mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 2 MAYIS 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Mayıs 2020 · 4:31:02

Selâmün aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah tutmuş olduğunuz oruçları, yapmış olduğunuz ibadetleri kabul etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak affedeceği, lütfedeceği, ikram edeceği, ihsan edeceği ameller işletsin cümle Ümmet-i Muhammed'e inşâAllah. Rabbim inşâAllah bu koronalı günleri tez zamanda bitirtirsin, yeniden o eski günler demeyelim artık, yeniden yeni bir hayata başlatsın inşâAllah.
Bu Ramazan'da böyle evlerde geçiyor, büyük bir çoğunluğunun. İnşâAllah anılarda da böyle bir Ramazan ayı kalmış olacak. Bu akşamki konumuz, Mürşid, Veli, Şeyh, Eren adı altında. Çünkü bu zaman zaman Anadolu'nun ve İslam dünyasının değişik yerlerinde, Mürşid, Veli, Şeyh, Eren, Abdal gibi isimler altında Allah'ın salih kulları isimlendirilmiş, anılmış.
Bununla alakalı sohbet etmeye gayret edeceğiz inşâAllah. Tabii hazırlıklara bakınca, kendi hazırlıklarıma herhalde biz bugün bunu sohbeti toparlayamayacağız. Belki de önümüzdeki Perşembe'ye ve Cumartesi'ye de inşâAllah bu sohbete devam edeceğiz. Şunu baştan söylemek istiyorum. Kimsenin mürşidiyle, şeyhiyle, velisiyle, Eren'iyle, babasıyla, dedesiyle, Abdalıyla işimiz yok. Şahıslarla işimiz yok. Herhangi bir toplulukla işimiz yok. Biz bu meseleye, Kur'an, sünnet, imamların iştahı ve aynı zamanda da o ilk velilerin, o ilk mürşidlerin bu meselede söylemiş olduğu sözleri ölçü alacağız kendimize. Bugün bu ne demektir, ne değildir? Bununla alakalı sohbet olacak. Eğer ki yetiştiremeyeceğiz, uzun sürecek belki de.
Önümüzdeki haftaya da bir mürşidin görevleri nelerdir? Bir mürşidin özellikleri nelerdir? Bunlarla alakalı sohbete devam edeceğiz inşâAllah. Tabii sizden gelen sorular, sizin soru yoğunluğunuz hangi konuda yoğunlaşırsa belki de önümüzdeki haftanın sohbetini o yoğunlaşmasına göre tanzim edeceğiz. Çünkü geçen haftaki sorular bu konuda yoğunlaşınca biz bu hafta, yani mürşid, veli, şeyh, eren, abdal, baba, dede, çünkü değişik yerlerde bu timiz isimler kullanılıyor.
Bunlarla alakalı sohbet etmek istedik. Tabii bunların hepsi de tasavvufun içerisine giriyor. Tasavvuf alanına giriyor. Tasavvufu da ben bu noktada nitelendirirken hani meşhur Cibril hadisi var ya, iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir, ihsan nedir sorusuna cevap verirken Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmen, yaşamandır cevabı mucibince ben tasavvuf ilminin ve benimle beraber çok fazla bu noktada şeyh efendiler, veliler, üstadlar, alimler tasavvuf ilminin de bu ihsan noktası olduğunu ve çıkış dairesinin de bu olduğu söylenir.
İnşallah bu meselelerin hepsi de bu tasavvuf dairesinin içerisinde cehriyan eden deyimler, terimler. Bununla alakalı belki de birkaç sohbette yetmeyecek, nereye giderse. Tabii bu arada cumartesi günleri İslam'da siyaset sohbetini böyle bir ara verdik, ara vermek zorunda kaldık. O sohbeti de unutmuyorum. Çünkü ben gerçekten o konunun konuşulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bugüne kadar biraz netameli bir konu olduğu için çok konuşulmamış. Bu konuda çok insanlar konuşmayı kendince uygun görmemişler. Ama Allah izin verirse inşallah o konuya da devam edeceğiz. Tasavvuf, herkes bir mana yükler, herkes bir anlam yükler.
Ama benim böyle sevdiğim anlam odur. İnsanı Allah'la barıştırmaya, Allah'a yaklaştırmayı, Allah'ı tanıtmayı, Allah'ı bildirmeyi, kısaca insanı Allah'a götürmeyi hedefleyen bir yol, öyle söyleyelim. Bunun adına tarikat da denir, bunun adına işte sufilik de denir. Ama gerçek hedefi insanı Allah'a götürmektir. Başka bir derdi, başka bir hedefi yoktur ki olmamalıdır. Bunun için de müntesiplerini seyr-i sülûk denilen manevi bir yolculukla terbiye edip, yani nefislerini terbiye edip Allah'a yaklaştırır onları. Ve Allah'a vuslat etmenin, Allah'a götürmenin yolunu arar. O yüzden seyr-i sülûk de bir mürşidi kamilin gözetiminde Allah'a vuslat için çıkılan manevi yolculuğun adıdır.
Bir manevi yolculuktur. Bu manevi yolculuğun adını da seyr-i sülûk ismini koymuşlar. O yüzden bu manevi yol bununla tanımlanmış, bununla bilinmiş. Tabi ehli tasavvuf bu yolculuğu gerçekleştirebilmek için de muhakkak bir mürşide bağlanmak gerektiği hususunda hemfikirler. Yani biz bugün, özür dilerim, ilk sufi olarak kabul edebileceğimiz muasibiden başlasak, bütün yazılı olarak eser veren, bütün hepsine de baktığımızda hepsinin de ortak görüşü şudur.
Hepsinin de büyük bir çoğunun, yüzde doksan beşinin, yüzde doksan sekizi hatta yüzde doksan dokuzu diyebiliriz. Hepsinin de bu yolculukta muhakkak yaşayan diri bir şeyhin, yaşayan diri bir mürşidin olması gerektiğine inanmışlar. Ve bunu böyle öğretmişler. Yani bir kimse, nasıl dört mezhep imamımız var, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli ayakta durar. Ve biz bir fıkıhi meseleye bakarken, işte İmam-ı Azam'a, İmam-ı Malik'i, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanbeli'ye bakarız. Sonradan, onlardan sonra gelen imamların iştahatlarına bakarız. Ve oraları da bulamazsak eğer, bu sefer yeni bir iştahat ile iştahat ederiz ya, veyahut da oraları da bulsak dahi, bazı şeyler yaşanır halde değildir, yaşanmaz haldedir.
O zaman yeniden bir iştahat gerekebilir. O yeniden iştahat da, o günkü duruma, konuma uygundur. Kur'an ve sünnetten yeni bir iştahat çıkarılabilir, bu mümkündür. O yüzden, nasıl fıkıh dilinde, ben yaptım oldu olmuyorsa, tasavvuf ilminde de, ben yaptım oldu, biz istedik oldu, biz böyle uygun gördük oldu demek, biraz gerçekçilikten uzak oluyor. O yüzden, bir mürşide bağlanmaksızın, bu yolda sağlıklı bir şekilde yürünmesi, bu yolda sapkınlıklara uğramadan, düşüp kalkmadan, böyle düşüp kalkmak derken, yolda düşer kalkar insan, buradaki düşüp kalkma, sapkınlık. Yoldan dışarı çıkmayı söylüyorum, yani bir kimse yoldan dışarı çıkınca zaten sıkıntılı, bir kimsenin bir mürşide, bir şeyhe bağlanmaksızın, bu tasavvuf yolunda, bu sufi yolunda, sağlıklı olarak mesafe kat etmesi, sağlıklı olarak yol gitmesi mümkün değil.
O yüzden, insanlar kendi kendilerine, işte bir tasavvuf yolu olarak söylüyorum, işte bizim şeyhimiz öldü ama kılıcı daha keskin, işte biz şimdi böyle manevi olarak yine onun eğitimi, öğretimi altındayız, yok işte bizim şeyhimizin tasarrufu da devam ediyor. Bunlar böyle tasavvuf ilminin doğruları değil. İnsanlar kendi hiyerarşilerini kaybetmemek için, kendi bulundukları konumu, durumu kaybetmemek için, böyle şeyler söylemiş olabilirler. Bunların tasavvuf ilmi içerisinde doğruluk payı fazla değil. Mürşid, veli, şeyh, erenler veya abdal, dede, baba kimdir? Öyle ya, çünkü normalde sufiler kendi aralarında kimisine dede diyorlar. Hani değişik tarikat grupları var. Kimisinde baba diyorlar. Öyle değişik tarikat grupları var. O yüzden hani dedelik, babalık, erenlik, abdallık bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin devrim yasalarına göre yasak söylenmemesi gereken sözler.
Birisini öyle isimlendiremezsiniz. Ama biz şimdi bir tasavvuf ilmi, orada tasavvufu konuştuğumuzdan bizim bunları isimlendirmemizde bir beis yok. Bunu korkudan söylediğimi zannetmeyin. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kanunu da bu. Bir kimseyi siz mesela baba olarak nitelendiremezsiniz, işte dede olarak nitelendiremezsiniz. Bir kimseyi siz işte değişik isimlerde kanun olarak nitelendiremezsiniz. Mürşid, veli, şeyh, erenler veya abdal nedir? Veli, sözlükte yardım eden, koruyan, yardım edilen, aynı zamanda korunan anlamlarına geliyor. Bir veçesi, bir yüzü yardım eden, koruyan, bir veçesi de yardım edilen, korunan demek. Yani bir veçeden bakılınca ki bunu tabiri caizse Rabbani veçeden bakarsak Allah müminlerin velisidir.
Yani bu noktada yardım edendir, koruyandır. Ama bir kimse de velilik sıfatıyla sıfatlandıysa o yardım edilen, korunan noktasına gelir. Bu noktada müminlerin kendilerince veli statüsü var mıdır? Evet, böylece de bu sefer Allah onları korur, onlara yardım eder. Kelimenin çoğuluğu evliya. Yani kelimenin çoğuluğu evliya olarak geçiyor. Ama Türkçe'de bu tekil anlamda da kullanılıyor mu? Evet. Genel anlamda her mümin Allah'ın dostudur. Ve onun veli kuludur. Bir kimse mümin ise, müminlik vasıflarını üzerinde bulunduruyorsa, iman etti, salih ameller işledi, haramlardan uzak durdu, kendini şüphelilerden sakladı. O kimse müminlik sıfatlarını üç aşağı beş yukarı üzerinde topladı.
O zaman öyle olunca o da Allah'ın veli kulu oldu. Çünkü velilik bir askeri bir sistemde düşünülecek olursa, hepsi de asker ya, normalde er de asker, çavuş da asker, onbaşı da asker, çavuş işte baş çavuş, teğmen yüzbaşı. Devam ediyor ya bu askeride hiyerarşi. Bunun gibi velilik de erinden şeyhim Abdullah Gürbüz Efendi öyle derdi. Erinden generaline kadar evliyadır derdi. Erinden generaline kadar hepsi de evliya, velilik, evliyalık böyle bir şey. Bir kimse gerçekten Allah'ın emirlerini yerine getirmeye çalışıyorsa ve gerçekten Allah'a yaklaşma derdi var ise, o velilik yolundadır, evliya yolundadır. O yüzden özel anlamda velilik ise o farklıdır.
Özel anlamda velilik düzenli, kararlı, istikamet noktasında ve Kur'an ve sünnetten taviz vermeden, ihlaslı bir şekilde Allah'a ibadet eden, Allah'a kulluk eden, başta peygamberler olmak üzere, bütün sonradan gelen takva, salih Müslümanlar da hepsi de birer velidir. Bakın dikkat edin, bütün peygamberler de velidir.
Hz. Muhammed Mustafa da velidir. Adem Aleyhisselam da velidir aynı zamanda. Adem Aleyhisselam ile Muhammed Mustafa arasında ne kadar peygamberi Zişan Efendilerimiz geldiyse, hepsi de başlı başına birer velidir. Nebilikleri bu dünya hayatında, göz yumduklarında bitmiştir geçmiş peygamberlerin. Ama velilikleri devam eder. Mesela Hz. Muhammed Mustafa'nın da dünya hayatıyla gözünü yumduğu anda peygamberlik vazifesi bitmiştir. Ama o peygamber midir yine? Evet. Ama veli olarak velilik devam eder. Çünkü Allah'ın el-veli ism-i şerîfi ortadan kalkmaz, ortadan yok olmaz. Peygamberlik son bulacaktır. İşte diye ad-i şerif meşhurdur. Ayet-i kerimede de sen son peygambersin, son nebisin diye de beyan edilmiş.
Ve ondan sonra bir peygamber gelmeyecek. Ama velilik kapısı ebediyen açıktır. Ebediyeten. Bakın ebedi olarak açıktır. Bu dünya ile sınırlı değildir velilik kapısı ve velilik sıfatı. Bu dünya ile sınırlanması mümkün değildir de zaten. O yüzden bütün peygamberlerin velilik sıfatları devam eder. Rüyalarda gelirler, hallerde gelirler. Ümmet-i Muhammed'i bu noktada nasihat ederler. Ümmet-i Muhammed'e konuşurlar. Onların gelmeleri, konuşmaları velilik sıfatıdır. Bunlar ince perdeden ince sohbetlerdir. Onlar bir peygamber olarak gelip, ümmet-i Muhammed'in velilerine nasihat edemezler. Ama velilik sıfatıyla gelirler, ümmet-i Muhammed'in velilerine, mürşitlerine nasihat ederler.
Çünkü onların şu anki durdukları nokta nebilik sıfatı değildir. Onlar şu anda peygamber olmalarına rağmen velilik sıfatıyla ümmet-i Muhammed'in velilerine gelip nasihat ederler, sohbet ederler. İsa aleyhisselamın yeniden yeryüzüne zuhur ettiğinde de bir nebi, bir peygamber olarak zuhur etmeyeceğinin gerekçesi de budur. Onun da çünkü peygamberliği ve nebiliği son bulmuştur. O bir veli kul olarak yeniden yeryüzüne iner ve Mehdi aleyhisselamla beraber, Mehdi aleyhisselamın yanında, bakın dikkat edin, ümmet-i Muhammed'e hizmet eder. Ümmet-i Muhammed'in yanında durur. Kur'an ve sünnete hizmet eder. O velilik elbisesiyle hizmet eder. Velilik sıfatıyla hizmet eder.
O yüzden velilik özel bir yoldur. Bu manada hani özel anlamda velilik özel bir yoldur. Tabi hani zaman zaman şeyh kelimelerini de duyarız ya, işte şeyh nedir? Hazreti Pir de öyle diyor, saçı sakala ağırmış kimse, ihtiyar kimseye şeyh denir diyor Hazreti Mevlana. O yüzden şeyh de işte yaşı elliye geçmiş ondan sonra, saçları sakalla ağırmaya yüz tutmuş, kişiler hakkında kullanılan bir terim.
Yani bir meslekte bir herhangi bir fiiliyatta eskimiş, tecrübe kazanmış bir sahtı sakalı o meslekte ağırmış bir kimse. O yüzden normalde şeyh dediğimizde ihtiyar bir kimse, saçı sakalı bir yolda ağırmış. Mesela işte o kimse tamirci, çok iyi bir tamirci. Bir sürü çıraklar yetiştirmiş. Bunu normalde eskiler işte tamircilerin şeyhi diye nitelendirebilirler mi? Evet. Ve tamircilerin şeyhi, terzilerin şeyhi olabilir mi? Evet. Hani nasıl böyle üniversitelerde profesörler vardır ya, böyle yaşlıdır, o konuda artık o duayen gibi olmuştur, öyle derler ya. Yani o böyle 80 kusur yaşındadır, 70 kusur yaşındadır ama ilim ehlidir onlar. Para pul gözetmek sizin vazifelerine devam ederler.
Öyle insanlara hayranım. Ayakta alkışlamak lazım öyle kimselere. Emeklilik bilmiyorlar. İşte şeyhin manası da bir meslekte yoğrulmuş, bir meslekte tecrübe sahip olmuş, bilgi sahip olmuş, ilim sahip olmuş, yaşlanmış kimseye dönüyor. İşte genelde Araplarda kabile reisleri vardır. Kabile kabiledir. Onların kabilelerinin başındaki o kimseye de şeyh denir. İşte çevresinde bir önderlik yapan bir kimseye şeyh denir. Yani bu noktada böyle şeyhler, hani böyle isimlendirilen kimseler olduğu gibi tasavvufta da bir eğitim görmüş, bir yol yordam görmüş, bir tarikat görmüş, bir şeyh görmüş. O tarikatta o şeyhin eğitimin altında durmuş, irşad ve noktasında belli bir hale gelmiş, icazete layık, liyakata haiz.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sisilesine mensup ve o sisiliğe ulaşan bir icazetli tasavvuf büyüğü, tarikat büyüğü. Tarikatın, tasavvufun, piramidin en zirve noktasında duran kimselerde ne deniliyor? Şeyh deniliyor. O yüzden bizim bu akşam konuşacaklarımız bu şeyh efendilerle alakalı. Yani tasavvuf ilminde derinleşmiş, tasavvuf ilminde icazete layık görülmüş ve buna liyakat göstermiş ve icazeti de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sisilesine ulaşmış. Mürşitler, veliler, şeyhler, ebdallar, babalar, dedelerle alakalı bu akşamki sohbetimiz, konumuz.
O yüzden bu ehli tasavvuf zahir kal ilminde olmayıp onlar hal ilmiyle uğraşan, hal ilmiyle yürüyen, öyle olunca da tasavvuftaki öğretinin, tasavvuftaki yolun rengi de değişiyor. Çünkü benim her zaman söylediğim bir şeydir. Siz fıkıh ilminin çok incelikleri olmasa da kendinizi dini yaşayabilecek hale okuyarak getirebilirsiniz. O hale getirebilirsiniz. Dininizi yaşayacak kadar bir ilim eline kendinizi götürebilirsiniz, getirebilirsiniz. İşte meşhur ben el hidayeden bakarım fıkıhla alakalı meselelere. Kuduri'den bakarım, daha da çetrefilli bir mesele ise İbn-i Abid'den bakılır, Fetevai Hindiyeden bakılır, Hanefi mezhebine göre söylüyorum.
Ama bu tasavvuf ilmiyle alakalı, siz eski tasavvuf kitaplarından meselenin ana kaidelerini öğrenebilirsiniz belki de. Ama o yaşanırken muhakkak ki bir üstattan, bir mürşitten öğrenmeniz, bir üstattan, bir mürşitten bunun zikzaklarını, iniş çıkışlarını bilmeniz, öğrenmeniz gerekir. Onun rehberliğinde bunu elde edebilirsiniz. Çünkü tasavvuf bir hal ilmidir. Bu hal ilmini ancak bir mürşitten, bir üstattan öğrenir o kimse. Bir mürşidi yoksa, bir üstadı yoksa, o hal ilmini sağlam delilleriyle öğrenmesi, sapmadan, saptırmadan o yolda yürüyebilmesi çok güçtür. İşte tasavvufta bu manadaki üstadlar için mürşid, veli, erenler, abdal, dede, baba gibi, şeyh gibi kavramlar kullanılır.
Bu ünvanları alan kimse, yani eğer gerçekten bu ünvana layık bir kimse ise, insanı kamil, mürşidi kamil diye nitelendirilebilir. Ve bu kemale asaleten sahip olan da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Çünkü Adem aleyhisselamdan günümüze ve kıyamete kadar Allah'ı en fazla bilen, en yüksek derecede bilen, en namütenayi hal ile bilen, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir.
O yüzden tabiri caizse, en büyük sufi, en büyük veli, en büyük mürşid, en büyük derviş, en büyük baba, en büyük ebdal, Hz. Peygamber'dir sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Ve diğer kamil veliler, şeyhler bu kemale veraset yolu ile sahiplerdir. Asalet yolu ile değil, asaleten bu Hz. Muhammed Mustafa'ya aittir sallallahu aleyhi ve selleme.
Ama normalde diğer bütün veliler veraseten ona sahiptirler. Çünkü onların hepsi de Nur Muhammed'in nurundan kandillerini yakmışlardır tabiri caizse. O yüzden o velilerin, o mürşidlerin üzerinde bir nur var ise, o nurun kandili Hz. Muhammed Mustafa'dan ateşlenmiştir. Hz. Muhammed Mustafa'nın şemşeğisinin altındadır bütün veliler, mürşidi, kamiller ve alimler.
O yüzden meşhurdur ya, hadis-i şerif, alimler peygamberlerin varisidirler. Peygamberler miras olarak ne dinar ne de dirhem bırakmışlardır. Onlar sadece miras olarak ilim bırakmışlardır. Kim ilimden nasibini alırsa, çok büyük hayırlara kavuşmuş olur. Ebu Davud İbni Maci Buhari, Ebu Davud. O yüzden bu ilmin, tasavvuf ilminin aslı, asaleti Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerindedir.
Velilik olarak. Bütün veliler, veraset yoluyla bu ilmi Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerinden alırlar. Bir kısım melamet ehli, öyle söyleyelim. Zaman zaman içlerinden bazıları, ilmi direkt Allah'tan aldıklarını iddia etmişler. Bu onların kendi iddiaları. O yüzden buna kalkıp da, yani aradan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini de kaldırıp, yani biraz tehlikeli bir perde orası, direkt ilmi bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri olmaksızın, oradan aldıklarını iddia edenler olmuş.
Bunlar konumuzun dışında eğer konuşulması gerekirse, onlar da konuşuruz. Tabi yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendisinden sonra yaşanacak olan hadiselere, sıkıntılara, kendisinden sonra yaşayacak olanlara, bir hadise, bir sıkıntı olduğunda nereye müracaat edeceklerini beyan etmiş. Demiş ki, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan, başka bir hadis-i şerifte de herhangi bir ihtilafla karşılaştığınızda size düşen görev, benim sünnetime ve hulafayi raşidinin sünnetine uymaktır demiş.
Bu da Müsned'de, Darimi'de, İbn-i Mace'de, Ebu Davud'da, Tirmizi'de geçiyor. Başka bir hadis-i şerifte de, Kur'an'a ve ehli beytime müracaat ediniz demiş. Bunları tabi böyle farklı farklı manalar vermek mümkün. Mesela Kur'an'a ve ehli beytime dediğinde, bütün tasavvufi, bilhassa cehri tarikat erbabı, Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden geldiği için, cehri tarikatın eğer silsilesi oraya kadar dayanıyorsa, onları da biz bu manada, veraset yoluyla ehli beyt noktasında görebiliriz.
Sebep, çünkü bir problemde, bir meselede ehli beyti uyunuz demiş. Tabi ehli beyt aynı zamanda sünnet manasındadır. Bakın ehli beyt aynı zamanda sünnet manasındadır. Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sahih yaşadığı dinle alakalı ve söylediği sözlerle alakalıdır. Ehli beyt sadece kan yoluyla değildir. Bu normalde hani, belden gelen ehli beytlik değildir, yoldan gelen ehli beytliktir. O yüzden bir kimse kendince, eğer silsilesi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dayanan, Hazreti Ali Efendimizin üzerinden, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dayanan bir silsileden ders aldıysa, o da ehli beyti tabi olmuş olur.
Ama bunda büyükler muhakkak, o icazetli bir şeyhe intisap etmekle bunun mümkün olduğunu söylemişler. Orada şerh düşmüşler. Ve Hulefe-i Raşid'in sadece dört halife demek değildir. Bir kısmı böyle ilk dört halifenin kastedildiğini kabul edenler olduğu gibi, diğer Müslüman imamların da bu gruba girdiğini söyleyenler olmuş. O yüzden bu sadece bununla alakalı değil. Bu konuyu Tevbe suresi ayet 119 ile kapatmak istiyorum. Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun. Bakın, bu şeyhler, veliler, ebdallar, mürşitler, babalar, dedelerle alakalı, en önemli ayet-i kerimelerden birisi budur.
Tevbe suresi ayet 119. Der ki, ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun. Aynı zamanda bir veliyi, bir mürşidi sevmek, ona rabut etmek, onun haliyle hallenmeye çalışmak da bu ayet-i kerimeye dayanır. Çünkü, salihlerle, sadıklarla beraber olun denilince, onlarla beraber olmanın yolu olması gerekir. Bir sadıklarla beraber olmanın, Fatiha-i Şerife'de bizi salihlerin yanında eyle, onlarla beraber eyle dediğimiz, o ayet-i kerime de bunun içindedir.
O zaman salihlerin bir yolu, salihlerin bir kaidesi, kuralı olması lazım. Ve Cenab-ı Hak da bizi, o salihlerle beraber olmanı emrediyor. Buradan hareket edersek, o zaman salihlerle beraber olmak, sadıklarla beraber olmak ve bu beraberliği arttırmak ve bu beraberlikte muhkim olarak durmak farz. Hani bazen zaman zaman derler ya, bir mürşide bağlanmak gerekir mi? Ya sence gerekli değilse, gerekmez, bağlanma. Ama bu ayet-i kerimeye göre bakarsan, o zaman iş değişti. Ben sadıklarla beraber olacağım. Bana bir sadık tarif et. Bana bir salih tarif et. Ben onunla beraber olmak istiyorum. Neden? Dini ben onunla beraber yaşamak, onunla yol yürümek istiyorum. Dediğimizde işin rengi değişiyor.
Tabi bu ayet-i kerimeye, bizim Bursa'mızın medar iftiharı olan İsmail Hakkı Bursafi Hazretleri, ruhul beyanında bunu tefsir ederken, bahsi geçen sadıklardan muratın, kamil mürşitlerin olduğu, bir salih onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder. Yani bir derviş adayı, bir sufi adayına salik deniyor. Yani bir yola intisap eden kimse. Bir salik, bir derviş adayı, bir sufi adayı, bir yolcu adayı, onların kapılarında ciddiyetle hizmet eder. Muhabbetiyle nazarlarına kabul olunursa, onların feyiz ve bereketiyle masivayı terk etmeye, Allah yolunda istikamet üzere bulunmaya, rahatlıkla muvafık olur ve huzur-u hakka kavuşur buyuruyor.
Bakın salihlerle beraber olun, sadıklarla beraber olun. Ayet-i kerimesini Hz. İsmail Hakkı böyle tarif ediyor. Bu ayet-i kerimeyi böyle tevhid ediyor. Diyor ki, muhakkak ki onlarla beraber onların kapısında dediği yolları, onların dergahları, onların tekkeleri, onların bulunduğu topluluklar orada bulunmalı, orada ciddiyetle hizmet etmeli. Yani orada Kur'an ve sünnet dairesinde, imamların iştahatı dairesinde, orada yapılacak olan işler var ise, Kur'an'a hizmette, sünnet-i Resulullah'a hizmette, ehli tasavvufa hizmette yapılacak olan bir iş varsa, o işe katkıda bulunmalı. Kimisi tuvalet bile temizlemiş. Kim? Eşref oldu, Rumi. Örneğin, şimdi insanlar kibirli, şimdi insanlar bir yola intisap etmek istemiyorlar.
Eşref oldu, Rumi, müderris, yani bugünkü manada profesör, gitmiş, Hacı Bayram'ın Veli Hazretleri'nin dergahında, tekkesinde tuvaletleri temizlemiş. Hatta Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin dergahında, tekkesinde dergahın köpeğinin yanına misafir edilmiş. Öyle söyleyelim. Oraya bir tane kilim atmışlar, o köpeğin yanında, orada sabahlamış, akşamlamış, günlerce. Nefis terbiyesi çünkü bu. O yüzden o nefsi terbiye etmek için, muhakkak nefsi ezmek lazım. ve orada o üstadın nazarına girme, o üstadın normalde tabiri caizse, ya bu iyi bir derviş olacak, iyi bir sufi olacak, bu iyi bir yolcu olacak, bu Allah'a vuslat olur, düşüncesine onun üzerinde sahip olmak, o yüzden var gücünle, nefsiyle mücadele etmek, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmak ve o yolun bereketiyle, nefsi terbiye edip, masıvayı terk etmek, şeytanın vesvesesini tıkamak ve şeytanın yolunu terk edip, direkt hakka vasıl olma yolunda bulunanlar,
ancak muvaffak oluyorlar, o sadıklarla beraber olma yolunda. Allah cümle ümmeti Muhammed'i, bu yolda, bu uğurda, bu noktada duranlardan eylesin inşallah. Tabi bu mürşid, veli, şeyh, erenler, abdal, öyle ya, bunlar Kur'an'da geçiyor mu? Şimdi yeni moda bu ya, bir şey oluyor, bir şey söylüyorsunuz, bu Kur'an'da var mı? Canım kardeşim, Kur'an bu işin anayasası, dinin anayasası Kur'an. Hani anayasa var, bir sürü de kanunlar var, bu işin kanunları da sünnet-i seniye.
Bir de bu işin, hani böyle genelgeleri olur, iç genelgeler. Onlar da nedir? İştahatlardır, öyle söyleyelim. Bir şeyde hemen böyle, Kur'an-ı Kerim'den, ayet varsa kabul etme, yoksa kabul etmeme, böyle bir cehalete düştü, ne yazık ki, toplumumuzun bir kısmı. Böyle olunca, şimdi bazen böyle söyleyenlere diyorum ki, Kur'an'da var, faiz haram edilmiş. Neden faizle mücadele etmiyorsun? Bakıyor. Kur'an'da var, fuhuş haram edilmiş. Neden fuhuşla mücadele etmiyorsun? Kur'an'da var, kumar haram edilmiş. Neden bununla mücadele etmiyorsun? Ses yok. Yani işin enteresan noktası da bu zaten. Mesela bir kimseye, Allah'ı zikirden bahsediyorsun. Zikir var mı Kur'an'da? Var.
Var. Söylüyorsun, bu diyorsun, bu namaz değil mi diyor. Ya namaz, salat, zikir olarak, Cenab-ı Hak beyan etmiş. Ve bütün tefsirciler, ilk tefsirciler, hadisler, neyin zikir, neyin Kur'an, neyin salat olduğunu, ayırt etmişler. Yok. O arkadaş, toplanıp zikretmeyi, oturup zikretmeyi, nefsine yediremiyor ya, Kur'an'da var mı? Aynı şekilde de, yıllardır sorarlar hep böyle. Bu veliler Kur'an'da var mı? Var kardeşim. A bak, tövbe 119. Sadıklarla beraber olun. Bakın, Fatiha-i Şerife, bizi salihlerin yanında eyle. Bizleri onlarla beraber eyle. Bize bu salihleri anlatsın birisi, bize bu sadıkları anlatsın. Ben üstadımı bir sadık, salih bir zat gördüm.
Onlarla beraber olun deyince, ben onun yanında durmaya gayret ettim. Bitti. Sen etme. Ha, Kur'an'dan delil istiyorsun. Bakın, iki tane ayet-i kerime söyledim. Bir Fatiha-i Şerife'de, bir de Tevbe Suresi'ne. Peki, devam ediyoruz. Şimdi, velilikle alakalı, yaklaşık 60-70'e yakın, ayet-i kerime var. Kur'an-ı Kerim'de. Örnek, ben burada birkaç tane ayet-i kerime aldım, örneklemek için. Bakara, ayet 257. Allah, Allah iman edenlerin velisidir. onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin velileri de tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. O zaman, iman edenlerin velisi kim? Allah. Ne yapıyor o Allah? İnsanları karanlıktan aydınlığa doğru götürüyor. Peki, karşısında ne var?
Tağutun velileri var. Bunlar ne yapıyor? Bunlar da, aydınlıktan karanlığa götürüyor. Sen şimdi, sünnet-i seneyi komple reddeden, alim grubu gibi geçinen kimseler, sizler insanlığa, insanları karanlığa götürüyorsunuz. Sizler tağutun velilerisiniz bu manada. Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyi tavsiye ediyorsa kimse, Kur'an ve sünnetin dışında bir yol açıyorsa, o tağutun velisidir. Kur'an ve sünnetin içindeyse, nasihatları, tavsiyeleri, öğretileri, Kur'an ve sünnetin içindeyse, o Allah'ın velisidir. Yine, Araf ayet 196. Muhakkak ki benim dostum, kitabı indirmiş olan Allah'tır. Ve o, salihleri dost edinir. Bakın, burada bir de işaret var. Allah, salihleri kendine dost ediniyor.
Bakın, salihleri. Cenab-ı Hak, Tövbe suresinde de, salihlerle beraber oluyor. O zaman, salihler Allah'ın dostu. Bakın, salihler, Allah'ın dostu. O zaman, biz, Müslümanlar da, o salihlerle dost olmalıyız. Bakın, dostluk zinciri kuruldu. Allah, iman edenlerin velisi, ve, Cenab-ı Hak, salihleri kendine dost ediniyor. Dikkat edin buraya. Allah, bütün iman edenlerin velisi. Ama, salihi, salih bir kimseyi, salih bir kulunu, kendisine dost ediniyor. Ve, diğer kullarına da diyor ki, siz o salihlerle beraber olun. Salihlerle beraber olursanız, benim dostumun dostu olacaksınız. Ve, dolayısıyla, benim dostum olacaksınız. Yani, bir kimse aslında, bir mürşidi, bir veli, kendine dost edinirse, onun yoluyla yollanır, onun bu noktada, haliyle hallenir ise, onunla dost oldu.
Onunla dost olması, Allah'la dost oldu. Bakın, onunla dost olması, Allah'la dost oldu. O yüzden, ayeti kerimede, Habibi'nin elini tutanlar için, onlar gerçekte Allah'ın elini tutmuşlardır, dedi. Dikkat edin. Ha, bu geceki konumuz ne bizim? bu velilik sıfatıyla sıfatlanmış olan kimseler. Bunlar da, Nur suresi, ayet 37. Dikkat edin. O erler ki, hani erenler dedik ya, ayet sohbetin başında, mürşitler, veliler, erenler, abdallar dedik. Bakın, eren sözünün, çıkış noktası. öyle erler ki, ne ticaret, ne alışveriş, onları, Allah'ı zikretmekten. Dikkat edin. Kıymetli dostlar, öyle ayeti kerimeleri eğip bükmeyin.
Sohbeti dinleyenler, ayeti kerimeleri eğip bükmeyin. Namazla, Cenab-ı Hak, zikri ayırt ediyor. Nur suresi, ayet 37. Öyle erler ki, ne ticaret, ne alışveriş, onları, Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan, ve zekat vermekten alıkoymaz. Bakın, üç tane, böyle, tabiri caizse, binayı ayakta tutan, dilek koydu, Cenab-ı Hak.
Onları, Allah, o erler ki, ne ticaretleri, ne alışverişleri, yani dünyevi işleri, hiçbir dünyevi işi, onu Allah'ı zikirden, onu namaz kılmaktan, ve zekat vermekten alıkoyamaz. Bakın, üç tane, ibare, bir, Allah'ı zikretmek, iki, namaz kılmak, üç, zekat vermek. Kimler zekat veriyor? Nisab miktarındaki, mala sahip olanlar. Kimler zekatıdır? Alimlerin de zekatı nedir? İlimdir. O zaman bakın, ne onlar, Allah'ı zikretmekten, ne namaz kılmaktan, ne de, zekat vermekten, hiçbir şey onları alıkoymuyor. Hiçbir şey alıkoymuyor. O zaman, bu, üç şey, bir kimsenin üzerinde toplanacak. Er olacaksa, eren olacaksa, bir, Allah'ı çokça zikredecek.
İki, namazını dosdoğru kılacak. Tekrar, kim üzerine alınıyorsa alınsın. Yok, bizim namazımız kılındı. Yok, biz sizin kıldığınız gibi namaz kılmıyoruz. Biz daim huzurdayız. Biz daim huzuru yakaladığımızda, namaz bizden sakıt oldu. Yok, avam namazı kılacak. Biz hasül has olduk. Bizden namaz sakıt oldu. Bunlar sapkınlık, bunlar sapıklık. Bütün yollar, Hz. Muhammed Mustafa'nın, ayak izine basmalı. Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, en ağır ateşler içerisinde, en ağır bir şekilde hastayken, yine namazım diye feryat ediyordu. O yüzden, yok namazı kılınmış, yok onun namazı gökte kılınıyormuş, yok onların namazlarını, şeyhleri kılıyormuş, yok onların namazları, işte önceden kılınmışmış.
Bunların hepsi de sapkınlıktır, canım kardeşlerim. Bakın, Nur Suresi, ayet 37, evinizde elmalının, tefsiri, veya elmalının, meali varsa açıp okuyun. Bu son zamanlarda çıkan mealler, bu son zamanlarda çıkan, tefsirlerde, ne yazık ki, bazı ayeti kerimeler, eğilip bükülüyor. Bazı ayeti kerimeler, bazı kelimeler, farklı manalar, verilmeye çalışılıyor. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, siz ilklerin yolundan gidin diyor. İlklerin. Yani biz, sahabeye bakacağız. Ashabım yıldızlar gibidir demiş. Biz, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ashabına bakacağız. Ashabım yıldızlar gibidir demiş. Biz günümüzün velilerine, günümüzün pirlerine bakacağız.
Sonradan, işte paraya bozulan, makama bozulan, şana, şöhrete bozulan, Avrupalıların satın aldığı, Amerikalıların satın aldığı, İsrail'in, Mossad'ın satın aldığı, heva ve heveslerinin satın aldığı, şeytanın satın aldığı, ağzı bozuk, kendisini evliya gösteren, veli gösteren, alim gösteren, kimselere değil. Ya, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, izinden giden, salih ve sadıkların sözüne bakacağız. İlklerin yoluna, ilklerin sözüne bakacağız. Nur suresi ayet 37'de, öyle erler ki, ne ticaret, ne alışveriş, onları Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan, ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, gönüllerin ve gözlerin, döneceği günden korkarlar. Gönüllerin ve gözlerin, döneceği günden korkarlar. Yani, mahşerden.
Nur suresi, ayet 37 buyurmuş, Cenab-ı Hak. Ve, bu konuda da, direkt, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ne demiş? Bu, benim için, çok önemli. Ben, bir ayeti kerimeye, kendim mana vermektense, veya bir başkasının manasına bakmaktansa, ben, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu ayeti kerimden, hakkında ne demiş? Onu nasıl yaşamış? Ben, ona bakarım, birinci derecede. Benim yolum bu. Ben, bir ayeti kerimeye, önce, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ne demiş? Ashab, bu konuda ne demiş? Sonra, ilk tefsirciler, bu konuda ne demiş? Ben, onlara bakmaya gayret ediyorum. Bu, normalde, sonradan çıkanlarla, çok uğraşmak istemiyorum.
Çünkü, onlar, dinlerini, ilimlerini, metaya satmamışlar. Allah bizi affetsin. Kıyamet günü, Allah-u Teala, hadis-i şerif, nesaide geçiyor. Kıyamet günü, Allah-u Teala, ilkleri ve sonları topladığında, bir münadi gelip, bütün yaratıkları işittirecek bir sesle, burada toplananlar, şerefe kimin en layık olduğunu bilecekler. Bakın, münadi melek, bütün mahşer halkına sesleniyor. Diyor ki, burada toplananlar, şerefe kimin en layık olduğunu bilecekler. ne ticaretin, ve ne de alışverişin, Allah'ı zikretmekten alıkoymamış oldukları, oldukları kalksınlar diye, nida edecek. Pek az kimse kalkacak. Sonra Allah-u Teala, diğer yaratıkların, hesabını görecektir.
Bakın, daha hiç kimse, normalde, tabiri caizse, bunu böyle tefekkür edin. Bakın, bunu böyle tefekkür edin. Bütün herkes, topraktan, mantar biter gibi bitti. Ve bütün herkes, iki dizinin üzerinde, eğilmiş, büklüm bir şekilde duruyor. Böyle tefekkür edin. Serbestsiniz böyle tefekkür etmeye. Tekrar söylüyorum, dümdüz bir alan olarak, tefekkür edin. O dümdüz alanda, herkes, buğday başaklarının çıktığı gibi, veyahut da, buğday için tohum lazım. Mantar gibi. Mantar biter gibi, topraktan yeniden bitti. Ve hepsi de tek düze. Hepsi de, namazda oturur gibi oturup, boyunları önde, kafaları önde, sanki, hiçbir hayat belirtisi yok.
Hiçbir yaşam belirtisi yok. Sanki, hiçbirisinin, nefes alıp vermesi yok. Ruhların, yaratıldığı an gibi düşünün. ve ruhları, hani öyle yarattı da, ruhların hepsine birden sordu. Elestü bir Rabbi kim? Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Ruhların hepsi de, cevap verdiler. Bela, evet, sen bizim Rabbimizsin. Ruhlar, o esnada, yaratıldıklarında, Allah alem, benim tefekkürüm bu. İki dizinin üzerinde, kafaları önündeydi. ve kafalarını kaldıracak, halleri yoktu. Ve Cenab-ı Hak, onlara sordu. Çünkü, hiçbirisinin evveli yok. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Hepsi, daha ilk defa yaratılmışlar. Yeni yaratılmışlar. Türüm taze. Hepsi de, evet, sen bizim Rabbimizsin dedi. Neden? Akıllarında, evveli olarak bir şey yok.
Evveli olarak bir şey olmadığından, yeni yaratıldıklarının, farkındalar. Yeni yaratıldıklarının, farkında olduklarından, evet, sen bizim Rabbimizsin dediler. Mahşer yerini de, böyle tefekkür edin. Mahşer yeri, Cenab-ı Hak hepsini de, yeniden suru üfletmiş, hepsi de mantar gibi, aynen ruhların, yeni yaratıldığı zamandaki gibi, iki dizlerinin üzerinde, boyunları bükük, bekliyorlar. Sanki hiçbir hayat olgusu yokmuş gibi. Bir münadi sesleniyor, mahşer halkına. Bir münadi sesleniyor. Diyor ki, burada toplananlar, şerefe kimin en layık olduğunu, şimdi bilecekler. Bakın, çünkü, büyük bir şeref bu. Neden büyük bir şeref? O esnada daha, hiç hesap kitap görülmedi. O esnada, mizan çalışmaya devam etmedi.
O esnada, cennetlikler, cehennemlikler ayrılmadı. O esnada daha hiçbir şey yok. Bakın, hiçbir şey yok. O esnada, mahşer kurulmuş, ve mahşer kurulduktan sonra, dümdüz, gözünüzün alabildiği yer, dümdüz. Ve gözünüzün alabildiği yer, dümdüz olan yerde, herkes, tahiyyatta oturur gibi oturuyor, ama kafaları önde. Kafalarını kaldırma izni, henüz daha verilmedi. Henüz daha, o kafiri, mümini, münafığı ayrılmadı. Kim bugün şerefe nail olacak? Evet. Münadi diyor ki, bugün şerefe kimin daha layık olacağını, mahşer halkı şimdi görecek. Ve, devam ediyor Münadi Melek. Diyor, ne ticaretin, ne alışverişin, ne ticaretin, ne alışverişin, Allah'ı zikretmekten alıkoymamış.
Bunlar kalksınlar. bu müthiş bir şey. Ne ticaret, ne alışveriş. Yani, dünyadaki herhangi bir mesele, dünyadaki herhangi bir unsur, dünyadaki herhangi bir sıkıntı, bela, musibet, hastalık, dert, gam, kasvet, eş, çoluk, çocuk, anne, baba, arkadaş, dost, devlet, hükümet, neyse, dünyayı ilgilendiren ne varsa, hiçbir şey, hiçbir şey, onu Allah'ı zikretmekten alıkoymamış. O kafasını kaldıracak. Ve onu normalde kalkacaklar. Ve çok az bir kimse kalkacak diyor. Sonra Allah, diğer yaratıkların hesabını görecek. Bakın onlar hesap kitap yok onlara. Hani başka bir, şimdi bu, diğer ayet-i kerimede bu gelecek ama şimdiden bağlayayım. Bu hani Allah dostlarına korku yoktur. Ayet-i kerimedeki tefsir ederken, hadis-i şerifi söyleyecektim, şimdiden söyleyeyim.
Hani, peygamberler gıptayla bakarlar. Allah'ın gölgesinde gölgelenenler vardır. Ve sorar mahşer halkı, bunlar kim? Bunlar hangi peygamberlerden? Bir münadi cevap verir. Bunlar peygamber değil. Bunlar hangi şehitlerden? Bunlar şehit de değil. Ya bunlar kim? Mahşer halkı sorar. Bunlar kim? Bunlar münadi cevap verir. Bunlar, yeryüzündeyken, birbirlerini Allah için sevenler. Toplandıklarında Allah'ı zikredenler. Birbirlerini Allah için sevenler. Bir akraba olmadıkları halde, birbirleriyle alışverişleri olmadıkları halde, birbirleriyle bir dünyevi bağları olmadıkları halde, Allah için birbirlerini sevenler, ve toplandıklarında Allah'ı zikredenlerdir.
Mahşerde hiçbir gölgenin bulunmadığı bir anda, Allah'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. Nur'dan minberler oturacaklar, nurdan tac ile taçlandıracaklar, nurdan elbiseler giyeceklerdir. Ve peygamberler onlara gıptayla bakacaklardır. Ve peygamberler onlara gıptayla bakarlar diyor. Peygamberlerin gıptayla baktığı kullar. Kim bunlar? Bunlar Allah'ın velileri. Bunlar Allah'a sadık, Allah'a dost olmuş olan kimseler. Bunlar kim? Allah'ın dostlarıyla dost alan, Allah'ın sadık kullarının yanında duran, Allah'ın salih kullarıyla beraber olanlar orada. Sebep? Çünkü o Allah dostunu Allah için sevmiş. Bir menfaat yok, bir alışveriş yok, bir ticaret yok. Biz o yüzden özellikle topluluğumuzun içerisinde parayı, pulu, ticareti katmayız.
O yüzden biz topluluğumuzda para toplamayız. O yüzden biz topluluğumuzda ticaret unsurlarını ortadan kaldırırız. Allah için toplanalım, Allah için zikredelim, Allah için birbirimizi sevelim, Allah için birbirimizin koluna girip, girip Allah'a yol tutalım. Derdimiz budur. Evet, Nesai'de bunu böyle söylüyor. Şimdi yine velilerle alakalı ayeti kerime, Yunus suresi 62-63-64. ayetler.
Dikkat edin, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar ki iman edip takvaya ermişlerdir. Onlar için dünya hayatında da ahirette de müjde vardır. Allah'ın sözleri değişmez. Bu büyük kurtuluşun kendisidir. Bakın bu büyük kurtuluşun kendisidir. Yunus suresi ayet 62-63-64. Yine biz bu ayeti kerimeleri, Hazreti Peygamber ne demiş? Oraya dönüp bakacağız. Abdullah İbni Mesud, İbni Abbas'tan ve Selef'ten birçokları demişler ki, Allah'ın dostları, görüldükleri zaman Allah'ın hatırlandığı, anıldığı kimselerdir.
Demek ki Allah'ın dostları kimlermiş? Bu Yunus suresindeki bahsedilen korku ve mahzun da olmayacaklar. Hem dünyada hem ahirette müjdelenmiş ve büyük kurtuluşun kendisi olanlar. Dikkat edin, bu büyük kurtuluşun kendisidir diyor. Ayeti kerime. Bunlar kimlermiş? Allah'ın dostlarıymış. Görüldükleri zaman bir, Allah hatırlanıyormuş. İki, Allah anılıyormuş onlar görüldüğünde. Yani Allah zikrediliyor onlar görüldüğünde. Yine bu normalde hadis-i şerif başka bir kanaldan İbni Abbas yine rivayet ediyor bunu. Bir adam, Ey Allah'ın elçisi! Allah'ın dostları kimler diye sormuştu. Şöyle buyurdu. Görüldüklerinde Allah hatırlandığı kimselerdir. Ha demek ki bu Allah dostları, hani korku ve mahzun olmayan kimseler, o zaman onların en önemli özelliği neymiş?
Görüldüklerinde Allah hatıra geliyormuş. Ve aynı zamanda da görüldüklerinde Allah zikrediliyormuş. Allah'ı zikrediyor o kimse. Ya bir ilmi bir şey soruyor, tasavvufi bir şey soruyor, ne bileyim işte bir hadis soruyor, bir ayet-i kerime soruyor, bir fıkıh soruyor. Veya o kimsenin yanına gittiğinde, edeble oturuyor, terbiyeyle oturuyor. İşte o velinin, o üstadın yanına gittiğinde, dünyevi bir şey konuşmuyor, heva hevesten bir şey konuşmuyor, şeytanın vesvesesinden bir şey konuşmamaya gayret ediyor. Edeb ve terbiye içinde, hayal içerisinde, saygı içerisinde, onun yanında ne yapıyor? Edeple duruyor. Hani ayet-i kerime var ya, peygamberin yanında seslerinizi yükseltmeyiniz diye.
Ehl-i sufi bunun kendine ölçü almış. Üstatlarının yanında seslerini yükseltmeme, üstadlarının yanında kavga etmeme, üstadlarının yanında kahkahayla gülmeme, üstadlarının yanında gevşek bir şekilde oturmama, üstadlarının yanında gevşek konuşmama, üstadlarının yanında sırf dünyevi meselelerle uğraşmama, sormama gibi, kendisine ne yapmışlar? Edeb edinmişler. O yüzden hani, mescitlerde de dünya kelamı konuşmayınız demiş ya, o yüzden tekkelere de gidildiğinde, Allah'ı zikredilen yerler Allah'ın evidir. Allah'ın evlerinde, öyle dünya kelamı konuşulmaz, işte bağırılmaz, çağırılmaz, oynaşılmaz, ne bileyim işte bu tip şeyler, hal ve hareketler olmaz. Bunlar da bir edep olarak, ehl-i sufi bunları kendi içerisinde yerleştirmişler.
Hani birisi gelmiş, bir yitik malını arıyormuş da, Hz. Peygamber seslenmiş mescitte, işte benim devem kayboldu, devemi gören oldu mu demiş. Allah Resulü Resulü da bulamaya sıyaca demiş. Hani sen deveni bulama. Neden? Mescitte deva aramaya kalkıyor. Hani Allah'ın mescitlerinde, dünya kelamı konuşulmaz, Allah'ın mescitlerinde, dünyevi işler olmaz. Bir başka birisi de mal alıp satmaya kalkmış, satamayasıca demiş ona. Hani sen ne yapma, Allah'ın evinde bir şey alıp satmaya kalkıyorsun diye. O yüzden bizim içinde bulunduğumuz kıymetli kardeşler, yolun adabıdır. Biz dergahlarımızda, tekkelerimizde, vakıf binalarımızda bir şey alıp satmayız, bir şey pazarlamayız. Ne dergahın, böyle bir topluluğumuzun, vakıf topluluğumuzun, ne bir malı vardır, satılacak ne bir kitabı vardır, ne bir cd'si vardır, ne bir gazetesi vardır, ne de bir dergisi vardır.
Bizim tasavvuf binalarımızda, bizim tasavvuf vakfının merkezlerinde hiçbir alışveriş olmaz. Hiçbir ticaret olmaz. Biz buna göz göre göre müsaade etmeyiz. Hatta Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin zamanında da ben buna çok titiz dururdum, beni şikayet ederlerdi. Biz orada işte etek satacağız, çorap satacağız, şunu satacağız, bunu satacağız diye. Bunlar dergahlar ve tekke adabında olmaması gereken, Sufi adabında olmaması gereken, yok Şeyh'imin üflediği yoğurt, yok Şeyh'imin okuduğu su, yok Şeyh'imin okuduğu peynir, yok Şeyh'imin memleketinden köfte, yok Şeyh'imin köftesi, yok Şeyh'imin yoğurdu, yok Şeyh'imin peyniri, yok Şeyh'imin balı, yok Şeyh'imin koltuğu, yok Şeyh Efendi'nin işte mübarek iş yerinden aldık.
böyle şeyler Sufi yolunda doğru şeyler değil, bizce, öyle söyleyelim. Eskiler de böyle yapmışlar. Yeniler şimdi, bir kısım yeniler, kendi dergahlarını, kendi tarikatlarını, kendi topluluklarını, ticaret merkezine çeviriyorlar. Kimisi işte kalkıyor, ne o, market açıyor. Ne o, bir tarikatın, bir tasavvuf grubunun marketi mi olurmuş, bir tasavvuf ekolünün grubunun gazetesim olurmuş. Ben kendimce söylüyorum. Haydi, reklam almak için kapı kapı dolaşıyorlar, para toplamak için kapı kapı dolaşıyorlar. Bunlar Sufiler için bence doğru şeyler değil. Evet, devam ediyoruz. Yine Ebu Hureyre, o hani az önce, Nesai'den nakdettiğimiz, hadis-i şerifin devamı gibi. Allah'ın kullarından öyle kullar vardır ki, peygamberler ve şehitler, onlara gıpta ederler.
Bakın bunu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söyleyince, sahabe tabiri caizse şokta. Yani Allah'ın öyle kulları vardır ki, bu kullar, peygamberler ve şehitler, onlara gıpta ile bakarlar. Onlara gıpta ederler. Allah elçisine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, sahabe soruyor, kim onlar? Olur ki onları severiz denildi. Ve şöyle buyurdu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onlar öyle bir kavimdir ki, mal ve nesep için değil, Allah için birbirlerini severler. Yani mal, dünya için değil, nesep, işte bizim akrabamız, ya bizim işte oğlumuz, uşağımız, kızımız, gelinimiz, işte sülalemiz değil. Veya bizim ırkımızdan değil, nesep.
Ya onlar Allah için birbirlerini severler. Mal, dünya ve nesep için değil. Yüzleri nurdur. Nurdan minverler üzerindedirler. Bütün insanların korkacağı zamanda, onlar korkmayacaklar. İnsanların mahzun olacağı zamanda, onlar mahzun olmayacaklardır. Sonra, dikkat edin, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir, ayeti kerimesini okudu. Demek ki, bunu da Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri de nakleder, bu hadis-i şerifiye. Hatta Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri, onların yüzü su hürmetine yağmur yağar der. O yüzden yağmur duasına çıkarken, yanında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası Abbas'ı alırdı.
Ve derdi ki, Ey Abbas, sen peygamberin amcasısın. Sen bizim içimizde olursan, Cenab-ı Hak bize rahmet verir, bize bereket verir der. Yağmur duasına çıkarken, onu da yanında götürürdü. Ve o da yanlarında olduğu için, Cenab-ı Hak bereketlendirir, lütuflandırır, daha dua bitmezden yağmur yağardı. Bakın, daha dua bitmezden yağmur yağardı. Allah öyle dostları, bizleri dost eylesin inşallah. Yine İmam-ı Hanbel naklediyor bu hadis-i şerifi. Aynı manada, uzak kabilelerden ve bilinmeyen insanlardan öyle bir kavim gelecek ki, bakın, uzak kabilelerden, yani bunlar Arap olmayacak, ve bilinmeyen insanlardan gelecek. Yani o güne kadar, işte Arap kabileler, Müslüman oluyor, Arap kabileler, İslam'ı kabul ediyor, ama enteresan bir şey bu.
Diyor ki, Arap olmayacak bunlar. Yani Arap olmayacak diye direkt söylemiyor ama, uzak kabilelerden, yani, bu Hicaz bölgesinden değil, daha uzak yerlerden. Bilinmeyen insanlar, öyle bir kavim gelecek ki, onları akrabalık bir araya getirmemiştir. Onlar Allah için birbirlerini severler, Allah için bir safta toplanırlar. Allah kıyamet günü onlar için nurdan minberler koyacak, ve bunların üzerine onları oturtacaktır. İnsanlar korkacak, ama onlar korkmayacaklar. Onlar hiçbir korkuları olmayan, ve mahzun da olmayacak olan, Allah'ın dostlarıdırlar. Yine İmam-ı Ahmet bize naklediyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ebu Derda'dan bu. Onlar için dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır. Ayeti hakkında şöyle buyuruyor.
Bu müjde, Müslüman'ın gördüğü, veya ona gösterilen salih rüyadır. Ahiretteki müjdesine gelince, o da cennettir buyurmuş. Yine onlar için dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır. Ayeti kerimesinin sahabe, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ki, Ahiret müjdesinin cennet olduğunu bildik. Fakat dünya müjdesi nedir? Ey Allah'ın Resulü. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine cevap veriyor. Kulun gördüğü, veya kendisine gösterilen salih rüyadır. Ve o peygamberliğin, bir rivayete 44 cüzü, bir rivayete 70 cüzü, bir rivayete 46 cüzden, bir parçadır diyor. Demek ki o salih rüya, peygamberliğin 46 cüzünden, bir cüz.
Yine, İmam-ı Ahmet, bununla alakalı diyor ki, Ebu Zer rivayet ediyor bunu da. Ey Allah'ın elçisi, kişi bir amel işlerse, insanlar bu işinden dolayı onu över, ve onu senada bulunur demiş de, Allah Resulü de şöyle buyurmuş. İşte bu, müminin acil müjdesidir. Ne kadar güzel, öyle değil mi? Yani siz, iyi bir iş yapıyorsunuz, hayırlı bir iş yapıyorsunuz, salih bir amel işliyorsunuz. Salih bir amel işleyince, insanlar sizi övüyorlar, methediyorlar. Öyle değil mi? Ya ne kadar iyilik yaptı, cömertlik yaptı, bana yardımcı oldu. İşte bana ön ayak oldu. Ya ne kadar iyi ya, ya namazında bir kimsedir o. Namaz kılıyor ya, arkasından diyor. O cömert bir insandır, arkasından söylüyor. Allah razı olsun, o bize Allah demeyi öğretti.
Arkasından söylüyor. Allah razı olsun, bizim zikir yapmamıza vesile oldu. Diyor ki, bu onun arkasında, bu hani, onun iyiliği konuşulur. Onun amelinden dolayı, insanlar onu över, onu senada bulunurlar. O da diyor, müminin acil müjdesidir. Ne kadar güzel, daha dünyadayken müjdesi. yani normalde, yani normalde, muhakkak ki, o kimse ölürken, melekler tarafından müjdelenir. Muhakkak ki, cenneti ölürken, ona cennetteki makamı gösterilir. Muhakkak ki, ölmeden önce de cennetteki makamı gösterilir. Muhakkak ki, ölmeden önce de, melekler onu müjdeleyebilir. Bunlar, tabii metafizik müjdeler. Muhakkak ki, o işte, gidecek olduğu yeri görebilir. Muhakkak ki, belki de halinde veya rüyasında, hesabını, kitabını sorabilirler.
Allah bizi affetsin. İşte bunlar da ne olmuş oluyor? Metafizik müjdeler oluyor. Normalde daha birçok ayeti kerime almışım da, ben şimdi, iyice böyle, şey yapmayayım. Sohbeti çok uzatmayayım. Ama, birkaç tane, hadis-i şerifler var. Ondan sonra da, Hz. Mevlana ne demiş, biraz da ona bakalım, zaman kalırsa, sonra sorularınıza geçelim inşallah. Bu, hadis-i şerifleri, İbrahim Cana'nın, şimdi okuyacağım hadis-i şerifleri, İbrahim Cana'nın, kütüb-i siddetinin, ebdal faslından, bakabilirsiniz. Buna, adres veriyorum. Az önce okuduğum, bu Yunus Suresinin, tefsirinin de, hadislerini, buna da kaynak vereyim.
İbn-i Kesir'in, Yunus Suresi, ayet 62-63, 62-63'ten, bakabilirsiniz. Onu da, size, kaynağını vereyim. Açın, okuyun, bakın, normalde, hani, şek şüphe ederseniz, o şek şüpheniz, kalkmış olsun. Yunus Suresi, 62-63, 64, İbn-i Kesir. İbn-i Kesir'den, ona bakabilirsiniz. Oradan faydalanalım. Evet. Devam ediyoruz şimdi. Yani, bu mesele, aslında, hadis-i şerirleri okudum, bir kısmını. Yunus Suresinin, Tevbe Suresinin, ve Nur Suresinin, ayetlerinin, tefsirlerinde, bazı hadisleri okudum. Ama, kütüb-i siddede, İbrahim Canan Hoca, Hüsesi, böyle bir bahis, bir bab açmış. Ebdal meselesi diye. Mehdi meselesinden sonra, bu mesele.
Oradan bunları görmeniz, oradan bunları okumanız mümkün. Ama, kütüb-i siddede, evinizde vardır, yoktur, ulaşabilirsiniz, ulaşamazsınız. Bu ayrı mesele. Ahmet İbn-i Hanbel, naklediyor bu hadis-i şerifi. Bu ümmette, ebdallar 30 tanedir. Kalpleri Halil Rahman, Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın, kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce, Allah, onun yerine başkasını koyar. Bu hadis-i şerifi, neden böyle aldın buraya? Ölünce, Allah, onun yerine başkasını koyuyor. Yani, kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, kıymetli tasavvuf yolcuları, kıymetli sufilik yolcuları. Sözüm size. Üstadınız vefat etti, şeyhiniz vefat etti. Kendi kendinizde, kendi kendinize veya birilerinin, ya bundan sonra şeyh gelmeyecek de, bundan sonra veli yok da, velilik kapısı kapandı da, bunlar çok ağır sözler.
İşte bize şeyhimiz dedi ki, ondan sonra, işte Mehdi gelecek, Mehdiye kadar siz zakirlerle gidin. Bunlar doğru sözler değil. Bunlar böyle, uyulacak, tabi olunacak sözler değil. Bunlar, artık hangi, Halit-i Ruhiye ile söylüyorsa, bunu kardeşler, hangi ölçülerle bunları söylüyorlarsa, söyleyecek bir sözümüz yok. Ölen şeyhinin fotoğrafını karşısına alıp, ona rabıta edenler, ölen şeyhiyle, işte ne bileyim, neredeyse büstünü koyacaklar evlere. şeytan bu vesveseyi veriyor. Bakın, ilk, heykel tıraşın, heykelciliğin çıkış noktası odur. Böyle çok sevilen bir veli zatı, insanlar böyle çok metedince, çok sevince, şeytan insan suretine gelip, diyor ki onlara, siz diyor, madem ki çok seviyorsunuz, onu her an hatırlayın, ee ne yapalım?
Onun diyor, bir heykelini dikelim, şehrin ortasına, köyün ortasına neyse. Şehrin ortasına, onun bir heykeli dikiliyor. Ve herkes, o heykele bakaraktan, onu hatırlıyor. Onu metü sena ediyor. Onu kendisine, kendisini Allah'a yaklaştıracak, bir vasıta olarak görüyor. Ve bu, ilk önce böyle, şehrin merkezlerine, şehrin ana caddelerine, şehrin toplanma yerlerine, bu heykeller dikiliyor. Sonra, şeytan işi daha da arttırıyor. Siz diyor, şehrin giriş çıkışlarına da, bu heykellerden dikin. Herkes sizin, bu büyüğünüzü, tanısın, bilsin. Herkes, şehrin giriş çıkışlarına da, kocaman, o zatın adını, ben hatırlayamayacağım şimdi. Bir ara, sohbette ben söylemiştim, onu, mesnevi sohbete ederken söylemiştim. bunu, mesnevi sohbetinde aktarmıştım.
Onu bulmuştum ben, bir tarihi kayıtlardan, o zatın ismini. Ve, kalkıyorlar, şehrin giriş çıkışlarına da, o zatın, heykellerini dikiyorlar. Ardından, şeytan daha da arttırıyor. Diyor ki, istemez misiniz, evlerinizin bir köşesinde, böyle bir köşe olsun, böyle bir şey olsun. Bu sefer, bir heykeller, küçük heykeller, evlerinin köşesine, etrafına mum yakmalar, filan, onu süslemeler, böyle, devam ediyor.
Şimdi, bakın, canım kardeşlerim, bir kimse, şimdi kalkar da, işte, şeyhinin, ölmüş şeyhinin, veya sağ şeyhinin, fotoğrafını al, karşısına koy, ona öyle bak, ondan sonra, rabıta edeceğim diye. Bu doğru değil. Veyahut da, onun fotoğrafını al, işte, devamlı, elinde, orada, burada, dolaştır, ben böyle kendimi edeplendiriyorum, diye. Bu doğru şeyler değil. Yani, delalete, sapkınlığa, kapı aralamasın hiç kimse. Allah'ın velileri eksilmez. Bakın, veli ismi, şerifi, Cenab-ı Hak'ın, sıfatlarından birisidir. Allah'ın sıfatlarının, herhangi bir sıfatının, tecelli etmemesi, işlevini yitirmesi gibi, bir şey söz konusu olmaz. O yüzden, her dönemde, her dönemde, Allah'ın velileri vardır.
Ne oluyormuş? Ölünce, Allah, onun yerine başkasını koyuyormuş. Kim koyuyormuş? Allah koyuyormuş. Veli'yi, kim koyuyormuş onun yerine? Allah. İnsanlar değil. Bakın, veliyi, veli eden Allah'tır. Üstad, mürşid, ona yol gösterir sadece. Ona anlatır, ona tebliğ eder, ona nasihat eder. Gerekirse ona kızar, gerekirse ona celallenir, gerekirse onu terbiye etmek için, değişik terbiye metotları kullanabilir. Ama bir veli, bir başka kimseyi veli edemez. Velilik yollarını öğretir ona. Velilik hallerini anlatır ona. Yolun, tehlikeli yerlerini anlatır. Yolun sıkıntılı yerlerini anlatır. Nerede kalınacak, nerede oturulacak, nerede yürünülecek, nerede koşulacak, bunları ona anlatır, bunları ona öğretir.
Ama asla, bir kimse, bir başka kimseyi veli edemez. Bir kimse, bir başka kimsenin veli demesiyle de veli olmaz. Ve o yüzden velilik, direkt Allah'ın elinde olan bir şeydir. Allah, dilediğini kendine veli eder. Allah, dilediğini kendine dost seçer. Allah, dilediğini kendine yaklaştırır. Bütün kullar, Allah'a yaklaşmak için gayret sarf eder. Gayretlerinin neticesinde, Allah'a yaklaşır mı? Evet. Ama Cenab-ı Hak birisini tabiri caizse, şşş diye çekip alıverir mi? Çekip alıverir. O Allah'ın fazlıdır, lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Kulların ona sözü geçmez. Kulların bu noktada ona nazı geçmez. O veliye sözü ve nazı geçmez.
Ancak laf üretirler arkasından. Ya bundan başka Allah'ın velisi olmayacak mı? Derler, bu sefer de halleri gider. Bu sefer de onların gönül kapıları kapanır. Bu sefer de onlar ne olur? Bu manevi yoldan feyiz alamazlar. Lütuf alamazlar. Allah dilediğini kendine seçer. Kime ne ki? Allah dilediğine, dilediği şekilde onu rüyasında gösterir mi? Evet. Sen patlar, çatlarsın. Bunlar nasıl rüya görüyorlar? Yani bu rüyaların hepsi de yalan, dert çıkarsın. Allah ama onu kendisine seçmiştir. Ve istediğine, istediği kuluna, o velisini rüyasında gösterir mi? Evet. O velisini rüyasında gösterdiğine, Cenab-ı Hak kendi katından lütfediyor. Kendi katından ikram ediyor. Kendi katından ona ihsan ediyor.
Kendi katından onu manevi olarak nimetlendiriyor. Bu kimsenin elinde değil ki. İşte bilmem hangi şehirden, bilmem hangi ülkeden, bilmem nereden, o kimse rüyasında görüyor. Bir veli zatı rüyasında görüyor. Kim olursa olsun bu. Bakın şahıs konuşmuyoruz, tarikat konuşmuyoruz. Şu isim, bu zat demiyoruz. Bu kim olursa olsun. Cenab-ı Hak birisini gösterdi ona. Cenab-ı Hak ona birisini gösterdi. Cenab-ı Hak ona birisini gösterdiyse, o kimseye lütfetti. İkram etti, ihsan etti. Salih bir rüyayla gördü. Salih bir rüyayla görünce müjdelendi o. Bakın müjdelendi. E şimdi o müjdelenen kimseye biz ne diyebiliriz? Hiçbir şey diyemeyiz. O müjdelenen kimseye hiçbir şey konuşamayız.
O müjdelenen kimseye biz hiçbir şey diyemeyiz. Sebep Allah onu kendisi seçti. Birisini aldı, ölenin yerine onu koydu. Yine başka bir rivayet. Ümmetimden ebdallar otuz tanedir. Arz onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mahsarsınız. Onlar sebebiyle yardıma mahsarsınız. Bakın, bu veliler, bu mürşitler, bu kamil şeyh efendiler, bu ebdallar, bu dedeler, bu babalar, bu kamil zatlar yüzü sürmetine arz diyor, ayaktadır.
Onlar sebebiyle yağmura mahsardır. Onlar sebebiyle yardıma mahsardır. Onlar sebebiyle. Yani onlar olmamış olsa, kıyamet kopacak. Sebep, çünkü yine hadis-i şerif, yeryüzünde Allah diyen eksilmedikçe kıyamet kopmaz. Bunu Muhyiddin İbnü'l Arabî zamanın kutbuna yorar. Der ki, zamanın kutbunun yerine bir kutup atanmazsa, işte o zaman kıyamet başlar der. Yine bir hadis-i şerif, Ebdallar Şem, Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mahsar olurlar. Hazreti Ali raddallahu anh Hazretleri'nin rivayeti. Bunu en sona sakladım. Ebdallar Şam'dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allah yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular.
Düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap, onlar sebebiyle bertaraf edilir. Evet kıymetli dostlar, ayetlerle, hadislerle, velilerin, şeyhlerin, mürşidi kamillerin, erenlerin, dostların, Ebdalların, dede ve baba anlamları altında, ehli tasavvufun içinden yetişmiş olan mürşidi kamillerin, Kur'an ve sünnetle var olduklarının sabit olduğu, ayetlerle, hadislerle dilimizin döndüğünce açıklamaya çalıştık.
Alıntı yaptığımız kaynakları da gösterdik. Bu saatten sonra, ya veli yoktur, ya mürşidi kamiller yoktur, bunlar saçmadır, böyle şey yoktur, böyle şeyler olmaz diyenler, cehaletlerinden söylerler, bilmediklerinden söylerler. Ya bizim şeyhimiz vefat etti, ondan sonra şeyh gelmeyecek artık, ondan sonra bir veli gelmeyecek diyenler, cehaletlerinden söyler, bilmediklerinden söyler. Ama bu sohbetimizi dinleyenler, bu sohbetimize müracaat edenler, bunun Kur'an ve sünnet dairesinde delilleriyle öğrenebilirler. Ne bilirler? Delilleriyle. Bu delilleri inkar etmek, bakın bu delillerin hepsini de kitap ismi vererekten söyledim. Ayet numaralarını vererekten söyledim. Ve hangi tefsirden, hangi hadis kitaplarından faydalandığımı da bunları vererekten söyledim.
Bu saatten sonra velilere, mürşidi kamillere ve velilerin, mürşidi kamillerin, şeyhlerin yoluna, onların normalde var olduğuna dair bir laf söyleyen kimse veya inkar eden bir kimse, Kur'an ve sünnetin bir kısmını inkar etmiş olur. Kur'an'dan bir ayeti inkar eden küfre düşer. Dikkat edin. Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerimeyi inkar eden küfre düşer. O yüzden Müslümanlar bu meselelerde dikkatli olsunlar inşallah. Tabii bununla alakalı zamanın, kendi zamanlarındaki, ben bunu da böyle hemen kısacık burayı da okuyayım. İnşallah şeyi söyleyeceğim. Yani mezhep imamlarından alimlerin bu konuda
tasavvufa karşı olmadıklarına ve kendilerinin de ehli tasavvuf olduklarına dair. Hanefi imamlarından İbni Humam, İbni Şibli, Şürün Bilali, Hayrettin Remli, Hamemi ve Emsali, Şafii imamlarından Sultanul İlama, İz İbni Abdüsselam, İmam-ı Gazali, Taciddin Subki, İmam Suiti, Şeyhül İslam Kadı Zekerya, Allema Şihab, İbni Hacer El Heytemi gibi zatlar.
Maliki imamlarından Ebul Hasan Ali Şazeli, Halifesi Şeyh Ebul Habbas El Mursi, Onun halifesi Şeyh İbni Ataullah İskenderi, İbni Ebi Hamze, Nasurettin El Likani, Muhakkik alim Ahmet El Zerkük El Bellesi gibi zatlar. Hanbeli imamlarından Şeyh Abdülkadir El Cili, Şeyhül İslam Abdullah El Ensari El Heravi, Şeyh İbni Buhari El Futuni gibi zatlar bir tasavvuf yoluna girmişler.
Bu noktada sufilik yolunda kendilerini ayrıyeten terbiye etmişler. O yüzden dört mezhebin de hiçbirisi de tasavvufa karşı şeyhlere, mürşitlere, velilere karşı bir fetva söylememişlerdir. Bundan uzak tutmuşlardır kendilerini. O yüzden iştihat imamları da bu konuda hemfikirdir. İmam-ı Azam'ın sözü meşhurdur. Son iki senem olmasaydı Numan helak olmuştu dediğinde gidip bir üstada bağlandığı söylenir. İmam-ı Şafi'nin Şeyban-ı Rai adında bir ümmü şeyhe intisap ettiği söylenir. Ve İmam-ı Hanbel'in de o şeyhe intisap ettiği söylenir. Bu eserlerde geçer. O yüzden bir kimse bu noktada bunları inkar ederse, bu yolu inkar ederse büyük bir hataya düşmüş olur.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Şimdi canım kardeşlerim, ben böyle Hazreti Pir'den bir huble okuyup, bunu sonra tekrar okuyacağım ama bitirmek istiyorum sohbet faslını. Sorularınıza geçeceğim. Cilt 4 ve 540. beytten itibaren okuyorum. Cilt 4. Şehle beraber olunca kötülüklerden uzaksın. Gece gündüz gitmektesin, gemidesin. Canlar bağışlayan cana sığınmışsın. Gemiye girmiş uyuyorsun. Öyle olduğu halde yol almaktasın. Zamanın peygamberinden ayrılma. Kendi hünerine, kendi dileğine pek güvenme. Aslan bile olsan, değil mi ki kılavuzsuz yol almaktasın?
Kendini görüyorsun, sapıksın, hor, hakirsin. Ancak şeyhin kanatlarıyla uç da şeyhin askerlerinin yardımını gör. Şu halde yürü, şeyhin emrinin gölgesi altına gir. Sus, emre uy. Böyle yapmadın mı? İstidat ve kabiliyet sahibi bile olsan, kamillik davasına kalkıştığından değişir, çarpılır. İstidat ve kabiliyetini kaybedersin. Allah bizi Kur'an'a, sünnete, imamların iştihadına ve pir efendilerimizin hedef, erkanına ve adabına uyan, o yolda yürüyen kardeşlerden eylesin cümlemizi inşallah bizleri de. Hakkınızı helal edin, inşallah sorularınıza geçiyorum. Allah izin verirse inşallah.
Sohbet belki de uzun oldu, bir buçuk saat falan oldu sohbet. Ama inşallah böyle konuyu yarım kesmek istemedim. Bir bütün dinlemek isteyenler, bir bütün ayet, hadisler noktasında dinlesin, bir bütün halinde öğrensin istedim. Hakkınızı tekrar helal edin. Bu soru herhalde bizim Perşembe günü sohbet bittikten sonra sorulmuş galiba.
Ya da bugün soruldu bilmiyorum. Esselamünaleyküm, benim birkaç sorum olacaktı. Hakkınızı helal edin, helal olsun. Birinci sorum, ikindi namazının sünnetini iki rekat mı, dört rekat mı kıldım hatırlamıyorum. İki rekat kılmış isem doğru bir şey olur mu? İkindi namazının sünneti iki rekatta kılınabilir. O yüzden bir beis yok. Hani iki rekat kılınınca bir şey gerekmez. Öyle söyleyeyim. O yüzden herhangi bir şey yapmanıza gerek yok. İkinci sorum, vücudumdaki yaralardan kan veya sarı su çıkıyor ve kıyafetime bulaşabiliyor. Bu kıyafetlerle namaz kılmak uygun mu? Bu noktada çıkan kan avuç içinizin kadar fazlaysa, avuç içinizden fazla o zaman temizlemeniz gerekir.
Veyahut da çıkan kan üç dirhemden fazlaysa necaset yine elbisenizi temizlemeniz gerekiyor. Yalan da günah, haram da günah. Zaten yalan günah olmuş oluyor. Günah olduğu için haram oluyor. Peki haram işlememek için yalan söylemek olur mu? Normalde haram işlememek için yalan söylemek olmaz. Yalanın geçerli olduğu yerler vardır. İşte birincisi düşmanın eline düşersen ülke sırlarını vermemek için yalan söyleyebilir. İşte iki arkadaşının arasını düzeltmek için pembe yalanlar dedikleri, ya işte Salih seni seviyor ya falan gibi denilebilir. Veyahut da karı koca arasını düzeltmek için böyle ya aslında eşin seni seviyor öyle demek istememiş falan gibisinden onlara böyle yalan söylene bilinir.
Ama öbür türlü hani ümmetim, hadis-i şerif tam şimdi metni aklımda değil ama işte içki içer mi? Evet, kumar oynar mı? Evet, yalan söyler mi? Asla diyor. Allah muhafaza eylesin. Mesela bir erkek veya kadın haram muhabbeti çağırıyor. Biz de o muhabbetten uzak durmak için yalan söylüyoruz. Gerek yok. Yani bu noktada yalan söylemene gerek yok. Gelemeyeceğim kusura bakmayın da. Geç. Allah yiyesin inşallah. Selamünaleyküm. Perşembe günü üvey evlatlarla alakalı soruyu nasıl üveylik diye açıklamak gerektiğini söylemiştiniz. Bir kocası ölmüş bir kadının eşiyle boşanmış bir erkekle evlenmesi ve bunların kız ve erkek evlatların durumları. birisinin kocası ölmüş ondan kızı var.
Birisi de eşinden ayrılmış ondan oğlu var. Kızla oğlana nikah düşer. Yani nikahlanabilirler onlar. Birbirlerine haramlar. Yani o kız başını aşmayacak o erken yanında. Bir erkek iki evlilik yapsa iki kadın da aynı evde yaşamaları. Bu kadınlardan doğan çocukların üveylik durumlarını ve nikah düşer mi düşmez mi bir konuyu açıklar mısınız? Bir erkek kaç tane kadınla evlenirse evlendi. O kadından olan çocuklarının hepsi de babası olduğundan hepsi de kardeş birbirleriyle nikahlanamazlar. Birbirlerine haram değillerdir. Bir evde iki kadın Hanefi'ye göre biraz zor. Çünkü Hanefi uleması bir kadının kendisine ait bir yatak odası, kendisine ait bir banyo, tuvalet gibi veya aynı zamanda kendisine ait bir misafirlerini karşılayacak bir oda zaruri ihtiyaçtan görmüş.
Öyle olunca bir kimse böyle çok büyük bir ev olabilirse böyle bir şey olabilir. Bir zorunluluk olur buna bir şey denmez. Depren gibi, yangın gibi, sel gibi olabilir. Bunlara bir şey denmez ama bir türlü Hanefi'lere göre bir kadının ahsi ihtiyacıdır. Bir kadının asli ihtiyacı Hanefi fıkhına göre o kadının bir yatak odası misafirlerini karşılayacak bir oda ve banyo, tuvalet. Normalde bu asli ihtiyaçtır. Evlenen bir erkek en az bunu eşine sağlamakla mükelleftir. En az. Eğer bunu sağlayamayacak bir noktadaysa erkek eşine söyler. Der ki ben bunu sana sağlayamam. Ben bunu sana veremem. O zaman o kadınla erkek farklı bir şey konuşabilirler. Erkekler nikahlanırlarken neyi yapıp neyi yapamayacaklarını eşlerine söylemeleri gerekir.
Aldatan bizden değil demiş. Kadınlar da evlenirlerken eşlerine neyi yapıp neyi yapamayacaklarını söylemeleri lazım. Çünkü onlar da aldatmaya girmeyecek. Aldatan bizden değil. Selamünaleyküm numaranızı Instagram'dan aldım. Size bir sorum olacak. Ben menzil cemaatine bağlayayım. Bizim cemaatte talebe alimi 14 yaştan başlıyor. Üstünü almıyor. Diyeceğim şudur. Siz yatılı talebe alıyor musunuz? Alıyorsanız ücret nedir? Ve eğitimler nerede oluyor? Talebelere. Canım kardeşim bizde böyle yatılı talebe olan yatılı talebe eğitimiz herhangi bir yerimiz yok. Böyle bir yer olsa da biz onları ücret karşılığında yapamayız. Bizde ücret yok.
O yüzden bizim ücretle alakalı herhangi bir şeyimiz yok. Bizim öyle hani bir devasa vakıf binaları orada işte yatacak kalkacak yerler işte orada ne bileyim talebe okuyacak yerlerimiz de yok. Selamünaleyküm. İzninizde iki soru sormak istiyorum. Bir önceki sohbetinizde dervişin üstadıyla kalben ya da zahiren rabıta kurarak şeytani ve meleki ilhamı ayırt edebileceğini söylemiştiniz.
Kalben ve zahiren rabıta arasındaki fark nedir? Ne şekilde kurulurlar? Kalben rabıta o normalde kalben üstadıyla görüşebilenler o fena şeyh haline gelenler kalben rabıta kuraraktan üstadına bir şeyi sorabilirler. Üstatlarından o cevabı alabilirler. Eğer kalben kuramıyorlarsa o zaman zahiren kurarlar rabıtayı. Rabıta nedir? Onunla bir irtibat kurmaktır. Telefon açar, mektup yazar, benim kalbime böyle geldi ben bunu böyle yapayım mı der. Bu da zahiren irtibat kurmaktır. Dua ederken Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bize öğrettiği şekilde ve içimden geldiği şekilde dua ediyorum. Ancak zaman zaman iştenliğimi yitirdiğim, vazife gibi dua ettiğim hissine de kapılıyorum.
Bu işten kurtularak tüm iştenliğimizle Rabbimize nasıl dua ederiz, ona nasıl yakalayabiliriz? Allah'a bu noktada dua edin edeble, adapla, erkan içerisinde. Cenab-ı Hakk'a dua edin. Bunu böyle mecburiyettenmiş gibi olsa da yine dua edin. Allah dua edenleri sever. Rabbim içinize, dışınıza, çevrenize sağlık, sıhhat, afiyet versin.
Amin. Sorun nefsimize, aklımızla yükleme yapıp da mı yaşıyoruz? Yoksa nefislerimiz kotlanmış olarak mı hediye ediliyor? Belki de ana unsurlar kotlanıyor ama geri kalan bizim çevremizde, aldığımız eğitimle, kültürümüzle büyüyor. Öyle söyleyelim. Eğer öyleyse bu noktada kafam karışıyor. Blue çağından önce çocuk yaşta yaptığımız her neyse nereden bilip de günah ile tanışıyor? İnsan, insan günahı sonradan öğreniyor. Günahı etrafından öğreniyor. Annesinden öğreniyor. Babasından öğreniyor. Kardeşlerinden öğreniyor. Sokaktan öğreniyor. Televizyondan öğreniyor. İşte youtuberlardan öğreniyor. İnternetten öğreniyor. Oralardan öğreniyor günahı. O kişinin tercihimi yanlışı yaşamadan doğruyu bulamıyor ve çocuk yaşta tanıştığı günah ve kötülüklerden kafası ayağına kadar iyice içine yerleşmiş oluyor.
Yani işte neden anne babanın birinci vazifesi ya hayırlı bir isim koymak. İkincisi ne? Çocuğa dinini öğretmek. Çocuğa dinini öğretmek. Bütün anne babalar evlatlarına dini öğretmezlerse bundan sorumlu olacaklar. Çok sevdikleri o evlatları imtihan olacak mahşerde. Dinlerini öğretmediği için. Diğer sorum yaradan ruhlar ile birlikte cevher diye bir şey yaratmış. Bunun hakkında bilgilendirirseniz sevinirim. Ruhları yarattı. Cevher bu maddecilerin biraz böyle eflatoncu, platoncuların öngörüsüdür. Soru niyetim yaradanı sorgulamak değil. Allah bizi affetsin. Yok öğrenmek gayesiyle sorduğunuzun bilincindeyim. Sıkıntı yok. Hocam selamun aleyküm.
Selamun aleyküm ve rahmetullah. Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. Ramazan-ı şerifleriniz mübarek olsun. Amin. Ben Konya'dayım. Tasavvufa girmek istiyorum. Ne yapmam gerekir? Normalde hep söylemişler ya arayan bulur diye. O yüzden istihara yapacaksınız, istişare yapacaksınız. Kendi karakterinize uygun, meşrebinize uygun bir üstad, bir şeyh ile inşallah yolunuz kesişir. Ona intisap eder, onunla yol alırsınız. Yani bu mesele biraz ince bir mesele. Yani üstadın meşrebi ile müridin meşrebi birbirine uygun olmalı. Uygun olmazsa da o kimse uzun menzili orada yürüyemez. Bunu zahiren görebiliyorsa görecek. Ya da rüyasında görürse gidip teslim olacak.
O zaman ona teslim olaraktan, ona itaat ederekten, ona biat ederekten yoluna devam edecek. Selamun Aleyküm. Kendim tasarruf ederek biriktirdiğim 30 bin lira kadar param var. Eşim bankaya borcu var. Kayınımla birlikte ödüyorlar. Borç eşimin üstününe kirada oturuyoruz. Bu paraya zekat düşer mi? Bir de hayırlı bir evlat daha istiyoruz. Bize dua eder misiniz? Allah razı olsun. Eşim oruç tutuyor ama namaz kılmıyor. Dua eder misiniz? Allah muayene olsun inşallah. Oruç tutması dahi büyük bir fazilet. 30 bin lira zekat düşüyordu. Öyle değil mi? Hesapladık 27 bin lira mı tutuyordu?
30 bin lira olarak söylemiştik. Evet 30 bin lira zekat düşüyor. 30 bin liranın kırkta birine zekat olarak vereceksiniz. Çünkü para size ait. Para ortak olsa vermeyeceksiniz. Para işinize ait olsa borçtan düşürecek yine vermeyeceksiniz. Ama para size aitse siz vereceksiniz. Nur suresi 35. ayette Allah göklerin ve yerin nurudur. Hadis-i şerifte Ya Rabbi kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nur eyle. Hadis-i şerifte onlar öyle bir topluluk ki aralarında bir akrabalık alıp verecekleri malumlik olmak için Allah için birbirlerini severler.
Şüphesiz onlar nurdan minberler üzerindedir. Burada geçen nur nedir? Nurun değişik tecelliyatları vardır. Nurun değişik tecelliyatları var derken mesela basir görmenin de değişik tecelliyatları vardır. Tecelliyatları derken böyle seviyeleri vardır. Göklerin de yerin de nuru Allah'tır. Bu yerlerde ve göklerde olan nurun tecelliyatı farklıdır. Sağımı nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır demesi husisi şahsa ait nurdur. Ve azalarına daha doğrusu amada edilmiştir. Gözümü nurlandır demesi benim gözüm hakikati görsün. Yani gözde nur tecelli edecek.
Gözde nur tecelli edince Allah'ın nurunu görmesi kolaylaşacak. Kulakta nur tecelli edecek. Allah'ın hitabını alacak çünkü. Normal kulakla Allah'ın hitabını alması mümkün değil. Normal gözle o kimsenin Allah'ın nurunu temaşa etmesi mümkün değil. Şimdi kalbi temaşadan yani batından zahire tecelli edecek o. Şimdi kalbi nurunun tecelliyatlarına hemhal olmuş. Ama gözü açıkken görecekse onun gözünün de nurlanması lazım. Kalbi hitap alıyor. Bakın kıymetli kardeşler bu soruların cevaplarını kitaplarda bulmanız mümkün değil. Bunlar hal ile alakalı çünkü. Bunlar önemli şeyler. Bunlar böyle seyri sülükte bir sufinin yaşayacağı şeyler. Şimdi onun kalbi nurluydu. Kalp gözüyle örneğin kalp gözüyle kabirdekini görüyordu.
Kalp gözüyle Emur Sultan Hazretleri ile konuşuyordu. Yani herkesin anlayacağı bir şekilde. Ama bu kalp nuruyla oluyordu. Bunun sadece kendi iç aleminde dönüyordu bu her şey. Onun kalbi nurlandı. Neyle? Zikrullah ile nurlandı. Zikrullah öyle zikrullah yaptı ki zikrullah kalbe tecelli etti. Kalbi nurlandı. Artık onun kalbi mekanizması çalışmaya başladı. Ama bu yavaş yavaş ileriye doğru gitmeli daha. Orada kalmamalı. O zaman zahirende onu görebilmeli. Zahirende onu görecekse, hani önünde Hazreti Muhammed Mustafa'nın yürüdüğünü normal çıplak gözle görebilmeli. Bakın gözü nurlandı onun. O Hazreti Muhammed Mustafa ile uyku ile uyanıklık arasında veya uykuda konuşma değil veya kalbi konuşma değil.
Zahiri kulağıyla da onu duymalı. O yüzden mesela bütün pirler bu duayı çok yaparlar. Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, dilimi nurlandır. Yani dili nurlu olacak ki Hazreti Muhammed Mustafa ile kelam etsin. Dili nurlanacak ki bunu böyle bu yola karşı olanlar bunlara itiraz ederler. Allah'la kelamullah olsun, Allah'la kelam etsin. Şimdi o kimsenin sağımı nurlandır, solumu nurlandır. Onun sağını ve solunu, altını, üstünü, bütün veçeler nurlanacak ki şeytan ona musallat olmasın. Şeytani güçler ona musallat olmasın. Cenab-ı Hak onu nurdan bir helezonun içine alsın, koruduklarından eylesin. O artık korunanlardan oldu. Sağı nurlu, sulu nurlu, önü nurlu, arkası nurlu, altı nurlu, üstü nurlu, kalbi nurlu, gözü nurlu, eli nurlu.
O korunanlardan oldu. Bu demek değil onun başına bela gelmeyecek, musibet gelmeyecek, sıkıntı gelmeyecek, dert gelmeyecek, gam gelmeyecek, kasavet gelmeyecek. Böyle bir şey yok. Ama o bu nurun içerisinde yaşarken onların hepsi de ona bir lütuf, bir ikram gibi gelecek. O yüzden yani o nurlandır duası çok önemlidir. Ve göğün de yerin de nurdur. Hani o ayet-i kerimede göğün de yerin de nur Allah'tır. Bütün bu kainatı, Cenab-ı Hak bütün her şeyi nurundan yarattı zaten. Bu onunla alakalı. O tabiri caizse cebri istikamet gibi. Yani şey mecburi istikamet bir yolu. Ama öbürküsü öyle değil. Onlar öyle bir topluluk gibi, o nurdan minberler. Evet o zaten dünyadayken o nura gark olmuş, nurun içinde öyle söyleyeyim.
O zaman nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Orada da ne yaptı? Nurdan minberlerin üzerine oturdu. Allah cümleyi bizleri onlarla beraber eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Dervişlerinizden ebdal, üç yüzlerden beş yüzler gibi velilik kategorilerinden olan var mıdır? Cenab-ı Hak bu konuda kimi seçmiştir, kimi seçmiştir muhakkak vardır. Biz öyle olmak için inşallah gayret edelim. İnşallah bu konuda çaba sarf edelim. Hamdolsun ben böyle şataat yapmak istemiyorum. Elhamdülillah, öyle söyleyeyim. Selamun aleyküm.
Efendim, ablam hastanede çalışıyor. Gece vardiyasında çalışırken imsak vaktinin geç okunacağını zannedip dişlerini fırçalayıp su içmiş. Ezan da duyulmadığı için imsak girdikten sonra bunların yaptığını fark etmiş. Ne yapması gerekiyor? Bir güne bir gün kaza edecek. İmsak vakti, ezan okunurken bir şey yenilip içilmesi uygun mu? Değil. Ezan Allah-u Ekber dedi, her şeyi bırakacak. Rüya görenle görmeyenler arasında manevi olarak bir fark var mı? Yok. Takvaca üstün olan Allah katında üstündür. Biz onu bir manevi olarak rüya görenler üstün, rüya görmeyenler üstün değil diyemeyiz. Ben diyemeyim. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Darül harp olan bir beldede bazı fıkıhi meselelerin ya da küfür ve lanetlik amellerin hükümlerinin esnetilmesi söz konusu mu?
Normalde bunları misal cemaat namazlarda kadınların başka bölmelerde olmaları, cuma'nın kılınmasının hükümlerinin fıkıhta farklı olması ama şimdiki uygulamaların farklı olması, küfür ya da lanetlik amel işleyenlerde de lanetlik amel işleyen birine nasihat edildiği halde o ameline devam etmesi, tesettürle dalga geçilmesi gibi ya da evli olduğu halde başka biriyle ilişkiye girmesi gibi. Şimdi, Kur'an ve sünnette ve imamların iştahatlarında haramlarda bir değişiklik yoktur. Haram haramdır. Darül harp'te de haramdır. Darül İslam'da da haramdır. Darül harp'te bazı, Darül harp'te İslam hukuku uygulanmaz. Ama bu demek değildir ki o lanetlik bir amelden kurtulduğu. Değil. Sadece onun cezasını çekmedi. Mesela Darül harp'te bir kimse hırsızlık yapsa, onun hırsızlık cezasını oradaki Darül harp'in hukukuna göre verirler.
Yani İslam'ın hukukla değildir. Veya Darül harp'te bir kimse zina etse örneğin, hoş dünya üzerinde zinanın yasaklandığı ülke yok gibi şimdi. Çünkü dünyayı zinacılar yönetiyor. Dünya ülkelerini zinacı zaniler yönetiyor, yönetimleri. Neden? Zinayı haram etmiyorlar, yasak etmiyorlar çünkü. Dünya üzerinde böyle bir hegemonist bir yapı var. Bu hegemonist yapı dünya ülkelerinde zinayı yasaklamıyor. O yüzden mesela Darül harp'te zinanın cezası yok örneğin. Zinanın cezası olmayınca ona evli bir erkek zina ederse, evli bir kadın zina ederse Darül islam'da onun cezası var. Ama Darül harp'te bunun cezası yok. Şimdi evli bir kadının, evli bir erkeğin zina etmesi lanetlik bir şey mi?
Evet. Eşcinsellik lanetlik bir şey mi? Evet. Fuhuş lanetlik bir şey mi? Evet. Bakın. Bu ama bir cezası var mı Darül harp'te? Yok. O yüzden ama bunların lanetlikleri ortadan kalkmıyor. Cuma bahsine gelince Darül harp'te Cuma'nın kılınmaya bilinir diye hüküm var. Sebep? Orada çünkü İslam hukuku yoktur. İslam hukuku olmadığından dolayı orada İslam dışı bir hukuka tabidir insanlar. Oradaki o hukuk ne emrediyorsa onu yerine getirirler. O yüzden orada mesela örneğin memurlara hep böyle Cuma günleri mesailer olduğundan Cuma'ya gidebiliyorlar mı? Hayır. Şimdi okul çocukları gidebiliyorlar mı? Hayır. Örneğin. Veya fabrikada çalışanlar Cuma'ya gidebiliyorlar mı?
Hayır. Ve büyük mesela sanayide çalışanlar Cuma'ya gidebiliyorlar mı? Hayır. Peki bundan sorumlular mı? Kendi dairelerinde sorumlular ama Darül harp olduğundan bir şey yapamıyorlar. Bunun gibi. Selamun aleyküm. Ölen şeyhin dersi çekilir mi? Şeyhi ölen kişinin yaşayan bir şeyhi bulması şart mı? Mürşid-i kamiş ne demektir? Bir Müslüman bunu nasıl anlar? Her Müslümanın bir mürşid-i kamile biat etmesi gerekli midir? Ölen şeyhin dersi bir şeyhe intisap edinceye kadar çekilebileceğine dair büyükler şerh düşmüşler. Yani bir kimsenin şeyhi vefat etti başka bir şeyhe intisap edinceye kadar ölen şeyhin dersini çekebilir.
Şeyhi ölen kişinin yaşayan bir şeyh bulması şart mı? Evet. Yine Hazreti Mevlana sen yaşayan diri faal bir pir seç kendine der. O yüzden bir kimsenin şeyhi öldüyse o kimsenin kendisi bir şeyh bulması şarttır. Mürşid-i kamil ne demektir bir Müslüman bunu nasıl anlar? Mürşid-i kamil dinde olgunlaşmış insanları Kur'an ve sünnet dairesinde Allah'a yaklaştırmaya vesile olacak kimse, o yolu öğretecek olan kimse demektir kısaca.
Her Müslümanın bir mürşid-i kamile biat etmesi gerekli midir? Bununla alakalı ikiye ayrılmış ulema. Bir kısmı demiş ki gereklidir, bir kısmı demiş ki gerekli değildir. Ben gereklidir diyenler safındanım. Selamun Aleyküm Ramazan'ın bereketi üzerinize olsun inşallah. Affolun olarak Hazreti Ömer'e nasıl Hazreti Ali radıyallahu anh damat olmuştur. Kızı küçük olduğu halde hayırlı geceler. Evet Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri'nin Hazreti Fatıma'dan olma mazi rivayetlerde 13-14 yaşında olduğu söyleniyor. Hazreti Ömer halife olduğu zaman onunla evlendiğine dair rivayetler var. Bu o günkü toplumun içerisinde abes bir şey değildi. O günkü toplum böyle bir evliliği makul görüyordu.
Her ne kadar Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri'nin kızı beni bu ihtiyarla mı evlendireceksin deyip şerf düşse de, çünkü kayıtlarda böyle bir şey de var. Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri kızını Hazreti Ömer Efendimiz ile evlendiriyor. Tabi sahabeler bizim düşündüğümüz gibi düşünmüyorlardı. Onların kalbi akılları öndeydi. Hem de çok öndeydi. O yüzden öyle olunca meseleye Kur'an, sünnet, dini veçeden, manevi açıdan bakıyorlardı. Yani Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri'nin damadı oldu. Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri. Ve Hazreti Ali Efendimiz, Hazreti Ömer Efendimizin kayınpederi oldu. Bunlar küçük şeyler değil böyle ince ince düşünülürse.
Hocam selamun aleyküm bir sorum olacak size. Ben birine para verdim dört yıl önce. Paramı alamadım. O paraya çok ihtiyacım var. Nasıl alabilirim? Parama yardımcı olursanız çok sevinirim. Çok uğraştım ama olmadı. Yasal bir şey yapamıyorum. Durumum şimdi çok kötü. Allah rızası için bir çare gösterin. Adımı yazamayacağım. Kusura bakmayın. Hakkınızı helal edin. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak sizin alacaklarınızı tahsil ettirsin. Eğer elinizde hukuki bir şey yok ise o kimsenin vicdanına, imanına kaldınız. Allah onun gönlüne ilham etsin de inşallah size olan borcunu ödesin. Cenab-ı Hak tüm borçlulara hayırlısıyla borçlarını ödemeyi nasip eylesin.
Borçlu olmak da çok zordur gerçekten. O yüzden Cenab-ı Hak borçlulara yardım etsin de bütün borçlarını hepsi de ödesin inşallah. Şu Ramazan gününün yüzü su hürmetine. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Peygamberimiz miraca çıktığında Allah arasında bir perde kalıyor. Tam açacağında görevli melek dur. Ya Muhammed, Rabbin şu an namazda buyuruyor. Bu hadisi tam kavrayamadık. Yardımcı olur musunuz? Miras'la alakalı hadis-i şeriflerin hiçbirisinde böyle bir şey okumadım. Böyle bir şeye denk gelmedim. O yüzden bu sorunuzu cevapsız bırakacağım. Çünkü bunun bir hadis olduğunu üzerinde şüpheliyim. Çünkü miras'la alakalı hemen hemen meşhur hadis kitaplarının hepsini de elden geçirmişimdir, gözden geçirmiştimdir.
Miras'la alakalı. O yüzden hiçbir meşhur hadis kitaplarında böyle bir şey şey yapmadım. Denk gelmedim. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Bir, normalde para karşılığı satılan lisanslı film veya oyunları internet üzerinden ücretsiz izlemek. Korsanından kul hakkına girer mi, caiz midir? Normalde şimdi böyle şeyleri caizdir diyenler var, caiz olmadığını söyleyenler de var.
Caiz olmadığını söyleyenler, darül harp hukukundan hareket ederekten söylüyorlar. Ama ben böyle lisanslı film ve oyunların böyle kırılaraktan indirilmesini çok uygun görenlerden değilim. Yani gerek yok. İki, uzay ve uzayda yaşam konusunda ne düşünüyorsunuz? Mars'ta Müslüman varlıklarının yaşadığı söyleniyor. Uzayda hayat var. Yani orada da Allah'ın yarattığı varlıklar sadece insanlardan oluşmuyor. Değişik cinni tayfeleri var. Değişik şeytan tayfeleri var. Değişik varlıklar var. Mesela Harut-Marut tayfesi, işte bu noktada şeyde kıyamete yakın gelecek olan varlıklar var. Yeryüzüne inecek olan onlar var.
O yüzden uzay boş değil, öyle söyleyelim. Mars'ta, uzayda yaşamaya çalışıyorlar. İşte Mars'a kolini kuracak olan devletler kendi hastalarını tedavi edemiyorlar şu anda. Yok Mars'a ne yapacaklarmış? Kolini kuracaklarmış. Yani New York'taki hastaları tedavi etsinler önce. Ha onlar için belki de New York'ta, Fransa'da, İngiltere'de, Amerika'da, Rusya'da, Çin'de, İtalya'da, İspanya'da kendi vatandaşlar önemli değildir. Ölen ölsün diyorlardır. Çünkü onlar sistemlerini insana dayalı bir sistem değildir. Bu deccaliyet sistemi, bu vahşi kapitalist sistemi insanın üzerine kurulu değildir. Onlar yeter ki para kazansınlar, paraları gitmesin. Farklı bir dairede düşünürler. Ama meydandalar işte. Mars'a kolini kuracak olanların bir maskeleri yok.
Bildiğiniz maske. Hayırlı akşamlar. Yalnız zikrullah yaparken edep açısından nelere dikkat etmeliyiz? Esmaları hangi sıralama vesayıyla okumalıyız? Bizden derste olan kardeşler, ders kağıtları belli. Ders kağıtlarındaki derslerini okurlar, virdlerini okurlar. Bir daha yapmak istiyorlarsa bir daha yaparlar. Bir daha yapmak istiyorlarsa bir daha yaparlar. Kendi kafalarından vird oluşturmazlar. Bu sufilik yoluna, adabına aykırı bir şeydir. Tasavvuf yolunda böyle bir şey olmaz. O zaman o kimse kendi heva hevesini şeyh edilmiştir. Veya hadis-i şeriflerde beyan edilmiş olan dualar, zikirler, evratlar çekilebilir mi? Evet. Buna kimsenin sözü olmaz. Hadis-i şerifle sabit. Ama öbür türlü bir kimse kendi kendine işte ben ya fetah çekeceğim bilmem kaç bin tane diyorsa o kendi kendine şeyhi olmuştur.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Eşimizi nasıl sevmeliyiz? Evlatlarımızı nasıl sevmeliyiz? Beşeri aşkın bir sınırı olmalı mudur? Eşler birbirlerine önce saygılı olmaları lazım. Birbirlerinin haklarını, hukuklarına riayet etmeleri lazım. Yani sevmek saygıyı, merhameti, lütfu, ikramı, ihsanı yanında getirir. O yüzden eşler birbirlerine karşı önce saygıda kusur etmemeleri. Yani aralarındaki hududu, hukuku korumaları lazım. Yani eşler bunlara, bu son dönem gençlik bunlara çok özen göstermiyor. Eşler birbirlerine istediği gibi alçaltıcı, iğneleyici, kötüleyici sözler söyleyebiliyorlar. Bu çok acı bir şey. Yani bir erkek, bir kadın eşine hitap ederken doğru düzgün hitap etmeli.
Asla hakaretvari, incitici, asla alçaltıcı, asla öteleyici sözler kullanmamalı. Ve bir kim? Eş birbirini kendilerini birbirlerine lütuf olarak görmeli. Birbirlerine ikram olarak görmeli. Hani eşleriniz Allah'tan size bir hediyedir, Allah'tan size bir emanettir. Hadis-i şerifin mucibince eşler birbirlerini Allah'ın birer emaneti olarak görmeli. Ve birbirlerine muhabbet beslemeli. Yani evlilik müessesesi ancak muhabbetle ayakta durur. Yani eşler birbirlerine hukuk dairesinde davranıyorlarsa artık muhabbetleri kalmamıştır onların. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir şey sıkıntılı bir durum. O yüzden eşlerimizi Kur'an-ı Sünnet dairesinde biz muhabbet ederiz. En aşağısıdır bu.
Yoksa en iyi eş seven Hazreti Peygamber'dir sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti Ayşe annemiz beni nasıl seviyorsun deyince dedi ki ilk günkü gibi. Sonra arada soruyordu. Hani ne durumda diye. O hep diyordu ki ilk günkü gibi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden veyahut da sahabeden bir kimse geldi ya hangimizi daha fazla seviyoruz dedi. Ayşe'ye dedi. Yani bir düşünebiliyor musunuz? Bir sahabeye bir peygamber hangimizi daha fazla seviyoruz sorusuna karşılık Ayşe'ye diye cevap veriyor. Yani eşini sevdiğini haykırıyor bütün herkese. Onu demedim ya Resulallah. İçimizden yani erkeklerden kimi seviyorsunuz deyince Ebubekir'i dedi. O yüzden eşler birbirlerinin sevdiklerini birbirlerine beyan etmeliler ve bu sevgilerini de göstermeliler ve sevgi dairesinden asla çıkmamalılar.
Çocuklarına karşı da anne baba çocuklarına sevgiyle, merhametle, yumuşaklıkla davranmaları ve onları Kur'an ve sünneti talim ve terbiye etmeliler. Yani bir anne babanın çocuklarını sevmesi onlara güzel bir dini eğitim vermesiyle alakalıdır. Eğer bir anne baba çocuklarını seviyorsa gerçekten onlara iyi bir dini eğitim verir. Onları terbiye eder, onların istikametlerini düzeltir. Beşeri aşkın sınırı olmalı mı derken ben öyle beşeri bir aşka tutulan kimse zor gördüm. Yani öyle bir kimse işte ben aşığım diyor ama öyle bir aşk yaşayan çok az. Allah cümleyi nasip etsin inşallah. Selamünaleyküm. 57 yaşından sonra sizinle tanıştım.
O güne kadar namaz kılmazdım. Doktor orucumu sağlık nedeniyle tutturmuyordu. Fakat sizle tanışınca benim hayatımda köklü değişiklik oldu. Şu an orucumu tutuyorum, namazımı kılıyorum ve bana vermiş olduğunuz dersimi çekiyorum. Ve boş kaldıkça tevhid çekiyorum. Fakat şöyle bir sorunum var. Namazda okunacak duaları ezberleyemiyorum. İki dua ile namazımı kılıyorum. Namazım kabul olur mu Allah razı olsun. Yani bir kimsenin namazının kabul olup olunmayacağını hükmedecek olan Allah. Ama biz Kur'an, sünnet ve imamların iştihadı dairesinde sizin namazınızda bir eksiklik yok. Hani fıkıh noktasında namazda bir eksiklik yok. Allah muharek etsin. Zaman içerisinde ezberlersiniz inşallah diğer duaları da.
İki dua ile de namaz kılınır. Bunda bir beis yok. Allah kabul etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Yarı uyur, yarı uyanık halde beyaz kanatlarını açmış bir kuş suratıma çarpacak kadar yakından yukarıya uçtu. Sıçradım. Bu neden olmuş olabilir? Hayallemiş olabilirsiniz. Allah muharek eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Hayırlı akşamlar. Sufilik yoluna girmiş birinin öfkeye bakışı nasıl olmalıdır? Müminler birbirlerine karşı şefkatli ve merhametli kafirlere karşı şedittirler. Ne zaman? Savaş zamanında şedittirler. O zaman Müslümanın bir başkasına karşı öfkelenmemesi gerekir. Öfkesi kendi nefsine olması lazım.
Nefsine öfkelenmeli. Nefsiyle mücadele etmeli, cedelleşmeli. Nefsiyle mücadele etmeyenler, edemeyenler başkalarıyla mücadele ederler. Kendi eksik ve kusurlarını görmekten uzak olan kör gözlüler başkalarının eksik ve kusurlarını görüp onları dillerine dolayıp cehenneme doğru yol alırlar. Tövbe etmezlerse, helallaşmazlarsa. O yüzden öfkelenmek, eşe öfkelenmek, çocuklara öfkelenmek, etrafına öfkelenmek cehaletten kaynaklanır. Her nefsine uyan kimse, nefsine uyduğu noktada cehalet ehli olmuş olur. Sufiler yakın dairesine öfkelenmekten uzak olmalılar. Anne babalar çocuklarına öfkelenmemeli, eşler birbirlerine Kur'an sünnet dairesinde öfkelenmemeli, birbirlerine öfke kusmamalılar.
Ve eşler böyle biriktirip biriktirip biriktirip biriktirip ufak tefek kusurları, hataları, yanlışlıkları böyle silmeyip hiç doldurup doldurup doldurup sonra her meselede bütün o olan şeyleri birbirlerinin önüne koymaları gerçekten alçaltıcı bir şey. Bu nefis terbiyesi değil. Hele bunu sufiler yapıyorsa gerçekten biz onlara bir şey verememişiz demektir veyahut da onlar bir şey almamış demektir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanlar birbirlerine karşı öfkelenmekten uzak duracaklar. Sık sık öfkeleniyorum, etrafımdaki insanları kırmamaya çabalıyorum. Bu öfkemden dolayı ve içimde öfke hissettiğim için kendime çok kızıyorum. Kendine kız Allah gönlünden kalbinden öfkeye alsın. Her öfke sana bulaştığında başta tevhid okumaya.
Bakın kime ne öfkesi bulaşırsa hemen tevhid okumaya başlayacak. Başlayacak la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah deyip üzerinden o öfkeye atacak. Allah şeytana uyanlardan bizi korusun inşallah. Selamünaleyküm. Hocam ben Bekir Mustafa. Üstadınızın icazeti var mıydı? Abdullah Efendi icazetli bir şeyh miydi? İcazeti bir şeyh bir başkasına icazet verebilir miydi? Sizin icazetiniz var mı? Abdullah Efendi Hazretlerinin Çorum Nacı Mustafa Efendi'den veya başka bir şeyh efendiden icazeti yoktu. Çorum Nacı Mustafa Efendi'den Nakib-i Nugabba icazeti vardı. Benim bildiğim buydu. Başka bir bildiğim bu konuda yoktu. Ben de hemen hemen 18 yıl onun yanı başında hemen hemen bütün mahremlerine vakıf olan bir kimse olarak bunu söylüyorum.
Benden sakladığı gizlediği bir şey olabilir mi? Olabilir. Ama bildiğim kadarıyla çünkü bu konuda çok eleştiriliyordu. Bu konuda çok böyle etrafta laf söylüyorlardı. Bana da bir iki yelterlendiler söylemek için şeyhinin icazeti yok. Çorum Nacı Mustafa Efendi ona icazet vermedi diye. O yüzden Abdullah Efendi Hazretlerinin herhangi bir şeyh efendiden bir icazeti yoktu. Çorum Nacı Mustafa Efendi'den bildiğim kadar Nakib-i Nugabba icazeti vardı. Sivas'ta Alabi vardı. Onun da Nakib-i Nugabba icazeti vardı. Çorumlu'dan. O Abdullah Efendi Hazretlerine intisap etmişti. Çorum Nacı Mustafa Efendi'nin Ankara zakiri vardı. Yakup Efendi. Onun da Nakib-i Nugabba icazeti vardı. Bildiğim kadarıyla.
Yine Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretlerinin Karabük'te Mustafa Efendi vardı. Yakup Efendi'nin kardeşiydi. Onun da Nakib-i Nugabba icazeti vardı. Bildiğim kadarıyla. Bir de İstanbul'da Mustafa Efendi vardı. Onun da Nakib-i Nugabba icazeti vardı. Bildiğim kadarıyla. Ama Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretleri sağlığında hiçbir Nakib-i Nugabba'sına şeyhlik icazeti vermemişti. Bunu değişik kanallardan da biliyorum söylemişlerdi. Şeyh Efendi'nin kendi ağzından da duydum. Oğlum bize de şeyhlik icazeti vermedi diye. Bana da kendisi bizatihi söyledi. O yüzden Abdullah Efendi Hazretleri icazetli bir şeyh değildi bu manada. Onu sormuşsunuz ona cevap. İcazeti bir şeyh bir başkasına icazet verebilir mi?
İcazetsiz bir şeyh bir başkasına şeyhlik icazeti veremez. Yani bunu teknik olarak söylüyorum. Çünkü bir şeyhin şeyhlik icazeti yoksa bir başka kimseye şeyhlik icazeti vermesi teknik olarak mümkün değil. O tasavvuf adabının erkanının dışında bir şey bu. Çünkü tasavvuf adabı, erkanı ancak bir icazetli şeyh bir başkasına şeyhlik icazeti verir. Eğer onun şeyhlik icazeti yoksa bir başkasına şeyhlik icazeti veremez. Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin şeyhlik icazeti varmış Hacı El-Aidar Efendi'den. Ama Çorum Nacı Mustafa Efendi hiçbir nakib-i nügabbasına şeyhlik icazeti vermemiş. Halifelik icazeti de vermemiş. Yani ne halifelik icazeti vermiş ne de şeyhlik icazeti vermiş.
O yüzden Abdullah Efendi ile beraber diğerlerinde halifelik icazetleri ve şeyhlik icazetleri yoktu. Öyle söyleyeyim. Şeyh Efendi'nin ağzından duyduğumu söyleyeyim. Ankaralı Yakup Efendi'ye Şeyh Efendi bir heyet gönderdi. Devşehirlilerden oluşan 4-5 gün kişilik. Hani dergahımıza gel, intisap et sana halifelik vereyim diye. Ama Ankaralı Yakup Efendi o zaman için gelmedi. Gelseydi onun halifelik icazeti yazar mıydı, yazmaz mıydı bilemiyorum. Şeyh Efendi de kendi sağlığında orada devam etmiş. Sizin icazetiniz var mı diye. Benim Abdullah Efendi'den nakib-i nügabba icazetim var. Abdullah Efendi'den başka bir icazetim yok. Zahir olanı söylüyorum.
Şeyh Efendi'den sadece ve sadece bana intikal eden zahir manada, teknik manada nakib-i nügabba icazeti var. Bunu böyle icazetim varmış gibi, böyle şataat yapmak için söylemiyorum. Sorulduğu için cevap veriyorum. Bunu değişik zamanlarda da, değişik yerlerde bana soruyorlar. Hepsine de cevap olmuş olsun bu. Şeyh Efendi benimle beraber bir icazet töreni yapıldı. İcazet töreni de normalde interneti yükledik, arkadaşlar yüklemişlerdi. Şeyh Efendi'nin bir tek icazet töreni oldu zaten. O icazet töreninde de bütün nakib-i nügabbalara ve nakiplere icazet vermişti. O zaman için kimlere icazet verdiği de o törende belli. Kimlere nakib-i nügabba icazeti verdiği, kimlere nakiblik icazet verdiği belli.
Bunların dışındaki kimselerin, Abdullah Efendi'nin dergahında nakib-i nügabbayız demeleri, Abdullah Efendi'nin dergahında sakiriz, nakibiz demeleri, boş, ham, hayal, yalancılıktan başka bir şey değil. Çok ağır ama ne yazık ki öyle. Yani Abdullah Efendi Hazretleri kendi sağlığında nakib-i nügabbalara kendince, kendisi belirledi. Ondan icazetlerini verdi. Çünkü çok özür dilerim, ona da çok vakıf, yakınım. Çünkü icazetlerin hepsi de Bursa'da yazıldı, metinleri. Bursa'da bastırıldı, Bursa'da çoğaltıldı, isimleri boş olarak Nevşehir'e gidildi. Nefşehir'de, orada caminin karşısındaki evde küçük bir oda vardır orada. O küçük odada, Bursa'dan da o zaman yazan bir arkadaş vardı.
O ilahiyatta okuyordu. Nolla'nın adı neydi ya? Mehmet Fatih, Birgül. O zaman için onları yazıyordu şeyde. Yazılmasına da o zaman o önder olmuştu. O yani uğraşmıştı onunla, önder olmuştu demeyeyim. Nevşehir'de, Ahmet Turan abi, Allah rahmet eylesin, ondan sonra Ödemiş'ten Adil. Ben, orada oturuyorduk orada hep beraber. Ondan sonra Nevşehir'den vardı birkaç kişi. Orada işte Nakib-i Nugabba icazetleri çıkarıldı. Şeyh Efendi Hazretleri orada yazdırdı isimleri. Hatta beninkini ben dışarı çıkmıştım abdest tazelemek için. Ben dışarı çıktığımda hemen yazdırmış beninkini. Demiş yazın ben onun yanında şimdi demiş. Şey yapmadım hemen onun icazetini de yazın demiş.
Yazmışlar işte o zaman kendisi. Normalde o icazetlerin asırları da Allah affetsin. Şeyh Efendi'nin kendi mühürlü imzalı. Bu fakirde duruyor. Dergahlara da astık. Bu noktada bir sıkıntı yok. Benim Abdullah Efendi'den icazetim bu kadar. Ama başka icazet diyorsanız hani şeyhlik icazeti olarak var mı? El cevap var. İki yerden de şeyhlik icazeti var. Ha bunlar böyle çok şatahatvari konuşulacak şeyler değil. Ama bu topluluğun bu toplulukta icazetli bir kimse var. Öyle söyleyeyim. O yüzden bizim topluluğumuzda bulunan kardeşler icazetli bir topluluğa müntesipler. Öyle söyleyelim. Selamun Aleyküm.
Tarikatlarda bir zikir listesi oluyor. Ve onu her tövbe edene bazı şartları yerine getirdikten sonra çekmesi için veriyorlar. Herkesin zikirlerinin ve sayısının ve hatta çektiği zamanın aynı olması ve mürşidin bu yüzyılda müridinden nasıl haberdar olduğunu açıklar mısınız? Teşekkür ederim. Her tarikat denilen topluluğun kendine ait bir eğitimi, bir öğretimi, kendine ait bir zikir sıralaması, kendine ait bir nefis meratiplerini geçme, nefsi terbiye etme yolu, diş sürü vardır. Üç aşağı beş yukarı bunlar birbirlerine benzerler. Eğitimleri, disiplinleri birbirlerine benzerler. Müridinden nasıl haberdar olduğunu açıklar mısınız? Bu böyle nasıl söyleyeyim, rüyanızda birisini görseniz, onun ne yaptığını görseniz haberdar olmuş olmaz mısınız bir kimse olsa? Bu da onun gibi bir şeydir. Allah-u Alem, öyle söyleyelim.
Selamun Aleyküm. Geçen ders kalpteki seslerden bahsettiniz. Dört tane nefis, şeytan, rabbani ve melek dediniz. Mesela ben içimdeki bir şey düşündüğümde aslında ben düşünmüyorum da sadece bu dört sesten birini mi dinliyorum? O zaman ben şöyle düşünüyorum diye bir şey hiç yok mu ya da ben diye bir şey yok mu? Normalde ben denilen bir şey var. Eğer siz bu noktada kendinizi terbiye ettiyseniz, kendinizi belli bir noktaya getirdiyseniz ve o benliğiniz arındı ise o zaman kendi yolunda gidiyorsunuz zaten. Nefsin, şeytanın sesine kulak vermiyorsunuz. Siz de ki ben o zaman melek, eğer bir şey yaparken hata yapacaksanız melek sizi uyarıyor ve hatta daha da daha dasına Rabbinizin penceresinden hitap geliyor.
Bu öyle çalışıyor. İkinci sorun bayanların da velisi olur mu? En yüksek seviye, bayanlar o bahsettiğini nefis meratiplerinin kaçıncı makama kadar yol alabilirler. Bayanlar da bütün nefis meratiplerinden geçebilirler. Bu noktada bayanlardan nefis meratiplerini komple geçen en önemli şahıs Hz. Fatıma Atul Zehra annemizdir. O yüzden Hz. Fatıma annemiz denilebilir ki bayanların velisi hükmündedir bu dairede ve bayanlar da belli bir nefis meratiplerinden geldiklerinde Fatıma Atul Zehra annemizi görürler ve ondan ders almaya başlarlar. Bu bayanların seyir-i sülükunda önemli bir şeydir. Erkeklerin seyir-i sülükunda Hz. Hüseyin Efendimiz önemlidir, Hz. Hasan Efendimiz önemlidir, Hz. Ali Efendimiz önemlidir.
Cehri dergahlarda ama bir kimse çok özür dilerim, veliliğe doğru gidiyorsa onu Cihar Yargüzün Efendilerimizden birisi daha destekleyebilir. Mesela Hz. Ali Efendimiz desteklediği gibi Hz. Ebu Bekir Efendimiz de onu destekliyorsa, ona ikramda bulunuyorsa, rüyasında o da görünüyorsa o çift kanatlıdır. O zaman pir noktasına gidiyor diye görünebilir. Eğer tek kanaldan gidiyorsa onun da pirlik noktasına gider ama o hem Hz. Ebu Bekir Efendimiz'i görüyorsa hem Hz. Ali Efendimiz'i görüyorsa diğer pirlerden daha önemlidir onun hali. O seyir-i sülük yolunda belli olur. Mesela bir kimse kah rüyasında Hz. Ali Efendimiz'i görür, kah Hz. Ebu Bekir Efendimiz'i görür ki Hz. Ebu Bekir Efendimiz'i görmek rüyada halde böyle önemsenmeyecek bir şey değildir.
Hz. Ali Efendimiz'i görmek rüyada halde böyle önemsenmeyecek bir şey değildir. O yüzden seyir-i sülük yolunda bu üç kişi, hatta beş kişi diyelim bunlara, Hz. Ali Efendimiz, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, Hz. Fatıma Annemiz, Hasan ile Hüseyin Efendilerimiz çok önemlidir. Öyle söyleyeyim. Tarikat yolu, seyir-i sülük yolu belli bir noktada onların üzerine kurulur sonra, Pir Efendilerden sonra. Mesela Pir Efendilerinden, Pir Efendilerden Abdülkadir Geylana Hazretleri, Ahmed Er Rufa Hazretleri, bütün Pir Efendiler önemlidir. Ama Geylana Hazretleri muhakkak önemli bir şahsiyettir. Hz. Mevlana önemli bir şahsiyettir. Mesela Pir Efendilerden Hz. Mevlana, Celalettir Rum Hazretleri bir şey söylerse, hiç kimse ona itiraz etmez.
Çünkü çok böyle yumuşak, tatlı dilli, çok mütevazi konuşur o. Öyle olunca böyle ayrı bir yeri vardır onun, Hz. Pir'in. Allah bizleri, hepimizi, bütün Ümmet-i Muhammed'i onlara dost eylesin inşallah. Son sorum, ben sınıf öğretmeniyim. Açıktan sosyalizci okuyorum. Şu an devlet alan değişikliği hakkı veriyor bu durumdakilere. Felsefe ve sosyalizci öğretmenliğine geçiş hakkı veriyor. Öğretmenlik olarak bu alanlar daha rahat ama dinimi yaşamaya çalışan bir insanım. Acaba bu alanda öğretmenlik yapmam doğru muyum? Yani bence sınıf öğretmenliği çok önemli. İlkokullara yönelik çünkü sınıf öğretmenliği değil mi Salim? Bu benim için çok önemli. Yani gerçekten çocukların temeli o zaman atılıyor.
O yüzden sınıf öğretmenliği. Bu manada hani bir insan yetiştirmek dünya üzerinde en kutsal vazifelerden birisi. Öyle düşünüyorum. Alan değiştirmem uygun mu? Bu karar size ait inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Rabbim izninizden ayırmasın inşallah, estağfurullah. Eski tasavvufi anlayışıyla, şimdiki tasavvufi yaşantı arasında fark var mıdır? Rüya ve halin ehemmiyeti nedir? Allah razı olsun. Muhakkak yaşantıda fark var, düşüncede fark var. Yani fark yok değil. Ama bir kimse eski gelenekten aldığı öğretiyi bugüne taşıyabilmeli. Sufilik öyle bir şeydir. Çünkü tasavvuf öyle bir şeydir.
Siz eski geleneği atamazsınız, yok edemezsiniz. Onu kestirip atamazsınız. Onu bugünkü yaşanılan hayata aksettirilmesi lazım. O yüzden derim ben, yaşayan hani Hazreti Pir diyor ya, sen yaşayan diri bir şeyh bul diye. O yüzden derim, siz bugünün şeyhini, bugünün pirini bulmalısınız. Ve bugünün şeyhine, bugünün pirine intisap etmelisiniz ki, o geleneği gelecekte yaşayan veya taşıyan kimse hükmündedir. Bu lazımdır. Rüya ve hal, muhakkak rüyalar, salih rüyalar, insanın üzerinde değişikliğe sebebiyet verir. Ama önemli olan istikamettir. İstikamet sahibi olmak lazım. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Cem ve kaza namazları nasıl kılınır? Hanefiler, cemi sadece Arafat'ta, cemi takdim olarak, Müzdelefi'de de cemi tehir olarak yaparlar.
Yani Arafat meydanında, öğlen namazının ardından ikindiği kılarlar. Müzdelefi'ye geçtiklerinde, haç esnasında, akşam namazını tehir ederler. Cemil tehirdir o. İşte ne zaman muhkim oldular, orada oturdular, çadırlarına yerleştiler. O zaman, önce akşamı, sonra yasayı kılarlar. Çünkü akşam namazı okunur okunmaz, Arafat'ı terk etmek zorundasınız. Haç meşakkat. Böyle olunca, ilk Hanefiler sadece bu noktada ceme cevaz vermişler. Sonradan, doktorlara, hemşirelere, işte güvenlik kuvvetlerine filan Hanefiler fetva vermeye başlamışlar. Cem edebilirler diye. Yaptıkları vazifelerle alakalı. Tabi, Şafiler, Malikiler, Hanbeliler, seyahat esnasında da ceme müsaade etmişler.
Hadis-i Şerif var bu konuda. Bir seyahat olmazsa da, herhangi bir sıkıntı olmazsa da, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin muhkim iken de cem ettiğine dair hadis-i şerif var. O zaman, bir kimse işte çok sıkıntıda, çok problemli, yani namazı kaçacak, kesin, cem edebilir mi? El cevap edebilir. Çünkü diğer imamların fetvaları var. Nasıl kılacak? Mesela öğlen namazı vakti girdiğinde, ikindiyi takdim edecek ona. Ya da, öğlenin son sünnetine, son dakikasına kadar bekleyecek, öğleyi yıkılacak, ardından ikindi yıkılacak. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah böyle tarif ediyor. Cem'i. Akşamı da ne yapacak? Hemen akşamın arkasından durumuna göre, yassı yıkılabilir mi?
El cevap kılabilir. Kaza namazları ise, bir kimse eğer mümkün ise, müsait ise, normal sünnet namazlarını da kılıp, farzını da kılıp, sonradan kaza kılabilir. Ama vakti yok, zamanı yok, ölürse borçlu olacak, o zaman sünnetlerinin yerine ne yapabilir? Kaza namazlarını kılabilir. Selamünaleyküm. Pazarda kendi tezgahımın içinde altın yüzük buldum. Bu yüzüğü yedi, sekiz ay boyunca beklettim. Sorun da olmadı, sahibi de gelmedi. Sonrasında yüzüğü bozdurdum. Para bende. Bu paraya ihtiyacı olan kardeşlere versek uygun olur mu? Evet. Eğer uygun olur ise, bu konuyla alakalı kiminle irtibata geçmem gerekir. Hakkınızı helal edin.
Allah razı olsun. Kiminle irtibata geç. Kiminle irtibata geç. İstediğin kimseyle irtibata geçebilirsin. Bir insan komşusunun hakkını yese ve helallık istese, komşusu da hakkını helal etmese, hak yiyen komşu tövbe etse, Allah kul hakkı yediği için affeder mi? Hak yiyeni komşusu helal etmese de, hakkını renkli İzmir'den sağlıklı, hakkını yiyeni komşusu helal etmese de, evet, renkli İzmir'den sağlıklı gelecek dilerim. Allah ondan üstü adam. Derya Salkım. Aleyküm selam Derya Salkım. Senin renklerini de seviyoruz. Allah senden razı olsun inşallah.
Şimdi bir komşu hakkını helal etmezse, onun hakkı onda kalır. O kimse tövbe ederse, Cenab-ı Hakk'ın tövbesini kabul edebilir, ama komşusunun hakkını tekrar ödeyecek ona. Sıkıntı değil. Allah kendi fazlından, kendi kereminden ona ödeyebilir. Ama onun işi çetin biraz. Esselamün aleyküm ve rahmetullahi hocam ve aleyküm selam. Tasavvufta renkler genel bir takım haller, seyir-i sülükte merhameler, simgelenmekte yeşil ve kırmızı rengi öğrenebilir miyim? Neden kırmızı-yeşil? Sadece kırmızı-yeşil değildir. Hafiz Zikrullah erbabında yedi renk vardır. Hafiz Zikrullah erbabı seyir-i sülükte yedi renk, ayrı ayrı zamanlarda görür. O yüzden sadece yeşil ve kırmızı renkle alakalı değildir.
Yedi renk vardır. O yüzden haller, seyir-i sülükte renkler, seyir-i sülükte rüyalar, seyir-i sülükte kerametler, bunların hepsi de vardır. O yüzden bunlar yol yürünürken bir üstad tarafından paylaşılır. Onun tarafından ona söylenir, ona aktarılır. O da o kimsenin istidadına, durumuna, haline, rüyasındaki ritüellerine, ruhlarına bakaraktan ona bir yol çizer. Geceniz hayır olsun. Ben yaşamak zorunda oldum. Bana ağır gelen, manevi olarak ağır gelen bazı durumlarla evlendim. Günden beri iç içeyim. Eşim her şeyin farkında, hep yanımda. Fakat annesiyle ilgili sürekli sorun yaşıyoruz. Annesi yapacak bir şey yok. Ben yıllarca depresan kullandım. Sizi buldum elhamdülillah. Dersliyim, dergahtayım.
Şükür ilaç da kullanmıyorum. Genel olarak güçlüyüm. Tehvit, tövbe, namaz, kendi gönlümü yaşadıklarıma razı eylemeye çalışıyorum. Fakat içime attığım için, stresten yoğun kanama, çarpıntı ve müthiş bir vücut yorgunluğu ve baş ağrısıyla bana bir hal geliyor. Ağlıyorum. Moral yok. İstem dışı bir derviş olarak bu durumdan utanıyorum. Kendimi yakıştıramıyorum. Bu halimi bir işim görüyor. Kimseye de belli etmeyeceğim diye, içten içe iyice, içten içe iyice görüneceğim diye acı içindeyim. Arada böyle oluyorum. Şu an böyle bir durumdayım. Üstüme düşen bütün görevleri yapıyorum. Ruh halimden dolayı, eşimi sevdiğim halde onunla birlikte olmak dahi istemiyorum.
Yaşamak zor geliyor. O çocukluğumdan beri çözemediğim ağır gelen birçok şeyi yaşadım. Hep iç sıkıntısı vardı. Kendime soruyordum. Ben her zaman bilerek kırmamaya, üzmemeye, alçak gönüllü olmaya dikkat ettim. Şu yaşadığım sıkıntıyı soruyorum kendime. Allah-u Teala beni sevdiği için mi bu sıkıntıyı veriyor? Bana günahlarımı dökeyim diye. Yoksa başka ne olabilir diye. Normalde bu iç sıkıntı sizin kendinizle alakalı biraz. Sizin psikolojinizle alakalı. Beyin gerinize bunu yerleştirmişsiniz. İç sıkıntım var, sıkıntım var, problemlerim var. Her şey ağır geliyor diye. Kendi kendinizi buna odaklamışsınız. O yüzden bir kimse beyin gerisi psikolojik olarak ben sıkıntıdayım, benim içim darlanıyor.
Bende böyle bir darlık var dediği anda o kendi kendisinin tedavi etmesi, bu noktada şifa bulması mümkün değildir. Her ne yaşandıysa yaşanmış, her ne olduysa olmuş, psikolojik olarak biz onları tabiri caizse es geçeceğiz. Yani diyeceğiz ki tamam oldu, bitti, yaşandı. Allah yoluna çıketsin, yürüyeceğiz, gideceğiz, Allah'ı zikredeceğiz. Hayatı rahat yaşayacağız. Madem ki sevdiğiniz bir eşiniz var, eşinizle baş başa verin, hayatı rahat yaşayın. Ve bir müddet size olumsuzluk getirecek, size sıkıntı getirecek. Her şeyden uzak durmaya gayret edin. Bu hani şimdi koronavirüsü var, herkes karantinaya alıyor ya kendini, siz de kendinizi biraz karantinaya alın.
Bu caiz midir? Evet. Mesela bir kimse gerçekten işte kayınvalidesiyle problem yaşıyor. Yani bu evlilik huzurunu kaçırıyor. Her iki tarafın kayınvalidesiyle de olabilir. O zaman böyle biraz insanın kendisini karantinaya almasında fayda var. Yani psikolojini bozuyor senin veya bir kimse senin psikolojini bozuyor. Bir müddet kendini karantinaya alabilirsin. Ve bir müddet karantinaya aldıktan sonra kendini tedavi edip, düzeltip sonra yeniden dışarılara bahar gelmiştir, çıkabilirsin inşallah. Selamünaleyküm. Rüyamda başımı kaldıramadığım için yüzünü göremedim. Üç yeşil cübbeli kişi bana sarı saman zarf uzatarak dersin alındı dedi. Rüya anlatılması için görevlendirdiğiniz bir abimizi anlattım.
Şeytandan dedi. Ancak maneviyatım kesildi. Nasıl bir hata yaptım bilmiyorum ama ne yapmam gerekir? Bana hakkınızı helal edin. Helal olsun, tövbe edin inşallah. Cenab-ı Hak tövbelerimizi kabul etsin. Ramazan ayı, Ramazan ayının içerisinde her tövbe edenin tövbesi kabul olunur. O normalde gördüğün kimselerin yüzünü görmemişsin zaten. O yüzden yüzünü görmediğinden dolayı o kardeşimizin tevhili isabet etmiş. Bunda bir sıkıntı yok. Canlı yayınlamaya geçen arkadaşlara çok teşekkür ederim. Çok kaliteli bir yayın yapıyorlar. Rabbim razı olsun. Allah razı olsun inşallah. Gerçekten iki arkadaşın ikisi de burada bilgisayarların başındalar. Hızla böyle her şeyi organize etmeye çalışıyorlar.
Allah razı olsun. Ben kahve içiyorum. Asıl sıkıntıyı onlar yaşıyor. Bugün size çay veren de mi yok ya? Ha geçiyorsunuz alıyorsunuz. Çaylarınızı alın ya. Selamun Aleyküm. Yaklaşık 29 yıldır sizi ve yaşantınızı az çok tanıdık. Dünyalık hiçbir beklenti içinde olmadan bize hak alını öğretmeye gayret ediyorsunuz. Buna rağmen size yapılan saygısızlıklar artarak devam ediyor.
Bunun hikmeti nedir? Böyle söyleyeceğim kendimi meth etmiş gibi olacağım ama şöyle söyleyeyim. Hadis-i şerif var. Belanın, müsibennetin, sıkıntının büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındakiler eder. Hadisi kutsi bu. Bir şeyh efendinin sözü, Allah rahmet eylesin, bir kimseyi herkes seviyorsa onun münafıklığındandır derdi. Herkes ondan nefret ediyorsa onun kafirliğindendir derdi. Hem seveni var, şeyh efendinin tabiriyle hem seveni varsa onun mümin olduğuna işareti dedi. O yüzden ben bazen bunu dillendiririm, kendimi böyle teskin ederim. Derim ki İbrahim'sen muhakkak ateşin olacak, Nemrut'un olacak. Eğer Yusuf isen muhakkak seni kuyuya atan kardeşlerin olacak.
Eğer Musa isen muhakkak bir firavunun olacak. Eğer Muhammedi isen muhakkak bir Ebu Cehil'in olacak. Eğer Ebu Cehil'in yoksa, Firavun'un yoksa, Nemrut'un yoksa, eğer seni mahpusa düşürecek bir iftira yoksa, kardeşlerin seni kuyuya atmıyorsa, kendi imanını sorgula derim. Bir hastalığın yoksa, bir sıkıntın yoksa, başında bir bela, musibet yok ise o zaman Allah ve Resulü'nün Resulüne olan sevgini sorgula derim. O yüzden bunlar olacak, bunların olması bence sıkıntı değil. Ne yazık ki, müminimiz de, münafımız da, kafirimiz de, mürtedimiz de eksik değil. Hamdolsun.
Laf söyleyen de olacak, iftira atan da olacak. Her şeyi söyleyecek insanlar. Neler söylemiyorlar ki işte, yola girdiğimizden beri söylüyorlar. Biraz şeyiz herhalde, dilimiz fazla keskin. Bazen zaman zaman dışarıdan da böyle işte, nasihatvari, derviş olmayan tanıdıklar, eş dost diyorlar ki, dilim biraz sivri, işte şöyle böyle diye. Hak neyse, bildiğimiz neyse, kalbimize gelen neyse konuşmaya çalışıyoruz. Allah iyi etsin inşallah, ne yapalım? E şimdi bağırıyoruz ya, ücret alanların peşinden gitmeyin diye. Bütün herkes kızıyor. Herkes laf söylüyor. İşte nasıl böyle laf söylersiniz, nasıl böyle dersiniz? İşte herkese laf söylüyorsunuz. Hani diyorum ya işte, bir dergah, zekat memuru tayin edip, etraftan zekat toplatır mı?
Bir de o zekat memuruna yüzdelik verir mi? Nasıl bir şey bu? Bunları soruyorlar, ben de bunlara cevap veriyorum. E cevap verince de işlerine gelmiyor. Öyle olunca da tabii hakkımıza laf söylüyorlar. İşte iftira atıyorlar. Her şeyi ellerinden geldiğini yapmaya çalışıyorlar. Herkes yolundan koşacak. Cennetlikler cennetlik yolunda koşacaklar. Cehennemlikler cehennemlik yolunda koşacaklar. Biz dilimizi müminlere iftira etmekten, müminlerin gıybetini etmekten koruyalım. Elimizi müminlerin malından, parasından koruyalım. Ferjlerimizi haramlardan koruyalım inşallah. Allah'ı yesin. Deccal zamanında müminlerin yemeği, meleklerin tahamı olan tesbih ve takdisler olacaktır.
Kim o günde dilinde tesbih ve takdis olursa Allah ondan açlığı giderecektir. Rabi Hazreti İbni Ömer Ramiz ehadisten almışlar bu hadis-i şerifi. Ne anlamalıyız? Çünkü helal ve temiz yiyecek kalmıyor dünya üzerinde. Dikkat edin. Helal ve temiz yiyecek problemi var. Bu problem daha da büyüyecek. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler. Helal ve temiz yiyecek problemi dünyanın en büyük problemlerinden birisi. Hele bu korona virüsünden sonra, bunlardan sonra daha da problemli hale gelecek. Bakın daha da problemli hale gelecek. Bunu yıllardan beri söylüyordum. Tekrar söylüyorum. Bakın yıllardan beri söylüyorum bunu.
Ve diyorum ki annelerinizden, dedelerinizden, ninelerinizden tohumlarınızı saklayınız diyordum hatırlıyorsanız. Bu tohumları elde edin. Bu tohumları kavanozlarda bekletin diyordum. Evet bu tohumları şimdi ekmeye başlayın. Tekrar söylüyorum. Yıllardan beri size dedelerinizin, nenelerinizin, annelerinizin sebze tohumlarını, buğday tohumlarını, işte fasulyedir, nohuttur, mercimektir, bu tohumları saklayın diye yıllardır söylüyordum size.
Öyle değil mi? Evet. Şimdi bunları ekme zamanı geldi. Bakın bunları şimdi gidin, annelerinizin, dedelerinizin, ne bileyim işte köyde, kente, orada, burada kalmış bahçelerine, onların işte oralardaki yerlerine veya kendi yeriniz varsa 200 metrekare, 200 metrekare, 300 metrekare gidin oralara ekin bunları. Eğer durumunuz yerindeyse, haliniz yerindeyse böyle bir şey yapabilecekseniz mesela birkaç arkadaş toplanıp bir küçük bir bahçe alın hisseli olarak.
Oraya ayırın kendi kendinize çünkü biriniz gidemezse biriniz gider, biriniz gidemezse biriniz gider, onları sular, bakar, besler. Bu kendinize ait küçücük küçücük de olsa bahçeler edinin. Bu bahçelerde bu tohumları ekin ve bu tohumlardan tohumluk ayırıp kendinize ayırın. Gelecek yıllar, gıda ile alakalı problem yaşanacak olan yıllar, çok büyük gıda krizlerinin yaşayacağı, yaşanacağı günlere doğru gidiyoruz. Bakın gıda krizi diyorum. Sebep şu, bu korona vakasından dolayı bakın Bursa'ya giriş çıkış yok, İzmir'e giriş çıkış yok, İstanbul'a giriş çıkış yok, yok. Eğer İstanbul çiftçisi kendi kendine ekip dikiyorsa onunla geçinmenin yolunu bulacak. Evet hani devlet şu anda gıda sevkiyatlarına müsaade ediyor. Gıda sevkiyatlarıyla problem yok ama bakın Rusya'ya gönderemedi, başka ülkelere gönderemedi.
Rusya kendi domatesini yetiştiremiyor, böylece domates alamıyor. Örnekliyorum bunları. Bu zaman içerisinde daha da fazlalaşacak ve temiz, helal olması yetmiyor. Temiz olması lazım. Bakın helal olması yetmiyor bir gıdanın. Onun aynı zamanda da temiz olması lazım. Helal ve temiz gıdalar bize yenilmesine müsaade edildi. Kur'an-ı Kerim'in emri bu. O zaman helal ve temiz gıdaları bizim bir şekilde ya tanıdığımız yerlerden elde edeceğiz ya da kendimiz ekip dikeceğiz. Bakın kendimiz ekip dikeceğiz ve daha da ileriye doğru gittiğinde zikrullah bizim gıdamız olacak. Bunu bir kimsenin birebir yaşayabilmesi için itikafa girip itikafta yememesi lazım. İnşallah o da yaşar.
Bu avutlardan çünkü tükürük gelir, o tükürük onu nimetlendirir, o tükürük onu besler. Allah bizi onlardan eylesin. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Beni Rabbim besler. Allah o haliyle hallendirsin cümlemizi. Peygamberle yarışmak değil bu. Bunu böyle algılamayın. Onun haliyle hallenmek diyelim. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Ben sabah saat 6-7 gibi uyanıyorum. Oruç tutmaya başladığımızdan beri akşam saat 12-13 gibi uykum geliyor. 4,5 saat uyuyorum. Zaten uyuyunca iftara kadar uyuyorum. Uygun mudur? 13 yaşındayım. Uygundur. Selefi, Vahabi, İran, Şia, Türkiye'deki bir kısım Müslümanlar neden şiddetle tasavvufa karşılar?
Müslümanlar arasında bu keskin ayrışmanın sebebi nedir? Diğer İslam ülkelerinde Arabistan, İran, Endonezya, Pakistan, Bangladeş, ehli tasavvuf Müslümanlar var mı? Bu Selefi, Vahabi kesimi ne yazık ki bu Selefi, Vahabi'nin öğretisinin temelinde İngilizler var. O yüzden o İngilizlerin o öğretisinden kaynaklanan bir şey, bunun temelini atan İngilizler oldu. Çünkü Osmanlı'yı yıkacakları zaman dinin Müslümanların arasına bir fitne attılar. Bu İran Şiasını da ayakta tutan yine bu dış güçlerdir. İslam dünyasını böylece üçe böldüler. Sünniler bir tarafta, İran Şia olarak destekledikleri bir tarafta, Selefi, Vahabiler de bir tarafta. Ve bunların üçünü de çatıştırmaya gayret ediyorlar.
Tabii bunların her ikisi de Sünnilerin içerisinde bilhassa Anadolu'da Neşv-i Neva bulan, sonra Küzey Afrika'da da Neşv-i Neva bulan Sufiliğe karşı çok çetin bir şekilde mücadele ediyorlar. Savaş veriyorlar. Buna Türkiye'deki Hadis İnkarcıları da bunu destekliyor. Türkiye'deki Hadis İnkarcıları da zaten hepsi de Sufi dünyaya düşmandır. Ne yazık ki böyleler. Diğer ülkelerde de böyle ehli tasavvuf olan topluluklar var. Hayırlı akşamlar üstadım bin ne demek? Bin bir ne demektir? Binlerin başı ne demektir? Normalde eski Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde bin en büyük sayıdı. O yüzden binlerle ifade edilir her şey en yüksek olarak.
Bin bir ne demektir? Allah teki sever. Binlerin başı ne demektir? Bu bin tane evliyanın da bir de başında kimse vardır. Onunla alakalı. Genç bir kız tesettüre girdikten 25-30 yıl sonra tesettüre girmeden önceki resmin başka birileri tarafından görülmesinde sıkıntı var mıdır? Görülmemesi uygun olur. Saklayabildikleri kadar saklasınlar. Orta yere dökmemeye gayret etsinler inşallah. Selamünaleyküm ben Van'daki kızınız ılgının eşi Ali. Ben iki sene önce eşimi hamileyken bir rüya gördüm. Rüyamda ben ve yanımda 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğu vardı. Bir hasta ziyaretine gidecektim. Yolda sizi gördüm.
Siz ben de gelebilir miyim dediniz ve bizimle geldiniz. Hasta evde yoktu. Siz tekrar gideceği zaman bana da söyle hasta eve gelince dediniz. Ben de tamam dedim. Uyandım bu rüyadan bir süre sonra oğlumuz olacağını öğrendik. O genç çocuk yani erkek çocuğu size bir müjdeymiş. Size bir habermiş. Hasta ziyareti de bir hastayı ziyarete gitseydiniz onu orada beni gördünüz. Hadis-i Kudsi mucibince müjdenin maneviyatlı olduğu ve müjdenin bu noktada sahih olduğuna işaret. Allah iyi eylesin inşallah. Selamünaleyküm hayırlı geceler Rabbim. Afiyet, sağlık, sıhhat versin. Amin. Babam bir rüya görmüş ve size manasını sormamı istedi. Beyaz yağız çok güzel bir boğanın sırtında bir çarşıya giriyor.
İnsanlar oralarda uğraşırken birisi siyah iri bir boğanın üzerinden babama benim boğam seninkini alt eder. Ben de seni alt ederim diyor. Babam umursamıyor ve devam ediyor. Çarşıdan çıktıktan sonra o adam arkasından tekrar sesleniyor. Ve bir yere gidemezsin seni döveceğim diyor. Ve iki tane siyah boğayı babamın üzerine salıyor. Babam kendi beyaz boğasından iniyor. Sen bunları hallet. Ben de şu adamla ilgileneyim diyor. Ardından adamı yakalıyor. Çöp gibi gırtlağını sıkmaya başlıyor. Ardından o kişi baygınlık numarası yapıyor. Ve babam beni kandıramazsın diyor. Ve elini bir sopa ile onun başına vurmaya başlıyor. Ama ortadan kan ve başka bir şey yok.
Onu bıraktıktan sonra boğasına dönüyor. Boğası da diğer iki boğadan birini dövmüş. Diğer daha iri olan ise geride bekliyor. Babam hayır olsun inşallah diyor. Ve boğasıyla yoluna devam ediyor. O adam şeytan. Boğa da şeytanın askerleri. O yüzden baban da şeytan ve şeytanın askerlerine karşı savaşmış. Allah mübarek eylesin. Not olarak babamın söylediği şu efendim. Ben kendimle ilgili rüya görmem. Daima başkasını korumaklı olan rüyalar görürüm diyor. Bu rüyayı görmeden önce zikrediyormuş. Ve mayışıp öyle rüyaya dalmış. Allah iyi etsin inşallah. Güzel rüyası. Allah mübarek eylesin. Selamun aleyküm. Size İstanbul'dan hasretlerimizi sunuyoruz.
Müsaadenizle bir sorumuz olacak. Acaba içimizden Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sizinle konuşmak Rabıta anlamına mı gelir? Evet. Ayrıca bizim kalbin sizinle konuşmaya çalışmamızdan ve anlattıklarımızdan sizin haberiniz olur mu? Şöyle söyleyeyim. Bir üstada Cenab-ı Hak bildirirse haberdar ederse haberi olur. Bir üstad olarak konuşalım. Onun haberi olur. Ama bildirmezse bildirmez. Bir kimse mürşidi kamili arayaraktan mı bulur? Yoksa Allah velilerini sevecek olanı mı buldurur? Kulun bu noktadaki dahli nedir? Kul kendince vazifelerini yapmakla mükellef. O yüzden aramakla mükellef. Aramaya, sormaya, onu bulmaya kendini mükellef edip arama gayreti içerisinde olmalı.
Muhakkak ki bu konuda Cenab-ı Hak ona inşallah bir yol açacaktır. Ayet-i Kerime'de yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız buyurmuş. Cenab-ı Hak arayana aradığı şeyi verir inşallah. Bir de alimler peygamberlerinin varisidir. Hadisine dayanarak velilerde yaşayan Kur'an'dır desek yanlış mı söylemiş oluruz? Bunu tam anlamıyla söylersek doğru olmaz. Ama velilerin hayatı, yaşantısı, Kur'an'a uygun bir hayat ve yaşantıları vardır. Denilebilir ki kendi topluluklarında, etraflarında Kur'an'ı en iyi yaşayanlardan birisidir. Bir veliyi sevmek ya da sevmemek, insanın imanını artı ya da eksik yönde etkiler mi? Etkilediğine inanırız.
Bir kimse velileri severse, bir veliyi severse, imanını muhafaza edeceğine, kemale ereceğine inanırız. Bir veliyi ve velileri sevmiyorsa zaten düşmanlık yapıyor, Allah intikamımı alırım diyor. Selamun Aleyküm. Sizin bizlere gösterdiğiniz bu yolda ölüm anını rabıt edip, ölüm anını düşünüp, kabr o kadar olanı düşünüp, kabirde üstümüzde atılan topraktan sonra, sorgu anında üstattan himmet yardım isteyebilir miyiz?
O hale gelin de neyin ne olduğunu görürsünüz inşallah. Böyle seyir-i sülükte yaşandıkça görünür her şey. Bunu böyle söylemek çok hoş değil zaten. Gelibolu'dan selamlar, son günlerde gündemde olan eşcinsellerle alakalı sorum sosyal medyadan lanetlenmiş oldukları ile ilgili paylaşım yaptım. Onların yaptıklarını hoş karşılamayanların lanetlendiği ile ilgili birisi şöyle bir yorum yapmış.
Onlar hormonları bozuk olarak dünyaya gelmişse, çift cinsiyetli olarak ne yapsınlar toplumda, onları dışlasak ne yapacaklar diye, ben size sorup ona göre cevaplamayı düşündüm yanlış bir cevap vermemek için. Bu çift cinsiyetli olabilir, eşcinsellik eğilimi farklı bir şeydir. Eşcinsellik eğilimi kadının kadına erkeğin erkeğe meyletmesidir. Onunla cinsel ilişkiye girmesidir. Bu farklı. Bir kimse örneğin çift cinsiyetli olabilir ama İmam-ı Azam onun fetvasını da vermiş. Eğer çift cinsiyetli ise, küçük abdestini hangi organla yapıyorsa erkek veya kadındır, birbirisindendir. Ama onun fuhuş yapması, onun normalde kendi cinsiyle, erkek erkeğe veya kadın kadına cinsel ilişkiye girmesi, bu caiz değil.
Bu lanetlenmiş bir şey. Rüyalarımı yazmam için bana numaranızı vermiştiniz, oradan yazıyordum. Yine o numaradan yazabilir miyim? Yazabilirsin. Cumhurbaşkanımızı ve derviş eğitimi veren kardeşlerimi gördüm. Ama siz kimse rüya yazmasın. Kardeşleriniz dediniz, yazmadınız. E yazmışsın gene işte.
El, içi ve ayak terlemesi ile ilgili bir tedavi önerir misiniz? Bunu Salim bana bir şey yaptı. Ben bir bakayım, bunu bana bir ara, bana şey olarak, mesaj olarak at bana. Bununla alakalı önümüzdeki derse inşallah. Bakalım, selamünaleyküm, cuma günü bir arkadaşımız attı. Allah'ı zikri, Allah gündemde tutun gibi bir terim kullanmış.
Evet ya böyle bir şey var ya. Yani yeni başladı bu ha. Bu normalde böyle Allah'ı gündemde tutun diye böyle bir laf var. Alakası yok. Allah'ı zikir, Allah'ı zikirdir kardeşim. Allah'ı gündemde tutmak değildir bu. Çünkü zikrin kendisine ait olanı vardır, cemaate ait olanı vardır, topluluğa ait olanı vardır. O yüzden Allah'ı gündemde tutun derken, nasıl gündemde tutmanın dairesi ne? Doğru değil. Allah'ı zikir, zikirdir. Kimse bu noktada kelime oyunları yapıyorlar dedim ya, aynı şey. Kelime oyunları yapıyorlar. Bu Allah'ı gündemde tutun diyenler biraz bu 19. neydi o Amerika'da yaşayan, yok yok, 19. şey var. Babası alimdi onun.
Mahkemeliyiz ondan. Edip. Edip yüksel. Bu edip yüksel ve taifesi bu lafı söylüyor. Allah'ı gündemde tutmak diye. Sufilere karşı olan, Allah'ı zikretmeyen, karşı olanlar Allah'ı gündemde tutmak olarak bunu şey yapıyorlar. Eğip bükçeği diye uğraşıyorlar. Allah muhafaza eylesin inşallah. Birilerini Allah için severler. Hadisine istinaden birini seviyorum. Kardeş, arkadaş, eş, doğrusu vs. Düşündüğümden de ondan bir menfaatim olmadığını biliyorum. Ama seviyorum o kimseyi. Peki bu sevginin Allah için olup olmadığını nasıl tanımlarız? Ya da o kimseden menfaatlenmek zahiri şeyler dışında nedir? Ya normalde her türlü menfaatlenmek girebilir işin içerisine. Ama Allah için birini sevmek, Allah için normalde onunla arkadaş olmak, dost olmak bu önemli bir şey.
Sufiler buna çok dikkat ederler. Sufiler böyle kalplerinde ondan böyle bir herhangi bir menfaat gözetmezler. Şimdi menfaat gözetmemek için verici olmak lazım, alıcı değil. Böyle olunca normalde işte birisinden menfaat gözetmiyorsun, ona devamlı sen vermeye gayret edeceksin o zaman. O da sana vermeye gayret edecek, o da seni Allah için seviyorsa. Bunda bir beis yok, hani hediyeleşin, hadis-i şerifin mucibinde bir sıkıntı yok ama bir şey istemek yok. Hediyeleşmek sünnet, istemek yok. Ve Allah için seviyorsan ondan bir şey isteme, ona ver. O da Allah için seni seviyorsa, o da senden bir şey istemeyecek, o da sana verecek. Büyük bir mutluluk bu. Selamun Aleyküm, günlük virdimizin bağışını yaptıktan sonra ayrıca başkalarının ruhuna veya ruhaniyete de bağışlayabilir miyiz?
Evet. İkinci sorum, rüyada üstadını, selamun Aleyküm, uzak kabilelerden ve bilinmeyen insanlardan öyle bir topluluk gelecek ki diye başlayan, hadis-i şerifte bahsedilen insanlar, Türkler olabilir mi? Ben onu Anadolu insanı, yukarı Mezopotamya insanları olarak, sadece Türkler olarak değil, yukarı Mezopotamya, Müslümanları olarak tarif ediyorum.
Bir kimse üstadını herhangi bir şekilde rüyasında görebilir, gördüğü her şeyi de üstadına tevil ettirmesinde fayda vardır. Selamun Aleyküm, ben 12 yaşındayım, adım Enes. Bir ay önce namaza başladım, rüyamda namaz kıldığımı gördüm. Maşallah, Allah mübarek eylesin. Cenab-ı Hak namazını kabul etmiş. Allah daim eylesin inşallah. Selamun Aleyküm, kadınların mezara gitmesi günah diyorlar, gidiyorduk. Şimdi tereddüte kaldık, ne yapalım? Mezarlıkların kenarına kadar gidebilirler, içeri giremezler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kabristanlardan içine girmelerini çok uygun görmemiş. Hayırlı akşamlar, bazen sizin sohbetinizi dinlerken huzurla doluyorum.
Bazen de nefsine uyup sizden uzaklaşıyorum. Bu noktada nefsini yenip sizden ders almak istiyorum, eğer izniniz olursa. İnşallah Cenab-ı Hak nasip etsin, Cenab-ı Hak bu noktada kalbinize ilham etsin inşallah. Selamun Aleyküm, Afrika'da açlık ile mücadele eden insanlara, çocuklara nasıl yardım edebiliriz? Sosyal medya üzerinden paylaşılan yardım kurumlarına güvenip bu kurum, bu kuruluşlar aracılığıyla destek olabilir miyiz?
Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Hayırlı akşamlar. Ben şu kurum deme noktasına sahip değilim, öyle söyleyeyim. Bu geçenlerde işte Şebaruz'dan sonra Sudan'a misafir olarak gitmiştim. Yıllardır hep böyle Sudan'da kuyu açıyorlar. Sudan'da işte susuzluğu gidermeye çalışıyorlar. İşte bir bayan tanıyorum, benim dedi işte geçmiş gün işte 350 tane kuyum var falan dedi. Dedim gördün mü kuyularını? Böyle bir kuyu muhabbeti vardı. Sudan'dan da kuyu açıyorlardı. Değişik cemaatler, değişik topluluklar falan. Para topluyorlardı boyuna. Sudan'a gittim. Sudan iki tane Nil'in birleştiği yer 5 metreden su çıkıyor. Suyu az olan yerlerden 5 metre çıkıyor. Böyle suyu daha iyi olan yerlerden 2 metreden filan su çıkıyor.
Yani eşeliyorlar, su çıkıyor. Ve acı bir şey, bu insanlardan su kuyusu toplayacağız diye, su kuyusu açacağız diye para topladılar. Kendi kendime sordum dedim, Allah'ım dedim ya bu insanları nasıl aldatabiliyorlar bu insanlar? Ben açıkçası güvenemiyorum. O yüzden de şu topluluğa bu parayı verin, bu topluluğa bu yardım yapın deme durumunda değilim.
Çünkü onların yaptıklarına, ettiklerine aşina değilim. Bire bir onlarla beraber değilim. O yüzden benim arkadaşları, kardeşleri böyle bir yere yönlendirmemin doğru olduğuna inanmıyorum. Böyle bir şey yapacaksa devlete yapabilir. Herhalde Kızılay'ın onlara yardımı var gibi geliyor bana. Hoş, Müslüman öyle bir hale geldi kime güveneceğini bilemiyor artık.
Haklı. Efendim, kız kardeşimin 5 aylık bir erkek çocuğu var. Gerek uykuda, gerekse uyanık olduğu zamanlarda seslere karşı duyarlılık gösterip sıçrıyor, korkuyor. Bu durumda bize ne tepsi edersiniz? Allah'a yardım etsin, dua edin. Çocuklar hamileyken anneleri değişik filmler izliyor, değişik korkular yaşıyorlar değişik. Heyecanlar yaşıyorlar. Hamileyken çocuklar da bunlardan etkileniyorlar. Selamun Aleyküm. Bir mürşidi kamil istediği zaman bir müridinin yanına gelebilir mi? Ya da gelmeden o müridi görebilir mi? O müridi birden karşısında şeyhini görürse korkar mı? Bu yaşanır mı? Mümkün mü? Bunların hepsi de mümkün, hepsi de yaşanabilir.
Selamun Aleyküm. Hayırlı sahurlar olsun. Bir sorum olacak. Yaklaşık 5 aydır medikal bir firmayla tanıştım. Firma yerli ürün. Kore'den geliyor. Bir sağlık bandı geliştirmişler. Bu sağlık bandı sağ kürek kemiğinin üzerine takılıyor. Bandın içinde vitaminler, minareller ve bitkiler var. İçinde kimyasal hiçbir şey yok. Bu band kullanım süresi 48 saat. Band üzerinizdeyken açlık, susuzluk, yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, tansiyon, şeker her şey normal seyrediyor. Deri üzerinden emilim yapıp direkt kana karışıyor. Bu band takılıyken oruç tutulur mu? Ben oruçluyken kullanmıyorum. Diyanet hiçbir sorun yok. Gönül rahatlığıyla takabilir demiş. Fetva vermiş. Şirket yetkililerine böyle güçlü bir bandın etkisini bilmeden nasıl fetva vermişler bilmiyorum.
Bu konuda sizden bilgi almak istedim. Geceniz mübarek olsun. Ellerinizden öperim. Allah razı olsun. Böyle bir şeyi ben de takmam. Bu noktada bana deseler ki benim kendimce ben caiz değil derim. Hani müftüler size fetva verse de siz kalbinize danışınız. Hadis-i şerif mucibince ben caiz değil derim. Ben şöyle görüyorum orucu. Bir kimse oruca niyetlendiyse ağzından yiyip içmeyi ve cinsel ilişkiyi bırakacak. Bu avamın orucudur. İkincisi o kimse buna binaen vücuduna hiçbir şey girmeyecek. Eyvallah. Bu avamın orucudur. Bunu dikkat eder.
O kimse bunlara dikkat eder. Hasın orucu yiyip içmeye bıraktığı gibi kalbinden günahları da geçirmeyecek. Hasül hasın orucu her daim Allah'la cemalleşmenin yolunda ve izinde olacak. Şimdi başa dönecek olursak vücuda hiçbir şeyin girmemesi lazım. Vücuda şifa niyetiyle de girmemesi lazım. Benim durduğum nokta bu. Ben o yüzden hani cilt altına, insülünü dahi ben kendimce uygun görmüyorum. Dil hapını da uygun görmüyorum. Eyvallah. Ben kendimce uygun görmüyorum. Kendime uygun görmüyorum. Ben kalbime danışıyorum. Hayır. Yani ben o orucu tutayım. Dilin bir karıştı dışarı çıksın. Akşamüstü saat dörtten sonra grogi durumuna düşeyim.
Ondan sonra gözüm açık olsun ama uyuyayım. Ben sıkıntı değil. Ama ben o orucu yaşamak istiyorum. O yüzden ben vücuda fayda sağlayacak hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Yani yeme, içme. Bunu yıllar önce arkadaşlara dediydim ben. Bir band geliştirseler, midelerinin üzerine, ben hatırlıyorum bunu, bağlasalar, o kimse açlık hissetmese, o zaman ne olacak dediydim. Veya krem sürse, o kremle açlık hissetmese ne olacak dediydim. Yok biz açlığı hissedelim. Oruç açlığı hissetmektir. O açlığı yaşamaktır. O yüzden benim kendimce, hani müftüler fetva, hadis-i şerif ya, müftüler size fetva verse de kalbinize danışsınız. Ben vücuda giren herhangi bir şeyin orucu bozduğuna inanıyorum. Hocam selamünaleyküm İstanbul'dan Halid.
Allah'ıma bin şükür geç oldu ama derler ya güç olmasın diye 24 yaşındayım. Bir haftadır Allah'a bin şükür 5 vakit namazımı kılıyorum. Rabbim ömrümün sonuna kadar da kıldırmayı nasip eylesin. Amin. Buna vesile olan hem amirim hem öz abim gibi sevdiğim Muhammed abimden de Allah bin kere razı olsun. Hayırlı Ramazanlarınız olsun. Amin. Selam söyle Muhammed kardeşe inşallah. Ayrıca hocam iki ya da üç gün önce sahurumu yaptıktan sonra yatağında uykuya dalacağım bir an ayaklarımın, dizlerimin, kollarımın ve ağzım kitlendi 25-30 saniye. Ve rüzgar esti kulaklarımdan sonra kendime gelebildim. Zikrullah ve Ayat-ı Kürsü'yü okuduktan sonra devam et. Tevhide La İlahe İllallah.
Selamunaleyküm. Özgüven nedir? Nerede? Nasıl kullanılır? İnsanlarla münakaşaya girmek özgüven midir? Münakaşa özgüven değildir. Allah muhafaza eylesin. Kimseyle münakaşa etmeyin. İnternet üzerinden kişinin hanımını, kızını, resmini paylaşması uygun mudur? Çok uygun değil. Bayanların çay bahçelerinin kafelerinde kafelerde oturup kalkması uygun mudur? Yani normalde bayanlar da edep dairesinde çay bahçesine kafeye gidip gelebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama özgüven bu Kur'an sünnet dairesinde durup insanın kendince bir şeyi başarabileceğine, bir şeyi yapabileceğine dair kendine inanması. Selamünaleyküm. Selamünaleyküm. Az önceki beytte geçen şeyhin gemisinden düşenler okyanusta boğulmaya mahkumdurlar.
Yoksa tekrar gemiye binmeleri mümkün olur mu? Bundan ümidi kesmeli midirler? Allah razı olsun. Şimdi ben bir şeyi kendi kendime empati yaparım. Benim şeyhim benim de dersimi aldıydı. Bayındır'dayken. Pardon. Zakirliğimi aldıydı, dersimi almadı. Zakirliğimi aldıydı benim. Dersimi almadıydı. Ben öyle dervişliğime devam ettiydim. Ama o bir zakirlikti. Ders alınma nasıl oluyor bilmiyorum. Hani yaşamadım çünkü yaşadığım bir şey değil. Bir ara benden için işte şeyhefendi dersini aldı falan demişlerdi. Ben gittim yanına. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Buraya kadar mıydı? Bitti mi dedim ben. Hani böyle bir şey mi yaşayan?
Böyle bir şey mi oldu? Yok oğlum ne alakası var dedi. Böyle diyorlar dedim ben. Oğlum burada diyorum herkese dedi. Mustafa Efendi ile alakalı dedikodu yapmayın. Kapının önüne çıkıyorlar dedi. Dedikoduya başlıyorlar dedi. Ondan sonra senin hakkında olanca lafları söylüyorlar dedi. Ondan sonra. Hani senin dersini almadım gibisinden. Öyle döndük tabi geldik. Allah rahmet eylesin. Şimdi ben kendi için söyleyeyim. Ben hiçbir kardeşin dersini almak istemem. Gerçekten istemem. Uluslar sen iki haftadır yazıyorsun buraya. Seni de üzmek istemem. Ama ben seninle ahitleştim. Bunu da şimdi sen yazıyorsun.
İsmini de yazıyorsun. Ben de söylemek zorunda kalıyorum. Seninle ahitleştim. Hacı Erkan'ı da şahittim. Dedim ki bak ben sana bu konuda böyle böyle yardımda bulunurum. Sen de böyle böyle yapacaksın. Eğer yapmazsan senin dersini alırım. Bu dergahın yüzünü görmezsin dedim. Buna da Hacı Erkan şahit. O yüzden bu yolu sen kendine seçtin. Bir arkadaşın neden dersini alayım yoksa. Ben söylediğim sözün arkasında duruyorum. Ben sana şart koştum. Kaide koydum. Dedim ki sana bu konuda yardımcı olurum. Ama sen de böyle davranacaksın dedim. Neler yapacağını sana söyledim. Hacı Erkan da şahitti.
O yüzden sen yapman gerekenleri yapmadın. Tabiri caizse bunu böyle herkesin içerisinde söylemek istemezdim. Ama sözünde durmadın. Şimdi bende kapı açık. Nasıl açık? Ben kimin dersini aldıysam, kim dersi bırakıp gittiyse. Bunu da ciddiyim. Gerçekten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sahabeler, geçmiş peygamberler, pirefendiler, hatta şeyhim.
Bu dersini aldıklarının derslerini ver veya bırakanlara tekrar ders ver dese veririm. Hiç sıkıntı yok. Nasıl bazı kardeşler dersleri almışlar bazı kardeşlerin. Bununla alakalı ben kendimden bir şey yapmadım. Bana dediler ki böyle bir şey olmaz. Bir daha da kimse böyle yapmasın. Ben o kardeşler kimler derslerini aldılarsa derslerini tekrar versinler dedim. Bitti. Edeb, adab, kondu ortaya. O yüzden gerçekten üzgünüm. Açık ve net söyleyeyim bunu. Ben hiçbir arkadaşın dersini almak istemem. Yani bunu böyle söylemek istemiyorum. 600 kilometre, 700 kilometre gidip ders yapıp 700 kilometre döndüğüm yerler var. Yani ben insanların dersini almak için mi koşturayım mücadele edeyim böyle?
Yani eşimden, çoluğumdan, çocuğumdan bunu yaptım diye söylemiyorum. Fedakallık edip Allah hepsinden de razı olsun. Ağızlarını açmazlar bana. Hepsinden de razı olsun bakın. Evlerinde beklerler. Sen nereye gidiyorsun diye sormazlar. Benim ne zaman geleceğim, kaçta geleceğim belli değildir. Gelip gelmeyeceğim de belli değildir. Herkes oturur, bekler sabırla. Sabırla. Herkes fedakarlık eder. Allah için koşarız. Eyvallah. Neden? Dersini almak için mi koşayım? Ama bütün arkadaşlar, bütün cemaat Allah için koşarken, birbirlerinden bir şey beklemezken. Yani arkadaşlar da bütün arkadaşların emeğine saygı duysunlar.
Dervişliklerini bozmasınlar, sözlerini bozmasınlar, sufiliklerini bozmasınlar. Dergaha zarar verecek, bütün topluluğa zarar verecek, her türlü hareketten uzak dursunlar. Yoksa ders almak için yola çıkmış bir kimse değilim. Gerçekten de üzülüyorum. Dersini aldıklarımı da üzülüyorum. Dersi verenlere de üzülüyorum. Hadi verdi gitti, Allah yoluna çık etsin. Bir eksiğimizi gördü, kusurumuzu gördü, yanlışlığımızı gördü. Gitti eyvallah. Seninki daha da özel. Seninle ahitleştim. Ustad Ali, ahitleştim seninle. Hacı Erkan şahit. O yüzden, ha, ümit etmeyi söyleyeceğim. Bir kimse ümit eder mi? Eder. Ben olsam ederdim. Kendi kendime soruyorum bunu.
Ben olsam ederdim. Ben olsam bu meseleyi halletmek için yardırırdım. Ne bileyim işte uğraşırdım. Kendimce ne yapmam gerekiyorsa yapmaya çalışırdım. Öyle söyleyeyim. Kolay bir şey değil çünkü bu işler. Allah bizi affetsin. Selamun aleyküm. Yaşadığımız fiziksel ve ruhsal acılar üzerine nasıl tefekkür etmemiz gerek? Mesela doğum anındaki acı. Mesela doğum anındaki acı günahlarınızın affına sebep. Bir kadın doğum esnasında çekmiş olduğu acıdan ve sancıdan dolayı hadis-i şerif var. Geçmiş günahlara affoluyor. Kim şimdi bu sancıyı, bu acıyı istemez ki? Dünyadaki fiziksel acı çeken çok fazla insan, çocuk, bebek var. Bunlar üzerine nasıl? Hepsini de Cenab-ı Hak karşılığını verecektir.
Hepsini de. Allah hepsine de şifa versin. Allah hepsine de yardım etsin inşallah. Selamun aleyküm. Şeytan ilk yaratılışta melek miydi? Melek zannediyordu herkes, melek değildi. Selamun aleyküm. Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisini uyarsanız hakkı bulursunuz. Hadisini şu an bahsettiğiniz veliler kırk. Karda diyebilirsiniz. Bu velilerde tabi olanların aralarında nasıl güzellikler ve üstünlükler vardır? Zamanın kutbu olana biat edenler, kırkıncı olana biat edenlerin ahvalleri nasıl olur? Öğrenmek ve öğrenmesi niyetiyle sormak istedim. Duanızı, sevginizi niyaz ederim. Bu normalde hani bir mumdan öbür mum yandı, öbür mum yandı. Hazreti Pir diyor ki, o mumların yanışından bir fark yoktur ki diyor.
Hepsi de bir mumdan yandı diyor. Hepsi de Muhammed-i Mustafa'nın mumundan yandı. O yüzden birinciyle kırkıncının arasında çok fark yoktur. Ama birilerini birilerinden üstün yarattık diyorsa muhakkak bir üstünlük vardır. Ama sufi kardeşler onu çok böyle fark edemezler. İkinci sorun da şöyle. Bir mürşidi Kamil vefat ettiğinde bir dahi mürşidini görmeyi belli eden, rüya nasıl olmalıdır? Eksik sorum olduysa özür dilerim. Ya o kimseler üstadı öldüyse istihare yapacaklar, istişare yapacaklar. Bir gördükleri üstada gidip intisap edecekler. Ayrıca istihare ve istişare yapmak mecbur mudur? Gönlüne gelen ve kendi iradesiyle biat etmek isabetli olur mu? Olur bir kimse istediği zaman istediği kimseye gidip biat edebilir.
Bunda bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Buradaki soruları öğrenmek ve öğretmek maksadıyla söylüyorum. Bir, icazetiniz var mı? Var. Hamdolsun. Şimdi böyle direkt sorulunca söyleyecek bir laf kalmıyor. Ne zaman ve kimlerden, mürşidlerden ya da hangi dergahlardan alındı demiş. Normalde bunu bir arkadaş sormuştu ama tekrar söyleyeyim. İlk icazet, Abdullah Gürbüz Efendi'den Nakib-i Nugabb'a icazeti aldık. Salim, şurayı çek olmazsa bir ya. Yok şey olarak, şimdi kameradan çek. Ayarı bozulacak mı? Veya öbür kameradan çek. Öyle mi? O Facebook'tamış.
Çıktı, çektin mi? Şu anda. Evet. Senin sesin de gitti değil mi oraya şimdi? Gitti. Öyle mi? Gitmiştir. Evet. İki, Nevşehirli Abdullah Efendi Hazretleri'nden aldığınız bir icazetiniz var mı? Nevşehirli Abdullah Efendi Hazretleri'nden bahsettiğim gibi Nakib-i Nugabb'a icazetim var. Teknik olarak, zahiri kısmı söyleyeyim. Şimdi o zaman bir şey daha söyleyeyim. Az önce söylememiştim. Benim Şeyh Efendi'den bir icazetim daha var.
Bu da Şeyh Efendi'nin bana söylediği şey. 28 Şubat'ta olaydan benim haberim var. Bir cuma günü Şeyh Efendi Hazretleri'ni emniyete davet ettiler, etmişler. Şeyh Efendi bana söyledi. Oğlum böyle böyle emniyete çağırdılar dedi. Ben de efendim hakkınızı helal edin. Bekleyin ben bir tanıdık varsa dedim. Bir tanıdığı ulaşayım mı? Öylesi gidin dedim. İyi oğlum senden haber bekliyorum dedi. Ben o zaman için Bursa'da Allah rahmet eylesin. Muhsin Yazıcıoğlu'nun buradaki yetkilisi başkanıyla samimiydim. Ona söyledim. Dedim böyle böyle Muhsin başkanı ulaşsan da dedim. Orada tanıdık bir kimse varsa dedim emniyette. Şeyh Efendi'yi emniyete çağırmışlar. İlgilense orada dedim.
O da dedi ki Hacı abi bana müsaade et. İyi tamam ben haber bekliyorum. Neyse hatta o gün Cuma'ya da gidemedim ben. İşte biz de baskı altındayız. Böyle buldukları yerde bizi de götürüyorlar, soruluyorlar filan. Sonra Cuma'dan sonra haber geldi. Allah rahmet eylesin. Muhsin Yazıcıoğlu demiş ki orada terörle mücadeledeki şube müdürü bizim arkadaşımız. Terörle mücadeleye gitsin. Ondan sonra o onu bekliyor. O siyasi şubeyi demiş. İşte müdürüne söyledi. Oraya gitsin demiş. İyi ben de Şeyh Efendi Hazretleri'ne dedim. Efendim böyle böyle direkt terörle mücadele şube müdürlüğüne gideceksiniz. Sizi bekliyorlar dedim. Bir sıkıntı çıkmayacak dedim. Neyse Şeyh Efendi gidiyor.
Şeyh Efendi bundan sonrasını Şeyh Efendi bana kendisi anlattı. Şeyh Efendi Hazretleri gidiyor. Terörle mücadeleye şube müdürlüğüne. İşte o gayet iyi karşılıyor oradaki müdür kardeş. Ondan sonra işte Muhsin Yazıcıoğlu ile olan tanışıklığını söylüyor. Çünkü Sivas'ta Muhsin Yazıcıoğlu ile beraber Şeyh Efendi hep beraber yemek falan yedik Sivas'ta. O zaman böyle bir karşılaşma oldu. Allah rahmet eylesin. Allah rahmet eylesin. Muhsin Yazıcıoğlu ile de tanışıyorduk. Ondan sonra. Şeyh Efendi de tanışıyordu. Öylece orada tabii siyasi şube müdürü işte ifadesini almak için 28 Şubat döneminde geliyor. Bu Şeyh Efendi'nin bana söylediği şey. Benden helallık aldı çünkü bu konuda.
Kızacak şimdi arkadaşlar bu konuda ama bu tarihi bir şey madem ki soruldu. Yani bilinsin bizle beraber göçüp gitmesin. Şeyh Efendi'ye Mustafa Özbağ kim diyor soruyorlar o zaman. Terülü mücadelenin müdürü. O da dergahın şeyhidir diyor Şeyh Efendi. Peki siz kimsiniz diyor. Ben Nevşehir sorumlusuyum diyor Şeyh Efendi. Ama diyor dergahın bütün sorumlusu diyor Mustafa Efendi'dir diyor. Neyse ifadeleri alıyorlar imzalıyorlar çıkıyorlar. Oradan bırakıyorlar Şeyh Efendi'yi. Şeyh Efendi'nin bana anlattığı bu. Sonra normalde Şeyh Efendi Hazretleri genelde İstanbul'a gelir. İstanbul'dan biz alırız onu Bursa'ya getiririz uçakla gelirdi.
O ara oğlum ben İstanbul'a gelmeyeceğim. İzmir'e benim uçak biletimi ayarlayın dedi. Biz İzmir'i ayarladık. Neyse işte İzmir'deki bir iki gün kaldı programları. İzmir'den biz bir sabah namazından sonra çıktık yola. Yolda bana söyledi dönüş yolunda. Akisar'a doğru geliyorduk. Oğlum hakkını helal et dedi. Helal olsun efendim dedim. Estağfurullah ne demek dedim. Emniyete gidince dedi böyle böyle dedi. Seninle alakalı çok sıkıştırdılar beni dedi. Ben de dergan şeyhi o dedim dedi. Şimdi dedi Bursa'ya dönüyoruz dedi. Ben Bursa'da dedi Mustafa Efendi kendi kafasında şeyhlik yapıyor diyeceğim dedi. Biraz senin hakkında atarlar tutarlar seni tiftiklerler.
Orada da öyle söyledim. Emniyet de seni biraz dedi sıkıştırır peşine düşer. Hakkını helal et dedi. Ben helal olsun efendim. Ben gençim dedim cezaevinde de yatarım. Sıkıntıyı da çekerim. Yeter ki siz sıkıntı çekmeyin. Siz problem yaşamayın. Siz dışarıda durun. Benim için bir sıkıntı yok efendim dedim. Ben o bir daha hakkını helal et dedi. Ben yine helal olsun dedim. Bir daha hakkını helal et dedim. Ben yine helal olsun dedim. Şimdi şeyh efendinin sözlü olarak dergan şeyhi demesi orada. Ama tabi şeyh efendinin dedi ki oğlum bu bizim aramızda kalsın dedi. Hani senin hakkında böyle söyleyeceğim. Senin hakkında böyle söyleyeceğim için sen hakkını helal et dedi.
Ben de helal olsun efendim dedim. Öyle kaldı. Neyfşehirli Abdullah Efendi'den aldığımız icazet bu noktada ikincisi oldu. Üçüncüsü de oldu. Onu da söyleyelim şimdi. Şeyh Efendi Hazretleri vefat etmezden önce bana telefon açtı. Arkadaşlar topla benim ben sana ölmezden önce şeyhlik veriyorum. Bunu herkese ilan et dedi. Efendim ben bu dergata şeyhlik için bulunmak istemedim. Bir şeyhlik için de burada değilim. Hakkınızı helal edin dedim. Ben zaten sizi çok dinleyen bir derviş olamadım. Ben bunu söyleyemeyeceğim efendim dedim. Öyle deyince ben söyleyecek bir kimseyi bulurum dedi. Peki kapattık telefonu. Ben kimi arayacağını tahminim kuvvetli ya tahmin ettim.
Onu aradım ondan önce. Dedim ki Şeyh Efendi Hazretleri sana bu minvalde bir şey söyler. Söyleyecek. Sen bunu dedim benimle konuşmadan kimseye ilan etmedin. O da tamam daha demeden arıyor beni Şeyh Efendi dedi. Ben kapattım. Ona söylemiş Mustafa Efendi'nin şeyhliğini sen ilan et. Ben söyledim ilan etmiyor demiş. O günde ders vardı. O arkadaşa dedim sen şeyhinin emrini yerine getir. Dedim bu noktada ben şeyhinin emrini yerine getirme diyemem sana. Çık söyle dedim ben Şeyh Efendi sana ne söylüyorsa. Çık söyle dedim. O arkadaş da çıktı söyledi cemaate. Ondan sonra da ben arkadaşlara dedim. Arkadaşlar benim şeyhim sağ. Ben ona intisaplıyım.
Ben o yüzden bu vazifeyi Şeyh'imin söylediği bu sözü reddetmek, hayır demek, tasavvuf, tarikat, ahdabınca mümkün değil. Biz aldık, kabul ettik, rafa koyduk dedim. Hani bunu mu uygulamayacağız, bunu böyle bir şey yapmayacağız gibisinden. Sonradan Şeyh Efendi tekrar bana geri dönüp senin şeyhliğini aldım demedi. Herhangi bir şey de söylemedi. Orada kaldı bu mesele. Ama yazılı bir şey yok. Bunu da arkadaşlar ilan edildi. Zaten arkadaşlar da bu meseleyi biliyorlar. Bursa'daki bütün arkadaşlar. Öyle söyleyeyim. Bu da Şeyh Efendi'nin ikinci sözlü sözü. Ha buna itibar edilir edilmez. Ha ben bu sözlü, bu yazılı bir şey olmadığından dolayı bu sözlerle hareket etmedim zaten.
Ama benim şeyhime söylediğim bir de söz vardı. Ben Şeyhime dedim ki efendim siz sağ olduğunuz müddetçe ben size ve derganıza hizmet edeceğim. Ama siz vefat ettiğinizde dedim size ve derganıza hizmetim bitecek, son olacak dedim. Ben siz vefat ettikten sonra size ve derganıza hizmet etmeyeceğim dedim. Şeyh Efendi ile benim ahdim buydu, sözüm buydu. Cenab-ı Hak bizi sözümüzde muhkim etti, sözümüzü tutturdu. O vefat edinceye kadar biz Şeyh Efendi'nin dergahında, Şeyh Efendi'nin yanında gücümüz nitip edince kalıp hizmet etmeye gayret ettik. O yüzden durum bu. Abdullah Efendi ya da başka bir mürşitten size halifelik veya şeyhlik verildi mi? Normalde icazetleri arkadaşlar şu anda ekrandaymış.
Ekrandaymış, göstermişler, söylemişler. Öyle söyleyeyim. Ayrıyeten şimdi Şeyh Efendi'nin zamanında Ankara'dan iki tane Nakşibendi Şeyhi, işte bir şeyden Bolu'dan vardı bir Şeyh Efendi. Onlar da bana halifelik vermek istemişlerdi. Şeyh Efendi'nin sağlığında oluyor bu. Ben de Şeyh Efendi, onlar böyle birkaç bana söyleyince bana ne söylüyorsunuz? Benim sahibim burada ona söyleyin dedim. Onlar da Şeyh Efendi'ye söylediler, Mustafa Efendi'ye bize müsaade et halifelik verelim diye. O tabii bana ilk etapta bir şey söylemedi. Sonra dedi ki, ben tabii kabul etmedim onlardan Şeyh Efendi'yi yönler dedim. Oğlum millet halifelik almak için koşturur, sen ne böyle geri duruyorsun dedi.
Estağfurullah efendim dedim. Ben dedim bu noktada şey yapmak istemiyorum. Şeyh Efendi kendisi de bana halifeliğimi ilan etmemi istedi. Hollanda'daydı. Oğlum yemek ver, çorba ver, pilav ver, bütün herkesi topla. Bursa'da nakipleri ve zakirlerin icazetlerini yaz, ver dedi bana. Bu halifelerin yapacağı bir şeydir. Ben gene Şeyh Efendi'ye dedim ki, efendim siz gelin, siz kendi elinize bunu yapın dedim. Bu da ayrı bir şeydi. Evet. Üçüncü soru. Nakip veya nükabalık nedir? Halleri, makamları, durumları nelerdir? Hangi durumda verilir? Nakipler, nefis meratibi olarak emmare levhame mülhümeyi geçip mutmainne'de olanlardır. Nakipler. Nükabalılar da mutmainne'ye geçen, işte radiye ve mardiyeye doğru radiye'de olanlardır. Nakip-i nükabalılar.
Sonra zaten halife gelir. Şimdi, nakip, hal olarak kalbi harekete geçmeye başlamış kimseler. Eğer gerçekten sahih noktada ona nakiplik verilecekse, bakın sahih noktada, eğer kalbi harekete geçti, o mukim bir şekilde duruyorsa ve orada kendisini sabitlediyse ona nakiplik verilir. Onun bir üstü nükabalık nedir, o bu noktada en az halinde Hz. Peygamber Efendimiz'i görüyordur.
En az böyle onunla konuşmaya başlamıştır. Pir efendileri görüyordur, onunla konuşmaya başlamıştır. Ama mukimdir, kalmıştır orada, istikameti yerindedir. Bu da naki-i nükabalık nedir? Bunların bu halleri böyle yaşayan kimselere icazet verilir. Ama bunu üstad rüyasında, halinde sabitlediyse, gördüyse, o zaman hiç durmaksızın vermesi gerekir. Sizin tarafınızdan, dergahınızdan nakip ve nükabalık icazeti verdiniz mi? Biz daha henüz hiçbir icazet vermedik, hiçbir kardeşe. Bunun küçük küçük hazırlıklarını yapıyorum kendimce. İşte böyle bir hazırlığımız var. İnşallah Cenab-ı Hak kime nasip eder, kime veririz? Buna zaman gösterecek inşallah. Teşekkür eder, hayırlı sohbetler dilerim.
Allah razı olsun, hayırlı geceler size de. Selamun Aleyküm. İbrahim Has Halveti Erenler kitabını önerir misiniz? Ve Veliyullah Menkibeleri hayatları ile alakalı bize hangi kaynakları önerebilirsiniz? Ben normalde bu kitaplarla alakalı çok bir bilgim yok. Kuşehri Risalesini okuyabilirsiniz. Sülemin'in Risalesini okuyabilirsiniz. Gazali'nin İhyasını okuyabilirsiniz. Benim bu normalde diğer o hani zevatın kitaplarından gerçekten haberim yok. Bende böyle eski klasik eserler var. O yüzden o kitaplarla alakalı bir şey söylemem mümkün değil. Selamun Aleyküm. Mahşer günü bütün kullar tekrar diriltildiğinde mürşidi kamile intisaplı olan kişiler üstadlarıyla beraber mi diriltilip mahşerde beraber olacaklar?
İnşallah biz öyle inanıyoruz. Allah öyle olanlardan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Sizin sohbetlerinizi dinledikten sonra evlenme sürecini olabildiğince erkene almaya karar verdim. Şu an 24 yaşındayım. Bir kız olarak evlenmek için ne yapabilirim bilmiyorum. Nasip kısmet deyip Allah'ın karşına birisinin çıkmasını mı beklemeliyim? Yani birisinin karşına çıkmasını beklemen de bir yoldur. Bu noktada bir sıkıntı yok. Birisinin karşına çıkmasını bekleyebilirsin. Veyahut da böyle kendince kendine uygun gördüğün bir kimse varsa babana veya tanıdık bir kimseye söyleyip ben filanca kimseyle evlenmek istiyorum. Bu konuda bana vesile olun, bana yardımcı olun da diyebilirsiniz.
Bu da sünnet-i seniyede var olan bir şey. Selamun Aleyküm. Fazilet takvimi ile diğer takvimler arasında dakika farkı var. Bu fazilet takvimi neden farklı? Bilmiyorum hiç. Ben bu takvimleri de takip etmiyorum. O yüzden ben diyanetin vakitlerine uyuyorum. Çünkü hadis var bu konuda. Herkes namaz kıldığında namaz kılarız, herkes oruç tuttuğunda oruç tutarız, herkes oruç bozduğunda iftar etinde iftar ederiz diye hadis-i şerif var. O yüzden ben herkesin bu noktada vakiti İmam-ı Azam'ın, normalde İmam Muhammed'in vaktini öngörüyor o diyanet. Ben diyanetin vaktine uyuyorum. Bu noktada bir sıkıntım da yok. Tilavet secdesi nasıl yapmamız gerekiyor? Normal secde. Karşınıza geçtiğimde hiçbir şey anlatamıyorum.
Şimdi yazarken bile heyecanlanıp soramıyorum. Duanızı rica ederim. Allah mühainin olsun. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Henüz ezan okunurken namazı durmakta bir beis var mı? Yok Allahu Ekber dedi mi namazı kılabilirsiniz. Selamun Aleyküm dervişlerinizden ebdal, 300'lerden 500'ler gibi velilik kategorilerinde olanlar var mıdır? Hamdolsun şimdi böyle var diyebilirim. Bu noktada yok desem saklamış, gizlemiş olurum. Hamdolsun. Aşıklar kervanına girebilmem için dua eder misiniz? Allah cümlemizi kendisine, Habibine ve dostlarına aşık ve bağlı, sadık kimselerden eylesin. Paketli gıda yememeye başladığımda cinsel performansım düştü. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?
Yemezsen artar. Paketlilerden uzak dur. Selamun Aleyküm. Allah'ın korudukları, korunanlar nelerdir? Allah onların üzerindeki tasarrufu nedir? Cenab-ı Hak onu kıskanır. Allah onu kıskandığı için kendisi korumasını alır. Yani günah kebâire, uzun müddet devam etmesi, şeytanın vesvesesine düşmemesi için onu korudur, korur inşallah. Allah onun üzerinde de tasarruf eder, rüyalarda gösterir. Onun üzerinde Allah'ın tasarrufudur. Fizan'da hidayı onu rüyasında görür, gelir ondan ders alır. O Allah'ın tasarrufudur. Veyahut da Cenab-ı Hak onun üzerinden, onun vücudunun üzerinden değişik kimselere yardım eder. Selamun Aleyküm hocam. Rüyamda bana beyaz havlu üzerinde büyük güller olan bir şey sardı boğazıma.
Üstad gönderdi, bundan hırka diktirsin dedi, dediler bana. Rüyamda da illallah zikri görüyorum hocam. Sizden ders almak istiyorum. Eşim size dersi daha ben de istiyorum. İlk hu zikri görüyordum. Şimdisi illallah zikri duyuyorum. Allah muinin olsun inşallah. Sana ders verelim inşallah. Selamun Aleyküm. Rüyamda akşam olmuş, eve dönüyorum.
Evin yolunu bulamıyorum. Tanıdık birisine rastlıyorum. Evin yolunu sorduğumda sen ters yöne gidiyorsun diyor bana. Ben evin yolunu gösterirken bir topluluğun içine koydu. Burada kadın erkek karışık bir şeyhefendiyle zikrullah yapıyorlardı. Şeyhefendiyi tanımıyordum. Onlarla beraber ben de oturdum. Şeyhefendiyle benim aramda bir tane yeşil sikkeli bir genç erkek çocuk vardı. Sonra ara verdiler. Ben bir şey sormak için izin istedim. Bana şeyhefendi döndü ve kızımın ismiyle bana seslendi. Ben kadın erkek zikrullah olur mu diye sormak istedim ama soramadım. O sırada ikram geldi tabaklarda. Ben ikramı aldım ama sizden dersli olduğum için yemek istemedim. Bu şekilde uyandım. Biraz tövbe etmeniz lazım.
Allah muineniz olsun inşallah. Selamun Aleyküm. Geceniz hayırlı olsun. Evde yalnız yaşıyorum. İbadet ettiğimiz ve uyuduğumuz yerleri sınırlandırmak koşuluyla, ticaret maksadıyla evde köpek beslenebilir mi? Köpeklerin alınıp satılmasının caiz olmadığına dair hadis-i şerif var. Bence ondan uzaktır. Bir de evin bir odasında veya yarısında da olsa yine köpek bütün eve melekler girmez. Bu husustaki ölçü nedir? Sen köpek alışverişinden uzaktır. O yüzden köpek alışverişi hadis-i şerif var. Aklımda kalan uygun değil, caiz değil. Psikolojik olarak zor günler geçiriyorum. Duanızı eksik etmeyin. Allah yardımcın olsun. Rabbim o inin olsun inşallah. Efendim köpek beslenen eve misafirliğe gittiğimiz kıyafetlerle namaz kılabilir miyiz?
Misafirliğe gitmemizde bir sakınca olur mu? Saygı, sevgi ve dua ile inşallah. Yani bir kimsenin örneğin koyun çobanıdır, tarlası, bahçesi vardır, iş yeri vardır korunmasıyla alakalı köpek besleyebilir. Ama o köpek beslenen, besleyen kimse eğer köpek onun üzerine sarıldıysa, bulandıysa o kıyafetlerini değiştirmesi lazım. Allah'ın izniyle Rabbimi tefekkür etmek isterim. Nasıl ve nereden başlamam gerek? Allah'ın zatı hariç sıfatları tefekkür edilebilir. Ama zatını düşünmeniz, zatını tefekkür etmeniz caiz değil. Selamun aleyküm. Bir kitabın orijinali yerine korsanını almak da yanlış olur mu? Sonuçta kitabı yazan yazarın da bir emeği var.
Birçok kitap korsan olarak da uygun fiyata satılıyor. Korsandan uzak durun. Hırsızlık gibi bir şey o. Allah muhafaza eylesin. Birisinin emeğini iç ediyorsunuz. Bakın, Microsoft'u kırabiliyorsanız kırın. Örnek. Epli kırabiliyorsanız kırın. Darül Harp hukukuyla alakalı. Ama birisi yazar, birey. Allah muhafaza eylesin. İkinci sorun. Doğum günü kutlamalarında bir sıkıntı var mı? Ben bir tek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğumunu kutlarım. Başka hiçbir doğum günü kutladığımı hatırlamıyorum. Ondan sonra hatırlamıyorum. Ben kendi doğum gününü de zaten tam olarak tespit edilebilmiş değil. O yüzden kendi doğum günüm de hiç kutlanmadı.
Yani çok uygun bir şey değil bizce. Allah bizim gibi hayal kurabiliyor mu? Allah hayal kurmaz. Ol, der, olur. Bizi hayali üzerine mi yarattı? Cenab-ı Hak ilim ehlidir, ilmi bellidir. İstanbul Maltebe'den selamlar ve aleyküm selam. Geceniz, gündünüz nur olsun inşallah. Amin. Verdiğimizi çekerken kıyafetimiz nasıl olmalı? Namaza durur gibi mi giyinmeli? Allah'ı zikir her halde olur. O yüzden her kıyafetle de olur. Bayan olarak saçımız açık ya da kısa kolu bir kıyafetle çekmekte sıkıntı var mı? Sıkıntı yok. Yani siz bilirsiniz ama örnekliyorum şimdi. Siz başı açıkken, kolunuz kısayken Geylan Hazretleri'yle görüşebilir misiniz? Bir de işin bu tarafı var.
Üzerimizdeki kıyafetin üzerinde çizgi karakter olması sıkıntılı bir durum mu? Karakterli, çizgi karakterli, böyle hayvan resimleri, herhangi bir maskot olan kıyafetlerden uzak durun. Ali İmran 102 ayette, Ey iman edenler Allah'tan nasıl korunmak gerekiyorsa öyle korunun diyor. Korunmaktan kastettiği nedir? Haramlardır ve farzları işlememektir en kısası. Polata'dan bütün ekibe ve kardeşlere selamlar. Aleyküm selam. İftardan az önce zikrullah yaptığım dua alacak kısımda bu sefer de ya uygun değilse diye sormak istedim. İçimizden zikir yapabilir miyiz? Yapabilirsiniz. Selamünaleyküm. Elon Musk'un fırlattığı uyduların dünya çevresinde yerleşip belli frekans üreterek insan algısı üzerinde değişimler ve algı yöntemleri yapmayı planladığı dünya gündeminde tartışılıyor.
Aynı zamanda artık interneti de bedava yaparak insanları daha fazla sosyal medya algısına maruz bırakmak istedikleri de planlar arasında olduğu söyleniyor. Bizim bu anlamda mücadelemiz ne yönde olmalı? Bu algı yönetimlerine ve decalet sistemine karşı nasıl mücadele etmeliyiz? Biz Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp haramlardan uzak durup Allah'ı zikrettiğimiz müddetçe Allah'ın izniyle hiç kimsenin etkisi altına girmeyiz. Selamünaleyküm. Hadis-i şerifte Allah'ın gölgesi altında gölgelenecekler. Allah'ın gölgesi altında derken nasıl bir gölgelikten bahsetmektir? Ben hiç o gölgeliğin ne olduğunu düşünmüyorum bile. Müteşabih bir mesele. Selamünaleyküm. Bir kadın arkadaşım eşinden resmi olarak boşandı. Eşinin üç talak ile boşamadığını ama evden ayrıldığı için bir talak boşadığı hükmünde diyor.
Mehrini hesapladık aldım. Diyanete sormuş bir talak boşsun demişler. O da şöyle söyledi. Bir talak olduğu için de o da bende istersek başkasıyla evleniriz diyor. Eşi de kalabalık bir ortamda hitap ederken eski eşim diye anlattı. İslam olarak nikahların akıbeti ne? Yani normalde üç talak boşamadıysa bu noktada boşamadı demektir. Tabi resmi boşamayı diyanet şu anda boşama olarak görüyor. Dini boşama olarak görüyor. Veyahut da bazı şeylerde bir talak olarak görüyor resmi boşamayı. ama resmi evliliği dini nikah olarak görüyor. Burası sıkıntılı yani bir gayrimüslimle bir kadın evlense nasıl nikah olmuş olacak? Bu da ayrı mesele. Bir talaksa bir talak boşanmıştır.
İki talak duruyor. Eski eşim demesi sıraya koymuştur. Birinci eşidir. Eski eş olur. İkincidir. Yeni eş olur. O şey olmaz. Talak olmaz. Boşama olmaz. Selamun aleyküm. Hazreti Mevlana bir beytinde namaz farzdır. Ama iç namaz daha da farzdır buyurur. Burada iç namazdan kasıt olan zikrullah mıdır? Huzurdur. Bu iç namaz. Namazı kıldığında imamiyette Hazreti Muhammed Mustafa vardır. Sallallahu aleyhi ve sellem. Allah'u alem onu kastetmiştir. Selamun aleyküm. Dün gece rüyamda elimde beyaz kefene sarılmış çocuk ateşe attım yanıyordu. Beni çok etkiledi. Çok üzüldüm.
Hakkınızı helal edin. Biraz tövbe edin canım kardeşim. Biraz tövbe edin. Selamun aleyküm. Hu dedem. Ben Neşe Topal'ın kızı Pelin Topal. 10 yaşındayım. Hu dedem. Rüyamda biz bir programa çıkıyorduk. Siz Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Allah'la birlikte uzak bir mesafeden bize bakıyordunuz. Program başladı ve ben dönmeye başladım. Siz aşağı inip hu deyip bizi durdurdunuz ve bana sen artık bir pervanesin, çocukların başısın dediniz. Ve bana siyah tennure verdiniz. Ve programı baştan başlattınız. Beni ortaya aldınız. Program bitti. Ve beni kenara çekip bu tennureye iyi bak dediniz. Ve bu sırada Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Allah'ın olduğunu biliyorum.
Ama üzeri siyah bir şeyler kapatmış olarak bana selam vererek yanımdan geçtiler. Siz öndeydiniz. Onlar sizin arkanıza bir süre yürüdükten sonra aniden yok oldular. Maşallah. Allah mübarek etsin inşallah ya. Annen sana siyah bir tennure diktirsin inşallah. İkinci rüyamda hatırladığım kadarıyla yine Allah, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve siz varsınız. Program başlamadan önce bizleri giydiriyorlar. Ayakta bekliyoruz. Hepimizin üstünde siyah cüphelerimiz var. Tennurelerimize bakacakken siz hiç kimse tennuresine bakmasın diyorsunuz. Bana sen bak diyorsunuz. Ama baktığımda tennuremin olmadığını görüyorum ve şaşırıyorum. Size baktığım an üçünüz birlikte mavi tennureyi uzatıp veriyorsunuz.
Bunu giy ve buna iyi bak diyorsunuz. Ben sizin elinizi görüyorum ama Allah'ın, Peygamber'in elini, Efendimiz'in elini şeffaf ve net göremiyorum. Sonra hep birlikte arkaya doğru yürüyorsunuz. Maşallah. Allah mübarek eylesin inşallah. Ne güzel rüyalar ya. Hu dediğim bir sorun var. Ben Pelin 10 yaşındayım. Ben şu an namaz falan kılmıyorum. Şimdi ölürsem günahlı olarak mı ölmüş olacağım? Yok sana daha günah yazılmıyor. Selamun Aleyküm. Eşim nasipçe kurban bayramında kurban kesmek istiyor. Ben de kesmek istiyorum ama param yetmiyor. Ondan borç alıp tamamlayıp kestem. Sonra borcumu ona ödesem uygun olur mu? Olur. Bir geçen sohbet frekanslardan bahsettiniz.
Konuyu biraz daha açıklar mısınız? İki ses frekanslarının insanlar üzerinde etkileri nelerdir? Şeytanın sesi var mıdır? Üç Kur'an'da belirtilen Üzeyir Peygamber'in zaman yolculuğu hakkında bilgi verir misiniz? İslam'daki zaman kavramı nedir? Uzaya atılan streling uyduları hakkında düşünceleriniz. Ooo hakkını helal et ya. Uzun uzun sormuşsun. Saat 1.24. Hakkını helal et inşallah. Hayırlı Ramazanlar biliyorum. Rüya yorumu yapmıyorsunuz ama bu rüyayı 3 yıl önce de Instagram'dan anlattım. Yorum yapmadınız. Çok merak ediyorum. Lütfen yorumlar mısınız?
Rüyamda yukarıdan sağımda ve solumda cübbeli birileri var. Minder üstünde bağdaş kurup oturmuşuz. Ama yüzlerini görmüyorum. Aşağıya bakıyoruz. Yığın yanı insanlar bir yol üstünde cennetin kapısına doğru yürüyorlar. X-ray cihazı gibi cam gibi bir yere gelince bazıları geçiyor. Bazıları çarpıyor. Cama ve üzüntü içinde geri dönüyorlar. Geçenlerin bir kısmı küçük çocuklu hanımlar, bir kısmı orta yaşlı erkeklerdi. Cennetin kapısına varanlar mutlu mesuttular. Geri dönenler bir çareydi. Ben de bunları yukarıdan izliyordum. Yıllar bu rüya hep aklımda bir türlü unutamıyorum. Ne anlama geldiğini çok merak ediyorum. Cennetlik ameller işlemeye gayret ediniz.
Yani bunu size o zaman için demek ki söylememişim. Cennetlik ameller işlemeye gayret ederseniz o X-ray cihazından siz de geçeceksiniz. Cennetlik ameller işlemediğiniz için X-ray cihazına geçmiyorsunuz. Bir de daha henüz ömürünüz var. Selamünaleyküm geceniz hayır olsun. İnşallah Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme salat selam getirme. Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed yeterli mi? Evet. Bir kimse salatu selam Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed deyince yeterli olur. Abdullah Baba'nın derganda icazet verilen Nakif ve Nükabalılar 1994 YouTube'da şey var. Bizim kanalımıza Mustafa Özbaa.com mu? YouTube'da Mustafa Özbaa denilince benim kanalım çıkıyormuş.
Ve orada Abdullah Baba denilince listesinde bu icazet töreni de çıkıyormuş. Soru 1. İmanımızın taklidi iman mı yoksa tahkiki iman mı olduğunu nasıl anlarız? Biz imanımızın taklidi tahkiki olduğunu anlamak için uğraşmayalım. Biz imanımızı yaşamaya gayret edelim. Soru 2. Bağlanmak istenilen kimse uzaktan bağlanabilir mi? Yoksa o kimsenin oturduğu şehre mi taşınmak gerekir? Böyle bir şey yok. Böyle bir şey de olması mümkün değil zaten. Soru 3. Altı ay önce tam anlamıyla Müslüman oldum. Daha önceden sözde Müslümanlardanım ama Kur'an'ın şeriatını istemiyordum. Allah'ın değil başka insanların izindeydim. O dönemlerinde kılmadığım namazların kazası gerekir mi?
Yani şöyle söyleyeyim. Böyle düşünüyorsanız o zaman küfür zamanındaymış. Küfür zamanı olduğu için ibadetten sorunlu değilsiniz. Yeni Müslüman olmuşsunuz. İman etmişsiniz. Allah mübarek eylesin. Geçmiş dönem namaz, oruç, herhangi bir şeyden sorunlu değilsiniz. Son soru bir nakşibendi şeyhi konuşmasında kalbin bir mertebesine falcılar, büyücüler, ikinci mertebesine şeyhler, üçüncü mertebesine sadece nakşibendi şeyhleri, dördüncü mertebesine peygamber, beşinci mertebesine Allah girer dedi.
Nakşibendi şeyhleri diğer şeyhlerden üstün müdür? Allah onu affetsin. Öyle söyleyeyim. Allah onu affetsin. Allah bizi de affetsin. Hepimizi affetsin. Selamun Aleyküm. Hz. Nesra derle huan anlatıyor. Resulullah aleyhissalatü vesselam buyurdu ki, Nafakı için harcanan hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir. Bina için harcanan müstesna. Bunda hayır yoktur. Bu had-i şerife denerek lüks evlerde oturmak cazimidir. İkinci sorum, günlük dersimizi çekerken tevhidi tesbihle çekmeyip her an içimizden geçirirsek sayılır mı?
Sayılı olan derslerimizi çekmekle mükellefiz. Bu noktada bir kimse nasıl bir evde oturursa oturur, o bizi dini ilgilendiren bir şey değildir. Öyle söyleyeyim. Bir kimse, çok lüks bir evi vardır. Fakir fukarayı orada hizmetine açmıştır. Söyleyecek bir laf kalmaz ki o kimseye. Zekatını veriyordur. Ona söyleyecek bir lafımız olmaz. İslam zenginliğe karşı değil. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Benim annem altı ay önce vefat etti. Ölmeden iki gün önce bir vasiyette bulundu. Sizi rüyasında gördüğünü, sizden helallık aldığını, sizin ona öncü olduğunuzu görmüştü. O dönem sizinle görüşmek istiyordu. Fakat sizi o dönem Bosna'da olduğunuz için görüştüremedim.
Ve bana vasiyette bulundu. Sizinle görüşmemi, sizden helallık almamı vasiyet etmişti. O zamanlar misafirleriniz çok olduğu için sizinle görüşemedim. Sizinle herhangi bir iletişim kuramadım, anlatamadım. Annemin adına ben sizden helallık istiyorum hakkınızı. Helal edin inşallah. Annemin adı Nazan Gül Yanar. Allah mübarek eylesin, hakkımız helal olsun. Bizim bütün derviş kardeşlerimizin hepsine de hakkımız helal olsun. O noktada bir sıkıntı yok. Selamun aleyküm. Az önce manevi yolda, rüyada görülen önemli şahsiyetlerden bahsettiniz. Ben bu zatların çoğunluğunu gördüm. Ancak nefis terbisi olur. Çok zehif noktadayım. Kendimi daha da aşağı hissediyorum bu durumda. Hakkınız helal edin.
Nefisle mücadele de çok zorluyor. Bu normal midir? Normal, nefisle mücadele zorlar bütün herkes. Allah iyi etsin inşallah. Selamun aleyküm. Hayırlı soğurlar. Amin. Soru. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri zamanında ve onun üstadı zamanında semazenek semazenler var mıydı? Bilgilenir misiniz? Evet. Yani Çorumlu Hazretleri de zikir halakalarına, pervanesi varmış. Zikir halakasına normalde sema eden kimseleri ortada sema ettirirmiş. Şeyh Efendi Hazretleri de normalde ilk zamanlarda böyle sema eden arkadaşlar vardı. Onları ortaya atar, sema ettirirdi. Normalde böyle semazen kıyafeti değil, haydariyle sema ederlerdi. Bizde de normalde Bursa'da da sema eden arkadaşlar vardı. Yani bizde cehri zikrullahlarda sema etmek sadece mevleviliğe ait bir ritüel değildir.
Kadirlilerde de, rufailerde de sema ritüeli vardır. Her türlü şikayeti ve zorluğa taşınmaya, sokağa çıkmaya sana rağmen bizleri ilimsiz, sohbetsiz bırakmadığınız için sonsuz teşekkürler, yayın ekibinden Allah razı olsun, dik kaldırımdan selamlar. Allah sizden razı olsun, Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun Aleyküm, İstanbul'dan Muhammed. Ben uzanırken yapılan tevhitte uyku ile uyanık halinde rüya gibi yakın arkadaşlarım ile ilgili yanlış yaptığını görüp el vurma veya ayak vurma ile uyanmak maksadıyla dürttüğümü uyanırken de aynı refleksi yaptığım oluyor. Burada gördüğüm konu ile ilgili yapmam gereken bir şey var mı? Yok. Allah iyi etsin inşallah. Selamun Aleyküm, hayırlı geceleriniz olsun.
Oğlum ne kadar işe girdiyse hiçbirisi rast gitmedi. Şu an işsiz duanızı ailecek ihtiyacımız var. Hayırlı Ramazanlar. Allah iyi etsin, Allah yardım etsin. Rabbim muayniniz olsun. Cenab-ı Hak inşallah oğlunuza da hayırlı iş versin inşallah. Hayırlı geceler. Bir ara gözümü kapattığımda gözümün önünde bir yüz belirdi. Esmer zayıfıma güçlü görünüyordu. Yanakları hafif çökük ama kemikli bir yüz. Kalın siyah kaşlar var. Sert bakan gözleri vardı. İçimden Hazreti Ali geçti. Bu hayal mi, hal mi bilemedim. İçinden o geçtiyse odur inşallah. Hayırlı akşamlar üstad, özüne dönüş bir insan, insanda açılımlar neler olur? Her insanda farklı mıdır bu açılımlar? Yanlış anlamayın lütfen.
Bu seyirde gidebildiğimden değil sadece hayali olarak algılamak istedim. Af buyurun, teşekkür ederim. Normalde herkesin bu nokta, kendi iç açılımları farklı farklı olur. O yüzden insanların yaşam seviyeleri, kültürleri, inanışları, etraftan aldığı bilgiler farklı olduğundan bunların da hepsi de farklı olur. Selamun Aleyküm kullarımın üzerinde senin bir üstünlüğün, gücün, yetkin yoktur. Yanlışa saplanıp sana uyanlar başka. Cehennem bunların hepsinin bulaşacağı yerdir. Hıcir 42-43 şeytanın etkisi olmayanlar kimdir? Allah'ın dostlarıdır, Allah'ın velileridir. Allah'ın mümin kullarına şeytan vesvese veremez. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler, hayırlı ramazanlar. Rüyamda Allah'a mesalli ve Allah'a mübarek dualarını namazlarımda devam etmem söylendi.
Kim olduğunu hatırlamıyorum. Her namazda aklıma geliyor. İnşallah hayırlı mıdır? Hayırdır. Salli-i barikleri namazlarında devam ettiğin gibi dışarıda da bu salatu selama devam et. Piller ve peygamberler müritlerini sahiplenirler mi? İnşallah. Şeytanın iradesi var mıdır? Vardır. Bu yızılda seyr-i sülük olur mu? Mürşitte diz diz eğitim olmadan olur. Halini mürşidine anlatır dediniz. Bu mümkün değilse nasıl mürşidine danışabilir? Mümkün neden danışmasın? Yani bir kimse şeyhine halini danışabilir. Neden danışmasın?
Bir kimse halini ona danışmıyorsa nasıl eğitim alacak? Nasıl yol gidebilecek? Doğru bir şey değil. Selamun Aleyküm. Benim komşularım oruç tutmuyorlar. Ben de onlara çıktığımda bazen sofraya denk geliyorum. Günaha giriyor muyum? Neden günaha gireceksin? Yok. Oruç tutmayabilirler. Selamun Aleyküm hocam. Ben bugün rüyamda çok üzüldüm ve dua ettim.
Allah'ım bana yardım et ne olur diye dua ettim. Ve bir anda kapalı dört tane kadın geldi ve selam verdi. Sarıldım hepsine. Direkt namaza durduk. Namaz bitti. Bir odanın içine girdiler. Nedense ben girmedim. Çok korktum ve o evden çıktım. Hocam bu ne anlama geliyor öğrenmek istiyorum. Muhakkak namazınızı kılacaksınız. Namazınızı kılmıyorsunuz. Sıkıntılarınız ve problemleriniz. O yüzden namaz dinin direğidir. O yüzden muhakkak namaz kılacaksınız. Selamun Aleyküm hayırlı Ramazanlar. Ellerinizden öpüyorum. Masivayı terk etmek ne demektir? Kur'an ve sünnetin dışına çıkmamak. Heva hevese uymamak. Yani ya bence bu namaz geciktirilebilir de dememek. Selamun Aleyküm hocam.
Ben geçen gördüğüm bir videonuz ile alakalı kafama takılan soruları sormak istiyorum. Biraz uzun olacak ama cevaplanırsanız sevinirim. Video Allah'ı rüyasında çocuk şeklinde gördüğünü söyleyen ve yüzünü sizin yüzünüz olduğunu söyleyen adamın olduğu videonuzla alakalı aklıma takılan ve merak ettiği sorular şunlar. Allah nasıl çocuk suretinde görüyor. Belki onun sıfatının tecellisini görebilir. Ama burada onu bu şekilde içerisinde görmesi çok yanlış ve mantıksız geliyor. Allah her türlü şekilde ve surette rüyada görülebilir. Bu sıfatsal bir tecelliyattır. Mesela İmam-ı Azam da genç bir çocuk halinde gördüm diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de genç bir delikanlı halinde Allah'ı rüyada gördüm diyor.
Bu rüyada görülen her şey sıfatsal tecelliyattır. Allah'ın zatı tecelliyatı değildir. O yüzden bir kimse Allah'ı çocuk suretinde görülebilir, delikanlı suretinde görülebilir, yaşlı bir adam suretinde görülebilir. Allah ona rüyada ağacın arkasından seslenebilir, bulutun arkasından seslenebilir, karanlığın içinden seslenebilir, aydınlığın içinden seslenebilir, bir nur gibi görünebilir. Bunların Allah rüyada ve halde bu tip şeyler görülebilir. Ama bunların hepsi de sıfatsal tecelliyattır. Zati tecelliyat değildir. Allah'ın zatı her şeyden münezzehtir. Allah'ın zatı görünmez zaten. Ama bir kimse hani bardağı tuttum ben. Kim tuttu? Ben tuttum. Ama kolum tuttu. Kolum bunu normalde alet öyle değil mi? Ama alet konuşulmuyor.
Ne deniliyor? Mustafa bardağı tuttu. Ben şimdi bu bardağı atsam Salim'in üstüne, Salim demeyecek ki kol bana bardak attı. Deyecek ki Mustafa bana bardağı attı. Ama orta yerde bir sıfat tecelliyatı var. Bardağı tutan kolum, atan da kolum. Ama sahibi benim. Bu da bunun gibi bir şey. Allah'ın sıfatsal tecelliyatları vardır. Allah gördü deriz. Allah'ın basir ismi şerefi tecelli etti demeyiz. Allah gördü. Allah görmüyor mu deriz. Allah'ın görmesinin ne şekilde olduğunu bilmiyoruz. Ama Allah'ın basir ismi şerefi var. Allah basirdir diyor ayeti kerimede. O zaman Allah gördü demek bu. Bu da onun gibi bir şey. Sıfatsal tecelliyattır. Ve Allah dediği o çocuk yüzünü döndüğünde üstadının yüzünü görmesi demesi benim aklıma şunu getirdi.
Bu adam üstadı bilinç altında o kadar çok büyütmüş ki şeytan da bunu kullanarak onu gizli şirke düşürmüş. Yani Allah'ı gördüğüne inandırmış olmaz mı? Yok bu meseleyi bilmediğinizden doluyor. O kimse o çocuk yüzünü döndüğünde Allah diye gördüğü o çocuğu yüzünü döndürdü. Üstadının yüzünü görmesi rüyasının sahih olmasına işaret. Rüya ilmi başka bir ilimdir. Eğer o çocuk yüzünü döndüğünde üstadının veyahut da şeklinin şemalinin girmediği bir kimseyi görmüş olsaydı o rüyadan şüphe edecektik. Rüya sahih olmaz diyecektik. Ama çocuk yüzünü döndü. O yüzünü döndüğünde üstadının yüzü olmuş oldu. Orada rüyanın sahihliği tespit edildi. O kardeş Allah'ı rüyasında gördü.
Tevili o onun. Tabi o videonun çekildiği ilahiyat fakültesindeki o programda o konuşuldu bitti. Rüyayı biz orada o hali tevil edemedik. Yani profesörlerin canı sıkıldı ve bitirdiler şeyi. Süre bitti yani program bitti. Biz orayı orada tevil etme fırsatı olmadı. Tevil edilmedi. O yüzden yarım kaldı. Orada o rüyanın rumuzu, delilidir o kimse döndü. Bir baktı ki üstad olmuş. Üstad olunca rüya delillendi, ispatlandı. O rumuz da ispatlandı. Sonuçta ortada bir kişileştirme var. Allah'ı çocuk şeklinde yüzünü ise üstadın yüzü şeklinde tanımlamak o şekilde rüyasında gördüğünü diyen bir kişinin üstadını çok yükseltti ve çok önemsediği için şeytanın bunu kullanarak onu Allah gibi göstermiş olması ihtimali olduğunu düşündüm.
Doğru değil. Yani siz bu ilmi bilmediğiniz için böyle bir şeyi düşünebilirsiniz. Ama bu metafizik, manevi rüyaların yorumları öyle değildir. Mesela bir kimse Allah'la konuştum dese, Allah onu rüyasında hitap etmiş olsa, onun hitabının ya Kuran-ı Sünnet tarihinde delili aranır ya da o hitaptan sonra şekline şemaline şeytan giremeyecek bir sıfatsal tecelliyat aranır ki o rüyanın hak ve hakikat olduğu meydana çıksın. Şimdi bunları bilen yok. Bu rüyaların sahihliğini de bilen yok. Bu ilmi de bilen yok. Olmadığından dolayı herkes de bunu siz de sorduğunuz için gerçekten size teşekkür ediyorum. Yani bunu böyle teferratlı soran da olmadı bugüne kadar bana. Bu çok iyi oldu. Yani normalde o rüyanın sahihliğinin bir delilidir o zatın, şeytanın şekline şemaline giremeyeceği bir zatın rüyada görülmesi.
Şimdi diğer aklıma takılan soru, neden Allah'ın sıfatının tecellisi yerine direkt Allah'ı gördüm deyip Allah'ı bir şekil içinde tanımlamış, onun yerini Allah'ın sıfatının tecellisi diye bilirdi. Sonra da diğer takılan soru ise Allah'ın sıfatının tecellisi o çocuk mu, olabilir mi? Şimdi normalde örnekleyeceğim bunu. Bir kimse, Musa aleyhisselam ateşin arkasından Allah'la konuştu. Musa aleyhisselam ben ateşle konuştum demedi, Allah'la konuştum dedi. Veya Cenab-ı Hak Musa'ya zeytin ağacının arkasından hitap ettiği söyleniyor. Musa zeytin ağacıyla konuştum demedi, Allah'ın kelam sıfatıyla da konuştum demedi. Ben Allah'la konuştum dedi. Bu normal bir şey, bu tabir de normal. Yani bir kimse onun ilmini bilmiyor çünkü, o arkadaş da bunun ilmini bilmiyor.
Bu rüyayı gören de rüya ilminin inceliklerini, hal ilminin inceliklerini bilen bir kimse değil. O yüzden rüyayı anlatırken de gördüğü gibi anlatması lazım zaten. Ne gördüyse onu anlatacak. O kendi kendisine, bu sıfatsal tecelliyatı, o yüzden ben Allah'ın sıfatsal tecelliyatını gördüm diyemez ki. O mümkün değil. Rüyasında Allah'la konuştu. O kimse diyemez ki ben Allah'ın kelam sıfatının tecelliyatını gördüm. Bunu demesi mümkün değil. O rüyasını gider, üstadını anlatır. Ancak üstad onu tevil ederse, isterse tevil eder. Tevil edilecek bir şey değilse, tevil edilecek bir şey değilse Allah hayırlısını versin der. Geçer gider. Bunda bir sıkıntı yok. Allah'ın sıfatının tecellisi o çocuk mu, olabilir mi?
Evet, olabilir. Bütün her türlü sıfatsal tecelliyat Allah için mümkündür. Yani Cebrail Aleyhisselam'ı dıhye vaziyetinde gördüler ya, dıhye suretinde gördü sahabe. Oysa o dıhye miydi, değildi. Neydi? Cebrail'di ama dıhye olarak gördüler mi? Evet. Veyahut da cinni tayife, melekler farklı suretlerde görünebilir mi? Evet. Gören onu farklı surette görüyor. Ve ne diyor? Kendince ben X şeyi gördüm diyor. X'i gördüm diyor. Örneğin. O demiyor ki şunun aslı şuydu diyor. O bilgi yok çünkü. Bu nedense, bunu kabul edersem gizli bir şirke düşecekmiş gibi hissediyorum. Çünkü oradaki o kişileştirme ve benzetmeyi kabul etmiş. Allah çocuk şeklinde benzetilmesini kabul etmiş gibi hissediyorum ki, hiçbir şey ona denk ve benzer değildir ayetini.
Görünce de istemsizce bunu kabul edemem diyorum. En azından daha tatmin edici cevaplar almam lazım. Herhalde tatmin edici cevaplar aldım. O zatî bir tecelli değildir. O bütün insanların rüyalarında gördükleri hangi şekil ve surette olursa olsun, Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatlardır. Bütün varlığa, bütün varlığın tamamına Cenab-ı Hak sıfatsal tecelliyatlarla tecelli eder. Yağmur kim yağdırdı? Allah. Biz diyor muyuz? Rahmet, Allah'ın Rahman ism-i şerîfi tecelli ettirdi, o yağdırdı. Kim yağdırdı? Allah yağdırdı diyoruz. Rüzgarı kim estirdi? Allah estirdi diyoruz. Oysa rüzgarı estiren de sıfatsal tecelliyatlar. Varlığın üzerine ne görünürse görsün, hepsi de sıfatsal tecelliyatlardır. İster rüyada, ister metafizik olarak, ister zahir olarak.
O önemli değil. Şu durumda aklıma bir soru daha takılıyor. Hz. Musa Allah'ın tecellisi daha düştüğünde kudretinden daha paramparça, yerle bir oluyor. Yani Allah oraya tecelli etmesini kaldıramıyorken ve Hz. Musa ise bu olayı kaldıramayıp bayılmış iken Allah'ın sıfatının tecellisi nasıl bir insanın rüyasına girer, girebilir mi? Cenab-ı Musa Aleyhisselam Tur-i Sina'da Allah'la görüştü, Allah'la konuştü, Allah'la görüşür, konuşurken onu görmek istedi. Onu görmek isteyince sen göremezsin dedi. Ve şu dağa bak dedi. Dağa bakınca, Cenab-ı Hak oraya zatı tecellisiyle tecelli etmedi. Allah'ın zatı her şeyden münezzeh ettir. Cenab-ı Hak oraya zatı tecelliyle tecelli etmedi.
Cenab-ı Hak bu varlık alemine zatı tecelli ise tecelli etmiş olsa, varlık alemi diye bir şey kalmaz. Oraya tecelli etmesi de Cenab-ı Hak'ın sıfatsal tecelliyeti. Ama herkes onu ne diye yorumladı? Allah odaya daha tecelli etti dedi. Yine sıfatsal tecelliyeti zatılleştirdi. Sebep, çünkü her şey o bilinmez olan, her şeyden münezzeh olan Allah isminden sudur ediyor. Bizim bildiğimiz 99 Esma-i Şerif var. Esma-i Şeriflerin sınırı yok. Ölününce bütün tecelliyat Cenab-ı Hak'ın zatından sıfatsala dönüşerekten tecelli eder. O yüzden Musa Aleyhisselam da Cenab-ı Hak'ın sıfatsal tecelliyetine dayanamadı. Yine sıfatsal o tecelliyet zatı değil. Ama tarif edilirken, konuşurken işte Allah daha tecelli etti diyorlar.
Allah'ın sıfatsal tecelliyeti o da. Musa Aleyhisselam kaldıramayıp bayılmış iken. Evet, Musa Aleyhisselam kaldıramadı, bayıldı. Musa Aleyhisselam'ın bayılması, Ümmet-i Muhammed'in de bayılmasını gerektirmez. Çünkü Ümmet-i Muhammed, Beni İsrail ümmetlerinden üstündür. Musa Aleyhisselam Cenab-ı Hak'la sadece kelam olarak ona tecelli etti. Ama Hz. Muhammed Mustafa'yı miraca davet etti. Onu miraca çıkardı. Onunla Tur-i Sinada veya dünya üzerinde değildi tecelliyatı. Arada fark var. Sonraki sorum ise şu, ben videoyu izlediğimde şöyle bir izlenime kapıldım. O adam rüyasında Allah'ı çocuk şeklinde gördüğünü iddia ediyor. Ve siz ise bunu destekleyen hadisler söylediniz.
Sonra o adam çocuk yüzünü döndüğünde, yüzü sizin yüzünüzde deyince dedim. Bu adam rüyasında Allah'ı gördüğünü söylüyor. Sonra onun yüzünün sizin yüzünüz olduğunu söylüyor. Ve üzerindeki kıyafeti diktirip size giydiriyor. Yani Allah ile sizi böyle bağdaştırmasa, sizi tanrılaştırmış gibi bir izlenim verdi. Ve sizin bunu kabullerişiniz garip geldi. Bu durumda bir izahi açıklaması var mıdır? Normalde o kimse, o Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal tecelliyatında bir renk görmüş. O rengi görünce o renkten bir cübbe yaptırmış. Bu normal bir şeydir. Sufiler için normal bir şeydir. O hediye de benim kabul etmem normal bir şeydir. Neden? Bir üstad, bir kardeşinin o hale gelmesi, o üstad için gerçekten önemli bir şeydir.
Öyle söyleyeyim. Normalde ben sıfatsal tecelliyatı olduğunu bildiğimden dolayı onu neden reddedeyim ki? Cenab-ı Hakk sıfatsal olarak her şekilde tecelli eder. O yüzden benim kabulden işim garip gelmesin. Bizim için böyle konuşmam uygun değil o kardeş için ama övünç kaynağı. Bir yandan da şöyle düşünüyorum. Ben hayatımda hiç Peygamber Efendimizin hayatında Allah'ı rüyasında gördüğü ile alakalı bir şey duymadım. Eğer öyle bir şey olsaydı mutlaka sürekli dile getirilirdi diye düşünüyorum. İnternetten araştırdığımda ise bu konunun ihtilaflı bir konu olduğunu gördüm. Lütfen sorularıma yardımcı olur musunuz? Diyanetin İslam Aslıklopedisi'nde var bu konu. Hanefilerin bütün akayet imamları Allah'ın rüyada görüleceğine dair fetva vermişler.
Bunu başka Hanefilerin dışındaki hariciler, rafizler bunu kabul etmezler. Yoksa Ehl-i Sünnet bunu kabul eder. Bunda Ehl-i Sünnet'le alakalı Ehl-i Sünnet'in içinde herhangi bir ayrışma yok. Ancak şu var. Ehl-i Sünnet nasıl tecelli ettiği ile alakalı değişik görüşler sunar. Bu da dinin zenginliğidir. Bunda bir sıkıntı yok. Hayırlı akşamlar hocam rüyamda sizi göremedim ama sizden ders almak ve itikafa girmek istiyorum izninizden. İnşallah Cenab-ı Hak nasip etsin. Allah yardım etsin. İnşallah. Selamünaleyküm. Arkadaşım Üveys Veysel Karane zikrini attı ve bunu okuyanların yorumlarında şöyle geçiyor. Rüyalarında bir hoca verildiğini söylüyorlar.
Bu zikri çekenler şeyhi olmayanı şeyhi şeyhandır, şeytandır sözüne. İtihafen mi hoca veriliyor yoksa gerçekten bir mürşid-i kamil şehri bağlı olmak istedikleri için mi görüyorlar? Bilemem ki. Bir başkasının yaptığını nereden bileyim canım kardeşim. Ama yani bir şeyh aramaktan kibirlerini eğdiremeyenler böyle bir ders oluşturdular şimdi. Kendi kellerine. Bir hadiste adam mal sahibini alacağını almadan gidiyor ve mal sahibinin de parayı veremediği için parayı bir dişi ve bir erkek koyun alıyor. Evet. Evet. Adam parasını almak için geldiğinde parasından daha fazla miktarla karşılıyor. Biz böyle bir durum ile karşılaştık ve alacağı olan geldiğinde ben paramı istiyorum vermezsem hakkım helal değil yahut bu yaptığın helal olmadığını söylese.
Bu dünyada ondan helalı kalana kadar ona istediğini vermeli miyiz? Öyle bir şey yok. Ne kadarsa alacağı o kadarını vereceksiniz. Allah'a iyi etsin inşallah. Geceniz mübarek olsun ihsan nedir? İhsan Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmeninizdir diyor hadis-i şerifte. Bakın Allah'ı görüyormuşçasına. Şimdi burada zat mı konuşuldu? Zat konuşuldu. Hadis-i şerif mi hadis-i şerif? Allah'ı görüyormuşçasına. Ama gördüğün Allah mı olacak zat olarak değil. Sıfatsal tecelliyatı olacak. Daha 42 tane soru var. Saatta 1.53. Selamun aleyküm. Salih rüyalar çok görmesem de üzerimde günah keballer olmasına rağmen boyundan büyük dualar geliyor dilime. Bu ara bana hikmet ver salihlerden eyle ve iki gündür sırlarına vakifeyle.
Ve buna inanıyorum. Sizin de duanızı almak isterim. Bir de bir ara Hazreti Aleyp aklıma geliyordu ama sadece isim olarak geliyor. Yine ne üzerine tefekkür edeyim, ne de rüyamda görüyorum sadece isim olarak. Sonra kesildi bir tavsiyeniz var mı? Dua duadır devam edin. Arkadaşlar bundan sonrası hakkını helal etsin. Hızla geçeceğim. Rüyaları tevil etmeyeceğim. Hızla geçeceğim. Burada çünkü arkadaşlar var. Onlar sahur edecekler. O yüzden hızla geçeyim. Hakkınızı helal edin. Hayırlı geceler. Manavgat'tan çetin.
Fitri ve zekatlarımızı mama alıp sokak hayvanlarını versek olur mu? Olmaz. Fitri ve zekatlarını fakire fukaraya vereceğim. Arı sokması oruca zarar gelir mi?
Gelmez. Kaza gerekir mi? Gerekmez. Üçler, beşler, yediler, kırklar arasında bayanlar var mı?
Bunların arasına nasıl girilir? İnsallâh girersiniz. Normalde daha önce selamun aleyküm hayırlı geceler mevlevi bir dervişe intisaplayayım.
Rüyada bir mescit mescit duvarda ikiye ayrılmış. O intisaplı olduğunuz yere anlatacaksınız rüyanızı. Rüyada bir mescit mescit bir duvarla ikiye ayrılmış. Bir tahta siz sohbet ediyorsunuz. Diğer tarafta da daha önce hiç görmedim. Başında sarı olan biri zikir yaptırıyordu. İki topluluğun da aynı anda seyrediyorum. Biraz baktıktan sonra zikredenler içine girip zikre katılımıyorum. Onunuzu bildirin. Bunun üstadınıza o intisaplı olduğunuzu kimseye anlatacaksınız. Hem şeriatı hem komünizm, layıklık gibi insanların ürettiği sistemleri kabul edenlere kafir diyebilir miyiz?
Hiç kimseye kafir demeyin. Efendim İmam Hatip Lisesi 2'nin sınıf öğrencisiyim. Hadis dersi öğretmenimiz, derste Allah'ı rüyada görmek İslam inancı dışı bir şeydir diyor. Ne yapmalıyım arkadaşlarım da yanlış öğreniyor. Diyanetin İslam ansiklopedisine bakabilirsiniz. Diyanetin bu noktadaki bilgilendirilmesine bakabilirsiniz. Bunda sıkıntı yok. Velhasıl komple soruları hepsinde tıkladım. Kendimce bakabildiklerime baktım. Arkadaşlar haklarını ilal etsinler inşallah. Saat 2 oldu. Biz yine oturduğumuz yerden bir tevhid çekelim inşallah. Cenab-ı Hak ibadetlerimizi kabul eylesin inşallah. Eftali zikir fâlemennehu La ilahe illallah.
Hak Muhammeden Resulullah cümiyen enbiyayı vel mürselin velhamdülillahi rabbil âliminel fâtiha mâ selavat âmîn. Eşmeyin. Hepinizin gecesi mübarek eylesin. Ramazanız mübarek eylesin. Oruçlarınız mübarek eylesin. Hayırlı sahurlar inşallah. Bir rüya anlatmıyorum yine de cevap alamıyorum demiş. Buna bir cevap vereyim. Gördüm bunu. Ondan sonra inşallah selamünaleyküm mürşidime manevi olarak yaşadığım halleri ve rüyaları anlatmak istiyorum. Tam anlatmaya karar verince içimden bu hal değil bu rüya şeytani millet neler yaşar.
Sen bunu anlatmaya değer mi görüyorsun? Bu kadar basit şeyler anlatmaya neden gerek duyuyorsun? Kendine bir şey oldun mu sanıyorsun? Üstadın da gülüp geçer anlattıklarına zavallısın gibi düşünceler geçiyor. Bu durumlar çok canım sıkıyor, moralim bozuluyor. Ne yapmayı tavsiye ederseniz gidip normalde üstadınızı anlatın. Ne gördüyseniz gördünüz. Bu noktada kendi kendinize, kendi gördüğünüz rüyalara neden hükmediyorsunuz? Kendi gördüğünüz rüyalarınız kendiniz hükmediyorsunuz. Böylece rüyayı kendiniz tevil etmiş oluyorsunuz. Sizin mürşidiniz eğer rüyaları kendi kendinize tevil edebilirsiniz diye bir şey, bir ibarede bulunduysa kendi kendinize tevil edin.
Yok böyle bir ibarede bulunmadıysa siz kendiniz kendinize şeyhlik yapıyorsunuz demektir. Mürşidiniz de bu noktada bağlılığınız tam değil. Allah iyi yesin. Bir de böyle hani işte rüyada yazmıyorum, sorularıma cevap alamıyorum diye sizi şikayete sürüklediğimiz için sizden özür diliyoruz. Ama saat iki benim kendimle alakalı değil, burada hizmet eden kardeşlerimiz var.
Onlar evlerine gidecekler, ondan sonra sahur yapacaklar, ardından böyle bir yol gidecekler. Bu onlara da düşünmek lazım. O yüzden sorularınıza cevaplayamadım kardeşlerden, arkadaşlardan. Özür dilerim tekrar. Sizden de özellikle özür dilelim. Her kim iseniz o yüzden kusurumuza bakmayın. Sürç-i lisan ettiysek affola. Herkesi memnun edemiyoruz. O kadar çok böyle kapasiteli, o kadar çok her şeye yetebilen bir kimse değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. Herkesin gecesi hayır olsun, herkesin sabahı hayır olsun. Hayırlı sahurlar. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi