Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 23.09.2021
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Eylül 2021 · 34:50
Hah, şimdi oldu. Selamun Aleyküm. Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Cümlemizi Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışıp, hem yaşayanlardan hem de yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Amin. Rabbim cümlemizin de dünyevi ve uhrevi sıkıntılarını halle eylesin. Amin. Dünyada da, ahirette de bizlere afiyet versin. Amin. Vücudumuza afiyet versin. Amin. Aklımıza afiyet versin. Amin. Kalbimize afiyet versin. Amin. Dilimize afiyet versin. Amin. Tümle cümle azarlarımıza afiyet versin. Amin. Cenab-ı Hak feraset nuruyla nurlandırdığı kullarından eylesin.
Amin. Rabbim o feraset nuruyla yolunu aydınlattığı kullarından eylesin. HDP'ye oy vermiş birkaç Müslüman arkadaşımı dergahımızın sohbetlerine davet etmeyi düşünüyorum. Geçen haftaki sohbetinizde burada HDP'ye oy veren var mı? Korkmayın bir şey yapmayacağız dersem inanmayın dediğinizden sonra bu fikrinden vazgeçtim. Doğru karar almış mıyım? İşin latifesiydi. Ara sıra latife olacak bizim böyle bir şeyimiz yok. Ne o? Bir kriterimiz yok. Dileyen istediği yere oyunu versin. Biz Kur'an, sünnet, vatan, millet deyip yola çıkmışız. O yüzden kim bu ülkenin varlığına, birliğine, bütünlüğüne kastetmiyorsa o bizle beraberdir. O yüzden kim olursa olsun, kim gelirse gelsin bizim için sıkıntımız yok.
Ama ve lakin biz burada şimdi bir askerimize kurşun çekildiğinde biz PKK'yı burada lanetleyeceğiz mi? Lanetleyeceğiz. Teröristleri lanetleyeceğiz mi? Lanetleyeceğiz. Kim olursa olsun bizim askerimize, polisimize, sivilimize, bizim vatanımıza, milletimize kasteden bir kimseye biz burada lanetleyeceğiz. O yüzden lanetlediğimizde o kimse bu benim için hak. Bu benim için doğru bir şey. Bu kim olursa olsun, tekrar bunu defalarca söylüyorum. Bizim askerimize, polisimize, güvenlik güçlerimize, bizim sivilimize, okulumuza, yolumuza, köprümüze, barajımıza kim düşmanlık yapıyorsa, bu kim olursa olsun. Kim kamunun malını hırsızca, arsızca, yolsuzca, haince, hunharca, zalimce peşkeş çekiyorsa, bunu yiyorsa, yediriyorsa, içiriyorsa, kim bu milletin malına, mülküne, askerine, canına zarar veriyorsa, Allah onların hepsini de lanet eylesin.
Allah onların hepsini de kahri perişan eylesin. Allah onların hepsini de gün yüzü göstermesin. Bizim durduğumuz yer burası. Bunun partisi yok, bunun hizbi yok, bunun herhangi bir şeysi yok. Ak partiliymiş, belediyenin malını etrafına peşkeş çekmiş. Allah lanet etsin. Refah partiliymiş, belediyenin, kamunun malını ona buna peşkeş çekmiş. Allah lanet etsin. MHP'liymiş, belediyenin malını, onun bunun malını, kamunun malını ona buna peşkeş çekmiş. Allah lanet etsin. Birokratmış, kamunun, devletin malını, onun bunun, kamunun, devletin malını ona buna peşkeş çekmiş. Allah lanet etsin. Hiçbirisine de Cenab-ı Hak gün yüzü göstermesin. Hiçbirisine de Cenab-ı Hak dünyada da ahirette de afiyet yüzü göstermesin.
Durduğumuz yer bizim burası. Yemişin partisini, purtisini hiç önemli değil. Bu ister bakın bu cemaat olsun, ister tarikat olsun, ister parti olsun, isterse herhangi bir böyle bir fikriyat olsun. Benim için önemli değil. Sen bu milletin parasını cemaat deyip topladıysan, gidip ona buna peşkeş çektiysen, Allah senin cemaatini de batırsın, seni de batırsın. Sen bir tarikatsan, milletten parayı topladıysan, o parayla gidip de elin gavuruna ona buna hizmet ettiysen, İngiliz'e, İsrail'e, Amerika'ya hizmet ettiysen, tarikat adı altında vatana, millete, Kur'an'a, sünnete hainlik ettiysen, Allah seni de lanet etsin. Sen bir şeyhim diye ortalıkta dolaşıyorsan, müridin parasını yiyorsan, onların evine, barkına, onların hanına, hamamına, arabasına, katına, yatına, gözüne diktiyorsan, Allah seni de lanet etsin.
Sen dervişlerin üzerinden geçineceğim diye uğraşıyorsan, dervişlerin parasından, makamından, mevkisinden, ondan bundan faydalanacağım diye uğraşıyorsan, bu kim olursa olsun Allah ona da lanet etsin. Neden böyle dua ediyorum? Bunlardan bıktım artık çünkü. İslami hayatım boyunca da, siyasi hayatım boyunca da bunlardan bıktım. Artık doydum. Aldatılmaktan bıktım, kandırılmaktan bıktım. Doydum bunlara. Bakın doydum. O yüzden hangi partiymiş? Vallada, billada, tillada umurumda değil. Umurumda değil. İsterse o desin ki ben zemzemle yıkandım, Allah yoluna çıketsin kardeşim. Bana yıkanmadın. İşin gücün az gelsin senin. Beni ilgilendirmiyor. Ben gerçekten bu dini hayatım boyunca bunların hepsini de gördüm, hepsini de doydum.
Artık benim doldu. O yüzden işte şu partidenmiş umurumda değil. Benim görüşüm bu, duruşum bu, benim çizgim bu. Bütün arkadaşlara söylüyorum. Benim lanet okuduğum bu. İşine gelmiyorsa, arkadaşlardan içinde varsa, ya böyle şey mi olurmuş canım diyorsa, yolu açık herkesin. İçim dışımda benim. Kağıttan dokunmuyom bunları. Defter kitap kullanmıyorum. Benim duygum bu, düşüncem bu. O yüzden bu vatan benim, bu millet benim, bu Kur'an benim, bu sünnet benim.
Kim bunların hilafına bir şey yapıyorsa, Allah hepsini de lanet etsin. Durduğum nokta bu benim. Yok, şu partiyim işte. Bu partiyim işte. Umurumda değil. Benim ben peşinden gittim MHP, açık açık konuşacağım. Öldüğünde İsviçre bankalarında Türkeş'in parası çıktı. Kardeşim taş attığında mı yoruldun da o parayı kazandın? Ticaret mi yaptın, kazandın?
O zamanın için iki milyar dolar mı, ne bir para, ne kadar çıktı Ahmet? İşte. İsviçre bankalarından çıktı sonra. Evet. İsviçre bankalarından çıktı para. Devam edeceğim şimdi. Ne Refah Partisi, bilmem kaç yüz kilo altın çıktı ardından.
Çıktı. Ne AK Parti, hepsi zengin oldu. İşlerinde bir garip kalan Muhsin Yazıcıoğlu'ydu. Allah rahmet eylesin. Ona da ben yalvardım, ne olursun başkanım, girme dedim, parti kurma dedim. Sizin işiniz değil dedim. Haddi açtım belki de ama. Bana, hoca diyordu, ya hocam dedi, bu iş böyle oldu dedi. Böyle bir karar alın dedi. Allah hayırlısını versin dedim. Yoksa, evet, hiçbir zaman hiçbir siyasetçiye güvenmem. Ama siyasetçiler vatanıma, milletime hizmet ediyorsa eyvallah, bu kadar. Başka bir şey yok. O yüzden, Allah bizi affetsin. Siyasetçilerle işimiz zor. Bugün dostlar, yarın düşmanlar. Bugün dostlar, yarın düşmanlar.
Yani sen böyle benim gibi, benim çizgide duran bir kimseyi sevmez zaten kimse. O yüzden de sevmiyorlar, hamdolsun. Hazreti Ayşe Validemizin anlattığına göre, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem geceleri mübarek ayakları şişince kadar uzun müddet tehecühe devam ederlerdi. Durumda mütesir olan muhterem zevcesi, ey Allah'ın Resulü, geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde, niçin böyle yapıyorsun diye sordu. Peygamber Efendimiz ise, ey Ayşe Rabbine çok şükreden bir kul olmayayım mı karşılığını vermiştir Buhari? Sorum şu, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem günahsız olmasına rağmen, Ayşe Validemizin bu sorduğu sorudaki hikmeti nedir? Günahsız ve günahlardan arınmış olduğu halde o kadar ibadet ediyor, soruyor, neden bu kadar hikmeti ne diye?
O da bakın, ibadeti artık farz olduğundan değil, Allah'ı bir şükür vesilesi ediyor. Allah'ı şükür vesilesi ediyor. Sadece farzlarla kalmıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve sohbet, Evet, sahabeler bir evde toplanmış, sohbet ederlerken şeytan gelip onlara insanları nasıl kandırdığını anlatır. Hadisin sonunda Peygamberimiz şeytana, Senin kurtulman mümkün değil mi? Sana yardımcı olurum. Şeytan yazıyı yazan kalem kurudu, kıyamete kadar olacak olanlar olur der. Fakat Peygamber Efendimiz, Miraç'te kalemin gıcırtısını duyuyordum buyurur. Bu iki kalemin durumunu nasıl anlamalıyız? Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözüne bakarım. O yüzden Miraç'te kalemin gıcırtısını duydum, bu ses ne?
Deyince, Cebrail aleyhi ve sellem bu kalemin gıcırtısı der. Bu ne yapıyor? Deyince, Allah hala da yazıp bozuyor, yazıp siliyor der. O yüzden bu bir ümit kapısıdır. Biz cebriyeci değiliz. Cenab-ı Hakk neyi yazar, neyi siler bilemeyiz. O yüzden biz dua eder, ibadet eder, Allah'tan yardım dileriz. Sufilikte rabıta nasıl olur? Yeni başlayanlar nasıl yaparlar? Hz. Mevlana Celalet-i Nurmaz Hazretleri'nin bir sözü var ya, ilk önce diyor ki, çocuk ilk önce süt içer. Sonra diyor, yavaş yavaş dişi çıkmaya başladığında ekmek ister diyor, çocuk kendisi ister. Sonra bir müddet sonra diyor, et istemeye başlar. O yüzden sufilik yavaş yavaş bir kimse önce süt içmeye başlayacak, ondan sonra ekmek yiyecek, ondan sonra et yiyecek.
O yüzden bizim adaf ve erkanımızda daha yeni derse girmiş bir kimseye, sen rabıta edeceksin, işte iki kaşının ortasını, şeyhinin iki kaşının ortasına getireceksin, gez göz arpacık yapacaksın, anlı göbenden vuracaksın, böyle bir rabıta şekli, şemali bizde yok. Bunu daha böyle, henüz daha üstad nedir bilmeyen, şeyh nedir bilmeyen, bu konuda bir edep, adap, erkan, ölçü, bilgi, ilmi olmayan bir kimseye bunu söyleyince, o böyle kendi kendine, işte üstadın iki kaşının arasına rabıta edeceğim, şunu yapacağım, bunu yapacağım derken, ne yazık ki yörüngesini bozuyor.
Allah muhafaza eylesin. Nakşibendi öğretisinde bu biraz abartılmış bir şekilde, işleniyor, bizde öyle değil. Yani, bir kimsenin, bir kimseye sevgisi, muhabbeti varsa, onun zaten aklından çıkmaz o. E sevgisi, muhabbeti yoksa, ona çok affedersiniz, kakma aşıyla aşılasanız dahi durmaz. Allah muhafaza eylesin. Bizim işimiz sevgi işi, muhabbet işi. Severse yol yürüyecek, muhabbet ederse yol yürüyecek. Zorla bir kimseyi sevdirmek, zorla bir kimseyi rabıt ettirmek biraz zor. Allah bizi affetsin inşallah. Hastalıklara karşı okunacak dualar nelerdir? Bunlar da sayı var mıdır? Hastalıklara karşı duruşumuz nasıl olmalıdır? Sufiler hastalıkları sever.
İnsanda biraz hastalık olsun. O hastalığa da hamd etsin. Yani hastalığa karşı hemen böyle ritmik cevap vermek, hemen hastalığa karşı direkt cephe almak, çok sufilik adabı değil. O yüzden sufiler biraz daha böyle olan olayları, hadiseleri, sükunetle, suhuletle karşılarlar. Hastalık gelmiş, önceden hastalığa şifaya kapmışsın derlermiş ya. Neden hastalık şifa olarak görmüşler? Yani biz hastalığı inceden şifa olarak görürüz. Evet tedavi olunuz, bunu reddetmeyiz. Ama işte şu hastalığa şu dua okunur, bu hastalığa bu dua okunur. Bu biraz şeyin işi, tabiri caizse cübbelinin işi. Ondan sonra o bununla alakalı bir hayli mecmua yayınladı. Bizim şeyimizde, adabımızda böyle bir şey yok.
Biz her şey zikrullah alakasında, zikrullah alakasına oturdu mu, Allah'ın izniyle şifayı bulur der, atarız. Rabbim cümleye şifa versin inşallah. Kadınların çalışması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bu konuda nasıl erkekler her şeyden sorumluysa, kadınlar da sorumlu olur. Ne anlamaz, nasıl kadına da erkeğe de farsa, nasıl oruç kadına da erkeğe de farsa, ihtiyaç varsa kadın da çalışır. Bunun normalde yayında sıkıntı varmış. Sesiniz hızlı ve kesintili geliyormuş. Haberiniz var mı? Haberleri varmış. Bu güzel. Yani böyle bir şey varmış, haberimiz var. Tamam, sıkıntı yok haberleri varsa. Ne yapsın adamlar ya?
Birazdan toparlanacakmış, tamam. Anca toparlanıyor bizim işler. Evet. Şimdi bir kimsenin oturduğu yerde, kadınlar çalışmayacak demesi kolay bir şey. Yani ama sahabe kadınlar çalışmışlar mı? Evet. Sahabe kadınlar erkeklerine, evlerine yardımcı olmuşlar mı? Evet. Şimdi Ashab-ı Resulullah'ın hayatına bakmadan ve Ashab-ı Resulullah'ın içerisindeki kadınların hayatına bakmadan buna hükmetmek, hemen böyle kadınların çalışması caiz değil demek, hoş bir şey değil.
O yüzden sahabelerin içerisinde tüccar olan kadınlar var. Çarşıda mal satan kadınlar var. İmalat eden kadınlar var. Tarımla uğraşan kadınlar var. Hayvancılık yapan kadınlar var. O günün için kadınların çalışması zaten bunlar. Bir kadın tüccarlık yapıyor mu? Evet. Pazarda, bakın pazar yerinde, pazar sergisi açan kadın var mı? Evet. Evlerde çalışan kadın var mı? Evet. Tarımda çalışan kadın var mı? Evet. Hayvancılık yapan kadın var mı? Evet. O zaman ne kaldı zaten? Demek ki sahabe kadınlar bu konuda çalışmışlar. Gayret etmişler. Cihad etmişler. Kılıçlarını, Uhud'da boyunlarını asmışlar. Yürümüşler. Allah Resulüne bir şey olacak diye. Bu normalde kadın meselesi.
Çok kaşınıyor. Husisi kaşınıyor. Bu kaşınmasının sebebi şu. Ortalıkta böyle aslı astarı olmayan, kitaplarda geçmeyen, benim okuduğum fıkıh kitaplarında, Rudani'dir, pardon özür dilerim, İbn-i Abidin'dir, Fetevay-i Hindiyedir, işte El-Hiday'dir. Bunun gibi bu eserlerde kadınların çalışıp çalışmaması ile alakalı bir fetva bile yok. Herhangi bir fetva yok. Ya ne yapacak o kadın çalışması, dilenecek mi bir yerde? Ne yapacak? Bedenini mi satacak? Böyle bir enteresan fetvalar dolaşıyor ortalıkta. Benim okuduğum kitaplarda bunun kısıtlayıcı herhangi bir şey yok. Hatta bahsettiğim gibi sahabelerden bu işleri yapan bayanlar var.
Suriye sınırında bir zatın mezarının olduğu yere gitmiştik. Oradaki zatla ilgili korkutma hikayeleri anlatılıyordu. Bağışlama yapıp ayrıldık. Ama ziyaretimizde esnasında üçümüzde korkma, kalp çarptısı, baş dönmesi, ruh taraması gibi duygular hissettik. Üçümüzde dervişiz. Bu olaya anlam veremedik. Zatları ziyarette böyle duygular hissedilmesi normal mi? Ya da farklı bir durum olabilir mi? İnsanlar böyle bir şeye önceden bir bilgileri varsa böyle böyle denirse psikolojik olarak etkilenip evet yani böyle bir şeyden böyle bir şey yaşayabilirler etkilendiklerinden dolayı. Bir kuşun ağaca takıldığını ana haber bültenine konu yapan medya koskoca karabahşi tekkesini neden gündeme almaz sosyal medya yıkılırken neden gündeme alsınlar ki?
Söz konusu olan tekke gündemlik mi değil. O yüzden kuşun kanadı onlar için daha önemli. Bizim için bir sıkıntı yok. Ben sadece ve sadece benim derdim böyle bir şey var. İnsanlar böyle bir şeyin olduğundan olmadığından haberdar değil. Ben sadece böyle bir şeyin var olduğunu göstermek için yani insanlara anlatmak için bu konuda çalışma yapıyorum. O yüzden de bu çalışmaya da devam edeceğim. Bu çalışmayı da yarıda bırakmayacağım. Çünkü herkes kendi başına gelen bir adaletsizlikten, bir hukuksuzluktan, bir haksızlıktan sesini çıkarsa bu adaletsizlikler, hukuksuzluklar, haksızlıklar ve bunları yapanlar biraz hiç olmasa belki de utanırlar, edeb ederler, birkaç adım geri çıkarlar, yapmazlar.
Ama arsız arsızlığını yapacak, hırsız hırsızlığını yapacak. Böyle bir şey yapacaklarsa da yapacaklar. Bu önemli değil. Ben sadece orta yerde bir adaletsizlik olduğunu, bir haksızlık olduğunu, bir hukuksuzluk olduğunu göstermek için çaba sarf ediyorum. Yoksa tekrar tekkeye alma, tekkeye geri alma gibi bir derdim yok. Bu yüzden değil. Benim işim tekkeye geri almak değil. Benim öyle bir derdim, öyle bir sıkıntım yok. Böyle anlaşılıyor bazen. Böyle anlaşıldığı için ben bazen geri adım atıyorum. Hani diyorum ki böyle anlıyorlar, böyle anlaşılıyor. O yüzden bazen geri adım atıyorum. Böyle bir anlaşılma olmasın. Ben ciddi ciddi söylüyorum. Öyle bir şeye ihtiyacım yok.
Ben bugüne kadar bir şeye ihtiyaç olarak görenlerden değilim. Allah ne lazımsa Cenab-ı Hak bize verir. Ben ona inanıyorum. Biz Allah'ı zikrettiğimiz müddetçe, onun yolunda koştuğumuz müddetçe, bize lazım olanı verecek. Zulmedenler zulmedecekler. Haksızlık yapanlar, haksızlık yapacaklar. Adaletsizlik yapanlar, adaletsizlik yapacaklar. Bu onların imtihanı. Ben kendimce Kur'an sünnet dairesinde hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum. Kendimce yapmam gerekeni yapmaya çalışıyorum. Benim durduğum nokta bu. Nerede bir görürsem, duyarsam, görürsem, şahit olursam bir haksızlık olduğunu ben onu dile getiririm. Ha, ben asparagas haberlere bakmamaya gayret ederim.
Ama medyaya çıktıysa bir şey, orta yere döküldüyse, o da inkar edilmediyse bunu da dile getiririm. Yoksa başka bir derdim yok benim. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden ana medya ondan sonra veya Bursa medresi, Karabaş Veli Tekkesi'ni haber ediyormuş, etmiyormuş, hiç umrumda değil. Hani karınca mesale, İbrahim Aleyhisselam demiş ya, ne yapıyorsun? Demiş, ateşi söndürmek için su getiriyorum. Demiş, senin getirdiğin su bu demiş, ateşi söndürebilir mi? Söndürmez demiş ama en azından ben demiş, Nemrut'a olan düşmanlığımı, sana olan dostluğumu gösteriyorum demiş. Şimdi böyle söylemek istemezdim. Ben de durduğum yerde dostlarımı görüyorum. Ben yazarım, güzel yazarım hem.
Not alırım. Ben de bakıyorum, dostlarımı görüyorum. Kim benimle beraber nefes alıyor, kim benimle beraber nefes almıyor. Ben de ona bakıyorum. Yani şu ana kadar da baktım. Allah iyi etsin inşallah. Benim bir hesabım olmaz. Ben hesapsız yürürüm. Benim arkamdakiler hesap ederlerse batarlar. Bu benim dervişlik hayatım boyunca böyle olmuştur. Ben hesapsız yürürüm. Benimle beraber yürüyen arkadaşlar hesap ederlerse batarlar. Ben battıklarını görürüm, üzülürüm. Derim ki bu da onların imtihanıymış, buradan batacaklarmış. Ben hep derim arkadaşlar, benimle beraber yol yürümek zordur.
Sen etrafındaki insanları düşünürsen, şunu paylaşırsam şöyle olur, bunu paylaşırsam böyle olur diye düşünürsen batarsın. Bunu herkes her yere paylaşsın derim ben, otururum. Allah bana paylaşana da paylaşmayana da gösterir. Bunu böyle siz bundan sonra paylaşın diye söylemiyorum. Belki de bunu söylediğim için yarın belki de bir şey paylaşmayacağım veya ertesi gün bir şey paylaşmayacağım. Arkadaşlar, bir üstada bağlı olmak gerçekten zor bir şeydir. Edebiyatta kolaydır bu. Hani ben bazen anlatıyorum ya, şeyhim bana göç dedi, göçtüm. Öyle olmuyor o. At dedi, attım. Atılmıyor. Sat dedi, sattım.
Satılmıyor. Ben böyle edebiyat olsun size. Arabayı yeni aldım, ne kadar güzel gümrükten çıkardım, bin bir zorluklarla böyle. Yürüttüm onu, harika. Oh diyorum kendi kendime. Bir tane dizel arabam oldu. O idi 80. Şimdi diyorum şeyh efendi, bununla her yere gezdireceğim. Hayal bu. İlk seyahate çıktık. Neresi? Konya'ya gidiyoruz. Araba böyle çıtır çıtır ya. Nerede görmüşüz biz öyle bir arabayı? Bakın nerede görmüşüz? Böyle, içim böyle sevinçle kaplı. Bir de şeyhim yanında ya. Onu götürüyorum bir de. Konya'ya girerken, arabanın böyle torpidosunu vurdu. Maşallah avudik dedi.
Bizi iyi getirdin buraya kadar dedi. Maşallah süban Allah dedi. Ben durdum. Sat Mustafa Efendi bunu dedi. Emredersiniz efendim dedim. İlk kırmızı ışık durduk. Afyon tarafında girişten. İlk kırmızı ışık durduk. Adam böyle arabaya arabaya bakıyor. Açtım camı. Efendim müsaade ederseniz bir şey söyleyeceğim dedim. Söyle dedi. Satılık dedim. Bakalım hacım dedi. Bakalım dedim. Ver kartını hemen dedim. Hemen adam kartını verdi bana. Ben şeyhefendiyi götürdüm orada bir eve. Efendim siz dedim oturun. Ben dedim şu arabayı satayım gelip. Sat gel Mustafa Efendi dedi.
Adama telefon açtım. Yerini buldum. Gittim. Dükkanına selamun aleyküm aleyküm selam. Konuştuk ettik yaptık. Anlaştık orada. Anlaştık derken. Ya ağacım dedi ya. Kaç para istiyorsun dedi. Kaç para yapar dedim ben. O hiç unutmuyorum. 7300 lira yapar dedi. Sordum soruşturdum dedi. 7300 vereyim dedi. E tamam hayırlısı olsun dedim ben. 4 lirasını para veririm üstünü çek veririm dedi. Hayırlı olsun dedim ya ben şimdi. Ona da hayırlı olsun dedim. Yalnız bana müsaade et dedim. Benim şeyhim var burada. Ben o Nevşehir'i bırakayım Bursa'ya döneyim. Ben döndüm de dedim sana telefon açayım. Gel dedim. Satışın al git. Tamam tamam anlaştık. Helallaştık. Ka para vereyim.
Ya adam kısmı sözünden dönecekse zaten dedim. Ka para versene olacak vermesene olacak dedim ya. Adam sözünden dönecekse her yerde döner dedim. Ka para oldu olsa döner. Ka para sız da döner dedim. Sen aldın mı arabayı aldım dedim. Ben de sana sattım kardeşim. Bitti bu kadar dedim. Hadi selamun aleyküm aleyküm selam. Yürüdük geldik biz. Adama telefon açtım. Gittim Nevşehir şeyh efendinin yanına. Sattım mı dedi. Sattım efendim dedim. Oradaki nere demiş ki. Şimdi kaç para kaç para satacak gelecek arabayı demiş. Bu öyledir demiş. Benim haberim yok bundan. Ben sattım arabayı. Ne oldu dedi. Sattım efendim dedim. Maşallah dedi. Allah razı olsun efendim dedim.
Nevşehir'e bıraktım şeyh efendiyi. Döndüm. Adama telefon açtım. Gel dedim ben Bursa'dayım. Arabayı yıkadık pakladık temizledik. Bakımını yaptırdık. Adam geldi çekleri verdi. Parayı verdi. Satışını verdik. Dedim gel şimdi kahve içelim. Oturduk şimdi kahve içiyoruz. Dedim. 7300 lira kar ettim dedim arabadan. Nasıl yani? Ya dedi. Dedim bana şeyhim sat dedi arabayı dedim. O gün sen 1000 lirada versen satacaktım. 500 lirada versen satacaktım. 1 lirada versen satacaktım dedim. Böyle kaldı bu. Sonra adam derslere geldi Konya'da. O yüzden dedim kardayım. Sen 7300 liraya aldın dedim. Üstada bağlılık zor bir şeydir. Yürüdüğü yolda yürümek zor bir şeydir.
Her baba yiğidin işi değildir. Değildir. Böyle enteresan bir yoldur sufilik. Böyle şeyh efendinin tabiriyle hele hele olacak bir şey değildir. Allah bizi affetsin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri evlatlığının eşiyle boşandıktan sonra evlenmesinde nasıl bir mesaj vardır? Bu cahiliye döneminde evlatlık müessesi vardı.
Normalde birisi birisine evlatlık alıyordu. Evlatlık aldığı kimse bir daha da onu nikahlamıyordu. Evlatlık şeyini, ne o eşini. Cenab-ı Hak o cahiliye döneminin bu adetini yıktı onun üzerinde. Hz. Süleyman'ın ordusunda şeytanların da olduğunu söylediniz. Hz. Süleyman'ın ordusunda şeytanlar bile varken kimlerle savaşıyordu? Kafirlerle. Ve şeytanların bir peygambere hizmet etmesinin hikmeti nedir? Cenab-ı Hakk'ın bu noktada ilmi sonsuz ve Hz. Süleyman'a da bütün arzın hakimiyeti verildi. Müslümanlardan iki kişiye arzın hakimiyeti verilmiştir. Birisi Zülkarin aleyhisselamdır, birisi de Süleyman aleyhisselamdır. O yüzden Süleyman aleyhisselamın zamanında bütün her yer İslam oldu.
Arzın hakimiyeti verildi ona. O yüzden o şeytanları da hizmet ettirdi kendine. Cinlileri de hizmet ettirdi. Hayvanlar da ona hizmet etti. Bitkiler, ağaçlar, madenler her şey ona hizmet etti. Çünkü o tabiri caizse arzın sultanı oldu. O yüzden onun İslam olmayanlarla savaştı. Savaşmayı göze alanlar. Zaten büyük bir çoğunluğu savaşmayı göze alamadılar. Çünkü kör değil ya millet. Bir baktılar ki bir kuş bulutu gibi kuşlar ordunun üzerinde gölgelik yapıyor. Bir baktılar filler, aslanlar ordunun içerisine katılmış. Millet ahmak değil ya onunla savaşsın. Hemen biat etti, hemen İslam oldular. Veya bir baktılar ki adamın nesi var?
Bir sürü alet, edevat, takım taklatı var. Cinni taifesi gitti, orayı karman çorman etti, karıştırdı, yerle yeksan etti gitti. O yüzden Süleyman'ın ordusundan askerler normalde savaşaraktan ölen olmadı hiç. Çünkü karşısında hiçbir ordu barınamadı. O yüzden Davut zamanında olduğu da söyleniyor onun sarayının ama asıl Süleyman yaptı sarayı.
Hani Süleyman mabedi dedikleri mabet var ya yani Süleyman aleyhisselam zamanında olduğu ama yani eski tarihi kitaplara baktığımızda sonradan o mabetin de iş görmez olacağını anlatan hikayeler var. Allah bizi affetsin inşallah. Eftali zikr fâlemennâhû La ilahe illallah La ilahe illallah El Fatiha mâ selamatâhû Eftali zikr fâle
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.