mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 31.08.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Eylül 2023 · 50:37

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Bu hadislerle, tasavvufla alakalı bir kitap vardı, ondan böyle yavaş yavaş hadisleri okuyup onlardan şerh etmeye çalışıyorduk.
Yine böyle bir saatler dengini alınca, kısa kısa buradan ders yapmaya inşallah niyet ettik. Rabbim inşallah niyetimizde sabit kalsın, niyetimizde samimi eylesin. Allah sevgisi, muhabbeti ağır bastığında, bir şekilde onların bu sekir halini yaşayıp, farkında olup, bu sekir halinde söylenen sözler. Biz bunlara normalde teknik olarak şatiye veyahut da ben bunlara şatahatvari sözler derim.
Yani o kimsenin şatahat etmesi. Bunların bu şatahatları da ikiye ayırmak lazım. Bir şatahat vardır ki, söyleyen bunu söylerken, bakın söyleyen bunu söylerken doğru bir noktada söyler, doğrusunu söyler. Hakikattir o söylediği, o zaman onun şatiyesi hakikat olmuş olur. Onun şatiyesi hakikat olduğunda o sekir hali değildir o. Bakın söylenen sözde hakikat var ise, o hakikat noktasından konuştuysa, bize sekirmiş gibi gelir veyahut da bize öyle gelebilir. Ama o şatiye doğrudur, yani hakikattir. Buna ölçü, buna delil ne? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ben beni Adem'in efendisiyim demesi gibi. Şimdi baktığımız zaman buna biz, bir şatiyeymiş gibi görünebilir bazılarına.
Ama bu hakikatte doğru mudur? Evet, hakikatte doğru olduğu zaman, o zaman bu bir sekir halinde söylenmiş bir söz olmuyor. O zaman bu sekir hali aslında ilahi, hakikat noktasında bir sekir hali oluyor. Yani bu gelip geçici bir sekir hali olmuyor. Çünkü peygamberlerin üzerindeki sekir hali, hayretin üzerine dayalıdır. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, dua edip, Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini bildir, benim hayretimi arttır demesi bu manadadır. Yani benim hayretimi arttır, yani benim sekir halimi hiç kesme. Ben öylesine ben sekir halinde, senin hakikatinin içerisinde yüzmek istiyorum. Senin hakikatinden hiç dışarı çıkmak istemiyorum.
Beni öyle bir hale getir ki, senin hakikat dairenin dışına hiç çıkmayayım. Ben hiç tabiri caizse ayılmamı, ayılmayayım. Bakın ben hiç ayılmayayım. O yüzden bu sekir halinin zıttı ne olmuş oluyor? Bu sekir halinin zıttı da, Allah bizi affesin, sav hali oluyor. S-A-H-V, sav hali. Bu sav hali ne? Aklı yerinde olmak. Sav hali, aklı yerinde olmak. Yani o kimsenin her ne yaparsa, aklı yerinde yapması. O sekir halinde de olsa, aklı yerinde. Bu kimlere ait? Bu peygamberlere ait. Bu kimlere ait? Bu mürşidi kamillere ait. Ancak mürşidi kamiller, o sav halini yaşar insanların içerisinde.
Çünkü onlar ölçüdür. Nasıl peygamberler ölçüyse, peygamberler ölçüyse, mürşidi kamiller de ölçüdür. Çünkü insanlar onlardan din öğrenirler. Nasıl insanlar dini peygamberlerden öğrendilerse ve peygamberlerin halleri hakikat ise, söyledikleri her şey hakikat ise, mürşidi kamillerin de halleri peygamberle yarıştırmak değil bu. Onlarla eşdeğerde tutmak değil, din öğrettikleri için onların da sekir halleri sav halidir. Yani hakikattir. Hakikata uymayan sözleri söyleyenler, henüz daha mürşidi kamil olmamışlar. Kemale ermemiş olanlardır. Çünkü kemale ermemiş, biz onlara meczup deriz ya, kemale ermemiş meczuplar, bu manada din öğretme noktasında etkili ve yetkili değillerdir.
Ama toplum bu tip halleri sevdiğinden, nefislerine hoş geldiğinden, hevai heveslerine hoş geldiğinden, böyle sekir hali yaşayan insanları onlara karşı meylederler. Onlar da bu meylin cazibesine kapılıp, yalan yanlış sekir hali gösterirler. Onların sekir halleri asla ve asla hakikat değildir. Veyahut da onların şatahatları da hakikat değildir. Ama onlar yaptıkları bu şatahatla ne yaparlar? Etrafına insanları toplarlar. Etrafına insanları toplayarak, onlara şatahatvari sözler söyleyerekten, uçuk kaçık sözler söyleyerekten, etrafındaki insanları kendilerinin çok erdemli olduğunu söylerler. Bu bizim dergahımızda, bizim bazı kardeşlerin içerisine de sirayet eder.
Yani işte o şeyhi çok seviyor. Şeyhi çok sevdiğinden dolayı, böyle şatahatvari sözler söylerler. Sen ne dese yapar mısın? Yaparsın. Şunu da yap dese yapar mısın? Ben yaparım, sen yapar mısın? Ve edepsiz. Sen şeyhinin ağzından böyle bir söz duydun mu da, sen kalkıp da şeyh efendi böyle dese, yapar mısın? Yaparım deyip de, şatahatvari laf söyleyerekten, etrafındaki insanları yola karşı laf getiriyorsun. Sen şeyhinin ağzından duydun mu? Sen bir de şeyhinin şeyhini de duymuş insansın. Şeyhinin şeyhini de duydun. Şeyhinin şeyhinin de sohbetlerine katıldın. Onun ağzından böyle şatahatvari, edepsiz sözler duydun mu ki sen, etrafına bunları söylüyorsun?
İşte bu şatahatvari sözler değil, bunlar nefsi hayvaninin sözleridir. Nefsi hayvaniye uyarsa insan, haddini aşar, hukukunu aşar, hududunu aşar, şehvetine kurban olur. Ve şehvetinin peşine düşer. Ve kendince de bunu dervişlik zanneder. Ve kendince de bunu, sanki önemli bir şey söylüyormuş gibi atfeder. Bu doğru değildir. Yol, Kur'an ve sünnettir. Her nereye bakarsan bak, her ne iş yaparsan yap, senin sözlerin, halin, hareketin, Kur'an ve sünnete uymak zorundadır. Nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ümmetine bu tip şatahatvari sözler söylemediyse, bu tip şatahatvari işlerle iştigal etmediyse, hiçbir ümmet, hiçbir sufi, hiçbir mürşid, bu tip edepsiz şatahatvariler kullanamaz.
Bunları yapamaz. Yapıyorsa, o kimsenin manevi bağı kesilir. Söylüyorsa, onun manevi bağı yoktur hakikatte. Çünkü şatahatvari sözler, şatahatvari sözler, müridan için konuşulmaması gereken sözlerdir. İster mürid ol, ister çavuş ol, ister zakir ol, ister nakip ol, ister nügabba ol, ister halife ol, senin şatahatvari söz söyleme hakkın yoktur.
Sen henüz daha pişmedin, olgunlaşmadın. Senin derviş kardeşlerine şatahatvari sözler söylemek, senin derviş kardeşlerine üst seviyeden kendince edebiyat yapmak hakkın değildir. Bu yanlıştır. Bu doğru değildir. Bu yolun adabında ve erkanında yoktur. Sufilik boş konuşma mesleği değildir. Sufilik boş atma mesleği değildir. Sufilik hal işi de değildir. Hakikat işidir. Çünkü sekir hali bir haldir, gelip geçididir. Sekir halinde duran bir sufi, makbul bir sufi değildir. Asıl sufinin duracağı yer, hakikat noktasıdır. O zaman hakikat noktasına baktığımızda bizim söyleyeceğimiz her şey, Kur'an ve sünnete bağlı olarak kalmalıydır.
Şimdi, Kur'an-ı Kerim'de kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder der. Bu insanı sekir haline sokacak haldir asıl. Siz bir sufi oturup kendince Allah'ı zikredip, Allah'ın zikrini duyması gerekirken ve Allah'ın zikrini duyduğu anda, ertesindeki ayet-i kerime der ki, bakın hemen arkasındaki ayet-i kerime der ki, sen namaz kılaraktan, sabrederekten Allah'tan yardım dile der.
Yani bakın, Allah'ı zikreden, kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder ayet-i kerimesi, insanı baştan, aslında bir sufi zikredeni baştan çıkaran bir ayet-i kerimedir. Ben o ayet-i kerimeyi duyduğumda ve o ayet-i kerimeyle hemhal olduğunda, o kimse baştan çıkar. Ama ardındaki ayet-i kerime, hemen onu sav haline, yani akıl haline koyar. Der ki, evet, sen Allah'ı zikrettin, Allah da seni zikretti. Ama sakın ha, sakın anlamaz da, sabırla Allah'tan yardım dile. O zaman, sen sabırla namazla Allah'tan yardım dilersin. Ve Allah'tan o yardımı dilemek mecburiyetindesin. O seni ne yaptı? Hemen seni sav haline, akıl haline döndürdü.
Çünkü akıl haline namaz, akıllıların ibadetidir. Dikkat edin. Namaz iman etmiş akıllıların ibadetidir. Eğer bir kimse namazı kasten terk ettiyse, o akılsızdır, imani yönden. Kasten namazı bile bile terk edeni, şafiler de zaten küfür noktasına koyar. Bir kimse namazı kasten terk ettiyse, şafiye göre küfür ehlidir. Namazı kasten terk ettiyse. Çünkü namaz iman edip akıl sahibi olanlara farzdır. Bakın akıl sahibi. O kimse de akıl gitti, farz ondan düştü. Normalde akıl gitti. O kimsenin o esnada aklı gitti. Aklı gittiyse o namazdan sorumlu değil. Neden? Aklı gitti. İşte Allah'ı zikrederken senin bir an aklın gitse ki gitmesi gerekir.
Hakikatte gitmesi gerekir. Allah'ı zikrederken senin aklının gitmesi gerekir. Akli melekelerinin tamamiyette, tabiri caizse şalter indirmen gerekir. Öbür tarafa şalterin açılması gerekir. Yani madde alemiyle senin ilgin ve alakan kesilmesi gerekir. Madde ile ilgi ve alakan kesilince, sende mana alemi çalışmaya başlar. Sende mana alemi çalışmaya başlayınca, dünya ve akıl sende çalışmaz olur. Dünya ve akıl sende çalışmaz olduğundan, gördüğünü görmemişsindir aslında. Akli olarak. Duyduğunu duymamışsındır aslında akli olarak. Çünkü senin mana olarak zikrullahın nuru, hangi esmadaysa, o esnada hangi esma okunuyorsa, o esnada girmez.
Sekir halinde duranlar, Allah'ta fâni olmamış olan. Allah'ta kemaliyetine erdirmemiş olan kimselerdir. Bunlardaki sekir hali de bir haldir. Gelip geçicidir. Asla ve asla, asla ve asla kalıcı bir hâl değildir. Kalıcı bir hâl olmadığından dolayı, bir hâli de bir hâldir gelip geçer. O yüzden buradaki mürsidi kamillerde olan sekir hâli, mürsidi kamillerde olan sekir hâli, esnada manevi akıl yürüdüğü için onlara da biz akılsız diyemeyiz.
Nasıl peygamber, salallahu ve selam hadretleri ben ne söylediyse, peygamber, salallahu ve selam hadretleri ne dediyse, Cenab-ı Hak bütün söylediğini ve yaptığını kendi üzerine alıp, benim emrimi yerine getirdi, benim emrimi söyledik diyorsa işte bu sekir hâli değil, bu ilahi bir, ilahi bir aklın yoluna girmesi, aklın işlemesidir. Ama ne yazık ki bu akıl işlemedikten sonra böyle sesler de bir türlü düzene girmez. Hakkınızı helal edin. Benim sesim ben askerde çalıştım, gidebildiği yere kadar gidecek. Şimdi ne yazık ki son dönem Sufilerde bu şatahatvari sözleri söylemek, son dönem Sufilerde tabiri caizse papa anlaşıp, geçmişteki büyük mürşitlerin sözlerinden esinlenerekten etrafındaki insanlara bu sözleri söylemek vodol.
Kardeş, bize başkasının sözünü söyleme. Söyleyeceksen bize ayet söyle, hadis söyle. Söyleyeceksen bize peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini söyle, şatahatvari sözler söyleyip de dergahımıza laf getirme. Şatahatvari sözler söyleyerekten bizim yolumuza leke getirme. Kendince üç beş melami sözü duyup, kendince kendi kendine üstadı çok seviyormuş terenenlisiyle etrafına zarar verme.
Bu fakir, sekir halinin ne olduğunu bilir. Sekir halinin ne olduğunu bildiğinden dolayı da o kardeşlerin söylemiş olduğu kimseler aslında kardeş demek istemiyorum. Kardeş demiş olsak çünkü o bizim distorumuzu, bizim yolumuza tabi olur. Bizim sözümüze tabi olur. Üstadından duymadığı bir sözü söylemeye edeb eder. Üstadından işitmediği bir şeyi söylemeye haya eder. Kur'an'da yok, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'de yok, üstadın da yok, üstadının üstadın da yok. Sen bunu söylüyorsan, sen edepsizin tekisin. Sen sufinin ahlaksızısın.
Senin bu dergahta işin olmaz. Senin bu dergahta işin olmaz. Bırak kim üstadını nasıl seviyorsa sevsin. Bazen derim ya, çok seviyorum diyene, küçücük bir imtihan yeter. Hadi bütün malını bağışla göç deyiverir sana birisi, kalırsın orada.
Ben bana yaptığını söylüyorum. Bana dedi ki, ortağına ver dedi komple, hiçbir şey alma buradan dedi. Emredersiniz dedim, hiç şüphe yapmadan. Ben derim, üstada tabi olmak zordur diye. Gerçek bir tabiyet zordur. Ben o yüzden derim, ben kardeşlerden, arkadaşlardan müritlik beklemiyorum. Biz hepimiz kardeşiz, arkadaşız. Aynı yolda yürüyenleriz. Müritlik dairesi zor bir dairedir. Herkesin kaldıracağı bir şey değildir. Bakın, herkesin kaldıracağı bir şey değildir.
Ben bazen derim, şeyh efendinin o kadar dervişi vardı, rüya tabiri verdiği bir tek ben vardım. Onca dervişi vardı, hal tevili verdiği bir tek bu fakir vardı. Hani o son dönem bir mevzular vardı, eskiler bilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durdurdu. Söz ona ait ya. İyi, ben Cafer'e de dedim. Hacı Cafer dedim. On min tane derviş say. Bunun dedim içinden bir tanesini, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri durdurmuş. Say Resulü'lük onu. İkincisi var mı? Yok.
Bunu şataat olarak söylemiyorum. Hakikat olarak söylüyorum. E şimdi o zaman sen kardeşini düzgün yerine getir. Hani Geylan Hazretleri demiş ya, taş atan değil, attıran bizden değil demiş. Allah bizi affetsin. Toparlıyorum. Kur'an'da, ayet-i kerimelerde evet, sekir halini bize verir, ardından sağ haline bizi çağırır.
Ardından hemen ayet-i kerime bizi ne yapar? Sağ haline çağırır. Mesela der ki, Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyum ki Allah da sizi sevsin. Bakın, bu Allah seni sevecek. Şimdi bunu, ben kendi kendime bunu düşündüğümde, yani Allah seni sevecek. Allah seni sevince senin aklın kalır mı? Sen normal bir akıl üzerinden yürüyemezsin. Dünyevi akıl içinden çıkamazsın. Ve ardından ayet-i kerime devam eder. Günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Bakın günah girdi işin içerisine. Günah girdi, anda akıl girdi. Seni tekrar, savha sevk etti.
Yani Allah seni sevdi diye, sen şata advari konuşma. Allah seni sevdi diye coşma. Ayet-i kerimenin arkasından diyor ki, günahlarınızı bağışlasın. Günah akılla işlenir. Ve günahı terk etmek aklın işidir. Tövbe etmek de aklın işidir. Bakın günah aklın işidir. Sen aklınla gider günah işlersin. Ve aklınla tövbe edersin. Cenab-ı Hak seni sev halinden, sekir halinden hemen sav haline soktu. Seni halden hale soktu. Seni perdeden perdeye geçirdi. Seni sekir halinde tutmadı. Bakın seni sekir halinde tutmadı. Hemen seni akla davet etti. Akla çekti yine.
Dedi ki, Allah senin günahlarını bağışlasın. Bunun için tövbe et. Bunun için geri dön. Bunun için rücu et. Orada durma. Rabbim bizlerin tövbe edenlerden eylesin. Tövbesini kabul ettiklerinden eylesin. Affettiklerinden eylesin. Affettiklerinin zümresine bizleri ilhak eylesin. Üç ihlas bir fatihe şerife.
Amin. Evvela bizzat fahiri kainat sebebi mevcidat sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek ruh şevdlerine. Amin. Adem aleyhisselamın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber Zişan efendilerimizin mübarek ruh şevdlerine. Amin. Cihari yarigüzün Ebu Bekir, Sıddık, Ömer, Rufarik, Osman, Uzunurin, Ali Ermutazza, Raddallahu aleyhi ve sellem efendilerimizin. Evladı Resulullah, Zevcihatı Resulullah, Hasabı Resulullah, Şuhedâ-i Resulullah. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Muhammed'i, İmam Eşari, İmam Maturud, İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam İmam Eyni Hazretleri Mubarek ruh şevdlerine. Hediye eledik ve asıl ve sadar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi.
Amin. Feyyuzat'ten, himmetten, şefaatten, üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Onların Kur'an'ı ve sünneti seneyi anlayıp yaşadıkları gibi bizleri de anlayıp yaşamak nasif ve müyesser eyle ya Rabbi. Amin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Amin. Pirimiz bir Seyyid Abdülkadir Geylan'ı, Pirimiz Seyyid Ahmet'i Rıfai, Pirimiz Seyyid Ahmet'i Bedevi, Pirimiz Seyyid İbrahim Dusuki, Şeyh Evlasan Ali Şazeli, Şahı Nakşibenni Muhammed'i Bahattin Şahı Mevlana Celalettin'i Rumi, Hacı Bektaşi Veli Hacı Bayramı Veli Veysel Karani Mahmud'u dayı.
Halveti celveti uşak-ı sünbülü süfre verdi, küfre verdi Şeyh Muhiddin'i Arabi. Bütün Pir-i Piran Hazretleri Mübarek ruh şevklerini hediye edildik. Vasıl ve sadar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Peyu zatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Onların tarikat-ı Muhammed'i anlayıp yaşadıkları gibi bizleri de anlayıp yaşamak nasif ve müesser eyle ya Rabbi. Amin. Üç İhlas bir Fatiha-i Şerife. Büyük Şeyh Efendilerimizden Abdurrahim, Tantab-ı Abdurrahim, Neşami, El-Hacı, El-Hafızacı, Vakır, Sıddıkı, Çorum'i, Hacal-ı İdar Efendi, Çorum'lacı Mustafa Efendi, Nevşeli Abdullah Efendi Hazretleri Mübarek ruh şevklerine.
Amin. Kaçın-ı dergahının geçmişlerinin, Kapaş-ı dergahının geçmişlerinin ruhlarına. Amin. Bütün geçmiş velilerin, mürşid-i kamillerin, evliyalarına aşikan, sadikan, mühban, ehl-i iman, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah diyen mümin ve müminatın ruhlarına, yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerine aşikan, sadikan, mühban, ehl-i iman, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah diyenlerin ruhaniyetlerini hediyeledik.
Vâsıl ve sadar eyle ya Rabbim. Amin. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah el-azîm el-kerîm el-ezîle ilahe illâhû. El-hayyil-u kayyım ve tevbile gönzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Estağfurullah el-azîm Estağfurullah el-azîm Estağfurullah Estağfurullah Estağfirullah Ne kadar yaptıklarımız varsa, yapmadıklarımız varsa, bilerek veya bilmeyerek, işlediklerimizden ve işlemediklerimizden doğacak olan Ya Rabbi bütün günahları affı mağfiret eyle.
Tövbelerinde sabit olan kullarından eyle. Yeniden tekrar tekrar harama düşenlerden eyleme. Yeniden tekrar tekrar hevayı hevesine uyup, nefsine uyup günah işleyenlerden eyleme. Ey merhametlilerin en merhametlisi, tövbe ederseniz hiç günah işlememiş gibi olursunuz buyurdu sevgili Habibin. Bizleri öyle tövbe edenlerden eyle. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Ya Burhan, Sultan, Ya Sübhan, Ya Allah. Bismillahirrahmanirrahim. Ya Rabbi, Settar ismi şerifinin yüzü suyu hürmetine. Bizleri setreyle ya Rabbi.
Hatalarımızı, kusurlarımızı setreyle ya Rabbi. Bizleri kafirlerin elinden, oyunlarından setreyle ya Rabbi. Münafıkların elinden, oyunlarından setreyle ya Rabbi. Fasıkların oyunlarından setreyle ya Rabbi. Şeytanın oyunlarından setreyle ya Rabbi. Heva ve hevesimizin, nefsimizin oyunlarından setreyle ya Rabbi. Her türlü fitneden, fesattan bizleri setreyle ya Rabbi. Her türlü ahir zaman hastalıklarından bizleri setreyle ya Rabbi.
Maddi, manevi her türlü hastalıktan bizleri setreyle ya Rabbi. Gaffar ismi şerifinin yüzü suyu hürmetine bizleri afu mafret eyle ya Rabbi. Anne babalarımızı afu mafret eyle ya Rabbi. Eş ve çocuklarımızı afu mafret eyle ya Rabbi. Gelecek zürriyetlerimizi afu mafret eyle ya Rabbi. Bizleri affettiğin kulların zümresine ilhak eyle ya Rabbi.
Günahlarını hayra çevirdiklerinden eyle ya Rabbi. Önzübillahimine şeytanurracim. Bismillahirrahmanirrahim. Allah salli. Rabbi bizlere Habibinin hürmetini affeyle.
Amin. Habibinin izini takip edenlerden eyle. Amin. Habibinin sünneti seniyasını yaşayanlardan eyle. Amin. Habibinin sünneti seniyasını yaşatmak için mücadele edenlerden eyle. Amin. Habibinin sünneti seniyasını sanki önünde o aynı sünneti, aynı ameli işlediğini görüyormuşçasını işleyenlerden eyle. Amin. Habibini gösterdiklerinden eyle. Amin. Habibini göre göre yaşayanlardan eyle. Amin. Onun kokusunu duyanlardan eyle. Amin. Onun elinden tuttuğu kullarından eyle. Amin. Onun başını okşadığı ümmetlerinden eyle. Amin. Onun koluna girdiği ümmetlerden eyle. Amin. Ey merhametlerin en merhametlisi. Habibin buyurdu ki, kişi sevdiğiyle beraberdir.
Biz o Muhammed-i Mustafa'yı, o peygamberimizi seviyoruz. Bizleri iki alemde de onunla beraber eyle. Amin. Bizleri iki alemde de onunla beraber eyle. Amin. Her nefesimizde bizleri onunla beraber eyle. Amin. Onunla oturan, onunla kalkan, onunla yürüyen, onunla neşelenen, onunla üzülen, onunla gamak edene buğulan, onunla neşeye ve zevke uğruca gidenlerden eyle. Amin. Özübillahimineşşeytanurracim. Bismillahirrahmanirrahim. Tevhidi de onunla beraber çekenlerden eyle. Amin. Zikri onunla beraber zikredenlerden eyle. Amin. Sanki onun halakasında, onun dizinin dibinde zikrediyormuşçasını öyle zikredenlerden eyle. Amin. Sanki dememi hoş gör ya Rabbi öyle olanlardan eyle. Amin.
Öyle olanlardan eyle. Amin. Öyle olanlardan eyle. Amin. Halemen lehum. Lele. El Fatiha ma selavat. Ağğğğğğ.
Eşmeyin. Nesli.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi