Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 5 Ağustos 2021
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 7 Ağustos 2021 · 1:05:56
Selamun Aleyküm. Selamun Aleyküm Selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Amin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Amin. Rabbim Ümmet-i Muhammed'e birlik, dirlik, beraberlik versin. Amin. Ümmet-i Muhammed'e uyanıklık nasip eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Amin. Bizleri de Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Amin. Hakkı hak batılı batıl bülenlerden eylesin. Amin. Cenab-ı Hak bize şeytana uymama feraseti, heva hevese uymama feraseti versin. Amin. Kalbimize uyanıklık versin. Amin. Kalbimize dirilik versin. Amin. Kalbimize öyle bir uyanıklık versin ki neyin ne olduğunu, neyin nereden geleceğini Cenab-ı Hak bize göstersin inşallah.
Amin. İnşallah Rabbim bu kalp diriliğiyle bizleri son nefesini vermeyi nasip eylesin. Amin. Önemli olan kalp dirilidir kardeşler. Kalbi diri tutan da Allah'ı zikirdir. O yüzden kalbinizin diri tutuğun diri olmasını istiyorsanız, her daim kalbinizin temiz olmasını, her daim kalbinizin titiz olmasını, her daim kalbinizin ilham almasını istiyorsanız, Allah'ı çokça zikredeceksiniz. Günah düşünmeyeceksiniz. Günah düşünmeyeceksiniz. Günah düşünürseniz o kalbi lekelendirir. O kalbi öldürür. O kalbi karartır. O yüzden günah düşünmeyeceksiniz. Günah düşünmeden hayatınızda devam etmeye gayret edeceksiniz. Bunun en önemli insan üzerindeki tecelliyatı, günah düşünmemenin devamını Allah'ın o kulunun üzerinde tecelliyatın olduğunu gösterir.
O yüzden Allah'ın o kulunun üzerindeki tecelliyatı, o kulun günah düşünmemekle, Allah'ı çok zikretmesiyle alakalı. Allah'ı çok zikredin. Nerede olursanız olun, Allah'ı zikrediyorsanız Allah sizinle beraber. Allah'ı zikretmiyorsanız şeytan sizinle beraber. O yüzden Allah'ın zikrini hiç bırakmayacaksınız. Hem toplu olarak hem bireysel olarak. Hem toplu hem bireysel. Nerede bir zikir halakası var gideceksiniz oturacaksınız. Nerede bir zikir cemaati var onunla muhabbet kuracaksınız. Zikrullah halakasından absürt bir şey olmadığı müddetçe kimseyi kovmayacaksınız. Zikrullah meclisinizden absürt bir şey olmadıkça kimseyi men etmeyeceksiniz. Çünkü Allah'ın zikir meclisleri kulların temizlendiği, af olduğu, kulların günahlarının bertaraf olduğu, kulların tertemiz kalkıp gittiği meclislerdir.
Bunu birisinden men etmek o kula zulümdür, meleklere zulümdür, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine zulümdür, bütün peygamberlere zulümdür, Allah yolunda gidenlerin hepsine de zulümdür. O yüzden birisinin zikrullah halakasından ayrılmasına sebep olmayacaksınız. Birisinin zikrullah halakasından çekip gitmesine sebep olmayacaksınız. Bunun için gayret edeceksiniz, bunun için güzel ahlaklı olacaksınız, dilinize sahip olacaksınız, mimiklerinize sahip olacaksınız. Kim olursanız olun, kim olursanız olun. O yüzden hal ve hareketlerinize dikkat edeceksiniz inşallah. Hem çaylarımızı içeceğiz, bugün çay sohbeti yapacağız. Uzun zamandan beri çünkü şey yapamadık, hem hal olamadık.
Böyle çay içeceğiz, çorba içeceğiz. Biraz böyle ben konuşacağım, siz dinleyeceksiniz. Siz konuşacaksınız, ben dinlemeyeceğim. Böyle. Çünkü bayağı oldu, bir yılı geçti. Bir hayli geçti hem. O yüzden arkadaşlarla, kardeşlerle. Bugün de öyle şeyde, Twitter'da veya Instagram'da şey yapmadım, paylaşmadım. Dedim, ne o sadece, Telegram'da paylaşayım, takip edenlere dedim şey olsun. Ne o? Sürpriz olsun. Kim kime ne kadar haber veriyor. Bir tek onlara gelecek. Başka kimse değil. Allah hayırlısını versin inşallah. Bugün yayınladım ama, yine söyleyeyim pazartesileri de burada zikrullah olacak.
Tabii iki mahalleyi birleştirdim ben kendimce, Reyhan'la şey, Telefiri. Aslında burayı da böyle pazartesi günleri umumu derse çevireceğim inşallah. O yüzden burası pazartesi, perşembe devamlı zikrullah olacak bundan sonra. Salı günleri Divan-ı Kebir okuması var yukarıda. Cumartesi'leri de inşallah meslevi okuması devam ediyor. Bursa'nın genel ders programı bu. Öbür türlü diğer mahalleler, Bursa'nın mahalleleri kendilerince ne günleri ders yapıyorlarsa yapsınlar. İstiyorlarsa onlar da pazartesi dersine buraya katılabilirler. Bunda bir sıkıntı yok. Ama evlerde yaptığınız zikrullahlara devam edin. Onları normalde bırakmayın. Ev zikrullahlarını bir şekilde devam ettirmeye gayret edin.
Ev zikrullahlarını bırakmayın. Bayanlar için de, erkekler için de. Ev zikrullahları, onun tadı başkadır. O yüzden o tattan kimseyi men etmeyelim. Ev zikrullahları yapanlar, neresi olursa olsun, il, ilçe önemli değil. Onlar devam ettirebilirler, devam ettirsinler inşallah. Evet bir sorusu olan varsa da sorsun. Çay sohbeti, hoş geldin.
Erdoğan sen de hoş geldin. Barbara sen de hoş geldin. Misafir çok memnun olmuş. Allah razı olsun. Ertan sen de hoş geldin. Evet Ankara, sen de hoş geldin. Yusuf Hoca sen de hoş geldin. İzmit sen de hoş geldin. Diğer arkadaşlar sen de hoş geldin. Dışarıdan gelen arkadaşlar, içeriden gelenler. Hepiniz de hoş geldiniz. Nerede Ankara'da şey, mesaj çekti diye komutan geliyorum diye. Orada mısın? Hoş geldin sen de. O arkadaş şey orada. Sen de hoş geldin. Allah razı olsun inşallah. Böyle bana hoş geldin demedin diyecek olan elini kaldırsın. Ona da hoş geldin diye. Bundan sonra fotoğraflar parayla.
Parayı veren fotoğrafı çekecek. Para vermeyen fotoğraf çekmeyecek. Elini kaldırdığı soru için. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu ve sellem Hazreti Ebu Bekir ve Cenab-ı Hak arasında geçen literatürde de bilinen bir hadisi şerif var. Kimilerine göre ilk semanın da buradan geldiğini söyleyenler var.
Bazı şahsiyetler. Cenab-ı Hak Hazreti Ebu Bekir'e soruyor. Ey Ebu Bekir Allah Ebu Bekir'den razı sor bakalım Cebrail Aleyhisselam Hazreti Peygamber Efendimizin üzerinden. Ebu Bekir Allah'tan razı mı? Allah'ın bu tür davranışları demeyeyim. Allah'ın bu tür tecellileri neyle sınırlıdır? Allah bir kuldan razılığını dileyebilir mi? Veya Allah bir kulunun üstünde nasıl davranır? Bu neyle sınırlıdır? Neyle bilinmesi gerekir? Allah herkese hayatının bir yerinde sorar mı? Benden razı mısın diye. Eyvallah. Bunu Vahdedi Vücut sonradan böyle ismini Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri böyle konulunca aslında Vahdedi Vücut da dememiş kendisine.
Böyle bir bütün eserlerin hiçbirisinde Vahdedi Vücut denmez. Ama sonradan gelenler bunu böyle isimlendirmişler Vahdedi Vücut diye. Bu aşıkla maşuğun birbirine naz etmesi olarak nitelendirilebilir. Hani kul Allah'tan razı olmamış olsa Allah ondan razı olmaz. Bunun tersine baktığımızda. Kul ne zamanki Allah'tan razı oldu? Allah o zaman ondan razı olur. Kul Allah'tan razı olmadığı müddetçe Allah ondan razı olmaz. Sebep kul Allah'tan razı olmadığı müddetçe şikayet ediyordur hep olan an bitenden. Ve kul her başına gelen işte fiiliyatta Allah'ı görmemiştir. Körlerdendir.
Kul ne zamanki her başına gelen her şeyin Allah'tan olduğunu idrak etti. Ve idrak yetmez. Ardından razı oldu. Şikayet etmedi. O da yetmez. Onu güle oynaya karşıladı. O da yetmez. Ondan zevk almaya başladı. Muhteşem bir zevk haliyle hallendi. O kul Allah'tan razı oldu. O kul Allah'tan razı olunca Allah ondan razı oldu. Şimdi o zaman kulun razılığı Allah'ın razılığı oldu. Kul ne zamanki Allah'tan razı oldu? O zaman Allah da ondan razı oldu. Ama burada kulun hiçbir zaman, hiçbir zaman başına gelen bir şeyde kerih görmemesi lazım bir şeyi. Yani işte bana neden hastalık verdin, beni neden iflas ettirdin, ben neden böyle bir kadından evlendim, ben neden böyle bir adamla evlendim, bu çocuk bana neden böyle oldu, neden çaylarınızı içmiyorsunuz?
Bu çocuk neden böyle oldu, bu çocuk neden şöyle oldu, bu iş neden başıma geldi, bu neden oldu, bu neden gitti, bunu böyle kul sorguladıkça Allah'tan razılığı yok onun. O çarpan her şeyi kendisine, bilhassa nefsinin hoşuna gitmeyecek her şeyi, her şeyden zevk alması lazım. Bu size manyakça bir şey gelebilir. Bir insan tabiri caizse, işte iflas etti, gülecek, oynayacak. İşte eşi bıraktı gitti, o ne büyük mutluluk diyecek. Geldi, yine aynı mutluluk diyecek. İşte para kaybetti, ne büyük mutluluk diyecek. İşte normalde bir şey oldu, ne büyük mutluluk diyecek. Bu ama herkesin harcı değil. Bakın bu herkesin harcı değil.
Bu bir kimsenin belalarla, musibetlerle, sıkıntılarla, dertlerle mücadele etmemesi demek değil. Şikayet etmeyecek, öf bile demeyecek, kendince ondan zevk alacak, onu zevk edinecek. İşte o zaman kul Allah'tan razı oldu. Kul Allah'tan razı olunca Allah da ondan razı oldu. Ama burada önemli olan Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh Hazretlerinin Allah katında, Allah'ın onunla kelamlaşmasıdır, konuşmasıdır.
Sor bakalım Ebu Bekir'e, Allah ondan razı, o da Allah'tan razı mı? Meselesi, kulla Allah'ın yer değiştirmesi olarak aklınıza gelmesin. Bu o zaman ayağımızı kaydırır bizim. Bu büyüklerin naz niyazıyla alakalı. O büyükler öyle naz niyaz etmişler. İşte hani Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretlerinin de böyle bir kıssası var ya, Beytullah'a sırtını dönmüş.
Ondan sonra boyuna dua ediyormuş Cenab-ı Hakk'a. Diyormuş ki, bu bütün hüccacın haccını kabul etmedikçe senin Beytullah'la sırtını, yüzümü dönmeyeceğim diyormuş. O zatın birisi de bakmış, ya demiş bu nasıl bir ahmak. Beytullah'a sırtını dönmüş ondan sonra. Bir ona bir dokunmuş, o oralı olmamış. İkincisinde gene yine aynı şey, yine dokunmuş ona. Hani vardır ya böyle, dua edersin Araplar eline vurur. Hani dua, nereye dua ediyorsun diye. Veya sen bir tarafa yönelirsin, o böyle seni Beytullah'a yönlendirir. Veya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin başında üç ihlas bir fatiha okuyacaksın. Ondan sonra kimisi böyle densiz Araplar var. Yok eline vuruyor senin, yok yönünü değiştirmeye çalışıyor, yok seni iktiriyor oradan.
Hani şeye karşı, Mescid-i Nebevi'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabrine karşı sana dua ettirmiyor. Yok işte Beytullah'a döneceksin diyor, bağırıyor boyuna Beytullah'a karşı dua edin diye. Hemen ayet-i kerimeyi çakacaksın orada, ne tarafa dönerseniz dönün Allah'ın yüzü oradadır diye. Kavga hazır tabii. Yani işin bir de bu tarafı var. O yüzden normalde bu tip şeyler, yani diyaloglar kulla Allah'ın arasındaki samimiyeti gösteriyor, dostluğu gösteriyor. Allah-u Alem. Evet. Bunun sınırı var mı? Allah'a hiçbir şey sınır koyamaz. Evet.
Başka sorusu olmazsa sorsun. Mikrofona. Efendim, Hayat-u-Yü Sahabe'de okumuştum. Sahabe geliyor, Peygamber Efendimiz'e, Ya Resulallah diyor, birisinin önünde eğilmek diyor, uygun mudur diyor, hayır diyor. Peki, birisiyle sarılmak, kucaklaşmak, hayır diyor. Peki diyor, tokalaşmak, evet diyor, uygundur diyor. Burada da bir de şerh düşmüş efendim. Demiş ki uzun yoldan gelme noktasında, sarılabilir noktasında bir de şerh düşmüş. Bu noktada günlük hayatta derviş kardeşlerimizle bu sarılma olayını gerçekleştiriyoruz. Bu noktada kafama takıldı, burayı sormak istedim. Normalde sufilerdeki adab, aslında sufiler birbirlerine muhabbetlerini gösteriyorlar böyle.
Sufi adabında bir kimse üstadın öyle sarılabilir, geri kalan musaffa etti mi yeter. Yani musaffa da sünnet olan işte tokalaşmak, onun olsun. Ama bunu haram görmemişler, uygunsuz da görmemişler. Ama bizde mesela şey, hem tokalaşırız hem böyle hafiften sarılırız bu Anadolu'dan genel olarak şey. Bu konuda bütün kavimlerin farklı farklı davranış biçimleri var. Mesela kimisinin de büyük küçüğün başından öpüyor, tokalaştıktan sonra. Küçük de büyüğünün omuzundan öpüyor. Araplarda var mesela böyle bir. Değişik kavimlerin değişik bu tip şeyleri var. Bunda bir sıkıntı yok. Teşekkür ederim. İnşallah. Mikrofon. Efendim ben bu İslam devleti kavramını soracaktım da. Şimdi sizin geçmiş sohbetlerinizde dünyada şu an için İslam hukukuyla yönetilen bir ülke yok demiştiniz.
Benim bildiğim yok dedim. Geçmişten bu yana dört halife dönemi hariçte bir İslam devleti, yani ben baktığım zaman hepsi bir hanedan devleti olarak devam etmişler. İşte Emevilerde de, Abbasilerde de. Bu İslam devleti kavramı bize, yani bizi oyalayan batının bize dikte ettiği bir kavram mı? Yoksa gerçekten böyle bir devlet kavramı var mı? Çünkü buna şuradan vardım. Hazreti Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Hazretleri bir devlet kurma şeyiyle yola çıkmadı. Yani o peygamberliğini yerine getirdi. Ama sonradan işte Medine'de bir şehir devleti kuruldu. İşte buna İslam devleti dendi sonradan. Bu işte son dönemde işte Irakşam İslam devleti diye örgütler çıktı dünya üzerinde.
İşte Müslümanlar oraya gidiyorlar, oralarda işte sözde veyahut da işte gerçekte bilmiyorum artık cihat ediyorlar, savaşıyorlar. Yani bu kavram bu insanları kırmak adına mı yani Müslümanları yoksa gerçekten böyle bir kavram var mı? Yani normalde evet belki de baktığımızda Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinden sonra 1400 yıllık İslam tarihine baktığımızda belki de bir hani ya net işte bu isim olarak biz Abbasiler devleti olarak nitelendirmişiz veya Emeviler denmiş.
Emeviler derken bu ismi kim koydu? Abbasiler derken bu ismi kim koydu? Yani bu isimleri koyanlar kimler? Yani Selçuklular dediğimizde kim koydu bu ismi? Şimdi ama bundan bu bunu sadece Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin zamanından olarak nitelendirirsek ayağımız yere basmaz ama İslam Adem'den itibaren İslam. Adem'den itibaren İslam olunca bazı Beni İsrail peygamberleri aynı zamanda kral yani devlet başkanı. Bazı peygamberler Yusuf Aleyhisselam gibi müşrik bir devlette bakan veya başbakan gibi öyle söyleyelim veyahut da ekonomi bakanı gibi öyle söyleyelim yani bunu böyle yerli yerine oturtturmak için. Şimdi İslam çok geniş bir yelpazede.
Mesela Yusuf Aleyhisselam'ın Mısır Krallığındaki Başbakanlığını biz analiz edebiliriz. Diyebiliriz ki müşrik bir devletin içerisinde bir kimse orada görev alabilir mi? El cevap alabilir deriz. Buna ama nereden fetva veririz? Buna fetva vereceğimiz Yusuf Aleyhisselam'dan. Ama mesela devlet başkanı da olabilir der miyiz deriz. Buna nereden fetva veririz? Davut Aleyhisselam'dan veririz. Süleyman Aleyhisselam'dan veririz. Örneğin bunlar aynı zamanda devlet başkanı peygamber mi? Evet. Geldiğimizde Hz. Muhammed Mustafa'da Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri tırnak içerisinde bir devlet başkanında olması gereken bütün özelliklerin hepsi de mevcut mu?
Evet. O zaman Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri aynı zamanda devlet başkanı ve aynı zamanda da askeri komutan ve aynı zamanda da iktisadı da elinde tutan, dış işlerini de elinde tutan, bugünkü tabirle söylüyorum. Başkanlığı da elinde tutan, bütün yetkileri kendi elinde tutan ama elinde tutarken de ölçüsü Kur'an olan, vahiy olan bir devlet başkanı. Şimdi böyle olunca Müslümanlar buradan kendilerince bir iştahat çıkarıp biz bir İslam devleti kuracağız diyebilirler mi? Evet. Veyahut da bir devlet kurup adı İslam olmasa dair bütün İslam'ın hukuk ve hükümlerini uygulayabilirler mi? Evet. Mesela biz şimdi Osmanlı devletini bir İslam devleti olarak görmeyebiliriz ki görmememiz lazım.
Ama Osmanlı devleti İslam'a hizmet eden bir devlet miydi? Evet. Uzun zaman. O zaman bu dili bir yere koymak gerekirse bir devlet İslam'a hizmet edebilir mi? Evet. İslam'a hizmet ederken de İslam hukukunu kendisine uygulayabilir mi? Evet. O zaman biz onu normalde İslam hukukunu uyguladığı müddetçe biz onu gayri İslam görebilir miyiz? Hayır. Onun adına siz ister İslam devleti deyin, ister demeyin. Önemli değil ki. Yani bir devlet, İslam devleti olarak isimlendirilmesine gerek yok. Eğer İslam'ın hukukunu uyguluyorsa biraz daha geniş tutayım. Eğer tebaasının din emniyetini, akıl emniyetini, namus emniyetini, mal emniyetini, o kimsenin hürriyetini, özgürlüğünü, bu tip insanca yaşamanın emniyetini güvence veriyorsa, Müslümanların onlarla bir şey olmaz, bir kavgası olmaz.
Ama o akıl emniyetini sağlaması lazım. Din emniyetini de sağlaması lazım. Akıl ve din emniyetinin sağlanması için, mesela namus emniyetinin sağlanması lazım. Can emniyetinin sağlanması lazım. Adam haksız yere bir kimseyi öldürdü, onun öldürülmesi lazım. Can emniyeti sağlanacak. Namus emniyetinin sağlanması lazım. Ne olursa olsun, bir kimse zorla bir kadına tecavüz etti, bir kıza tecavüz etti. Onun en ağır bir şekilde İslam hukukuna göre cezalandırılması lazım. Örneğin evli bir adam gitti, bir kadına tecavüz etti. Bir kadına evli bir adamın tecavüz etmesi, adamın ölüm sebebi. Öldürülmesi lazım. İslam hukukuna göre. Çin namus emniyeti sağlansın, evli bir adam kendi kendine düşünsün, bir başkasının namusuna musallat olmasın.
Bekar bir kimse fuhuş işledi, fuhuş işlediğinde halkın önünde toplanacak Bursa'nın merkezi, Bursa'nın merkezinde herkes toplanacak, o adama yüz değnek vurulacak bekar adama. Neden? Fuhuş yaptı. Aynı zamanda da Bursa'dan sürgü yiyecek. Bursa'da malını, mülkünü satacak, bir zaman konacak ona ve sürgün yiyecek. Sürgün yerken de eline vesikayı verecek. Bu adam zina etmiştir, zanidir. Nereye göçecek? Örnekliyorum, Bilecik'e göçecek. Bilecik valisi bakacak, adamın elinde bu zani, ben zani kimsenin buraya yerleşmesini istemiyorum diyecek. Nereye? Kütahya'ya. Kütahya'ya gidecek, diyecek ki ben zani bir kimsenin buraya yerleşmesini istemiyorum. Nereye gitti? Afyon'a. Afyon valisi bakacak, ben zani bir insanı buraya yerleştiremem diyecek.
İslam'ın böyle caydırıcı hükümleri var. Şimdi o zaman insanların namus emniyeti sağlanır mı? Evet. Evli bir kadın düşün, zina etti. Ceza söylüyorum. Şimdi buna da karşı çıkıyor. Müslümanlar da buna karşı çıkıyor şimdi. Yani bu işte ilahiyat fakültelerinde değişik profesörler bu ayetle sabit değil deyip, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetiyle sabit olan bu ölüm cezasına karşı çıkıyorlar.
Örneğin Avrupa Birliği'ne yaranmak için sulandıracaklar. Şimdi, burada temel hak ve özgürlükler var. Bu temel hak ve özgürlükler eğer orada sağlanıyorsa sıkıntı yok. Ama şu anda dünya üzerinde örneğin faizi meşru görülmediği bir ülke var mı? Yok. Suudi Arabistan diyeceğiniz bütün paraları faizde, beyaz kağıtta, Amerikan bankalarında.
İran'da diyeceğiniz İran'da da faiz var. İran'da faiz hiçbir zaman sıfır olmalı. Bu deccaliyet sistemi, şu anda İslam devleti yok. Örnekleri var mı? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ve dört halife devrinde evet örneği var. Bir şeyin örneği varsa o zaman hastadı, kendisi de var demektir. Müslümanlar bu konuda zayıflar. Ha, o Suriye'de, Irak'ta ilan edilen o neydi o şeyin adı? Daesh'in, şey değil onlar. Onlar, Mossad'ın, CIA'nin oyunu başka bir şey değil. Yani bu kullanılıyor bu kavramda. Bu kullanılır, herkes kullanılır ki. Cumhuriyet de kullanılıyor. Cumhuriyet kavramı da kullanılıyor. Demokrasi kavramı da kullanılıyor.
Siz dünya üzerindeki bütün ülkeler kendi başkanlarını, kendilerini mi seçtiği zannediyorsunuz? Bana demokrasinin beşiği neresiydi? Amerika'ydı değil mi? Amerika'da kendi başkanını kendisi mi seçiyor? Demokrasinin beşiği neresi? İngiltere. Kraliçe ne işe yarıyor? İngilizler kraliçeyi seçimle mi kraliçe yapıyorlar? Kraliçe istediği anda başbakanı azledebiliyor mu? Evet. Hükümeti azledebiliyor mu? Evet. Meclisi azledebiliyor mu? Evet. Neresi demokrasi? Demokrasinin beşiği İngiltere'ymiş. Laf. Bu da kullanılıyor. Bütün bu tip insanları peşinde sürükleyen, demokrasi gibi, Atatürkçülük gibi, insan hak ve özgürlükleri gibi, ondan sonra İslam gibi, din gibi, tarikat, şey, bunların hepsi de kullanılır.
İstismara açık hepsi de. Teşekkür ederim. Efendim selamun aleyküm. Aleyküm selam. Ben geçenlerde bir hadis-i şerifle karşılaşmıştım. Onu ben sizinle paylaşmak istedim. Bir Yahudi kadın Resulullah Aleyhissalatü Vesselam'a şetimde bulunuyor. Ardından orada bulunan bir adam. Ne bulunuyor? Şetimde yani hakaretle, küfürde bulunuyor. Orada bulunan bir ashabdan birisi de kadını boğazlayarak öldürüyor. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'da kadının kanını batıl olarak kabul edildiğini söylüyor. Yani şimdi şurada din üzerinde olan işaretler, imleçler, yükseklikler, işte önemsenli peygamber Aleyhissalatü Vesselam, Allah'ın o Kur'an'ı, dini, sünneti, işte veya mürşid-i kamiller, piller, anne, baba, ata, bunlara hakaret vari veya işte ne bileyim küfür veya onları küçümseme tarzında bir şey yapıldığı zaman,
onların peşinden giden insanların da bulunması gerekli durumda endirgeyerek de gelerekten nasıl olması gerekiyor? Hepsinin ölçüsü farklı farklı. O yüzden mesela Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hakaret eden, onu böyle küçümseyen kimsenin, mesela bir tane de Yahudi var Medine'ye minembele de Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine böyle hicvediyor, alay alıyor, ona hakaret ediyor. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri bunu kim katledecek diyor, onu katledecek olanı methediyor. Böyle ölünce iki tane sahabe kalkıyor, bir tanesi kalkıyor ben onu katlederim diyor, öbürkü de diyor ki, o benim sesimi tanır, ben çağırayım sen vur diyor. Meşhurdur bu da bu hadis şeride. Şimdi Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hukuku farklıdır.
O yüzden bir kimse Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin sağlığında hicvederse, böyle yaparsa, evet onun cezası ölümdür. Aynı şekilde Mekke fethedilince Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hicvedenlerle alakalı, ondan normalde alay edenlerle alakalı da Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin ölüm emri, fermanı var. Şimdi bunun gibi ama bugün için onu bir Müslümanın yapması caiz değil. Yani onun için? Ona hukuk kararı verecek şu anda. Hukuk kararı vereceği için bir Müslümanın kalkıp da Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin hicvede, hakaret etti, küfretti, haşa deyip onu öldürme hakkı yok. Bunun gibi mesela biz şimdi buradan aşağı doğru gelsek bir insanın annesi babası, birisi annesinin babasını hicvede, hakaret etti diye, çocuğunun o hakaret edenleri öldürme hakkı olmaz bu mümkün değil.
Veyahut da bir kimsenin işte üstadıyla yoluyla alay edildi diye birini öldürme hakkı olmaz bu mümkün değil. Yani asgarisi ne olabilir bunun mesela? Üstadına veya yola laf ya etti, küfretti. Terör yok, anarşi yok. Yani tepki olarak ne yapılması gerekirse? Hiçbir şey yapmayız. Allah razı olsun. Ben hep arkadaşlara derim, arkadaşlar hani beni savunmak için kalkıp da herhangi bir kimseye bir şey yapmayın, laflaşmayın da, herhangi bir şey de söylemeyin. Bu sizi küçültür daha, bu beni de küçültür. Gerek yok. Tartışmaya da gerek yok. Din, Kur'an ve Sünnet, ben hep açıkça derim ya, bir sohbetimde Kur'an ve Sünnet'in dışında bir, veya bir davranış biçimimde, Kur'an ve Sünnet'in dışında bir şey varsa irşat edin, nasihat edin, düzeltelim kendimizi. Ama insanlarda bir hakaret kültürü var. Cahiller hakaret ederler. Cahil insan hakaret eder.
Her hakaret eden, karşısındaki kimseye hakaret eden cahildir. Cahille ne uğraşacağız ki? Uğraşmayız. Yok. O yüzden gerek yok. Hele bu zamanda. Bakın bu zaman fitne zamanı. Kimseyle tartışmayın. Kimseyle kavga etmeyin. Açık söylüyorum. Bunu hep söylüyorum. Elini dahi kaldırma kimseye. Eş, çoluk, çocuk, arkadaş, dost, elini kaldırma. Hakkın yenmiş olsa dahi, haklılığını ispat edemezsin. Yok. O yüzden bu yol, hani sufilik yolu pazara atmışsın kendine. Ucuza da satılırsın, pahalıya da satılırsın. Az önce dedik ya, razı olmak diye.
Ucuza da satsalar razısın, pahalıya da alsalar razısın. Bunda yapacak bir şey yok. Burada önemli olan bir kimsenin kendisini Kur'an ve Sünnet'e odaklaması. Kendini Kur'an ve Sünnet'e odakla, onu yaşamaya çalış. Kendini sufiliğe odakla, onu yaşamaya çalış. Bizim bu dünyada yapacak olduğumuz iş bu. Başka bir şey değil. Biz bunu odaklayamazsak, bizim başımız asıl o zaman dertte. Bu gönül meselesi, bu manevi bir mesele. Yani ilk defa taş atılan insan biz değiliz ki. Adem'den itibaren bütün peygamberlere taş atılmış. Bütün peygamberlere iftira atılmış. Bütün peygamberlere laf söylenmiş, yollarına laf söylenmiş. Son peygamber Muhammed'i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de aynı. Sonra ondan sonra gelenler de aynı.
Velilerin yolu bu. Allah dostlarının yolu bu. Ehli sufinin yolu bu. Hep taş atmışlar zaten. Gül atmış. O da gül atan demiş ki, taş atan canımı yakmadı. Gül atan canımı yaktı demiş. O yüzden normalde gül atsan ayrı bir dert, taş atsan ayrı bir dert. Ama bu yolun kaidesi bu. Bu yol bu yani. Hiç kimse kalkıp da şöyle söyleyeyim. Ben sufilik hayatım boyunca hiç kolay bir sufilik anlatmadım kimseye. Sufilik kolay bir yol değildir. Herkesin yürüyeceği, gideceği bir yol da değildir. Herkesin son nefese kadar götürebileceği bir yol değildir. Gerçekten değildir. Bu hepimiz için geçerli ki.
33-34 yıl oldu. Niceleri geldi, niceleri gitti. Kim bilir nerede şimdi insanlar? Ben bazen diyorum ya, bütün ders verdiğim kimseler dosdoldurmuş olsalardı, ne burası almazdı ya, ne burası ya sende. Hiçbir yer almazdı. Böyle. Ben hiçbir zaman neden gitti diye düşünmem derim ki ya bu kadarmış nasibi. Benim dikkat ettiğim şey şudur. Burada bir kardeşimizin yüzünden birisi gitmesin. O gidene üzüldüğümden dolayı değil, o kardeşimize üzülürüm. Neden? O da arkasından onu götürür. Nasıl arkasından götürür? Sen bir kişinin zikrullaha gelmemesine sen sebep oldun. Sen çok tövbe et. Çok tövbe et. Kendini sağlam tut. Onun o zikrullah alakasından ayrılması seni de götürür.
O yüzden derim ben, kırmayın, üzmeyin, incitmeyin. O yüzden derim hiç kimseden bir şey istemeyin. Gönüllülük olsun. Bir başka yerde bir tüccar 500 milyar para batırır, gözüne görünmez. Burada adama derler ki ya bir paket çay o gözüne görünür onun. Veyahut da orada bir derviş kardeşi onun 100 lira ister, o gözüne görünür. Ben şahit olmuşumdur. Yemediği hakaret yoktur o kimsenin evinde, işinde, aşında, eşinde, herhangi bir yerde. Hepsine de sabrediyordur o. Bir şey demiyordur. Burada birisi ona öte git der.
Adam çeker gider bana orada öte git den diye der. Yani o sebep olur ona. O yüzden bu yol enteresandır. Kendi içerisinde hukuku var. O yüzden dışarıdan çok laf atarlar bize. Adam gelir burada inceler, inceler, inceler. Devlet de inceler, insanlar da inceler. Dervişler de inceler bizi. Buraya ders almıştır, buradadır, inceler. Sorar, soruşturur. Yani sorar, soruşturur. Ben o yüzden dedim arkadaşlar, kimseden hiçbir şey istemeyin. Kimseye zorla bir şey yaptırmayın. Ters dahi bakmayın. Sert dahi bakmayın. Yapacaksan yapma. Bu çayı sert dağıtma.
Bu çayı dağıtırken ters davranma. Sana zorla dağıt diyen mi oldu? Sana zorla çay getirdim diyen mi oldu? Yok. Sen böyle tebessümle dağıtacaksan dağıt. Dağıtmayacaksan dağıtma kardeşim. Sana da çay dağıt diyen var mı? Neden? Yol ince. Ben kendi kendime düşünürüm. Ben burayı düşünürüm. Ben burada çayı demler dağıtır mıyım? Evet. Bunu açık ve net söylüyorum ha. Benim buna gücüm yeter mi? Yeter. Ben buraya açarım. Benim buna gücüm yetmiyor mu? Yetmiyor. Ben buraya açmam. Kopatırım ben. Ben birisine gel çay dağıt demem. Derim verir mi yövmiyesine.
Ne kadar kardeşim senin günün? 50 lira. Al 50 lira. Bizim çayımızı dağıt. Bitti. Ama kimseye tepeden bakma. Kimseye sert davranma. Şimdi dervişliğin bunlar şeyleridir. Yolun böyle vartalarıdır. Buraya gelen adam köle izi arar sanki. Kalk oradan. Ne kalksın ya? Sen kalk. Sen oraya açıl bakayım. Neden açılsın? Sen açıl. Senin özelliğin ne? Ona bakar o kimse incinir. Ha zikrullahın adabı vardır. Biz deriz ki talimler gelsin.
Çünkü bir şeyi böyle güzel icra edeceksin ki o hani insanların hoşuna gitsin. Sevdiriniz. Nefret ettirmeyiniz. O zaman güzel icra edeceksin. Gelmiş arkadaş. Cehri zikrullah. Benim hep böyle söylerim ya. Benim kanım almaz ona. Cehri zikrullah yapıyor. Yapma kardeşim ya. Senin sesin çıkmayacaksa. Sen ertesi gün sayanları da sahne alacaksan. En arka bakıya geç. Burası ateşli. Ben arkaya bakarım ben. Hangisi böyle sağlam zikrullah yapıyor. Hangisi yapmıyor. Ben bakarım. Bir öbür tarafta da derim ki ya uyusa dahi burada sevaptır. Kardeşim uyuyacaksan halakada uyuma. Geç arkaya uyu.
Gene al sevabını. Ama burada halakada uyuma. Ben mesela derim arkadaşlar. Derse geliyorsunuz. Birer tane haydare edinin. Sarığınızı edinin. Takkenizi edinin. Böyle bir güzel haydarili, sarıklı, harika. Her şeyden mükemmel bir derviş şeklin, şemalin olsun. Görsün dışarıdaki seni. Ne güzel adamlar. Hepsi de rengarenk sarıkları, rengarenk takkilleri, rengarenk haydarileri var. Harika ya. Çok hoşuma gitti. Çok disiplinler. Yani böyle bir muhakkak bu zamanda oluyormuş. Bunlar güzel şeyler. Örnek diyorum bugün dışarıdan bir şeye efendi geldi. O kimse buradan ders alaraktan gitmeli. Ve o başka dışarıdan bir derviş geldi.
O buradan ders alarak gitmeli. Örnek almalı. Demeli ki ya herkes çok muntazamdı. Harikaydı her şey. Dergahları tertemizdi. Vallahi bal dök yalaydı. Ne kadar tebessümlüydü. Ne kadar hizmetkarlardı. Ya hiç bıkmadan, usanmadan hizmet ettiler. Bunlar ama sünnet aynı zamanda. Hem aynı zamanda dergah adabı. O böyle olunca yol uzun. Kaldırmıyor. O yol uzun ve yol ince. Kaldırmıyor. Ben şimdi geldim dakika bir gol bir Hüseyin'e cezalısın dedim. Yolu uzun kaldırmıyor. Kendisi yapacak. Bitti.
Beni ilgilendirmez. Yolu uzun kaldırmaz. Şimdi eskiden örnekliyim de. Herkes üzerine alınsın. Alınacak olan sıkıntım yok. Şimdi Zakir'in birisi Şeyh Efendi diyor ki filancayı söyledim yapmamış efendim diyor. Şimdi filancayı söyledim derken o filancayı da yakıyor Zakir. Ona da döndü dedi. Sen ne amma taşıyorsun ki o adamın yanında o zaman dedi. Ama ona iş söylüyorsun ki dedi. Bitti. Ben derim ya ben bir adama bir şey söylerim. Bu yapılacak. O dedi ki ben yapacağım. İyi yap.
Yapmadı. Ben bir daha o adama iş söylemem. Hayatta. Benim logom ya. Bir sefer yapan bir daha aynısını yapar. Yapar. Şimdi Hüseyin Aga kime dediyse hepsi Hüseyin abi hakkını helal et. Ha helal oldu. Ne oldu ki? Hüseyin Aga'yı yerine ben helal edeyim. Ha ne oldu? Geri geldi mi? Gelmedi. Yol ince. Herkes titizlenecek. Benim çok moralim bozuktu. Çok moralim bozuktu. Çık dağa kardeşim. Burada dervişten mi hıncını çıkarıyorsun? Yol ince.
O yüzden herkes adabını, erkanını oturtturacak. Herkes vazifesini oturtturacak. Herkes işini yapacak. Yapmıyor. Ben yapamıyorum diyecek. Çekilecek kenara. Basit. Çok özür diliyorum. Bu hususta kendimi örnek alma açısından soruyorum. Birçok arkadaştan bahsedildi. Ordu. Birçok kişi geldi gitti noktasında. Samimiyetimle soruyorum. Sevemediniz mi? Şimdi bir kimse gidiyorsa ben kendime suçlarım. Günün sonunda ben derim ki Mustafa Özbağ sevmemişsin. Demek ki gitmiş derim. Çünkü demin Allah'la Cebrail Aleyhisselam'daki konuyu... Ben kendimce, ben kendimce, yolun sonunda kendimi suçlarım.
Siz böyle farklı anlatıyordunuz, farklı cevap verdiniz. Ondan bunu sordum. Ben kendimi sorunlu tutarım. Bir kimse gittiyse derim ki ben Mustafa Özbağ sen sevmemişsin. Bu ama ben kendi nefsime vurduğum için böyle söylerim. Ben giden de suç aramak için söylemem bunu. Çünkü bu yol açılırsa benim nefsimde, bütün dervişlerin nefsinde yol açılır. Böyle olunca da herkes şunu der. Nefsin oydu gitti işte. Sen? Ben dervişlerde bu yolu kapatmak için derim ki... Ben dost doğru sevememişim ki o yüzden gitmiş o. Yoksa desem ki vefasızlığından gitti, hainliğinden gitti, zalimliğinden gitti. Kim bilir yola ne zarar verdi de o yüzden Cenab-ı Hak oradan buradan onun ipini kesti.
Vuuu ne ağır değil mi? İnsanı da temize çıkarıyor komple. Değil. Ben kendimi temize çıkarmam. Ben derim ki ben sevememişim dostlar o yüzden gitmiştir. Bu son noktadır. Ben sevememişimdir. Bak bu işin son noktasıdır. Ben kendimce kendi nefsim için söylerim. Yoksa herkes o zaman birbirinden suçlamadık yeri kalmaz herkes. Küçük hata yapmıştır. Küçük hata yapsa dahi ben sevmemişimdir. O yüzden hata yapmıştır. Bu benim nefsimi temize çıkarmamam içindir. Yoksa bütün zakirler hepsi de o zaman nefislerini temize çıkarırlar. Bütün yöneticiler, bütün zakir, nakip, nükapat, çavuş hepsi de nefsini temize çıkarır. Değil.
Büyük mü hatalı? Büyük hatalıdır. Sevgi büyükten küçüğüymüş. Hadis-i şerif o. Ama demin rıza küçükten büyüğüydü. O ayrı mesela. Orada işin içinden çıkılmaz. O işin içinden öyle çıkılmaz. Normal bir derviş zaten Allah'la dost olmuş olsa zaten nereye gidecek? Hiçbir yere gidemez. Öyle bir noktada olan bir kimse nereye gidecek? Bir yere gidemez ki. Hiçbir yere gidemez o. Onu kulağından tutacaksın, fıydıracaksın atacaksın. O kapıda durur. Der ki ben gitmek istemiyorum hiçbir yere der. Zaten öyle bir kimse senin ağzından çıkanı, daha gözünden çıkanı daha anlar ki bir şey yapmaz. O zaman marifet kulda mıdır?
Marifet her zaman için kulda. Bir kimse öyle bir dervişse, bak öyle bir dervişse şeyhin aynası gibidir o. O şeyhin kalbinden geçeni dahi okur. O zaman Allah'la şeyh bu noktada yok hükmünde derviş kendi kaderini kendi kendine mi yaşıyor? Derviş aynada neyse yaşıyor. O zaman kadereye girer, cebreye girer. O da gene tehlikeli yer. Tehlikeli yer orası. Ama iyi bir derviş, üstadının hadi kalbinden geçeni anlamasına gerek yok, bu kadarına gerek yok, sohbetleri dinlese neyi nerede ne ister, neyi nerede ne istemez bilir. O zaman o zaten çekip gitmez ki.
O zaman onun hatası sohbetleri dinlememek mi olur? Onun hatası sohbetleri dinlememek ve üstadına itaat etmemek, üstadını dinlememek. O zaman hata derviştendi. Ayrı mesele ben ama yine de onun hatası normalde bak. Bu, ben şimdi derviş moduna girmiş olsam bütün hata benimdir. Benim üstadımda hata yoktur. Hiç. Daha hiç kimse dememiştir. Sen üstadını burada hatalı gördün diye, sohbette anlattın diye. Böyle bir şey yok. Derviş modunda derviş kendini temize çıkarmaz. Der ki, ben dostları sevemedim, ben dostları yapamadım, ben dostları yürüyemedim. Ben bıraktım gittim, hainin tekiyim. Ben bıraktım gittim, vefasızın tekiyim. Ben dinlemedim, haylazın tekiyim.
Ben yaptım, ben nefsim oydum der derviş. Üstad da sevemedim der. Üstad kendince herkes nasibini alacak. Üstad da, ben kendimce öyle derim. Ben derim ki ya dostları sevememişim ki. Bu böyle oldu. Bu benim kendimcedir ama işin aslı öyle midir, değildir. Peki gerçekten sevip de giden oldu mu? Gerçekten sevip de giden oldu mu? Ya sen böyle sorular soruyorsun. Benim sevdiğim nereye gidecek ya senle? İşte ben de bunu soruyorum. Ayakkabıma bağ olur, benim gene gitmez ya senle. Benim sevdiğim ayrı, ben normalde... Sevmediniz mi yani bu üçüncü kişiyi? Ben Allah'ı seviyorum, bana ne ya? Allah'ı seven, Allah'ı sevenleri de sevmiştir.
Bir şey daha soruyorum. Allah'ı seven, Allah'ı sevenleri de sevmiştir. Sen bana bakma. Ben kitabın ortasındanım. Benim kendi yolum kendime ait. Ben ne şeyh bilirdim, ne derviş bilirdim, ne namaz bilirdim, ne oruç bilirdim. Ben Allah'ı bilirdim. Ben hala da öyleyim. Benimki ölçü değil hiç kimseye. Ben o yüzden derim, hiç kimse Mustafa Özbağ olacağım diye uğraşmasın. Böyle bir şey yok. Ölçüsüzlükten mi ölçüyü öğrenmeye çalışıyorsun? Ölçüsüzlükten deninkisi. Bende ölçü yok. O zaman bizden de ölçü beklemek zorunda bile yok. Olur mu? Ben ölçü öğretiyorum, öğreneceğim. Ölçüsüz mü kimse ölçü öğretiyor? Ölçüsüz, ölçüsüzlük öyle değildir.
Ben şimdi burada anlatsam millet gider, kafayı çekeyim ben de aynı olayım da. Öyle bir şey yok. Peki bir şey soracağım. O seviyorum dediğiniz var ya, bu sizin kendi elinizde mi? Bunlar, ben bunları akletmem ki bunları konuşmama gerek yok benim. Benimki bu normalde diyorum ya kitabın ortası diye. İşte biz de kitabın ortasını açmaya çalışıyoruz. Açılmaz, öyle olmaz o. O öyle değil o. Burada ilahiyatçısı var, diyanetçisi var, imama tiplisi var. O yol öyle değil. O yol öyle değil yani. Normalde ama insanlar kullanırlarsa onu onu. Öyle değil ki. O yol öyle değil. Cenab-ı Hakk seçer bir şeyi, o kimsenin elinde değildir o. O kimse de onu kendinden görmesi de caiz değil zaten.
Senin mi kendinden göreceksin? Sen mi aradın, sen mi buldun? Laf. Sen mi yol yürüdün? Laf. Bu başka bir şey. Ben ama bütün herkes için söylerim bunu. Bu dergâhta bulunan hiç kimse kendi nefsinden kendini bir şey zannetmesin. Bak kendi nefsinden kendini bir şey zannetmesin. Yemin ediyorum parçası bulunmaz. Yok. Ve açık bir şey daha böyle tehditvari değil. Hiç kimse de böyle çekip gitmesin. Parçası bulunmaz. O dürü meydan. Bu tehdit değil. Bu bir gerçek, realiteyi söylüyorum. Alma kardeşim ders diyorum. Alma. Takılma bize diyorum.
Bak işine, keyfini bozma. Hayatını yaşa. Geldin ders aldın. O zaman diyorum yandın. Bunu böyle söylemiyor muyum? Söylüyorum. Arkadaşlar ben 60 yaşındayım. Ben kendimi bildim bileli, bildim bilerek birisini bir kimseye aldatmadım hiç. Hani var ya ilahi evvel aldandım, pek kolay sandım, kat ve kat yandım, ateşe aşka. Ben aldanmadım. Hayır. Ben, Ahmet Özva burada mı? Nerede? Geldiydi. Arkalarda mı duruyor? Nerelerde duruyor? Şimdi bak en arkada o. Orada oturuyor. Onun evde 3 tane kitabı var. O benden önce derviş olma.
Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretleri'ne benden önce. Zahiren benden önce. Onu da söyleyeyim. O zahiren benden önce Mustafa Efendi Hazretleri'ne derviş. Zahiren ama. İşin batını tarafına gelirse ben ondan önce dervişim. Yüzü orada söylesin. Verin mikrofonu anlatsın. İlk gördüğü rüyayı anlatsın. Ver. Git abicim. Git Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretleri'ne. Normalde derviş olduğunda gördüğü rüyaları anlatsın. Gel buraya gel. Gel. Gel milletin kafasını arkaya çevirttir. Boyun fıtığı yapma. Gel buraya. Gel. Gel. Laf döndü dolaştı. Çay sohbetinde sana geldi bak.
Yaptın oradan. Attın kancayı gene bana. Bak bak gelişe bak. Nasıl ağır derviş modunda geliyor. İyi gidi koca dervişe ya. Maşallah subhanallah. Gel gel. Gel şuraya otur gel. Aleyküm selam. Bu işler akıl işi değil. Ben bu manada söylüyorum. Şimdi kendisi yeni derviş olduğunda 2-3 tane rüyası var. Kendisi anlatsın şimdi. Bu rüyaları görüp bana da gel bu yolları terk et demeye gelmiş bana. Haydi destur. Mikrofon senden. Biz yaklaşık olarak 1983 yılında intisap ettik. Allah razı olsun teşekkür ederim.
Henüz daha yani perşembe zikirlerine yeni başlamıştık. Karabük'te Hacı Mustafa Efendi vardı. Nakib-i nükabası. Çorumlu Hazretleri'nin. Biz oraya gidip geliyorduk. O zaman ben Zonguldak'ta talebeyim. 1983. Cenab-ı Hak nasip etti. İşte o dönemde cezaevinden kaçak olan arkadaşlarımız vardı. Onlar hep beraber cezalarını çektiler. Kimisinin cezası bitti filan. Bir araya geldik. Ülkücülük bitti ne yapalım diye araştırıyoruz. Kendisinin de cezaevinden çıktığı zaman değil mi? Evet. Ondan sonra araştırmaya başladık. Biz yani ne yapalım kendimize bir yol bulmamız gerekiyor gibisiyle uzatmayalım.
Çok maceralardan sonra Çorumlu Hacı Mustafa Efendi dergahını bulduk. Cenab-ı Hak lütfetti. İşte daha sonra kendi çapımızda buradaki halakanın onda biri kadar genç arkadaşlarla Perşembe zikirlerine başladık. O zaman tabii bekar olduğum için pazartesi, perşembe oruçlarına da çok dikkat ederdim.
Bu manevi hayat içerisinde bir gün halakada bütün tanıdık arkadaşlar var. Rabbi'ye baktım birader de var. Ayakta zikir ediyoruz. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi ortada zikri idare ediyor. İsmi Celal'e gelince şişleri çağırdı, şişleri getirtirdi. Şişlerden bahsediliyor ama biz daha şişleri görmemiştik o zamana kadar. Bunu rüyanda görüyorsunuz. Tabii rüyada görüyoruz. Şimdi burası rüya. Topuzlu bildiğiniz şişler var hani böyle gümüş takılı. Rüya ya burası. Hacı Mustafa Efendi, pardon Hacı Mustafa Çorum Hazretleri, evet Mustafa Anaç. Şişi böyle mızrak gibi tutuyor, böyle fırlatıyor.
Diyorum ki ya Allah Allah şişler karşıya gidip birisini zipliyor yani, vuruyor. O devam ediyor, zikir ayakta devam ediyor. Bir baktım biradere attı bir tane. Uyandım hemen rüyada. Uyanınca... Neresine attı? Kalbe denk getiriyor şeyleri, söyleyeber şişleri. Özdemir, benim sınıf arkadaşım üniversitede.
Dedim ki Özdemir, böyle bir rüya gördüm, vay canlı dedi ya çok canlı görmüşüm dedi böyle hani o zaman tabii daha güzel anlattım herhalde. Dedim ki bir biraderim var İzmir'de, Cenab-ı Hak dedim ona herhalde bu yolu nasip edecek ilk dönüşte İzmir'e döndüğümde hemen dedim ki bu orada çöplüklerde dolaşıyor o zaman. Yani, öyle diyorum yani gerçekten.
Bir şey demiyorum zaten. Sen anlatıyorsun, ben onun için öyle dedim yani. Arkadaşlar hani bir şey dedim diye... Yok, parçalamazlar seni merak etmeyin. Biraz önce sohular öyleydi ya. Böyle bu gerçekten manevi bir işaretmiş. Cenab-ı Hak hiç nasip edecekse bir şeyi, siz ne kadar çalışsanız, çaba sarf etseniz bir şey elde edemezsiniz.
Cenab-ı Hak lütfüyle, keremiyle veriyor. Ama çalışmanın da mutlaka etkisi ve azmin etkisi vardır. Yollar böyle kat edilir yani. Hakkınızı helal edin, başınızı hal ettik. Muhtemelen. Yani, normalde mevzuyu toparlayacak olursak, bir kimse böyle kendi kendine, ben aradım, ben buldum, ben koştum, ben yaptım, öyle değil. O yüzden, bu öyle kendi kendinize, kaderiyeye, cebriyeye de geçirmeyin.
Ha, öyle bir şey de yok. Ama yani, bir sufi kendince, sufi adabı içerisinde, kendisinde bir şey görmemesi için, bizle alakası yok. Allah nasip etti, bitti. Bu kadar. En güzeli. Fâlevenlâhum. Haa. Yeeem. Elhamdülillâhi rabbilâzim.
Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.