mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 26.05.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Mayıs 2022 · 36:38

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hak batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batılı karşı cihad eden kullarından eylesin, Selamun Aleyküm. 8 Mayıs'ta üstadınız Abdullah Gürbüz ve sizin hakkınızda konuşanlarla alakalı sohbet etmiştiniz. Bu sohbetin yazılısını da ilgililere ulaştırdığınızı bildirmiştiniz. Geçen zaman içinde cevap veren oldu. Olmadı, kimse ne sözlü ne yazılı herhangi bir cevap vermedi. Konuşan o şahıs hakkında da, o şahsın Bursa'daki ders yaptıran kardeşe de attım.
Sohbetin hamanı, öyle diyeyim. Yani ayetler, hadisler, onların hepsinde. Onlara da attım. Ne yazılı ne sözlü bir cevap gelmedi. 8, bugün en kaçı? 26'sı. Kaç gün olmuş? 18 gün olmuş. 18 gün içerisinde bir cevap veren olmadı. Cevap vermeleri de mümkün değil zaten. Nesine cevap verecek? Yani onun içerisinde yapılacak olan şey bir meydanda. Yani yapmadım derse, söylemedim derse lanetleşme yoluna açık dedim. Çünkü başka yapacak bir şey yok. O bazı şeyler zahire bağlı değildi. Çünkü zahire bağlı olmadığından işte şahit gösterelim. Normalde şunun yanında söylemiş, bunun yanında söylemiş, şu şöyle olmuş. Böyle bir şahitlik bir durum yok. Öyle olunca bir tek yol lanetleşmek kalıyor. Onu da söyledim zaten. Buna da açığım dedim.
Eğer böyle bir iddia ben yapmadım. Yani Abdullah Efendi Hazretleri'nin aleyhine konuşmadım. Senin aleyhine konuşmadım. Hakkınızda gıybet etmedim. Hakkınızda laf dolaştırmadım. Nemmamlık etmedim derse o zaman lanetleşme yolu açık. Diğer konu rüya yorumuyla alakalı. Var derse o da lanetleşme yoluna açık. E öyle olunca tabii bir cevap söz konusu olmadı.
Yani böyle bir şey olsa ne o zaman öyle bir şey diyecekti. Gelin lanetleşelim diyecekti. Bana gelen herhangi bir bu konuda şey yok. Ne o? Cevabi bir durum yok. Benim bu konuda iletişim kanallarım açık. Ben bir kimseyi engellemem kolay kolay. Eğer hakaret var, küfür var bir şey söylüyorsa eyvallah. Öbür türlü kolay kolay kimseyi ben telefonumdan engellemem, Twitter'da da engellemem.
Benim o konuda iletişim kanallarım açıktır. Kim bir şey yazmak istiyorsa yazar. Kaldı ki o şahsın bir nakibi var herhalde. O bana birkaç sefer yazmıştı. O kanal açık. Herhalde onun ne o? Resmi mesmi görünmeyince o zaman o engellemiş mi oluyor beni bu işleri bilen? Yusuf öyle mi oluyor? Resmi kalkmış, engellemiş yani değil mi? Evet. Vallahi zayıf insanların yapacakları şey odur. Cevabı yoksa bir kimsenin ne yapacakı engelleyecek. Veyahut da sükut ikrardan sayılır ya. Sükut ikrardır. Bir kimse bir şey söylersin. Ya o kimse şunu der sana.
Bu konular böyle değil. Ama seninle tartışmak istemiyorum. Mevzu kapattım der. Bu da bir iletişimdir. Öyle bir şeyleri de yok. Zaten cevap vermeleri mümkün değil ya. Böyle büyükleneceğim şimdi kibirleneceğim gibi olacak. O yüzden susayım. En iyisi Allah iyi yesin. Zakir Kümbül'ün şeyhlik icazetini araştırdık. Herhangi bir tören yapılmamış. Sizin icazet törenlerinizi, Nakib-i Nugabba icazetiniz, Abdullah Gürbüz Efendi'nin sizin şeyhliğinizi ilan ettirmesi ve diğer şeyhlik icazetlerinin törenlerini internet ortamında görmek mümkün. Tarikat, adab-ı erkanı açısından bu konuda ne buyurursunuz? Tören olmayan icazetler hakkındaki görüşünüz nedir?
Evet. Şimdi bir kimseye bir şeyh efendi, bir kimseye bir vazife verdiyse bunu ilan etmesi gerekir. Onunla alakalı tören yapması gerekir. Eğer bir şeyh efendi birisine bir şey verecekse, ben şimdi benim üzerimde emanet bu iş. Allah rahmeti de eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri bizim Cafer'a, Adnan'a, Hüseyin'e oğlum nakiplik ver onlara, tören yap dedi bana.
Bana öyle demesine rağmen ben dedim, efendim siz inşallah Bursa'ya geldiğinizde, önce dedi ki Bursa'ya gelirim, Bursa'nın icazet verilecek olanlara orada tören yaparız. Peki efendim dedim. Şimdi tasavvuf, tarikat tekniği açısında ancak bir halifenin yerinde tören yapılır veya bir halife tören yapar. Parantez içerisinde söylüyorum bunu. Şeyh Efendi Hollanda'ya gitti, Hollanda'dan aradı. Dedi pilav yap, aşure kaynattır, üçünün icazetlerini ver dedi. İcazetlerin hepsi de bende, mühürler de bende. Üçünün icazetlerini ver dedi. Efendim Hollanda'dan döndüğünüzde burada yaparız dedim. Döndü, bir şey demedi. Bende bir şey diyemedim.
Hayır böyle böyle yapacaktık efendim de diyemedim. Hatta o zaman kendisi rüya görmüş. Komple üzerindeki elbiseyi bana hediye etti. Rüyamda öyle gördüm oğlum dedi. Elbisesini bana hediye etti. Çaylarınız için. Ama törenden bir dem vurmadı. Bakın bunu bana söyledi Şeyh Efendi. Ben Cafer'e zaman zaman diyorum. Cafer, diyorum ben sağken Şeyh'im bunu söyledi zaten. Diyorum yazalım icazetleri şey yapalım. İçimizde en son sözü oldu. İçimizde makam konuşulmasın efendim dedi. Peki dedim. Bir şey demedim. Gerçekten de bizim kendi burada dergah adabımız içerisinde. Bunun çok ehemmiyeti yok. Önemli olan Allah rızası için koşmak. Ama benim üzerimde bu.
Sadece bana söyledi. Bunu normalde umuma açıkladı mı? Açıklamadı. Bilmiyorum ki size söyledi mi hiç? Demedi size. Sana dedim Hüseyin'e geç. Dememiş. Ama bana söyledi. Şimdi Şeyh bir kimseye bir şey verecekse açıklayacak, ilan edecek, şahitlendirecek onu. Bakın bu teknik bir konu. Bir kimse şeyhtir, değildir. Beni ilgilendirmez bunlar. Ben adab erkanı söylerim. Bir meselenin nasıl olması gerektiğini söylerim. Şeyh efendinin yalnızken bana söyledikleri vardı. Ben hiç bunları sizin önünüze ölçü olarak getirmedim. Bana söyledi çünkü onları normalde cemaatin içerisinde ilan etmedi. İlan ettiği şey neydi?
Bir arkadaş bana söyledi. Ben kendimi ilan edemem efendim hakkınızı helal edin dedim. Ben ilan ettiririm dedi. Bir arkadaşı ilan ettirdi. Mustafa Efendi şeyhtir diye. Onun ilanı. Bütün cemaate ilan edildi o zaman için. Orada bulunan herkes bunu duydu. Bakın bu bir teknik mesele. İlan edilir. Ardından bu fakire iki tane daha şeyh efendi icazet verdi. İlan edildi. Tören oldu. Şimdi bu zatın araştırdık böyle bir hani töreni yok diye. Ben konuşmak istemiyorum şimdi böyle bu zat hakkında çok fazla. Ama onun töreninin olmaması normal. Onun şahidi bile yok. Zahiri şahidi yok onun.
Yani böyle bir kişinin iki kişinin huzurunda verilmiş bir icazeti de yok onun. O yüzden onun icazet törenini internette orada burada görmememeniz veyahut da rastlamamanız gayet normal. Çünkü onun ne zahiri icazeti var, zahiri şahidi var ne de batını şahidi var. Bir icazet eline geçirmiş, nasıl geçirdiğini de çok üzerimize gelirlerse onu da açıklamaktan geri durmayız.
Öyle daha langur langur konuşacak olurlarsa konuştuklarına, konuşmuştuklarına pişman olurlar. Allah'ın, Allah o yollarını açık etsin. Bizi ilgilendirmiyor. Ama şu kadarını bilin. Hiçbir törenle alakalı bir internet ortamında bir şey bulamazsınız. Aramayın. Zahiren gitseniz, Nakib-i Nugabbası'na sorsanız, icazetinin şahidi var mı diye o da yok. Dilerseniz, hani bu normalde sizler için geçerli değil, onun dervişleri için istihara yapsınlar. Hz. Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretine müracaat etsinler. Bu zatın manevi icazeti var mı yok mu diye ona da sorabilirler.
Ama bu halleri onlarda yok. Onlarda bu haller de yok. Onlarda bu halde olmadığından dolayı onu da yapamazlar. Allah bizi affetsin. Rabbim muhafaza eylesin cümlemizi. Nefsimizi uydurmasın. İnsan nefsine uydu mu, gider çatılmayacak yere çatar. Hani bizde meşhur bir söz var ya, eceli gelen gider cami duvarına yaparmış ya.
Eceli gelmiş ya. Yani en son yapacak olduğu işi yapar eceli geldi mi. Şimdi insanların manen ecelleri gelir. Manen eceli gelince o kimsenin, o gider bir veliyer, bir mürşidi kamile çatar. Bakın bu bir kimsenin son yapacağı iştir. Bir Allah'ı zikredene çatar. Bir veliye, bir mürşidi kamile çatar. Onun manevi eceli gelmiştir onun. Size Mustafa Özbağ kardeşinizden bir nasihat. Kulağınıza küpe yapın. Hiçbir zaman hiçbir kimsenin şeyhline, mürşidline, dervişline, sufiliğine laf söylemeyin. Ölçüyü konuşun.
Bir mürşid nasıl olmalı? Konuş. Bunda bir sıkıntı yok. Bir derviş nasıl olmalı? Konuş. Bunda bir sıkıntı yok. Bir sufi yolu nasıl olmalı? Konuş. Bunda bir sıkıntı yok. Üzerine alınıyormuş millet. Alınsın. Sen doğruyu konuş. Sen adabı, erkanı konuş. Sen sufiliği konuş. Bunda bir sıkıntı yok. Ama sen kalkıp da işte elinde delilsiz, manevi hüccetsiz, bir şeyhlik yapan kimseye dilini uzatma. Dilini tut. Rabbim senin dilini, benim dilimi bundan korusun. Elinde delilin varsa, hüccetin varsa bu sana ait.
Bunu konuşma bir yerde. Ama ben neden konuşmak zorunda kaldım? Benim şeyhime laf söylüyor. Benim şeyhimin şeyhline, mürşidline laf söylüyor. Benim şeyhimin şeyhline, mürşidline laf söyledi. Ben o yüzden emirle konuştum. Bu mecburiyetten kaynaklandı.
Kör olduğundan görmedi. Bursa'ya görevli diye tayin ettiğin kimse, bu dergâhtan bizim elimizden çıkma. Bu dergâhtan çıkma. Madem Abdullah Efendi şeyh değildi, madem Abdullah Efendi mürşidi kamil değildi, madem ben de dost doğru bir insan değildim, bu dergâhtan çıkan adamı daha hiçbir eğitime tabi tutmadan anında sen nereden Bursa'nın görevlisi yaptın?
Madem bu dergâhtan, dost doğru dergâhtan değildi, sen ne ammanı vazifeli yaptın? Cemil Gölcük de kim yaptırıyor dersi şimdi? Ahmet gidiyor. Ahmet de bu dergâhtan çıkma. Madem Abdullah Efendi dost doğru bir şeyh değildi, biz zaten değildik, öyleydi.
Eee ne bu dergâhın elemanlarına ders yaptırma yetkisi veriyorsun? Daha ağır konuşacağım da. Değmez. Basit. Birisi dese ki ya madem bu normalde, bunlar böyle değildi de, bu adamlara ne ama ders yaptırma veriyorsun? Oraya gerçekten bir de şeyh lazım o dergâha, onu da buradan gönderelim Allah'ın izniyle.
O da gitsin ondan, benden kalkıp ders almaz şimdi o nefsine vurur. O yüzden bizim arkadaşlardan birisini vazifeli tayin edelim, gitsin oraya. O arkadaştan gerçekten ciddi bir şekilde ders alsın, eğitim görsün, dost doğru bir şeyhlik yapsın. Böyle yarım yamalık şeyhlik yapacağına, dost doğru bir şeyhlik yapsın. Bizim dergâhın Allah'ın izniyle çavuşu ondan iyi şeyhlik yapar. Ben bunu yıllardır söylemiyor muyum size, bu dergâhtan ayrılan bir çavuş başka bir dergâhta şeyhlik yapar demiyor muyum? Diyorum. Bakın çavuş değil gidenler. Hem gidenler de böyle hani hele tavukçu Mehmet şey değil, hani öyle tam bir bizim eğitimimizi almış değil, bizim eğitimimizi tam olarak almış olsaydı, kesin orada nakibini gabba olurdu.
Tabi kesin olurdu. Yani mesela ben şimdi buradan söyleyeyim. Ahmet'in rüyası vardır, şu anda eskisi gibi değil görmüyor, zaman içerisinde kapanacak gidecek o zaman anlayacak o. Ahmet'in gördüğü rüyayı şeyhi görmüyordur. Bak kardeşi burada. Bak Mehmet burada istersen sorsun kendisine. Normalde Ahmet gördüğü rüyaları, gördüğü rüyaları gitsin, şey şimdi o Zakir Kümbül'e anlatsın, Zakir Kümbül onun rüyalarını tevil etsin, ben istediğini yaparım. Otur. Mevzu bu kadar yeter ya, Zakir Kümbül'e çok zaman ayırmamıza gerek yok. Allah bizi affetsin.
Rabbim ona da doğru yolu göstersin. Bir daha dilini vefat etmiş, ölmüş gitmiş şeyhlere, mürşidi kamillere, yaşayan şeyhlere dilini uzatmaktan Allah onu korusun. Yoksa iş daha da zaten konuşsa, o biraz konuşsa, o daha da sıkıntıya girecek zaten. O konuşsa daha da sıkıntıya girecek. O yine bir akıllılık etti, sustu. Okumaya devam ediyor, okusun dursun. Zavallılar. Allah'ın yesin inşallah. Suyun maneviyattaki yeri nedir? Dünyanın dörtte üçü su, su yaşam kaynağı örnekler çoğu olabilir. Felsefi açıdan da su işareti kafamda, kimyası, kafamda, kimyasının dışında anlam farkı var. Herkes bu dünyadaki bir şeye bir mana yüklemeye çalışır.
Hiç böyle şeylerle uğraşmıyorum canım kardeşlerim. Suyun maneviyattaki yeri nedir? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördün mü ne suyun maneviyattaki yerini aklında kalır? Ne toprağın, ne havanın, dört anansır, beşincisi tahta hiçbir şey kalmaz. Manevi hali olmayanlar bu tip şeylerle uğraşırlar. Biz böyle şeylerle uğraşmayız. Biz Allah'la uğraşırız. Biz burada, bunun oradaki durumu nedir? Bunun şuradaki durumu nedir? Biz bunlarla, ben hiç uğraşmam. Zikrullah en büyük iştir. Sen oturup halake zikrullahta yapıyorsan zikrulluğuna en büyük iştir. Sen bir mürşidi kamile intizap ettiysen, onun dizinin dibinde oturup da orada sen sohbete zikrullah devam ediyorsan, dünyanın manen en yüksek kişisi sensin.
Bırak, geri kalanla uğraşma. Oradan kitaplardan oku, yok suyunun manadaki yerine, havanın manadaki yerine, ateşin manadaki yerine. Su neyi simgeliyor? Ateş neyi simgeliyor? Hava neyi simgeliyor? Bırak, bunları bırak. Faydasız ilimden Allah'a sınırın demiş Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Bunlar faydasız ilim. Bırakın bunları. Bütün arkadaşlara söylüyorum. Siz zikrullahla hemhal olun. Siz farzları yerine getirin. Nafilellerle Allah'a yaklaşın. Haramlardan uzak durun. Zikrullahı da bir güzel oturtturun, yerleştirin. Bütün manası gelir senin gözün önüne. Hiç sıkıntı yapma. Sağlık sebebiyle dışarı çıkarken ya da bazen evde namazları cem'i ediyorum.
Öğle yikin diye akşamın yatsıya gibi. Bunun bir sıkıntısı var mı? Bir sıkıntısı yok. Hanefiler müsaade etmemişler. Ama sağlık söz konusu olursa bir sıkıntı olmaz. Veyahut da mecburiyet olursa bir sıkıntı olmaz. Emriniz üzere herkes kendi şehrinde üstadın geldiği sohbetlere katılacak. Bursa areç. Bu kararınızda ne kadar incelikli olduğunuzu biliyoruz. Allah razı olsun. En yakın zamanda İstanbul'da başlayan bu uygulamada sohbet esnasında Bursalı abilerle de diyaloglarımız oldu. Bu durumda muaf tervişler var mı? Bu durumda muaf haddi açtıysa özür dilerim. Bu durumda muaf hiç kimse yok. Bir tek Cevdet var muaf bu konuda. O yüzden Cevdet'i getiren arkadaşlar vardı. O Cevdet de telefon açtı.
Böyle böyle düşünüyorum diye. Dönüşte seni bırakırım yorgun olursun diye. Ben de tamam dedim. O da dedi ki ondan sonra filanca filanca beni bırakacak dedi. Tamam dedim. Bu kadar. Bu durumda muaf hiç kimse yok. Hiç kimse. Zaten de hiç kimse gelmedi. Ben şimdi böyle olunca acaba gözümden kaçan birisi mi oldu diye kendi kendimi düşündüm. Bir Cemiller geldi. Cemile de kapının önünde dedim cezalısınız diye zaten. Cemil de bir kendince bir açıklama yaptı. Ne olursa olsun sıkıntı yok. Ceza cezadır. Daha cezasını da kesmedim. Ne kesecekler ne kesmeyecekler bilmiyorum. Bu konuda yoldan geri dönenlerin olduğunu biliyorum.
Hatta İstanbul'a kadar gelip İstanbul'da sohbete gelmeyip geri dönenlerin olduğunu da biliyorum. Bir şey emredildiyse muaf olanı hiç kimse yoktur. Muaf olan varsa oraya yazarım. Filanca muaf derim. O esnada Cevdet aklımdaydı ama normalde yürüdüm gittim. Cevdet'e de bir şey demedim. Sonra yolda görüştük. Dedi böyle böyle yapacağım. Tamam dedim. Zaten bütün arkadaşlar da biliyorlar. Genelde dışarı gittim de gelir. Dönüşte beraber döneriz. Bu konuda sıkıntı yok. Kimse muaf değil. Tekrar söylüyorum arkadaşlara. Normalde bu konuda nereye gidersem gideyim. Sadece oranın. Kardeşleri, arkadaşlar olacak. Başka bir yer olmayacak.
Benim gittiğim yerlerden. Mesela salı gün Allah izin verse inşallah İzmir'e gideceğim. O yüzden İzmir ve çevresi. İşte Aydın'da, Nazili'de ondan sonra Muğla'da, Milas'ta orada arkadaşlar var. Onlara da zaten haber saldım. Gelebilirlerse onlar gelebilsinler diye. Şimdi de dinliyorlardır zaten. Ondan sonra veya bayındır veya ödemiş tere İzmir'in çevresi. O Ala'da var bir arkadaş. Bilmiyorum burada mı değil mi şimdi. Onlar mesela o bölge İzmir'de toplanacaklar. Bu kadar. Başka hiçbir yer gelmeyecek. Sabahtan da bayındır'a gideceğim. Onlar da sadece bayındır'a ait. Oraya İzmirliler de gelmeyecek. Evet. Tasavvuf adabınca üstadın sözünün üstüne söz söylenmez, sözü şerhe tabi tutulmaz, nettir diye öğrendik.
Yakın zamanda sizin vakıf ve dergaha girişini yasakladığınız bir kimseyi erkek bir görevli program alanına aldı. Sizin emrinizi söylememize rağmen sorumluluğu ben alıyorum. Merhamet ettim dedi. Ben erkek görevlinin başka konularda da sizin emriniz olmasına rağmen aksi kararlar vermesi konusunda endişeliyim. Siz bu hususta ne buyuruyorsunuz? Asla şerhe tabi değildir sözlerim. Ne emrettiysem odur. Neyi yasakladıysam yasaklamışımdır. Bunun üzerine herhangi bir şerh yapan kendi heva ve hevesine kapılmıştır. Net. Bu arkadaş derslere gelmeyecek. Net. Onu almayacak kimse. Onu almayacak.
Bu kadar basit. Bu arkadaş buraya bir daha gelmeyecek. Gelmeyecek. Almayacak kimse orada. Oradaki görevlinin kalkıp da kim olursa olsun ben sorumluluğu üzerime alıyorum. Ben bunu buraya alıyorum deme hakkına sahip değil. İkinci sefer yaşanmasın. Kim yaptıysa yaptı. Bakın perdenin gerisini görüyorsan gider söylersin üstadına. Ben böyle bir rüya gördüm bununla alakalı. Ben böyle bir hal gördüm. Siz böyle bir yasak koydunuz ama ben böyle bir hal gördüm. Böyle bir rüya gördüm. Bu konuda ne buyurursunuz diye üstada söylersiniz. O yine derse ki bu böyle olacak.
O öyle olur. Orada başka bir görevli o meseleye merhamet etmez. Nereden biliyorsunuz? Hasta bir kimse orada birisini bir çaklayıverecek. Nereden biliyorsunuz? Şizofrenik. Nereden biliyorsunuz? Başka bir amaçla geldi. Derler ya bekara kadın boşamak kolaydır diye. Nereden biliyorsun?
Nereden biliyorsun belki de sana deli numarası yapıyor. Sana şizofrenik numarası yapıyor. Nereden biliyorsun? Nereden biliyorsun özel ayarlanmış tasarlanmış birisi? Orada bağırıverecek. Ne yapacaksın? Sufilik o değildir.
Sufi şerh etme yeri değil. Sen emre tabi ol. Bu yasak. Girmeyecek. Girmeyecek ya. Bitti bu kadar basit. Allah bizi affet. Yatalak hasta gözde ima ile namaz kılmalı. Derken abdest alacak güçte değilse ne yapmalı? Yatalak hastalarda namaz farz değil onlara. Bizim söylediğimiz işin takvası. Yani o kimse namazı terk etse dahi olur yatalak olduğu için. Eğer ima ile kılabiliyorsa kılar bu güzel bir şey. Ama kılamıyorsa onu da kılmaz. Veyahut da o kimse abdesti alacağı zaman örneğin işte tevmüm etmesi için bir taş veya bir tuğla parçası oraya koyarsın.
Tevmüm eder. Onunla namazını kılar. Ama onu da yapabilecek güçte değilse yapmaz. Veyah bunların hiçbirisine gücünü yetmiyorsa hiçbir şey yapmaz. Ona o namazdan düşer sakit olur. Yatalak olmasa da abdest alacak gücü olmadığı zamanlarda ne yapmalı? Kılabildiği vakit cemme etmeli olabilir. Yatalak olmasa da abdest alacak gücü olmadığı zamanlarda ne yapmalı? Yani normalde yatalak değil abdest almaya gücü yok. Tevmüme de mi gücü yok? Yatalak değil. Dikkat edin. Uzun. Neden bu kadar uzun yazdınız? Sohbetlerinizde son zamanlarda kat kat artırılmış faiz yemeyin çevirisini yapan kimselerin iyi niyetli olmadıklarından bahsetmeniz üzerine ulaşabildiğim ve böyle çeviri yapan kişi ve kurumları paylaştığım izninizle.
Ve gördüm ki sahaf basımlar çok önemli. Çünkü eski ve yeni basımlarda farklılıklar var. Bizleri aydınlattığınız için teşekkür ederim. Allah size ve ailenizin rızasını arttırsın. Amin. Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Ali İmran ayet 130. Diyanet işleri yeni. Eski basımda faizi kat kat olarak yemeyin şeklinde geçiyor. Diyanet vakfı gerekçesi devrin Arap toplumunda yaygın ve vadesinde ödenmeyen borçlar hakkında yapılan tefecilik uygulamalarına işaret içindir. Elmalı Hamdi yazır. Yeni basım. Eski basımda yok. Yeni basımda var. Hasan Basri Çantay, Abdülbaki Gölpınalı, Hayrat Neşret, Ali Bulaç, Bahattin Sağlam, Cemel Külünkoğlu, Şaban Piriş, Bayraktar Bayraklı, Edip Yüksel, Mehmet Okuyan, Muhammed Esed, Yaşar Nuri Öztürk, Hasan Basri Çantay, Mahmut Özdemir, Mehmet Çoban.
Bunlar özellikle kat kat olarak yemeyin şeklinde herhalde. Orada bir işte şey yapıyorlar. Bu yeni jenerasyon şimdi kat kat faiz haram kılıldı. Kat kat olmazsa bunda bir sıkıntı yok. Oraya götürüyorlar. Kat kat değilse o şeyde zaten neydi o adamın adı? F ile başlayan. O söylüyor da onun başlangıcı ilk şeydi. Pakistanlı. Fazıl Rahman. Bunun başlangıcı Fazıl Rahman'da. Fazıl Rahman enflasyon miktarı kadar faizi caiz görür. Sonra ondan sonrakiler bununla alakalı ayırırlar. Kat kat faizi yemek haramdır.
Yani yüzde üç, yüzde beş caizdir hükmü çıkarıyorlar oradan. Son dönem şimdi şeyi çıkardılar ya. Tokinin faizi faiz değildir. Bunu da çıkardılar. Çıkaracaklar daha. Bir mürşide tabi olmuş kişi dersini çektikçe beklenmedik şekilde halinin artması ve dersini çekerken aklına gelen soru ya da duaya hitapen, biz seni hazırlarız cevabını duyması karşısında mantıken, şevkinin artması gerekirken neden içine bir endişe düşer de gayri ihtiyar bir şekilde aklen yolunu düşünse de fiilen yoldan uzaklaşır.
Dersini çekmez, ibadetini yapmaz. Bu gelen demek ki ses nefsinden, şeytandan da o yüzden. Tasadduk etmeyi seven biriyim ama biraz borcum da var. Borçlu insan tasadduk ve sadaka vermesinde herhangi bir beis var mıdır? Borçlu insan yemeğinin yanında ikinci bir yemeği yemesi dahi caiz değildir. Bırakın sadakayı. Bir kimse borcu var ise, ne yemeği var? Evde kuru fasulye, yanına pilav yaptıramaz. İkinci bir yemek olarak onu yemez. Önce borcunu öder. Eftali zikr faalim ennehu La ilah İlla Allah El Fatiha Amin
Destur

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi