bir tavsiye kararları alıyor. Ve devlet bu tavsiye kararlarını uygulamaya çalışıyor. Bunun gibi bir şeydir şuura meclisi. Yani bu şuura meclisi, en üst bir şuura meclisi olduğu gibi, sağlık sektöründe bir şuura meclisi, eğitim sektöründe bir şuura meclisi, askeri meselelerde gerekli olan bir şuura meclisi gibi alt şuura meclisleri kurabilir mi? El cevap kurabilir örneğin. Ama normalde bunların hepsi de kendi görevlerinde, kendi dallarında uzmanlaşmış, kendi dallarında meselenin hakikatine ermiş veya ermeye çalışan kimseler olması gerekir. Ve o yüzden bu böyle basite alınacak bir şey değildir. Ve şuura üyelerinde arayacak olduğumuz şartlar, günümüz demokrasisinin seçilme sistemlerindeki var olan aksaklıklara baktığımızda, o zaman bize demokratik sistem olarak dayatılmaya çalışan veya demokratik sistem olarak yutturmaya çalışan sistem böyle bir şey değil.
Çünkü orada veyahut da şu anda mevcut ülkemizdeki sisteme baktığımızda, yani meclise giden bir insanlar kara cahil bir kimse de olabiliyor. Veyahut da belediye meclisine seçilmiş insanlar kara cahil bir insan olabiliyor. Veyahut da meclise gönderilen milletvekilleri veyahut da belediye meclisindeki kimseler aynı partiden oldukları için partileri ne diyorsa el kaldırıp evet diyebiliyorlar. Böyle olunca orada hak ve hakikate uymayan, hatta toplum menfaatine uymayan, ülke menfaatine uymayan kararlar da çok rahat çıkabiliyor. Ve buna da şahit miyiz? Evet. Hem Batı demokrasilerinde hem de Türkiye'deki yönetimden bunları görebiliyor muyuz? Evet. En küçük belediyelerde dahi örneğin bunu görebilmemiz mümkün mü? Evet.
Ama o zaman İslam böyle bir yönetim biçimine, böyle bir çok özür dilerim ama çürümüş diye müsaade etmesi mümkün değil. Şu anda Batı demokrasisi dediğimiz bütün örneklemelerin hepsi de içleri çürümüş vaziyette. Ve buna Türkiye'de dahil, Türkiye'de de demokrasi dediğimiz şeyin içi çürümüş vaziyette. Yani vatandaşın veya milletin faydasına olmayan şeyler bizim partiden, bizim partinin önergesi, yönergesi deyip herkes el kaldırabiliyor mu? Evet.
İşte şuura böyle bir şeye müsaade etmesi mümkün değil. Şuurada çünkü insanlar o şuranın bir de dini bir sorumluluk boyutu var. Dini bir sorumluluk boyutu olduğundan dolayı herkes kendince, şuurada bulunan kimseler kılı kırk yarmak ve hakikati orta yere çıkarmak için mücadele etmek zorundalar. Ki bu da bir ibadet çünkü, bu da bir cihat. O yüzden normalde tabii şuura üyeleri, İslam'ın özü olan Kur'an ve sünnetin dışına çıkmadan bu meseleleri, yani yasamayı ve yönetmeyi uygulamak zorundalar. Ve mesela o şuura meclisi, meclisini biz, belki de benzetmek istemiyorum ama bir yasama meclisi olarak görebilir miyiz? Evet ve o zaman şuura, İslam devlet modelinde vazgeçilmesi mümkün olmayan, bakın vazgeçilmesi mümkün olmayan bir meclistir.
Şimdi o meclise gelecek olanların da belli bir özellikleri, belli bir kıymeti harbiyeleri olması gerekir. Ve şuura, bu bence bu şuura uygulamasını gerçekleştiren her türlü yöntem ve her türlü araç da İslam'a uygundur diyebileceğim bir şeydir benim. Çünkü burada bu yöntem ve araçlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya Kur'an keskin ve kesin sınırlarla belirlememiş bunu.
Biraz böyle tabiri caizse iştahda kapı bırakmış. Yani bu şuura oluşması ve şuuraların oluşması yöntemsel olarak, biçimsel olarak farklı ülkelerde, farklı topluluklarda farklı bir şekilde tecelli edebilir mi? El cevap evet. Hatta şuuranın yöntemsel ve biçimsel olarak şekillenmesi zamana göre de değişebilir mi? El cevap evet. Ve bu mümkün mü? Evet. Çünkü İslam sadece belli bir topluluğun, belli bir coğrafyanın dini değil. Öyle olunca Türkiye'deki toplumun veya Avrupa'daki toplumun veya Afrika'daki toplumun veya Asya'daki veya Uzakdoğu'da veya kutuplardaki bir topluluğun ihtiyaçları, oradaki hayat standartları, insanların oradaki bakış açıları farklı olabilir.
Ve oralarda da bu şuura yöntemi veya bu şuura meclisi farklı farklı tecelli edebilir mi? Evet. Çünkü İslam hem coğrafi olarak evrensel hem de fikirsel olarak da evrensel bir dini. Öyle olunca yani insanların adetleri, gelenekleri, görenekleri, bakış açıları veya insanların oradaki ekonomik durumları, hayat standartları bütün bu şuura meclisinin yöntem ve biçiminin üzerinde bir değişiklik olması söz konusu mu? Evet. Ama burada şuuradan aranılacak en önemli vazife, şuura kararlarının Kur'an ve sünnete uygun olması aranır. Şuura kanunları veya şuuranın getirmiş olduğu iştahatlar, Kur'an ve sünnete uygun olduğu müddetçe bir sıkıntı yok. O yüzden ben İslam'ın yönetim biçimini herhangi bir yere benzetmeye veya herhangi bir yerdeki yönetim biçimini İslam'a benzetmeye çalışmayı çok uygun görmüyorum.
Görmüyorum. Allah bizi bunlardan eylesin. O yüzden mesela o şuura üyeleri eğer bir çoğunluk olarak bir şeye karar verdiklerinde de diğerleri de ona uymak zorunda kalır ki böylece tevhid yani birleşme bence sağlanmış olur. Devam ediyoruz. Bağlayanlar ve çözenlerden yani aslında siyasal kadrodan söz ederken mevdudu şunları yazar. Samimiyetleri, kapasiteleri ve sadakatleri halkın gözünde her türlü kuşkunun üzerinde olmalıdır. Turabi daha da ileri gider. Herhangi bir siyasal işle ve adaylıkta ağır basan siyasal liyakat ölçüdü, ahlakı bütünlüğün olduğu kadar öteki düşüncelerin uygunluğuna odaklanır der. Şimdi şuura üyelerinde aranan şartlar mevcut batı veyahut da doğu yönetim biçimindekilerin hiçbirisine benzemez.
Yani mevcutu sadece samimiyet ve kapasite ve sadakat arar, öbürkü de işte hani der ki liyakat da ve ahlakı ölçütler de önemlidir. Eyvallah. Ama burada İslam bu seçilecek olan kimselerin, şuuraya katılacak olan insanların nasıl olmaları ve hangi idarede olmalarıyla alakalı başıboş bırakmaz hiçbir şeyi. Yani ben işte Müslüman olması, erkek olması onları ben çok böyle öne koymak istemiyorum.
Ama en önemlisi şu, şuura üyelerinin hiçbirisinin devlette vazife alacak olan bu meclisteki hiçbirisinin zalim olmaması gerekir. Yani zalimlikten yana tavır koymaması ve zalimlerden olmaması gerekir ki Bakara ayet 124'te Cenab-ı Hak zalimlere ahdim erişmez buyurmuştur. Öyle olunca o zaman meclis üyeleri ve halife asla ve asla zalim olmamalı.
Zalim olmamak ne demek? O zaman Kur'an ve sünnet tarihsi içinde davranmalı, insanların hakkına, hukukuna riayet etmeli, toplumun hakkına, hukukuna riayet etmeli. Ve Kur'an ve sünnetin dışında zerrece bir davranış biçiminde olmamalı. Böyle olunca o zaman şuura üyelerinin önce dini bilgilerinin iyi olması gerekiyor. O zaman şuura üyelerinin ayrıca kendi dallarında da uzmanlık yapması, bu meselede liyakat ehli olması gerekiyor.
Şimdi biz Batı demokrasilerine şu anda baktığımızda veyahut da bütün dünya üzerindeki yönetim biçimlerine baktığımızda işte belli bir aile önceden feodal yapılarda aileler giriyordu işin içerisine. İşte çok büyük bir sülaleye sahip olan bir kimse bir milletvekili seçiliyordu onun içinden. Ve hatta bölgecilik vardı. Hala da ben ülkede bölgecilik var olduğuna inanıyorum. İşte Doğu bölgesinden bir tane bakan, Güneydoğu bölgesinden bir tane bakan, Karadeniz bölgesinden bir tane bakan, İç Anadolu'dan, Akdeniz'den, Ege'den, Marmara'dan birer tane bakan, hatta işte bakan olmazlarsa parti genel başkan yardımcısı veya meclis başkan yardımcısı gibi belli makamların böyle insanlara paylaştırılması söz konusu.
O kimselerin o meselede etkin midir, yetkin midir, o meselede bilinçli midir, belli bir eğitim almışlar mıdır? Buna hiç bakılmaksızın insanların ait oldukları aile veya ait oldukları sermaye grubu veya ait oldukları dini gruplara göre milletvekili ve bakanlık dağıtılmakta. Böyle olunca orada hakikatin orta yere çıkması, hakikatin orada oluşması mümkün görülmüyor. Neden? O kimse o aileye sahip, o aileye sahip kimse aslında hiç böyle ehil olmadı bir işin içerisine girebiliyor mu? Evet. Veyahut da milletvekili seçilirken o milletvekilleri neye göre seçiliyor? Genel başkanının kendince otoritesine göre seçiliyor. Veyahut da o kimse ne kadar benim bildiğim, gördüğüm, duyduğum o ne kadar para getiriyor, ne kadar partiye yardım ediyor, o kimse ne kadar oy getirecek, o kimse ne kadar genel merkezin veya genel başkanının etrafında duruyor, bu özellikler aranıyor.
O kimse hangi konuda ilim ehli, hangi konuda liyakat sahibi, hangi konuda uzmanlaşmış ona çok bakıldığına şahit olmuyorum. Öyle olunca İslam o şura üyelerinde aranılacak olan en önemli özelliklerden birisi bence o insanların zalim olmaması. Ve yine benim nazarımda bu çok önemli. Kehf suresi ayet 28, kalbine bizi anmaktan gaflet verdiğimiz, heva ve hevesine uymuş, işinde haddaşmış kimselere boyun eğme.
Bunu Hazreti Peygamber'e söylüyor, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine Cenab-ı Hak. O zaman bize ölçü, kalbinde Allah'ı zikretmekten uzak durmuş. Yani Allah'ı unutmuş, yani Allah'la bu ahlakası kalmamış. Neden? O gaflete düşmüş. Heva ve hevesine uymuş bir kimse. Heva ve hevesine uyan insan, işte dünyaya tapınabilir. Heva ve hevesine uyan bir kimse, makama tapınabilir. Heva ve hevesine uyan bir kimse, bir kadına tapınabilir. Heva ve hevesine uyan bir kimse, devletin ammenin haklarını gözetmeyip, kendisine belli çıkarlar elde edebilir mi? Evet. O zaman halifede ve aynı zamanda, hani devlet başkanında veyahut da bugün başkan dediğimiz kimsede, o zaman bu önemli bir ölçü olması lazım.
Bir, zalim olmayacak. Zalim olmamak ne demek? Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış olacak. Kur'an ve sünnetin dışında hareket etmeyecek. Kur'an ve sünnetin dışındaki her hareket, her eylem, her fiil, her söz bir zalimliktir. O zaman ikinci, benim için çok önemli özelliklerinden birisi, o kimse gaflete düşmemiş olacak. E şimdi biz dünya üzerindeki siyasi manzaraya baktığımızda, dünya üzerindeki parlamentarlardaki veya senatarlardaki veya bakanlara veya başkanlara veya başbakanlara baktığımızda ne yazık ki çok güzel örnekler görmüyoruz.
Biz ama baktığımızda Hz. Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellemde güzel örnekler görüyor muyuz? Evet. Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali'de biz güzel örnekler görüyor muyuz? Evet. Veyahut da işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin atamış olduğu valilerde güzel örnekler görüyor muyuz? Evet. Ve onlara baktığımızda heva ve hevesine uyanların çok az olduğunu görüyor muyuz? Evet. Veyahut da işte biz o dört halife dönemine ve Hz. Muhammed Mustafa'nın dönemine baktığımızda yani heva ve hevesine uymuş olan insanların işinde haddi aşmış insanların çok olduğunu görüyor muyuz? Hayır. Mesela örnektir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Hz. Ebubekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin üzerinden şuraya zulmedildi, şöyle bir zalimlik oldu diye hiç kimse söyleyemez.
Sebep? Çünkü asap yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız onu bulursunuz. Onu bulursanız Allah'ı bulursunuz. Eğer sizin yolunuz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden geçmiyorsa siz Allah'ı bulamazsınız. O zaman biz devlet yönetimine, devlet sistemine de bakarken biz onu aramalıyız. E şimdi kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar yani bakın dünya üzerindeki belediye seçimlerine, dünya üzerindeki belediye meclis üyelerine bakın, dünya üzerindeki parlamenterlere bakın, dünya üzerindeki bakanlara, bakanlıklara bakın.
Kimileri çok zengin şirketler grubunun elemanı, adamı. Kimileri çok eski geleneksel bir ailelerin adamı, kimsesi. Kimileri belli bir dini eğitimin veya dini öğretimin, bir dini felsefenin insanı, adamı. Şimdi birileri belli ailelerin adamı olursa, belli ailelerin menfaatlerini gözetirse, o kimse halkın menfaatini gözetebilir mi? Veyahut da bir kimse herhangi bir parti başkanının menfaatini gözetirse, toplumun, vatandaşın menfaatini gözetebilir mi? Hayır. Veyahut da bir kimse kendi menfaatine bakıyorsa, kendi menfaatini gözetiyorsa, toplum menfaatini o kimse gözetebilir mi? Hayır. Ve ne yazık ki bunların, bugünkü demokrasi dediğimiz yönetim biçimlerinde cezai müeddisi yok.
Yani bunun bir cezai karşılığı yok. Kanunun maddesini kendilerine göre uydurup, kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar. Bakın, bunu günlerdir söylüyoruz, günlerdir bunu anlatıyoruz, öyle değil mi? Bursa'da olan çok basit bir şeyi söylüyorum ben. Yani İzmit'in dağının tepesinde gazetecinin birisi 25 bölüm yer alacak ve gideceksiniz. Siz oraya turizm imarını açacaksınız, imarı açacaksınız. Özel, bakın bir kimsenin özel tarlasını siz, özel imarı açacaksınız. Ve bunda toplum menfaati var mı? Yok. O bölgenin menfaati var mı? Yok. Madem ki böyle bir şey yapacaksınız, o bölgeye komple imarı açsanıza, yok hayır. Bir kişinin tarlasını imarı açacaksınız. Ve bunun ne yazık ki kanun maddesi de olabilir.
Vicdanı var mı bu meselenin? Yok. Etikliği var mı? Yok. Liyakatla alakalı mı? Yok. Ama heva ve hevesi uyarsa bir kimse, Allah'ı anmaktan uzak durursa, işinde haddi aşıyor mu? Evet. Ve işinde haddi aşan kimseyi hizaya getirecek bir sistem var mı? Yok. İşte Batı demokrasisinin açık bir örneği. Veyahut da bizim ülke demokrasisinin açık bir örneği. Ve bu şahsın direkt menfaatine yönelik bu fiiliyatı meclis üyelerini kaldırdı mı? Evet. Ve meclis üyeleri eğer hak ve hakikati düşünmüş olsalardı, meclis üyeleri Kur'an ve sünnet tarihinde olmuş olsalardı, meclis üyelerinin içerisinden şehir planlaması, şehir imarından anlayan kimseler olmuş olsalardı, anladıkları gibi işlerinde liyakatlı olmuş olsalardı, böyle bir şeye el kaldırmazlardı.
El kaldırdılar mı? Evet. Hepsi de sorumlu mu? Evet. Ama bu sorumluluğun karşılığında bu dünyada bir cezai müeddisi var mı? Yok. Ve bir kimse ben yaptım oldu diyor mu? Evet. Bakın o zaman öyle bir şey çıkıyor ki orta yerde. İşte hani geçen hafta söylediydim, sizinle çatışırız, sizin İslam'ınızla da çatışırız meselesi bu. Ben İslam'la çatışmıyorum. Ben yolsuzluk yapan kişi menfaatlerinin üzerine kurulu bir sistemi İslam olarak kabul etmiyorum. O sisteme çalışan insanları da İslam'a çalışmış bir kimse olarak kabul etmiyorum. Ben hiç kimsenin iman metresini bilemem. Beni ilgilendirmez. Ama bu İslam değil. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani siz bir kalkacaksınız, bir kimsenin bir tarlasına özel bir imar çıkaracaksınız.
Bunun İslam'la, bunun Müslümanlık'la, bunun İslam'i sistemle hiç ilgi alakası yok. Bu çarpık bir zihniyet. Bu ne yazık ki şahısların kendi dairelerinde kendilerini zengin etmeye çalışan çarpık bir zihniyet. İşte İslam'i bir şuura, İslam'i bir şuura meclisi böyle bir şeye müsaade etmez. İslam'ın şuura meclisi, Kur'an ve sünnet dairesinde vatandaşın hakkını ve hakkaniyetini arar. Vatandaşın daha rahat etmesi, vatandaşın daha eşit ölçülerde, daha müreffeh bir hayat yaşaması için mücadele eder. Kur'an ve sünnet dairesinde bir kimsenin böyle bir özelliğe sahip olmasına müsaade etmez İslam'i bir şuura. Der ki, burada bir kimsenin zengin olması var. Burada bir kimsenin kendi menfaatlerinin gözetilmesi var.
O yüzden bunun kabullenmesi mümkün değildir. Bakın, yine başka bir ayet-i kerimede, şuura ayet 151-152. Kısa kısa alıyorum bunları. Yoldan çıkmışların emrine boyun eğmeyin ki onlar yeryüzünde fesat yapan fakat ıslah etmez kimselerdir. Bakın, şuura meclisinin en önemli özelliklerinden birisi de bu olmalı. Yoldan çıkmışların emrine boyun eğmemeli. Bakın, kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, mevdudi bir şeyler söylemiş, turabi bir şeyler söylemiş. Ben onların söylediklerini reddetmiyorum. Ben onların söylediklerini ilaveten bir şuura meclisinde en önemli olması gereken özellikleri anlatmaya çalışıyorum. Kur'an bu özellikleri başıboş bırakmamış, bu özellikleri koymuş, demiş ki siz bu özelliklere uyan kimseleri şuura meclisine getirin diye bize emretmiş.
O zaman biz şuura meclisinde aradığımız özelliklerden birisi ne olacak? Yoldan çıkmışların emrine boyun eğen insanlar olmayacak. Yani halife veya emir veya sultan veyahut da başkan yoldan çıkmış olabilir. Yoldan çıktıysa şuura meclisi onun emrine uyumayacak. Veya şuura meclisindeki kimseler, yoldan çıkmış olan kimselerin heva ve heveslerine uymayacak. Yoldan çıkmış kimselerin emrine boyun bükmeyecek. Sebep, onlar Kur'an ve sünnet dairesinde durup, Kur'an ve sünnetin emirlerini uygulayıp, vatandaşın menfaatine çalışacaklar. Vatandaşın menfaatine. Bireylerin, şahıslarının, belli bir şirket topluluklarının menfaatine değil. Ama ne yazık ki şimdi baktığımızda biz, ama dünya demokrasilerine bakalım, ama ülkemizdeki uygulanan demokrasiye baktığımızda, bireylerin, şahısların menfaatleri söz konusu oluyor.
Toplumun, toplumun menfaatleri ikinci derecede kalıyor. Ve bu üç şart, benim bu üç ayeti kerimede tespit ettim, bu üç şart, şuura meclisi adaylarının ve üyelerinin vazgeçilmez şartları olmalı. Ve şuura üyeleri, bu üç şartta bulunan özellikleri kendi üzerlerinde bulundurmaları gerekir. Ve bu meseleyi toparlamaya çalışayım. Bu meselenin özü şu, kararlar, şuura meclisinde çoğunlukla alınmalı. Bunlar çünkü icrayı bağlayan şeylerdir. Yani şuura meclisi bir yasama organı gibi düşünürsek, bugünkü anlamda oradaki alınan kararlar da bunu icra edecek olanları bağlayan kararlardır. Ve o yüzden çoğunluk karar aldıktan sonra, görüşü reddedilen azınlık da o çoğunluğa uymakla mükellef kalır.
Bu aynı zamanda da tevhidin, yani birliğin gerektirdiği bir şeydir. Ve onlar böylece o topluluk, o meclis tevhidi yakalar mı? Evet. Allah bizi onlardan eylesin. Yani Kur'an-ı Kerim, delilsiz ittifaklardan itibar edilmeyeceğini bize açıkça ortaya rakıyor. Neden? Çünkü böyle çoğunluk, böyle işte Kur'an ve Sünnet'e uymayan bir ittifak, Kur'an ve Sünnet tarihinde uygun ittifaklar, uygun davranışlar değildir.
Kur'an ve Sünnet bu manada çoğunluğa itibar etmez, hak ve hakikate itibar eder. Hak ve hakikat noktasında bir şura meclisi toplandıysa, onun çoğunluğu önemlidir. Ama hak ve hakikat noktasında bir şura meclisi yok ise, gelen anlamda çoğunluğun bir anlamı yoktur. Sebep, çünkü Saffat ayet 71, and olsun ki onlardan önce geçenlerin çoğu sapıtmıştı. Bize Kur'an şunu söylüyor, diyor ki yani insanlar bölüm bölüm yaşadılar, zaman zaman yaşadılar ve bu zaman içerisinde insanların büyük bir kısmı, bizden önceki insanların büyük bir kısmı sapıtmıştı. Şimdi de sapıtma ihtimalleri var mı? Evet. Her zaman için olacak mı? Evet.
Yusuf suresi ayet 103, and olsun ki biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu pek nankör olur. Özür dilerim, İsra suresi ayet 89, ben bunu sıraya almışım çünkü öyle sırayı karıştırmayayım ki mana anlam bozulmasın. Yusuf suresi ayet 103, and olsun ki biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği çeşitli şekillerde açıkladık.
Yine de insanların çoğu pek nankör olur. İsra 89, özür dilerim. Tekrar düzeltiyorum. İsra 89, and olsun ki biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği çeşitli şekillerde açıkladık. And olsun ki biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu pek nankör oldu. Bakın, İsra ayet 89. Demek ki Cenab-ı Hak Kur'an'ında her şeyi çeşit çeşit açıklamış olmasına rağmen yine de insanların pek çoğu nankör oldu. Geçmiş dönemlerde de Allah peygamberlerine dinini apaçık gösterdi, dinini apaçık indirdi, dinin emirleri de apaçık meydandayken insanlar yine nankör oldular mı? Evet, peygamberlere karşı geldiler mi?
Evet, peygamberlere karşı savaş açtılar mı? Evet, hatta birçok Yahudi topluluğu peygamberlerini öldürdü, şehit etti mi? Evet ve peygamberlerine zulmedenler, peygamberlerine eziyet edenler oldular mı? El cevap evet. Demek ki Kur'an'da da insanlara pek açık her şey anlatıldığı halde, Kur'an'a da karşı çıkan, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı çıkan, bugün dahi, hatta Müslümanım deyip Kur'an ve sünnetim bazı hükümlerini reddeden kimseler var mı?
Evet, demek ki yine de insanların çoğu nankör oluyor. Bakın çoğu diyor burada, bakın demek ki çoklar, çok olanlar Kur'an ve sünnete ve hakikate tabi olmuyorlar. Çoğu heva ve hevesine kapılıyor. Çoğu ne yazık ki Kur'an ve sünnetin dışına çıkıyor. Yine Yusuf suresi ayet 103, sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu inanmazlar. Hz. Peygamber'e söylüyor sallallahu aleyhi ve selleme, sen ne kadar çok hırslanırsan hırslan, ne kadar çok nasihat etmeye, anlatmaya çalışırsan çalış, ne kadar mücadele edersen et, insan yine insanların çoğu inanmayacak. Neden? Nefis taşıyorlar. Bu dünyada mal sahibi olmak istiyorlar, makam sahibi olmak istiyorlar, güç sahibi olmak istiyorlar ve sonuçta Kur'an ve sünnetin kaidelerine uymak istemiyorlar.
Yine bakın, eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan, uyarsan, yeryüzünde bulunanların, bu ayet-i kerime çok önemli. Sesim bozuldu, özür dilerim hakkınızı helal edin. Eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar. En'am ayet 116. O zaman Kur'an ve sünnet-i seniye, insanların çoğunluğu nerede toplandığına bakmaz. Kimin çoğunluğuna bakar? Hikmet ehlinin, ilim ehlinin toplandığı yere bakar. Bir grup cahil bir yerde toplanabilir. Bir grup cahil kendince gittiği yolu doğru görebilir. Bizim için doğru nokta Kur'an ve sünnettir. Doğru daire Kur'an ve sünnettir.
Yani Avrupalılar şimdi eşcinselliğe müsaade etti, eşcinselliği alkışladı diye, Müslümanlar alkışlayacak diye bir kaide yok. Yani sebep çünkü eşcinsellik bütün dinlerde lanetlenmiş bir fiilyat. Veyahut da işte Avrupalılarda içki serbest, içki de haram değil, içkinin de içilmesi, sarhoş edici maddelerin kullanılması yasak değil deyip de Müslümanlar da bunu yasak olmaktan çıkaramazlar. Neden? İnsanların çoğu sapkın olabilir, insanların çoğu yolunu bozmuş olabilir, insanların çoğu Kur'an ve sünnete uymamış hatta evrensel ölçülere uymamış olabilir. O zaman öyle bir şey olduğunda ne yapıyor? Onlar bizi sapkınlığa doğru götürüyorlar ve onlar zanna uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar. Ve bu kimseler de ne yaparlar?
Habire yalan söylerler. O yüzden Şura Meclisi böyle dışarıdaki çoğunluğa bakmaz. Şura Meclisi Kur'an ve sünnetin veyahut da bir meseledeki fiilatın doğruluğuna bakar. Şura Meclisi sadece meseleye dini açıdan bakmaz. Sağlık söz konusu olur, diş politika söz konusu olur, askeriye ile alakalı söz konusu olabilir. Adalet sistemi ile alakalı söz konusu olabilir, eğitimle alakalı bir şey olabilir. Yani Şura Meclisi sadece dini ve dini meselelere bakacak diye böyle bir kaide yok. Bu Şura Meclisi'nin çok geniş bir yetki alanı, çok geniş bir çalışma alanı olmalı. Ve Şura Meclisi bu her türlü alanda kendince öneriler, kendince gelişmelere bakıp yeni şeyler iştahat etmeli. O yüzden İslam'daki bu Şura Meclisi böyle dünyanın kalbi mesabesinde olmalı.
Ve dünyanın kalbi mesabesinde olarak her daim iyilik üretmeli, her daim güzellik üretmeli. Her daim bütün hem İslam vatandaşlarının hem de dünya vatandaşlarının sağlık ve selameti için, hem de kendi vatandaşlarının hem de dünya insanlığının selameti için çalışmalı. Bu sadece burada dini iştahatlar yürütecek diye meseleye bu açıdan bakılmamalı. Şura Meclisi dini iştahatlar için ayrıca bir Şura Meclisi kurabilir, bir kurul oluşturabilir. O kurul habire yeni iştahatlar oluşturabilir. Habire o yeni iştahatlarla insanların dini yaşamalarını kolaylaştırabilir. Yeni iştahatlarla dini güzel taraflarını ortaya çıkarabilir. Yeni iştahatlarla insanlar Kur'an ve sünnet tarihinde ne olmalı, ne olmamalı bunu çıkarabilir.
Veyahut da ekonomik bir Şura Meclisi kurulup, kendi vatandaşlarının ve dünya vatandaşlarının ekonomik olarak, emperyalistlerin elinde oyuncak olmaması için ekonomik olarak ne doğru ne iyi, bunu araştırıp bu noktada iyi kararlar çıkarabilirler. Veyahut da işte örneğin dünyada şu anda faiz sistemi var. Bu faiz sisteminin karşısında o Şura Meclisi, ekonomik meclisi kaldırıp faizsiz bir ekonomi nasıl olmalı, bununla alakalı yeni iştahatlar oluşturabilir. Veyahut da o Şura Meclisi, ayrıca bir ahlaki bir Şura Meclisi kurup, kurup, işte fuhuş yapanları fuhuştan nasıl geri döndürebiliriz, işte uyuşturucuyla hemhal olanları uyuşturucudan nasıl geri döndürebiliriz, bunun değişik çalışmalarını yaptırabilir. Şura Meclisi suç örgütlerine karşı nasıl mücadele edilmeli, bununla alakalı çok farklı iştahatlar, çok farklı sistemler geliştirilebilir.
Veyahut da Şura Meclisi suçu önleme için neler yapılmalı, neler yapılmamalı, bununla alakalı değişik kurullar kurup, bununla alakalı değişik çalışmalar yaptırabilir. Aklıma gelenleri söylüyorum. Veyahut da Şura Meclisi örneğin bir kurul kurup, işte üniversiteler nasıl yönetilmeli, üniversiteler nasıl yönlendirilmeli, üniversitelerdeki bilim kurulları nasıl olmalı, bunlarla alakalı değişik şeyler oluşturabilir. Veyahut da Şura Meclisi, işte örneğin liseler nasıl olmalı, ortaokullar nasıl olmalı, ilkokullar nasıl olmalı, ülkenin neye ihtiyacı var, işte ülkenin ihtiyacına göre bu eğitim kurumlarında, bilim kurullarında bunlar tartıştırılıp, bunlar bu noktada yeni düzenlemeler getirilip, büyük Şura Meclisi'ne getirilip, bunlar işler hale getirilebilir mi?
El cevap getirilebilir. O yüzden normalde Şura Meclisi, İslam devlet sisteminde çok önemli yer tuttuğuna inanıyorum. Devam ediyoruz paragraf okumaya. Kurumlar bireyi iyi bir Müslüman olmaya zorlamak için vardır. Cemaat üyelerinin gerçekten erdemli olacağı gün, işte o gün kurumlar gerçekten yararsız olacaktır. Kurumlar bireyi iyi bir Müslüman olmaya zorlamak için vardır diyor, ben buna katılmıyorum. Parantez için benim fikrim kamil insan değil, kamil toplumluymuş. Eyvallah. Ben kurumların bireyi iyi bir Müslüman olmaya zorlamak için vardır hükmüne katılanlardan değilim. Ben bu tip kurumlarım, bu tip kuruluşlarım veya bu tip meclislerin İslam'ı daha iyi anlatmak, İslam'ı daha iyi yaşamak ve aynı zamanda da İslam dediğimizde sadece Kur'an ve sünnet insanların ibadetlerine karışan, ibadetlerini dizayn eden bir din değil.
Toplumun her kademesini, her katmanı ve toplumu ilgilendiren, insanı ilgilendiren, ekonomiden, eğitimden, sağlıktan, şehirleşmeden, ulaşımdan tutun, bütün her şeyi ilgilendiren konularda fikir üretmeli, çalışmalar yapmalıdır. O yüzden sadece ibadet etmek olarak biz meseleye bakarsak, bizim ayağımız yere basmaz. İslam sadece ibadet edilen bir şey değil, sadece ibadet nazarıyla bakılacak bir din de değil.
Ama biz son 200 yıldan, 300 yıldan beri dini sadece ibadet çerçevesinde almamız bize öngörülüyor. İşin en sıkıntılı noktası bu. Hala da bugün ülkede, benim kendi ülkemde din sadece ibadet merkezli anlaşılıyor. Sadece ibadet merkezli anlatılıyor. Bu böyle olmamalı. Ama bu böyle olmamalı derken ne yazık ki bunun dışına da çıkılmıyor. Ben 33 yıllık Müslüman olarak kendimi nitelendirecek olursam, 33 yıldan beri benim şahit olduğum bir tek bir şey bu. Bir tek şey bu. Biz dini sadece ibadet bağlamında alıyoruz. Yani namazı kıldın mı, orucu tuttun mu? Eyvallah. Biz namazımızı kılalım, orucumuzu tutalım.
Örtündün mü? Örtündüm. Eyvallah. Yani biz sadece dini ibadet bağlamında alırsak, biz ne yazık ki bizim ayağımız yere basmaz. Zaten Türkiye Müslümanlarının veya dünya Müslümanlarının en büyük handikaplarından birisi bu. Biz dini adalet gözlüğüyle bakmaktan uzak duruyoruz. Biz dini eğitim gözlüğünde bakmaktan uzak duruyoruz. Biz dini ahlakı düzlemden bakmaktan uzak duruyoruz. Biz dini ekonomik düzlemden bakmaktan uzak duruyoruz. Ve enteresan bir şey, biz İslam dininin ekonomiyle alakalı öngörüsü nedir? İslam dininin ahlakla alakalı öngörüsü nedir? İslam dininin dış işleriyle alakalı, yabancı devletlerle alakalı nasıl bir iletişim kurulmalı?
Nasıl bir iletişim içinde olmalı? Bunun ölçüsü nedir? İslam dini aileye nasıl bakar? Çocuğa nasıl bakar? Anne babaya nasıl bakar? İslam dini yabancı bir gayrimüslim kimseye nasıl bakar? İslam dini kendisiyle din savaşı yapan bir kimseye nasıl bakar? Kendisiyle din savaşı yapmayan ehli kitaba nasıl bakar? Kendisiyle din savaşı yapmayan bir müşriye nasıl bakar? Veya kendisiyle din savaşı yapmayan dinsize nasıl bakar? Bunlarla alakalı biz neyi nasıl düşüneceğimizi, neyi nasıl hareket edeceğimizi bilmiyoruz. Biz ne yazık ki kör dövüşünün içindeyiz. Ve bu kör dövüşünü de biz İslam zannediyoruz. Birisi kalkıyor, bir adaletsizlik yapıyor. Eğer o adaletsizlik yapan kimse kendi partimizdense biz sus pus oluyoruz.
Ya canım kardeşim bu senin kendi partinden de olsa bu adaletsizliğe karşı kalk konuş veyahut da bu adaletsizlik senin aile bireylerinin içinden birisi yapıyorsa sen ona kalk konuş bu cihadı ekber. Biz cihadı ekberi kılıcı alıp bir gavurun kafasını kesmek olarak görüyoruz. Değil canım kardeşim. Önce birinci cihadı ekber nefisle mücadele. Nefisle mücadele ne? Önce kendinle mücadele et. Ondan sonra ne? Etrafındaki kimselere Kur'an ve sünneti nasihat et. Onlara anlat. Senin hizbinden, senin cemaatinden, senin partinden, senin dergahından, senin tarikatından, senin şeyhinden, senin belediye başkanından, senin müdüründen, senin başbakanından, senin başkanından, senin bakanından.
Kur'an ve sünnetin dışında adaletsiz, ahlaksız, hukuksuz bir şey çıkıyorsa ona karşı kalk mücadele et. Din bunu emrediyor sana. Bakın din bunu emrediyor sana. Eğer öyle olursa o zaman dinin anlamı olacak. Eğer öyle olmazsa dinin bir anlamı yok. Yani sen sabahtan akşama kadar namaz kılmış olsan ama burnunun ucundaki bir adaletsizliğe el kaldırdıysan, senin namazın seni dahi kurtarmaz ki. Veya sen sabahtan akşama kadar oruçlu olsan ama gözünün önündeki bir kötülüğe sen müsaade ettiysen, o kötülüğe sen hoşgörüyle baktıysan, o kötülüğe sen geçit verdiysen, o zaman tutmuş olduğun oruç seni kurtarmaz canım kardeşim, kurtarmaz. O zaman dini sadece ibadet bağlamında almak, dini camiden de çıkarıp sadece vicdani bir olgu olarak görmek doğru değil.
O zaman biz böyle kurumlar bireyi iyi bir Müslüman olmaya zorlamalı mı? Bence zorlamamalı. Anlatmalı. Ve biz doğru İslam'ı, doğru İslam'ı her platformda anlatır, her platformda biz bunu örnekleriyle gösterirsek insanlar kendiliklerinden İslam olurlar zaten. Ama sakalını sünnet olarak bırakmış olan kimse, ticarette sünnet-i seneyi uygulamıyorsa, sakalını sünnet olarak bırakan bir kimse, hem Müslümanlıktan bahsedip, hem de insanları gazetesinin kanalıyla tehdit edip, şantaj edip, insanlardan para koparıyorsa, o zaman biz hangi İslam'ı konuşacağız?
Veyahut da bir kimse kendisinin İslam'ı olduğunu söyleyip, özel şahıslara özel peşkeşler çekiyorsa, biz hangi İslam'ı konuşacağız o zaman? Biz onu durdurmuyorsak, biz onu nehyetmiyorsak, biz ona nasihat edemiyorsak, biz onun heva ve hevesinden doğan şeylerine karşı çıkamıyorsak, biz hangi İslam'ı konuşacağız? Ve bizim İslam olarak gördüğümüz insanlar, Kur'an ve sünnetin haram ettiği şeyleri göz göre göre teşvik ediyorlarsa, göz göre göre onlarla mücadele etmiyorlarsa ve hatta ve hatta bir kısmı göz göre göre kendileri bunları işliyorlarsa,
biz tırnak içerisindeki, tırnak içerisinde hangi İslam'ı anlatacağız ve konuşacağız? Benim sıkıntım bu. O yüzden dünya üzerinde, o yüzden diyorum bir İslam devleti yok, o yüzden diyorum dünya üzerinde bir İslami hukukun çalışıldığı, İslami hukukun tecelli ettiği bir yer yok diye bu yüzden söylüyorum. Ya da ben bilmiyorum, hakkınızı helal edin. Bu soru dizisinin içerisinde zaman zaman İran'dan, Afganistan'dan, Mısır'dan, Tunus'tan ve oradaki İslami topluluklardan, cemaatlerden değişik örnekler ve alıntılar var, ben bu toplulukların, bu cemaatlerin, bu devletlerin İslam olduğuna inanmıyorum. Açık söyleyeyim, benim okuduğum Kur'an ve sünnet ölçülerinde, benim okuduğum Kur'an ve sünnet ölçülerinin ışığındaki din bunlara müsaade etmiyor.
Yani, benim ölçütlerimde bir kimse, hem İslam'ım diyecek, hem İslam'a mücadele veriyorum diyecek, ondan sonra devlette siyasi olarak bir kademeye geldiğinde, kendi cebini dolduracak. Böyle bir İslam yok. Bakın, böyle bir İslam yok. Böyle bir İslami yönetici yok. Düne kadar adamın şahini vardı, şahini bile yoktu. Ondan sonra adam iki dönem milletvekilliği yaptı, havada uçuyor adam. Böyle bir İslam yok. Bunu İslam'a mal etmesin hiç kimse. Ve toplumun gençleri ateist oluyorsa, bu mendevurlar yüzünden ateist oluyor. Bunlara mendevur diyorum. Neden? Asıl dini istismar eden bunlar çünkü. Bunlar din istismarcısı. Eğer bir kimse, dini inancından dolayı belli bir makama geldi de, o makamı istismar edip, kendine belirli şeyleri peşkeş çektiyse, evet o din istismarcısı.
Onun hesabı, o hesabını veremez. Ve toplum bunlara bakaraktan, işte İslam bunlar mı? İşte Müslüman bunlar mı? dediğinden dolayı ateist oluyor. Ve ben böyle konuştuğum içinde, diyorlar ki, bu adam ne konuşuyor? Ve benim hakkımda da yalan yanlış, bir sürü iftiralar atıyorlar. Kim yapıyor bunu? Kendisini İslam yapanlar yapıyor. Neden yapıyorlar bunu? Beni susturmak için yapıyorlar. Susturamayacaksınız. Bu can, bu bedende olduğu müddetçe, Kur'an ve sünnetin, haykıracağım ve Kur'an ve sünnetin nasıl olması gerektiğini insanlara söyleyeceğim. Düne kadar siz 50 liralık gömlekle dolaşırken, bugün 2 milyonluk gömlek giyiyorsanız, bunun İslam'la bunun bağlantısı yok.
Bunun İslam'la alakası yok. Düne kadar sen, normalde giydin, pantolon, gömlek belli. O pantolon, gömlekle sen çağ atladıysan, şimdi kalkıp da, sen ticaret erbabı değilsin. Ticaret erbabı olmuş olsan, ticarette para kazanmışsındır, giyersin. Ya ticaret erbabı olmadığın halde, sen lüks bir hayata kavuştuysan, lüks bir yaşantıya kavuştuysan, bunu nereden aldın ki sen? Bunu nereden edindin? Bunu bir yerlerden edindin. Nereden edindin? Ya vatandaşın hakkını, hukukunu yedin, ya çaldın, ya çırptın, ya da devletten bunu kendine cebelleş ettin. Bunlar mendebur. Bunların İslam'la alakası yok canım kardeşlerim. O yüzden İslam'da kurumlar, kurumlar, vatandaşın hak ve hakkaniyetini ayakta tutmak için vardır.
Adalet, vatandaşın hakkını ve hukukunu savunmak için vardır. İşte örneğin ekonomi, ekonomi vatandaşın hak ve hukukunu, vatandaşın faydasına olan şeylerle uğraşır. Ahlak, vatandaşın ahlakını güzelleştirmek, ahlakını iyileştirmek için uğraşır. Vatandaşın ahlakı daha fazla geneli ve aşmaktan mı geçer? Vatandaşın ahlakı daha fazla eşcinsellerin çoğalmasından mı geçer? Vatandaşın ahlakı daha fazla uyuşturucu tüketiminden, daha fazla içki tüketiminden mi geçer? Kıymetli dostlar. O yüzden İslami kurum ve kuruluşlar, kendi bulundukları toplumun refah düzeyini daha yukarıları taşımak için varlardır. Paragrafa devam ediyoruz. Yeniden İslami'leştirmenin başarısı, siyasal toplumun ortadan kaldırılmasını beraberinde getirecektir.
Eğer herkes erdemli olursa, kurumlar ne işe yarar? Soru işareti. İslamcı düşüncede sürekli değersiz bulunan kurumlara sadece pedagogik bir değer atfedildiği görülüyor. Bu değer de bir yandan günah olasılıklarını bertaraf eden, öte yandan cemaatin saflığını yeniden sağlamayı, günahı cezayla ortadan kaldırmayı hedefleyen bir cezalandırma sistemi kuran sürekli bir baskıdır. Bunu kabul etmen mümkün değil. Yani bunu neden kabul etmen mümkün değil? Çünkü siyasal toplumun ortadan kaldırılmasını beraberinde getirecektir. İslami'leştirmenin başarısı siyasal toplumu ortadan kaldırmaz. Aslında İslami'leştikçe insanlar uyanırlar. İslami'leştikçe insanlar dirilirler.
İslami'leştikçe insanlar uyanacakların ve dirileceklerinden dolayı hep dahadasını arayacaklardır. Dahadasını aradıkları müddetçe o toplumun enerjisi, o toplumun inmesi daha ileriye doğru yol aldıracaktır insanlara. O yüzden ben burada o kurumların daha fazla işe yarayacağını, daha fazla insanları ileriye doğru götüreceğine inanıyorum. Bakın bu kurumlar, bu kuruluşların olmadığı için, bunu böyle parantez içerisinde söyleyeyim. Şu anda İslam dünyası, bu son 10 yıl, nasıl söyleyebilirim, 10 ile 25 yaş arasındaki veyahut da 15 ile 30 yaş arasındaki, ben özellikle 10 ile 25 arası diyorum, 10 ile 25 arasındaki genç nesle ulaşamıyor. Türkiye'de ulaşamıyor.
Anlatamıyor bir şey. Kopuk. Ailelerde kopuk, eğitim dünyasında kopuk, her yerde kopuk. Ve biz bu kopukluğun ileride nelere yol açacağını, kafa yoran, ileride nelere yol açacağına bakan hiç kimse yok. Yani baktığımızda biz şimdi 15-25 yaş arası, hatta 10 ile 25 yaş arası, ben daha da aşağı indireyim onu, 10 ile 25 arasındaki gençliğe baktığımızda, çok farklı bir gençlik çıkıyor önümüzde.
Çok farklı bir gençlik çıkıyor. Bu gençlik, bütün dünya insanlığının, farkında olmadığı bir gençlik. Bu sadece Türkiye'ye, Müslümanlara has değil, Hristiyan dünyasına da, Budist dünyasına da, Uzak Doğu'ya da, Batı'yı da, Afrika'yı da, Doğu'yu da, Kuzey'i de içine almış. Enteresan bir yapı bu. Bu gençlik, bir şeyin hakikatini aramıyor. Bu gençlik, bir şeyin hikmetini aramıyor. Bu gençlik, cep telefonu kullanır gibi, sayfa attırır gibi attırıyor her şeyi. Çok çabuk eskitiyor her şeyi. Ve bu gençlik, buna bir şey anlatmanız, buna bir şeyi doğrulatmanız, buna bir şeyden örneklemeniz çok zor.
Yani, mesela örnekliyim ben şimdi Türkiye'den. Siz bu gençliğe şimdi siyasi tırnak içerisinde, biz 28 Şubat'ta şöyle eziyetler çektik dediğinizde, dudak büküyor. Neden? Bilmiyor, geçiyor onu. Veya bu gençliğe siz, 60 ihtilalinde şöyle oldu dediğinizde, dudak büküyor, geçiyor onu. Veya hatta, 12 Eylül'de şunlar oldu, bunlar oldu, şöyle oldu dediğinizde, dudak büküyor, geçiyor. 12 Eylül'ü kime anlatacaksınız? Bu gençliği anlatamazsınız. O yüzden siyasiler de bu gençlikle bağ kuramıyorlar. Dini, cemaatler, tarikatlar da bağ kuramıyor. Bunlarla bağ kurma yoluna giren kimseler de aşırı derecede eleştiriliyor.
Yani, şöyle söyleyeyim, dünya üzerinde en genç semazen topluluğu bizde var. Yani, bizdeki tırnak içerisindeki, Türkiye'deki kendilerini Mevlevi gören, veyahut da, kendilerini Mevlana'da otorite gören, kimseler, o gençlikle olan bağımızı çürütmek için, ellerinden gelen bütün haince ve hunharca saldırılarına devam ediyorlar. Ya bir gençlik yakalanmış, yani o gençlikle bağ kurulmuş, o çocuk cep telefonunu bırakmış, internetteki oyunu bırakmış, sokağa bırakmış, işte internet kafeleri bırakmış, gelmiş orada sema edeceğim diye uğraşıyor. Birisi bir şey yakalamış. bu kim olursa olsun, yani, diyanetin, ilahiyatın, milli eğitimin, devletin, ailelerin, bağ kuramadığı, bağ kurmakta zorlandığı, tırnak içerisinde, batılıların, ne diyorlar, Z mi diyorlar, ne, Z topluluğu mu diyorlar, Z gençliği mi diyorlar, Z kuşağı, batılıların Z kuşağı olarak tanımladığı,
o kuşakla bağ kurmuş bir topluluk, ve, o toplulukla bağ kurduğu için, bütün şeytan, deccal ve şeytanlaşmış güçler, onun üzerine yükleniyor. Ve, ilk önce bize söyledikleri şuydu, çocuktan semazen olur. Söyledikleri şuydu, siz kadınları sema ettiriyorsunuz, döndürüyorsunuz, sanki fuhuş yaptırıyoruz biz. Hain insanlar bunlar. Bunlar, nemrut insanlar. Bunlar, iyiyi, doğruyu, güzeli göremeyecek kadar, körleşmiş insanlar. Ve, düşünebiliyor musunuz, bu gençlikle, hiç kimse bağ kuramıyor. Oturup, cumhurbaşkanlıkları, milli eğitim bakanlıkları, diyanet, ilahiyat, imam hatipler, toplumun bütün kurum ve kuruluşları, bu gençlikle nasıl bağ kurulmalı, bu gençlikler nasıl bağı düzenleyebiliriz diye, kafa yoracaklarına, kendilerince, kendi dairesinde, hasbelkader, büyük olmasa dahi, böyle bir bağ kuran, bir topluluğu linç ediyorlar.
Büyükşehir Belediyesi'yle, gazetesiyle, gazetecisiyle, ondan sonra devletiyle, devletin valisiyle, bütün her şeyle, veyahut da tırnak içerisinde, kendisini mevlevi görenler, linç ediyorlar. Ne geçiyor elinize? Bu kuşakla, kim bağ kuruyorsa, buyursun, kursun canım kardeşim. Neden linç ediyorsunuz bağ kuranları? Bakın, o yüzden yeniden, İslamileştirmenin başarısı, siyasal toplumun ortadan kalkmasına, sebebiyet vermez.
Sebep, şeytan ortadan kalkmayacak. Sebep, heva ve hevesine uyanlar ortadan kalkmayacak. Sebep, gaflete düşenler ortadan kalkmayacak. Sebep, fuhuşa düşenler ortadan kalkmayacak. Sebep, devletin, gücünü, kuvvetini, devletteki, hiyerarşisini, kendi, menfaatlerine peşkeş çekecek olan, alçak gönüllüler, hiç eksilmeyecek. Eksilmedi çünkü. Öyle olunca, hiçbir zaman, bu kurumlar, bu kurullar, değerini yitirmeyecek. Yani, düşünebiliyor musunuz? Böyle bir kurul olmuş olsa, bu Z gençliği denilen, bu gençliği yakalamanın yollarını aramaz mı? Arayamıyor. Ve, çocuklar, evlerde, eşcinselliğe hoş bakmaya başlıyorlar.
Bu Z gençlik, kendince, kendi dogmatik, doğrularına bakıyor. onlar YouTube izliyorlar, onlar açıp, hadis okumuyorlar. Onlar YouTuber izliyorlar. YouTuberları izlerken, onların ayetlerle, fazla bir işleri yok. Yani, anne, baba, ne kadar İslami olursa olsun, bu Z gençliği, o gençlik, o kadar İslami değil. Anne, baba, ne kadar milliyetçi olursa olsun, o Z gençlik, o kadar milliyetçi değil. Anne, baba, ne kadar iyi ve güzel solcu olursa olsun, o Z gençlik, o kadar solcu değil. Anne, baba, ne kadar iyi komünist olursa olsun, o Z gençlik, o kadar iyi bir komünist değil. Anne, baba, ne kadar iyi bir Atatürkçü olursa olsun, o Z gençlik, o kadar iyi bir Atatürkçü değil. Anne, baba, ne kadar iyi bir ülkücü olursa olsun, o Z gençlik, o kadar iyi bir ülkücü değil.
O zaman, bu Z gençlik ne? Evet. Buna çaba, buna kafa yormalı insanlar. Yani, düşündüğünüzde, dünya üzerinde, 10 ile 25 yaş arası, bütün hepsinden fazla. Ve bundan 10 yıl sonra, 25 yaşındaki kimse, 35 yaşında olacak, devlet kademelerinde, bir yerde vazife yapacak bu. 45 yaşına geldiğinde, bu gençlik, siyasetçi olacak, bürokrat olacak, bakan olacak.
Ve dünyayı ne bekliyor? eğer bunlar, her şeyi, sanal dünya gibi algılayıp, işte, sadece, cep telefonunda, bir şeyi böyle, işte, geçer gibi, geçecekse, her şeyde, vay dünyanın haline, buna çözüm nasıl bulunacak? Mesela, ben kendi ülkem adına söyleyeyim, Diyanet Teşkilatı oturup, bu Z gençlikle, nasıl irtibat kuracağıyla alakalı, bir çaba sarf ediyor mu, bir kafa yoruyor mu? Veya ilahiyat fakültelerindeki, din psikoloji, öğretim üyeleri, veyahut da hadisçiler, veyahut da tefsirciler, veyahut da fıkıhçılar, bu Z gençlik dediğimiz gençlikle, nasıl irtibat kuracaklar, ne yapacaklar, onlara nasıl bir değerler manzumesi verebiliriz, nasıl bir değerler eğitimi verebiliriz, bu gençlik nereye gidiyor diye, düşünebiliyorlar mı?
Hayır. O zaman düşünemiyorlarsa, ve bunu düşünülecek olan kimseler, lazım ise her daim, İslam her daim bunu düşünmek zorunda, her daim bunu anlatmak zorunda, veyahut da insanları, sanal kafadan çıkarıp, işin hakikatine doğru götürmek zorunda, ve işin hakikatine götürecekse, onu sanal dünyadan çıkartması lazım. E sanal dünyadan çıkaramıyorsanız siz, hatta sanal dünyayı daha da, insanlarda arttırıyorlarsa, sanal yapılanmayı, sanal düşünmeyi, sanal yaşamayı, sanal yemeği, sanal içmeyi, sanal sevmeyi, sanal bir hayat kurguluyorsanız,
insanların önünde siz, ve bunu komple el birliğiyle, Müslümanı gayrimüslimi, teslim olmuş vaziyette, bu sanal dünyaya koşuyorsanız, dünyayı çok iyi şeyler beklemiyor o zaman. O zaman sizin milliyetçiliğinizin bir anlamı kalmayacak, o zaman sizin ülke sınırlarınızın bir anlamı kalmayacak, o zaman sizin dünya, dünya üzerinde bir devletinizin anlamı kalmayacak, o zaman sizin ekonomik sisteminizin bir anlamı kalmayacak, o zaman kapitalist misiniz, komünist misiniz, sosyalist misiniz, işte yok İslam, siyasi, siyasal İslamcı mısınız,
veyahut da işte, hani öyle dediler ya, cihatçı İslam bunlar, ne eline silah almış adam, kendi Müslüman kardeşini öldürüyor, Müslüman kardeşini öldüren kimseyi biz, İslami cihat örgütü olarak görüyoruz. Diyoruz ki, bunlar İslam adına cihat ediyor. Yani Orta Doğu'da bir örgüt kurdular, katliam örgütü, bir tane Yahudi öldürmedi, öldürmesin, bakın bir tane Yahudi öldürmedi, bir tane Amerikan askeri öldürmedi, bir tane İngiliz askeri öldürmedi, kimi öldürdü? La la illallah Muhammeden Resulullah diyenleri öldürdü, biz onu İslami cihat olarak görüyoruz. Neden? Sanalız çünkü, sanal olduğumuzdan. Hiç kimse Kur'an'ın hükmüne bakmıyor ki, hani bir fasık size haber getirdiğinde, siz ona kanmayın, kimse bakmıyor ki. İnternette bir haber varsa doğrudur. Yürü git. Örneğin.
Kimse onu araştırmıyor. Zaten Türkiye'de yalan haberin cezası yok. Twitter var, öyle değil mi? Adam bir telefon numarasından, kaç tane hesap kurabiliyor Salim? Sen ne bilmiyorsun? Kaç tane? E-post hesabıyla sınırsız açar.
Bitti. Ve sınırsız adam açıyor. Bir sürü, ne diyor? Fake hesap mı diyorlar? Fake hesaplar var. Herkes istediğini söylüyor mu? Orada söylüyor. Küfür ediyor. Küfür ediyor ya. Hakaret ediyor. Bunu yapan kim biliyor musunuz? Müslümanlar. Ya hakaret edenleri ben mahkemeye veriyorum ya. Ve mahkemede karşılaşıyoruz. Mahkemede karşılaşıyoruz. Ya işte ben özür dilecektim de, özür dilerim de, şimdi dilemem gerekiyorsa dileğim de. Ya neden hakaret ettin kardeşim? Beni tanıyor musun? Tanımıyorsun. Biliyor musun? Bilmiyorsun. Konuşmuş olduğun bir sohbetten dolayı, doğruyu biliyorsan, yaz altına Kur'an ve sünnet olarak doğrusunu. Bilmiyor ki sanal herkes. Bakın sanal.
İşte bu kuşağı neyle yakalayacağız? Allah bizi affetsin. O yüzden bence bu kurumlar, hani İslami bir dairedeki bir şura ve şuranın altında olunan diğer meclisler, şuralar hiçbir zaman değerlerini yitirmeyecekler. Ve günahı cezayla ortadan kaldırmayı hedeflemez İslam. Böyle bir İslam'ın, bu insan fıtratına aykırı bir şeydir çünkü.
İslam önce nasihat eder. Nasihat eder, nasihat eder, nasihat eder. Biz İslam'ı geliş sürecine baktığımızda böyle olmadığını görürüz. Gerçekten İslami bir toplumun gelişi devletin çöküşünü beraberinde getirecektir. Hayır, İslami bir toplumun gelişi devletin çöküşünü değil, devletin parlamasını, devletin gerçek işlevine dönmesini getirecek. Yani devlet tebaasının aklını korucak, tebaasının dinini korucak, devlet Hristiyan'ın Hristiyanlığını korucak, devlet Yahudi'nin Yahudiliğini korucak, devlet Müslüman'ın Müslümanlığını korucak. Devletin vazifesi bu çünkü, devlet asli vazifesine dönecek. Devlet bütün tebaasının aklını korucak ve devlet tebaasının aklını zayi edecek olan her şeyle savaşacak.
Tebaasıyla savaşmıyor, tebaasının aklını zayi edecek, namusunu zayi edecek, şan ve şerefini zayi edecek her şeyle savaşacak. Ve devlet tebaasının canını korucak, tebaasının canını içeriden ve dışarıdan, canına kastedecek olanların hepsiyle mücadele edecek. Devlet aslında İslamileştiğinde, toplum İslamileştiğinde devlet gerçek işlevini yerine getirmeye çalışacak. Çünkü o zaman egemenlik yalnız Allah'a ait olacaktır ve toplumsal ilişkiler, bireysel erdemlerin ifadesi olacak ve kurumlar tarafından gözetilmeye ihtiyaç duymayacaktır. Az önce söyledim, hepiniz iman etseniz Allah öyle bir topluluk yaratır, onlar isyan eder, tövbe eder, Allah da onların günahlarını affeder. O zaman her daim Kur'an ve sünnetin dışında, her daim heva ve hevesine uymuş olan topluluklar ve şahıslar olacak mı? Evet.
Amaç devlet değil, dine bağlılıktır. Dine bağlılık ise bireysel ibadet ve toplumsal ibadettir. Gene bence bu ulusçuluğu, milletçiliği yok etmez mi? Amaç dine bağlılık da değildir. Amaç İslam'da insan olmaktır. Allah'ı tanımak, Allah'ı bilmektir. Bu insanın kemale ermesidir. Buradaki normalde sadece İslam'ı dine bir bağlılık olarak nitelendirirsek, tam olarak geniş çerçevede almamış oluruz. Mensupları Müslüman ise kendi İslami görevlerini ve dinsel yükümlülüklerini yerine getiriyorlarsa ve İslami yasalara itaatsizlik etmiyorlarsa, İslami biçimde bir hükümet var demektir. Bu doğru değil. Bağlılığın temelleri ve militanın sorumlulukları, cemiyeti İslam'ı Afganistan. Bu böyle söylerken bu tam değil yani. Eksik kalmış bu.
O yüzden mensupları Müslüman ise Müslüman olmayanları ne yapacağız? Medine'de Müslüman olmayan Hristiyanlar vardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onlara ne yaptı? Meseleye bu açıdan, sadece bu açıdan bakamayız. Veya dinsel yükümlülüklerini yerine getiriyorlarsa, getirmeyenler olursa ne yapacağız? O zaman İslami hükümeti yok mu diyeceğiz? Peki, itaatsizlik veya İslami yükümlülükleri tam yerine getirmiyorsak soru işareti. İslamcılara göre İslami toplumun gerçek motoru insan yani mümindir. Bu kişinin gerçek bir mümin, homo istamus olması için siyasal eylem yoluyla eski toplumdan kopmuş olması gerekir. Fakat İslami devletin kurulmasıyla, adalet devletin fiilinden çok dayatmalara gerek kalmadan, kendiliğinden şeriata uyan, nihayet erdeme ulaşmış insanların davranışlarının bileşkesinden doğacaktır.
Toplumsal ilişkiler, bireyler arası yatay ilişkileri indirgenecek, devlet ancak ihlaller söz konusu olursa müdahale edecektir. Bu son kısım, evet. Şimdi baştan başlayalım, itaatsizlik veya İslami yükümlülükleri tam yerine getirmiyorsak ne olacak? İslami bir devlet kuruldu, birileri itaatsizlik yapıyor veya yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Kıymetli dostlar, Bakara ayet 256, dinde zorlama yoktur, doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte ilahları reddeder de Allah'a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir. Buraları benim kendi şahsi görüşüm olarak da görebilirsiniz.
Benim kendi tırnak içerisinde Mustafa Özboğ'un kendisiyle alakalı kendi görüşü. Ben insanların zorla din değiştirmelerine taraftar değilim. Biz hiç kimseyi zorla din değiştiremeyiz. Bir kimse insanları zorla din değiştiremeye çalışıyorsa ona zulmediyordur. Allah zulmedenleri sevmez. O yüzden bir kimse bir kimsenin dinini değiştirmeye çalışması, zorla çalışması, bu noktada çatışması İslami olarak görmüyorum kendimce. Savaş, insanları zorla bir dine sevk etmek, zorla bir dine sokmak içinse ben bunu da zulüm olarak görüyorum. Bunu dünyanın bugünkü düzlemde geldiği nokta olarak görüyorum.
Birileri şimdi bunu eleştirebilirler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir kısım savaşlarına farklı bakmış olabilirler. Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ilk dönemdeki savaşlarını bu minval üzerine görmüyorum. Hani belki de Kur'an ve sünneti temellendirmek, Kur'an ve sünneti sabitlemek için mücadelenin içerisinde bir bölüm savaş da olmuş olabilir. Ama bunun dünyanın bugün geldiği düzlemde din ve vicdan hürriyetinin sağlanması gerektiğine inanıyorum. Hani tırnak içerisinde bizim anayasamızda da var ya işte din ve vicdan hürriyeti. Bunun bir İslam devletinde veya bir İslam topluluğunda sağlanması gerektiğine inanıyorum. Yani bir Hristiyan bir İslam devleti çatısının altında dinini yaşayabilmeli.
Bir Yahudi, Musevi İslam devletinin çatısının altında dinini yaşayabilmeli. Bunun Osmanlı'da güzel örnekleri var. Bakın Osmanlı'da güzel örnekler var. Aynı şekilde de Medine-i Münevvere'de de bunun örnekleri var mı? El cevap var. O zaman İslam güçlü olanların hukukunun tecelli ettiği bir alan olmamalı. İslam ve İslam devleti hak ve hakikatin konuşulduğu, hak ve hakikatin tecelli ettiği bir sistem ve topraklar olmalı.
Öyle olunca Müslüman olmayanlar din ve vicdan hürriyetinden kısıtlanması, din ve vicdan hürriyetlerini icra edememeleri olarak düşünmüyorum. Hatta İslam devletinin çatısının altında veyahut da Müslüman bir tebaanın halkın içerisinde bir Hristiyan, Hristiyanlığını en iyi bir şekilde, en hür, özgür, emin bir şekilde yaşayabilmeli.
Bir Musevi bunu en iyi bir şekilde yaşayabilmeli diye düşünüyorum. Hatta İslam'ın kendi içerisindeki bir Sufi, kendi içerisindeki bir fıkıhçı veya bir hadisçi veya bir tefsirci, ekol olarak bunların dahi tırnak içerisinde İslam devletinin ve İslam topluluğunun içerisinde hür ve özgür bir şekilde yaşamaları gerektiğine inanıyorum. O yüzden hiç kimsenin bireysel, evrensel İslam hukuku dairesinde hak ve hukukunun çiğnenmeden bir hayatın yaşanması gerektiğine inanıyorum. Buna küçük bir örnek verebilirim. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Medine-i Münevveri'deki Necranlı Hristiyanlar gelip onunla din tartışması yapmışlardı. Hatta dediler ki bu beni çok etkiler derinden.
Hatta dediler ki biz ibadet etmek istiyoruz, bize ibadet edecek bir yer göster. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri onlara Mescid-i Nebevi'de ibadet edebileceklerini söylemişlerdi. Ve Mescid-i Nebevi'nin kapısını açmıştı onlara. Bir Müslüman ibadethanesi, bütün dinlerin yoksa eğer orada ibadethaneleri, bütün dini mensupların orada ibadet edebileceği bir ibadethane olması gerektiğine inanıyorum. Yani diyelim ki Bursa'da bir Hristiyan kimsenin ibadet edeceği bir kilisesi yok ise diyanet onlara bir cami gösterip siz de pazar günleri burada ayinlerinizi yapabilirsiniz diyebilmeli. Bu size çok uç bir örnekmiş gibi gelebilir. Ama ben hayal ettim İslam toplumu ve devleti böyle. Bütün inananların özgür bir şekilde ibadet ettikleri, özgür bir şekilde inançlarını yaşadıkları, din ve vicdan hürriyetinin özgür bir şekilde konuşulduğu ve yaşandığı bir toplum olarak hayal ediyorum.
O yüzden toplumu ilgilendiren haramlar istisna, toplumu ilgilendiren haramlar ne? Bir meyhanenin açılması, bir genel evinin açılması, açıktan fuhuşun devam etmesi gibi. Ama toplumu ilgilendirmiyorsa, bireylerin kendi hukukları, kendi daireleri içerisinde olan bir şeye zaten İslam hükmetmiyor. Ona nasihat ediyor, ona ceza vermiyor. Hani birisi gelir, Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerine der ki, Ya emirel müminin, filanca evinde içki içiyor deyince, ne yapayım ben insanların evini mi gözetleyeyim der. Böyle olunca demek ki, İslam insanların kendi evlerinin içerisinde yapmış olduğu haramlara ceza vermiyor. Cezalandıramıyor onu. Sebep, o kimsenin çünkü özel dairesi, özel hukuku veyahut da hiçbir dönemde görülmemiştir bu.
Bir kimse namazı kasten terk etti diye öldürülmemiştir hiç. Benim arzu ettiğim İslam devletinde, benim hayal ettiğim İslam devletinde, insanlar namaz kılmaları için kırbaçlanmadığı, tipçiklenmediği bir İslam devlet modeli. Bu böyle, veyahut da işte, oruç tutmadı diye halkın içerisinde tazir edilmeyen, oruç tutmadı diye halkın içerisinde ötelenmeyen, oruç tutmadı diye dövülmeyen bir İslam devlet ve toplum modeli.
Yani empati yapabilen, hastadır, rahatsızdır, şekerlidir, kalp hastası vardır, kadınsa muayyen zamanı vardır, çelimsizdir, kuvvetsizdir, seferidir. Yani empati yaparaktan dini olgulara bakan bir İslam devleti. Ama öyle bir İslam devleti ve topluluğu ki, bir Hristiyanın hak ve hukukunun, bir Müslümanın hak ve hukukundan aşağı olmadığı, bir Musevinin hak ve hukukunun, bir Müslümandan aşağı olmadığı bir İslam toplumu ve devleti.
Böyle olunca o zaman dinde zorlama yokturun, ayeti kerimesinin tecelli edeceğine inanıyorum. Yani kıymetli dostlar, yani kimi siz kılıç zoruyla din değiştirebilirsiniz ki? Siz hele bu zamanda, bakın, Z kuşağı diye az önce isimlendirdiğimiz, adlandırdığımız bir kuşağı, siz zorla İslam anlatabilir misiniz? Onlara zorla Hristiyanlık anlatabilir misiniz? Onlara zorla bir Musevilik anlatabilir misiniz? Anlatamazsınız. Yaptıramazsınız da. Kime zorla namaz kıldırabilirsiniz? Arkanızda döndüğünüzde kılmaz. Veya şekil olarak namaza durmuş gibi görünse ama hiçbir şey okumasa, rüku secde yapsa, aldatsa kocasını, babasını, ne diyeceksiniz ona?
Dinde zorlama yoktur, ayeti kerimesini. Bence yeniden tefsir etmekte fayda var. Kur'an, bu dinde zorlama yoktur, ayetini düşündükçe, tefekkür ettikçe, Kur'an'ın ilahi bir kitap olduğunu, gerçekten Kur'an'ın kıyamete kadar hitap edeceğine imanım artıyor. Bakın imanım artıyor. Ve böyle imanım artıyor sözü olmadığı kemale eriyor, öyle diyelim. Daha da olgunlaşıyor. Bu olgunlaşmanın sınırı yok çünkü. Şuraya kadar olgunlaşır diye bir şey yok. Ve siz bu 10 ile 25 yaş arasındaki insanlara zorla bir şey yaptıracaksınız. Bu mümkün değil. Bu 10 ile 25 yaş arasındaki insanları böyle tarafkir yapacaksınız.
Bu mümkün değil. Bu mümkün değil. Bu 10 ile 25 yaş, 28-30 yaş arasındaki insanlar öyle söyleyeyim. Hükümetler değiştirir. Sistem değiştirir. Yani çünkü hakikat değil, algı üzerine yürüyorlar. Hakikat üzerine yürümüyorlar. Bir cübbelinin bir sohbetini atmıştı bir kardeş böyle. İşte bilmem kim, bilmem kaç sefer tıklandı mı? Öyle işte bir şey ama siz o kadar beni tıklamıyorsunuz mu gibisinden. O minvalde bir şeydi şimdi hatırladığım kadarıyla. Evet. Yani bu böyle bir şey.
Yani geçen bir soru vardı. Eşcinsel neymiş o? Murat mı? Ne? Murat Öğünç. Ha evet. Onunla alakalı soru vardı. Hani cennetlik mi? Cehennemlik mi? Hani yaptığı böyle iyilikler var diye. Örneğin yani bir Murat Öğünç. Medyada konuşuluyor. O sanal dünyanın içerisinde bir değer o. Siz ne kadar değer görürsünüz, görmezsiniz bu ayrı bir şey.
Ama bir değer mi? Değer mi? Yani işte haber konusu adam mı? İşte adam mı diyelim? Adam dersek hakaret mi olur? Hani ne dememiz gerekir? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama yani bu böyle bu kuşak farklı bir şey. Yani bu kuşak anneyi dinlemiyor. Anneyi demoda görüyor. Bu kuşak babayı dinlemiyor. Babayı demoda görüyor. Bu kuşak örneğin işte öğretmeni dinlemiyor. Öğretmeni demoda görüyor. Yani çünkü bağ kuramıyor anneler, babalar, öğretmenler. Yani örneğin Türkiye'de milli eğitim bunlarla bağ kuramıyor. Türkiye'de benim tespitim bunlar. Diyanet bu Z kuşağı ile bağ kuramıyor. Diyanet ilahiyat hiç kuramıyor zaten.
Yani bağ kurmak için eşcinsel olmamıza gerek yok. Öyle bir şey de düşünmeyin. Ama bağ kuramıyor. Baktığım zaman ben örneğin işte geçen sene Sırbistan, ondan sonra Bosna, Bulgaristan, Karadağ böyle bir seyahat etmiştik. Orada sohbetler ettik, zikirler yaptık, nasihatler ettik. Yani öyle bir gezi değildi. Oradaki İslam topluluklarına baktığımda da yani hemen hemen aynı şeyleri gördüm. Farklı bir şey görmedim. Hani örneğin beni hep böyle derinden yaralar. Yani Bosna daha yakın tarihte savaş görmüş, katliam görmüş, evler bombalanmış, camiler bombalanmış. Ve apartmanlarda, evlerde roket delikleri duruyor, roket izleri duruyor.
Ama veyahut da işte camiler yıkılmış, yeniden camiler yapacağız diye uğraşıyorlar. İşte Banuluka'ya gittik. Yani bir Osmanlı şehriyken şimdi sırf şehri olmuş, icret etmiş, göç etmek zorunda kalmış Müslümanlar. Ve orada işte bilmem kaç tane camiden bilmem kaç tane cami kalmış. Ve orada böyle canhıraş çaba gösteren bir oradaki mühteefendi böyle uçta vasife yapıyor. Yani baktığınızda onun yanında saf tutasınız geliyor. Orada kalıp orada mücadele edesiniz geliyor. Ama oradaki Müslümanlar bundan büyük uzak. Enteresan bir şey. Bu kuşak farklı. Öyle olunca, hani siz o kuşağı zorla bir şey yaptıramazsınız ki. O zaman, yani yeniden iştahata ihtiyaç var. Yeniden bakılmalı meselelere.
Allah, ben öyle anlıyorum. Yani o yüzden, hani İslam bir cezai müyedisi varsa, devlet orada işe girişir. Hırsızlık gibi. Veyahut da eşcinsellik gibi. Veyahut da fuhuş gibi. Veyahut da açıktan faizcilik yapmak gibi. Veyahut da açıktan ihtikar etmek. Yani malı böyle bir kenarda depolamak gibi. Veyahut da bürokrasinin, veyahut da seçilmiş kimselerin kendine maddi menfaatler kendilerine yapması gibi.
Yani orada devlet devreye girer. Yani sosyal hayatı, ahlaki hayatı, böyle bir zora sokacak şeylerde devlet harekete geçmeli. Bence öyle olmalı. Yoksa zorla bir şey yaptıramazsınız hiç kimseye. Bu insanlar arası ilişkiler şeriatın ta kendisidir. Şeriat artık geleneksel kadıların pratiğinde olduğu gibi, basit bir talimatlar toplumu değildir. Toplamı değildir. Öncelikle Allah korkusuyla hareket eden, Allah'ın kulu olan bir bütünün farklılaşmış ifadesi haline gelmiştir. İslam'da ilk günah kuramı olmadığı için insan, Allah'ın hükümranlığını yeryüzünde gerçekleştirebilir. Sorun ne devlet ne de demokrasi sorunudur. Düşünce ayrılıkları inkar edilmez ama ideal uzlaşma ideali olarak kalır.
Bunun için düşünsel tartışma kişiler, bireyler arasında kalmalı ve farklı partiler tarafından temsil edilmemelidir. Esposito, Vosius of Resurgent Islam, Oxford 1983. Yani normalde ben İslam'ın siyasi bir parti tarafından veya siyasi partiler tarafından temsil edilmesine karşı bir kimseyim. İnsanlar herhangi bir dine mensup olabilirler, Müslüman da olabilirler.
Ama bu dini mensubiyetlerini partiyle özdeşleştirmemeliler. Benim düşüncem bu. Bunun çünkü ileriye yönelik çok böyle acı tecelliyatları oluyor ve olacak da. Bunu tırnak içerisinde Mısır'da, Cezayir'de, Fas'ta, Tunus'ta ve Türkiye'de bunun acılarını gördük. Ben gördük, ben gördüm yakın tarihte.
Çünkü partilerin, siyasi partilerin hataları, kusurları, heva ve heveslerine uymaları, gaflete düşmeleri, maddi menfaatin peşine düşmeleri, İslam'la özdeşleşiyor. İslam'la özdeşleşince, İslam'ı nasihat eden, anlatmaya çalışan, insanlara bunu anlatmak için vazifeyi üzerine alan kimseler çok zorlanıyorlar. Biz çok zorlanıyoruz açıkça. Çünkü bu kendince bütün İslami değerlere sahip ve İslam devleti kurmak için yola çıkmış olan tırnak içerisinde İslami siyasi partilerin mensupları, belli yerlere, iktidarın bir kuyruğundan tutmak gibi, bir belediyenin bir tarafından tutmak gibi bir yerlere geldiklerinde ne yazık ki gözlerini maddi menfaatlere dikiyorlar.
Kalpleri o tarafa kayıyor. Kayınca'da yine tırnak içerisinde faturayı Müslümanlar çekiyor. Çilesini Müslümanlar çekiyor. Bu cemaatler de bunu yapıyor. Siyasi parti teşkilatları da bunu yapıyor. Bu ne yazık ki çok acı sonuçları çıkıyor bunun. Bir topluluk kendince bir şey yapıyor. Biz ona iştahatta hata yaptılar diyemiyoruz. Göz açık açık suç istiyorlar. Açık açık maddi menfaatler peşinde koşuyorlar. Açık açık kendi etraflarına, kendi yandaşlarına, devletin veya belediyelerin veya cemaatin değişik maddi olanaklarını peşkeş çekiyorlar. Böyle olunca da bizim İslam'ı anlatma, yaşatma gayretimize ne yazık ki inkıtaya uğratıyorlar.
İnkıtaya uğruyor. Siz insanlara bir şey anlatırken bu benim ilk sufilimim, ilk sufilik yıllarımda hala da bu vardır. Bunu açık açık söylemekte fayda var. Özür dilerim. Biz dini anlatmaya çalışıyoruz, sufiliği anlatmaya çalışıyoruz.
Onlar bizden şunu bekliyorlar. Ne zaman para isteyecek? Veya bizden yatacak yer mi arayacak? Bizden bir şey mi talep edecek? Ben bununla karşılaştığımda şaşırmıştım ilk önce. Dedim ki ya nasıl böyle bir şey bekliyorlar? Hani işte ne zaman ne isteyeceksin? Ne zaman ne talep edeceksin? Bunu bekliyorlar insanlar. Hatta ben diyorum ki, 33 yıldan beri bunu bekleyenler var. Zaman zaman mesela gelirler, işte bulunduğum yerde sorarlar, soruştururlar. Soruştururlar para topluyor mu, toplamıyor mu, toplamıyorsa bu değirmenin suyu nereden geliyor? Nereden bu masraflar oluyor? Nereden bunlar karşılaşıyor? Haydi öbür taraftan gazeteci çıkar, der ki işte Osman Gazi Belediyesi buna bakıyor, besliyor der.
Ben buradan derim ki git Osman Gazi Belediyesi'ne sor, bir kuruş almışım mı kendi şahsım adına veyahut da benim kurucu mütevelli olduğum tasavvuf vakfı adına bir şey alınmış mı? İşte gidip sormazlar da, sorsalar veya da soruyorlardır, bir şey almadığımız çıkar meydana ama durmaz insanlar. Sebep, çünkü kendileri gibi görürler. İsteyen, dilenen, maddi menfaat sağlayan, istismar eden kimse olarak görmek isterler. Hatta sufileri, zayıf, güçsüz, kimliksiz, kişiliksiz, dilenen, işte önüne gelenden ekmek yemek isteyen, önüne gelenden yatacak yer isteyen, önüne gelenden ya arabayla beni şuraya götürür müsün diyen bir portre beklerler. Böyle şunu beklemezler, özgüveni olan, Allah'a iman etmiş, Resulullah'a iman etmiş, hiç kimseden hiçbir şey istemeyen, hiç kimseye minnet etmeyen bir kimse görmek istemezler.
Onu hemen kibirli görürler. Sebep, hep isteyen müftü, isteyen imam, isteyen şeyh, isteyen derviş, isteyen cemaat ehli hoca, isteyen bir topluluk olarak görmüşler hep herkesi. İşte bu normalde veya aynı şekilde siyasi partiler de öyle olmuş. Tırnak içerisinde kendilerini siyasi bir İslam partisi olarak görmüşler. Ve istemişler onlar da. Ve herkes el birliği ile 150-200 yıldan beri dini istismar etmişler. Kendi maddi menfaatleri için. O kimse kendisine dergah yaptırmış. Milletten toplamış parayı dergah yapıyoruz demiş. İşte üstüne ev yaptırmış, altına dergah yaptırmış. Öbürkü demiş ki, biz tekke yaptırıyoruz. Pamuk eller cebe. Soruyorum, bu tekkenin tapusu kime ait?
Şeyh Efendi'ye ait. Öldü, kime kalacak? Oğluna, kızına, uşağına kalacak. Çocuklarına kalacak. E siz oraya para yardım ettiniz. Bu paraları kim verecek geriye? E kimse vermeyecek. Veyahut da ne yaptınız? İşte örneğin, cemaat adına Kur'an kursu yaptık. Tapusu kimin üzerine? Filanca Hacı abinin üzerine. Öldü? Öldü canım kardeşim. İşte filancaya kaldı. Veyahut bunu örnekliyorum bazen. Bunu örnekliyorum. Mesela, Kanal 7 kurulurken kim tarafından kuruldu? Milli Görüşçüler tarafından kuruldu. Erbakan Hoca tarafından kuruldu. Bunu böyle biliyor muyuz? Evet. O zaman içinde parası, bu Milli Selamet Partisi veya Refah Partisi zamanında partililerden mi toplandı?
Evet. Şimdi kimin adına çalışıyor? TGRT. Cemaat adına mı toplandı? Evet. Kim? Neydi? Enver Ören cemaatı. İyi. Mücahit Ören sattı. TGRT'nin hissenin alanı büyük bir kısmı FOX'a. Parayı ne yaptı? Ben canlı şahidim. O zaman ben tekstil, iplikçilik yapıyorum. Yeni Gökçen'deyim. Dükkan dükkan dolaşıyorlardı. Sizin de bir payınız olsun. İslami bir televizyon kuruluyor. Bu İslami televizyonda dini yayınlar olacak. İşte din adamları, din alimleri çıkacak. Orada sohbetler edecekler. İşte yardım edin.
İnsanlar yardım ediyorlardı. Açık konuşayım. Herkes çek veriyordu, para veriyordu, topluyorlardı. Satıldı. Kimin eline geçti şimdi? Amerika'nın FOX'un eline geçti. Paraları Müslümanlara dağıttılar mı? Hayır. Kanal 7, sahipleri değişti mi? Değişti. Şimdi Milli Görüş'ün kanalı mı? Değil. Paralarını Milli Görüşçülere dağıttılar mı? Hayır. Bakın bu tip problemler var. Yani o yüzden partiler, cemaatler, tarikatlar, topluluklar İslam'ı temsil etmezler. Ve hiçbir topluluk kendisini İslami temsilci gibi görmemeli. Kendisini İslami bir, İslam'dan sorumlu bir topluluk olarak görmemeli, atfetmemeli.
Öyle olursa sıkıntı fazla. Öyle olursa sıkıntı çok. Allah muhafaza eylesin. Ben o yüzden İslami bir partinin, bir cemaatin, bir tarikatın, bir topluluğun, bir hizmin temsil edebileceği bir inanç sistem olarak görmüyorum. Belki de bütün her şey ona hizmet edebilir ama hiçbir şey onu temsil edemez. Bakın hiçbir şey. Peygamberine dahi bir hukuk koyma yetkisi oluşmamış bir din. Çünkü peygamberin üzerinden dahi hukuk koyarken o heva ve hevesinden konuşmadı, benim emrimi yerine getirdi diyen bir dini temsil edecek olan ne bir devlet, ne bir siyasi bir parti, ne bir cemaat, ne bir tarikat, ne de bir birey, bir şahıs olabilir. Burada büyük bir yanılgı var.
Allah muhafaza eylesin. Benim görüşüm bu. Bunu normalde kabul etmeyebilirler insanlar. Garip olan siyasetin öneminden yola çıkan İslamcıların bu noktada ulemanın kabullendiği siyasetin özerk alanını, yani şeriatın öngörmediği konularda devletin pozitif bir hukuk geliştirme olasılığını reddedebilmeleridir. Tevhidi bir toplumda tazir ve kanuna yer yoktur. Haşimi, Misaki, Han dergisi. Evet o tevhidi bir topluluğa ulaşıncaya kadar ne yazık ki tazir de kanun da lazım. Ama ne zaman ki o topluluk tevhidi bir topluluk oldu, kabul ediyorum. O zaman için taziri ve hukuka da ihtiyaç kalmaz. Ama yine onun orada durması gerekir mi? Evet. Bu akşam bitirivereyim artık ben bunu ya.
İnşallah. Bu böyle, madem ki bu noktaya kadar geldik. Evet. M-Ark'ın din dışı tarih siyasal mücadelede silahlı eyleme bağlılıkları bilinen Müslüman kardeşlerde özellikle açıkça mevcuttur. Konu çok uzadı ama bir parantez açalım. En uç tecrübe tabii ki cihattır. Bu İslamcılara göre, komünistlere Afganistan, Siyonistlere Filistin'e karşı, radikal İslamcılara görece de dinden çıkanlara ve kafirlere karşı silahlı mücadeledir. Fakat ünlemişler, cihat konusundaki literatür, hedeften çok ki bu hedefi İslam'ın devlet kurmak, mistik boyutun hayatı feda etmek altını çizer. Cihat'ın dinin beş temel direğinden biri olması, radikal İslamcılığı rahatsız eder.
Bunlardan Mısırlı, Fereç, cihatın altıncı ha mevcut ve şart sayar. P.C.A.R.I. Paris 1986 Okuduğum metinde hata yapmış olabilirim diye, çünkü alıntı yapıyorum oradan, asıl metni açmak istedim. Fakat cihat konusundaki literatür, hedeften çok ki bu hedefi İslam devleti kurmak, mistik boyutun hayatı, parantez içerisinde hayatı feda etmek altını çizer.
Cihat'ın dinin beş temel direğinden biri olmaması, hata yaptım oradan anladım çünkü. Beş temel direğinden biri olmaması, radikal İslamcıları rahatsız eder. Bunlardan Mısırlı, Fereç, cihatın altıncı, altıncıya mevcut şart sayar. Hadim, burayı anlayamadım tamamen, şart sayar. P.C.A.R.I. Paris 1986 Şimdi Mısır'daki veya Filistin'deki oluşumlar veyahut Kuzey Afrika'daki oluşumlar ne yazık ki böyle dışarıdan bakılaraktan zor anlaşılabilir şeylerdir. Şimdi Osmanlı'dan sonra Osmanlı'nın parçalanması, emperyalistler tarafından birçok devlet çıkarılması ve bütün kurulan devletler İslam'dan, İslami kaidelerden ve hukuktan uzak bir devlet yapılanması.
Yani düşünebiliyor musunuz? Mısır Müslüman ama Mısır'daki devlet Müslüman değil. Veyahut da Cezayir Müslüman, devlet yapılanması Müslüman değil. Veya Fas Müslüman ama devlet yapılanması Müslüman değil. Suriye Müslüman, devlet yapılanması Müslüman değil. Veyahut da Ürdün Müslüman, devlet yapılanması Müslüman değil. Veya Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Afganistan, Pakistan ve Türkiye hepsi de Müslüman ama devlet yapılanması Müslüman değil. Oradaki Müslümanlar bir de baskı altındalar, zulüm altındadılar. Hani dedim ya şimdi Z kuşağı bunu bilmez diye. Yani düşünebiliyor musunuz? Bir kimse kendi ülkesinde kendi dinini yaşamaya çalışırken zulme uğruyor. Yani üniversitelerde başörtüsüyle üniversiteye girmek isteyen öğrenci üniversiteye giremiyor. Mini etekli bir kız üniversiteye giriyor, başörtülü bir kız üniversiteye giremiyor.
Ve onu radikalleştiriyor sistem. Radikalleştirip onu biçmek istiyor. Veyahut da işte ben bunu bizatihi yaşayan bir kimseyim. 9 Eylül İzmir 9 Eylül Üniversitesi'nde 9 Eylül Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi'nin dekanında, dekanın odasında oturuyorum. Dekanın odasında. Buna bizatihi şahidim. Ve dekanın odasına gelen bir kız çocuğu İlahiyat Fakültesi'nde perukla geldi. Başörtüsü yasağı var o zaman için. Siz şimdi bunu layıklık adına, veyahut da devleti koruma adına, veyahut da devletin dindarlaşmaması adına bunu yapıyorsanız, oradaki Müslümanlar farklı iştihatler arayacak kendilerince. Ve Müslümanlar zaten dinlerini de tam olarak öğrenemiyorlar. Dinlerini de tam olarak öğrenemiyorlarsa, orada değişik aksaklıklar ve noksanlıklar çıkması, farklı fetvalar çıkması muhal.
Yani bir, şöyle düşünün, bir Filistinli toprakları işgale uğramış, evleri yıkılıyor. Dünya buna seyirci. Herkes seyirci. O Filistinli yapabileceği son noktaya kadar yapmaya çalışıyor. Ve o bir bombalı intihar eylemcisi olmasına biz dışarıdan bakıyoruz. Bu günah işledik, bu küfür diyoruz. Ama Filistinli yaşadınız mı? Yaşamadınız. Eşinize, gözünüz gibi baktığınız kızınıza tecavüz edilse ne yaparsınız? Bunlar tırnak içerisinde, yani yöresel baskıların veyahut da belirli devlet sınırlarında Müslümanlara yapılan baskıların, zulümlerin neticesinde çıkan şeyler. Bugün cihada bakış açımızı nasıl değiştiririz?
Afganistan'daki bir Müslüman ne yapmalıydı? Rusya gelip işgal edince, Afganistan'daki Müslümanlar ne yapmalıydı? Onları konfetiyle mi karşılamalıydı? Irak'taki Müslüman ne yapmalı? Batılıları konfetiyle mi karşılamalıydı? Suriye'deki Müslümanlar ne yapmalıydı? Batılıları konfetiyle mi karşılamalıydılar? Sıkıntı burada. Yani ne yapacak şimdi Mısır'daki Müslüman kardeşler komple örgüt olarak? Haksız, mesnetsiz, adaletsiz bir şekilde asılıyorlar. Mursi mahkeme salonunda öldü.
Ders verir gibisine. O yüzden yani bu cihadla alakalı mesele farklı konuda, farklı düzlemde yeniden tartışılması lazım. Ama olumsaldır ve tümüyle Allah tarafından yönetilen selamete ulaşma tarihine tabi kılınmıştır diye yazar. İslamcılara göre günümüzün sözde Müslüman toplulukları vahiyden önce içinde bulundukları cahiliye dönemine geri dönmüşlerdir. Peygamberin ve dört halifenin dönemleri dışında hiçbir zaman İslami bir devlet ya da İslami bir toplum olmamıştır. Bundan dolayıdır ki tarih bir anlam taşımaktan ya da bir modernliğin çıkış süreci olmaktan uzaktır. Bir parantezden bir kayıptan başka bir şey değildir. Ve yeni bir İslami toplumun gelişi ile birlikte geçersiz kılınacaktır.
Yeni bir İslami toplum soru işareti, yazar devam ediyor. Yaklaşık on dört yüz yıldan beri bu parantezin arasına sıkışmaları açıkça söylemek gerekirse, İslami kültürü, edebiyat, felsefe, tasavvuf, İslam'ın kültürü de bir kenara atmak gerekecektir. Çünkü son adil halife, Hz. Ali'nin ölümünden beri olup bitenler, bir gerilemeden ve geriye dönüş çağrıların, örneğin İbni Teymiye'nin eserleri dışında cehalete gömülüşten başka bir şey değildir.
Tarih bir paradigmadır. Paradigmalar ve anekdotlar deposundan başka bir şey değildir. Bu arada düşüş, daha doğrusu dört halifeyi izleyen yeniden düşüş anlaşılmaz kalmaktadır. Allah kendi cemaatinin bu gerileşine neden izin vermiş olsun soru işareti, Oliver Roy, siyasal İslam iflazı, bu yazıdaki her şey alıntıdır. Evet, bunların büyük bir çoğunluğuna katılıyorum. O yüzden dört halifeyi arasın, bugüne kadar olan aradaki hiçbir devlet kuruluşunu ve kurumunu İslam olarak görmüyorum. O yüzden görmüyorum. Evet, Müslüman toplum dört halife devrinden çok geri, çok çok geri. Ve ne yazık ki Müslüman toplum, Kur'an, sünnet ve dört halife dönemine bakaraktan kendisini yenileyememiş, kendisini ileriye götürememiş, kendisini tazileyememiş bir topluluk.
Bu demek değildir ki Kur'an ve sünnet hata var, hata Müslümanlarda. Ve hata Müslümanların kendi içlerinde, kendi özlerine dönmeyip, Kur'an ve sünneti yeniden analiz edip, yeniden iştihat edememelerinden ve yeni iştihatlara kapı aralayamamalarından. Bu konuda cesaretli değiller, cesaretli olanları da kendileri taşlıyorlar zaten. Burası da işin acı tarafı. Çok güzel bir soru dizisiydi. Ben çok faydalandığıma inanıyorum. Beni yeniden böyle tazelememe, yeniden kendimce tazelenmeme vesile oldu. Meseleleri yeniden analiz etmeme vesile oldu. O yüzden soruyu hazırlayan Hakan Kardeş'e teşekkür ediyorum. Sizleriniz de sabrınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
Allah izin verirse inşallah, bu akşam öyle bir bitirmeye niyetlenmiştim. Önümüzdeki cumartesi, Allah izin verirsin. Yine bu korona yasakları devam ederse, mesneviden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İnşallah, Rahman. Cumartesi günü, Allah'tan bir şey gelmezse, yeniden mesnevi okumaya başlayacağız. Allah'ın izniyle inşallah. Şimdi perşembe günden kalan sorular vardı. O sorulardan inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah bitirebildiğimiz yere kadar bitireceğiz. Saat de 12 olmuş zaten. İnşallah gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz. Rabbim inşallah nasip edersen. Selamünaleyküm, oğlum 26 yaşında. Hemen evlendirmek istiyoruz.
Fakat işi yok. Her yere başvuru yaptı. Torpül olmadan olmuyor. İşi olmadan evlendirmemiz mi gerekiyor? Akşehir'den sevgi ve selamlarımla. Benim dervişliğimin yeni başlangıcında benim meşhur bir sözüm vardı. Önce iş, önce eş, sonra iş diyordum ben. Önce eş, sonra iş. Neden? Çünkü eşi olmayan bir kimse neden iş arasın ki? Bir de bugünkü toplum, hani bu dediğimiz Z kuşağının içerisindekiler, kendilerince, kendilerine göre bir iş algısı oluşturuyorlar. Yani onlar böyle işte cep telefonlarına karışılmayacak, ona uygun iş yok, ona göre iş yok. Bir de herkes okudu, herkes üniversite mezunu oldu. Ben üniversite mezunuyum, böyle bir işte mi çalışacağım?
Ben üniversite mezunuyum, böyle bir iş mi yapacağım? Hatta iki üniversite bitiriyor. Ne iş yapacak? Git şeyde, pazarda limon sat kardeşim, maydanoz sat. Yani bir insan evine, bir erkek evine ve eşine bakabilecek muktedirlikte olmalı. Çalışmalı, gayret etmeli. O yüzden ben iş bulamadığı, buna katılanlardan değilim. Selamun Aleyküm, ben Hazal, 15 yaşındayım.
Geçen sene bayramda elinizi öpmeye gelmiştim. Teyzemle, teyzem sizin dervişiniz. Annem başka yerden dersti. Benim rüyamda nereyi kimi görürsem oradan ders alacağım diye uyudum. Sonra rüyamda başka zikir çekiyordum. Sizin dervişiniz olan teyzem bana dedi ki, La ilahe illallah, zikri çekeceksin dedi. Biz Esenyurt'ta hep birlikte sizi dinliyoruz. Dayımlar da teyzem Fatma'yla. Ne yapmalıyım, bana dua eder misiniz? Allah yardımcın olsun, tevhide devam et La ilahe illallah. Cumartesi günü yapılacak LGS. Evet, bugün LGS vardı. Allah çocuklara yardım etsin inşallah. Selamun Aleyküm.
Dinde kadının korunma yöntemlerini kullanmasının yeri nedir? Dinde korunma yöntemi var mıdır? Normalde bununla alakalı hadis-i şerif var. Azille alakalı hadis-i şerifler var. Azille alakalı bu korunma mümkün mü? Evet, ama kadının buna müsaade etmesi lazım. Çünkü meni kadının hakkı olmuş oluyor. Ama İslam gebelikten önce korunmaya müsaade etmiş. O yüzden değişik korunma yöntemleri bulabilir insanlar. Selamun Aleyküm. Bir bekar bir bayan cinsel organın iç kısmında, iç dudaklar denen kısmında sarkmalar var ise bu durum evliliğe, cinselliğe etkiler mi? Evlenmeden önce estetik ameliyat olması gerekir mi?
Nasıl yapması uygun olur? Bu eğer fıtratın dışında bir sarkmaysa, evet bunu estetik yapılabilir. Bu evlenmeye engel olmasa dahi evlilikte problem olabilir. O yüzden bu konuda estetik yaptırılabilir. Mastürbasyon yapan ancak daha sonra tövbe edip bırakan bir kimsenin evlendiğinde cinsel hayatını bu durum olumsuz etkiler mi? Bu konuda böyle saplantı haline gelmezse olumsuzluk olacağına inanmıyorum. Ama saplantı haline gelirse sıkıntı olur. Selamun Aleyküm. Cimaya başlamadan önce yapılması gereken bir dua var mı? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'e Eyyüzü Besmele çekerdi.
O yüzden Eyyüzü Besmele çekerekten başlamak sünneti. 13 senedir evliyim bu zaman zarfında işim sürekli çocukları yatağımızda yatmalarını istiyor. Bir bayan olarak bundan rahatsız olduğumu defalarca söyledim. Çocuklarımla da konuştum fakat etkili olamadım. Bazen ayrı odada yatıyorum bu konuda ne yapmalıyım. Çocukların anne ve babalarının yataklarında yatmaları doğru değil. Hatta bazı eşler hangisi olursa olsun bunu sürdürmeye çalışıyorlar. Ama kadın ama erkek hakkaniyete giriyorlar. Hadi yeni doğduğunda çocuk emiyordur. Anne belki de zor gelebilir kalkıp emzirmesi işte farklı bir yerdeyse. Çocuk emerken bunu belki de, belki de diyorum.
Olumlu görebilir bir kimsenin böyle zorluktan dolayı. Ama bu devam ediyorsa bu doğru değil. Ne kadının ne erkeğin bunu yapmaya hakkı yok. Selamun Aleyküm. Üç talak boşama erkeğe mi aittir? Bir kadın kocasını dinen boşayabilir mi? Nasıl? Kadın eğer nikah esnasında kendisi de boşama hak kalırsa, kadın da üç talak boşayabilir. Veyahut da erkek ona hürsün, boşayacaksan şimdi boşa dediğinde, o esnada kadın da üç talak onu boşayabilir. Selamun Aleyküm.
Evliliğe maddi olarak imkanı olmayanlar hakkında bir hüküm var mı? Onlar da bu konuda günah işlemiş oluyorlar mı? Yani bir kimse evliliğe fizik olarak muktedir ise, parası olmasa dahi evlenmek için mücadele edecek. 21 yaşında bir kızım evlilik konuşması yapılırken cinsel konusu nasıl konuşulmalıdır? Kendi açımdan o gün geldiğinde bu konuyu konuşmaya utanırım gibi düşünüyorum.
Yok makul şartlarda konuşulabilir. Bu konuda bir isteğim var ise, bunda bir sıkıntı yok. Konuşulmayacak bir konu değil. O yüzden şimdi var mı yok mu bilmiyorum. Hala da basılıyordur belki de. Ben yeni böyle İslam'la tanıştığımda şey vardı, Ali Rıza Demircan'ın şeyi vardı, İslam'da Cinsel Hayat diye bir kitabı vardı. Tek çifti o zaman böyle. Herkesin elden ele dolaşıyordu o kitap. Oradan okuyabilirsiniz. Veyahut da cinsellikle alakalı, Buhari'de, Müslim'de, Tirmizi'de, Ebu Davut'ta veyahut da fıkıh kitaplarının nikah bölümlerinde, hadisleri ve fetvalara bakabilirsiniz. Bu konuda kadınlar da, erkekler de haklarını öğrenebilirler. Selamun Aleyküm.
Benim küçük bir kız çocuğum var. İki aylık. Arkadaşlarım merak ediyor. Fotoğrafını istiyorlar. İçimden gelmiyor. Atmak göndermem de bir beis var mı? Karar sizin. Bu noktalarda böyle şeylere hiç karışmayız. Bunlar geçen haftadan sorular. Selamun Aleyküm.
Hayırlı geceler. Evvabi'nin namazını soracaktım. Dört ve altı rekat kılınabileceğini hadislerde okudum. Nasıl niyet edelim? Kaç rekatta bir selamlayalım ve her selamdan sonra tekrar niyetimiz nasıl edelim? Bir de yatsın. Namazını bazen imsak vaktine yirmi dakika kalınca kalkıp kılıyorum. İmsak girince de namazımı kılıp yatıyorum. Bunda bir beis var mı? Sondan başa doğru gidelim. Bunda bir beis yok. İmsak yani yirmi dakikaya kadar kalınca yatsın namazı kılınır. Sonra da imsak girince sabah namazını kılınıp meseleyi yani ibadetlerinizi öyle yerine getirebilirsiniz. Evvabi'nin namazı iki iki iki altı rekat veya iki iki dört rekat kılınır. Niye dedim ya Rabbi?
Evvabi'nin namazını kılmaya. Selamun Aleyküm yakın zamanda eğer yanlış anlamadıysam çocukları olmuyor ise o niyetle adetliyken beraber olunabilir dediniz. Ama sadece çocuk olması için diğer türlü haram dediniz diye anladım. Hakkınızı helal dedin yanlış anlamış olabilirim. Eğer öyleyse şimdiden hakkınızı helal dedin. Yanlış anlamışsın öyle bir şey yok. Asla bir kadın adetliyken asla cinsel ilişkiye girmek haram. Büyük günah hakebâ. Toplum içerisinde böyle bir şey söylüyorlar. Hani böyle adetliyken asla ve asla doğru değil. Selamun Aleyküm.
Bir erkek bir seferde karısına boş ol, boş ol, boş ol derse. Seni boşadım. Daha sonra aradan yıl geçse. Tekrar birleşme kararı alsa. Anlatsalar bunların durumu nedir? Tekrar birleşebilir mi? Lermi nikahları ne durumdadır? Anlaşmış olsalar. İki tarafın ailesi de birleştiler. Ortak kararla birleşme kararı aldılar. Ama burada bir sorun ortaya çıktı. Biz nasıl birleşeceğiz? Erkeğe sordum. Sen nasıl boşladın? O da tek seferde üç sefer boş ol, boş ol, boş ol dedi. Bunu şeye gitsinler, diyanete gitsinler, orada sorsunlar. Bununla alakalı çünkü iki uygulama var. İki uygulama dediğim şey, bir kısım sahabe ve alimler, bir seferde üç tela, bir talak olarak sayenler var.
Bunu normalde üç tela, üç talak olarak da sayenler var. Buna ben hükmederken kendimce karşımdaki bir kimsenin dini bilgisine göre hükmediyorum. Din ne kadar dini biliyor, ne kadar dini bilmiyor. Ona göre hükmediyorum. Ben şahısları tanımadığım için şu anda bir şey diyemeyeceğim. Diyanete sorabilirler. 24 yaşındayım, evlenmek istiyorum.
Ama çevremde kalbimin ısındığı kimse yok. Bu noktada Allah'tan nasıl isteyebilirim? Konu dışı olacak ama, müridin mürşitten dua istemesi uygun mu? Kendisi için değil başkası için dua isteyebilir mi? Her zaman için dua istenir. Hadis-i şerif, Hazreti Ömer Radillahi Wann Hazretleri hacca giderken, Hac-ı Emre olarak Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri diyor ki, beni de unutma orada, hani dua et manasında. O yüzden dua istenebilir. İnşallah Allah'tan isteyin. Allah'ım iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Yaşadığımız fiziksel ve ruhsal acılar üzerine nasıl tefekkür etmemiz gerek? Mesela doğum anındaki acı, dünyadaki fiziksel acı çeken çok fazla insan, çocuk, bebek var.
Bunlar üzerine nasıl düşünmek gerekir? Acı çekmek kolay değildir. Muhakkak ki acılar insana böyle pişirir ama, yani kolay bir şey değildir. Öyle olunca, hani çocuklar bunu idrak etmekte zorlanabilirler. Ama olgun insanlar bu acıları kendilerine kemale ermesi için, olgunlaşması için birer vesile olarak görebilirler. Sufiler öyle görmeleri lazım. Bu şekilde çocukken ya da büyük yaşta tecavüze maruz kalan bir kişi, onu öldürmesi helal mi? Ya da çocukken maruz kaldı, büyüdüğünde öldürmesi o aklına geldi ve öldürdü bu caizmi değil. İslam'da bu tip meselelerde hükmü devlet verir. Ama o esnada tecavüze uğrayacağı zaman veya tecavüze yeltendi bir kimse, kaçacak bir yer yok, kaçamıyor.
O esnada onu öldürdü, bu normalde İslam hukukuna göre suç değil. İşte fark burada. Mevcut hukuka göre suç. Yani İslam hukukuna göre suç değil. Bir kimse mesela tecavüze uğur, yani bir kimse saldırıyor kadına. Tecavüz edecek. Kadının onu öldürmesi suç değil, Hanefilere göre. Selamun Aleyküm.
İslam'da evlet edinmenin durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? İslam evlet edinmeyi çok böyle şey yapmamış. Yani mesela dul ve yetimlerine bakmış. Bir şekilde onları mesela işte yetim kalanın kimlerin bakabileceğine dair hükümler belli. İşte kız çocuğu, amcası önce dedesine, baba dedesine, sonra amcasına veya işte böyle paylaştırmış. Ama evlat edindirmemiş hiç kimseye kolay kolay. Hakkınızı helal edin.
Böyle hani şey dua var, ne bileyim işte Allah razı olsun diyenler var. Ondan normalde hakkınızı helal edin. Böyle şey yapıyorum, okumuyorum. O yüzden hakkınızı helal edin. Selamun Aleyküm. Dervişin rüyada hallenerek ilişki hissiyatını yaşaması, onun manevi yönden zayıf ve düşük olduğunun göstergesi midir? Hayır. Hatta sağlıklı olduğunun göstergesidir. Böyle rüyalar gördüğümde içim huzursuzlanıyor ve bekar olarak yanlış bir davranış yaptığımı düşünerek kendimi suçluyorum. Bu doğru mu? Doğru değil. Bu insanın fıtratıyla alakalı. O yüzden gayet normal. Bir kimsenin vücudu da sağlıklı bir şekilde çalışmalı. Soru iki, okul sebebiyle evliliği istediğim halde ertelemek zorunda kalıyorum.
Harama da düşmek istemiyor ve bundan korkuyorum. Kendini nasıl muhafaza edebilirim? Bu konuda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri orucu tavsiye etmiş. Ben de herkese orucu tavsiye ediyorum. Babaannem başıma oku diyor. Okumak istemiyorum. Okumayınca da kibirlendin diyor. Aslında içimden yüze kadar sayıyorum ve üflüyorum. Ya böyle yapma oku. Allah iyiyince versin ya. Allah iyiliğini versin senin ya. Oku, Fatiha oku. İhlas oku. İhlas bir Fatiha oku. Yüze kadar sayıyormuş. Böyle yapınca da başımın ağrısı geçti diyor. Ve akrabalarıma yayıyor. Böyle bir şey istemiyorum. Korkuyorum sufiliği kullanarak çıkar elde etmekten ne yapmalıyım?
Oku diyene oku. Allah iyiyetsin inşallah. Yüze kadar sayıyormuş. Kimin aklına gelir ya? Selamun aleyküm. Bir arkadaşım eskiden çok mutlu ve neşeli bir kimseydi. Birini çok sevdi. Ondan sonra onun eski mutluluğu ve neşesi kayboldu. Ben onu o şekilde görünce öyle dedim. Sevmek acı veren bir duygu ise insan neden sevmeyi ister? Sevmek acı veren bir duygu değil. Yani acı da olsa tatlıdır o. O yüzden böyle sevmeyi kötülemeyelim ya. Yok. Seven insan neşeli insandır.
Allah hiç kimseyi terk etmez. İnsanlar Allah'ı terk etmedi müddetçe. Yani hani Allah sırtını dönmez. İnsanlar sırtını döner. İnsanları unutunca Allah onu unutur. O yüzden hiç sırtını dönmeyecek olan Allah'tır. Hiç terk etmeyecek olan Allah'tır. Devam Allah demeye. Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi Hocam. Açık bir kadın gördüğümüzde onun için dua etmenin tanımasak bile Allah katındaki yeri nedir? Dua edelim canım kardeşim. Hiçbir sıkıntı yok. Dua edelim. Hayırlı akşamlar.
Bir bayan kardeşimizin sorusu. Eski bir erkek tanıdı. Onu tehdit ediyormuş. Benle buluşmazsan çocuklarına telefonumdaki kayıtları göndereceğim. Bana yazmazsan, benle olmazsan bunlar bunlar başına gelir. Bayan da ne yapacağını bilmiyor. Ne yapması gerekir bu durumda çok korkuyor, çok pişman. Uygunsuz resim kayıtları video varmış o kişinin elinde. Kendisini ayrıldığı eşiyle barışmış ve ona bu olanları böyle bir birlikteliği olduğunu anlatmamış. İnsanlar böyle hatalar yapabilir, eksiklikler yapabilir. Eğer o erkek bunlarla tehdit ediyorsa, böyle beni tehdit ediyor deyip, bu artık 49 Almanya mı oluyor? Bu kardeş, bilmiyorum Alman devletinde, hukukunda nasıl, o kimse böyle böyle beni tehdit ediyor deyip, orada şikayet edebilir.
Veyahut da o kimseye tehditle cevap verebilir. Sen onları gönder, ben de senin eşine göndereyim diyebilir. Çıkış yolu. Ya da, diyecek ki ne başıma geliyorsa gelsin, gönderdiğinde oturacak, eşine anlatacak, ben böyle bir yanlışlık yaptım diyecek. Böyle yaşanmaz çünkü. Selamünaleyküm bir komşum var, iyi işler de yapmıyor, ondan dolayı hiç selam vermek istemiyorum.
Nasıl davranayım, bir günahı var mı? Selamı yayının Sadeşi Şerif. Biz selam veririz herkese. Bir kimse içki içiyorlarsa orada, onlara selam verilmez ama oturuyorlar. Selam verilir, bunda bir beys olmaz. Hayırlı akşamlar hocam. Güneş enerjisi ile ısınan su ile abdest alınır, alınır. Bu şekilde ısınan suda nasıl faydalanır? Her türlü şekilde faydalanır. O açıkta kalan böyle bir kabın içerisinde, ayın belli dönemlerinde olan o güneş ışığını, o suda farklı kimyasal oluşumlar oluşturuyor. Alaca hastalığı yapıyor, o onunla alakalı. Selamünaleyküm arkadaşım geçken koluna faça atmış. Konumda belirgin bir yara izleri var.
İzler yüzüne yeni tanıştığı insanlarla ilişkilerin etkilendiğini söyledi. İzleri yok etmek için ten renginde dövme yaptırabilir mi? Hayır. Dövme haram. Ten renginde dövme de yaptırmayacak. Ama normalde ki sen o façaları şey yaptırsın. Ne diyorlar? Estetik yaptırabilir. Selamünaleyküm. Elon Musk'ın başlattığı uydular vasıtasıyla internet erişim projesi tamamlandığında 42 bin uydu atmosferimizin içinde bulunacak.
Bu alana farklı şirketler de dahil oldu ve ticari rant alanına şimdiden dönüştü bile. Yenilikçiliğin kendini gösterdiği uzay teknolojileri bugün pek çok gencin dikkatini çekiyor. Ama biz Müslüman gençler bu alana nasıl yaklaşmalıyız? Yaklaşamıyoruz bile. Çünkü geri kaldık. Teknolojimiz geri. Kafamız geri. Fikrimiz geri. Biz devesi dini tartışıyoruz. Acı olan bu. Selamünaleyküm. Emziren bir anneyim, kuzenimin bebeği oldu. İşini halletmek için bebeğini bana bıraktı. Bir süre sonra durmadı. Bebeği emzirmek zorunda kaldım. Sütünden emdi. Kuzenim gelince de emzirdiğimi söyledim. Bu durumda benim bebeğimle kuzenimin bebeği süt kardeş oldu.
Bu durumda süt annesi olarak benim ve eşimin ne gibi sorumluluklarımız var? Süt annesisiniz. Bu. Başka bir sorumluluk yok. Nikahla alakalı meseleler var. O kadar. Selamünaleyküm. Uzun süredir boğaz ağrısı yaşıyorum. Doktora gittiğimde refli olduğumu ve boğazımı tahriş ettiğini söylüyorlar. İlaçlarımı bıraktım. Çünkü hem hiçbir faydasını göremedim. Bıraktığım anda yine rahatsızlığım tekrarlıyor. Hem de içeriğini araştırdığımda kullanılan bir maddenin helal haram noktasında şüpheler sınıfına girdiğini öğrendim. Yani domuz ve türevleri olabilir deniyordu. Bana bir tavsiyeniz olabilir mi ve bana dua eder misiniz? Allah razı olsun, Allah yardımcınız olsun. Hayırlı akşamlar.
Allah şifa versin inşallah. Bizim bayındırılar midelerindeki her türlü rahatsızlık için kekik suyu içerler. Kekik suyunu tavsiye edebilirim size. Allah iyi etsin inşallah. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem iki kişinin dahi başı olma diye buyurmuşken şimdiki siyasiler, muhafazakarlar dahi baş olmak için yarışıyorlar. Başa gelince doğru işler de yapmıyorlar. Bu durumda her oy kullandığımızda vebal altında kalıyor muyuz, nasıl davranmamız gerekiyor? Vebal altında kalıyorsunuz. İyi inceleyip sık dokuacaksınız. Selamun Aleyküm, hayırlı sohbetler. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm.
2014 yılında sizden ders almıştım. Vakıf derslerine katılıyordum. İstanbul'dan Erzurum'a göç ettim. Burada da yalnız kalınca derslerimi aksattım. Kendimi toparlamam ve derslerime sımsıkı sarılmam için sizden dua istiyorum inşallah. Bir de eşref olduğu Rumi, Müzekki, Nüfus hattı kitap okuyorum. Okumaya devam edeyim mi? Okuyabilirsin. Sıkıntı yok. Allah muhinin olsun. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun Aleyküm. İslami bir sistem içerisinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem döneminde ve halifeleri dönemlerinde çokça liyakatsız yetkililerin, yetkililerin olmamasına rağmen Şura Meclisi'ne konum gelince hak ve hakikat noktasında Şura heyeti görevini yerine getirip hükümlerini vermişlerdir buyurdunuz.
Peygamber Efendimiz Aleyhisselam önce geçmiş atalarımızın Tengri Tektir inancındaki hüküm sürdükleri dönemlerde vaktin anının yargılanmasını gerçekleştirdikleri gerçeği nispetince günümüzde misal yerel yönetimlerdeki liyakatsız derin yaptıkları sabit suçların Partisanlık Kurulu'na yargılama sürecine götürülecek diye, götürülmesin diye her türlü çarpıklığı yapmaları içinde bulunduğumuz ahlaki, hukuki problemlerin başlayacağı sebebi olabilir mi? Büyük bir çoğunluğu hem de Hocam faizsiz nasıl ev alacağız? Kirada kalmak çok zor O yüzden zaten ekonomik sistemi ona göre dizayn ediyorlar Ekonomik sistemi öyle dizayn ediyorlar ki sen gidip faizsiz bir şekilde ev alamayasın Faizsiz bir şekilde araba alamayasın Sistemi öyle oluşturuyorlar Neden?
Faizden çünkü uluslararası deccali sistem besleniyor Siz şimdi bir araba alacaksın Vasat bir araba öyle değil mi? İşte kaç para araba? Örneğin işte 100 lira Aslında sen o arabanın geliş fiyatını bir bilmiş olsan arabayı almaz hiç kimse Piyasada 200 liraya alınan araba gerçekte 70 lira Evet 70 lira devlete vergi ediyorsun 70 liraya de faiz ediyorsun Arabayı 210 liraya alıyorsun Bakın bir Türkiye Cumhuriyeti devletinde bir vatandaş araba alıyor öyle değil mi?
Binecek ya Ya işte binmek için bir araba alıyor değil mi? Krediyle araba alacak Krediyle araba alacaksan kaç para arabanın değeri? 70 lira 70 lira devlete vergi ödüyor 70 liraya de faiz ödüyor Arabayı 210 liraya alıyor Eğer bankadan almıyorsa Arabayı 140 liraya alıyor 70 lira devlet alıyor Bu kaçınılmaz son Türkiye'de banka kredisiyle bir şey alıyorsan Ne kadar aldın?
Bir mal 50 lira 50 liraya da banka ödüyorsun Devlet zaten bir 50 liraya da devlet alıyor oluyor 150 lira O aldığın şey İnsanlar bunun farkında değil Ekmek kaç para? İşte bazı yerlerde 1 lira, bazı yerlerde 1,5 lira, bazı yerlerde 2 lira ekmeğin durumuna göre Peşin değil mi? 1 lira verdin değil mi? Onun 50 kuruşu devlete vergi olarak gidiyor Kaçınılmaz son Sakın buradan hani ya vergi vermeyecek Verecek vermeyeceğiz Vergi reddediyorum Diyenlerden değilim Ama sistemi ona göre tutturmuşlar Yerleştirmişler Bu Türkiye ile alakalı değil
Neden Osmanlı yıkıldı? Osmanlı bu sisteme direndi Bu sisteme direnince devleti yıktılar Komple Bir uluslararası deccali sistem var Uluslararası emperyal bir sistem var Bunlar enerjiyi ellerinde tutuyorlar Parayı ellerinde tutuyorlar Bunlar yüksek teknolojiyi ellerinde tutuyorlar Bunlar bütün dünyayı sömürüyorlar Bütün dünyayı köleleştiriyorlar Bu sen Hristiyanmışsın, Müslümanmışsın, Yahudiymişsin Sen Budistmişsin, Hindiymişsin, yok dinsizmişsin İlgilendirmiyor bunları Youtube'un dini var mı?
Yok Bakın dini yok Youtube diyor mu Benim şöyle bir kaidem vardır Porno koyamazsınız Eşcinsellik koyamazsınız Şunu koyamazsınız Öyle bir şey yok Dini yok bakın Twitter'ın dini var mı? Yok Ölçüsü var mı? Yok Facebook'un ölçüsü var mı? Yok Yok bakın Şimdi az önce diyor ya Elon Musk İşte bilmem kaç tane uydu koyuyor dünyaya O uyduların ne yapacağını bilen var mı?
Yok O uyduların üzerinden nasıl bir frekans yayılacak bunu bilen var mı? Yok O uyduların üzerinden bütün cep telefonlarının frekanslarını bir anda kitleyebilir mi o kimse? Kitleyebilir Bir bölgeyi kitleyebilir mi? Bir bölgeyi kitleyebilir Ne yapabilirsiniz? Cevap yok Sen istediğin kadar buradan uçaklarını kaldır Uçaklarının görüşme frekanslarını kitleyebilir mi?
Evet Dinleyebilir mi? Evet Dinleyip anında istediği ülkeye onu iletebilir mi? Evet Mesela seçim zamanında Facebook'un Twitter'ın insanların bilgilerini değişik partilere Avrupa'da İngiltere'da Amerika'da çok tartışıldı Değişik partilere, değişik örgütlere, gruplara paylaştığı, onlara sattığı Bu görüldü mü? Evet Ve normalde bunun etikli, ahlaki olup olmaması tartışıldı mı? Hayır Ne yazık ki böyle Selamünaleyküm Kadınların adet mutatları ile ilgili konular var Bir kadın 6 gün mutat adet görüyorsa Ve o ay 7 gün olmuş adeti bitmemiş ise Benim adetim 6 gün sürüyor deyip kanaması devam ederken namaz kılmalı mı?
Hayır Onun normalde mutatı değişebilir 10 güne kadar her an için değişebilir Bekleyecek kanaması devam ediyorsa 7 gün 7 gün bitti Bir namaz vakti geçti Bitti mi? Bitti Bitti ne hükmetti Bir namaz vakti geçtikten sonra kus edecek Abdestini kus edecek Namazını kılacak Bir de akayı 8'e çıkabilir Bir de akayı 6'ya düşebilir O zaman onun mutatı bozuldu O kollacak ne gün bittiğini Günlük gelen akıntı abdest ya da namazı engel olur mu?
Akıntının rengi sarı olursa hüküm değişir mi? Bu 10 günün içerisinde olursa Akıntının rengi sarı dahi olsa Hani kahveye yönelik sarı da olsa O adetin içerisinde sayılır Ama 10 günün dışında geldiyse Rengi ne olursa olsun O normalde adetin içerisinde sayılmaz Onun abdest alıp namaz kılması gerekir Genel kadınlar ve genel evlilerin tabi olacakları hükümler Ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele tüzüğü 126 madde ile de detaylandırılmış parantez içinde Madde 1 Fuhuşu mürakebe etmek
Fuhuş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıklarının yayılmasına Ve bu yüzden amme nizamının bozulmasına mani olmak üzere Biri zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonları Diğeri zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonlarına yardım kurulur Madde 4 Madde 4 Komisyonun vazifeleri A Fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarının yayılmasını önlemek için Gereken tedbirleri almak Madde 114 Fuhuş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele için yapılacak masraflara karşılık Olmak üzere Genel ev sahiplerinden her ay muayyen bir ücret alınır
Genel evlerin açılma şartları ve mükellefiyetler başlığı altında Madde 51 F bendi Genel ev açmak isteyen Evli kadınların kocalarının rıza ve muvaffakatları olduğuna dair noterce onaylı belge Efendim Gerekli yaptırım gücüne sahip oldukları halde fuhuşu topyekun yasaklamak yerine Tüzük boyunca fuhuşu fuhuş sanatı olarak anıp Komuk bir şekilde sebep olduğu hastalıkları önlemek üzerinde yoğunlaşılması Evli kadınların genel ev açmalarına varınca kadar detaylandırıp bu çirkinliğe her türlü yeşil ışık yakılması Efendim alkole uyuşturucu maddeye karşı duruşuyla gündeme gelen bir hükümetin bu konudaki duruşunu aklım almıyor
Bu insanları bu mücadeleden uzaklığının perde arkasındaki detaylar sizce nedir? Kendilerine sormak lazım biz burada ne söylesek şimdi bu zandan öte gitmez Bunu iktidar sahiplerine sormak lazım Kadın hakları savunuculuğu maskesiyle din düşmanlığı yapan sözde feministlerin bu konuda sessiz kalmaları hususunda ne söylersiniz? Bunu da onlara sormak lazım Yani onlar ben kadın hakları savunucusu olarak görmüyorum Onlar uluslararası bir teşkilatın yan ürünleri Son olarak konuyla doğrudan ilişkili bir meslek olduğu için bir hukukçunun bu ve bu gibi konuları görmezden gelip bir mücadeleye girişmemesi boyuna vebal midir? Evet Yapılması gereken nedir?
Mücadele etmektir Yazmış buraya bir kardeş Çocuk oyun kanalı ve youtuber 2 milyon abone 30 bin canlı yayın izleme Ve bir üstadın Kur'an sünnet sohbeti 295 kişi izleme ne acı 295 iyi gene ya Kaç bu gece şey?
Şu anda 279 Selamlar hocam bu aralar rahatsızlıkları yaşıyoruz Allah için dua bir zahmet Allah herkese şifa versin inşallah Bir kardeş merhaba yazmış merhaba Bir sorun daha olacak Ev için banka kredisi ödüyorum Bir aksilik olursa ödeyemem diye
Kenarda 15 bin kadar para tutuyorum Hastalık olur zor durum olur diye Her sene kurban kesiyorduk Bu senede bu durumdan kesmek lazım mı? Bir de bir sene eşim bir sene ben kesiyorduk Sonra da şöyle bir şey duydum Eğer bir kurbanlık para varsa evin erkeği kesmeliymiş Ben de hatırsanız sevinirim Bir kimsenin borcu varsa ona kurban vacip değil Bu sorumu görmediniz sanırım Tekrar attım hakkınızı helal edin Görmedim soru yok ama Telefonla alakalı sohbetten önce bir sıkıntı yaşandı Başka telefona geçildi Olmadı bir daha eski telefona geçildi
O yüzden o arada bazı şeyleri görmemiş Veya bazı şeyler silinmiş olabilir Aya aktarılmamış olabilir Selamünaleyküm Başörtüsüyle okulları almıyorlardı Dinci bir ailenin çocuğu subay olamazdı Bir dönem hatırlarım komşumun oğlunu almadılar O zaman nin düşmanı oldu komutanlar Siyasiler Sonradan aldılar ve kapalı ailelerin çocuklarını Subay da yaptılar Ondan sonra FETÖ'cü oldular Komutanlar askerler Günahsız askerimin kafası kesildi Ve bunlar dinciydi Ve bu olaylar dinci diye başa geçen partiden soruldu Peki bu dincilerin çocukları 40 yıldır askermiş
Nasıl başörtülü kadının oğlunu subay yaptılar Ve ben konak meydanında 1990'larda kısa etek giyiyor diye Kızları saçından sürüklediler Kimseden ses çıkmadı Bu döneme kadar buna ne diyeceksiniz Dinciler ülkemi bu hale getirmedi mi Böldü Ben toplumda böyle deyince Sen nasıl dergaha gidiyorsun diyorlar Bazı cemaatten arkadaşlar Ben de bizim dergahta Yalana yaşamadığına yer yok Benim üstadım yanlış olduğunu anladı mı En üstükene de en alttakine de gider yapardı dedim Benim inancım bu Yaşadım çünkü Allah yardımcın olsun
Nerede bir yanlışlık eksiklik varsa yanlışların eksikliğin Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeyin karşısındayız Kimden geliyorsa gelsin Devletimizin topluma Kur'an ve sünneti öğretme yaşatma Dindar nesil yetiştirme isteğiyle İmam hatipler Kur'an kursları açması Dini içerikler Dersler diyanete önem vermesi ilahiyetler Ve bunun gibi uygulamalarından neden sonuca ve başarıya ulaşmıyorlar Ne yazık ki Kur'an ve sünnetten uzak deist Din iman bilmeyen bir nesil yetişiyor İşte kurullar oturup bunları araştırmalı Şuralar kurmalı
Herkes oturup kendince nerede hata yaptığına bakmalı Çok hatamız var Yani bunlar böyle az buz şeyler değil İbadette devamlılık Düzenlilik ve disiplin nasıl sağlarız İhlasla Selamünaleyküm Babam çiftçi Şu son zamanlarda çok küfür ediyor Anneme karşı Hakaret ediyor Kardeşlerine küfür ediyor Beddua ediyor Evlatlarını yokmuş gibi görüyor Eşini yokmuş gibi görüyor Kardeşim evleneceği zaman kız istemeye gelmeyeceğim diyor Telefonla aradığımızda cevap vermiyor Başka insanlara karşı muhabbet çok iyi bize karşı Ne muhabbet ne hoşgörü bir şey yok
Bizim bu durumda tutumumuz nasıl olmalı Bence yani kendi kendinize sorabilirsiniz Bizde hata var mı diye Önce oradan başlayın Selamünaleyküm 10-25 yaş arası gençliğe ulaşmak için Bireysel kurumsal olarak neler yapabiliriz Bununla alakalı yerel yönetimlerden Belediye parti vakıfılardan Devlet kurumlarından Neler talep edebiliriz Ben bir şey talep etmiyorum Allah muhafaza eylesin Ne yerel yönetimlerden Ne devletten Ne belediyelerden Hele partilerden
Hiçbir şey talep etmiyorum Allah muhafaza eylesin Allah muhafaza eylesin Hepsinden Benden uzak olsunlar Allah'a yakın olsunlar Evlenirken mehir olarak Üç talepten biri istenebilir mi? Hayır Mehir mehirdir Mehirin karşılığı maddi bir şeydir Selamünaleyküm aile akşamlar Kişinin dersi hangi koşullarda alınır? Boş verin bunları öğrenmeyin ya Alınması gerekiyorsa alınır geçilir Allah muhafaza eylesin Kardeşler Arkadaşlar Haklarınızı helal edin Biraz hızlı geçtim soruları Normalde Eğer Sorusuna cevap olmayan olduysa Bilin ki burada Aktar döndür yaparken Buraya gelmemiştir O yüzden Böyle bir kasıtlı bir şey yok O yüzden Eksiklik olduysa Herkesten özür dileriz Hakkınızı helal edin Biz yine Muhtadımızı yapacağız Tevhidimizi okacağız Geceyi öyle sonlandıracağız İnşallah Eftan-ı Zikr Haklarınızı helal edin
Geceniz hayır olsun Sürçülisan ettiysek Affola Şahıs olarak Herhangi bir toplulukla Herhangi bir cemaatla Partiyle Partiyle Herhangi bir kimseyle İşimiz yok İşimiz Kuran Sünnet Vatan Millet O yüzden bildiğimiz doğruları Ulaşabildiğimiz doğruları Aktarıyoruz Sürçülisan ettiysek Affola Geceniz hayır olsun Selamun Aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.