mustafaozbag.org

TASAVVUF VAKFI MUSTAFA ÖZBAĞ SOHBETLER 13 HAZİRAN 2020

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Haziran 2020 · 1:57:50

Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefeste Cenab-ı Hak'ı zikreden, her an Cenab-ı Hak'la dostluğunu arttıran, yakınlığını arttıran kullarından eylesin. Günah kebalilerden kaçınıp, Cenab-ı Hak'ın farzlarını yerine getiren, farz ibadetlerini yerine getiren kullarından eylesin. Hakk-ı Hak, batılı batılı bilen kullarından eylesin. Dini, İslam'ı kendi heva ve hevesine göre yorumlayanlardan değil, Kur'an ve sünnetse sımsıkı yapışıp dini öyle yaşayanlardan eylesin. Dindarlık adı altında, dini kisveler altında insanların parasını, pulunu, namusunu, şerefini, haysiyetini heder edenlerden eylemesin.
Dindarlık adı altında, dini istismar eden, dini kendine basamak eden, kendi sufli arzularına koşan kullarından eylemesin. Cenab-ı Hak cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünneti yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. İnşallah. Amin. Kıymetli kardeşler, İslam'da siyaset ve siyasal İslam konulu sohbetimize inşallah devam edeceğiz.
Cumartesi günleri bu programa ayırmıştık kendimizi. Zaten tek kede de bununla alakalı sohbet ediyorduk. Bu korona günlerinde henüz daha vakıflarda toplanma, vakıfların eğitim çalışmalarına müsaade edilmediği için inşallah böyle canlı yayınlarla hizmetimize devam edeceğiz. Allah size oturduklarınız yerden dinlemeyi ve amel etmeyi, bizlere de burada Kur'an ve sünnet tarihinde doğruları anlatmayı nasip ve müesser eylesin inşallah.
Biz geçen Cumartesi'den kalan yerden devam edeceğiz inşallah. Şunu okumuştuk, parti üyeleri tarafından, Hizbil İslam'ın programında yöneticinin parti üyeleri tarafından ruhani bir liderlik olarak görülmesi gerektiği yazılıdır. Dolayısıyla emir hem fakih alimi, hem siyasal lider, hem de davranış modelidir. Ona bağlılık yemini biat edilmelidir.
Buradan devam edeceğiz. İslam'da bugünkü dille başkan geçmiş, dille emir veya halife'den fazla sistemin çalışması önemlidir. O yüzden eğer sistem doğru çalışır, doğru işletilirse, o zaman harika bir şey ortaya çıkacaktır. Başkanın da başkanlığa ehil olması gerekir. Başkanın genel olarak İslam alimlerinin ortak birleştikleri özellikleri, o başkanın İslam olması, akıllı olması yani, ve akıl bali dediğimiz, bu lühe ermesi, hürriyetinin elinde bulunması, cinsiyet olarak bunu önemsemişler erkek olması, ilim ehli olması, adalet ehli olması, dünyaya karşı harisi olmaması ve ruhi ve cismi olarak yeterli bulunması, İslam ümmetinin başında başkanlık yapmıyor olarak yeterli görülmüş.
O yüzden illaki her şeyle ruhani bir lider olarak görülmesi gerektiği, İslam ümmetinin alimleri tarafından çok önde görülmemiş. Bu ruhaniyetlik biraz daha Şia'da yer bulmuş, Şia devlet başkanını biraz daha ruhani dairede görmeye çalışır. Afgan, Hizbi İslami'nin programında yorum hakkı yalnızca emire tanınmıştır.
Ancak şimdiki yönetici Gülbeddin Hikmetyar, dinsel ilimlerde eğitim görmemiş bir mühendistir. Burada siyasetin din karşısındaki önceliği ve çelişki görülür. Bu ise İslamcıların fazlasıyla ürktüğü bir şeyi, ulemanın önceliği riskini beraberinde getirmektedir. Parantez içerisinde mevdudi emirin yetkilerinin sınırlandırılması konusunda ısrarcıdır. Bununla birlikte son zamanlardaki İslamcı ve daha çok yeni fundamentalist hareketlerde emir kavramının ve figürünün zayıfladığını gözlemek gerekmektedir. Parantez içerisinde Cezayir'deki FİS, Sovyet İslami Yeniden Doğuş Partisi gibi. Şimdi halifenin veyahut da başkanın toplum içerisinde en faziletli olması şartı yoktur.
Milletin işlerini görmeye, vazifesini yapmaya uygun olan seçilirse illa da en üstün olması şart değildir. Bu söylediklerim benim kendimce genel olarak sünni alimlerinin ortak iştahatları veya düşüncesi önemli olan başkanın mesuliyetini idrak edip memur olduğu işi ifa etmesidir. Memur olduğu iş nedir?
Yani İslam devlet başkanının en önemli vazifesi Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için gayret göstermektir. Ve Kur'an ve sünnetin dışında olan batıl her ne var ise onları iptal etmek, hakkı yaygınlaştırmak, hakkı üstün tutmak, insanların neslini, nefsini, malını, aklını korumaya çalışmak, İslam ahlakının yaşanması ve korunması için mücadele etmek, adaleti tesis etmek, dünyanın hatta ülkesinin ve ardından dünyanın komple arzın imarına çalışmak, adaleti tesis etmek,
millete şefkat ve nasihatle yaklaşmak, halka örnek olmaktır. İslam devlet başkanının vazifeleri. Halka da hak, o başkan hak yolu izlediği müddetçe itaat etmeleri düşer. ve itaat etmekle beraber o İslam halifesine, İslam başkanına yardım etmek, onu korumak, nasihat edip uyarıda bulunmak, azledilmediği müddetçe de halk, bunu, bu vazifeyi de halkta yerine getirir, başkana karşı.
Ve bunlar da halkın haklarıdır. O zaman İslam devlet başkanlığında, halk devlet başkanı hakkı ve hukuku koruduğu müddetçe, adaletli davrandığı müddetçe, onun yanında yer alır, onu korur, onu muhafaza eder. Hatta halk, İslam devlet başkanına nasihatlerde bulunur, uyarılarda bulunur. Çünkü bunun hani övçüsü nedir? Bir gün Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri hutbeye çıkar, Ömer şaşarsa ne yaparsınız derinde, bir sahabe kılıcının kınından çıkarıp, bununla düzeltmesini biliriz der. Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri, bu sözün ve hareketin karşısında, kendisi üzülmez, sinirlenmez, sevinir, Allah'a hamd eder, der ki, Ömer saparsa, onu düzeltecek olan Allah'ın kulları var.
Allah'a hamd ediyorum der. O yüzden halkın seçilmiş devlet başkanına uyarılarda bulunması, halkın seçilmiş bir belediye başkanına, veya seçilmiş bir valiye, veya seçilmiş bir emniyet müdürüne, veya seçilmiş bir milletvekiline, veya seçilmiş bir bakana, bakana uyarılarda bulunması, ona nasihatlerde bulunması, onların eksik ve noksanlıklarını yapmış oldukları işlerde, eksik ve noksanlıklarını onlara nasihat etmesi, halkın görevlerinden birisidir.
İslam hukukunda. Yani, o seçilmiş başkan, her ne başkanı olursa olsun, halkın bu uyarılarını, bu nasihatlerini, dikkate almak zorundadır. Çünkü, seçilen kimse, böyle şiadadır o, aşırı derecede, onu ruhani bir lider olarak görürler. Masum hükmünde görüp, onu uyarıda bulunulması, ona karşı nasihatta bulunmasını, mümkün görmezler. Oysa, ehli sünnette, bu böyle değildir. Ha diyeceksiniz ki, ehli sünnette, halk bu vazifesini, yerine getiriyor mu? Hayır. Diyeceksiniz ki, şimdi, Müslümanlar bu vazifelerini, yerine getiriyorlar mı? Yine hayır. Çünkü, bizdeki, şu anda, dünya üzerindeki, demokrasi anlayışı, veya dünya üzerindeki, demokrasinin çalışması, seçimden seçime gideceksin, oyunu vereceksin.
hangi partiye, hangi lidere vereceksen, oyunu verdikten sonra, o seçilen kimseyi, denetlemek, seçilen kimseyi, uyarılarda bulunmak, seçilen kimseye, nasihatlerde bulunmak, hatta seçilen kimse, yanlış yapıyorsa, eksik yapıyorsa, bununla alakalı gidip, görüşme, tertip edip, onunla görüşmek, ne yazık ki yok. zaten İslam toplumunun da, şu anda, geri kalmasının, veyahut da, İslam toplumunun, başındaki yöneticilerinin, böyle, çok özür dilerim ama, başıboş, iş yapmaları, kafalarına göre, iş yapmalarının, bir sebebi de o.
O yüzden, mesela, seçilen kimselerin, ama bu, devlet başkanı olsun, ama bu, belediye başkanı olsun, ama bir yerde muhtar olsun, ama bir yerde yönetici olsun, onların, dikkat edeceği, prensiplerden, en önemli birisi de, şuura üyeleriyle, yani, bunun karşılığı nedir, şu anda, belki de, hani, tam anlamıyla değil ama, işte, meclis diyelim, işte, belediye başkanının, meclis üyelerininle, istişare etmesi, veyahut da, işte, devlet başkanının, şuura üyeleriyle, istişare etmesi, ve, şuura üyeleriyle, idari işleri, milletin işlerini,
istişare etmesi, gerekir. Başkanın, kendisinin, müştehit, veya, müceddit, olması, veyahut da, çok büyük bir fakir alimi, bir hadis alimi, bir tefsir alimi, veyahut da, bütün bu, bu, bu meselelere, iştahat edebilecek, bir müştehit olması, veyahut da, dini yeniden, yeniden, anlamaya, yeniden anlatılmaya, müsait olan, müceddit olması, gerekmez. O yüzden, bu konuda, etrafında, danışmanlar bulundurması, danışmanların, raporlarıyla, birlikte, istişare edilecek olan, her şeyi, şuura, üyeleriyle, istişare etmesi de, başkanlara, farzdır. Sebep, çünkü, Cenab-ı Hak, ayeti kerimede, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerine, istişare et, ve istişarede, bir karar aldıktan sonra da, o yolda, devam et, o yolda, kararlı ol, o yolda, yürü, diye emreder.
Ve, istişareyi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerine, emretmiş olur. Bu manada, bir başkanın, bir yöneticinin, bir devlet başkanının, elinin altında, birilerinin olup da, idare eden, idarecilerin, etrafında, istişare edeceği, etrafında, konulara hakim, konusunda, uzman kimseleri, bulundurma, zorunluluğu vardır. Ve, onlarla, bu, İslam devlet başkanı, istişare etmek, zorundadır. Bu, Kur'an'ın, ve sünnet-i sen'in, ve icmanın, öngördüğü, bir farzdır. Seçim ve danışma konseyi, soru işareti var. egemenlik, egemenlik sadece, Allah'a ait olduğuna göre, İslamcılar, halk egemenliği ilkesini, reddetmekte, ve seçim ilkesinde, ilkesine, olumsal bir değer, vermektedirler.
Emir, bir danışma meclisi, parantez içerisinde, şuura tarafından, ya da hatta, genel oyla seçilebilir. Danışma meclisi, ya da genel olan, bu durumda, belli bir egemenliği değil, sadece, cemaatin uzlaşması ilkesini, icma ifade ederler. Mısırlı Müslüman kardeşlerde, emrin belirlenmesi konusundaki tartışmalar. R.P. Miçel. Şimdi, halife olma yolları, daha önceki, bu konuyla alakalı, sohbetlerde, kısa da olsa, tarihi seyirle, anlatmıştık. Yani, Hz. Ebu Bekir, radıyallahu anh, hazretlerinin seçilmesi, Hz. Ömer, Efendimizin, halife seçilmesi, Hz. Osman'ın, Hz. Ali, radıyallahu anh, hazretlerinin, halife seçilmesini, ve sonradan, Muaviye'nin, ve sonradan, Muaviye'nin, oğlunu atamasını, bu meseleleri, daha önce, tarihi süreçlerinde, görüşmüş, tartışmış, hatta, biz bu konuyla alakalı, geniş bir şekilde, sohbet etmiştik.
Böyle, bunlar geniş bir sohbette, anlattıktan sonra, ben, kendimce, bir sonuç olarak, şunu çıkarıyorum, en önemlisi, ve birinci yolu, halifenin seçimi, seçimle, bunu zaman zaman, ben, derslerde, hep, arkadaşlara, kardeşlere derdim, hani, gerçekten, belediye başkanlarının, seçildiği gibi, valilerin de seçilmesi, ve valileriyle beraber, emniyet, teşkilatının başındaki, emniyet müdürünün de seçilmesi, gibi, veyahut da, hakimlerin arasında, bir başhakim seçilmesi gibi, veya savcıların içerisinde, bir başsavcı seçilmesi gibi,
illerde, başsavcının, başhakimin, veyahut da valinin, veyahut da, işte, belediye başkanının, ve aynı zamanda da, bu, bir ilin, milletvekillerinin de, il tarafından, ilin içerisinde, seçilmesi, yani, buna hiç kimsenin karışmaması, bir parti başkanının da, karışmamasını, yeğlerim. Öyle olunca, birinci yol, seçim oluyor. Yani, bunu zaman zaman, hep arkadaşlara, kardeşlere söylüyorum ben. Biz şimdi, örnekliyorum bunu, örneklemek için söylüyorum, belki de ben bilmiyorumdur. Yani, biz, Amerika'da, Cumhuriyetçilerin, parti başkanının ismini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Hiç kimse bilmiyor. Veya, biz Amerika'da, demokratların, parti başkanının ismini biliyor muyuz?
Yani, bilmiyoruz. Veyahut da, Almanya'da, zannediyorum, neydi? Hristiyan demokratlar var orada. Hristiyan demokratların, parti başkanının ismini biliyor muyuz? Biliyor muyuz biz? Hayır. Ben bilmiyorum en azından. Ama, bu, İslam dünyasına geldiğimizde, particilik, o kadar çok keskin bir, hale gelmiş ki, parti başkanı, veya partilerin başındaki kimse, o kadar tanınmış, o kadar öne geçirilmiş ki, parti başkanı, haşa, bir peygamber gibi görülüyor.
Ve, bu böyle, o yüzden, mevdudi, veya o yüzden, Müslüman kardeşler, kendi başlarındaki liderlere, ruhani bir elbise giydiriyorlar. Bu, biraz da, herhalde, Şia'daki, ruhani elbiselere özeniyorlar. Veyahut da, Suudi Arabistan Krallık var. Suudi Arabistan Krallığı'nın, başındaki, Suudi Arabistan Krallığı'nın, ruhani elbisesine, özeniyor olabilirler. Ama, ehli sünnetin, özür dilerim, ehli sünnetin, böyle bir ruhani elbise giydirmesi, söz konusu, olmaması gerekir. Ehli sünnet için, ruhani bir elbiseyle kimse varsa, o, Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'dir. Burada, ne zaman ki, İslam dünyası, söz konusu olan şeyin, sistem olduğuna, idrak eder, ve insanları, ilahlaştırmaktan, ruhaniyleştirmekten, putlaştırmaktan, kurtulursa, o zaman, sistem çalışır hale gelir.
Ve, seçilecek olan, devlet başkanı, seçilecek olan vali, seçilecek olan, belediye başkanı, veyahut da, diğer, seçilecek her kimse, diğerleri, hiçbir zaman, ruhani bir, havaya bürünmez. Ama, neredeyse biz, işte, örneğin, Mustafa Kemal Atatürk'ü, kendi zamanında, ve ondan sonrakiler, Araplar, sizin Muhammed-i Mustafa'nız var, bizim de, işte, Mustafa Kemal'imiz var, deyip, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin karşısına, ruhani bir lider olarak, çıkarması, veyahut da, işte, insanların, kendilerince,
parti başkanlarını, Mehdi gibi, görmesi, onları, ruhani bir elbise giydirmesi, İslam ümmetinin, en büyük sıkıntılarından birisi, veyahut da, bir kimsenin, bir cemaatin başındaki, hocayı, Mehdi görmesi, ve, onu, gelecek olan, o Mehdi, budur demesi, veyahut da, kendi hocasını, kendi şeyhini, kendi cemaat liderini, Mehdi görmesi, hatta, kendi cemaat liderini, o olmazsa, bu kainat dönmez, noktasına getirmesi, bunların hepsi de, insanların, kendi içlerindeki, sapkınlıkları, inananların, kendi içerisindeki, dini bilmeyişlerine bağlıyorum,
o yüzden, evet, İslam dünyasında, bir başkanın, en ideal yolu, seçimle gelmesidir, ve seçimle gelmesi, gerçekten, benim nazarımda, çok önemli, ve çok kıymetli, ve, bunu da, ben, dört halifenin, seçimlerinde, dört halifenin, halifelik işlerine, icra ederlerken, halifelik olmalarını da, olmalarına bağlıyorum, ister, ehli hal ve akdin, uyguladığı, Hz. Ebu Bekir ile, Hz. Ali'nin, halifelinin, seçilmesi, yoludur bu, çünkü, sünni, İslam alimler arasında, halifeyi de, belirleyen, birinci yol, seçim olduğu, konusunda, hemen hemen,
görüş birliği, vardır, ve, o görüş birliği, hemen hemen, sünni kesimin, hepsinde de, oturmuş, yerleşmiştir, ehli sünnet, halifenin, ümmetin, hakimiyetini, temsil ettiğini, ve, ümmetin, seçimiyle, iş başına, gelmesi gerektiğini, kabul etmiş, bu arada, ilk dört halifenin, meşruiyetini de, koruyan, bir esneklikle, devlet başkanını, ehlül hal, vel akıt, denilen grubun, belirlenmesi, gerektiğini, ağırlıklı olarak da, işlemeye başlamışlar, yani, bu ikinci yol ne, velihat tayini, bakın, ikinci yol, velihat tayini, emirin,
veya başkanın, tayin yollarından birisi de, önceki halifenin, müslümanlardan seçeceği, bu makama layık gördüğü kimseye, vasiyetidir. Halife, ecelinin yaklaştığını hisseder, de, topluma, kendilerinden birisini, halife bırakmayı isterse, seçilecek kimse hakkında, ehli hal ve akıt ile, müşavireye koyulur. Görüşü, bu makama uygun, belli bir şahıs üzerinde, yoğunlaşır, ehli hal ve akde, ona da muvaffakat ederse, halife, kendinden sonra onu, velihat halife olarak, tayin eder. Burayı şimdi, tırnak içerisinde söylüyorum, bunu normalde, bazı, fıkıh kitaplarında ve, bu meselenin nasıl olması gerektiğiyle alakalı, değişik yerlerde, bu minval üzerine bir şeyler bulabilirsiniz.
Bunu bulurken, bu işin içerisinde biraz, Emevi, Abbasi halifeliğinin, kırıntıları ve kokuları var. Tabi bu, Hz. Ebu Bekir, veya Hz. Osman, veya Hz. Ali, veya Hz. Ömer, efendilerimizin zamanındaki gibi olan bir şey değil çünkü bu. bu biraz da böyle Emevi, Abbasi halifelerinin, oğullarını halife seçtirmek için, izledikleri yol olarak görünüyor. Ama buna, zaman zaman İmam-ı Azam, Hanefiler, bu seçim türüne karşı çıkmışlar mı? Evet. Bu seçim türüne, Hz. Hüseyin Efendimiz de karşı çıkmış mı? Evet. Bu yolu ben çok uygun görenlerden değilim. Bunu bir ilim olarak buraya aldım ve anlatıyorum. Bu, hem sufilik olarak, hem de siyasi olarak, bu yolu çok uygun görenlerden değilim.
Sebep, yani bunu böyle, sufilikte bu çok zor zaten de, ama bunu böyle yapanlar da var mı? Bazı ehli tarikatlar da var. Yani ne yapıyorlar? İşte, Şeyh Efendi, kendi sağlığında, oğlunu halife edip, onu atıyor. ha, eğer gerçekten, oğlu yetişmiştir, o işi yapabilecek seviyede ve kapasitede ve yetkinlıktedir, buna söylenecek bir laf yok. Ama o seviyede, etkinlikte ve yetkinlikte olmadığı halde, bu, ehli sünnetin, bu, benim nazarımda, benim kendimce diyorum bunu, zayıf iştah adına, bu zayıf icmasına, bir delil gösterip, bu yolda yürüyorlar. Benim, oyum buna, karşı red oyu. Ben buna katılmıyorum.
Ben bu yolu anlattım, ilim olarak anlattım. benim nazarımda başkan seçimle gelmeli. Ama bir şuranın seçmesiyle gelmeli. Ama bütün inananların ortak seçimiyle gelmeli. O yüzden ben seçimden yana tavrımı koyuyorum. Hatta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, başkanlık sistemine geçilmesine, evet dememin bir sebebi de bu. Yani, bütün başkan olarak gelmeli, Cumhurbaşkanı seçilecek olan bir kimse, kapalı odalar arkasında, gizli mahvilerde seçilmemeli. O seçilen Cumhurbaşkanı halk seçmeli. Halk onu seçince de, ona sahip çıkmadı. Çıkmalı. Bir darbe olduğunda da, veya darbe olacaksa, veya değişik darbelerle, halkın seçtiği Cumhurbaşkanı'nı, veya halkın seçtiği başkanı, darbeyle değiştireceklerse, halk bunu korumalı, muhafaza etmeli.
Ve bunu, kendi oyuna ve başkanına sahip çıkmalı. O yüzden bunu öngördüğümden dolayı, Cumhurbaşkanı'nın sistemine, ben evet diyenlerden oldum. Şura, kelimenin dar anlamıyla, bir konseydir. Egemenlik, aslında sadece Allah'tan geldiği için, cemaatin sahip olduğu, tek yetki, emire bizatihi, İslami ilkeler açısından, öğüt vermek, şura, bir parlamento biçimi, alabilir demiş. Kim? E-Sivan, radikal İslam içinde, radikal İslam içinde, diye bir sayfa, 74'ten alınmış. Bu ehli hal ve akd ne? Bu böyle değişik, hep, ibare olarak geçer. Bunu bir açayım istedim. Çünkü ehli halden ve akilden, bir şura oluşuyor ya, bu ehli hal ne o zaman?
Dinde, ahlakta, insanların hallerini, işlerini düzenlemeyi bilmede, belli bir dereceye ulaşan, insanlardan bir topluluktur. Bunlara ehli ihtiyar, ehli şura, ehli rey, ve ehli tedbir ismi verilmektedir. Ulemanın bazıları, şöyle de tarif etmişlerdir. Onlar, Âlimler, reisler, üzerlerinde, insanların kolaylıkla birleştiği, şan ve şeref sahipleridirler. Ümmetin dini ve dünyevi maslahatlarına bakmak, bu topluluğa bırakılmıştır. Maslahatlardan birisi de, Müslümanların imamının seçilmesidir. Bu önemli makamı, üzerine almaya müsait olanların, hallerine, iyiden iyiye bakıp, düşünmek, ve bu konuda gayret etmektir. Bu makamı, üzerine almaya uygun olanı görür iseler, Allah'ın kitabı ve Resulünün, sünnetine göre, o kimseye, biat ederler.
Masiyet olmayan hususlarda da, yani günah olmayan hususlarda da, itaat ederler. Bu topluluk, bütün ümmetin yerine, vekaletten, imamı seçme işini de yürütebilir. Onlar sırf, kendilerini değil, bütün ümmeti temsil ederek, seçim işine girişirler. Bundan dolayı, ehli hal, vel akd, imama beyat ederken, ümmetin diğer fertleri de, fertleri, ne de, imama beyat etmek, itaat etmek, vacip olur.
İşte, ehli hal, veya ehli ihtiyar, hani, veyahut da, aksakallılar, siz ona öyle de, diyebilirsiniz. Onlar, bizim, çünkü, Türklerde gelenektir, bu aksakallılar vardır. O aksakallılar, ötü günden itibaren, Türklerin geleneğidir. Onlar, devlet başkanını tayin ederler. Hatta, devlet başkanından gelen, sonra gelecek olan, devlet başkanını da tayin ederler. Bunlar, böyle devam edip, gelmişlerdir. Ben, hala da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, aksakallıların, olduğuna inanırım. Bu, siz ona, derin devlet, diyebilirsiniz. Bugünkü anlamda, derin devlet olarak, nitelendirilebilir. Evet, o derin devlet de, olabilir. Bunlar, ama, çok fazla değildir. Bunlar, ne yaparlar? İşte, o milletin bekasını, düşünürler.
Milletin bekasını, düşünerekten, uygun olan, kim devlet başkanı, olacaksa, onun seçimiyle, uğraşırlar. Aynı zamanda, milletin faydasına, milletin yararına, her ne yapılacaksa, onlar, o şurada, karar alıp, devlet başkanına, bu şura kararlarını, devlet başkanına, iletirler. Bunu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde, bunun iz düşümü, Milli Güvenlik Kurulu gibiydi. işte, önceden, Milli Güvenlik Kurulu, en önemli devletin kurumlarından birisiydi. Milli Güvenlik Kurulu, isterse, darbe de yapıyordu. Ve, Milli Güvenlik Kurulu da, 28 Şubat'ta, değişik, kararlar aldı. O kararlar da, hükümete ne yaptı? Nasihat niteliğinde, tavsiye niteliğinde, hükümete bildirdi. hükümete, bu nasihatı, bu tavsiye niteliğindeki, bu emirleri, harfiyen yerine getirmeye, gayret etti.
Bunun, şimdi, normalde, tabi, İslami olarak, bunu düşündüğümüzde, böyle bir şura var. İşte, bu şura, böyle bir karar alıyor. Bunu, tabi, İslami olarak düşündüğümüzde, bu mümkün mü? El cevap, evet. Ha, şunu söyleyelim. Şimdi, demokrasi adı altında, bu tip şuralar oluşturulduğunda, bu suç değil. Ama, İslam devleti adı altında, bu tip şuralar oluşturursanız, bu suç. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre, bunu isimlendirmeniz dahi, mümkün değil. Önemli olan, hangi somut biçimleri alırsa, alsın, öğüt verme işlevinin, yasama değil. Çünkü, kuralları sadece Allah koyar, öngörülmesidir. Bakın, biz bunu, İslam'ın kendi içerisindeki, bu sistematiğini, demokrasiye uygun olmadığını söyleyip, bunu kalkıp da itiraz edebiliriz.
Ama ne yazık ki, Türkiye'deki, veyahut da dünya üzerindeki, demokratik cumhuriyetlere baktığımızda, İslam'ın hemen hemen, öngördüğü, bütün kurum ve kurullar, değişik isimler altında, orada örgütlenmiş ve kurulmuş vaziyettedir. Mesela, bütün ülkelerde, bir Milli Güvenlik Konseyi vardır, veya kurulu vardır, veya işte askeri şura vardı, malum toplanırdı, kimin komutan olup, kimin komutan olmayacağına karar verirdi, ve askeri şura hala da toplanıyor, hala da kimin orgeneralar, kimin korgeneral olacağını, kimin albaylıktan orgeneral ile terfi edeceğini,
o şura tespit ediyor. ve o şuradan geçiyor bütün kararlar, ve hiç kimse de, daha önce öyleydi, şimdi nasıl bilmiyorum, o şura kararlarını, mevcut mahkemeye götüremiyor, ve mahkemede hakkını koruyan, hakkını arayamıyor. Şura kararı ile, emekli olan bir paşa, emekli oluyor. Hayır, ben emekli olmak istemiyorum, ben daha duracaktım, deme, lüksüne sahip değildi, önceden, şimdi nasıl bilmiyorum, bunu da açıkça söyleyeyim. O yüzden demek ki, bu tip şuralar, demokratik cumhuriyet dediğimiz, bütün her yerde var, ve o her yer, o şura kararlarıyla, birisini görevden, vazifeden atma, önceden askerlerde, polislerde de, böyle bir şura vardı, polislerde, örneğin, polislikten atıyordu o kimseyi, veya komiserlikten atıyordu, veya müdür adam, onun işine son veriyordu, meslekten ihraç ediyordu, ve bunları da, normalde mahkeme kapıları kapalıydı, ve neydi, adı demokratik cumhuriyeti, veyahut da bir kimse, ona göre dizayn edildiğini söyleniyordu,
ve genelkurmay başkanlarının, üç kuşak, dört kuşak, beş kuşak, altı kuşak öncesi, genelkurmay başkanının dahi, tespit edildiğini, ve ona göre dizayn edildiğine dair, söylentiler vardı, halkın içerisinde, demek ki, böyle bir, örgütlenmeler var, ve bu örgütlenme, anayasada, geçtiği için, hukuki görülüyor, ama bunun demokrasiye, aykırılı olup olmadığı, mevcut dünya demokrasilerine, aykırılıp olmadığı, hiç bakılmaksızın, devam ediliyor, bunu eğer, İslami daireden, İslami noktadan, ele alacak olursak, bir sıkıntısı var mı?
Hayır, İslami de olarak, bu örgüt, veya bu şuuralar kurulabilir mi? el cevap, evet, ama İslami olunca, tu kaka oluyor, ama adı, demokratik cumhuriyeti ise, tu kaka olmuyor, o yüzden, bu şuuralarda, öğüt veriyorlar mı? Evet, işlevleri olarak, onlar bir kanun çıkarabiliyorlar mı? Hayır, bir yasa çıkarabiliyorlar mı? Hayır, ama bir öğüt verme, veyahut da bir nasihat verme, veyahut da bir öneri koyma gibi, işlemleri var mı? işlevleri var mı? Evet, o yüzden 28 Şubat çok tartışılmıştı, 28 Şubat kararları da çok tartışılmıştı, neden? Çünkü, Milli Güvenlik Kurulu, o günkü hükümete, tavsiyelerde bulunmuştu, ve o günkü hükümet, o tavsiyelere, uymak zorunda kaldı, yasa mıydı? Değildi, bakın, yasa mıydı? Değildi, kanun muydu? Değildi, ve o tavsiyelere uyarak da, Necmeddin Erbakan Hoca, Başbakanlıktan istifa edip, işte benim yerime, onun sonra, iki ortağız biz, benim yerime Tansu Çiller olacak, dediğinde, dönemin Cumhurbaşkanı, kendince, benim,
benim nazarımda, kendince, bir darbe yaptı, yani, çok az grubu olan, Mesut Yılmaz'a, başbakanlık, görevini verdi, ve bunu da yaparken, dedi ki, ben çoğunluğuna, uymak zorunda değilim, ben, başbakanlık görevini, istediğim kimse, hükümet kurmaya, görevini, istediğim kimseye, veririm, o kimse de, hükümeti kurar, veya kurmaz, dedi, ve halkın, büyük, oyun, büyük eksiretiyle, iki parti, en fazla oy almasına rağmen, ve parlamentoda da, en fazla millet meclisine, milletvekiline, sahip olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı aldı, bir başkasını,
burada, hükümet başkanı olarak atadı, ve hükümet başkanı olarak, atadığında da, ne yaptılar, bazı milletvekillerini de, devşirdiler o tarafa doğru, ve, üçüncü, parti olan, o günkü, ANAP, Mesut Yılmaz'ın, başkanlığında, hükümet kurdu, ve, 28 Şubat kararlarını, uyguladı, tabi, ardından, devletin, ekonomisi çöktü, siyaseti çöktü, hukuku çöktü, kimse buna bakmadı, şimdi, demek ki, yani, biz onlara, öğüt verme gibi olarak, algılarken, Türkiye'deki uygulamada, öğüt verme olarak, değil, emir verme olarak, nitelendiriliyor,
o yüzden, İslami, şuralar da, öğüt verecekler, emir değil, ama, bugüne kadar, Osmanlı'dan sonra, Osmanlı'yı da, ben, İslami bir, devlet, sistemi, İslami bir devlet olarak, görmüyorum, bunu görmediğimde, söylediğim, Selçuklu'yu da görmüyorum, Emeviler de görmüyorum, Abbasiler de görmüyorum, ha, yakini olabilir, bunların içerisinde, dört halife dönemine, en yakın devlet sistemi, Osmanlı'dır diyebiliriz, ondan öncesi, Selçuklu'da diyebiliriz, ben, tam olarak, konuya, vakıf olmamakla beraber, çünkü ben bir tarihçi değilim,
bu konuda, bir hukukçu değilim, ben bu konuda, uluslararası, siyasetçi değilim, işte ne bileyim, ben bir siyaset akademisi de, bitirmedim, böyle bir iddiam yok, ama bu benim kendi şahsi görüşüm, kendi fikri edinimlerimle, yola çıkaraktan söylüyorum, İslam'a en yakın, zamanın içerisinde, en yakın devlet olarak, nitelendirilebilir mi? Zaman zaman, belli dönemler içerisinde, evet, ama orada da bu şuralar, bu kurallar olmuş mu? Evet, bunlar, herhangi bir, İslam'a karşıtlığı var mı? Yok, böyle olabilir mi? El cevap olabilir. Devam ediyoruz. Peki, şuurayı kimlerden oluşturacağız? Soru işareti. İslami düşünce, Kur'an'ın bir ayetine göre, ehlül hal ve ehlül akt adı verilenlere bağlama, ve çözme gücüne sahip kişilere atıf yapar.
Çağdaş metinlerde, üç grubun rekabet halinde olduğu görülür. 1- Din adamları, yani ulema, bunlar İslamcıların hep ortadan kaldırmaya çalıştıkları ikili düzeni, ruhban ile cemaat arasındaki ikiliyi yeniden devreye sokarlar. 2- Cemaatin bütünü, bu genel oyu haklı çıkarmaktadır. Ancak günümüzde İslamcıların pek çoğu tarafından hiç sevilmeyen batı demokrasisini çağrıştırır. 3- İslamcı aydınlar, yani çağdaş İslam'ın aydınları ve militanları. sosyalizlik açıdan bakıldığında bunların hemen hepsi de layıktır. E- Sivan radikal İslam.
Şimdi bu ehli akıt kimlerden olmalı, nasıl olmalı, nasıl oluşturulmalı bunlar? Evet, bunlarla alakalı değişik görüşler olmuş, değişik bu konuda öngörüler olmuş. Baktığımız zaman, işte son dönem soruyu yazan kimsenin tabiriyle söylüyorum, işte İslamcılar, cemaatin müddünü, din adamları veya ulemalar arasında, işte böyle zaman zaman çatışmaya, fikri çatışmaya, zaman zaman böyle değişik söylemlerle çatışmalar olmuş mu?
El cevap olmuş. İslam dünyasının içerisinde, mesela tefsirciler, fıkıhçılarla, fıkıhçılar, hadisçilerle, işte veya ta sufilerle, diğerleri gibi zaman zaman fikirsel çatışmalar hep olmuş mu? Olmuş. Bugüne süre gelen çatışmalar hala daha var mı? Var. Mesela sufilerle, işte bir kısım dar dairede durulan fıkıhçılarla çatışmalar olmuş mu? El cevap olmuş. Bugün de İslam dünyasında şimdi böyle kendisini aydın gören, entelektüel gören kimseler var. Bu kimseler hadisleri inkar ediyorlar, ayeti kerimeleri tarihsel görmeye çalışıyorlar. Bunlarla da çatışma var mı şu anda? Evet var. Veyahut da İslam dünyası şu anda gerçek manada sufiliği yaşamaya çalışan, sufiliğin kendi içerisindeki Kur'an ve sünnete dayalı anlayışını yıkmaya çalışan insanlar var mı?
Ne yazık ki var. Hatta siyasilerle bunlar kol kola girip sufilerin üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışıyorlar mı? Evet. Çünkü bu kimseler ne yazık ki mevcut tırnak içerisindeki düzenin insanı değiller. Gerçek manada tırnak içerisinde bu kimseler dünya üzerindeki mevcut düzenlere karşı savaş açmış, onlara karşı duran kimlikteler. Böyle bir inanışa sahipler. Çünkü neden? Çünkü dünya üzerindeki bütün her şey deccalist sisteme, kapitalist sisteme dönüştürülmüş. Din de kapitalistleştirilmiş. Ne yazık ki insanlar tarafından, insanlar eliyle. Yani bu kendilerini entelektel görenler, kendilerini belli bir dairede, belli bir seviyede görüp de sufileri beğenmeyenler, kendilerini sufilere karşı savaş açmışlar mı? Evet.
Bunu genelde siyasiler yapıyorlar. Sebebi de şu. Çünkü siyasiler kendilerinin eleştirilmesini, kendilerinin uyarılmasını, kendilerinin gözünün üstünde kaşın var denilmesini istemiyorlar. Ama gerçek sufiler bu konuda cesaretli olduklarından, onları gözünün üstünde kaşın var deme cesaretleri bulunduğundan, ve aynı zamanda da gerçek sufiler, gerçekten ve gerçekten sufili yaşıyorlarsa, koyun değiller, güdülmüyorlar. Öyle olunca da onlar güdülen insanlar istiyorlar. Veyahut da bu ulema dediğimiz kimseler, güdülen insanlar arıyorlar. Veyahut da bu İslami aydın gibi görünen kimseler, güdülen insanlar istiyorlar. Güdülen insanlar olunca, onların işlerine yarıyor. Onlar oy zamanı geldiğinde oylarını atacaklar. Yürüyün dediklerinde yürüyecekler.
Oturun dediklerinde oturacaklar. Böyle bir sistematiğin içerisine koymak istiyorlar. Tarih boyunca sufiler böyle bir sistematiğin içerisine girmemişler. Bakın sufiler diyorum. Özellikle sufileri söylüyorum. Tarikat erbabını demiyorum. Çünkü tarikat erbabı, bu öyle su yoluna girer mi? Girer. Örneğin işte seçimlerden önce ne zaman görülmüş ki bir kısım tarikat erbabının kalkıp da biz filanca siyasi partiyi destekliyoruz diye açıklamada bulunmaları. Veyahut da ne zaman görülmüş ki kendisine ehlibeyt hizbi görüp biz Türkiye'de filanca partiyi destekliyoruz deyip de açıklaması gibi. Yani normalde bunlar ne ehlibeyt topluluklarına yakışacak bir şey daha da bunu açık bir net bir şekilde söyleyeyim. Mesela Türkiye'deki Alevi toplumun önderleri kalkıp da seçimlerden önce biz X partiyi destekliyoruz diye açıklamada bulunmaları kendi bulundukları dairede, kendi bulundukları ortama uygun bir davranış değil.
Veyahut da Türkiye'deki tarikat yapılanmalarının bilhassa nakşibendilerinin kalkıp da seçimlerden önce işte biz filanca partiyi destekliyoruz, filanca partiye desteğimiz orada, oyumuzu oraya atacağız gibi söylemeleri aslında sufi literatürüne uygun değil. Bunu da böyle cesaretle söyleyebilecek, ifade edebilecek Türkiye'de insan çok az. Sebep? Korkuyorlar çünkü. O yüzden bu İslamcı aydınlar diye nitelendirdiğimiz Türkiye'deki böyle kendince okuması yazmış olanlar Sufilere savaş açıyorlar. Bu İslamcı aydın gibi gördüğümüz Ali Şeriatı'cılar örneğin. Bunlar Sufilere savaş açıyorlar. Ali Şeriatı'yı inceleseler o zaman belki de savaş açmayacaklar.
Veyahut da Selefi Vahabiler Sufilere savaş açıyorlar. Bakın Sufilere savaş açan enteresan gruplar bunlar. Bunların Sufilere savaş açmalarının sebebi Sufilerin kendilerince kendilerine ölçü olarak, kendilerine doktrin olarak Kur'an ve sünneti seçmeleri. Bizim için ölçü Kur'an ve sünnettir. Sonra imamların iştahı, sonra ilk Sufilerin yoludur. Bizim için X bir kimsenin sözü, bizim için Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe muteberdir. Kur'an ve sünnete uymazsa muteber değildir. O yüzden bilhassa dünya üzerinde Ali Şeriatı çizgisindeki İslamcı aydınlar ile, tarihselci olarak gören İslamcı aydınlar ile, Türkiye'de hadisleri inkar eden, İslamcı aydın görünen kimseler, gerçek Sufi yapılanmalara karşı savaş açıyorlar.
Bu tartışmalar, bu mücadeleler, bu atışmalar devam ediyor mu? Evet. Bunlar devam edecek mi? Evet. Çünkü Kur'an ve sünnetin doğrularını eğip bükmek, Kur'an ve sünnetin emirlerini yumuşatmaya çalışmak, eğip bükmeye çalışmak bunların işi. Çünkü bu tırnak içerisinde İslamcı aydın gibi görünen kimseler, gidip bir siyasi hizbin peşine takılıyorlar. Ve o siyasi hizbin peşine takılıp öyle yürüyorlar. Selefi Vahabilerin de veyahut da Selefi akımında en büyük önündeki engellerden birisi de, Suud-Arabistan'ın yönetim biçimidir. Bu Selefi Vahabiler az önceki ikinci yol olan veliaat tayin etme yolunu o yüzden çok öngörürler. Ve derler ki veliaat tayin ediliyor. O yüzden Suud-Arabistan'ın veyahut da krallıkla yönetilen Ürdün gibi o devletlerin yönetim biçimini şeriat olarak bize aktarmaya çalışırlar.
Değil, kıymetli dostlar ne Afganistan'da şeriat bir devleti kuruldu, ne İran'da bir şeriat devleti kuruldu, ne de Suud-Arabistan'da bir şeriat devleti var, ne Ürdün'de bir şeriat devleti var. Dünya üzerinde hiçbir yerde bir şeriat devleti yok benim bildiğim. Benim yakın dairemde yok. Ben yakın daireye, yakın tarihe baktığımda işte bu devletlerin içerisinde şeriat'a uygun bir devlet olarak gördüğüm bir yer yok. O yüzden ne Afganistan'da, ne işte Pakistan'da, ne Suud-Arabistan'da, ne Mısır'da, ne de İran'da, ne de Türkiye'de İslami bir devlet yapılanması yok. Bunun altını çizelim. Şimdi böyle olunca bu hani bu üç grup değil, dört grup, beş grup, altı gruba çıkarabiliriz. Herhalde bu E-Sivan bunu yazarken belki de bundan on yıl, on beş yıl önce, yirmi yıl önce bu tespitleri yapmış olabilir.
Bugün baktığımızda hani ehli, aktı, biz şuurayı kimlerden oluşturacağız? Bu oluştururken İslam'ın kendi içerisindeki fikirsel parçalanmanın veya kendi içerisinde birbirine karşı olan acımasızca vuruşlarının olduğu bir zamanda bunu tespit etmek, bunu yakalayabilmek güç mü? Gerçekten güç. Evet. Bakın, bugünkü zaman için bu gerçekten güç mü? Bugün için gerçekten güç. Sebep, çünkü İslam dünyasında dışarıdan beslenen, dışarıdan beslenen, ne yazık ki böyle denyası bozulmuş, organizması bozulmuş, tırnak içerisinde aydınlarımız çok. O yüzden çatışma var. Bunlar neden dışarıdan beslenmiş? Bunlar İngiltere'de eğitim görmüşler. İngiltere'de Masonik bir eğitim almışlar.
İngiltere'de Darwinist bir eğitim almışlar. İngiltere'de, Amerika'da, orada burada değişik yerlerden zehirlenmişler. Değişik yerlerden hormonlu bir şekilde beslenmişler. Bir kısmı gitmiş, 3 bin dolar, 5 bin dolar, 10 bin dolar hala da onlardan maaş alan, hatta Amerika'ya sığınan, İngiltere'ye sığınan, Kanada'ya sığınan, tırnak içerisinde İslami entelektüel görünen kimseler var. Bunlar içinde bulundukları devletlerin gizli örgütleri tarafından korunmuş, muhafaza edilmiş, gerektiği zaman kendi ülkelerinde darbe yapılması için, ortalık karıştırılması için beslenen kimseler. Ben bunu zaman zaman örnek olarak veriyorum. İmam Hümeyni'nin İran'a nereden geldiğine bakarsanız bunu daha iyi anlarsınız.
Veyahut da Irak'ta İngilizlerle oradaki Müslümanlar Irak işgalinde çatışırken, Sistani'nin nereden geldiğine bakarsanız ve Sistani'nin gelip de oradaki sadrı nasıl durdurduğuna baktığınızda bu meseleyi anlarsınız. Veyahut da zamanın en büyük Çeçen mücahid, mücahidinin komutanının sonra İngiltere'den oturum alıp İngiltere'de bir kazada, lüks bir villada İngiliz maaşıyla geçindiğine baktığınızda bunu daha iyi anlarsınız. Veyahut da işte Almanya'da kurulan, işte Anadolu İslam Federe Devleti nerede kuruldu? Almanya'da kuruldu. İşte oradan tahtadan üç beş tane tüfek, ondan sonra bamyadan fişek, kargıdan tüfek, orada yürüyüş yap. Ne? Yıkmaya, yıkmaya, yıkmaya geliyoruz de. Kim besledi bunu? Almanya besledi. Kim bunun böyle sesini çıkarttırdı? Almanya çıkarttırdı.
Bizi çok sevdiğinden mi? İslam'ı çok sevdiğinden mi? İşte bunlar hep çatışmaları örgütleyen, çatışmaları düzenleyen, çatışmaları İslam dünyasının içerisinde derinleştiren unsurlar. Kimler bunlar? Batı emperyalistleri. Bugün örneğin hadis inkarcısı neydi o bir tane böyle adam var YouTube'dan yayın yapıyor, babası oğlun oğulluktan reddetmişti. Salim neydi? Hatta mahkemelikiz biz onunla. Bizi bana da hakaret ediyor. Edip Yüksel. Edip Yüksel nerede? Amerika'da. Bunu kim finanse ediyor acaba? Edip Yüksel Amerika'da. Sahte peygamber vardı. Peygamberliğini ilan ediyordu. Vefat etti, öldü, geldi, Bursa'ya gömüldü. Evran'a solu.
Neredeydi? Amerika'da. Fethullah Gülen nerede? Amerika'da. Bakın şimdi bunlara baktığımızda biz, bunlara baktığımızda veyahut da Mısır'da, Abduh nereden geldi? İngiltere'den geldi, Fransa'dan geldi. Yani baktığımızda biz bunlara, yani İslam dünyasındaki çatışmaları, İslam dünyasındaki ayrılıkları derinleştiren kimselerin, hepsi de emperyalist batının kucağında büyüyorlar. Hepsi de. Bakın büyük bir çoğunluğu. Bunlar bizim önümüzde bir de mesela Ali Şeriat'ı neredeydi? Batı'daydı. İslamcı aydın olarak geliyor. Ve Türkiye'de işin enteresan noktası, böyle parti ismi de vereyim, çok vermek istemiyorum ama Ali Şeriat'ı hem eski Refah Partisi, şimdi yeniden Refah Partisi olan partinin içerisinde, hem de AK Parti'nin içerisinde, Ali Şeriat'ının fikirlerini destekleyen, Ali Şeriat'ı ilahlaştıran, putlaştıran, Ali Şeriat'ı ruhanileştiren kimseler var.
Ali Şeriat'ı hastası bunlar. Ali Şeriat'ı böyle yere göğe sığdıramıyorlar. Ya Ali Şeriat'ı baktığınızda, hadisin karşısı bir kimse. Ali Şeriat'ı yerden yere vurursun fikri olarak, Kur'an-ı Sünnet tarihinde baktığımızda. Ama bizim içimizde yer ediniyor. Ve bunlara baktığımızda, bu tip insanlar var olduğu müddetçe, bu çatışma devam edecek mi? El cevap edecek canım kardeşlerim. Bakın el cevap edecek. Çünkü ortak nokta, Kur'an ve Sünnet ise, İslam dünyası ortak nokta olan Kur'an ve Sünnet'te birleşmediği müddetçe, birbirleriyle çatışmaya devam edecek. Hadis inkarcıları, komple hadisleri inkar ettiği müddetçe, çatışma devam edecek. Kader inkarcısı, kadere imanı reddediyorsa bir kimse, onunla çatışma devam edecek.
Veyahut da siz kalkıp da kabir azabını reddediyorsanız, hadislerle sabit olan kabir azabını reddediyorsanız, veyahut da siz mahşeri reddediyorsanız, hesabı kitabı reddediyorsanız, cenneti cehennemi reddediyorsanız, o zaman çatışma devam edecek. Siz Sünnet-i Sene'yi reddediyorsanız, fiili Sünnet-i Sene'yi reddediyorsanız, çatışma devam edecek. Siz kalkıp da Suudi Arabistan'ın yönetim biçimini bize naif, güzel, süslü göstermeye çalıştığınız müddetçe çatışma devam edecek. Veya siz bugünkü Mısır'da mevcut Sistani'yi bize güzel göstermeye çalışırsanız, bu çatışma devam edecek. Veyahut da ama Müslüman kardeşlerin, ama Hizbül Tahrir'in, ben sizi Pakistan'a, Hindistan'a kadar götüreyim, değişik kesimlerin, değişik yanlışlıklarını ve eksikliklerini bize doğruymuş gibi aktarmaya çalışırsanız, çatışma devam edecek.
Veya Sufilerin içerisinde, kendilerince Kur'an ve Sünnet'e uymayan, Kur'an ve Sünnet'in dışında, bir kısım edep, adı altında, bir sürü ritüeli, bize Kur'an ve Sünnet'tenmiş gibi, Sufil'in genel adabından, Erkan'ındanmış gibi dayatmaya kalkarsanız, çatışmalar hep devam edecek. Ha, benim bir tezim de şu, bunlarla çatışa, çatışa, çatışa, 250 yıllık sapkınlıktan kurtulup, Allah-u Alem biz doğruyu bulacağız. Ben ona inanıyorum. Çatışmaya devam edeceğiz. Yani çatışmaya devam edeceğiz derken, biz Kur'an ve Sünnet'e haykırmaya devam edeceğiz. Biz, Kur'an ve Sünnet tarihesindeki imamların bugüne göre, bugün için yaşanabilir fıkıhı ölçülerini nasihat etmeye devam edeceğiz. Bakın, yaşanabilir. Yaşanabilir fıkıhı ölçülerini. Sebep, imamların bazı iştahatları var.
Ben de uygun görmüyorum. Bu zamanda yaşanabilecek noktada değil. Neden? Onların yeniden iştahat edilmesi lazım. Yeniden onların konuşulması lazım. Buna hemfikirim. Ama iştahatı reddetmek, komple mezhepleri reddetmek buna hemfikir değilim. Ama siz birisi kalkar da, işte imamların yaşanan, bugün yaşanması zor olan bazı iştahatların örnek gösterip, mezheplerin tamamının dibine kibrit suyu dökmeye kalkarsanız, deriz ki kardeşim yok, hayır buna hakkınız yok derim ben. Veyahut da ben işte canım kardeşlerim, hadis kitaplarına geçen hadislerin hepsini ben sahih olarak nitelendiriyorum. Ve ben böyle iman ediyorum dediğinde, birisinin de kalkıp cahilane bir şekilde, sen işte Kur'an'ın yanında yeni bir kitap mı oluşturuyorsun deyip de cahilane çıkışı olduğu müddetçe biz onunla çatışırız.
Ve cahil adam, Kur'an ve sünnet diyen bir adamı, sünnet-i seniyenin veyahut da hadis-i şeriflerin ben hepsini de sahi olarak kabul ettim demek, Kur'an demek mi? Geri zekalı şey. E sonra, ya başındaki sarıkta böyle söylüyor, ne yapayım? Geri zekalı ya, sen üstün zekalı mısın diyeyim. Ne yapayım? Cahil adama sen çok bilgilisin mi diyeyim. Ne yapayım? Yani cahilliğini dahi bilmeyen, zır cahil, kara cahil bir kimseye sen çok biliyorsun deyip, alkışlayıp ilme mi hakaret edeyim? Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu çatışmalar devam edecek. Veyahut da siz kalkıp da işte şirin görünmek için eşcinselliği överseniz, siz şirin görünmek için kalkar da işte Lut Aleyhisselam'ın kavminin yaptığı o pislikleri, o cinayetleri uygun görmeye kalkarsanız, çatışırsınız canım kardeşim, çatışırız.
Kur'an ve sünnetin dışında heva ve hevesinizden gelen, batıldan gelen bir şeyi, haktanmış gibi bizim önümüze koyarsanız, çatışırız canım kardeşim. Siz adaleti konuşmanız gerekirken, siz doğruluğu konuşmanız gerekirken, siz insanlar açlıktan ölürken, açlığı konuşmanız gerekirken, siz insanlar yüz kusur bin tane kadın bilmem ne evlerinde çalışıyor, yüz kusur bin tane Türkiye'de kadın bilmem ne evlerine girmek için izin beklerken, siz iki tane kadın cinayetini öne koyup, kadın cinayetlerini öne çıkarıp, kadınların fuhuş yapmasını, tenlerini satmasını görmezden gelirseniz,
çatışırız canım kardeşim. Hiçbir kadının, hiçbir çocuğun ölmesini istemem. Hiçbir insanın haksız yere ölmesini istemem. Oradan da bunu çıkarmaya çalışmayın. Ama kıymetli dostlar, sizler normalde hiçbir kadın ölmesin. Ama iki yüz bin tane fuhuş yapan Türkiye'de kadını görmezden gelirseniz, çatışırız. Ülkede fuhuş son on yılda yüzde bin yedi yüz arttıysa ve siz buna kör kalıyorsanız, bunu görmemezliğe geliyorsanız, oturup da siz namazda eller kulağa değdi mi, değmedi mi tartışmasına girdiyseniz, çatışırız sizinle biz.
Ülkede uyuşturucu kendi başını alıp gitmişken, ülkede uyuşturucu almış başını gitmişken, uyuşturucu yaşı on ikiye, on bire düşmüşken, ülkede fuhuş yaşı on beşe düşmüşken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesinde fuhuş yaşı on beş, uyuşturucu yaşı on üçe düşmüşken, siz kalkıp da kavanozdan devesiydiğini koyup masanın üzerine, televizyonlarda devesiydiğini tartışıyorsanız, biz sizinle çatışırız. Çatışırız. Siz bunları görmüyorsanız, bunları görmek istemiyorsanız, sizlerle çatışırız. Bakın çatışırız. Varoş mahallelerde açlık yaşayan, varoş mahallelerde eğitimsiz olan, varoş mahallelerde uyuşturucuya, fuhuşa, töröre maruz kalan genç çocukları görmeyip de, siz gidip lüks villalarda, lüks dairelerde, lüks arabalarda keyfinize keyif çatıyorsanız, lüks kafelerde, lüks restoranlarda, otellerde keyfinize keyif çatıp, siz orada İslam'dan bahsediyorsanız, biz sizlerle çatışırız.
Biz çatışırız. Siz belediyelerden kendi arsalarınıza özel, kendi mülklerinize özel, imar planları çıkarıyorsanız, ve kendi üç liraya aldığınız arsayı, otuz liraya satmak için, İstanbullarda uğraşıyorsanız, lüks otellerde uğraşıyorsanız, sizinle çatışırız. Sizin İslam'ınızla da çatışırız. Bizim anladığımız İslam, bizim inandığımız din, o değil çünkü. Sizlerle biz çatışırız. Siz siyaseti, siz bürokrasiyi, siz geldiğiniz makamı, mevkii, siz geldiğiniz konumu, durumu, kendinize maddi menfaatlar devşirir de, etrafınızdaki insanları devlette, belediyede, orada, burada, makamları, mevkileri peşkeş çekerseniz, ve bunu da tırnak içerisinde, din algısıyla yaparsanız, sizlerle çatışırız.
O yüzden biz ortak noktada buluşamayız. Evet. Siz, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz, ayeti kerimesini inkar edecek halde gelip de, işte dinden ücret kazananlara, siz böyle neden ücret alanlara, neden böyle kızıyorsunuz, neden böyle bağırıyorsunuz, yok işte imamlar ücret almayacak mı, müftüler ücret almayacak mı, profesörler ücret almayacak mı, yok işte şunlar ücret almayacak mı, yok şey efendiler nereden geçirecek, yok dergalılar nereden geçirecek deyip de, sizden ücret istemeyenler peşinden gidiniz, ayeti kerimesini siz,
eğip bükmeye kalkarsanız, çatışırız canım kardeşim. Biz çatışmaya da razıyız. Korkumuz da, çekintimiz de yok. Çatışmaya devam ederiz. Hak, hakim gelinceye kadar biz çatışmaya devam ederiz. O yüzden asla ve asla bu çatışmalar durmaz. Bitmez. Sebep, yani birisi gelecek, selefi, vahabili bize dayatmaya kalkacak. Neden? İşte diyecek ki, siz seçimlere evet diyorsunuz, seçim Avrupa'dan gelme, demokrasiden gelme, sen de evet dedirttiğin için, seçimlerde de evet oyu attırdığın için, sen de küfür eylesin diye bana fetva vermeye kalkarsa, seninle de çatışırız canım kardeşim. Çatışırız. Sen seçime küfür adeti dersen, seninle çatışırız. Sen seçime küfür adeti derken, Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali Efendilerimizin, hilafete geçiş sistemine, küfür dediğin için, seninle çatışırız.
Sen küfre giriyorsun nasıl? Sen bırak, Suud'u korumaya çalışma. Din Suud demek değil. Sen Suud'u prensleri korumaya çalışma. Din Suud demek değil. Koruma kardeşim, Kur'an ve sünneti söyle bize. Kur'an ve sünneti söyle. Biz, çatışmaya razıyız. Kabullenmeyeceğiz. Ben kendi nefsim için söylüyorum, kanımın son damlasına kadar, kanımın son damlasına kadar. Kur'an ve sünnet neyi emrettiyse, ben onu haykırmaya devam edeceğim. Kur'an ve sünnetin dışında neyi görüyorsam, nerede bir çarpıklık, nerede bir sapkınlık varsa, nerede bir eksiklik, nerede bir noksanlık varsa, ben bunu anlatmaya, bunu haykırmaya devam edeceğim. Devam edeceğim. Rahatsız olacaksınız. Koltuklarınızda, lüks koltuklarınızda oturamayacaksınız.
Oturamayacaksınız. Hakkımızda bir sürü dedikodu, laf küf yapacaksınız, yapacaksınız. Hiç umurumuzda değil. Hiç de umurunda değil. Hiç de umurunda değil. Rezzak olan Allah, galip olan Allah, kuvvet sahibi Allah, kudret sahibi Allah, vekilimiz Allah, sahibimiz Allah, hasbinallahu enimel vekil, hasbinallahu enimel vekil, hasbinallahu enimel vekil. geldik bu dünyadan göçüp gidiyoruz. O yüzden dünyanın krallarından korkumuz yok. Hazreti Mevlana'nın dediği gibi, bir sinek, sidin üzerindeki saman çöpünün üzerine çıkmış, kendine kaptanı derya zannediyor. bu cife olan dünyanın üzerinde kendisinde bir varlık gören, varlık gören, bu cife dünyanın padişahı zanneden kimseler, bizi korkutmaya muhtedir değiller.
O yüzden şimdi şu rakimlerden oluşturacağız, biz yine ilme dönelim. Bu çatışmalar olacak mı? El cevap olacak. Olsun zaten. Hak yerini buluncaya kadar olsun. Hak yerini bulsun. Sebep, bu insanlar uyansınlar. İslam dünyası kendine gelsin. Emperyalistlerin çizmesinin altında inim inim inlemesin. Adam sabahleyin erken kalkıp bombalıyor. Bir ülkeyi yerle bir ediyor. Ve İslam dünyası hala da kendinde değil. İsrail, Filistin denilen o bölgeyi komple işgal ediyor. İslam dünyası uyuyor. Komple. Ve gitmiş insanlar kendi koltukları, kendi koltukları, kendi bakanlıkları için İsrail'le anlaşmanın yolunu arıyorlar. Sisi gibi. İsrail'le anlaşmanın yolunu arıyorlar.
Suudi Arabistan gibi. İsrail'le anlaşmanın yolunu arıyorlar. Bahreyn gibi. Yazık. Ve bu yönetimler, İslam dünyasının başında olduğu müddetçe çatışmalar devam edecek. Ve Müslümanların içerisinde, İslamcılar, özür dilerim, Müslümanların içerisinde, Amerikancılar, Rusçular, Çinciler, Fransızcılar, İngilizciler olduğu müddetçe çatışma devam edecek. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. Evet. Ehli akt veyahut da şuurayı kimlerden oluşturacağız? oluşturacağız ve ehli akt olarak kimleri seçeceğiz? Öyle ya. Şimdi, Kur'an-ı Kerim'de, Nisa Suresi, Ayet 59, Ey iman edenler, Ey müminler! Allah'a itaat ediniz, Resulüne ve sizden olan Ulu'l-Ulu'l-Emre itaat ediniz.
Bu ayet-i kerime var ya, mümkün olsa, emperyalist batı, bu ayet-i kerimeyi Kur'an'dan çıkaracak. Fransa'da tartışılan, en önemli ayet-i kerimelerden birisi bu. Sebep? Çünkü burada, sizden olan Ulu'l-Ulu'l-Ulu Emre'ye itaat ediniz, emir var. Ulu'l-Ulu'lu'lu emre itaat ediniz yok. Sizden olan Ulu-lu'lu emre. Allah'a itaat edin. Kur'an-ı Kerim, Resul'e itaat edin. Hadis-i şerifler, Ulu'lu emre, sizden olan Ulu'lu emre itaat edin. Sizden olan. Sizden olan deyince, bütün Ulu-lu emre olan, alimler, idareciler, hepsi de İslam olmak zorunda. Başka bir ayette de diyor ki şayet onu peygambere sallallahu aleyhi ve selleme ve onlardan müminlerden emir sahiplerine, ulul emirlerine döndürmüş yani onlara müracaat etmiş olsalardı o haberi arayıp yayanlar bunu elbette onlardan öğrenirlerdi. Nisa
83. Yani bir mesele var, bir konu var bu konuyu nereye götüreceğiz biz? Peygambere ve onlardan yani ulul emre, bizden olan ulul emre götüreceğiz. Başka bir kimseye değil. Bakın burası çok önemli. Biz bir problemi Allah'a Resulüne ve bizden olan ulul emirlerine götüreceğiz. Yani başka bir kimseye değil. Yani Birleşmiş Milletlere değil. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne değil. Dikkat edin bunlara. Ya bizden olan emir sahiplerine böyle olunca o zaman orta yere bir ulu bu şuura ile alakalı genel bir daire çıktı. Genel bir daire ne? Bizden olacak bunlar. Yani İslam olacaklar. Yani Kur'an ve Sünnet'e iman etmiş olacaklar.
Yani bizden olacaklar. Yani kalkıp da bir Hristiyan'ı, bir Yahudi'yi, bir Mason'u, bir dönmeyi biz kalkıp da ulul emir olarak seçemeyiz. Bakın, biz seçemeyiz. Müslüman olarak. Biz kalkıp da domuz etini yiyen ve domuz etini helal gören bir kimse ulul emir olarak seçemeyiz. Biz onu belediye başkanı olarak seçemeyiz. Biz bizden olan emir sahibi olduğunda biz onun namaz kılmasını göreceğiz. Biz onun oruç tuttuğunu göreceğiz. Biz onun Kur'an ve Sünnet'i kendisine bir ölçü olarak aldığını göreceğiz. Bizden olan ulul emir sahibi olacak o kimse çünkü. Bunu bütün idareciler, bütün yöneticiler için tırnak içerisinde İslam'ın emri bu. Bunu biz bulmak zorundayız. Sünnet'ten delil ne? Hadis-i Şerif, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyuruyor.
Kavimlerine, haklarında olan şeylere vekalet etmeleri için bana kendinizden 12 başkan çıkarın, seçin. bu ikinci akabe biatında Ensar'a söylenmişti. Yani, dedi ki, siz içinizden 12 tane başkan seçin, siz 12 tane bir akil kimse seçin, biz onlarla biz biatlaşalım. Demek ki, böyle de ne oldu? Sünnet-i Seniyye'den de bir ölçü çıktı. Şura'da girecek olanın o zaman birinci önemli özelliği ne oldu? İslam olması yani. Ve, İslam beldelerinde her idareci için temel şarttır bu. İslam ülkelerinde ve İslam beldelerinde her idareci, idareci seçilecek olan bir kimsenin İslam olması birinci şarttır. Müslüman olmayan bir kimsenin, Müslümanların başına idareci olması caiz değildir.
Bütün mezheplerde, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli dört mezhebin dördünde de o kimsenin İslam olması lazım. Şiada da İslam olması lazım. Vahabilerde de İslam olması lazım. O yüzden İslam olmazsa yönetici seçilmesi mümkün değil. O zaman ayet-i kerime Nisa 141 Allah kafirlere müminler üzerinde hakimiyet için bir yol kılmayacaktır. Bakın o zaman müminlerin başında hakimiyet olarak kafirler olması mümkün değil. Bir kafirin Müslümanın başında idareci olması mümkün değil. Onun şuuraya seçilmesi mümkün değil. İslam olarak söylüyorum bunu. Çünkü hiçbir kafir hiçbir Müslümanın üzerinde idareci olamaz. Ebni Münzir diyor ki kendisinden ehli ilim diye bahsedilen herkes kafirin Müslüman üzerinde idareci olamayacağını icma etmişlerdir.
Bu konuda Ümmet-i Muhammed'in üzerinde icma toplu bir fikir var mı? Evet. O zaman bir Müslümanın başına kafir bir idarecinin olması mümkün değil. İkinci şartı ne? Ehli sünnetin akıl sahibi olması lazım. Akılsızları idarecileri caiz değildir. ister akılsızlık güluğa ermemiş küçüklükten dolayı olsun ister aklın tamamını yok eden veya noksanlaştıran bir arızadan dolayı olsun bu birdir. Şimdi sarhoş edici unsurlar insanın aklını alıyor mu? Alıyor. O zaman içki içen uyuşurucu kullanan bir kimseden de Müslümanların başına idareci olmaz. bir kimse alkol kullanıyorsa içki içiyorsa uyuşturucu kullanıyorsa o kimse Müslümanların başında idareci olmaz.
Bir kimse dünya sarhoşu olduysa o kimse Müslümanların başına idareci olmaz. Neden? Onun çünkü dünya sarhoşu da insanın aklını alır. O yüzden akılsızlara Müslümanların işlerinden hiçbir şey verilmez. Veren adam akılsızdır. Allah muhafaza eylesin. Üçüncüsü erkek olmak. Bu şimdi cinsiyetçiliği ortadan kaldırmaya çalışıyorlar ya bunların cinsiyetçiliği ortadan kaldırmaya çalışmaları eşcinselliği önermek için eşcinselliği ortaya çıkarmak için.
Erkek olmak yönetici olacaksa bir kimse Müslümanların başına erkek olmak zorunda. İslam hukukçularının büyük bir çoğunluğu genel olarak idarecilikte erkek olmaya şart koşmuştur. Bu da şu ayetten çıkıyor. Nisa 34 Erkekler kadınlar üzerine yöneticidirler. Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır. Çünkü erkekler kadınlara mallarından harcamaktadırlar. Ayet-i kerime bu. Nisa 34 Yine hadis-i şeriften bunun ölçüsü var mı? Var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adettir. Bir ülkenin, bir milletin idareciliği kadınlara düştüyse onlar helak olmuşlardır diye hadis-i şerif var. Ve Kisra'yla da alakalı bu hadis-i şerif mevcuttur. Dördüncüsü hürriyet. Bakın idarecilik şartlarının en önemli birilerinden birisi de ögelerinden birisi de hürriyet.
Çünkü bu temel bir şart. Ve şuuraya girecek olan kimseler için tam bir hürriyet gerektirir. Beşincisi adalet. Yani o kimse adil insanlar olması gerekir. Çünkü insan nefsine yerleşmiş, insana büyük küçük günahlardan sakınmayı, kişiliği öldüren müballardan bazısından kaçınmayı gerektiren bir durumdur. Adalet sahibi olmak. Altıncısı ilim sahibi olacak. Bu şuuraya girecek olan kimseler halife seçiminde kendilerini ehil kılabilecek belli bir bilgi seviyesine ulaşmış olmaları gerekir. Yedincisi görüş ve hikmet sahibi olmalı bunlar. Çünkü şeriat hükümlerini bilmeye ek olarak ehli hal vel akdin insanları insanların tabiatlarını, devlet ihtiyaçlarını bilen, isabetli bir bakış sahibi, doğru görüş sahibi olmuş olmaları lazım.
belli bir tecrübeye sahip, belli bir eğitime sahip olmaları lazım. İnsanların neye ihtiyacı var, sistemin neye ihtiyacı var, insanlar arasında ne olmalı, ne olmamalı, devletin çalışan çarkı nasıl çalışmalı, sistem nasıl olmalı, bunları bilmesi lazım. Bir de devlet başkanı seçecekse o şuura, o zaman devlet başkanının üzerinde temsil etmeye güç var mı, yok mu? devlet başkanının devlet başkanını yapmaya muktedir mi, değil mi? Bunu da bilmesi lazım. Şuraya katılacak olanların, ben kendimce böyle, daha başka maddeleri sıralamak mümkün veya bunları eksiltmek mümkün değil. şimdi kim? Kim? J. Esposita'dan alınan bir paragraf okuyoruz. Bütün Sünni İslam düşüncesi, aslında emir ve şuura kavramlarını kendisini oluşturan bireylerden bağımsız, istikrarlı bir siyasal uygulamayı ortaya koyabilecek özel kurumlara dönüştürme, anayasa çatısı alma konusunda güçlü bir isteksizliği ifade etmektedir.
Sünnilerde anayasamız Kur'andır sloganından öteye gidilmez. Yaşamanın olduğu kadar, yasamanın olduğu kadar yürütmenin de alacağı kesin biçim esasa ilişkin görülmemektedir. Çünkü Turabi'nin belirttiği gibi yürütmenin aldığı biçim ne olursa olsun bir yönetici şeriatta belirtildiği gibi her zaman hem şeriata hem de icmaya tabidir. Suni İslamcılar İranlıların tersine devlet konusunda genel olarak kuşkulu güvensiz bir tavır içindedirler. Je esposito Voices of Resurgent İslam Oxford 1983 Evet. Şimdi doğru bir tespit demişim buraya. Tespit doğru demişim. Evet tespit doğru. Ne yazık ki Sünni İslamcılar nerede neyi nasıl yapacaklar?
Nerede neyi nasıl oluşturacaklar? bununla alakalı çok böyle yaygın geniş bir yazılı bilgiye sahip değiller. Allah affetsin ben bu sorulara cevap verirken birçok kaynaktan kendimce ölçü almaya ilk etapta öyle uğraştım ama böyle çok kaynak bulamadım. Hep eleştirel kaynaklar var. bu sefer ben döndüm Kur'an Sünnet ile alakadar olmaya başladım. Ve hadis-i şeriflerden farkındaysanız bunlara cevaplar çıkarmaya gayret ediyorum. Bir de yakın tarihte benim şahit olduğum meselelerden tecrübeyle hareket ediyorum. bu Sünni İslam perspektifine baktığımızda bununla alakalı çalışmalar az mı?
Evet. Bununla alakalı bilgi birikimi az mı? Evet. Mesela bugün İslam bir devletin başında iktidar olsa yönetimsel biçimi ana hatlarıyla nasıl olacak bunu bir yerde bulmak mümkün mü? Değil. mesela örneğin Türkiye'de böyle bir çalışma yapabilir mi? Türkiye Diyanet Teşkilatı yapamaz. İlahiyat fakülteleri böyle bir çalışma yapabilirler mi? Yapamazlar. Mısır'da yapabilirler mi? Yapamazlar. Suudi Arabistan'da yapabilirler mi? Yapamazlar. Pakistan'da yapabilirler mi? Yapamazlar. Faustunus Cezayir yapabilirler mi? El Cevap yapamazlar. Bakın çok iddialı bir şey söylüyorum. Yapamazlar. Sebep her yerde sistem onların önünü tıkar.
Çünkü her yerde sistem batı ve batıcıların elindedir. Yerleşmiş. Bu tespitler, bu kısır döngü doğru mu? El Cevap doğru. şimdi ben kendi ülkeme döneyim. Tehlikeli mecralarda dolaşayım biraz. Müsaade ederseniz. 10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle anayasanın ikinci maddesinde yer alan Türkiye Devleti'nin dini İslam'dır hükmü çıkarılmıştır.
Böylelikle her ne kadar layıklık ilkesi 1937 yılında anayasaya girmiş olsa da 28'den itibaren her alanda fiilen uygulanmaya başlanmıştır. Hatta bir kısım Türkiye'deki insanlar 10 Nisan'ı layıklık günü olarak kutlarlar. Ve Türkiye'deki layıklık sürecinden az bir şey bahsedecek olursak 1921 anayasası Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslam'dır.
1924 anayasası Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslam'dır. 1924 anayasasından daha sonra 1928 yılında bir değişiklik daha yapılaraktan Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslam'dır maddesi kaldırılmıştır. Ve bir sonraki anayasa olan 1937 anayasasında Türkiye Cumhuriyeti layıklık maddesi yer almıştır. 37 21 16 yıl 16 yılda 4 sefer anayasa değişmiş.
16 yılda 4 sefer anayasa değişiyor. Karar veremiyorlar daha. Ve 1937 anayasasında Türkiye Cumhuriyeti layıklık maddesi yer almıştır. İsmet Ünen'i ve 120 arkadaşının teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi 10 Nisan 1928 tarihli toplantısında anayasanın layıkleşmesi ilkesinden hareketle anayasanın ikinci maddesinde yer alan Türkiye Devleti'nin dini İslam'dır fıkrası kaldırıldığı gibi buraya dikkat edin. 26. maddenin baş tarafında şeriat hükümlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütüleceğini belirten cümlede kaldırılmıştır. bundan başka milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı'nın yaptığı yeminlerde Allah üzerine yemin kaldırılır namus üzerine ant içilmesi şekli kabul edilmiştir. Geldik 82 anayasası.
Geleyim yavaş yavaş ya. Madde 24 Herkes vicdan dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Ne kadar güzel değil mi? Altındaki paragrafa dikkat edin. 14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet dini ayın ve törenler serbesttir. Kimse ibadete dini ayın ve törenlere katılmaya dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Kimse devletin sosyal ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkarı yahut nüfus sağlam amacıyla her ne surette olursa olsun dini veya din duygularına yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez kötüye kullanamaz.
Madde 14 bir daha değişiyor. Bakın madde 14 bir değişiklik daha. Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milleti bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve layık Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Sonra ceza 312 312'den Türkiye'de milleti yargılandı mı? Evet. İçeri atıldı mı? Evet. Bunun ceza Türk ceza hukukunda 312. madde vardı. Yani bir kimse dinin hükmünü ve hukukunu konuştuğu anda bu anayasanın 14. maddesiyle anayasaya aykırılıktan 312 ilden ceza alıyordu. Söyleyebilir misiniz? Türkiye'de İslam devletinin nasıl olması ile gerektiği ile alakalı kim çalışma yapabilir bu şartlarda?
Kimse yapamaz. Hiç kimse yapamaz. Sebep? Türkiye'de son döneme kadar anayasanın 14. maddesine aykırılıktan cezayı yeniler oldu mu? Oldu. Nasıl geliştireceğiz biz bunu? Geliştiremeyiz. Yani örneğin tırnak içerisinde bilimsel olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniversitelerinde üniversitelerinde ilahiyat fakültelerinde böyle bir çalışma dahi yapamazlar.
Nasıl bir İslam devlet modeli olması gerekir? Bunun çalışmasını yapamazlar. Mısır'da yapamazlar. Suudi Arabistan'da yapamazlar. Türkiye'de yapamazlar. Sünni kesimin kesim olarak nitelendirilen yerler. Yapmaya kalkarlarsa dinozorlara çarparlar. Onları perperişan ederler. Bakın onları perperişan ederler. Çünkü İslam dünyasındaki yönetimler, yönetimsel mecrada bulunanlar, Müslümanlardan şunu istiyorlar. Ey Müslümanlar! Yiyin, için, canınızı istediğinde namaz kılın, harika oruçlar tutun, hacca gidin, ama yönetimle alakalı bir şeye karışmayın. Oy zamanı gidin, oy verin.
Ama bu haramlar neden serbest? Konuşmayın. Yönetimle alakalı bunların böyle böyle böyle olması lazım. Bunları konuşmayın. Konuşmayın. Siz tekrar söyleyeceğim. Bir Sufi topluluk gördünüz mi? Siyasal İslam'ı konuşacak olan. Bir tarikat gördünüz mi? Siyasal İslam'ı veya bir İslam'i yönetim modeli nasıl olması lazım? Konuşamazlar. Siz bir gidip profesörü dinlediniz mi? Hiç bunları konuşan? Konuşamazlar. Bakın Ramazan boyunda televizyonlardaki profesörleri dinlediniz mi hepsini? Dinlediniz. Neler konuştular? Her sene konuştuklarını konuştular. orucu bozan bozmayan. Tırnak boy ojesi abdesti bozar mı bozmaz mı? Saç boyası abdesti guslü bozar mı bozmaz mı?
Dişimizi doldururken, haciz halindeyken dişimizi doldurur muyuz dolduramaz mıyız? Evet bunları konuştular. Başka ne konuştular? Başka hiçbir şey konuşmadılar. Ve çıktılar bir aylık programlarla kimisi 300 milyar aldı, kimisi 500 milyar aldı. Evet. Kimisi ottan çöpten şeyleri konuştular. Konuşamazlar ki. Bir, bilgileri yok. İki, cesaretleri yok. Böylece de imanları zayıf. Allah muhafaza eylesin. Evet. Uzun bir paragraf okumayacağım ama böyle yavaş yavaş gideyim. İnşallah. Saat 23.16 oldu ama inşallah bu niyet ettiğim yeri bitirmek istiyorum.
Sıkıldıysanız bırakabilirim. Ne kadar 1 saat 31 dakika olmuş. Çok olmuş değil mi? Karmaşık ve etkin bir anayasa geliştiren İran devrimi istisna tutulursa İslamcı düşüncenin siyasal kurumlar alanındaki yoksulluğu insanı sarsar. Oysa İslamcılık siyaset sorununu her şeyin önüne koymaktadır. Doğru. Tespite katılıyorum. Bir İslami toplumun yerli yerine oturtulmasında siyasal iktidar zorunludur. İslam'ın getirmek istediği reformlar sadece vaazlarda gerçekleştirilemez. Doğru. Bunları gerçekleştirebilmek için siyasal iktidar zorunludur. Doğru.
Diye yazıyor Hurşit Ahmet. Bu da doğru. Mevdudu de bu görüşe katılıyor. Eyvallah. Bir Müslümanın tırnak içerisinde İslami bir yaşam modeline uyma niyetini İslami olmayan bir hükümet sisteminin otoritesi altında başarıya ulaştırmak imkansızdır. Mevdudu doğru. Fakat öte yandan ana hatları kabataslak çizilen kurumlar hakkındaki tartışmanın içi yöneticilerin nitelikleri ve erdemleri hakkında tartışmaların lehine olacak biçimde boşaltılmıştır.
Doğru. İslamcı siyaset anlayışının temelinde yatan emir ve şuura kavramlarını somut siyasal kurumlara nasıl dönüştürmeli? Soru işareti. Mevdudu bunu daha baştan kesinlik getirir. İslam danışma kurul ya da kurullarının ortaya konuşunda önceden belirlenmiş hiçbir biçimi şart koşmaz. Bunun basit nedeni İslam'ın bütün zamanlar ve mekanlar için geçerli evrensel bir din olmasıdır der. Evet kabul ediyorum doğru ve bu normalde kabul ettim doğru derken bunu da delillerimi ben sıralayayım meseleyi bitireyim. Ben bu kabul ediyorum doğru derken bunu böyle hani bir başkasının fikrini doğru kabul etmek gibi değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellam hazretlerinin kendi fiiliyatında var bu. Kendisinden sonra gelen halifeye dair hiçbir naz yani söz ifade etmeden vefat etmiştir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellam hazretleri. Ancak gördüğümüz kadarıyla bir halife olacak kimseye haber verdi. Bunu da daha önce defalarca söyledim. Hz. Ömer'in şu sözü. Meşhur ya Buhari'de, Müslim'de, Tirmizi'de, Ahmet İmmi Hanbel'de, Ebu Davud'da geçer bu. Hz. Ömer Efendimiz'in sözü. Müthiştir. Halife bırakmış olsam benden daha hayırlısı. Yani Hz. Ebu Bekir kendine halife bırakmıştır. Ona uymuş olurum. Eğer halifesiz bıraksam, hani kimseye halifeye tayin etmesem kendimden sonra, benden daha iyi hayırlı olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine uymuşumdur ki, o da sizi halifesiz bıraktı der.
Böylece, yani ondan ona halife bırakmanın veya bırakmamanın kesin kaideliği yoktur. Ve böylece halifelik seçimi veyahut da bu kurulların oluşumu dört halifenin içerisinde örneklendirmek mümkün. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden işte şöyle olmalıdır demek mümkün değil. Şimdi buradan çıkan gerçek benim kendi nefsimi ilgilendiriyor. Beni şu sonuca çıkarıyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir devletin başına bir imam tayin edilmesinin bir başkan seçilmesinin bir halife seçilmesinin muhakkak emrediyor. Çünkü bu mümkün değil. Bunu Kur'an ile mümkün sabit bu. Hadis de sabit bu.
Çünkü bir halifenin seçilmesi farz. Evet. Ve kendisinden sonra hiç kimseyi seçmemesi vasiyet etmemesi de bu seçimin Müslümanlara kaldığının bir göstergesi. bunu Müslümanlar kendileri halledecekler. Kendileri seçecekler. Bunu kendileri oluşturacaklar. Ve bu seçim meşru hale geliyor. Çünkü Hz. Ebubekir r.a. kılıçla gelmedi devletin başına Hz. Ömer efendimiz kılıçla gelmedi devletin başına Hz. Osman efendimiz kılıçla gelmedi devletin başına Hz. Ali r.a. Hz. de kılıçla devletin başına gelmedi. Dikkat edin burayı. Hepsi de ya bir şuranın seçimiyle geldi genel olarak şuranın seçimiyle geldi.
Yani bir seçim oldu. Burada ana unsur seçimle oluşması. Ana unsur bu. Şimdi yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyorlar ki sizden sonra kimi seçeceksiniz? Kimin vasiyet ediyorsunuz? Tespitler muhteşem. Eğer Ebubekir'e emir yaparsanız bakın Ebubekir'e emir olarak seçiyorum demiyor. Eğer Ebubekir'e emir yaparsanız onu dünyaya karşı zahid ve emin ahirete rağbet eden meyleden kimse olarak bulursunuz. Eğer Ömer'i emir yaparsanız onu kuvvetli emin Allah yolunda kınayanın kınanmasından kınanmasının tesir etmediği kimse olarak bulursunuz. Eğer Ali'yi emirliğe bırakırsanız onu sizi sıratı mustakime götüren doğru yolu tutan doğru yolu ileten kimse olarak bulursunuz buyurdu.
bundan şu sonucu çıkarabilirim çok rahat. Seçim caiz olmasaydı bu selefi vahabilere söylüyorum bunu seçim caiz olmasaydı filanı emir yaparsanız şöyle yapar filana da emirlik verirsiniz şöyle yapar şöyle bulursunuz sözünüz söylemezdi. Ve böyle söylemediği için Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri halife halife tayinini seçime bıraktı. Ben seçimden yana oyumu kullanıyorum. Ve biz Hulafey Raşidine de uymak zorundayız.
Çünkü hadis-i şerifler var. Hulafey Raşidine uyulmasıyla alakalı ve onlara uymamızla alakalı hadis-i şerifler var. Hazreti Ömer Efendimiz diyor ki burası da önemli. Her kim meşveret yapmadan Müslümanlardan herhangi bir adama beyat ederse onun beyatı kabul edilmez. O beyat edenle beyat edilenle kendilerinin öldürülme tehlikesine atmış olurlar. Buhari Ahmet bin Hanber söz. Hazreti Ömer Efendimiz sözü. O zaman meşveret yapmadan yani bir yerlere danışmadan istişare etmeden bir kimseye beyat edilmeyecek. İstişare edecekler. Meşveret edecekler. Ve ondan sonra beyat edecekler. Eğer meşveresiz olursa beyat eden de beyat edilen de kendilerinin öldürülme tehlikesiyle baş başa kalınlığa neveviden bu.
Meşhur hadis alimi nevevi aynı zamanda hanefi denilisi rüyâ-ü salih ben çok meth ederim. İslam alimleri hilafetin önceki halifenin yerine halife tayin etmesiyle halife olabileceği üzerinde ve önceki halifenin yerine kimseyi bırakmadığı zaman ehl-i hal ve ehl-i akdin birisini halife seçmeliyle de halife olabileceği üzerine icma etmişlerdir. Bu da az önce dediğim ikinci yol. Diyeceksiniz ki ikinci yol benim için çok zorunlu kalınırsa uyulacak bir yol. mecbur kalınırsa ama o da ehl-i hal seçiyor bunda da. O yüzden ben birinci yola tabiyim. Yani seçimden yanayım. Haklarınızı helal edin. Ben niyet ettiğim yere kadar geldim. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki hafta Cenab-ı Hak müsaade edersin.
Rabbimize nefes verirse ayın yirmisinde Allah izin verirse inşallah yirmi sıfır altıda biz otuz altıncı sayfadan devam edeceğiz bu sohbetimize. Soruları dinlemeyen olabilir. Hakkınızı helal edin. Sürçeli ihsan ettiysek affola. Şimdi de inşallah biz sorularınızı geçiyoruz.
Günaydın hocam demiş bir kimse. Herhalde 10-14'te yazmış sabah. Bir sorun var. İlmi kendi çıkarları için kullanırsa insanları kandırırsa Allah katında azabı nedir? Kim kimi kandırırsa Allah onun cezasını verir. İnsanları kandırmak gerçekten büyük bir suç. Allah bizi kandırmaktan ve kandırılmaktan muhafaza eylesin. Şimdi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selam pazarda geçerken buğdayın altına elini attı. Baktı ki 6 yaş üstü kuru. Ondan sonra böyle buğdayı aşağı doğru attı. Aldatan bizden değildir dedi. Kandırmak bu.
Allah muhafaza eylesin. Yoksa ilmi kendi çıkarları için bir kimse çok zor kullanır. Yani ne yapması lazım kendince ilmi kendi çıkarları için mesela İslami olarak bunu düşünecek olursak bu çok zor. Kur'an belli sünnet belli. Kur'an ve sünnet belli olduğu için ilmi kendi çıkarlarına bir kimsenin kullanması ancak öğrettiği ilimden ücret alsa caizdir.
Yani bir hadis alimi kalktı hadis ilmi öğretiyor öğrencilerden ücret aldı. Caizdir. Bir kimse Kur'an-ı Kerim öğretiyor öğrencilerden ücret aldı. Caizdir. Bir kimse tefsir öğretiyor öğrencilerden ücret aldı. Caizdir. O zaman ilmi kendi çıkarları için nasıl kullanmış olacak bu? Caiz. Sufilerce biz ücret almayız. Bu sufilerin kendi durdukları noktadır. Ama fıkıh olarak caiz midir? Evet. Selamünaleyküm hocam. Kişi kendi nazarın olduğu bildiği halde gözü değdiği kişiden sorumlu olur mu? Allah sizden razı olsun. İyi ki sizin gibi insanları var. Teşekkür. Normalde bir kimse kendince kendisinin nazarının değdiğinin farkındaysa direkt şahsa bakmayacak.
İlk şuayı şahsa vermeyecek. Sübhanallah diyecek. Maşallah diyecek. Allah'ı zikredecek. Ahirette dünyadaki her şeyi hatırlayacak mıyız? Evet. Selamünaleyküm Hazreti Ömer diyor ki her kim meşveret yapmadan Müslümanlardan bir adama beyat ederse evet bunu bugün Twitter'da paylaştıydım oradan sordunuz evet onu cevapladım zaten.
Cevdet hoş geldin. Selamünaleyküm hayırlı akşamlar yaklaşık 13 yıldır sohbet ve zikirlerinizi takip ediyoruz. Beğeni izliyorum. Zikirlerinize katılıyoruz. Hacı Abdullah Efendi ile uzun yıllar hizmet ettiğinizde anlatıyorsunuz. Tabiri caizse kıskanıyoruz. Bir sohbetinizde efendim gider de aydınlıklar ülkesine ben kalırdım karanlıklarda. Bize bu aydınlığı biraz anlatır mısınız? Benim dikkatimi çeken Hacı Abdullah Efendi'nin annesi. Merak ediyorum siz o sağ iken yetiştiniz mi? Nasıl bir anneydi? Bir mürşiden hesaplı mıydı? Mürşide tanıştınız mı? Anlatır mısınız? Ben Şeyh Efendi Hazretleri'nin annesiyle tanışmadım. Babasıyla da tanışmadım. Biz tanıştığımızda o zaten vefat etmişti onlar.
O yüzden onun anne ve babasını tanımıyorum. Selamünaleyküm. aleyküm. Ashab'tan biri devesine lanet okuduğunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona devesini salmasını ve mallarınıza lanet okumayın diye buyurmuş. Bir koca eşine lanet birisin seninle evlendiğim güne lanet olsun diyorsa bu kadının durumu nedir? Lanet olsun seninle evlendiğim güne diyorsa bu boşama değil. O zaman bir kadın böyle bir söze maruz kaldığında bir kadın ne diyecek? O zaman eşine diyecek ki benden memnun değilsen benden hoşnut değilsen beni boşayabilirsin veya benden memnun değilsen nelerimden memnun değilsin Kur'an ve sünnete uymayan bir halim varsa ben bunu değiştireyim ben bunu düzelteyim bana nasihat et diye kocasına müracaatta bulunabilir.
Selamünaleyküm. Bir kardeş bizim anladığımız alim fikri sorulmasa da fikrini beyan edendir. mesuliyetleri vardır ve sorulmasa da söylemelidir. Derken karşı söylem olarak da hayır sorulmadan söylenmemelidir. Alim olan cevherini boş yere saçar mı deniyor. Buradaki fark oluşmasının sebebi nedendir? Normalde Sufiler kendilerine sorulmasa konuşmazlar kolay kolay. Ama kendi darilerinde kendilerince Sufilere anlatırlar mı? Evet. Ama diğer Sufilerin dışındaki kimselere bir şey anlatmazlar. Ama bir alim gerçekten alim ise fikri sorulmasa da o fikrini beyan edebilir. Telefonla boşanma olur mu? Şahit olması şart mı? Telefonla boşanma olur.
Telefonla nikah da olur. Kadın hayızlıyken boşanma gerçekleşiyor mu? İddet müddeti ne kadar? Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah hanımı hayızlıyken boşuyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu geri döndürüyor. Diyor ki hayızlıyken boşayamazsın. Temizle temizlensin. Ondan sonra sen onu boşa diyor. O yüzden hayızlıyken kadını boşamak sünnete uygun değil aykırı. Bunun olmaması lazım. İddet müddeti müddeti ne kadar? İddet zamanı üç aydır boşamada. Boşandıktan sonra sen benim karımsın veya sen benim karımsam ben seni öpebilirim demekle nikah geri gelir mi? Ve boşanmanın boy abdestiyle alakası var mı?
Eğer bir erkek üç ayrı iddet döneminde üç telakla eşini boşarsa onu tekrar nikahına alma yolu çok zor. Yani kadının gidip bir başkasıyla evlenip ondan boşandıktan sonra ilk kocasıyla evlenebilir. Başka türlü evlenmesi mümkün değil. Selamun Aleyküm internette karşılaştığım bir yazı Allah her evladın kendi rızkıyla dünyaya geldiğini bildirmiş.
Çocukların iki yaşına kadar anne sütüyle beslenmesi gerektiğini apaçık ayetlerle emredilmiştir. Elbette bizi yaratan Rabbimiz hayatın başlangıcında ihtiyacımız olan tüm gıdaları anne sütüne yerleştirmiştir. Eğer anne sütünde bir dönemden sonra bazı vitaminler hazırlıyorsa ve bizim için en hayırlı olandır. Aksini düşünmek rızık verende ve rızıkta hata aramaktır. Bu yazıya dayanarak bebek doğduğu zaman D vitamini başlamak gibi doktor tarafından verilen vitaminleri kullanmak yanlış mı olur? Bu şahısların kendi bakış açılarına kendi aldıkları eğitime bağlı. İkinci sorun bebeklere farklı aylarda aşılar tetanus çocuk felci B12 gibi hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzun oldu hakkınızı helal edin.
Bunlar da ailelerin kendi alacak olduğu kararlar. Bir devlet din idaresinde çalışıyorsanız yaşıyorsanız o devlette kendi tebaasını sağlığını korumakla mükellef o devletin almış olduğu kararlara o devletin tebaası gücü nispetinde uymaya gayret edecek. Selamünaleyküm. Bazı içsel hastalıklarım var kıskançlık gibi. Bunlar dergah yaşantımda da gün yüzüne çıkıyor. Üstesinden gelemeyince derslere devam ediyorum. Ama kendimi biraz geri planda tutayım gibi düşüncelerim oluşuyor. Derste olan birisi görevlerini aksatmasa kendini geri tutmasa manen o zarar zarar verir mi? Yani normalde insanlar böyle söylerler.
Ben buna çok sıcak bakan bir kimse değilim. Kendi fıtratım gereği belki de aldığım öğreti gereği belki de ben böyle ateşe yakın olmaya gayret ederim. Yanacaksam yanayım, pişeceksem pişeyim, ne olacaksam olayım. İşin ortasında olmayı, işin böyle kaynayan noktasında olmayı severim. O yüzden kendimce belki de böyle bir hayatım olduğundan öyledir. Bir şey diyemem ama çok uygun değil benim bence. Benim sufi düşünceme, yaşantıma, fikrime de uygun değil. Hocam hayırlı geceler, bir Müslüman ikilemde kalırsa ne yapmalı? Yani hayatında artık kaliteli, faydalı bir birey olmak istiyor ise fakat evli olduğu insan bunu devamlı önlüyor ve kendisine yaşattığı hayat çok faydasız ve bomboş tükenir halde ise bunun karşısında nasıl bir duruş sergilemeli?
Kısacası eşim bana bir düzen sağlayamayacağı gibi bundan sonra da bir umudum kalmadı. Şunu da belirteyim, 14 yıllık evliyiz, cinsel hayattan tutun bir ev reisinin ailesine vereceği hiçbir düzeni vermemiş ve hem kendince hem de bence vereceğine umutsuz durumdayız. şimdi insanlar böyle aile durumlarında oturup eşiyle beraber ortak bunun önce bir fikri mücadelesini vermeli, ondan sonra fiili mücadelesini vermeli.
Eğer gerçekten olmuyorsa, oluşmuyorsa böyle bir şey, bu konuda ümit ve umutları yok ise o zaman değişik bir yol izleyebilirler. Boşanmak Allah'ın sevmediği bir haram ama bazen şifa olabilir. Selamun Aleyküm. Yarın subaylık sınavına gireceğim. Bana ve girecek olan bütün kardeşlerimiz duağınızı bekliyorum. Allah yardımcınız olsun. Yarın MSB'nin sınavı var herhalde. O yüzden bütün herkese o sınava herhalde hazırlanıyordur büyük bir çoğunluk. Allah sınava girecek olan tüm insanlara Rabbim çalıştıklarının karşılığını onlara bu dünyada versin. Öyle diyelim. Selamun Aleyküm. Ben Sına 12 yaşındayım.
Youtube'da gezerken Allah'ın yasakladığı yatış pozisyonu vardır. Dikkat edelim diye bir şey duydum. Doğru mu? Evet. Bir Müslümanın yüzü koyun yatması uygun değil. Yüzü yukarı yatması da uygun değil. Soluna yatması da uygun değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. her daim savana yatmış. Selamun Aleyküm. Uzun zamandır tanımını yapamadığım bir özlem var içimde. bu özlemin sebebini bilmiyorum. Kime olduğunu dahi bilmiyorum. Bu duygum zikir eksikliğinden midir? Yoksa bekar biri olmanın verdiği duygu mu? Bu duygunun sebebi bir eşe duyulan duygu mu? Bu eksikliğin sebebi nedir? Hakkınızı helal edin. Ben bu tip eksikliklerin tamamını Allah'a olan sevginin Allah'a olan muhabbetin eksikliğine bağlarım.
Bunu doldurmanın yolu da Allah'ı zikirdir. İnşallah bol bol zikredelim. Selamun Aleyküm Cübbeli Ahmet Hoca bir sohbetinde bir kimse mürşid bulamazsa sırf salavat ile meşgul olsa mürşid yerine geçer dedi. Bu söz ile alakalı siz ne buyurursunuz? Olabilir. Öyle dediyse Selamun Aleyküm Twitter'da sizin hakkınızda küfürlü ve loğabali konuşan şahıslara karşı ister istemez kalben ve alenen buğz ediyoruz.
Bu durum Sufi için nasıl olmalı? Gerek yok. buğz edilecekse bir insan buğz edilmeye değmeli. O yüzden öyle işte şeyde Twitter'da orada burada küfürlü konuşan laberli konuşanlar var. Yani ben onları böyle Kur'an ve Sünnet'te Sünnet tarihinde doğru adımlarla yürüdüğümüze bağlıyorum. Başka bir şey değil. O yüzden eden kendine yapar yapan kendine yapar. Canınızı sıkmayın. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Evet kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler bu gecelik de nasibimiz bu kadarmış. Sorularınız bitti. Saat 23.41 oldu. İnşallah Perşembe gün İslam'da cinsel suçlarla alakalı son bölüm herhalde olur. Bilmiyorum. Sohbete devam edeceğiz.
Bugün bu sohbet bu akşamda nasibimiz bu kadarmış. Konu bitti. Soru bitti. Gecenin sayılı olsun. Şimdi biz bu tat inşallah zikrimizi üç tevhid yapıp Allah'ın izinden geceyi sonlandıracağız. Eftali zikir fâle bennâhû la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah Fatiha mâ salavat amin Allah gecenizi
hayırlı eylesin. Ömrünüzü hayırlı eylesin. Hakkınızı helal edin. Sürç-i lisan ettiysek affola. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi