mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 28.07.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Temmuz 2022 · 25:42

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele edenlerden eylesin. Amin. Batılı, batıl bilip, batıla karşı cihat edenlerden eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i seneyi sımsık yapışanlardan eylesin. Amin.
Kur'an ve sünnet-i seneyi yaşatan, yaşayan, yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşallah. Amin. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Allah razı olsun. Selamun aleyküm. Amin. Soru yok. Soru yoksa sohbet de yok. Selamun aleyküm deyip kalkacağız o zaman. Allah razı olsun inşallah. İyi varsa sorunuz sorun bakalım. Birkaç soru alalım. Sesini yükselt.
Selamun aleyküm efendim. Bir video paylaşıldı bugün grupta. Aşık Yunus'la Yunus Emre birbirine karıştırılıyor diye kabrini gösterdiler. Biz hani ilahileri Yunus Emre, Aşık Yunus diye Yunus Emre'yi biliyorduk. Hani sizden dinlemek isterim. Hani şey aslını. Aşık Yunus'la Yunus Emre'nin. Hz. Mevlana Celaleti Rumi Hazretleri mesnevisini yazıncaya kadar herkesin mesnevisi varmış. Yani birçok mesnevi varmış. Ama Hz. Mevlana Celaleti Rumi Hazretleri mesnevi yazdırınca, yazınca değil, yazdırınca ondan önceki ve ondan sonraki mesnevi sözlerin hepsi de kalkmış. Ve mesnevi denilince bir tek Hz. Mevlana Celaleti Rumi Hazretleri gelmiş akla. Şimdi Yunus denilince de yok aşık Yunus, yok Yunus Emre, o muydu, bu muydu? Bunlar boş tartışma.
Yunus deyince bir tek bizim koca Yunus aklımıza gelir. Başka bir şey aklımıza gelmez. Karıştırıyorlarmış, karıştırsınlar önemli değil. O yüzden belki de ondan öncesi de ondan sonrası da Yunus denilince hepsi bir yerde cem olmuş, toplanmış. O yüzden boş tartışmalar, başka bir şey değil. Allah bizi affetsin inşallah. Karıştırsak ne olacak ki? Dil aynı olduktan sonra sıkıntı yok. Bir fakühi terim öğrenmiştim de, Müslüman biri kurban keserken, kesmek istediğinde babası ondan vekalet almadan kurbanını kesebilir. Ona vekalet almadan kurban seçebilir gibi. Oğlu için mi? Oğlu için, evet. Bunda bir beyiş yok. Çünkü bir Hanefi'ye göre baba, oğlunun malına, mülküne, oğlunun parasına, puluna karışabilir, tasarruf edebilir çünkü.
Onun hatta parasını oğlundan habersiz tasarruf eder, dağıtır bile. Oğlundan habersiz oğlu için borçlanır. Oğluna, oğlunu borçlandırır yani. O yüzden baba, oğlunun malına, mülküne, parasına, puluna her şeyine tasarruf edeceği için onun adına da kurban alıp kesebilir. Bunda bir beyiş yok. Sufiler, kafir cinlileri ve şeytanları çalıştırabilirler mi?
Evet. Zaman zaman bunlar görülmüş. Süleyman Aleyhisselam, kafir cinlileri de, şeytanı da kendi emrine almış. Kendi emrine alıp da onları çalıştırmış. O yüzden bazen Cenab-ı Hak, sufilere böyle bir tasarruf verebilir. Bunun ölçüsü bir peygamber olan Süleyman Aleyhisselam'da var ve o yüzden Süleyman Aleyhisselam'da ölçüsü olduğu için de bir sıkıntı olmaz. Ayet-i Kerime'de, ey mutmain olan nefis, Rabbin senden razı, sen de Rabbinden razı olarak dön ve cennetime gir diyor efendim. Burada ruhun fonksiyonu nedir?
Yani ödül veya ceza, ruh, nefis ya da cesede mi? Bunları tarif ederken hepsini bir bütün olarak tarif ederler. Genel olarak. Ama biz sufiler bunu normalde, çünkü ruhumdan üfledim demiş, ruhumdan üfledim deyince, biz ruhun cehennem azabıyla azablanacağına dair bir şey düşünmeyiz. Bunu normalde şeriatın karşılığında, belki de siz burada hata yapıyorsunuz diyebilirler.
Müteşafih bir mesele. Ama ben canı, nefsi ve ruhu, üçünü de ayrı ayrı ayırırım. O yüzden ruhu bu noktada, Cenab-ı Hak ruhumdan dediğine göre, o yüzden ruhun cehennem azabıyla azablanacağına dair, Allah affetsin, böyle bir şey söyleyemem. Ama cehennem azabıyla azablanacak olan nefis ve candır. Evet. Hayvanların ruhu var mıdır? Kendilerince onu, Aziz Ziddin Nesif'i hayvani ruh olarak nitelendiriyor. Bu Cenab-ı Allah'ın kendi ruhundan üflediği ruh değil ama. Değil mi? Değil mi? O Aziz Ziddin Nesif'in bir ayrışması var bu noktada. Bitkisel ruh, hayvansal ruh, insani ruh diye, ruhu üçe tasdif eder.
Bitkisel ruh, onu aslında, bunu akıl da diyebiliriz bu manada. Geçmişte bunlara normalde ruh ismi takmışlar. Ama bitkisel ruh demektense, bitkisel akıl demek buna daha uygun. Neden bitkisel akıl? Çünkü her bitkinin nerede, ne kadar, ne büyüyeceği, ne meyve vereceği, ne meyve vermeyeceği. Cenab-ı Hak kendi onun içerisine bir akıl vermiş. O akılla, kendi içindeki akılla hareket ediyor. Ona biz ruh da desek, ama bitkisel ruh da desek, akıl da desek, yerli yerindedir. Çünkü ruhun bir anlamı da akıldır bazı yerlerde. Öyle olunca bitkisel ruh dediğimizde buğdayın, arpanın, veyahut da bir şeftalinin veya bir zeytinin kendine ait bir aklı var. Mesela bizde zeytin bahçesi vardı.
Zeytini sulamazsan eğer, mesela zeytin kendi üzerindeki çiçeklere kendisinin suyu ve gücünün yetmeyeceğini kendisiyle düşünür ve komple çiçeğini döker. Üzerinde çey bırakmaz. Ne o? Çiçek bırakmaz. Eğer sularsan onu, gerekli veya sulanırsa, yağmurlar yağarsa, çiçekleri korur, muhafaza eder. Ardından tohur deriz biz. Küçük meyvelere dönüşür. Yine koklar tabiri caizse zeytin. Eğer o tohuru besleyebilecek suyu veyahut da nemi alırsa, hiç tohur dökmez. Ama o suyu alamazsa, tohuru döker. Bir bakarsın ki zeytin ağacının dibi, küçücük küçücük zeytin meyveleriyle dolu. Bu, zeytinin kendince aklıdır. Bu, o güneşe, neme, topraktaki alacağı kuvvete göre kendisini dizayn eder.
Bunu eskiler, bitkisel ruh demiş veyahut da bitkisel akıl da denilebirler. Ve aynı şey hayvanlar için de geçerli. Hayvanların da kendilerine ait bir aklı var, kendilerine ait. Veyahut da kendilerine ait bir ruhları var. Ama bu ruh, normalde insana üflenmiş gibi bir ruh değil. Hayvani akıl diyelim biz ona. O hayvani akıl. Az önceki cehennem azabı da bu hayvani akılla alakalı. Bu hayvani nefisle alakalı. Cehennemde azap görecek olan o hayvani nefis. Ruh latiftir çünkü. Ruh direkt Cenab-ı Hakk'ın kendi zat-ı uluhiyetinden üflendiği için ruh. Bu benim kendi inanışım. Ruh eza ve cefa çekmez. Hiç kimse ruha eza ve cefa çektiremez. O ruh çünkü bedende can gittikten sonra o gideceği yere gider.
Gideceği yere gider. O ayrı meseledir. O yüzden hayvanlarda da biz ona hayvani akıl diyelim. Ruh demeyelim çünkü mesele karışabilir. O bitkilerde de yine bitkisel ruh demeyelim. Bitkisel hayvan, bitkisel akıl diyelim. O yüzden bitkilerde de kendine göre bir akıl, hayvanlarda da kendine göre bir akıl, insanlarda da kendine göre bir akıl var. Ama insanın aklıyla, bitkinin aklı, insanın aklıyla hayvanın aklı aynı noktada değil. Şöyle bir şey anlamışsam doğru mu bu? Mesela bu masanın da bir aklı var. Var. Bu ayrı mesele. Bütün o zaman ona bakacak olursan, yerin de göğün de nuru Allah'tır. Bütün her şeyin nuru vardır. Bütün nur varsa bir şeyde tecelli ediyorsa, onun aklı da vardır.
Aslında kendine ait, biz onun karışmasın diye ayırıyoruz ama kendine ait de bir ruhu vardır. Eşyanın da kendine ait bir ruhu vardır. Eşyanın kendine ait bir ruhu olmamış olsaydı, o hurma kütüğü oturup ağlamazdı Hz. Muhammed Mustafa için. Eşyanın da kendine ait bir aklı, bir nuru olmamış olsaydı, Davud'a demezdi üç tane taş beni eline al diye, callutla alakalı. Veyahut da eşyanın kendine ait bir dili, lisanı, ruhu olmamış olsaydı, Hz. Muhammed Mustafa'nın elindeki taşlar, Ebu Cehil'e dile gelmezdi. Yani, eşyadü en la ilahe illallah ve eşyadü en Muhammeden abduhu ve resuluhu diye, Ebu Cehil'e cevap vermezdi. Çünkü Ebu Cehil dedi ki, benim elimde ne onu bil, kardeşimin çocuğu dedi.
Allah Resulü de dedi ki, senin elindeki beni söylese olur mu amca dedi. Yani, daha ilerisini söyledi. Ebu Cehil, bu sefer daha zoru Hz. Muhammed Mustafa söyledi diye, evet dedi, bu daha büyük bir şey olur. Benim elimdekiler senin ne olduğunu söylesin dedi. Ve yine üç tane taş, ben bunları birleştiririm bazen. O Davud'a gelen üç taş ile, Ebu Cehil'in elindeki üç taşın arasında çok bir fark yok derim ben. O üç taş dedi ki, eşyadü en la ilahe illallah ve eşyadü en Muhammeden abduhu ve resuluhu. O taşın da ruhu var, dili var, aklı var. Çünkü o Hz. Muhammed Mustafa'nın peygamberliğini ikrar etti. Veyahut da Davud'a dile geldi, dedi ki, beni al. Bir adım dağıttı, bir taş daha dedi Davud'a, beni al. Bir adım dağıttı, ey Davud, beni de al, dedi.
O üç taş, Callut'u devirdi. Ve sapanın içerisine koy, dedi. Sapanın içerisine koydu. Ve sapanla salladı, Callut öldü. O taşlarla öldü. Allah'u alem aynı taşlar, Hz. Muhammed Mustafa'nın, Ebu Cehil'in eline geçti. Onlar da dile geldi. Veyahut da başka bir taş da olabilir. O yüzden her şeyin kendine ait bir dili, lisanı, her şeyin kendine ait bir ruhu vardır. Eşyaya vakıf olmak vardır. Sufilerde, seyir-i sülükte eşyaya vakıf olur. Eşyaya vakıf olmak demek, eşyanın diliyle konuşmak, eşyanın lisanıyla konuşmak. Eşya der ki, burada bir dakika önce Ahmet vardı. Eşya der ki, beş dakika önce o burada oturuyordu. Veyahut da filanca der ki, bundan yirmi yıl önce o burada oturuyordu.
Veya elli yıl önce ben onun elinde tesbih ettim. Veya yüz yıl önce ben filanca benim yanımda oturduydu der. Ağaçların da aynıdır, yolların da aynıdır, taşların da aynıdır. Tabi bu seyir-i sülük yaşayan dervişler, bunlar gerekli olursa onlara, eşya da onlara dile gelir. O yüzden Sufiler kullandıkları eşyalara ehemmiyet gösterirler. Onları atmazlar. Onları eskitmemeye gayret ederler. Hor kullanmamaya gayret ederler. Der ki, bu haydari bilmem kaç yıldan beri zikrullah alakasında. İşte bu takke, bilmem kaç yıldır zikrullah alakasında. Ehemmiyet kesbeder zikrullaha gelen bir kıyafet ile zikrullaha gelenmeyen kıyafet aynı değildir. O zikrullaha gelinen, zikrullaha gelen kıyafet nurlanır orada.
O da zikrullah alakasına aşina olur. Bir kimsenin tesbihi zikrullaha aşina olur. Takkesi sarığı zikrullaha aşina olur. Haydarisi gömleği zikrullaha aşina olur. Veyahut da bir belde, bir yer, bir mekan zikrullaha aşina olur. Orada zikrullah olmazsa onlar kendi lisanlarıyla tabiri caizse hurma kötü gibi ağlamaya başlar. O yüzden her şeyin, eşyanın da ondan sonra hayvanatın da, bitkilerin de kendine ait bir akılları, ruhları ve dilleri vardır. İradeleri var mıdır kendilerince? Onlara verilmiş olan akıl nispetinde, verilmiş olan irade nispetinde hareket eder. İradeleri böyledir. Bizim harama gitme yolumuz açıktır, helala gitme yolumuz da açıktır.
Bitkinin mesela şartlar oluştuysa o tohumunu çatlatır. Kendince aklı ve iradesi vardır. Bak şartlar oluştuysa tohumu çatlatır. Şartlar oluşmazsa tohum çatlamaz. Bu fiziki. Bir de işin manevi tarafı vardır. Çatlamayan tohum da çatlar mı? O da duayla çatlar. Bu da ayrı bir şeydir. Bu da o duayla onun içerisindeki akıl harekete geçer. Bu da ayrı bir şeydir. Bunu şeyden dolayı soruyorum hani Davut Aleyhisselam'ın yerden taşların beni al demesiyle alakalı. O taş beni al, fırlat demesi oradaki o taşın iradesi değil o zaman. Cenab-ı Hakk'ın takdiri Allah isterse taşı da dillendirir ki dili vardır. Dillenmiş.
Bunda bir şey yok. Peki can nedir? Az önce mesela Salim abinin sorduğu soruda ruhla bedenden can çıkınca ruh oradan ayrılır dediniz. Bu böyle bir aradaki... Can normalde ruh üflenmezden önce de, ruh üflenmezden önce de normalde insanda var olan Cenab-ı Hakk'ın bir hayat iksiri. Öyle söyleyelim. Mesela gece olur. Biz gece olunca uyuruz. Uyuyunca ruh bizden ayrılır. Yarı ölüm uyku, yarı ölüm denir. Ruh bizden ayrılır ama beden yaşamaya devam eder. Bedeni o esnada yaşatan candır. Bütün bedenin fiziki işlevleri devam eder. Bedeni o esnada işlevlerini devam ettiren candır. Bir geçmiş bir sohbetinizde bu örneği verdiğinizde ruh ayrıldığında şöyle bir şey demişsiniz.
Arada bir ip vardır yani böyle bir ruhla beden o mudur can? O ruhun bedenle olan bağıdır. Bunu bir başkası başka türlü de görebilir, başka türlü de tecelli edebilir. Bu şu ensede şey var ya, omurilik. Omurilikten itibaren böyle bir, biz bunu helezonik bir hortum gibi bir şey diyelim, ruhun yolu diyelim biz ona. Oradan bağı var ruh.
Yani böyle bu başka yerde başka bir şekilde de görülebilir bir başkası. Bunlar illaki böyle olacak diye bir kaydı yok. Manevi bir yolu onun o. Öyle bir hızlı gelir ki o uyanır uyanmaz bedene. Göz açıp kapamak uzun mesafedir. O yüzden onların kendilerine ait, ruhun kendine ait bir yolu vardır. O yolda hani Allah-u Alem bu enseden omurilikten bağlı gibi. O komple çok hızlı bir şekilde gelir tecelli eder. Bir de nur vardır. Nur kalbe tecelli eder. O ayrı. Burayı karıştırmayın. Ruhun geliş yolu ile nur, insanın kalbine inen nur aynı yol değildir. Efendim şimdi ayet-i kerimelerde veya hadis-i şeriflerde Müslümanlar ve müminleri arasında farklılık koymuş.
İşte Müslümanlar için iman edenlere iman ediniz tekrar diye bir belirtiler var. Müminler için işte onlar korkusuzdurlar, onlar korkmazlar, onlar muhkimlerdir. Tarzında şeyler bir ayrım yapmış. Bu ayrımdaki hani yaşayışına bağlamış bunu da. Müminin sadece iman etmeyip yaşayışına da vurduğunu, yani Kur'an'ı haramlardan uzak durup nafilelere daha fazla yaklaştığını belirtiyor. Fakat ben buradaki ayrımı hani Allah'ın dostları mıdır diye düşünceye kapılıyorum. Bunu öğrenmek istiyorum ben size. İnsanlar ikiye ayrılırlar. İman edenler ve iman etmeyenler. İman edenlere biz Müslüman deriz. Müslümanlar da üçe ayrılır. Avam, has, hasül, has. Yani ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. O yüzden normalde avam, Müslüman, Müslümandır.
Biz kim kelimeye şehadet getirdi? Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi. Müslüman oldu. Biz onu Müslüman olarak kabul ederiz. Ama Müslüman kendi içerisinde dediğim gibi üçe ayrılır. Avam, işte bunları tarif etmeyelim şimdi böyle işi uzatmayalım. Bir de hani insanlar alınıyorlar beni tarif etti, seni tarif etti diye. Avam Müslüman, kah namaz kılar, kah kılmaz, kah içki içer, kah içmez, kah tövbe eder, kah tövbe etmez. Avam Müslüman budur ama Müslümandır. İşte has Müslüman, evet biraz daha böyle ibadetlerini yerine getiren, hani işte farzlarını yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşmaya çalışan, haramlardan uzak duran, bu evet, bu normalde has Müslümandır.
Bir de hani hasın hası dediğimiz, hasül has vardır. Evet, bunlar böyle sağlam müminlerdir. Biz onları sadece Allah'ın veli kulları olarak tanımlayamayız. Biraz daha genişletelim. Dergaha gelen kadınlar neden başörtü takmak zorunlu, neden başörtü takmak sinirleri lazım? Başörtüsü Cenab-ı Hakk'ın emri, farz. Ama biz herhangi bir kimseyi bu konuda zorlama yapma hakkınız, kendimiz de görmüyoruz. Dinde zorlama yoktur. O yüzden kadınlar da, erkekler de herhangi bir dini ibadet için zorlanamazlar. Zorlanmamaları lazım. Onlar din çünkü zorla yaşanılacak bir şey değildir. Kendilerince severek yaşamaları lazım.
Mikrofonun buraya. Şeyh'im, can nedir, kalp nedir, aralarındaki irtibat ve can ve kalbin ruhuyla irtibatı nasıl olur? Teşekkür ederim. Can az önce bahsettiğim gibi, vücudun çalışma sistemini sağlayan manevi bir kuvvet diyelim biz onu. Kalp dediğimiz şey, zahirine bakarsan, kanın dolaştığı, pompalandığı şey, canın en önemli elindeki aletlerden birisi. Ruh bunların üzerinde biz, ey Habibim sana ruhtan sorular. De ki size bununla alakalı çok az bir bilgi verilmiştir. O yüzden biz ruhun ne olduğu ile alakalı herhangi bir fikrimiz yok. Sadece hadisi şeriflerde Cenab-ı Hakk'ın kendi ruhundan Adem'i yaratında, kendi ruhundan bir ruh üfledi. Biz ruhun bu noktada muhteviyatını bilmiyoruz.
Tecelliyatını biliyoruz, muhteviyatını bilmiyoruz. O yüzden kalp nedir dediğimizde, dediğim gibi zahir olanı bu. Ha bu normalde manevi olan nedir? Manevi olan da imanın tecelli etti, oturdu, yerleşti. Ve dolayısıyla Cenab-ı Hakk'ın hiçbir yere sığmadığı mümin kulumun kalbine sığdım, yerleştim dediği o manevi alan. Bu manevi alan da şahıslara göre, durumlara göre, kişilere göre, gitmiş olduğu manevi yola göre de değişkendir.
O yüzden her müminin kalbine Cenab-ı Hakk, böyle ben oturacağım, yerleşeceğim, böyle bir şey beklenmesin. Ancak o mümin Allah'ın kalbine yerleşip oturulması için gayret eder, mücadele ederse, işte o zaman o oraya oturur, biz ona manevi kalp diyoruz. Allah cümlemize nasip eylesin. Amin. Eftali zikr fâle m'anlâhu Lâ ilâh illâh ilâh el fatihamâ Allah'a emanet olun.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi