Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 27.01.2022
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Ocak 2022 · 1:02:01
Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin, batılı batıl bilip batılla cihad edenlerden eylesin, Rabbim yeryüzünde kelime-i tevhid hakim oluncaya kadar bizleri de o yolda mücadele eden kullarından eylesin, Cenab-ı Hak arz, İslâm hukukuyla hukuklanıncaya kadar gayret gösteren, mücadele eden, cihad eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi af-u muğfiret eylesin, cümlemizin tövbelerini de sahih eylesin, tövbelerinden geri dönenlerden eylemesin, Rabbim cümlemizi son nefesimize kadar buyurun,
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammed'en abduhu ve resuluhu diyerek yaşamayı ve son nefeste de böyle diyerek ölmeyi nasip eylesin, Allah hepinizden de razı olsun inşallah, hem çaylarınız için hem sohbet edelim ya, varsa sorusu olan sorsun, söyle Yusuf Efendim toplu zikrullah halakasında veyahut da işte zikrullahın hemen ardında oturduğumuzda işte, o anlarda gelen işte ilhamlar, hava hatırlara şeytan karışabilir mi?
Veyahut da nefis devreye girebilir mi? Girebilir, karışabilir, bu şahsın kendisiyle alakalı. Şahsın kendisi zikrullah'a ne kadar verdi, ne kadar vermedi, ne kadar sekir hali yaşadı zikrullah'ta, ne kadar yaşamadı, ne kadar ayıktı, ne kadar sarhoştu, bu onunla alakalı. Bunun bir matematiği var mı? Yok, bunun matematiği kalp, kalp de matematiğe uymaz. Akıl matematiğe uyar, kalp matematiğe uymaz. O yüzden bir kimsenin normalde o kalbi alışverişleri, kalbi tecelliyatları o kimsenin kendisiyle alakalıdır.
Kimine az olur, kimine çok olur, kimine çay kaşınan olur, kimine kepçeyle olur. Bu o kimsenin kendi ihlası, samimiyeti, günlüğü, aylığı, yıllığı, yaşantısı, o esnada Allah'la olan muhabbeti, ilişkisi, hepsini de bağlar. Kişi kendinde bunu, mesela Kur'an sünnete vurdu, haram bir şey yok, kalbine gelen şeyle amel edebilir mi? O eğer haram değilse amel edebilir. Tevhile ihtiyacı var mı? Tevhile ettirirse daha hoş olur ama ettirmezse de normalde karını, zararını düşünmeden uygulayacak, öftemeyecek ama. O zaman kar, zarar düşünmeden, kar, zarar hesaplamadan öftemeyecek. Birisi mal satıyor. O esnada bir müşteri geldi, Abdülkadir Geylan Hazretleri malı ver buna dedi.
Verdi, mal battı. Bundan şöyle bir şey çıkartamaz. Battı. O kimse ne düşünecek o esnada? Diyecek ki bunda hikmet vardı, belki de bu benim malım temiz değildi, Cenab-ı Hak beni temizledi. Böyle mi düşünecek? Yoksa vay ya ben nereden uydum bu kalbi hale bak gördün mü, malım battı mı diyecek? Ya da ey pirlerin piri, sen desen ki malı denize dök, gider denize dökerim mi diyecek? Kalbi varidatlar, kalbi tecellilerin bir kimse uyabilir mi? El cevap uyabilir. Şimdi yanındakilere okulda böyle öğretmezler.
Derler ya rüya ile amel olmaz diye. Yani bu kalbi varidatlar da aslında rüyanın içindedir. O rüya ile alakalı hadisleri iyice incelediğimizde, yani uyanıkken görülen rüyalardan da bahsedilir. Öyle olunca o kalbi varidatlardır. Kalbi varidatlara uyulur mu? El cevap uyulur. Uyulmazsa bir şey gerekir mi? Gerekmez. Şeriatan söylüyorum. El cevap uyulur dedim, mana olarak. Çünkü sahabeden bir kim, Hazreti Ömer Efendimiz de gördü, bir başkası da gördü. Ezanın rüyalarını da gördüler, okuyan Bilal Abeşi oldu. Rüyayı, normalde ezanı rüyada gördüler ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti o rüya ittiba etti, uydu. Yani ona normalde o ittiba etmesi, ona uyması rüyaya, sahih rüyaya tabi olunacağına işaret etti ve delil olduğuna işaret etti.
Bunun gibi işte Yusuf aleyhisselamın da rüyaları var, diğer peygamberlerin rüyaları var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin rüyaları var. Uyulabilir mi? El cevap uyulabilir. Ama bir kimse uymazsa, Muhammedî ümmet olarak, ona bir şey olur mu? Şeriaten olmaz. Ama mana olarak, sufilik olarak olur. Hakikaten mi? İşte o sufilik olarak uyur. Normalde olur. Onun yapacağı şey belli. Neden hani bir üstad gerekli? Üstad o yüzden gerekli. O gidecek rüyasını üstad veya o varidatını üstadını anlatacak. O da diyecek ki bunu yap ve yapma. Ona o hükmetecek. Kendisi hükmetmeyecek. Kendisi hükmetmeyince, kendisi sorumluluktan çıkmış olur. Çünkü gitti, bilmiyor. Bilmediği zikir ehline sordu.
Rüya tevilini bilmiyor. Rüya tevilini ehil olana anlatınız dedi hadis-i şerifte. Gitti, ehil olana anlattı. Sorumluluk ondan çıktı. Mesela görür kimisi rüyasında işte filanca evliyayı gördü, gel beni ziyaret et dedi. Örnek. Rüyanın zahirine göre bakarsa o kimse gidecek, onu ziyaret edecek. Ama içinde onun rumuzları vardır. Ama normalde o rumuzu bilen bir kimse, hani üç ihlas bir fatiha oku onun ruhaniyetine. Tamam bitti, gitmesine gerek yok. Bunun gibi. O rüyayı mesela tevil ettirme aşamasında, orada mesela rüyanın bir bayatlaması, bir son kullanma tarihi gibi bir şey var mı? Yani bunun normalde bazı rüyalar vardır. Anlık hükmedilmesi gerekir.
O esnada ona söyleyecek. O yüzden üç aşağı beş yukarı bizim bütün iletişim kanallarımız açık. Şimdi önceden dervişler şeyhin dizinin dibinde dururmuş. Aynı şehirde olurlarmış. Aynı şehirde oldukları için hemen gidip müracaat etmeleri kolaymış. Benim ilk derviş olduğum zaman da normalde başka şehirde de olsa hemen gidemiyordun. Böyle bir sıkıntı da vardı. Ama şimdi öyle değil. Şimdi her türlü iletişim açık. Örnekliyorum ben perşembe gün burada oturuyorum. İşim bitince kadar buradayım. Kim ne söyleyecekse, Söyleyecek makul dairede durumunu anlatacak mıyım? Gerekli bir şeyse. Gerekli görür görmez. Üstat gerekli görür görmez. O onun bileceği iş.
Buna daha önce işte mesaj yoluyla yazabilirsiniz demiştiniz ama bu sanki mesaj yolu biraz daha şey mi? Yani yüz yüze mi anlatması lazım? Rüyanın en, dervişliğin en sahih hali odur. Dervişliğin en sahih hali. Yüz yüzedir. Gelir dersinden haftanın bir günü ders var. Örneğin perşembe günü. Gelir dersini yapar. Varsa anlatacağı, soracağı anlatar. Sonra gider. Her hafta gelemedi. İki haftada bir geldi. İki haftada bir gelemedi. Üç haftada bir geldi. Muhakkak gelir. Görüşür, konuşur. Varsa soracağı sorar. Ama bazı şeyler vardır. Anlıktır. O zaman da yazacak. Eğer ulaşamıyorsa. Okumadığımı zannederler. Ben okuyamazsam dahi birisini görevlendiriyorum. Sen oku. Bana diyorum önemli gördüklerini bana at diyorum.
Atıyorlar mesela. Yani buna bir bak, buna bir et diye. Yani şey değil. Ben bu konuda. Yani görüleni gelip anlatmakta bir sakınca yok. Yani ileri mesaj yazmak zorunda değil. Yok. Mesaj yazmak da zorunda değil. Sayfada paylaşmak zorunda değil. Bir kimse gelir anlatabilir. Problem yok. Teşekkür ederim. Hem çaylarınız için. Efendim bir ayet-i kerime ile ilgili izniniz olursa sormak istiyorum. Ali İmran surette 31. ayet-i kerimede. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Kul emrin muhatabı peygamber efendimiz tefsirler andığımız geldi. De ki ey Muhammed eğer Allah'ı seviyorsanız. Fettabiuni bana uyunuz. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Allah günahsızı bağışlayan ve merhamet edendir. İzninizde burada dört tane virgül var efendim. Anlayabildiğim kadarıyla hata ediyorsam sizin nezdinizde tövbe ediyorum. Allah'ı sevmek ne demek? Allah'ı sevmenin ön kabulü, ön şartı olarak Cenab-ı Allah peygamber eferimize fettabiuni. Peygamber eferimize az önce sizin de buyurdunuz. İttibayı, uyumayı ön sürmüş. Bu iki şart gerçekleşirse Allah da sizi sever buyurmuş. Allah'ın bizi sevmesini demek. Peygamber eferimiz uyumumuz ne demek? Bu üç şartı yerine getirdiğimiz zaman dahi demek ki bir insan günah işleyebilir ve Allah günahlarınızı bağışlasın diye Cenab-ı Allah eklemiş. Allahu vefuz rahim diye bitmiş efendim.
Buradaki dört virgülü ben izninizle sormak istiyorum efendim size. Şimdi Allah tırnak içerisinde merhumu somut bir kavramdır. Allah eşittir nedir? Allah'tır. Bakın Allah eşittir. Soru işareti nedir dediğimizde ona verilecek olan cevap deriz ki Allah'tır. Allah somut bir kavram olunca onu sevmenin yine somutsal bir tecelliyatı olması lazım. Bu insanları aldatır. Hani şimdi bütün insanlar kendince bütün herkes Allah'ı sevdiğini söylüyor. Çünkü Allah somut bir kavram olunca tabiri caizse yani kendi heva heveslerinin aldanışlarını Allah merhumunun arkasına koyuyorlar, saklanıyorlar.
Cenab-ı Hak bu boşluğa düşmesin insanlar diye somut olan Allah sevgisini soyuta çeviriyor kendisiye. Diyor ki ey Muhammed de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Bakın buradaki o soyut Allah kavramını, soyut sevgi kavramını Cenab-ı Hak somutlaştırdı. Yani realiteye döndürdü.
Gerçeğe dönüştürdü. Dedi ki beni Allah'ı sevdiğini söyleyen kimse Resulüne ittiba edecek. İttiba etmek, ona komple uymak. Bakın ittiba uymakla alakalıdır. Yani sen peygambere uyacaksın. Aklına değil, fikrine değil, bilgine değil, heva hevesine değil, nefsine değil, Ahmet'e değil, Mehmet'e değil.
Bakın herhangi bir kimseye değil. Hatta bunu daha ileri götürebiliriz. Şeyhine değil, ittiba. Yani direkt peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine teslim olma, ona uyma. Her şeyinde. Biz şeyhe normalde intisap ederiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ittiba etmede, uymada hata yapmayalım diye. O da bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolcusu oldu diye, yolcusu diye. Şeyhe bizim intisabımız bu yüzdendir. Yani biz o kimse ve şeyhe olan intisap, şeyhe olan itaat, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti içerisinde olma zorundadır. Çünkü Cenab-ı Hak kendisine olan o sevginin soyutsal tecelliyatının yani gerçekleşmesini peygambere tabi olmaya bağlamış.
Peygamberine ittiba etme, uymaya bağlamış. Peygamber'e uyacaksın. O ağzına nasıl su aldıysa öyle alacaksın. Ya ben ağzım öyle çalkılarım mı? Yok hayır öyle çalkalayamazsın. Sen hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ağzına nasıl su alacaksan öyle su alacaksın. O nasıl yürüdüyse öyle yürüyeceksin. Eğer Allah'ı sevme iddian var ise, o yolda isen, senin hayatın sünneti seneye uygun olacak.
Senin yemen, içmen, oturman, kalkman, konuşman, sohbet etmen, her şeyin sünnete uygun olacak. Ondan sonra Cenab-ı Hak seni ne yapacak? Affedecek. Öyle değil mi? Ondan sonra ayet-i kerime ne geliyor? Allah da sizi sevsin. Evet. Sonraki üçüncü adım ne? Allah'tan. Allah da sizi sevsin. Ve Allah sevdikten sonra siz aff-ı mağfirete uğrayacaksınız. Çünkü Allah sevmediklerinin aff-ı mağfirete uğratır mı? Hayır. Allah zalimleri affetmez. Allah şirk üzerine duran affetmez. Allah haramda ısrar eden affetmez. Bakın Allah'ın affetmeyecek. Hani Allah her şeyi affeder. Şirkten geri döner. Tövbe edersen her şeyi affeder. Ama sen şirkte ısrar edersen, günah kebari de ısrar edersen Allah seni affetmez.
Günah kebari de ısrar ettiğin için. Tövbe ettin ben bir daha bu günahı işlemeyeceğim dedin Allah affeder seni. Çıktın işledin. Ayrı işledin, gene işledin. Ayrı mesele. Şurada herkesin hata yaptığı bir şey şu. Bilhassa sufilerin üzerinde hata yaparlar. Ya bunlar nasıl Allah'ı seviyor? Bunlar da günaha giriyor. Arkadaşlar Allah'ı sevenler de günaha girer. Peygamber'i sevenler de günaha girer. Hani sahabeden bir kimse vardı da ara sıra içiyordu ya. Ya ara sıra da değildi o. İçiyordu devamlı. Yani onu anlatırken ara sıra diyor. İçiyordu. Bizim gibi sarhoştu o da. Ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kaç sefer ona tazir cezası verdi. Yani değnekle vuruluyor.
Çünkü normalde evinde içse değnek filan yemeyecek. E bu kafeyi çekiyor çıkıyor dışarı. Sahabe. Yine böyle bir şey yaptığında sakın ha sizde böyle için demiyorum size. Öyle sakın hani ben de o sahabedenim ben de bir kafeyi doğrultayım. Öyle bir şey yapmayın. Yani sıkıntı yok. Ama burada hani böyle bir hani böyle bir eksikliğe yanlışlığa düştüyse bir kimse onu da horhakir görmeyin. O yüzden anlatıyorum şimdi bunu. Yine böyle tazir cezası yine bu değnekleniyor. O esnada sahabeler hani Allah seni kahretmesin deriz ya böyle hani sen yine mi aynı şeyi yaptın. Bu ne gibisinden böyle söyleyince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onu küçümseyen, onu küçümseyen sahabelere diyor durun. O diyor Allah ve Resulünü sever.
Bakın o Allah ve Resulünü sever. O zaman o Allah ve Resulünü seven bir kimse hata yapar mı cevap yapar. Eksiklik yapar mı yapar. Yani siz yine yapmayın ama arada iki kadeh attı adam. Şimdi normalde ham sofular adamı tart ederler. Ben derim ya gel sen bana. Sen gel. Seni herkes hiç kimse içine kabul etmez. Ben kabul ederim gel sen. Seni herkes halakadan atar. Ben atmam sen gel. Ben öyle sarhoşlara canım kurban benim. Gelsin onlardan hiç zarar görmedim bugüne kadar ben. Hep ham sofulardan zarar gördüm. Ben citi citi söylüyorum. Burada var mı medreseden gelen? Elini kaldırsın medrese tahsili görüp de buraya gelen.
Medrese tahsili görüp gelen var mı? Sen nerede okudun medreseden? Medrese medrese yavrum. Oğlum orada bol şimdi beni ağzımı bozdurma siz bol bol deri topladınız orada. Allah Allah. Beni şimdi konuşturma şimdi. Sen de. Sen deri medresesi orası. Sen ne alakası var? Beni patlatma lan molla. Allah iyiliğini versin senin. Estağfurullah lazım ya Rabbi ya. Estağfurullah lazım ya Rabbi ya Resulullah. Hala da aynı deri topluyorlar bol bol. Estağfurullah lazım ya.
Şimdi o yani böyle o hani ham sobu kaba softa derler ya onlar insanları iterler ama o sufinin özü onu itmez. Hani meşhurdur ya sufilerin arasında. Eğer her günah işleyen her günah işleyen içki içenler gibi etkisi olsaydı bütün insanlar sarhoş dolaşırdı. Ayık olan kimse olmazdı derler ya eskiler. Yani gıybet eden gıybet etmek içki içmekten de zina etmekten de daha şedid günah. Gıybet etmek. Şimdi gıybet edenlerin gıybet yani bu içki gibi tesiri olmuş olsaydı insanların üzerinde yani sokaklarda yürüyen olmazdı herkes yıkılırdı. Yıkılırdı herkes. Veya iftira atan.
Yıkılırdık sokaklarda hiç kimse işine gücüne bile gidemezdi. Adam evinden çıkamazdı. Sebep? Evde başlıyor gıybet daha. Dışarı çıkmasına gerek yok. Şimdi günah işleyecek mi insanlar? İşleyecekler. Ve o Allah ve Resulüne sevgisine mani mi? Değil. Ama böyle hamlık yaparsa bir kimse bir günah işleyen bir kimseni hemen tart eder. Hemen reddeder. Değil. Hepimiz için günah kapısı açık. Herkes için günah kapısı açık. Peygamberler hariç. Geçmiş peygamberlerde günah yoktur. Küçük zelleler vardır. Hatalar. Yani Yunus Aleyhisselam'ın Allah'ın emrini beklemeden beldeyi terk etmesi gibi. Küçük hatalar.
Hz. Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem'de o da yoktur. Biz onun üzerinde de küçük zelleler vardı. Hatalar vardı. O tövbe etti. Allah onu affetti. Düşüncesine ben şey değilim. Ne o kabul edenlerden değilim. Onu diyanet, ilahiyat, yeni yetime bu kendisini din âlimi gören cahiller böyle söylüyorlar ve yetiştirdikleri öğrencilere de bunu söylüyorlar. Diyorlar ki Hz. Muhammed Mustafa'da hata işledi. O da yanlışlık, eksiklik yaptı. Ama tövbe etti. Allah affetti onu diyorlar. Biz ben buna katılanlardan değilim. Son nefesime kadar da katılmayacağım. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı yine Kur'an-ı Kerim'de o hiç heva ve hevesinden konuşmadı.
O ne dediyse Cenab-ı Hakk'ın Rabbinin emriyle yaptı ve yetti. O yüzden zaten Peygamber'e ittiba şarttır, uyma. Yani onun abdest alışı dahi, abdest alışı dahi Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu ilimledir. Onun çok özür dilerim tuvalete girip çıkması dahi Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu ilim üzerinedir. Onun yemesi, içmesi, gülmesi, üzülmesi hepsi de Allah'ın ilmi üzerinedir.
Onun heva hevesi yoktur üzerinde. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa'nın bütün her şeyine ittiba edilir, uyulur. Şurasına uymayız demeyiz. Bütün her şeyine uyulur. Uyulduktan sonra zaten Allah onu sever. Şimdi Allah neyi sever? Allah kendisine iman edip Habibine uyanları sever. Çünkü Cenab-ı Hakk Habibinin üzerinde bütün sıfatsal tecelliyatını yağdırmıştır tabiri caizse. Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin üzerinde Cenab-ı Hakk'ın sonsuz sıfatları tecelli eder. Her daim. Tecelli etti, bitti değil. Bakın hala da tecelli eder.
Cenab-ı Hakk'ın sonsuz sıfatları vardır. Sonsuz sıfatlarının tecelligahıdır Hz. Muhammed Mustafa. Birinci derecede. O yüzden çağlar üstü, zamanlar üstü, mekanlar üstü, alemler üstü bir şahsiyettir Muhammed Mustafa. Sallallahu aleyhi ve sellem. Şu çağ, bu çağ, o çağ, bu çağ, o perdeye, bu perdeye, birinci gök, sema, ikinci sema, yok arşayla, laf-ı mahfuz, kürsü, kürsünün şurası, burası, şu katı, bu katı, hiç hiç hiç önemli değil.
Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti hem yaratılmış varlıkların üzerinde tecelli eder, daha ileri söyleyeyim, hem de henüz daha varlık sahasına geçmemiş olan yaratılacakların üzerinde tecelli eder. Hem de henüz daha ilmi ilahide olanların üzerinde tecelli eder. Burası sır bir noktadır.
Bakın Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetinin üzerinden Cenab-ı Hak hem yaratılmış olan bütün varlıkların üzerinde tecelli eder, onun üzerinden hem yaratılacak olan, yaratılacak olanların, daha yaratılmamış, yaratılacak olanların üzerinden de tecelli eder. Henüz daha ilmi ilahide, yani lef-i muhafaza henüz daha tecelli etmemiş, lef-i muhafaza henüz daha gelmemiş olanların da üzerinde tecelli eder.
Yani siz, Cenab-ı Hak'ın ilmi ilahiyesine ulaşsanız, Cenab-ı Hak'ın ilmi ilahiyesine ulaşırken dahi, Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyetinin üzerinden ulaşırsınız. Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin olmadığı bir alan mümkün değildir. O yüzden bütün varlık, bütün varlık Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinin üzerinden yürür.
Ve Cenab-ı Hak bütün sıfatsal tecelliyetlerinin hepsini de nur-u Muhammed'inin üzerinden tecelli ettirir. Diyeceksiniz ki burada hani bazıları sufiliği bilmez, burayı da bilmez. Der ki ya Allah hani Muhammed Mustafa'yı ortak mı etti? Hayır! Allah'ı tanımlamada ve birlemede ve bilmede Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zirvenin en üstündedir. Piramidin en üstündedir. Tecelliat direkt onun üzerinden gider ve gelir. Öyle olunca sadece insanlar değil, bütün alemin varlığının üzerinde her ne var ise hepsi de Muhammed-i Mustafa'ya ittiba etmek zorundadır. İster velev ki aklı kamil olsun, insan olsun, velev ki aklı hayvan olsun, velev ki aklı cin olsun, velev ki aklı şeytani olsun.
Evet! Yani ister şeytan aklı olsun, şeytan olsun, ister cinni aklı olsun, cinni tayfesinin tamamı olsun, ister melekut alemi olsun, tamamı olsun, ister hayvanlar alemi olsun, tamamı olsun, ister insanlar olsun, tamamı olsun, isterse bir kısım varlıklar vardır semada. Semada, birinci kat gökte, ikinci katta, üç, dört, beş, altı, yedide değişik varlıklar vardır.
Bu varlıklara melek deseniz melek diyemezsiniz, cinni deseniz cinni diyemezsiniz, insan deseniz insan diyemezsiniz. Farklı varlıklar vardır tecelliyat olarak, bir başkasına bir başka türlü görünür, bir başkasına bir başka türlü görünür, bu bizi bağlamaz. Bu buradaki sohbette olanları bağlar, dinleyenlere bağlar, inananları bağlar. O varlıklar dahi, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyetinin üzerinden tecelli eder, arşa la kürsü dahildir buna. O yüzden varlığın hangi tecelliyatına yürürsen yürü, varlığın hangi derecesine gidersen git. Varlık da kendi içerisinde derece derecedir, tecelliyat da derecelere uygundur. Hayvanın varlık derecesi ile insanın varlık derecesi aynı değildir.
İnsanın kamilin varlık derecesi ile meleklerin varlık dereceleri aynı değildir. Meleklerin içerisinde nasıl en üstünü Cebrail ise ve en üstünü ise meleklerin aynı, melekler de kendi içerilerinde kategori kategoridir, dereceleri farklı farklıdır. Hepsi de melektir ama Hz. Cebrail bir tanedir. Derece açısından meleklerin hiçbirisi de Cebrail aleyhisselamın derecesine ulaşması mümkün değildir. Mikail'e, İsraf ile Azrail'e ulaşması mümkün değildir. Ama insanı kamil, işte o meleklerin derecesinden yukarı doğru yürür. İnsanı kamil. O kamil akıl sahibidir. O bildiğiniz akıl sahibi değildir. Ben onu kalbe bağlarım. O insanlar da kendi işlerinde derece derecedir. En üstünü Hz. Muhammed-i Mustafa'dır. Ondan sonra kitap ehli peygamberlerdir.
Ondan sonra diğer peygamberlerdir. Bunun gibi. Nasıl sahabenin en üstünü Hz. Ebubekir ise, ondan sonra Ömer, Osman, Ali, Aşeri, Mübeşeri olarak derece biz koyuyorsak onlara, aynı zamanda da Pir Efendiler olarak da dereceleri farklıdır. Zamanın kutuplarının dereceleri farklıdır. Üçlerin, beşlerin, yedilerin dereceleri farklıdır. Evliyaların dereceleri farklıdır. Kendi içlerinde dereceleri vardır. O yüzden müminlerin dereceleri, dereceleri farklıdır. Ve müminlerin içerisinde sufilerin dereceleri farklıdır. O sufilerin de kendilerine ait dereceleri vardır. Ve onların yaşadıkları ayrı ayrı mana perdeleri vardır. Cesetleri burada durabilir. Mana perdelerinde onların sizi gördüğünüz gibi değildir.
O yüzden cesedi burada zikrullah yapmış olsa dahi, mana perdesinde farklı farklı perdelerde, farklı derecelerde zikrullah yapan sufiler vardır. O yüzden o sufilerin dereceleri de malum ehline malumdur. Adam burada hepsi de bir yerde zikrullah edebilirler. Ama manevi olarak perdeleri farklı farklıdır. Dereceleri farklı farklıdır. Kimisi birinci kat gökte, kimisi ikincide, kimisi üçte, kimi dörtte, kimi beşte Allah'ı zikreder. Kimisi altıda, kimisi yedide Allah'ı zikreder. Hepsinin de derecatı kendi içerisinde farklıdır. Ama insandır, sufidir. Derviştir. Bunların bütün derecelerini, bütün hepsini de düşündüğümüzde, topladığımızda, hepsi de Nur-u Muhammed'in üzerinde yürür.
Nur-u Muhammed'in kapsamadığı, kavramadığı hiçbir yer yoktur. Ve ne tarafa dönerseniz dönün, hangi hale gelirseniz gelin, Muhammed-i Mustafa'nın ayak izlerini görürsünüz. Tabirimi hoş görün. Yani onun ruhaniyeti ve nuraniyetinin her perdede, her tecelliyata, her semada, her katmanda var olduğunu görürsünüz. Ve biraz manevi olarak yol yürüyen bir kimsenin, sesini işitmesi, görüntüsünü görmesi, onunla konuşması, onunla görüşmesi, bu manada gerçektir, hakikattir. Şimdi böyle olunca, işte o Muhammed-i Mustafa'ya uyulması gereken, yegane tek, Cenab-ı Hakk'ın peygamberidir. Bütün peygamberler de ona uyarlar. O peygamberlerin de imamıdır. O insanlığın imamı olduğu gibi, peygamberlerin de imamıdır. Bütün peygamberler, bütün peygamberler onun arkasında namaza saf dururlar. Ve bütün peygamberler onun zikrullah halakasında dururlar.
Ve bütün peygamberlerin hepsi de Muhammed-i Mustafa'ya ittiba ederler. Hepsi de. Bir tanesi dahi, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, ittiba etmemezlik etmezler. Kaldı ki, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, İbrahim aleyhisselam'ı çok sever. O dahi ona ittiba eder. Adem aleyhisselam dahi ona ittiba eder. O yüzden, hangi tarafa, nereye giderseniz gidin, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya, uymak zorundadır bir kimse. Maddi olarak da, manevi olarak da. Burada sufileri ilgilendiren şey, zahir sünnetler olduğu gibi, manada da Muhammed-i Mustafa'ya ittiba etme, yükümlülüğü ve zorunluluğu vardır.
Bundan haberi olmayan, şeyhler, mürşitler, adına siz ne derseniz deyin, bunlar ondan habersizse, onlar da bunu bilmezler zaten. Bu ancak seyir-i sülük çıkarmış, üstadlar, mürşitler bunu bilir. Seyir-i sülük çıkarmamış, bu noktada, seyir-i sülük olmayan mürşitlerin, bundan da haberi olmaz. Onlar da Hz. Muhammed-i Mustafa'yı, sallallahu aleyhi ve sellem'i, sadece, hadisler nezdinde tanırlar, mana noktasında tanımazlar. Neden? Çünkü seyir-i sülük noktasın, onlar birinci kat sema, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat semayı, onlar yol yürümemişlerdir. Onlar bu yolları yürümediklerinden dolayı, oradaki sıfatsal tecelliyatların, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın üzerinden, tecelli ettiğine, rahm değillerdir, görmemişlerdir.
Böyle bir şey anlamamışlardır. Böyle bir şeyden haberleri yoktur. Onlar sünnet-i seni, sadece zahir noktada bakarlar. O da okudukları kadardır. Okudukları kadardır. Okumadığı yeri bilmez. Hangi kitabı okuduysa, ona göre ittiba eder. Filancanın kitabını okumuştur, ona göre alır. Fişmancanın kitabını okumuştur, ona göre alır. Hakikati, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ruhaniyetinden, nuraniyetinden, benim tabirime göre, ağzından almamıştır. Onun ağzından almadığından dolayı, öyle zaten bilgisi kitabidir, kalbi değildir. İşte o Muhammed-i Mustafa'ya tabi olmanın, bir şeriaten tabi olma, ittiba etme vardır.
Bütün herkes onu bilir. Onun kıldığı namaz gibi namaz kılarız. Onun tuttuğu oruç gibi oruç tutarız. Onun abdesti bozduğu gibi abdest bozarız. Onun aldığı abdest gibi abdest alırız. Hadis-i Şerif'te, benden gördüğünüz gibi amel edin buyurmuştur. Bu şeriattan tabi olmadır. Ondan gördüğümüz gibi biz amel ederiz. Biz başımızın dörtte birinin üstünü mest ederiz. Çünkü Hadis-i Şerif'te böyledir. Bu ilmen uymadır. Eğer siz onun nasıl başını mest ettiğini görürseniz, bu size ölçüdür. O zaman siz onu gördüğünüz gibi başını mest edersiniz. Bu da nedir? Bu da aynel yakin derecesidir. O zaman onun hakkel yakin derecesi nedir?
Direkt onun ağzından almaktır. Çünkü Hadis-i Şerif'te benden gördüğünüz gibi demiş. Benden gördüğünüz gibi. Bu sadece yaşadığı o günkü sahabeleri bağlayan bir söz değildir. Hz. Muhammed Mustafa'nın sözü ebediyen geçerlidir. O zaman bütün insanlar Hz. Muhammed Mustafa'dan görmeleri gerekir nasıl abdest aldığını. Zaten nasıl abdest aldığını görürse o zaman imanı hakikate doğru yol açar onun.
O zaman onun peygamberi olan ittibası daha da sağlamlaşır. Onu hiç kimse geri döndüremez. Onu hiç kimse o halden de geri döndüremez. Bilgisi kitabi olanı yoldan geri döndürmeniz kolaydır. Sebep? Çünkü onun önüne başka bir kitap koyarsınız. O der ki bu kitap daha sahimmiş. Buradaki daha sahimmiş der. O kitaba doğru yönelir o kimse. O kitaba yönelir. Ama Hz. Muhammed Mustafa'yı mana olarak gören kimse gördüğüme mi dediğine mi der? Bir çıt ilerisi bana söylenileni duyduma mı der? Yoksa senin dediğine göre mi der? İşte sufilik bu manada Hz. Muhammed Mustafa'ya hem zahir hem batın olarak ittiba etme, uymadır.
Eğer bu uyma şeriaten, hakikaten, marifeten böyle olursa o zaman Allah onu sever. Çünkü o uyan kimsenin üzerinde Cenab-ı Hakk'ın sıfatları tecelli eder. Aslında ona uyarken Allah'a uymuştur. Hoca daha iyi bilir. Ayet-i kerimede sana itaat eden Allah'a itaat etmiştir der. Sana uyan bana uymuştur der Cenab-ı Hakk'ın. O yüzden de ne olur? Allah onu sever. Demek ki Allah'ın bir kimseyi sevmesi için o kimse Hz. Muhammed-i Mustafa'ya uyacak. İttiba edecek çünkü. Bakın başka ayet-i kerimede itaat der. Bu ayet-i kerimenin ayrı bir özelliği vardır. Ha başka bir ayet-i kerimede Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. O Maide suresinde.
Sizden olan emir sahiplerine itaat edin der. Buradaki itaat, orada kelime itaattir. Buradaki itaat ile Ali İmran'daki ittiba farklıdır. Orada itaat, burada ittibadır. Orada neden itaattır? Orada hukuk vardır, zorunluluk vardır, mecburiyet vardır. Orada düzen vardır, sistem vardır, kaide vardır. Orada itaat vardır. Orada da senin nefsine bırakmaz. Der ki ittiba, yani sen uyumayı gerçekleştirmiyorsan uyuma kendiliğinden oluşan bir şeydir. Uyuma, o kendiliğinden oluşan böyle hani kendisinin kendi kendisine uyuma. Hani derim ya sufilik gönüllülüktür. Din, gönüllülüktür gerçekte. Ama bir kısım hayvani takım ittiba etmez.
O zaman itaat edeceksin der onu. O devlet baskısı gibidir. O zaman itaat edeceksin der. Orada hukuk girer işin içerisine. İşte sufilikte ise ittiba vardır. Yani o kimse gönül razılığıyla, severek o işi yapar. Bu ittibadır. Ve o sonunda, bakın müjde muhteşemdir. Müjde nedir? Allah da sizi sever. Burası muhteşemdir. Sen Hazreti Peygamber'e ittiba edersen, uyarsan, O seni sever. O seni sevince, seni temizler. Seni pimi pak eder. Neyin varsa ne yapar? Döker gider seni.
Ve Cenab-ı Hak sevdiklerini karşılıksız affeder. Bu işin bu tarafı, bir de bir tarafı daha var. O kimse, Hazreti Muhammed'in Mustafa'ya karşı, Cenab-ı Hakk'a karşı öylesine bir sevgi besler ki, belki de tam ayak izleri uymayabilir ama sevgisi çok yüksektir. Uyabildiği yere kadar uyuyordur böyle. O sevgi onu kurtarır. O sevgi onu kurtarır. Ümidimiz de, umudumuz da o sevgidir zaten. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi, Hazreti Allah'ın sevdiği kullarından eylesin. Hazreti Muhammed'in Mustafa'nın sevdiği kullarından eylesin. Cenab-ı Hak katından meccana nimetlendirdiği kullarından eylesin.
Katından meccan'ın lütfettiği kullarından eylesin. Bizim böyle bir sayılacak, edilecek, toplanacak bir şeyimiz yok. Rabbim katından lütfetsin inşallah. Katından affetsin. Katından rızıklandırsın. Katından zorluklarımızı kolaylığa çevirsin. Katından sıkıntılarımızı rahatlığa çevirsin. Katından darlıklarımızı genişlesin. Katından sığlıklarımızı derinleştirsin. Katından sevdiği kullarla bizleri beraber eylesin. Ecmain. Allah razı olsun inşallah. Eyvallah. Suudi Arabistan, Kabe-i Metevars'a evrenine taşıyacağını açıklamış. Sanal-i Alem'de yapılan haç, haç sayılır mı?
Para alacak mı acaba ki? Diyanet bununla alakalı muhakkak bir kart isteyecek mi? Diyanetin kartı olmadan Metevars'a giremezsiniz diyecek mi? İlla ki eğer böyle bir şey olacaksa, Suud Havayolları'nı mı tercih edilecek? Suud Havayolları tercih edilirse o zaman daha mı Metevars'a girilirken hesapsız, kitapsız girilecek?
Metevars'a girileceği zaman Diyanet'in bir kartı olacak mı yakalarımızda, boynumuzda? Örnek. Tabii insanlara yeni yeni tartışmalar lazım. Bir de bunun tartışması olacak. İşte böyle Metevars'ten ondan sonra Kabe'yi ziyaret ederse, haccı haç olacak mı olmayacak mı? Değil mi? Normalde işte bu hani var ya Ramazanlarda bir eften püften bir konu bulup onun üzerine bütün Ramazan tartışma. Şimdi bu da onun gibi. Bunu böyle şimdiden siz alevlendirmeyin, Ramazan'ı bekleyin. Ramazan gündemsiz geçmez çünkü. Bir gündem lazım. Şimdiden hazırlıyorlar. Üç aylere giriyoruz ya. O yüzden şimdiden hazırlanıyor Ramazan muhabbeti. Şimdi boy boy doçentler, profesörler, hocalar, alimler televizyonlara çıkıp Ramazan programlarına çıkıp bir de Metevars tartışması.
Haydi bakalım bununla alakalı din kuruluğu ne dedi, Ahmet Efendi ne dedi, Mehmet Efendi ne dedi, şu şunu dedi, bu bunu dedi. Ramazan'ı bununla geçeriz Allah muhafaza eylesin. Böyle boş boş şeylere bakmayın. Millete gündem lazım. Millet doğal gazını ödeyemiyor, suyunu ödeyemiyor, elektriğini ödeyemiyor. Millet evine bakamıyor. Millet perişan. Bir kısmı lüks içerisinde yaşıyor, sefahat içerisinde yaşıyor. Bir yemeğe bin lira, bin beş yüz lira, iki bin lira veriyor. Öbür tarafta insanlar elektrik paraları, küçücük bir eve dahi üç yüz lira, dört yüz lira, beş yüz lira gelmiş. Küçücük eve dahi doğal gaz dört yüz lira, beş yüz lira gelmiş. Millet saçını başını yolluyor.
Bunun altından nasıl kalkacağız diye uğraşırken, biz şimdi Metevars'i tartışacağız. Bu şuna benziyor. Hani Fatih orduyu İstanbul kapıları, İstanbul surlarının önüne toplamış. Topları da dikmiş. Ondan sonra şeyler ne o? Hristiyan din alimleri İstanbul'un içerisinde melekler erkek midir, dişil midir diye onu tartışıyorlarmış. İslam dünyasında ne yazık ki böyle boş muhabbetler var. Yani İslam dünyası düşünmesi gereken, kafa yorması gereken, çalışması gereken, gayret etmesi gereken, akıl yürütmesi gereken, kafa kaldırması gereken, hayır böyle olmaması gereken yerleri bırakmış, bu tip şeylerle uğraşıyoruz. Böyle eften püften şeylerle uğraşıyoruz.
Başka bir şey değil. Bakın eften püften şeylerle uğraşıyoruz. Allah bizi affetsin. Her tarafımız böyle sanki İslam olmuş da derdimiz buymuş gibi. Ülkede çocuk fuhuşu 12 yaşa inmiş. Çocuk fuhuşu 12 yaşa inmiş. 15'miş, 12'ye inmiş. Ülkede 12 yaşındaki kızlar, para karşılığında cinsel ilişkiye giriyorlar. Fuhuş yapıyorlar. Bunları birinci derecede babaları pazarlıyor. Anneleri pazarlıyor. Akrabaları pazarlıyor. Birinci derecede. Evet.
Bazı ülkelerde, yabancı ülkelerde, kız çocuklarının fuhuş yaşı 9'a inmiş vaziyette. 9. Uzakdoğu'da 9, 9, 9 yaşında. Dünya bunlara bakmıyor. Dünyanın yedide biri uyuşturucunun pençesinde. Uyuşturucudan geçiniyor. Kullananlar, uyuşturucudan geçinenler, satanlar, torbacılar, üretenler, satanlar, kullananlar, dünyanın yedide biri.
Dünyanın yedide biri fuhuşla iştigal ediyor. Fuhuşla iştigal ediyor. Bildiğiniz fuhuşla iştigal ediyor. Dünyanın yedide biri anarşinin içinde. Bir terör örgütünün içerisinden. Adı ne de olursa olsun bunun. Dünyanın yedide biri. Dünyanın yedide biri aç. Bildiğiniz aç. Türkiye bunun dışında değil. Dünyanın yedide biri aç. Aç arkadaşlar aç.
Yedide biri aç. Yedide biri uyuşturucunun içerisinde. Yedide biri fuhuşun içinde. Yedide biri terörün içerisinde. Türkiye bunun dışında değil. Türkiye bunun dışında değil. Acı olan da bu zaten. Ve İslam dünyasına baktığınızda. İslam dünyası açlık, adaletsizlik, yolsuzluk. İslam dünyasında terör, fuhuş, kumar, uyuşturucu ve içki ve eşcinsellik. İslam dünyası bunun altında inim inim inliyor. İnim inim İslam dünyası bunun altında. İnim inim iniyor.
Ve İslam dünyası bunlarla ilgilenmiyor. Bunlardan söz etmiyor kimse. Zaten bunlardan söz eden kimsenin de ensesini de boza pişiriyorlar. Yani senden başka yok mu bunları dile getirecek diye. Ama acı olan bu. Acı olan bu. Ve ne yazık ki İslam dünyasında ve ülkede zenginler iyice zenginleşiyor. Fukaralar iyice fukaralaşıyor.
Gün geçtikçe. Bu makas açılıyor. Bunu kimse görmüyor. Kimse konuşmuyor. Allah bizi affetsin inşallah. Rüyada siz veya tanımadığın başka birisi bir şey yapmamızı isterse nasıl davranmamız lazım. Misal her gün şu sureyi oku. Üstadına danışacak herkes. Üstadınızı ilk gördüğünüzde onun sizin mürşidiniz olduğunu nasıl anladınız? Ben daha önce görmüştüm onu. Üstadınızla karşılaşana kadar başka üstadlarla tanıştınız mı? Zahiren tanışmadım hiç. Dervişlik yoluna yeni giren birisi çevresi ve ailesi tarafından baskılanıyorsa kullandığı kelimeler ve üslup nasıl olmalı?
Üstadının yanına gitmek için keskin konuşabilir mi? Keskinlik hiçbir zaman bir insana fayda sağlamaz. Bu yola yeni giren kimseler yavaş yavaş usulüne uygun konuşmaya dikkat edecekler. Kırmadan, incitmeden, dökmeden yol yürüyecekler. Bildiğimiz bu. Bir katılım bankasında çalışmaktayım. Katılım bankaları bilindiği üzere faizsiz bankacılık olarak bilinmekte ve İslam'ın usullere göre faaliyet göstermektedir. Bir katılım bankasında çalışan olarak görev almak cazimidir, düşünceleriniz nelerdir? İstediğiniz yerde görev alabilirsiniz. Bu noktada sıkıntı yok. İster katılım bankası olsun, isterse garanti bankası olsun, isterse no. Maliye bakanlığında olsun, maliye işlerinde olsun, isterse kamunun herhangi bir yerinde görev yapsın, ister özel bankada yapsın, ister devlet bankasında, isterse benim gibi ticaret yapsın.
Değişmiyor bir şey. Biz, halkımız bunu böyle tam tespit edebilmiş değil. Arkadaşlar, kıymetli dostlar, kıymetli yol arkadaşlarım, kardeşlerim. Bizim devletimiz İslami bir devlet değil. Bizim devletimizin bütün kural ve kanunları, işte anayasadaki gibi layık, demokratik, insan haklarına dayalı bir hukuk devletidir. Şey bu, tanım bu. Yani bu devletin kurumlarında bu ibareye uymayan hiçbir kurum yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı kurumu da layık bir kurumdur. İlahiyatlar layıktır, imam hatipler layıktır, diğer liseler layıktır, bankalar, devlet kurumları hepsi de layık birer kurumdur. Bunların hiçbirisi de İslami bir kurum değildir. Bunu kalkar bir yerde İslami bir kurumdur derseniz, devletin düzenini, teokratik düzenet evirmekten, çevirmekten, savcılığın önünde kendinizi görürsünüz.
Türkiye'de İslami bir kurum yoktur. Türkiye'de İslami bir teşkilat yoktur. Türkiye'de Muhammed'i İslami bir tarikat yoktur. Evet, bunları kafamıza koyalım, yerleştirelim. Böyle bir şeyin var olduğunu söyleyen bir kimse, Cumhuriyet Savcısının önünde alır solu, var olduğunu söyleyen kimse gelsin tartışalım.
Ben onun olmadığını ona ispat edeyim. O yüzden işte böyle bir katılım bankaları var, bunlar faizsiz iş yapıyor. Ödemeyince ne yapıyor? Ben çok basit bir soru sordum. Geldiler bana, ödemeyince ne yapıyorsunuz? Siz dedim, Türkiye Cumhuriyeti devleti icra-iflas hukukuna bağlı değil misiniz? Evet dedi. Ne anladım ben dedim bu işten? Zaten ödemeyince zaten yanıyor o kadeyefın altı da üstü de. Ödemeyince ne yapıyorsun? İcra-i veriyor musun? Veriyorsun. İcra-i iflas hukukuna bağlı mısın? Bağlısın.
Ne yapacaksın ki? Tırnak içerisinde, ticari olarak bütün herkes icra-i iflas hukukuna bağlı mı? Bağlı. Banka da bağlı. Ne o, katılım bankası denilen yer de bağlı. Değişmiyor bir şey. Aldanmayın böyle şeylere. Yok işte isim vermeyelim şimdi Kuveyt Türk var. Başka ne var? Albaraka var. Türkiye Finansı var. Ha Türkiye Finansı hala da var mı? Milletin parasını üttüydü onlar. Ha o İhlas'tı. Tamam. Şimdi Türkiye mi oldu adı? Aynı grup mu? Ha farklı. Tamam. Bir İhlas vardı ya o böyle götürdüydü değil mi paraları? Evet.
Ona gitmiş aklım benim. Örnekliyorum. Bunların hepsi de, hepsi de bir bankacılık yasasına tabiler, iki icra-i iflas hukukuna tabi. Nerede bizim savaş? Savaş farklı bir şey var mı? Bankacı, icra şeyler, bu Albaraka veya Kuveyt Türk bankacılık yasasına bağlı değil mi? Sesin gelmedi. Hepsi de aynı. Evet hata yapmamak için sorayım dedim. Teşekkür ederim. Hepsi aynı. Değişen bir şey yok. O yüzden aldanmayın. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normalde böyle kalkıp da herhangi bir kurumu, herhangi bir vakfı, herhangi bir derneği, herhangi bir topluluğu. Evet.
Öyle bir renk. Burası İslami diye düşünmeyin. Siz bir vakıf kurarken dair Türkiye Cumhuriyeti Devleti hukukuna uygun vakıf kuruyorsunuz. Bir dernek kurarken dair siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yasalarına uygun bir dernek kuruyorsunuz. Öyle kendi kendinize bir algıya kaptırmayın kendinizi. Allah bizi affetsin. Ben buradan rüya okumuyorum dedim ama hakkınızı helal edin. eftar zikr fâle bennehû Lâ Yî El Fâtiha Ma'as-selam
At-ı Hakk'in Eş-Mâ'in Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.