Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 21.09.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Eylül 2023 · 46:31
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gününüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Allah hepinizden razı olsun inşallah.
Ben oyun geliştirerek para kazanmak istiyorum ama oyunlardan gelecek para heylal mı merak ediyorum. Oyun yaparak para kazanmaktan kastım spor sonluklar ve oyun içindeki reklam gelirleri sıkıntı yok. Yapabilirsin inşallah. Selamun Aleyküm, Baba Eski, Denizli, Bursa, İzmit bu dört şehirden sizce hangisi daha yaşanabilecek bir yerdir?
Maddi manevi olarak, malum İstanbul artık yaşanabilecek gibi değil. İlk olarak gönlümüz tabi Bursa ama hem maddi hem manevi olarak görüşlerinizi almak isteriz. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Bu konuda normalde bu dört şeyi, Baba Eski'yi bilmiyorum, hiç görmedim. Denizli'yi gördüm, Denizli orada da tekstil üzerine sanayisini biliyorum. Bursa malum. İzmit'i de biliyorum. İzmit de normalde güzel bir yer. Bunların hepsinde de Baba Eski'yi tanımadığımdan bir şey diyemem. Önemli olan sizin gittiğiniz yerdeki yaşam standartınız, hayat standartınız. O önemli. Ama evet, İstanbul gerçekten yaşanabilecek bir yer gibi gelmiyor bana. Beni normalde gerçekten o kalabalık, o böyle insanların bir taraftan bir tarafa akması yoruyor insan.
Ama orada yaşayanlar bu konuda şey, İstanbul'da yaşayanlar İstanbul'dan memnun, hiç İstanbul'da boşaltmayı, hiç İstanbul'dan başka bir yere gitmeyi düşünmüyorlar. Ticaret açısından düşünülürse İstanbul ticaret yeri. Ama bir şey diyemeyiz. Hür arkadaşlar istediği yere yerleşebilirler. Akıl ve zihinsel düşüncelerimiz bizi sürekli dünyevi ve nefsani işlerle oyalamakta. Gözümüzün görmediği her şeye şüpheli yaklaşmamızı sağlıyor. Kalbi ve hissi duygularımızı nasıl sağlamlaştırabiliriz? Nasıl hareket edebiliriz? Evet, bu normalde bir kimse bir işi bıraktığında normal öbür diğer işine devam edecek. Mesela günlük işleri olanlar. Bu normalde bazen bu mesele yanlış anlaşılıyor bir kısım yerlerde.
Gündüz bir kimsenin işi var. Ama dükkanı var, ama bir mesleği var, ama işte memur, işçi fabrikada çalışıyor. Her neyse, o kimse günlük işini bitirdikten sonra evet Allah'a yönelip bu konuda Allah'la olan iştigalini arttıracak. Bu normalde bugünün insanlar için bu sıkıntılı. Normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin üzerinden Cenab-ı Hak diyor ki, sen hani işlerini bitirdikten sonra tam manasıyla Rabbine yönel.
Bu normalde bizim kendi standardımızda bir sufi standardı, bir kimse günlük işleri var. Günlük işlerini bir tamam yaparken gün içerisinde namazını da kılacak. Devamını zikretmeye çalışacak. İşi bitti. Günlük işini bitirdi. Günlük işini bitirince heva hevese dalmayacak. O kimse Allah'ı zikirle kendisini tam anlamıyla ibadete ayıracak. Burada Ümmet-i Muhammed'in sıkıntısı bu. Yani normalde Ümmet-i Muhammed ne yazık ki dengeyi kurmakta zorluk çekiyor. Kimisi dünya, dünyevi işlerini terk ediyor. Dünyayı boşluyor. Dünyayı boşlayınca da bu sefer o kimsenin hem dünyası harap oluyor hem ahirete harap oluyor. Dünyayı boşlamak doğru değil. Bakın dünyayı boşlamak doğru değil.
Ama dünyayı ilahlaştırmak, dünyaya tapınmak da doğru değil. Bu ikisini ayırt etmekte fayda var. Yani biz kendimce bazen arkadaşlara diyorum ya arkadaşlar dünyanız önemli. Yani nasıl dünyanın önemli sorumluluğun var. Ailem var, çocuklarım var. Kendi hayatının sorumluluğu var. Bir mümin dilenci gibi bir şekilde dilenci olmaz. Bir mümin dilenmez. İslam dilenmeyi haram kıldı. Mümin dilenmeyecekse o zaman çalışacak. Ve zekat, farz. Her Müslüman zekat verebilir hale gelecek. Zekat verebilir farzı işleyecek ya. Nasıl namaz varsa zekat vermek de farz. Nasıl oruç varsa zekat vermek de farz. Orada bir ibare düşmüşler.
Hani nisap miktarı zengin olana farz diye eyvallah. Ama her Müslüman nisap miktarı maddi konuma ulaşması lazım. Çünkü mümin, Müslüman bu manada dilenci olmayacak. Bakın bir Müslüman zengin olmak için mücadele etmez. Ama bir Müslüman dilenmemek için mücadele eder. Bir Müslüman evini, eşini, aşını, çocuklarını daha iyi eğitmek, daha iyi eğitmek, daha böyle makul derecede yaşatmak için, erkekler için söylüyorum, çalışması gerekir. Ve bu onun üzerine bir sorumluluktur. Bakın bir sorumluluktur. Böyle işte biz sufiyiz, çalışmayız. Yok işte haşa Allah'a tevekkül ederiz.
Bunlar doğru İslam anlayışı değil. Doğru sufi anlayışı da değil. Sufi başındaki sarıkla, üstündeki cübbeyle veya haydariyle dilenmez. Sufi dergahını, şeyhini, tekkesini konuşaraktan dilenmez. Yok böyle bir sufilik. Bakın dilenmez. Dini istismar etmez. Yolunu istismar etmez. Şeyhini istismar etmez. İslam dilenmeyi yasaklamış. Ne olursa olsun. İsteme kardeşim ya. Ben bizim kardeşlere de diyorum. Cebinizde varsa harcayın. Yoksa yapmayın kardeşim. Dilenmeyin.
Şimdi bunun için çalışması lazım o kimsenin. Mücadele etmesi lazım. Gayret etmesi lazım. Evet kazancın da bir kısmını Allah yolunda harcaması lazım. Eyvallah. Çoluğunun, çocuğunun, evinin rızkını ayırıp, onların normalde ihtiyaçlarını ayırıp veyahut da gözetip, evet bir kısmında Allah yolunda harcaması lazım. E bunun için de o kimsenin çalışması lazım. Bir iş yapması lazım. Ben bazen diyorum ya, ben gidip bir yerde çalışmam, kendi işimi kurarım. Bunu söylerken şevk olsun diye söylüyorum. Git bir fabrikada asgari ücretle çalış, ömür boyu çalış. Çalışmam. Ben bu yaşın sahibiyim yine çalışmam. Git kendi işini kur, ufak da olsa bir ticaret yap, bir şey yap, gayret et, çalış, mücadele et.
Allah yolunu açar ama öbür türlü bu hani memurlar filan bu tip hani iş yapanlar veya iyi bir yerde, iyi bir konumda çalışanlar, sözüm meclisten dışarı. Asgari ücret kaç para? On bir bin lira mı? Kaç? On bir buçuk. Bir koskoca delikanlı adamı on bir buçuk liraya çalışır mı ya bütün ay? Örnek. Ama o kimse kendince bunu hedef görmeli. O hedefe doğru koşmalı, çalışmalı. Ama normalde bunları yaparken de tabiri caizse Allah'ı gözetecek. Onu unutmak yok. Allah'ı unutanlardan olmayacak. Allah'ı zikredecek. Ne iş yapıyorsan yap.
Allah'ı unutanlardan olma. Allah'ı zikret. Nerede olursan ol. Allah'ı zikret. Allah'ı unutanlardan olma. Nerede? Ne iş yapıyorsan yap. Ama Allah'ı unutma. Rabbim onlardan eylesin. Rüya ya da hal insanın zihninde kendisinin yapabileceği bir şey midir? Normalde bir kimse bir şeyden çok etkilenirse onun rüyasını veya halini görür. Normalde bir şey de çok böyle düşünürse, tefekkür ederse onun üzerinde onun da rüyasını, halini görebilir. Tabi bu hal kendi iradesiyle gördüğüm zannederekten gördüğü şeydir. Rüyada etkilenmeye açıktır. Rüyada insanlar etkilenebilirler. Bu var. Namaz kılmayı, zikretmeyi ve ibadetleri bize sevdirecek bir amel ya da dua var mıdır?
Kendimiz ya da bir başkası için bunları Allah'tan isteyebilir miyiz? Evet, Allah'tan hayırlı amel isteyin, Allah'a yalvarın, yakarın, Allah'ı zikredin, Allah'tan bu konuda namazla, sabırla Allah'tan yardım dileyin diyor ayet-i kerimede. Çünkü normalde sabır olursa bir kimse ibadetlerde sabır gösterir. Çünkü namaz bitmiyor, zikrullah bitmiyor, ders bitmiyor, devamlı her gün virt var. Öyle olunca devam eden ibadetlerde insanlar nefislerine uyarlar. Mesela namaz beş vakit insan nefsine uyar. Bir de virtler var, günlük zikirler bitmiyor. O da nefsine uydurur insanı. Onda da insan tembellik yapar ki bütün büyük bir çoğunluk kardeşler, arkadaşlar o tembelliği yapıyorlar ne yazık ki. Sonra dönüyorlar, tekrar çekeceğiz diye uğraşıyorlar.
İşte yarın ve ertesi gün çekeriz, tamamlarız diyorlar. Ertesi gün oluyor gene olmuyor, ertesi gün oluyor gene olmuyor. Sonra bir bırakıyorlar, diyorlar ki tövbe ettik tamam, sil baştan yeniden başlayacağız. Bir gün, iki gün kendilerini disiplin ediyorlar, üçüncü gün disiplin gene bozuluyor veya dördüncü gün veya beşinci gün gene salıyorlar yakasını. Arkadaşların büyük bir çoğunluğunda var bu. Bende yok diyenler çok az. Bazen arkadaşlara diyorum ya, ben Şeyh Efendi'nin 18 yıl boyunca, ben 18 yıl boyunca onun dersini kaçırdım. Ben hatırlamıyorum, çekmediğim günü. Ben Şeyh Efendi bir şey söyleyip de yapmadığımı hatırlamıyorum.
Bunları öldükten sonra düşündüm hep. Dedim yap deyip de yapmadığın var mı? Hani böyle kendi kendime bir şey emretmiş Mustafa Efendi, bunu böyle yap demiş. Yapmadığın var mı diye baktım öyle öldükten sonra. Sonra kendi kendime dedim Allah Allah dedim, yapmadığımız bir şey kalmamış dedim. Veya virdleri çekmediğimiz bir gün hatırlamıyorum. Sufilik disiplin ister. O disiplini sağlamazsa başka yerlerde yalpalar derviş. O günlük virdini, günlük namazını tam anlamıyla yapmazsa yalpalar. O yalpaladığı zaman da kendini toparlayamaz. O yalpalamayı yaşar çünkü.
O normalde ne yaparsa yapacak, günlük namazlarını terk etmeyecek. Günlük virdini terk etmeyecek. O böyle iksir gibidir. Bir insanı bağlar, zincir gibidir. Sen namazı hiç bırakmazsın, o da seni bırakmaz. Sen günlük virdini hiç bırakmazsın, o da seni bırakmaz. Bak o da seni bırakmaz. İnsanın günlük virdi, böyle ona Cenab-ı Hak şahsi maneviyat katar. Surete bürünür vird. Vird surete bürünür. Çektiğin tevhid surete bürünür. Öyle bir hale olur. Yani çekmediğinde bakar öyle mahzun mahzun sana. Hani sen yapmadın bugün verdini diye. Veyahut da sen namazı böyle gevşetirsin. Bakar mahzun mahzun sana. Sen hani namazı kılmadın diye.
O hale gelmeniz gerekir. O hale doğru yürümeniz gerekir. O zaman işte o virdin ehemmiyetini görür. Otur, çalışıyorsun, iş yerin var. Ne yapıyorsan yap. Sabah namazına kalk, virdini çek, ölesi yürü. Veyah virdini çekerekten git. Hiçbir şey yapamıyorsun. Sabahleyin namazdan sonra işe giderken, gelip giderken bağışlamanı yap da git. Bağışlamanı bari yap. Otur, bağışlamanı yap. Veyah yolda bağışlamanı yap. Yani bağlantıyı kur, ilintiyi kur sabahtan daha. Namaza kalk, namaza kalk, bir yere gideceksin. İşin var, işte erken dükkan açıyorsun ve hatta servise biniyorsun. Hiç sıkıntı değil. Sabahleyin bağışlamaları yap namazdan sonra.
Çekebildiğin yere kadar, işe gidinceye kadar çek. Evet, onu bırakma. Onu kendine disiplin et. Namaz kendine disiplin et. Namazı kaçırma vaktini. Zamanında kılamıyor mu? Vaktini bari kaçırma. Vaktini de kaçırıyor. Şu iki şeye hayret ederim. Bir, bir kimse günlük virdini çekmeden nasıl uyur, nasıl rahat eder? Bunu hayret ederim. İki, bir kimse göz göre göre, göz göre göre. Namazı nasıl kılmaz? Hani kılmaz dedim ki, terk etmek değil. Yani öğlen okunmuş, göz göre göre öğleyi nasıl kılmaz? İkindi geçer, ikindi kılmaz. Akşam geçer, akşamı kılmaz. Sonra eve gidince gece hepsini bir toptancı kafasıyla kılacağım diye uğraşır. Bunu yemin ediyorum, anlayamam ya bir dervişin üzerinde.
Böyle hayretle bakıyorum diyorum, Allah Allah diyorum ya. Adam diyorum, sabah namazı da dahil, sabah, öğlen, ikindi, akşam kılmamış. Yatsıdan sonra eve gidince, al abdest, her birinin farzlarını kıl. Diyorum, şükür hiç olmazsa kıldır yine diyorum ben. Gece kıldı. Yani gece kıldı. Bunu nasıl bir kimsenin ciğeri yanmaz, nasıl can acımaz? Bunu hayret ediyorum. Veya o günlük virdini çekmeden yattı. Nasıl uyudu, hayret ediyorum ben. Sonra bazen diyorum, uhan diyorum ya. Bizim diyorum, ayağımızı hani böyle dokunduğunuz kadar kalk, dersini yapmadın. Bir tek bize mi diyorum ya? Herhalde bize öyle lova. Ne bileyim, bizim dervişliğimiz öyleydi.
Yorgun düşmüşüz bir gün böyle ayağımı da uzatmışım böyle bir dersimi. Sonra kalkacağım, yani dersimi çekeceğim. Vallahi tekmeyi yedik. Ayağımın altına nasıl bir zıpladım dersini çekmeden sen yattın diye. Zıplayış o zıplayış. Bunu anlayamıyorum ben. Anlamakta güçlük çekiyorum. Allah bizi affetsin. Veyahut da işte orada il, ilçe önemli değil. Bir yerde orada dersi var. Oranın ana dersi. Bir derviş evde oturur da o derse nasıl gitmez buna da anlam veremiyorum. Buna anlam veremiyorum. Buna kafam basmıyor. Bunu yıllardan beri ben bunu anlayamıyorum. Benim anlayamadığım böyle bazı meseleler var.
Nasıl adam rahat ediyor? Adam Bursa'da şimdi öyle değil mi? Sohbeti de dinliyordur şimdi. Oturmuş eve, oh koltuğa. Hatun çayı da getir dedi. Oh çay da geliyor. Tamam. Vay be efendi ne konuşuyor be. Sen neredesin? Evde. Bunu anlayamıyorum ben. Mesela biz anlayamadığım şeylerden birisi. Şeyh Efendi Hazretleriyle Allah rahmet eylesin. Diyelim ki nereye gittik? X bir şehre gittik. Değil mi? Oradaki dervişlerin derse gelmeyişini anlayamazdım ben. Allah Allah ya.
O an senin şeyhin gelmiş. İntisap etmişsin. Söz vermişsin. Bağlanmışsın. O şeyh kalkmış. O yaşına rağmen onca kilometre gelmiş. Oradaki dervişler demiş ki iki kelime anlatalım. Biz zikrullah yapalım. Hiç olmazsa bunların maneviyatları artsın demiş. Onca kilometre gelmiş. Oradaki dervişler gelmiyor. Ben böyle hayret ederdim. Oranın zakirini derdim. Söylemedin mi? Haber vermedin mi? Çünkü şeyh efendiyle bir yere gideceğiz. Mustafa efendi oğlum şuradan şuraya gideceğiz. Buradan buraya gideceğiz. Bana söylüyor. Ben o bana söyleyince şuradan şuraya gideceğiz. Nereye gideceğiz? Örnekliyorum şimdi. Ben böyle kendi şehirlerimizden söyleyelim de.
Şimdi oradaki o şehirlerdeki dervişler, zakirler benden çabuk alınıyorlar ya. Eski dervişler, eski zakirler benden çabuk alınıyorlar. Hani ne yapma bu konuyu konuştu şimdi. Ne yapma bunu söyledi gibisinden. Örneğin işte şeyh efendi Çanakkale'ye gidecek. Çanakkale'den İzmir'e, İzmir'den Bayındır'a gidecek. Örnekliyorum bunu şimdi. Bayındır'dan Nazilli'ye geçecek. Değil mi? Ben sırayla arıyorum hepsinde. Bak diyorum şu gün Çanakkale'ye geleceğiz. Şu gün İzmir'e geleceğiz. Şu gün Bayındır'a geleceğiz. Şu gün Nazilli'ye geleceğiz. Ona göre işlerinizi, dervişleri hazırlayın. Ona göre haber verin. Allah'ım mesela tanıyorum ya oradaki dervişleri. Bakıyorum, aa yok.
Zakir ediyorum. Ya söylemedim mi insanlara, tebliğ etmedim mi? Ettik abi ya. Burası böyle. Allah Allah. Nasıl burası böyle ya? Ha böyle abi burası işte. Burası ilk önceleri öyleydi. Bayındır'a benzemiyor. Sonraları şöyle. Burası Ödemiş'e benzemiyor. Sonra şu döndü muhabbet. Burası Bursa'ya benzemiyor. Muhabbet bu. Yani onların orası özel. Oradaki dervişler de özel. Sıkıntıya gelemiyorlar. Strese gelemiyorlar. Şeyh Efendi gelmiş. Allah razı olsun gelmiş. Ya senin şerhine gelmiş. Allah razı olsun. Nasipse geliriz canım. Tabi hareket de bu. Ben bunu da anlayamazdım hiç. Hala da anlayamadığım şeyler var tabi. Rabbim anlaştırsın inşallah. O yüzden kısaca kendinizi disiplin edeceksiniz.
Bunun yolu bu. Öyle işte Allah'tan yardım dileyeceksiniz. Allah'a yalvaracaksınız. Allah'a söz vereceksiniz. Diyeceksiniz ki ben beş vakit namazımı kılmaya söz verdim. Günlük viridimi çekmeye söz verdim. Ben şehrimde, kazamda, köyümde, mahallemde ana derse gitmeye söz verdim. Muhakkak ki ben o ana derse gideceğim. Oradaki o zikrullah'a katılacağım. Bu sözü o kimse verecek ve kendini disiplin edecek. Kar yağmış, yağmur yağmış, yok doluymuş, yok yollar kapalıymış, yok bu havada çıkılmazmış, yok bu havada gidilmezmiş. Bunları unutacak. Ben ilk İstanbul'a giderken böyle hava, kar, buz. İstanbullular şimdi benden şunu bekliyorlarmış. Hani hava çok karlı gelemeyeceğim.
İnceden soruyorlar. İşte ne yapacaksın bu cuma geleceğim. Evet geleceğim. Yok ortalık çok karlı da. Ha olsun sıkıntı yok ben şimdi. Sıkıntı yok kar yağsın. Veyahut da İstanbul'da şöyle bir şey var. Haberlerde dinliyorlar. Örnek diyorum. Cuma günü gideceğim ya. Cuma günü müthiş bir kar yağışı bekleniyor. Hemen cesaretli olan birkaç kişi arıyordu beni. Selamun aleyküm aleyküm selam. Cuma günü çok kuvvetli kar yağışı bekleniyormuş da. Gelecek misin? Ha geleceğim diyorum ben. Kar yağarsayarsın. Yolda kalmamış insan değilim. Geleceğim dedim ben. Onlar böyle o şoku atlatamıyorlardı ilk zamanlar. Sonra alıştılar. Bir problem yok. Ondan sonra dediler ki bu adamdan kurtuluş yok.
Kar, buz, yağmur, çamur geliyor. Bir şey daha söyleyeyim. Yunan'a gidiyorum ben. Ortalık kar tabii. Ondan sonra Yunan bayan zakiresi aradı. Ondan sonra dedi erken aramayayım dedim. Ortalık kar. Yollar kapalı diyorlar dedi. Ben dedim Eskişehir'e geldim. Buradan dedim geri dönmem ben de. Geri dönme adeti yok dedim. O zaman da ama şey var. Allah affetsin. Marka reklamı gibi olacak. Şiroke var. Eskişehir'den döndüm. O Elmadağ yoluna, anayoldan, Ankara yolundan, orada çatraktan bir müddet gittim. Trafik yolu kapatmış. Ben diyeyim 3 kilometre, sende 5 kilometre yolda arabaları sağa çektirmiş hepsine. Böyle bir bakındım.
Ne yapacağım, ne edeceğim diye. O an dedim ben Allah'a zikre gidiyorum. Sohbete gidiyorum. Herkes beni bekliyor. Attım kendimi sola. Zaten o arabada kar buz arabası çatır çatır çatır … konvoyun başına geldim. Polis işaret ediyor gelme diye. Ben gittim tabii yanına kadar yanaştım. Dedi ya sen ne yapıyorsun? Dedim bu araba bu yolda gitmeyecek, bu havada gitmeyecek. Ne zaman gidecek dedim ya. Böyle arabaya baktı. Bu dedi 4 çarpı değil mi? Dedi evet dedim ben. Üstündekiler kar lastiği mi? Kar lastiği dedim. Ya dedi yolda dedi araba dedi grider temizlik yapıyor. Ulaşamıyoruz. Ona da söyle dedi bizden bir haberleşsin yola çık mı kapalı mı dedi. Onu söylesin dedi. Bak dedim ben vazifeliyim.
Vazifeye geldim işte dedim o vazifeyi yaparım. Ondan sonra yürüdüm gittim bu sefer griderci el sallıyor gelme diye. Selektör ediyor. Gittim sen dedim ne gelme diyorsun dedim ben. Ben vazifeliyim. Polis arabası, polisler dedim senden haber bekliyor. Haberleşemiyormuşsunuz dedim. Telefonlarınız ne olduysa haber bekliyor. Yola çık mı kapalı mı? Hacı sen nereye gidiyorsun dedi. Yuna'ya gidiyorum dedi. Ben yuna'ya gidiyorum. Sakın girme o yola dedi. 2 gündür boyuna yolda kalanları dedi. Kurtarmaya çalışıyoruz dedi. Valla telefon açarsan dedi. Senin için dedi. Gelmem bak göz göre göre giliyorsun. Ben sorarım dedi hani şöyle bir adam mı böyle bir araba mı diye sorarım gelmem.
Ben ararsam gelme dedim ondan sonra. Gerçekten de öyle yanmış. Kenarda o böyle karları küreye küreye araba boyuna gelmiş karlar. Ama gittim elhamdülillah. Sohbeti de zikrullahı da yaptık döndük. Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Disiplin edeceğiniz kendinizi. Karmış, buzmuş, yorgunlukmuş, argınlıkmış. Yok işte hanımın ondan sonra teyzesinin, dünürünün, Kız kardeşinin kardeşi veya gelini gelmiş bu gece. Ulan perşembeden başka gün mü yok? Bir de bu var. Yok dünürün bilmem kesinin bir dömnesi gelecekmiş. Ulan perşembe gününü mü buluyorsunuz? Bunların hepsi de tezgah. Erkekler diyeceğiniz ki perşembe gün, örneğin Bursalılar için diyorum. Perşembe günü ben misafir kabul etmiyorum.
Benim dersim var. Cumartesi günü ben misafir kabul etmiyorum. Benim dersim var. Mesela örnek diyorum. İzmit ne gün Cemil? Salı-Cuma. İzmit'tekiler diyecek ki salı ve cuma günü biz misafir kabul etmiyoruz. Ne? Dersimiz var. Örnek. Bunu oturtacak disiplin olarak. Ha erkekler bunu oturtunca kadınların boşanma hakkı doğar mı buradan? Doğmaz. Merak etmeyin boşanmazlar bundan dolayı. Allah bizi affetsin inşallah. Kulları içinden ancak alim olanlar Allah'a derin saygı duyarlar. Fatır 35-28. Buradaki saygının manası nedir? Allah'tan korkmak, Allah'ı sevmek. O yüzden normalde Cenab-ı Hak tabi buradaki alimden kasıt da ne? Ona da bakmak lazım.
Yani alim var ilmiyle amel etmiyor. O alimler helak oldu. İlmiyle amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helak oldu. Samimi olanlar, ihlaslı olanlar müstesna. Önemli olan samimi olmak. Samimiyseniz, ihlaslıysanız o zaman tamam. Bir hadiste Allah kime hayır dilerse onu dinde kavrayışlı kılar.
Muharri bu kavrayışlı olma durumu nedir ve tek tek Allah'ın dilemesi ile mi olur? Cüz-i iradı yok mudur? Burada normalde kavrayışlı demiyor. Kavrayış denince buradaki manayı kısıtlamış olursunuz. O normalde onu ferasetli kılar. Kavramak akılla alakalıdır çünkü. Feraset ise kalple alakalıdır. O kimse normalde Allah'tan, kim Allah'a hakkıyla, Allah'tan korkar, hakkıyla Allah'tan korkar, Allah'ı zikreder, Allah'a ibadet ederse, Cenab-ı Hak onu dinde ferasetli kılar. Dinde ferasetli kılınması, o kimsenin dinde ferasetli kılınması. Maddi, manevi ilme sahip olması.
Onun kalbine Allah'ın doğruyu ilham etmesi. Kalbine doğruyu ilham etmesi. Allah'ın dilemesi, evet Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. O yüzden Allah böyle bir şey dilesin diye de dua edeceksiniz. Allah bizi onlardan eylesin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Aman Allah. Amin. Asıl olan sebapları evvelen bizzat, fahri kainat, tülasayi mevcuda, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve gelim iş geçmiş, bütün Peygamber Zişan Efendimizin ruhlarına hayra ilahe deydik asıl ve esedareyle ya Rabbi.
Amin. Ve esedareyle ya Rabbi. Amin. İmdatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Her iyali yüzünü Ebu Bekir, Sıddık, Ömer ve Faruk, Osman ve Zündürüyen, Halil Murtazı radıyallahu anh hepimizin, evladu Resulullah, şühedâ Resulullah, ashab Resulullah, zevcatu Resulullah'ın ruhlarına cümlesinin ruhlarını hediyedik asıl ve esedareyle ya Rabbi. Amin. Ve esedareyle ya Rabbi. Amin. İmdatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hanbeli Hazretlerinin ruhlarına ayrı ayrı hedirdik asıl ve esedareyle ya Rabbi. Amin. Ve esedareyle ya Rabbi. Amin. Allah'ın, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi.
Amin. Üç İhlas bir Fatiha. Amin. Amin. Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylan'ı, Pirimiz Seyyid Ahmet Al-Rufay'ı, Pirimiz Seyyid Ahmet Al-Bedevi, Pirimiz Seyyid İbrahim'i, Dulsik'i, Şeyh Ebul Arslan'ın Şazili, Şah-ı Nakşibendi Muhammed'i, Bahaddini, Şah-ı Mevlana Celaleddin Rüme, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli, Veysel Karani, Halveti, Celveti, Uşak'ı, Sümbülü, Sübreverdi, Kübreverdi, Şeyh Muheddin Arapi Hazretleri'nin, Tüm Piri Piran Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hederiydik, vasıl ve esedar eyle ya Rabbi.
Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç İhlas bir Fatiha. Amin. Amin. Geçmiş Mürşid-i Kamilerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına hederiydik, vasıl ve esedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Cananımız, Sultanımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhani tükseline hederiydik, vasıl ve esedar eyle ya Rabbi.
Amin. Cet ve cadadanın ruhlarına hederiydik, vasıl ve esedar eyle ya Rabbi. Amin. Yaşayan Mürşid-i Kamilerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına hederiydik, vasıl ve esedar eyle ya Rabbi. Amin. Duruk-i aliyemizde gelmiş geçmiş, Osman-ı aliyeden gelmiş geçmiş, akrabayı talikatlarımızdan gelmiş geçmişlerin ruhlarına hederiydik, vasıl ve esedar eyle ya Rabbi. Amin. Haberdar eyle ya Rabbi. Amin. Fevzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, El-Azim, El-Kerim, El-Lezî, La-İlahe İllâhû, El-Hayyul-Gayyumu ve Netûb-i İleyh. İnnallâhu ve Melâketi yusalluna ale'l-Nebî, Yâ-i vellezine sallu aleyh, sallu aleyhi ve sellimi teslima.
Allahümme salli ala seyyidiтак��. Allahümme salli al Amanize yerel CornuFormuluk! Wet'suwâkemakdûbi ya halâm.
Bismillah! Bizleri setir eyle ya Rabbi.
Ular ismi şerifinin hürmetine, bizleri aff-muğfiret eyle ya Rabbi. Amin. Lat450u Billahi buşeytânîr-raîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Afdiân-ı zikr fâle vâle hu. Aleyhâmâ, salavat, Allah'a emanet olun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.