mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 30.03.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 31 Mart 2023 · 47:41

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Hakk'ı Hak, batıl batıl bilenlerden eylesin, Hakk'ı Hak bilip, Hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin, Allah razı olsun, geçen haftadan Bakara 183-184'ün dersini yapmıştık, başlamıştık daha doğrusu, bilhassa 183. ayeti geçen hafta yaptık, oruçla alakalı, bu haftada 184. ayet ve ondan sonra da zekatla alakalı bir kısa bilgilendirme, birkaç soru geldi,
çünkü kardeşlerden, onunla alakalı bir iki bilgilendirme, inşallah onu da bitirebilirsek, bitireceğiz inşallah, şimdi Bakara ayet 184. Eûdübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Ayyaman ma'dudat, Femen kâne min kümmeriğan, Femen kümmeriğineş ahir vak我有 bei institutions ve Meali şöyle sayılı günler olarak yani Ramazan sayılı günler olarak
sizden kim hasta veya seferde olursa tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde gücü yetmeyenler de bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla beraber kim gönüllü olarak iyilik yaparsa bu kendisi için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. Yani sayılı günler dediği Ramazan ayı bu Ramazan ayının içerisinde oruç geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılındı. Bu günlerde bu sayılı günlerin içerisinde Allah zalim değil. Kim hasta olursa rahatsız hasta işte şeker hastası, kalp hastası, tansiyon hastası oruç tutmaya elverişli değil. İşte bu konuda mümin bir doktor ona diyor ki sen orucu tutma eyvallah bu onun için bir ruhsat. Ama bazı hastalar var gerçekten tutarsa hastalığını arttırıyor.
O kimse doktora tabi olacak tutmayacak. Bir de ne seferde olanlar yolculuğa çıktı o kimse yolculuğa çıkınca da o kimsenin seferde olan bir kimsenin de oruç tutmama hatta orucu bozma aniden sefere çıktı. Ani bir işi çıktı sefere çıktı niyetlendi 80 kilometre ilerisi biliyorsunuz seferi oluyor. Yani ne oruçluydu ani bir işi çıktı sefere çıkması lazım. Buna vücudu kaldırması mümkün değil çünkü seferde zahmet vardır. O yüzden orucu bozmaya o kimsenin hakkı var mı? Var. Bakın bozmaya orucu bozarsa bir güne bir gün tutacak yine ona bir güne 61 tutmayacak kefaret yok. Hasta ben inşallah işte herkes kendinden bilir ya şeker hastasıyım dayanamayacak duruma geldim orucu bozmak zorunda kaldım.
Bozdum hastalığımdan dolayı bir güne bir gün veyahut da hastalığımdan dolayı tutmadım yine bir güne bir gün. Burada bir mazeret var. Kadınlar için mesela emzikliyse, hamileyse kadınlar için de onlara da ne yapacaklar? Mesela hamile birden rahatsızlandı, bozdu bir güne bir gün. Çocuk emziriyor. Çocuk emzirirken dayanırım, götürürüm diye niyetlendi ama ve lakin dayanamadı. Bir güne bir gün. Veyahut da bir kimse oruç tuttu, hiçbir rahatsızlığı yok. Birden baygınlık geçirdi, birden fenalaştı. Başı döndü, gözü döndü, kulağı döndü. Yani normalde götürebilecek durumda değil. Bozdu orucunu. Bir güne bir gün. Bakın bunlar keyfi bozarsa bir güne 61 gündür. Veyahut da bu biraz da cinsel ilişkiyle alakalı var ya hani sahabe dayanamadı.
Dayanamayınca cinsel ilişkiye girdi. Cinsel ilişkiye girince yandım ya Resulallah dedi. Gitti. Dedi ben yandım ne oldu? Dedi ki ben cinsel ilişkiye girdim. Dedi ki bir güne 61 tutacaksın. Dedi tutamam. Ben nereye tutacağım? Bu oruç yüzünden başıma geldi ne geldiyse dedi. O zaman işte diyet ödeyeceksin dedi. E benden daha fukarası yok dedi. Ben bu diyeti de ödeyemem. Gitti Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri evinden bir tasurma getirdi. Dedi al bunu dağıt. Hani tasadduk et. Dedi benden daha fukarası var mı? Git dedi ehlinle tövbe et. Allah seni affetsin dedi. Siz şimdi buradan hareket ederekten böyle bir şey yapmayın. Yani siz kendinizi muhafaza etmeye gayret edin.
Kendiniz böyle bu konuda dikkatli olun. Çünkü hani sonunda orucu bozma korkusu var ise dokunmayın eşler birbirinize. Deyin ki iftara kadar dokunmayalım birbirimize. Ev arkadaşı gibi olalım. Birbirimize yakın temasla olunmayalım deyin. 61'i çünkü girmeyin 61'e. Allah muhafaza eylesin. Ama öbür türlü bir rahatsızlıktan dolayı bozdu. O ile bira 61 değil. Allah zalim değil. Hastalık varsa, sefer varsa, bir zorluk varsa, bir azamet varsa, bir sıkıntı varsa, o kimse oruçluysa orucunu bozabilir. Ama ona bir güne bir gün getirir. Şimdi bozmaya muktedir. Sefere çıktı o kimse. Orucu, Ramazan orucu. E yılda bir sefer geliyor. Diyor ki Cenab-ı Hak, bu konuda diyor, bilesiniz ki sizin için oruç daha hayırlıdır.
Asıl burası. Yani bu hani size müsaade ettim. Hastasınız, tutmayabilirsiniz. Ama eğer götürebilecekseniz sizin için oruç daha hayırlı. Eğer yapabilecekseniz buna gücünüz yetecekse oruç sizin için daha hayırlı. Yani hastayım deyip de orucu boşlamayın. Hastayım deyip de orucu taca atmayın. Orucu tutmanız daha hayırlı. Yola çıkcanız. Ya yola çıkcan da hani sen o yolculuğu rahat götürebilirsin oruçlu olarak da. O zaman bozma. Veyahut da yine de niyetlen. Sebep sizin için oruç daha hayırlı. Burada o kimse azameti tercih etti. Sufi ahlakı.
Götürebilir miyim? Götürürüm. Ben azameti tercih edeyim. Ben orucu bozayım. İşte bir kısım Müslümanların böyle kaçak göçek işler yapması gibi bir iş yapmayayım. Ne o? 80 kilometre ilerisi seferi. Nereye gidiyor arkadaş? Bozuya gidiyor. Bozuya 80 kilometreden fazla orucu bozuyor. Yemiyor. Seferim var benim. Nereye gideceksin? Kütahya'ya gidecek. Veya Bozuya gidecek Bursa'da. 80 kilometre ileri. Ulan altında son model araba. Harika. Ondan sonra oturuyorsun yayla gibi. Eee Kütahya'da işim var. Eee orucu tutma. Ben nasıl olsa seferim de yapma. Azamete tercih. Ta sevap. Nefsini rahata alıştırma. Nefsini kaçkınlığa alıştırma. Nefsin kaçkınlığa alışması bu.
Bir şey yapabilirliği var ama yapmıyor. Hani kaçırıyor nefsi onu oradan. Aman diyor. Ya nasıl olsa ruhsat var. Örneğin benim ruhsatım var mı? Var. İşte şeker hastasıyım. Yıllardan beri doktorlar diyorlar. Allah razı olsun hepsinden. Hepsi de tanıdığımız. Diyorlar ki. İşte yani tutma. Veya tutmayabilirsin. Bak durumuna göre hareket et. Hamdolsun. Benim böyle bir on gün çarpılıyorum ben. Ondan sonra. Bir pert oluyorum. Böyle yanıma gelen giden arkadaşlar oluyor. Böyle mecbur görüşeceğimiz. Onlar da yanlış anlamasınlar. Böyle biraz hani şey oluyoruz. Yani Allah affetsin. Artık yaş 62. Yani etkileniyoruz. Ama ben böyle tabiri caizse ayak sürüyorum.
Tutacağım diyorum inşallah diyorum. Cenab-ı Hak gayret kuvvet veriyor. Sizlerin duasıyla. Bu senede hamdolsun. Çok mutluyum bu konuda. Hani orucumu tutabildiğim için. O kadar çok mutluyum ki. Cenab-ı Hak hamdü senayi diyorum. Yani inşallah böyle orucumu hiç bırakmadan. Ben bu dünyadan göçer giderim inşallah. Rabbim cümle hastalara şifalar versin inşallah. Biraz evet hayat standardı aşağı düşüyor. Biraz böyle hareket kabiliyeti aşağı düşüyor. Ama hamdolsun götürüyoruz. Şimdi sizin için diyor. Oruç hayırlıdır çünkü diyor. Sizin için oruç tutmanız hayırlı. O zaman biz gücümüzün yettiği yere kadar. Hani Hanefiler buna çok ehemmiyet vermişler. Güç yetirebiliyorsan yap. Güç yetiremiyorsan yapma.
İşte bu manada Allah zalim değil. Güç yetirebildiğimiz yere kadar ne yapacağız? Oruçlarımızı tutmaya gayret edeceğiz. Ama oruç tutmama için bir hastalık söz konusu ise. Az önce sıraladıklarım. Allah zalim değil. O kimse oruç tutmaz. Onu da ne yapar? Bir fakire fidye verir. Parası var ise. Bir fakiri doyuracak kadar. Bununla alakalı Diyanet her sene en alt zemini açıklar. İşte der ki şu kadar buğday. Örneğin. Arkadaşlar biriler. Ben o Diyanetin açıkladığına uymam. Arkadaşlara derim ki. Arkadaş sen bir kilo buğday yemiyorsun. Senin bir günlük yemeğin ne kadar? Yüz lira. Sen fidye'ni yüz lira üzerinden ver. Cimrilik yapma. Oruç bu. Var mı paran? Var.
Fakir fukaranın hakkı o fidye. Bakın o fidye fakirin hakkı. Sen fakirin hakkını kısma. Sen böyle en alt olan meseleden tutma. En alttan tutuyor. En alttan tutma. Sen onu normalde yedin kadarını gönder. Tabii ben zekatta da bunu öneriyorum arkadaşlara. Evet. Ticaret mallarının kırkta biri. Ama benim tanıdığım birkaç böyle zekatını hesapladığım arkadaş var mesela. Onlar öyle yapmıyorlar. Ne kadar gayrimenkulü var neyi var hepsini katıyorlar içine. Bu mesela benim için methedilecek bir nokta. Diyorum helal olsun. Muhteşem bir şey. Hani bunu ben inceden öneriyorum. İsterseniz böyle de verebilirsiniz.
Mesela benim tanıdığım iki kişi var öyle. Onunla sonra gerçekten öyle hesaplayıp veriyorlar. Bu az bir mesele değil. Bunun gibi fidye verirken de yediğinin fidyesini ver. Yani gidip de en altı şu kadar buday ben bakmam bile dinlemem bile ben onu. Hak mıdır haktır oradan da verebilir misin evet yapma kardeş ya sen oturduğun zaman 150 lira yiyorsun 200 lira yiyorsun veya mali durumun yerinde yani sen şimdi ne kadar bu sene fidye miktarı baktınız mı? 70 lira. 70 lira. Murtaza sen bir günde 70 lira mı yiyorsun? Çorba 150 lira diyor. Onun yediği çorba 150 lira. Şimdi o diyen onun yediği çorba 150 lira 70 liradan fidye verecek. Bu doğru değil. Yani kendi dairesinde doğru değil. Sufilik açısından doğru değil. O diyecek ki yok ya.
Demek ki çorba o kadar olmuş dışarıda. Bak bu da yanımdaki diyor ki çorba 50 liradan üç öğün 150 lira diyor. Kaç para? Hüsnü de 150 lira. Tamam. Allah'ım gitti yeri açık etti. Evet. E şimdi normalde o kimse hani kendince kendi yediğinden fidyesini de versin. Evet Allah razı olsun. Bu arada da bu hafta içerisinde birkaç kardeş böyle hem soru olarak yazdı. Hem de birkaç kişi zekatla alakalı soru sordular bana. Ama ben böyle çok geniş tutmayacağım bunu. Asıl soruya geleceğim. O yüzden bu sohbetin bu bölümü de zekata ait. Tevbe ayet atmış. Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim. Tövbe ayet atmış.
Zekat Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, miskinlere, zekat toplayan memurlara, kalpleri İslam'a ısındırılmak istenenlere, kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihat edenlere ve yolda kalanlara verilir. Allah her şeyi çok iyi bilendirir. Hüküm ve hikmet sahibidir. Allah farzlarla alakalı meseleleri peygamberine dahi bırakmamış. En önemli zekat. Zekatın da hükmünü kendisi açıklamış. Nasıl orucun hükmünü açıklamış? Zekatın hükmünü de kendisi açıklamış. Peygamberine dahi bırakmamış bunun hükmü.
Bakın burası bunun altını çizilecek bir mesele. Yani siz zekatı kendi kendinize iştahat edip, bir şey yapıp böyle istediğiniz bir kimseye veremezsiniz. Bunun Cenab-ı Hak peygamberine dahi bırakmamış. Kim birincisi? Fakirler. Fakir kim? Bunlar normalde nisap miktarı kadar paraya veya malaya malik olmayan kimseler. Nisap miktarı ne kadardı? Seksen gram. Nerede var mı içimizde kuyumcu? Ne kadar seksen gram altın? Bin iki yüz otuz seksen gramı ne yaptı? Hesapla.
Abdül Latif. Yüz bin lira. Bir kimsenin elinde yüz bin lira para var ise borcu yoksa, yüz bin liralık mal varsa, ticaret malı borcu yoksa, o kimse ne oldu? Nisap miktarı mala sahip oldu. Yüz bin liradan aşağı parası varsa, malı varsa, borcu yoksa, pardon yüz binden aşağı ise, o ne oldu?
Fakir oldu. O zaman birinci derecede fakirlere sonra miskinlere miskinin ne evi var ne barkı var hiçbir şeysi yok köprü altında yaşıyor yani işi var yok çalışıyor çalışmıyor miskin bunun bir kısmı bunu gayrimüslimlerin fakirleri olarak belirlemiş ama bu böyle öyle kabul edenler de var etmeyenler de var. Bunları böyle hızlı hızlı geçeceğim şimdi. Bir de zekat toplayan memurlar bunlar ne? İslam devletinin zekat memurları. İslam devletinin zekat memurları. Bunun da hızlı geçiyorum bu da çünkü bugün şimdi açıklayacağım bunu bu da şu anda geçerliliği yok şu anda bunun. İkincisi, dördüncüsü ne? Kalpleri İslam'a ısındırılmak istenilen bu müellefetül kulüb denilen kimseler.
Bu da şu anda geçerliliğini yitirmiş şu vaziyette. Beşincisi ne? Köleler. Bu da şu anda geçerliliğini yitirmiş. Altıncısı ne? Borçlular. Borçlu olanlar. Ama kim bunlar? Bir bunlar günah işlemek için borç edenler değil. Adam kumar oynamış, pavyona gitmiş, meyhaneye gitmiş, oraya buraya gitmiş, oralarda işini batırmış. Bu borçluya zekat geçmiyor. Bu değil. Kim o zaman borçlu? Bunlar toplumun menfaati için, bir topluluğun menfaati için o topluluğa harcama yapmış, o topluluğa bir şeyler yapmaya çalışmış, o topluluğun iyiliğine koşmuş veyahut da birisinin iki kişinin arasını bulmuş, iki kişinin arasını bulurken kefil olmuş. Demiş ki bu adam bu parayı öder, ben kefilim, o da ödememiş.
Bu sefer iki kişinin arasını bulmak için o kimse kefil olmuş, borçlanmış. Bu mesela veyahut da genel olarak bu, hani bir topluluğun, bir toplumun, bir kavmin bir işini üzerine alıp da borçlanmış kimse. Asıl borçlular bunlar. Bir de normalde borçlulara hanefiler şunları da eklemişler. Bu günümüzle alakalı deprem olmuş, batmış herkes. Onu da borçluların sınıfına koymuş. Su baskınız, zelzeli olmuş, bir afat olmuş. O afatla o insanlar evlerini kaybetmişler, dükkanlarını kaybetmişler. Belki de borcu yok ama onu da borçlular sınıfına koymuş. Hanefiler onlara da zekat verilebilir hükmünü çıkarmışlar. Sonra Allah yolunda cihad edenler. Yedincisi, sekizincisi ne?
Yolda kalanlar. Bir kimse hacca gidiyor, hacca giderken yolda kalıyor. Parasını çaldırıyor, işte kervanını soyuyorlar bilmem ne. Yolda kalıyor. Zengin dahi olsa ona zekat verilebilir mi? Evet. Bir kimse yolda kalıyor, arabası pert oluyor, yolda kaza yapıyor, bir şey oluyor. Naha çarkalıyor, hiçbir şey yok. Ona da zekat orada verilir mi? Şimdi günümüzde bu sekiz sınıfın, hani ayetle sabit olan bu sekiz sınıfın dördünü bulmak mümkün. Dört tanesini. Bunlar kimler? Bunlar fakirler, miskinler, borçlular, ondan sonra yolcular, Allah yolunda cihad edenler. Yani bu beşincisi bu ama bu cihad edenleri ayıracağım şimdi o yüzden buraya ilave ediyorum.
Ama bu dördünü hemen elinin altında bunu bulmak mümkün. Şimdi bir de mümkün olmayanlar var. Bunlar kimler? Normalde şimdi bunlar zekat memurları. Yani bir zekat memuru bulamazsınız. İslam devleti yok. Türkiye Cumhuriyeti layık, demokratik, insan haklarına saygılı hukuk devleti. İslam devleti olmadığı için onun zekat memuru yok. Olması da mümkün değil. O yüzden bunu bulmanız mümkün değil. İkincisi ne? Köle. Yani kölelik sistemi yok. O yüzden kölelik sistemine göre de siz bir kimseyi bulamazsınız. Bulamayacağınız bir kimse daha var. O da ne? Örneğin işte kalbiyi İslam'a ısındırmak. Bu Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri zamanında iştahat da böyle o günkü sahabelerin icmaiyle kaldırmış vaziyette.
Bu böyle hani gayrimüslimlerin işte kalplerini İslam'a ısındırma meselesi Hazreti Ömer Efendimiz zamanında Hazreti Ömer Efendimiz'in iştahatıyla kaldırmış. Hanefiler de zaten bu yoldan yürümüşler. Demişler ki bunlarla böyle bir şey yok. O yüzden icma ile ondan sonra bunu kaldırmışlar. Şimdi burada bana sorulan sual şuydu. Bunları açıkladıktan sonra. Bir hani cihad edenleri nasıl anlayacağız? Şimdi burada burayı açmak istiyorum. Kısa kısa hemen vaktinizi fazla almayacağım. Şimdi burada Allah yolunda fi ise bilillah diye geçer ayeti kerimede. Fi ise bilillah Allah yolunda cihad edenler. Şimdi bugün dünya üzerinde benim bildiğim, benim tespitime göre bir İslam devleti yok.
İslam devleti olmayınca bildiğimiz gazaya çıkan, mücahidlik yapan bir asker de yok. O zaman bunu da bugünkü şartlar içerisinde arasak bulabilir miyiz? Hayır. Bu yok. Bunu genelde müfessirler, tefsirciler, fıkıhçılar bu cihad edenleri ikiye ayırmışlar. Bir, Allah yolunda kılıç, tüfek neyse devlet emretmiş, almış silahı, küffara karşı savaşa çıkmış. O mücahid, böyle bir mücahid var mı şu anda? Yok. Bir devlet eliyle, devlet eliyle küffara karşı savaşa girmiş bir İslam devleti yok. Öyle olmayınca bunu aramanız mümkün değil. İkinci sınıf, bu fi ise bilillah Allah yolunda cihad edenler. İşte bunu da müfessirler demişler ki, alimler, ilim ehli, hani diyor ya bir kimse bir ilim öğrenmek için yola çıksa, attığı adamda, attığı her adımda cihad sevabı alır.
Fi ise bilillah, ilim ehli. Yalnız bu ilim ehli, dini ilimlerle alakalı. Bu böyle işte tıp öğrenmeye gidiyor. İşte ne bileyim orada tıpcı yoksa eyvallah. Veyahut da işte İngiltere'de ekonomi kurs alıyor. Bunlar değil. Bu sadece dini ayakta tutmak için, burasını ayırt edin bakın. Dini ayakta tutmak için mücadele eden, alimi, işte talebesi, şeyhi, bu konuda fi ise bilillah Allah için dini ayakta tutma mücadelesi verenler.
İki ayırdık. Bunlar zekat alabilirler mi? Evet. Bunlara zekat verilebilir mi? Evet. Bu da normalde bütün hemen hemen dört mezhebin dördü de bu konuda iştahat etmişler, söylemişler. Borçluları da söyledik. Şimdi bana sorulan soru şuydu. Bir kimsenin x bir kimsede alacağı var. Bu alacağının zekatına sayabilir mi? Sayamaz mı? Şimdi geçmiş derslerde ben bunun sayılabileceğini söylemiştim. Ama bu bir daha böyle gündeme geldi. Bir daha gündeme gelince bununla alakalı biraz bir çalışma yapayım dedim. Hanefiler bu konuda şöyle genel olarak hani Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli uleması genel olarak şunu diyorlar. Diyorlar ki zekatta temlik şartı vardır.
Temlik şartı şu bir kimse bir zekat verdin o zekatı o kimse aldı eline geçirdi. Bakın o eline geçirdi. Bunu Hanefiler çok önemsemişler. Şafii, Maliki, Hanbeli uleması da çok önemsemiş. Demiş ki hani sen zekatı ona vereceksin. Hani ona temlik edeceksin. O sana tekrar borcunu öder ödemez. Bu ayrı bir mesele demişler. Ama sen o kimsenin zekatı onun eline vereceksin. Zekatı ona vereceksin. Bu böyle mi? Evet. Buna yol göstermişler. Demişler ki birisini normalde işte alacağı var. Alacağı olan bir kimse gitti ona. Ne kadar alacağı var onda? On bin lira. Gitti on bin lira ona verdi. Bu benim zekatım dedi. O da aldı. Diyor ki o kimse onu geri ödesin.
Hani aldı eline geçirdi ya para. Onu geri ödesin. Ama mesela bazı yerlerde de şu ibare var. Diyor ki o kimsenin daha fazla ihtiyacı var ise başka bir şeye. Adamın karnı aç. Veya eşi çoluğu çocuğu aç evde. Öyle ya. Adam ilk önce onu mu düşünecek? Sana olan borcunu mu düşünecek? Onu düşünebilir. Onu vermeyebilir. Örneğin. Veya da adam zekatı aldı. Biraz da böyle haylaz. Ya zekat benim hakkım dedi. Ben ödemek zorunda değilim. Borcumu beklesin biraz da adam dedi. Vermeye de bildi. Buna bir yol bulmuşlar. Demişler ki o kimse hani işte birisini vekil tayin etsin. İşte zekatımı almaya vermeye seni vekil tayin ettim. O zaman diyor o vekille de o işini halledebilir.
İşte örneğin savaşı vekil tayin etti bir kimse. Savaşta o borçunun vekili oldu. Ondan sonra. Ben gittim savaşa dedim ki sen işte örneğin X kimsenin vekili misin? Evet. Tamam. Benim ona on bin lira normalde zekatım al bunu. O da dedi ki senin ondan alacağın var mı? Var. Al on bin lira da ben senin onun alacağını kapattım dedi. Bu da bir yol olarak. Hanefiler bu yolu da çizmişler. Bu da yapılabilir mi? Evet. Bir kısmı da yani bunu normalde geçenlerde vefat ettiği şafi fıkıhçısı, kardavi, dünya İslam alimleri birliği başkanıydı ya. Ehl-i Sünnet böyle o böyle enteresan günümüze ışık tutacak böyle fetvaları vardı. Bilhassa şafilere karşı şafilerin içerisinde şafilere böyle ışık tutacak güzel fetvaları vardı kardavinin.
O kardavinin fetvalarına bakarsanız enteresan onun fetvaları var. Onu hayat-ü sahabededen de dört ciltlik oradan da tanıyabilirsiniz. O diyor ki direkt ondan alınma bu. Eli dar olan bir kimsenin borcunu zekatla ödeyebileceğinden ve neticede kendisi faydalandığından alacağın zekata mahsup edilebileceği görüşündedir. Borçludaki alacaktan vazgeçmeye sadaka ismini vererek bu görüşüne Bakara 280 ayetini delil getirir.
Der ki Bakara 280, borçlu darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olasınız ki borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. Burada borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. Ayet-i kerimesini kendisine ölçü alır ve böylece bir kimsenin normalde borçluysa o alacaklı o kimseye telefonu kaldırıp veyahut da onun yüzüne ben bu senden olan alacağımı zekatıma saydım.
Senden alacağım yoktur dediği anda bu mesele biter diye normalde şey yapıyor. Ne o? Hükmediyor. Bu konuda da bir Müslüm'de geçen bir hadis-i şerif daha var. Resulullah devrinde bir adam alışveriş ettiği meyvelerden zarar etti. Çok borçlandı. Bunu Ebu Said el-Hudri naklediyor. Biliyorsunuz o da fıkıhı kuvvetli bir şeydir. Sahabelerden birisidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki ona tasadduk edin. Yani ona tasadduk edin. Onun o borcunu bir şekilde tasaddukla ödemesine yardımcı olun. Ona tasadduk edin. Bu da normalde bununla alakalı bir hüküme şey oluyor, delil oluyor. Alacağın zekata mahsup edilmesinin şartlarını da oluşturmuşlar.
Borçlu, borcunu ödemekten aciz olmalıdır. Yani normalde buradaki aranan şart şu. Adam borçlu ama borcunu ödemekten aciz. Yani nisap miktarı kadar kendisinde para, pul, mal, mülk herhangi bir şey yok. Kimi borçlu var, parası var, pulu var adam ödemiyor. O zaman ona geçmiyor bu bakın. Yani bazı borçlular var mesela adamın parası var, işi var, sermayesi var. İşini döndürüyor, ödemiyor. O Allah affetsin onunla alakalı ağır hadis-i şerifler ve fetvalar var. O zaman bir, o kimse borcunu ödemekten aciz olacak. Yani o kimse iflas etmiş, batmış, bir şey olmuş fakr-ı zaruret içerisinde. Fakr-ı zaruret içindeyse o zaman alacaklı o kimsenin normalde alacağını zekata sayabilir mi?
El cevap sayabilir. İkincisi, borcun zekat yerine sayıldığı kendisine bildirilmelidir. Bildirilmelidir. Yani o kimseye diyecek ki ben bu borcu sana zekat yerine saydım. Senin bende çekin vardı, senin bende senedin vardı. Al kardeş şu çekini, şu senedini örneğin. Benim sende alacağım yok. Ben bunu zekata saydım. Eyvallah. Benim bu konuda sende alacağım kalmadı. Bakın burada o alacaklı borçlusunun yüzüne bunu söyleyecek ve diyecek ki veyahut da adamın çok borcu var. Örneğin diyecek ki ben 50 bin lira, 10 bin lira, 20 bin lira sana zekatımdan düştüm. Benden 20 bin lira borcun eksik.
Örneğin ona söyleyecek bunu ve o kimse söylenilen miktar kadar borçtan kurtulmuş sayılacak. Bak söylenilen miktar kadar ama hepsi ama yarısı ne kadarsa o kadar borçtan kurtulduğunu sayacak. Diyecek ki benim 100 bin lira x kimseye borcum vardı. O kimse 50 lirasını zekata saydı. Benim ona 50 lira borcum kaldı. Bu netleşmiş olacak böylece. Fakir ve miskinlerden olmasa bile o zekat alması uygun olan borçlular sınıfından olacak. Yani o kimse fakir değil belki de miskin de değil ama zekat alabilen borçlular hükmünde olursa o yüzden o kimse buna normalde uygun olmuş oluyor. Ve fakirin zimmetinde alacağı olan bir zengin bu alacağını bağışlaması halinde o mala ait zekatını vermiş ve dolayısıyla alacak zekata sayılmış olur.
O yüzden normalde ama fakirde alacağı olan fakirin borcunu vereceğine güvenemiyorsa güvendiği birini fakire göstererek zekatını almak ve borcunu ödemek için bunu vekil yap der. Zekatı bu vekile verir vekil de zengine geri vererek fakirin borcunu öder. Böylece hem zekat verilmiş olur hem de fakirin borcu ödenmiş olur. Dur-i yekta, mizanı kübra eserinden alınma bu da. Şimdi bir, ülkemizde bir deprem oldu. Depremin üzerine sel felaketi oldu. Ve nice şehirler yerle yeksan oldu. Oraya mal satan, oraya mal veren tüccarlar, Yani oradaki insanlarda belli bir alacakları muhakkak var. Bunları da biraz onlar için derledim, toparladım. Onlar hangi esnafın neye ne kadar gittiğini, gitmediğini bilirler.
Böylece onlara bir yol hem aynı zamanda da bu depremzede bölgesindeki, o bölgedeki insanların da nefes almasını sağlar, Rahatlamasını sağlar, psikolojik olarak biraz daha kendilerini iyi hissederler. İslam hukukçuları bu konuda bunun fetvasını vermişler mi? Evet. Bu yol izlenebilinir mi? Evet. Pandemiden çıkıldı, toplum içerisinde değişik böyle insanlar zorluk yaşadılar. Ticaret yapanlar, alışveriş edenler. Bu birkaç yıldan itibaren böyle bir zorluk devam ediyor. Sadece ülkede değil, bütün dünya üzerinde bu zorluk devam ediyor. Bunu sadece ülkemize atfetmek doğru değil. Yani normalde yurt dışında da bütün dünya ülkelerinde bir ticari bir kaos, ticari bir sıkıntı var. Ekonomik bir darboğaz var.
Bu ekonomik darboğazdan herkes nasibini alıyor mu? Alıyor. Müslümanlar birbirlerine yardım eden, birbirlerine destek çıkan, zor zamanlarında birbirleriyle kenetlenen bir toplumdur. O yüzden hani kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. E kolaylaştıralım, böyle hani etrafınızda alışveriş ettiğiniz, ne bileyim size borçlu olan, bütün sadece kardeşler için değil, bütün ümmet için söylüyorum.
Bütün bizim Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutlarının içerisinde yaşayan Müslümanlar için söylüyorum. Bizim başımızdan böyle bir afat geçti. Ayrıyeten de daha öncesinden süre gelen bir ekonomik afat var. Bu ekonomik afatın üzerinde deprem afatı, onun üzerine bir sel afatı, bunun üzerinde daha başka, zaten bir terör afatıyla uğraşıyoruz yıllardan beri. Yani afat afat üstüne geliyor, afat afat üstüne geliyor. Allah'ım beterinden muhafaza eylesin. Önümüzdeki günler de böyle çok pes pembe bir günler olarak görmüyorum ben. Yani sıkıntıların devam edeceğini, belli problemlerin devam edeceğini, bu sıkıntılar, bu problemlerin içerisinde insanların biraz daha zorluk yaşayacağına inananlardanım.
O yüzden ben bu biraz hani kafam çok yerinde olmasa da bu birkaç günden beri kendimi toparlayabildiğim, böyle işte yarım saat, bir saat, yarım saat, bir saat, bunları böyle biraz derledim. Ben toparladım. Biraz böyle işte oruç şey olunca çok fazla da böyle bir şeyin üzerine gidemiyorsun ama bugün kendimce yeteri kadar bunları toparladığıma inandım. Aslında daha bunları daha önce baktığım eserler vardı. Ondan sonra daha uzun hani bunu delillendirebilirdim. Ama birkaç Ramazan ben bunun dersini yaptıydım zaten. O yüzden şimdi de böyle dedim toparlayayım ama bu zamanda dedim bu lazım. Şimdi tekrarlıyorum. Benim x kimsede bir alacağım var. O alacaklı olduğum kimse nisap miktarına kadar paraya malik değil.
Ben ona karşıma alıp senin bana borcun yok. Ben bunu zekata saydım diyebilirim. İkincisi ben gidip ona ne kadar benim zekatım işte on lira, yirmi lira, otuz lira, elli lira ben ona zekatı verebilirim. O da bana benim sana borcum var deyip onu verebilir. Üçüncü yol ne? O kimseye derim ben kime güveniyorsam işte ben savaşa güvendim. Savaşı zekatı almaya, vermeye, borcunu ödemeye vekil tayin et dedim. O da vekil tayin eder. O zaman savaşa derim. Savaş benim bundan şu kadar alacağım var. Ben bu kadar zekat veriyorum sana onun adına. O da bana borcu ödeyebilir. Bu üç tane yol var. Bu üç yolu da bir kimse tercih edebilir mi? Edebilir. Bunun en sahihi. Onu söyleyeyim de. En sahihi. Bunu bütün imamlar bu konuda iştahat etmişler, birleşmişler.
Bilhassa hanefiler. Bunun en güzel yolu şu. En güzel yolu. Benim savaşa, savaştan alacağım var. Ben gittim savaşa dedim ki savaşın da nisap miktarı kadar elinde malı yok. Savaş al bu benim zekatım dedim. O da kalktı. Dedi ki al bu da benim sana olan borcum. Borcum bitti mi? Bitti. Bunun en sahihi bu. Bakın en sahihi bu. Karşıdaki yani borçluya güveniniz var ise, istismar etmeyecekse, istismar etmeyecekse bunu, bunun en sahihi bu. Burası anlaşıldı mı? Ama yok, siz ona ulaşamıyorsunuz veya yakın dairenizde değil, işte ne bileyim uzakta veyahut da bu adam bunu istismar eder mi? Eder. Bunu istismar edebilir mi? Edebilir. Böyle bir şüpheniz var ise, o zaman kardeş, selamun aleyküm aleyküm selam.
Ben senden şu kadar alacağım vardı, ben o alacağımın şu kadarını, örneğin adamın alacağı çok da olabilir, şu kadarını ben zekata saydım. O kadarlık senin çekini de gönderiyorum. Mesela çeki varsa veyahut da işte senedi varsa. Hanefiler bunu biraz böyle ticaretin dışına da çıkarmışlar. Yani demişler ki, adam hani ticareten değil de elden borç aldı. Yani ben dedim ki, savaş bana işte yüz bin lira verebilir misin? Verebilirim dedi. Savaş bana yüz bin lirayı verdi. Ticaret değil bu. Yani böyle bir elden borç alacak. Ondan sonra ben ödeyemedim. Ben ödeyemeyince savaş bana dedi ki, yüz bin lira sana zekatıma saydım. Ben de yüz bin lirayı ondan sonra savaşa verdim. En ideali bu. Bakın, ticaretle alakalı olanlar da böyle biraz şerh düşmüşler.
Hani ticaretle alakalı olanlar. Ama sonuç olarak o da borçlu. O da borçlular sınıfına konularak da bunun da iştahını vermişler mi? Vermişler. Kardavinin de iştahı bu konuda açık mı? Açık. Sonradan gelen ulema da bu konuda açmış mı bu meseleyi? Açmış. Bu mesele bu kadarlık yetsin. Bu konuda inceleyip araştırma yapmak isteyenler inceleyip araştırma yapabilirler. Bu mevzuda da söyleyeceğim, konuşacağım. Bu kadar. İnşallah anlaşılmıştır bu mesele. Evet Ahmet. Öldü. Bitti. Sayamıyorsun. Borçlu öldü o. Onu sayamıyorsun. Ölmüş çünkü. Temlik söz konusu ya. Temlik o adamın eline geçiyor yani o. Normalde veyahut da borçluydu.
Temlik etti sayıyor onu. Sayıyor onu. Ona karşısında duruyor çünkü o. Bu konuyla alakalı sormak isteyen. O kadarını yapacaksın. Evet. İftali zikr fâlemenlâhu. Al-Fatiha mâ s.a.v.a.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi