mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 21.07.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Temmuz 2022 · 41:18

Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Amin, Rabbim gününüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Amin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i Kur'an ve sünneti seneye sımsık yapışanlardan eylesin, Amin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin, Amin, batılı batıl bilip batıla karşı cihad edenlerden eylesin, Amin, Rabbim cümlemizi inşâAllah kalbine ilham eylesin, Amin, hepimizin kalbine müftü atasın inşâAllah, Amin, zikrullahın nuruyla nurlandırsın, Amin, zikir nurunu ihya eylesin, Amin, her daim zikrullah ile hemhal olan kullarından eylesin, Amin, ecmayin, Allah razı olsun inşâAllah.
Dinimizde evlat edinmek günah mı? Değil. Neden günah olsun ki? Yalnız evlat edinirken, Kur'an ve sünnetin disturlarına göre hareket edilmesi lazım. Mesela diyelim ki, bir kız çocuk evlatlık edinirken, hem çaylarınız için. O kız çocuğu büyüdüğü zaman, eğer kadını emmediyse hiç, bu sefer adama nikah düşer. Yani kız çocuğuyla halvet edemez. Erkek çocuk eğer evlat edinilmiş olsa, yine kadını emmediyse, yine bu sefer erkek çocuk da kadına haram olur.
O yüzden bunun böyle çıkış yolu, işin kolaylaştırma yolu, süt emmesi çocuğun. Eğer normalde erkek evlat, evlatlık edinildi, kadın onu emzirirse, hani normalde işte bir ağız dolusu, Hanefilere göre öyle olması lazım bildiğim kadarıyla. Bir ağız dolusu emerse, onun süt annesi oluyor. Süt annesi olunca, ebediyen ona haram olmaz. Bunun en selameti, çıkış yolu bu. Yok eğer kız çocuğu alırsa, evlatlık olarak, yine kadın onu emzirirse, bu sefer kocasına yine o ömür boyu haram olur. O zaman iş daha güzel olur. Şimdi kadınlar küçük bir tedavi görerekten bir doktor söylemişti bana. Ya normalde süt emzirebilecek hale geliyorlar. Doktorun haberi var mı bundan bilmiyorum.
Evet, böyle bir ilaçlar varmış. Süt hormonu sargılatıyormuş. Mesela böyle evlatlık edinmek isteyenler, böyle emme noktasında, henüz daha bir yaşında, bir buçuk yaşında, iki yaşında bir çocuk alırlar da ona böyle evlatlık edinirlerse, emzirirse bir de onu, bunda hiçbir problem kalmaz. Ama bizde evlat edinmeyle alakalı bunlara riayet etmiyorlar. Çocuklar büyük, örneğin işte belli bir yaşa gelmiş, ona evlat edinmek için uğraşıyorlar. Ama ileride böyle bir sıkıntı var. O yüzden bu problemi aşmanın kolay yolu, çocuk küçükken evlat edinilip, annenin onu emzirmesi. 17 yıllık evliyim, tüm tedavi yöntemleri denendi. Sonuç olumsuz, düşünceleriniz nelerdir, nasıl bir yol izlemeliyiz?
Söyledik, aslında ümidi kesmek çok uygun değil. Bir şeyden ümidinizi kesmeyin. Bu şeytanın vesvesesidir. Ümidi kesmek şeytanın vesvesesi. Ümidinizi kesmeden mücadele edin. Bu çocuk olur, bu iş olur, bu aş olur, bu eş olur. Bu normalde ümidi kesmek, insanları bu sefer hep başarısızlığa götürür. Başarısız olanlar, ümitlerini kesip çalışmayanlardır. Çalışmazsan başarısız olursun, başarısız olunca da ona buna laf atarsın. Veyahut da işte gerekli o konuda ilme sahip olmazsan, o ilmi çalıştırmazsan, ona buna laf atarsın hep. Hep birileri suçludur. Hep birileri kusurludur. Öğrenci, öğretmen kusurludur.
Öğretmen ona haksızlık etmiştir. Öğrenci ya. Hocalar onu sevmiyordur. O demez ki ben çalışmıyorum. Demez ki ben tembelim. Demez ki ben işimin üzerinde titizlikle duramadım. Derslerime çalışmadım. Demez. Veya esnaf. Ona göre işler yok, işler kesat, piyasa çok durgun, ticaret berbat, yapılacak bir şey değil. Oh ne bahane ne bahane. Dolar şöyle oldu, dolar böyle oldu, piyasa şu ne oldu, piyasa bu ne oldu? E şey yok. Ne o? Bahane çok. Demez ki ben işimi takip etmedim, ben çalışmadım. Ben olması gerektiği gibi, yapılması gerektiği gibi yapmadım. İsabet ettiremedim. Ben parayı tanıdığımdan beri ticaret yapıyorum. Benim ağzımdan kimse duymamıştır daha.
İşler yok, işler kesat, durum sıkıntılı, piyasa durgun. Ben derim ki ne var elinde satılacak öyle diyene. Şunu satıyor. Ver bir kuruş aşağı bak satılıyor mu satılmıyor mu? Ne satıyorsun? Fehim göründü şimdi gözüme. Ne yapıyor? Kumaş yapıyor. Ya kaç para? Örneğin atıyorum. Metresi beş dolar. Dört elli yaz bak nasıl satılıyor kumaş. Çayır çayır satılır. Adam almayacaksa dahi ulan ben bu parayı kıstıramam bir daha. Der, alır koyar kenara. Alır. O yüzden iş yok, ticaret durgun. Bunlar tembellik, başka bir şey değil. Veyahut da o bir kimse bir yerde çalışıyor. Bizi işten çıkardılar. Beni işten çıkardılar.
O sen çok iyi çalışmış olsan seni işten çıkarır mı adam? Çıkarmaz. Ben yıllardır işçilik de yaptım, işverenlik de yaptım. Beni işten çıkaran işveren olmadı iş daha. Ben bırakacağım diyordum. Ben millet peşimden koşuyordu. Beni kimse daha kapının önüne koymadı. Bakın beni daha kimse kapının önüne koymadı. Sen çalış. Kim seni kapının önüne koyacak. Ben bırakacağım dediğimde tırmanlıyorlardı. Neden bırakıyorsun da maaşı mı beğenmedin? Şunu mu olmadı da bunu mu olmadı da? Ama çalışırken agresif çalışıyorduk. Kimsenin şeyine bakmıyorduk. O yüzden o bahane üretmek çok. Dervişlik de de aynı. Ben dergaha girdim.
İşte biz koşuşturuyoruz. Bana söylenilen laf şuydu. Mustafa Efendi bizim orası Bayındır'a benzemiyor. Ben diyordum yani sizin orası Türkiye'de nüfus oranına göre en fazla içki tüketen yer mi? Hayır. Sizin orası Türkiye'de nüfus oranına göre en fazla uyuşturucu tüketen yer mi? Hayır. Sizin orası diyorum bir mahallede 14 tane gece ev kumarhanesi olan bir yer mi? Benim yaşadığım mahallede bir gecede evde, evde kaçak olarak 14 tane ev dolaştım ben bir gecede. Kumarhane dolaştım. Davetliyim her yere. Laf sırası geldi mi laf şu.
Burası Bayındır'a benzemiyor. Ben böyle Bayındır'ı sıralayınca böyle bakıyorlardı. Ya dedim siz Bayındır'ı ne zannediyorsunuz? Millet oluk oluk para yiyor Bayındır'da. Oluk oluk para yiyor. Dedim sizin bulunduğunuz şehirde, bulunduğunuz şehirde. Dedim ana caddenin üzerinde 10 tane meyhane mi var? Ya bir ana cadde var, bir kilometre bile yok, 10 tane meyhane var.
Ya bu benim kazan buydu ben derviş olduğumda. Dedim yani ne demek Bayındır'a benzemiyor? Yani dedim hiçbir yer, evet Bayındır'a benzemiyor. Bayındır'da millet birbirine ateş ediyor. 3 tane ölü, 5 tane yaralı var. Biz kahveye de oturuyoruz yanı başımıza. Adam girdi, taa çat çat çat vurdu adamı. Elinde silah yürüdü gitti. Yanı başımızda. Senin bulunduğun kazada aylık, aylık, yıllık demiyorum. Kaç cinayet oluyor? Teksas gibi yer, öte git desen adam bıçaklar seni. Adama bir laf söylesen seni dövemeyecekse gider ateş eder. Çocuk 14-15 yaşında gelince babası hediye olarak beline silah koyuyor önce.
Oğlum sen adam oldun artık tamam erdin. 14-15 yaşında belinde silah var. Hangi, neresi benzemiyor? Kaymakam bir şey yaptı. Fırınlı köyü kalktı kaymakamın evini bastı. Bildiğiniz ateş ediyorlar böyle şey değil. Kaymakamın evini tarıyorlar. Dedim Bayındır böyle benzemiyor sizin bulunduğunuz şehre. Tabii, dedim Bayındır'daki birisi esrarı bırakmış gelmiş. Birisi meyhaneden kalkmış gelmiş. Birisi oradan bir şey kalkmış gelmiş. Yani ona zikrullah yaparken zaten diyemiyorsun ona böyle zikrullah yapma diye. Ona böyle zikrullah yapma duruyorsun. Şimdi ona yani ben diyorum da milleti de uyarıyorum. Sakın diyorum Bayındırlılara bir şey demeyin.
Adam zikrullah'a gelirken belinde kamasıyla geliyor. Diyorum bu ne? Bizim oğlan kalkar birisi orada bir şey yapar. Kaktır kaktırıverin diyor. Ya diyorum biz dergaha gidiyoruz, dervişliğe gidiyoruz. Biz zikrullah'a gidiyoruz. Kime kaktırıyorsun diyorum ya? Ne olur ne olmaz bizim oğlan diyor. Düşmanımız olur diyor. Bir şey olur diyor. Adamın mantığı bu. Adam hemen bıçakla kaktıracak, iktirecek, vuracak. Adamın mantelitesi bu. Ne? Biz çalışmıyoruz. Biz millete tebliğ etmiyoruz. Biz bunun peşinden koşmuyoruz. Bizde aşk yok. Bizde mücadele azmi yok. Bizde gece dervişliğe gidecek zaman yok. Biz evde oturalım, kahvede oturalım.
Televizyon izleyelim. Alalım elimize tespih. Bir de küfredelim. Bundan namussuz, şerefsiz diyelim. Ama evde oturalım biz. Biz çok yorgunuz. Biz bir çalıştık, bir çalıştık. O yüzden kakacak halimiz yok bizim. Gözümüzü açamıyoruz. Bir de hastayız bak. Bak hastayım bir de ya. O yüzden yok. Bu millette. E sonra, e sonra burası bayındıra benzemiyor. Ben ödemişe göçtüm. Şeyh Efendi beni ödemişe göçürdü. Hiç derviş yok. Adil Irmak bana dolap satmaya geliyor. Benim dolap alacak param yok. Dolap satmaya geliyor bana. Ben ona dervişlik satıyorum. Ona ders verdim. Başladım sohbet etmeye ona. Ardından dedi ki, ödemişe gelir misin dedi.
Bize sohbet etmeye gelirim dedim. Ne gün dedi? Cumartesi boşum dedim. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Efendim ben bir arkadaşa ders verdim ödemişten. Müsaade ederseniz ben ödemişe derse gitmek istiyorum. İstediğin yere git Mustafa Efendi. Emredersiniz efendim. Ben cumartesi gidiyorum derse. Dikkat edin buraya. Ben cumartesi ders bittikten sonra benim geriye dönecek vasıtam yok demiyorum. Ben son minibüste gidiyorum. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler diyorum ben. Çıkıyorum ödemişte dersten. Gece saat kaç? On iki, bir. Ben dosdoğru ana yola çıkıyorum. Yayan yürüyorum. Üç kilometre. Dört kilometre. Gidiyorum o ana yola çıkıyorum. Bekliyorum orada. Saat bir, saat iki, saat üç. Birisi duruyor.
Nereye? Bayındır'a gideceğim diyorum ben. Bizim orada çatal diyor. Tire yolundan gideceğim. Çatala kadar götürün diyor. Olur diyorum ben. Biliyorum kaç para? Para istemez. Olmaz. Al. Bir lira da olsa al. Ben çatal da iniyorum. Bizim orada çatal diye küçük bir yer var. Yol çatra. Ben çoğu zaman sabah namazından sonra bayındır'a giriyorum. Bazen traktör denk geliyor. Bazen arkası açık bir şey denk geliyor. Dervişlik yapıyoruz biz. Araba yok, para yok, hiçbir şey yok. Ben sonra gidiyorum bayındır'a geliyorum. Ben normalde hatta bir müddet sonra cumartesi sabahlıyoruz sohbette. Pazar gün devam ediyor sohbet. Ben pazar gün gece çıkıyorum yola. Pazartesi sabah bayındır'a geliyorum.
Pazartesi sabah bayındır'a geliyorum. Duş alıyorum. Duş alıyorum derken öyle bende duş yok. Ben duş alıyorum derken aldanmayın öyle. Dedemin evinde yaşıyorum. Elektrik yok, su yok. Suyu gece mahalle çeşmesinden getiriyorum. Duş alıyorum diyorum. Tenekenin içerisinde su var. Yakıyorum dışarıda ocak, çalı ocağına. Tenekede suyu ısıtıyorum. Ben onunla duş alıyorum. Geyiniyorum. Pazartesi sabahleyen orman işletmesine işe gidiyorum. Dervişli böyle yaşıyorum. Sonra ne oldu? Burası ödemişe benzemiyor. Hadi otur oturduğun yere tembelliğini başka yere yükleme. Ondan sonra şeyhim geliyor.
İçinizde öleleri vardır ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle sohbet eder. Bana bakıyor şimdi, yanı başına bakıyor. Sonra herkes dönüyor. Ya bu adam mı görüşecek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle? Bildiğimiz adam değil mi? Ha bildiğin adam senin. Gece ne yaşadığını bildiğin var mı? Nasıl dervişlik ettiğini bildiğin var mı? Ama ne? Olmuyor. Laf. Ben bir yerde yirmi tane otuz tane derviş olunca kadar şeyhefendiye söylemezdim bile. Utanırdım ben. Ben on kişiyle, yirmi kişiyle ders yapmaya utanırdım.
Başlangıçta yapmıyor musun? Yapıyorsun. Ben şeyhefendinin önüne on tane dervişle çıkmadım hiç. Yok. Ben çıkmadım. Aha burada eskiler. Yanlış anlamayın. Şeyhefendi geldiğinde bundan kalabalık oluyor mudur, olmuyor mudur? Benim zakirliğimde şeyhefendi geldiği zaman buradan fazla kalabalık olurdu. Olurdu.
Ben evin kapısını bilmiyordum o zaman. Ben bazen diyorum Allah affetsin. Kendimi bir şey benzettiğimden değil. Kendimin yarısını görsem ona şeyhlik icazeti vereceğim diyor. Bakmayacağım rüyamda gördüğüme, görmediğime bakmayacağım. Bakın net. Rüyamda görmüşüm, görmemişim. Bana söylemişler, söylememişler. Yemin ediyorum bakmayacağım. Dervişlik olarak yarımı göreyim. Onun şeyhlik icazetini vereceğim, gideceğim. Ben hepinizden fazla istiyorum vermek. Yarımı göreyim. Dervişlikte, halde, ferasette, çalışmakta, koşmakta, mücadele etmekte, dayanmakta, direnmekte yarımı göreyim.
Ben ona şeyhlik icazetini vereceğim. O yüzden meseleyi toparlayayım şimdi. Yok işte buna bahane üretmek çoktur. İnsanın kendisidir asıl. Kendisi. Çalışırsan, mücadele edersen, gayret edersen, sağlam durursan, sağlam durursan Allah sana verir. Rabbim cümlenize versin inşallah. Amak-ı hayal kitabındaki gibi manevi bir yolculuğu ya da daha güzelini bir mürid mürşediyle nasıl yaşar? Sevmesi lazım. O gece rüyanda şeyhini görmediysen, geceyi yaşadım sanma. Otur, kafanı duvarlara vur, bir daha yat.
Ben göremedim de, ben görmezsem benim ertesi günüm hicran olur de, bir daha yat. Göremediysen otur, tövbe mi edeceksin, gözyaşımı dökeceksin, gidip tasattuk mu edeceksin, kendi kendine analiz et. Hangi dervişin gönlünü kırdım, hangi dervişe kem gözle baktım, kime ne yaptım ki ben bu gece rüyamda göremedim de. En kısası. Şurada zikrullahta göremediysen otur, yan, dön, ağla, yan, ağla. O manevi yolculuk öyle başlar. Otur, en tepeden başlıyor. Ya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, ya geçmiş peygamberleri, ya sahabeleri, ya pirefendileri, ya şeyhini, veya başka şeyhleri, velileri, veya beytullahı, ya her gece bunlardan birisini rüyanda gör, manevi yolculuk yapacaksın ya.
Böyle sevmen lazım, böyle kendini disipline etmen lazım. Bunun bir çıtı üstü sonra halakayı zikrullahta görmek, bunun bir çıtı üstü sonra yolda yürürken dahi çıplak gözle görmek, bakmadan, gözünü yummadan, sonra senin kalbine ilham gelmeye başlayacak. Sonra diyecek ki sağdan yürü, sağdan yürüyeceksin, herkes patinaj çekecek ama sağdan yürüyeceksin sen.
Sana diyecek ki bu normalde bu gece filanca yere gideceksin, gideceksin, evde hatun patinaj çekecek, çocuklar patinaj çekecek, nereye gidiyorsun diye. Kızacaklar bir de sana, sen susacaksın, diyemeyeceksin. Var mı rüyasında bir fukarayı görüp de bu gece buna yiyecek ulaştıracaksın diye rüya gören içinizde? Allah sizi kendi yolunda kullanmıyor.
Siz Allah'ın elinde bir alet değilsiniz. Gömüldünüz değil mi? Allah'ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli değilsiniz. Manevi olarak değilsiniz.
Zahiren zakiriniz diyecek, şeyhiniz diyecek, şunu şuradan şuraya yapın, bunu buradan bunu yapın, yapacaksınız. Zahiri, manevi değilsiniz. O zaman yol yürüdünüzü anlayacağınız. Bu kapılar sadece çavuşlara, zakirlere, şeyhlere açık değil, dervişlere de açık. Ben ders almadan bunları görüyordum ben.
Ben ilk kendi kendime zikrullah yaparken bayındırın üstünde filanca bakıyordum ben. Bir evin üzerinde nur çıkıyor. Sabah namazından önce bayındırı biliyorum ya. Ben gidiyordum böyle oraya, ha burası. Tamam, burada kim oturuyor? Filanca oturuyor. Ben inceden bir araştırıyordum, ha orada kadın ehli zikir. Evet. Daha ben ders almadıydım. Daha ben ders almadıydım. Yoldan giden diyordum ki sola dönecek şimdi, sola dönüyordu. Sağa dönecek, sağa dönüyordu. Dönecek, bakacak şimdi bana diyordum ben. Dönüp bakıyordu. Daha ders almadıydım. Bunları yaşamaya başlayınca ben ders almaya ihtiyacı duydum. Dedim, onların aleminde diyor ki sen bu haller yaşarsın.
Şeytan bu işin içerisine girer. Sen bir mürşidi kamile intisap etmen lazım. Böyle çarpıyor beni. O diyor, şeyhsiz bu yolda gidilmez. Çarpıyor. Ben sonra başladım, yarabbi bana bir mürşidi kamil nasip et demeye. Ben bütün olumsuzluklara rağmen, milletin dedikodu, olumsuzluk dediğim o dedikodularına rağmen, ben şeyh efendiyi bu yüzden bırakmadım. Rüyamda gördüm, duamın tecellisi dedim. Yoksa ben tanımıyordum, ne aleviliğini bıraktılar, ne tahtacılığını bıraktılar, ne kızılbaşlığını bıraktılar. Konuşuyorlar, benim yüzüme söyleyemiyorlar. Sonra şeyh efendinin beni davet etti Nevşer'e. Bir baktım, fıkarayı sabirin. Yani bir dergah var, içinden su çıkıyor. Küçücük bir yer.
Orada bir tane çay hocağı var. Ondan sonra bildiğiniz rutubetli. Tahtalardan su çıkıyor. Kimse dergahta kalmıyor rutubetli diye. Eski derga kim var, Adnan biliyordur. Eskiler bilir. Kaldırın ellerinizi eski dergaha bilenler. Evet. Su çıkıyordu oradan. Onun arkasından bildiğiniz su çıkıyordu. Baktım böyle. Dedim ya, insanların dedikodusuna bak dedim ya. Yok parayı koyacak yer bulamıyordur. Yok işte şöyle yapıyordur. Hep bugün neyse söylenenler. O gün de aynı söylenenler. Değişmiyor bir şey. Değişmiyor bir şey. Ya ben öyle dua ettim. Dedim ya Rabbi.
Bana bir mürşidi kamil lazım. Dedim beni sahipsiz bırakma. Sesler duyuyorum. Islıklar duyuyorum. Konuşmalar duyuyorum. Gülüşmeler duyuyorum. Cinni taifesini duyuyorum. Getiriyorlar söz ekibini. Dın gıdı dın dın. Dın gıdı dın dın. Sabaha kadar. Zikrullah mı yapacaksın? Onları mı dinleyeceksin? Vur patlasın çal oynasın. Diyorum ki yok. Bu iş iyice çığırından çıktı. Bir de işin o tarafı var. Bir de düşünün. Yalnız yaşıyorum. Dedemin evi elektrik yok. Su yok. Hiçbir şey yok. Karanlık her taraf. Takırtular tıkırtular dolaşanlarım ararsa ne ararsanız var. Ne ararsanız var. Öyle derviş olduk.
Daha dakika bir gol bir. Şeyh efendi ikinci görüşümüzde mi? Üçüncü görüşümüzde de. Zikrullah'ta. Beni yanına oturtuyor ya. Tamam mı? Böyle dedi cinni tayfesini görüyor musun? Görüyorum dedim ben. Yaptı. Böyle kafasını salladı. Şimdi zikrullah başladı. Dahil et cinnilerin padişahı dedi. Güm. Padişahını bilmiyoruz o güne kadar. Padişahını da tanıdık. Geldi boynunu büktü. Şeyh efendiye selam verdi. Ardından bana selam verdi. Bir utandım. Ben kimim diye. Zikrullah bitti. Bana tanıdın mı dedi. Tanıdım efendim dedim. Ala dedi. Bu kadar.
Sonra aradan bir zaman geçti. Yine Tire'de sohbet oluyor. Bu Tire'ler enteresan insanlar. Sohbette kalktı. Gene birisi cinni tayfesinden laf açtı. Eyvah dedim. Yandı ortalık şimdi. Allah rahmet eylesin. Alihislam da orada sohbette. Alihislam'dan bir böyle bir bakıştık. Alihislam'a içimden dedim. Sustur şu adamı. Gönder. Ondan sonra. Bu şimdi okudu okudu okudu … O soruyu soran hızla çıktı gitti. Şeyden sohbetten. Şeyh efendi bir bana baktı böyle. Sonra Alihislam'a baktı. Bu herkesin içinde. O gönderdiğiniz adamı getirin. Nerede soruyu soran dedi. Alihislam'a tekrar işaret ettim. Biz ikimiz işaretleşiyoruz.
Tekrar işaret ettim. Adamı getir. Başladı okumaya. Adam sarhoş gibi geldi. Böyle gene içeri tamam mı? Dedim eyvah bu gece ki dedim. İmtihana bak sen. Adam geldi. Dedi sen sordu dün değil mi dedi. Cinni tayfesin dedi. Evet ben sordum dedi. Ondan sonra. Alâ görsen tanır mısın ki dedi. Ses yok. Böyle dedi. Bilmediniz tanımadığınız şeyleri dedi. Sormaya gerek yok dedi. Sormayın dedi. Bir daha dedi. Fâlemennehû la ilâhe illallah. Bir koyverdi yakasını. Tekrar dahilet cinnilerin padişahı dedi. Geldi. Elinde kocaman kılıçla. Oradan birkaç kişinin yakasını toparladı. O adam da dahil. Eyvah dedim bu gece tam imtihan yaşanıyor. Ondan sonra gitti.
Halihsan'ın önünde durdu. Halihsan'ın da kafası gidecek. Allah rahmet eylesin. Ondan sonra. Dedim yapma. Halihsan'a yapma. Ondan sonra. Bu dedi çok okuyor dedi. Dedim tamam ben söyleyeceğim dedim. Bir daha okumasın dedim. Ben söyleyeceğim bir daha okumasın. Gerçekten Halihsan çok okurdu. Hani oturur. Sen burada karşısında oturuyorsun değil mi? Oturur hemen makamları bağışlar. Hemen onun üzerine okumaya başlar. İhlas okur. Fatiha okur. Kelimeye tevhid okur. Ona dediğini yaptırtıracak. Ondan uğraşacak yani. Biz arkadaşlarını hiçbirine bunu öğretmedik. Bunlar orada yaşanıyordu. Velhasıl kelam çok okurdu o böyle. Dedim yok tamam söyleyeceğim. Okutmayacağım bir daha onu dedim.
Söyleyeceğim dedim. Ben öylesi bıraktı onu. Dedim öbür günler de bırak. Şimdi dedim. Olan Şeyh Efendi olacak. Diyecekler ki dedim. Böyle oldu şöyle oldu. Ondan sonra neyse bıraktı gitti hepsini de. Şeyh Efendi döndü. Aa ne o? Aa Ali sana seviyorsun dedi. Seviyorum efendim dedim. Seviyorum efendim dedim. Kafasını salladı böyle. Dedim ilk bana dedim. Tire'de evini açan, sofrasını açan oydu efendim dedim. Gerçekten de oydu. O böyle normalde işte şeyde böyle frekanslar tuttu ya. Bu dedi evin anahtarı. Evde bu akşam kalmıyoruz biz dedi. Sen evde kal. Mutfak burada.
Ye iç. Ondan sonra biz dedi ovaya gidiyoruz. Yengenle. Sen sabahleyin dedi. Kitle anahtarı da şuraya bırak git dedi. Dedim ben gidiyom. Böyle baktı. Gitmeyeceksin dedim ya sana dedi. Ben de gideceğim dedim ya dedim ben. İyi hadi o zaman dedi. Kimin bıçağı keskinse dedi. Ondan sonra o uğraşsın dedi. Ondan sonra. Ben tabii yürüdüm şeye kadar gittim. Ne o trenin ortadasındaki parka kadar bu geldi. Tamam dedi. Ben seninle uğraşmayacağım. Gideceksin dedi. Ama ne olursun dedi. Dön evde kal dedi. Şimdi kalırım dedim. Şimdi kalırım ya benim bıçağım senin bıçağını keser. Bunu inat ya ben dedi. Onu ispat ettim döndüm. Alistan ölü cömert bir kardeşimizdi. Allah rahmet eylesin.
O yüzden bir hatası oldu. Bunlar hep tecrübe. Bakın bunların hepsi tecrübe. Ben hep derim ya. Ne olursan ol. Zakirle cedelleşme. Bir görevliyle cedelleşme. Haklı olsan dahi cedelleşme. Buradan şunu çıkarmayın. Zakirleri işte ala illiğine çıkarıyor. Değil derdim o değil. Makam zakiri tutar. Cedelleşme. Haklı olabilirsin. Cedelleşme. Götür şeyhine meseleyi. De ki böyle bir şey var. Bir işte çavuşla. Şimdi çavuş diyoruz da biz Adnan'ı, Cafer'i, Hüseyin'i herkes hani çavuş olarak tanıyor.
Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin onların nakipliklerini bana söyledi. Ver oğlum onların nakipliklerini dedi. Efendim siz geldiğinizde yazalım icazetlerini verelim dedim. Tamam dedi. Onlar sözlü olarak şeyh efendi zamanında nakip. Bunu şeyhim söyledi bana. Ben onlara da söylüyorum zaten. Diyorum yazayım nakipliklerinizi vereyim diyorum. Hani şeyh efendi bunu söyledi. Onlar susuyorlar bir şey demiyorlar. Cafer tacı atıyor. Adnan'ın ses seda yok. Hüseyin'de ses seda yok. Biz çünkü bu Bursa'da böyle makam mevki eğitimi vermedik hiç. Biz makamsızlığı öğrettik arkadaşlara. Arkadaşlar zakir, çavuş, nakip, nügabba, halife, şeyh. Bunları olacağız diye uğraşmayın.
Makam oturmasın sizin içinize sevgisi olarak. Siz çalışın gayret edin. Burada bunlar konuşulmasın diye biz eskiler bilir bunu. Biz o yüzden hiç konuşmayız bunları. Bir öğreti olarak kaldı. Bakın hiç konuşmayız. Onları hani çavuş diyoruz. Böyle dilimiz alışmış. Aslında çavuş değil onlar. Onun içinimizde, içimizde zakir olup da nakipliği olanlar var. İçimizde çavuş da olmadığı halde, zakir de olmadığı halde, nakip halinde olanlar var. Var bunlar. Yok değil. Gayret edin, çalışın. Bizde o zaman için durumumuz buydu. O yüzden hani mevzu, mevzudan geçiyor. Oradan oraya atladık, yürüdük, gittik. Önemli olan gayret etmek, çalışmak. Saat geliyor. O yüzden sohbeti keseyim.
Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Önzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Efteli zikr fâlemennehu. El-Fatiha mâ selâvâ ta'l. İyi kim gördü cinnilerin padişahını?
Evet. Başka? Bir kişi daha söylediler Ali'den başka. Kim var başka gören? Ha nerede? Evet. Kalk bakayım ayağı bir. Evet. Tamam. İki kişilerdi çünkü. Kendisi söyledi. İçimden de dedim ki, hani dedim, kendi geldi. Hiç davet etmedim. Dedim, kim gördü seni? İki kişi gördü dedi. Biri Ali mi dedim ben? Evet dedi. Öbür kürü kim dedim ben? Ondan sonra o yüzden kalk bakayım yüzünü göreyim diye. O arkadaşı gösterdi.
İki kişi dedi bakın. Bakın Ali'ni gördüm önce dedim bir kişi daha var. Çünkü iki kişi dedi. Gördünüz mü? Bunlar teyitlidir. Teyitli. İki kişi dedi. İkincisi kim bakıyor? Dervişlik.
Dervişlik bakın. Allah cümlemizi derviş eylesin. Amin. Destur. Şu delikanlı'yı gönderin bana bakayım. Nerede o? Ben çağırdım ben.
Öyle başka kim gördü denildiğinde herkes dinlesin burayı. Böyle başka kim gördü denildiğinde gören kimse elini kaldıracak öyle. Anladın? Sonra sıkıntı yaşarsın. Tamam. Hadi bakalım geç. Mübarek olsun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi