Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 20.04.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Nisan 2023 · 48:48
Selamün aleyküm. Aleyküm selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batıl, batıl bitip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin inşâAllah. Amin. Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'i bu Ramazan'ın son gecesinde affettiği kullarından eylesin. Amin. Hepimizi ve hepsini de affeylesin. Amin. Ecmet. Allah razı olsun inşâAllah. Amin. Malum bugün Ramazan son. Bu senenin iftarlarını yaptık.
Cenab-ı Hak önümüzdeki seneye tekrar sağlıkla, afiyetle yeniden oruç tutmayı nasip eylesin. Amin. Cenab-ı Hak oruçlarımızı makbul eylesin. Amin. Dualarımızı kabul eylesin. Amin. Cümlemize maddi-i manevi üzerlerimize afiyet nasip eylesin. Amin. Ramazan'ın sonu hadis-i şeriflerde buyurulmuş ki, aftır diye. Bir hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kim Ramazan'ın sevabına, ecrine inanır, bütün Ramazan orucunu tutarsa onun geçmiş günahları affolunur buyurmuş.
İnşallah cümlemizin ve cümle Ümmet-i Muhammed'in geçmiş günahları affolur. Amin. Cenab-ı Hak o affolanlar zümresini bizlere de ilhak eyler. Amin. Böyle bir zamanda, böyle bir çağda, ahir zamanın son döneminde, son devinde böyle oruçları bir tamam tutmak, teravih kılmak, zekatlarını vermek, sadaka vermek, fıtra vermek gerçekten önemli bir nefis mücadelesi, önemli bir cihat. İnsanlar bunu böyle yapmaz derken, böyle ince düşünmez derken, bunu böyle ince düşünmek, ince yaşamak, Cenab-ı Hakk'ın emrini yerine getirmek herkesin işi değil. Rabbim inşallah cümlemizi nefsine uydurmadan, heva hevesine uydurmadan bu dünyada Kur'an ve sünneti uygun yaşayıp bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin inşallah.
Amin. Malum, tabi bir de Arife gününün de ayrı bir özelliği var. Arife gününün de alakalı, hem kurban arifesiyle alakalı, hem de Ramazan arifesiyle alakalı müjdeler var. Kim Arife gününün oruşu geçirir, ibadette geçirir, ihya ederse, onun da geçmiş günahlarının affolacağına dair rivayetler var, hadisler var. Biraz bu rivayetler biraz daha fazla kurban bayramının arifesiyle alakalı ama birkaç tane hadis-i şerif var.
O hadis-i şerifler de Ramazan bayramının da, yani Ramazan, özür dilerim, Ramazan bayramı arifesini de o hadislerin içerisine almışlar. O yüzden normalde o hadislerin mucibince biz her iki Arife'yi de ibadetle, zikirle inşallah namazla geçirmeye gayret edelim inşallah. Bugün de zaten Ramazan'ın arifesiydi. O yüzden malum tutabilenler zaten oruçlarını tutmuşlardı.
Bugün teravih kılınmıyor. O yüzden de biz normalde her sene genelde son on günde dersleri iptal ederdik. Ama kardeşler bu konuda fazla şevkli davranıyorlar. Bu sene son on gün hiçbir ders iptal olmadı. Mahallelerde zikirler devam etti. Her yerde bütün yapmış olduğumuz ibadetler devam etti. Bundan dolayı da Cenab-ı Hakk'a hamd ediyorum. Rabbim inşallah böyle aşkla, şevkle, yorulmadan Allah'ın izinden O'nun rızasına uygun fiil ve amellere devam eden kullarından eylesin inşallah. Böyle kısa bir giriş yaptıktan sonra bir tane soru var burada. Kayınbabam bilmeden oruçluyken dilinden iğne vuruldu. Hükmü nedir diye soruluyor.
Dilinden mi? Yanlış anlamıyorum değil mi? Ha dizinden. Burada ben dilinden gibi okudum. Ha dilinden nasıl iğne oluyor dedim. Dizinden. Ağrı kesici gibi bir şey miydi bu? Bir gün tutacak. 61 yapmayacak yani. Bir güne bir gün tutacak inşallah. Allah hesabet ettirsin. Bildiğim o.
Bilmeden dedi yani bu orucu bozmaz diye düşündüm. Öyle mi? İğnenin orucu bozacağını bilmiyor. Ama sağlıkla alakalı olduğundan dolayı bir güne bir gün olur. Ondan bir problem olmaz yani. Şeye ne o? Cezaya girmez. O mesela 61 ile alakalı bazıları farklı iştahatlar ediyorlar. Hani normalde o 61 iştahatının çıktığı sahabe var ya eşiyle hani cinsel ilişkiye giriyor. Eşiyle cinsel ilişkiye girince 61 hükmü çıkıyor oradan. Oradan bazıları diyorlar ki sadece cinsel ilişkiyle alakalı bu 61. Hani öbür bozmaları bağlamaz diyor ama hanefiler bu konuda şey. Bilhassa ilk hanefiler bu konuda daha böyle disiplinli duruyorlar.
Yani bir kimse bile bile kasten orucunu bozduysa 61 gün. Ama öbür türlü kazayan oldu. Veya mecbur kaldı bir kimse sağlıkla alakalı o zaman bire bir gün. İnşallah. Evet varsa sorunuzu birkaç soru alalım saat 10'a kadar ondan sonra hem çaylarınız için. Ben bugün kısa sohbet olacak diye bir sohbet hazırlamadım dedim varsa soruları.
İtikafa giren kardeşler itikafları mübarek olsun. Kimisi böyle bir günlüğüne girdi. Kimisi 3 günlüğüne 5 günlüğüne saatlik girenler var. Ama asıl bayram sabahı çıkacak olanlar var bir de. İnşallah bayram sabahı çıkacak olanlarla da bayramda görüşeceğiz onlarla. Ama öbür türlü saatlik günlük böyle 3 günlük 5 günlük girenler oldu. Onlar elini kaldırsın gelen varsa. Kaldırır mı elinizi? Evet maşallah. Allah razı olsun inşallah. Tabii öbür türlü 10 günlüğüne girenler var. Onlar da bugün sabah namazına çıkacaklar. İnşallah. Evet soru sormak serbest. Bir Hatay'dan bir kardeş gelecekti.
Neredeydi o? Hoş geldin. Allah razı olsun inşallah. Dersten sonra görüşelim inşallah. Hatay'ın neresiydi? Efendim? Erzin. Hatay Erzin. Allah razı olsun inşallah. Erzin yakın mıydı? Uzak mı? Ooo sen gelir gelmez bir de hizmet etmişsin ya. Maşallah. Allah iyi etsin inşallah. İyi şöyle ön tarafa doğru gel. Sen şurası varsa sorun soracaklarını sor.
Gel. Şuraya bak. Yer açtılar bak sana orada. Allah razı olsun inşallah. Hoş geldin. Neydi ismin? Osman. Allah razı olsun. Hoş geldin. Sorun varsa sor bakalım. Gelir gelmez diyorsun. Şeyin tabağının ucundan tuttu yani.
Hasan'ın gönüllü var mı dedin. O da kalktı. Başını yakacak yani illa ki. He? Ha yiğitin yanında değil yiğitin arkadaşı zannettin. Allah iyisin inşallah. Osman internetten tanımış bizi. Birkaç yazıştaydık öyle. Allah razı olsun. Ne iş yapıyorsun Osman? Mahrem değilse işin. Yazılımcısın. Eğitim destek sistemi. Bunlar hep yeni meslekler Osman. Bizim haberimiz yok.
Bunlar da. Biz alışmışız. Ne iş yapıyorsun? Kaportacı, motor tamircisi, işçi, memur. Yazılımcısın. Bir de eğitim, bilim. İşin bilgisayarla yani. Nerede? İtikattan çıktı mı? Bizim genç delikanlı vardı. Yazılımcı, bilgisayarcı. Gelmedi mi o? Sakarya'da okuyan. Görmedik ya. Bugün akşam namazında etikaftan çıkacaktı. Yetişemedi herhalde. Onunla tanıştıracaktık seni ama olmadı.
Varsa sorun sor. Bizde soru sormak serbest. Osman. Hoş sen internetten izlemişsindir. İzleyeceğin kadar da. Mehmet bak Salih'i bırakma. Görüyor musun? Eskisi senin eski dostun bak. Artık o mu seni bırakmayacak? Sen mi onu bırakmayacaksın? Murtaza senin ekip. Bunlar da senin ekipten de değil mi? Ama yaşın onlardan küçük mü senin? Onlar senden büyük. San Salih biraz küçük. Mehmet senden büyük de. Mehmet benden biri ya. Mehmet 61'liydin değil mi sen? Mehmet sen kadınlar gibi yaşını söylemeye mi korkuyorsun lan?
Allah iyiliğini versin seni. Adamlar yaşlandıkça olgunlaşır, erginleşirler. Demlenir hem adam yaşlandıkça. Öyle kendi kendimizi aldatacağız. Allah iyiliğini versin seni. Demek takıntı var mı Mehmet'te öyle ha? Büyük bir füze geldi Mehmet buradan.
Dedi ki evlenince kadar hep ellinin altındaydı dedi. Arkada damat oturuyor. Damat ondan fazla çöküyor zaten. Mehmet aslan damat olmak kolay değil dersin. Tamam. Akraban öyle diyor. Ben ne yapayım? Baksana arkanda damat çökmüş. Bir de bakıyor ha. Çökmüş mü çökmemiş mi diye. Allah iyiliğini versin. Siz bana hani anlatıyorum ya. İşte ne yapıyorsunuz? Adam şeyhine anlatırken.
Bakirem, bakirem, bakirem. Feyizlenirem. O bana bakir. Ben ona bakirem. Feyizlenirem. O var ya o muhabbet. Şimdi komple bizde tecelli etti. Biz bakir, bakiliriz. Böyle feyizlenip gideriz. Sorabilirsin. Yani o zaman aklın, kalbin namazda mı?
Sohbete mi? Sıkıntı? Yok namazda olması lazım her şeyin. Aklın, fikrin namazda olacak. Günlük dersini çekebilirsin. Olur. Hep deriz ya. Yani nasipse olacak falan. İşte kısmet, nasip değil. Olmayınca da nasip değil. Olunca nasipmiş.
Hamdolsun. Bu normalde tabii zaman zaman İslam dünyasında bu biraz eksik uygulanmış. Yani ne kadar çalıştık? Biz o meselenin doğrusuna ne kadar eğildik? Ne kadar gayret ettik? Gayretimiz hangi noktada oldu? Onun matematiği neydi? Onun matematiğini uygulayabildik mi? Uygulayamadık mı? Bütün her şeyi yerli yerinde uyguladık da ne oldu da bir bu mesele olmadı. Sonuca ulaşmadı. Yani bunlara bakmaksızın biz hemen nasip değilmiş. Kestirip atıyoruz kenara. Bu sefer zaman zaman bu kardeşlerde de görülüyor. Sufilerde daha fazla görülüyor. Zaman zaman çalışmak, gayret etmek, mücadele etmek, o meselenin özüne vakıf olmak, o meselenin matematiğine vakıf olup o meselenin üzerinde gayret etmek, koşturmak, inceliğini öğrenmek, inceliğine göre davranmak bu bizde geriye öteleniyor.
O zaman benim nazarımda işte nasip ne dediğimizde ben Kur'an sünnet tarihisinde bütün mücadelemini vermem lazım. Veyahut da o iş normalde mesela kimya ile ilgilisiyle kimya ilmiyle fizikle ilgili ise fizik ilmiyle matematikle ilgili ise matematik ilmiyle biz onun üzerinde gerekli olan çalışmayı, gayreti göstermeliyiz ve sonuca ulaşmalıyız. Burada bakın sonuca ulaşmalıyız diyorum. Yani ulaşılmadı nasip böyleymiş deyip de geri çekilmek yok. Eğer nasip böyleymiş deyip de geri çekilmiş olsaydı bugüne kadar o örnekliyorum işte Edison öyle deniyor bize öğretiliyor ya işte kaç iki yüz kez sefer mi üç yüz sefer mi deneme yapıyor.
Sonuçta o üç yüz, dört yüz denemenin sonucunda onu ona ulaşıyor. Yani demek ki gayret edenin yani bu konuda çalışan, bu konuda cihad eden, bu konuda mücadele eden kimse sonuca ulaşıyor. Eğer gayret etmiyorsa, bu konuda mücadele etmiyorsa veya ilk aksilikte, eksiklikte, ilk yenilgide o kimse geri çekiliyorsa, nasip böyle diyorsa bunu da bir de Allah'ın üzerine atıyorsa bir de o var ya yani kader yani kader böyleymiş, kısmet değilmiş, Allah böyle istemiş, biz geri adım atıyoruz.
Yani biz bunun matematiğini yapamadık, bunun fiziğini, kimyasını biz doğrultamadık, biz gerekli çalışmayı göstermedik, gerekli gayreti göstermedik, bu konuda biz üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmedik diye düşünmüyoruz. Böylece biz bir hani eksiklik, noksanlık olur, eğer bir şeyde başarısızlık söz konusu olursa, biz nasibin üzerine atıp geri çekiliyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatına baktığımızda, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bütün hareketleri, vahye dayalı ve hepsi de bir hesabın, kitabın üzerine kurulu. Yani o hesap ve kitapsız bir şey yapmaktığı yok. Yani mesela Hudeybi antlaşmanın ısısına bakıyoruz, hani böyle geri adımmış gibi görünüyor ama antlaşmaya baktığımızda antlaşmanın geri adımı olmadığını, daha ileri bir adım olduğunu görüyoruz.
Yani o stratejiyi kuruyor kendince ve o tabii muhakkak bir peygamber vahye dayalı yaşıyor. Cenab-ı Hak onu muhakkak ikaz ediyor, irşad ediyor ama aynı zamanda da ona emrediyor, istişare et, çalış diyor, gayret et, mücadele et, cihad et diyor. E şimdi böyle olunca demek ki nasip deyip de geri çekilen, nasip deyip de bir şey terk eden yok. Mesela Uhud'da okçular var, okçuları asla siz terk etmeyeceksiniz buraya diyor, okçular terk ediyor. Okçular terk edince Müslümanlar orada bir mağlubiyet yaşıyorlar, bir bozgun yaşıyorlar. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nasip böyleymiş demiyor. Orada okçuların vazifesini yerine getirmediğini, okçuların vazifesini yerine getirmediğinden dolayı bu yenilgilinin olduğunu söylüyor.
Burada nasipmiş deyip çıksaydı o zaman biz okçuların hata yaptığını, okçuların heva ve heveslerine uyup kendi mevzilerini terk ettiklerini diyemeyecektik. Ama biz diyoruz ki burada Allah Resulü dinlenmedi, strateji ve plana tabi olunmadı, strateji ve plana tabi olunmayınca oradaki savaşan ordu kayıp verdi. Bir hayli hemmi de kayıp verdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Uhud dağlarına kadar çekildi. Yani bir metre, iki metre önüne kadar müşrikler geldiler. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri ve bazı sahabeler onun canını korumak için canla başla orada mücadele ettiler. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri orada nasip demedi.
Veya aynı şey hendekte oldu. Hendekte de hendekler kazıldı, mücadeleler edildi. Nasip neyse kısmet o olur deyip de çalışılmama, strateji kurmama, plan proje kurmama noktasında bulunulmadı. Sonradan biraz İslam dünyasına eşari zihniyete hakim oldu. İslam dünyası tembelleşti, strateji üretemez oldular, plan program üretemez oldular, çalışmadılar, gayret etmediler, mücadele etmediler, çalışmadılar, gayret etmediler, mücadele etmediler.
Ondan sonra nasip bu kadarmış deyip yenile yenile yenile yenile biz bu hale geldik. Bizim bu hale gelmemizin sebebi bizim bu anlayışımız. Bunun da etkisi var, faktörü var. Biz hala da bazen bir ticaret yaparken veyahut da bir yerde çalışan, bir iş yapan, bir şeyde koşturan kimse, ben nerede hata yaptım, ben nerede eksik davrandım, bunun hangi stratejisi eksik, hangi hesaplaması eksik deyip bakmıyor, nasip böyleymiş diyor.
Bakın nasip böyleymiş diyor, çekiliyor kenara. Mücadele etmiyor, gayret etmiyor o kimse. Savaşmıyor. Oysa Cenab-ı Hak savaşın diyor, cihad edin diyor. Cenab-ı Hak çalışın diyor. Ayet-i Kerim'de çalışın, sizin çalışmanızı gökte melekler, yerde insanlar var, Allah görür diyor. Bitti. Biz çalışmamayı, tembelliği, onun üzerinde kafa yormamayı, onun üzerinde mesai yapmamayı, biz nasip deyip çıkıyoruz işin içinden. Yani işin en acı tarafı bu zaten. Bakın en acı tarafı bu. Sen yola çık kardeşim, sen arabanı düzgün kullan. Sen arabanı dikkatli kullan. Trafik kurallarına uyu, sen arabanı dikkatli kullan. Sen nasip olup olmadığını bilmiyorsun. Veyahut da herkes der ya, işte kader böyleymiş. Kaderden anladığımız ne? Kaderden anladığımız olacak olan bütün şeylerin lef-i muhafaza yazılmasıysa eyvallah.
Ama onların hepsi de, bizi ilgilendiren şeylerin hepsi de bizle bağlantılı. Bizle bağlantılı. Bizim bakışımızla alakalı. Ha kaderi biz mi yazıyoruz? Biz yazmıyoruz canım kardeşim, biz ne kader yazacağız? Ama bizimle alakalı. Biz mücadele ettik mi, etmedik mi? Allah bizim mücadele edip etmeyeceğimizi biliyor. Mücadele edip etmeyeceğimizi bildiği için oraya cana bak. Bizim ne yapacağımızı bildiğinden onu yazdı. O cebri değil bizim üzerimizde. O yüzden hani nasip veya kader meselesine bakarken, kulun cüz-i irade noktasında cihad etmesini, mücadele etmesini, gayret etmesini kenara koymamamız lazım. İnşallah. Evet, var mı başka sorusu? Bu mücadele ile ilgili nasıl bir yol görmesi, etki olarak yönelmesi, dergahı olsun veya sizi takip noktasında daha gelen insanlar sayısı çoktu ama gelip devam etmeyenler veya 2-3 hafta veya 1 ay devam edip sonra tekrar kokuyorlar.
Biz bölgenizde nasıl bir mücadele ile dergahımızı, Kur'an ve Sünneti mücadelesini nasıl yapabiliriz? Evet, bu normalde Sema programları yapıyorduk. Bu konuyu çok açık konuşayım da kafasında hiç kimsenin şek şüphesi kalmasın. Tabii belediyelerle beraber bu programlar oluyor. Genelde belediyelerden veya herhangi bir yerden bir ücret falan talep ettiğimiz yok. Biz kendi imkanlarımızla bu programları yapmaya gayret ediyoruz. Sonra birkaç belediyenin bizim bu programlarda sanki biz ücret alıyormuşuz gibi kendilerine ücret tasnif ettiklerini yakaladık. Ben. X belediye işte biz böyle bir oradaki arkadaşlarla beraber bir program hani düşünülmüş, konuşulmuş, tamam gidiyoruz. Biz normalde bir ücret istediğimiz yok, bir şey istediğimiz yok.
Biz Fisebelillah hatta zaman zaman bazen işte araba kirasını bile kendi cebimizden ödeyerekten yeme içme zaten hiçbir yerde yiyip içmiyoruz. O zaten bizim kendimizle alakalı. Gidiyoruz orada bir program yapıyoruz. Mesela işte dönüyoruz geri. İşte o günlükü şeyden belediye dilini de çok iyi bilmiyorum ne ödeme ne ödeme istiyorlar. Hak ediş. Böyle kendi kendilerine bir yerden fatura kestirip sanki biz para almışız gibi ondan sonra böyle usulsüzlük yaptıklarını tespit ettik. Ben daha ileri daha açığında konuşayım. En yakın Bayındır Belediyesi yapmış. Kendi memleketimin belediyesi de yapmış bunu. E yani orada tabi belediyede çalışan arkadaşlar var.
Bizim bir ücret almadığımızı biliyorlar. Yok demişler yani böyle bir ücret alınmıyor. E bu ücret nereye gitti o zaman bu para? Bu para birilerinin cebine gitti. Ben bunları böyle tespit edince birkaç yerden daha. E bunları tespit edince baktım ki biz istismar ediliyoruz bu konuda. Yani açık açık istismar ediliyoruz. Aa yok dedim biz dedim bu konuda istismara uğruyoruz. İstismar ediliyoruz. Birileri üzerimizden haksız kazanç elde ediyor. Bu böyle parti gözetmeksizin söylüyorum. Mesela bir belediyenin birisi bize kültür merkezi tahsis etmişti. Ayda bir her ay fatura kesmişler üzerimizden. Sanki bize ücret ödemişlermiş gibi.
Halbuki biz her ay oraya kendimiz otobüs tutuyoruz. Buradan gidiyoruz. İşte orada programı yapıyoruz. Geri dönüyoruz. Hani bir tek belediye bize istek salon veriyor. Hani onlar da bir hani orada bir etkinlik olmuş oluyor. Biz öyle düşünüyoruz. Saf bir şekilde ama onlar öyle düşünmüyorlar uyanık bir şekilde. Bunlar da böyle birkaç tane tespit edince bir de hani işte örneğin bir yere gittik. Ondan sonra ayıp söylemesi bunu böyle söylemek istemiyorum. Otobüsünü tutmuşum. Yemeğini ayarlamışım. E orada bir o salon ayarlamış. E git oraya. Biz salonu orada ayarlamış. Git orada program yap. Geliyor belediye başkanı da. Bir güzel konuşma yapıyor. Sanki bütün o programı o yapmış gibi. Böyle bir kendince siyasi bir rant elde ediyor.
Bunları alt alta üst üste koyduktan sonra dedim ki programlara gitmiyoruz. Bir de işin bu maddi boyutu var tabi. Yani her ay bir yere gidiyorsunuz, otobüs tutuyorsunuz, gidenlerin yemeğini hazırlıyorsunuz. O her ay o otobüs parası, yemek işte o bu. Bunları üst üste katınca. E bir de bunun maddi boyutu çıkıyor. Hadi maddi boyutunu bıraktık. Cenab-ı Hak'ın hamdü sena olsun. Bugüne kadar Rabbim yolda bırakmadı. Bundan sonra da yolda bırakmaz. Kimseden de bir şey talep ettiğimiz, istediğimiz de yok. Cenab-ı Hak'ın hamdü olsun. Biz kendi yağımızla, kendimiz kavruluyoruz ama üzerimizden böyle bir rant söz konusu olunca dedim ki yok biz programları keseceğiz, kapatacağız.
Ondan sonra istişare ettik arkadaşlarla. Soruyu soran da istişare de vardı. Ondan sonra istişarenin neticesinde dedik ki programlara gitmiyoruz bundan sonra dedik. Ondan sonra programı tabiri caizse kendi kendimize yasakladık. Zakir kardeşleri de söyledik istişare etmeden program kararı almayın. Ondan sonra biz bundan sonra bu tip programlara gitmeyeceğiz diye söyledik. Böylece devam etti. Peki, bunun akabinde arkadaşlar nasıl çalışacaklar? Valla ben Bıyındır'da çalışmaya başladığımda böyle bir programlar yoktu. Ardından Ödemiş'e göçtüm. Ödemiş'te de böyle programlar yoktu. Ardından Şeyh Efendi Bursa'ya götürdü. Bursa'da da böyle programlar yoktu. Sonuç itibariyle bu gittiğimiz yerlerde dergah çalışmaları yaptık.
Cenab-ı Hakk'a bu sene olsun. O çalışmaların neticesinde orada derviş kardeşlerimiz oluştu. Sadece buralarda değil benim Türkiye'de hemen hemen dolaşmadığım yer kalmamıştı Şeyh Efendi'nin zamanında. E şimdi de dolaşıyorum. Bunda bir sıkıntı yok. Yeni yerlere de gidiliyor. Yeni yerlere de gidiyorum. Orada da bir kişi, iki kişi, üç kişi, beş kişi orada derviş kardeşlerin çoğalması için, orada da zikir halakalarının kurulması için gayret ediyorum. Zakir kardeşler de bu şekilde böyle gayret ederek de oradaki halakaların büyümesine, halakaların genişlemesine inşallah mücadele edecekler, gayret edecekler. Bu işin temeli mücadeledir, gayret etmektir, koşturmaktır, zaman ayırmaktır ona. Bakın bu sufiliğin temeli bu manada. Zaman ayırmak, gayret etmek, koşmak, gözyaşı akıtmaktır.
Başka bir şey değildir. Samimiyetle, ihlasla, o gelenlerin nazı, niyazı, kaprisleri, onların hepsini zakir çeker. Zakir çekmezse, o kaprisi, o nazı, niyazı, oradaki çalışmayı yapmazsa, büyümez orası. Çoğalmaz. Yani bir yer düşünün, işte kaç derviş var? Yirmi. Yirmi bir olmuyorsa orada, oradaki zakir çalışmıyordur, gayret sarf etmiyordur. Hatta yirmiden on dokuza düşüyorsa, demek ki çalışmasında daha da eksiklik vardır. Bu benim genel, temel düşüncem, felsefem budur. Ben giderim sohbete, nereye gidersem giderim, bakarım. Geçen geldiğimde kaç kişiydi? On beş kişiydi, gene on beş kişiydi.
Çalışmamışlar derim içimden. Gayret etmemiş, zaman ayırmamış o meseleye. Bakın ona zaman ayırmamış. Bu, suçlayıcı olarak görmeyin bunu. Suçlama değil bu. Herkesin işi var, gücü var, ne bileyim işte anca zaman ayırıyor. Bunlar normal şeyler. Ben bunları anormal görmem. Normal. Eşi var, çocukları var, bütün zakirler için söylüyorum. İşleri var. Bunun hayatını komple oraya adapte etmesi, oraya döndürmesi biraz zor. Böyle olunca, yani belli bir dairede kalıyorlar. Belli bir dairenin dışına çıkmakta zorlanıyorlar. Bu, tekrar söylüyorum, bu gayretle alakalıdır, çalışmakla alakalıdır. Bu başka bir şeyle alakalı değildir.
Yani ben Bayındır'daydım, işte Ödemiş'e gidip geliyordum. Ben Ödemiş'e cumartesi günü, gündüzden gidiyordum. Cumartesi günü, gece sabaha kadar sohbet ediyordum. Pazar günü de gündüz orada kalıyordum. Pazar günü gece 12'ye kadar bir daha sohbet, sekullar, soru cevap yapıyordum. Pazar günü gece saat 12'de ben Bayındır'a dönüyordum. Hemen sabahına 12'den 1'den sonra Bayındır'a dönüyordum. Ben sabahına yine orman işletmesinde resmi işe başlıyordum. Bazen, pazartesi sabah namazına yakın dönüyordum. Beni o zaman bırakıyorlardı. Ödemiş'ten, Allah rahmet eylesin, adil, arabasıyla beni bırakırdı. Ben seni bırakacağım derdi o. Hani arkadaşlar, ben toplu derdim, toplu arkadaşları.
Ben ona orman işletmesinde, o bana buzdolabı satacağım diye geliyordu. Ben ona yol anlatıyordum. O katalogları getiriyordu bana buzdolabı satmak için. Ben katalogları çeviriyordum, sor diyordum. O ilk ödemişin, ilk ders verdiğim kimsedir benim o. Şimdi ardından işte böyle devam ederken bana dedi ki ya benim arkadaşlarım var dedi. Hani sohbet eder miyiz dedi. Dedim topla, gelirim ben dedim. Ama işte birkaç kişi, isterse bir kişi olsun gelirim dedim. Ben ödemiş öyle başladı bizde. Ya normalde tekrar söylüyorum, biz cuma günü, bazen cuma günü akşamdan giderdim. Binerdim en son posta minibüsüne. Cuma günü akşamdan giderdim. Cumartesi sabaha kadar sohbet ederdik.
Cumartesi gündüz onların işleri var. Pazarı o gün. O böyle sarhoş bir şekilde işe giderdi. Babası kızardı ona, Allah rahmet eylesin. Ondan sonra cumartesi akşam da sohbet devam ederdi. Baktım bunların cumartesi günü işlerine engel oluyorum ben. Bu sefer cumartesi akşamları gitmeye başladım. Sabaha kadar, pazar günde sabaha kadar sohbet eder, dönerdik geri. Bir, iki, üç, beş, yedi, dokuz, on, öyle devam ediyor. Bir de bir yerde mesela yer edinmek kolay değildir. Orada bir sürü tarikat vardır, cemaat vardır. Herkes her şeye ters köşe bakar, farklı bakar. Sen onları yeneceğim diye uğraşırsın. O başkalarıyla kıyaslarlar seni. İşte para topluyor musun, pul topluyor musun, arsa topluyor musun, ev topluyor musun?
Geçimin nereden, maaşın nereden, bunlar böyle hep böyle o ezici bakışların altında sen bu işi götürürsün. Kolay bir şey değildir o. Ben 62 yaşındayım, yeni bir yere gidiyorum, aynı şeylerle karşılaşıyorum. Yani adam çıkıyor, arabama bakıyor benim. Arabanın markası ne? Arabaya bakıyor. Andırıyor, hani buraya geliyorsun, hani buraya böyle bedava gelinir mi? Muhakkak bir şey isteyeceksin. Para toplacaksın, örneğin. Bunların hepsinde, hani ayet-i kerimede kınanmayı göze alırlar diyor ya, bu kınanmayı göze alaraktan yürüyeceksin. Kolay bir şey değildir, gidip sıfırdan bir yer kurmak. Ama onu bir de yürütmek, onu devam ettirmek.
Onu böyle, şimdi utanır insan, birisiyle tanışıp, hadi gel bu akşam dersler, hadi gel bu akşam şey efendi var, hadi bu akşam gel şöyle bir şey var, gel kardeş Allah'ı zikrediyorsun. Bunu insan söylemeye şey yapar, yüksünür önce. Ağır gelir bu. Birini derse davet etmek, o kimseye ağır gelir. Kolay bir şey değildir bu. Davet edersin gelmez, bir daha yanına gidersin seni görür, kapıyı açmaz, telefonu açmaz. Sen onu zikre davet edeceksin ya, o ne günler dersler? Perşembe günü. Perşembe günü senin telefonuna bakmaz. Her gün senin telefonuna bakan, perşembe günü derse davet edecek diye bakmaz. O kimse zikruluğa gelmeyecek ya, her perşembe hasta olur. Ama o perşembe hasta olur, sana gelmeyeceğim diyemez. Der sorma, bugün iş yerinde belimi incitmişim.
Sorma, biraz terlemişim. Bunları hep gördük, yaşadık bunları. Bunların hepsini yaşadık. O gün onun mesaisi bitmez. O gün onun dükkanda işi bitmez. O gün onun kayınvalidesi gelir. O gün kayınvalidesinin, oğlan kardeşinin, dünürünün kız kardeşi gelir. Gelir yani birisi gelir. Yani o gelemez o perşembe dersine. Neler, neler, neler. Dervişlerde de vardır bu, yaşanır bu. Yani birisi gelir perşembe günü. Ben şunu diyemem. Kardeş, perşembe senin kırmızı çizgin olmalı. Ben perşembe günü ne bir yere giderim, ne birisini isterim evde. Bu kadar basit. Bunu diyemez derviş.
Bunu diyemeyince, eşi evden komplo düzenler. Aşkım, bugün teyzem gelecekti ama. Hayat bitti. O gün hanımın teyzesi gelecekmiş. Şimdi ben derse gideceğim dese, kadın mahkeme duvarının kara kökü olacak. Küsecek. Konuşmayacak seninle. Bildiğin küsecek, konuşmayacak. Neden? Sen benim teyzem geldiğinde derse gittin diyecek. Sen diyeceksin ki ona, ya neden perşembe gününe bu iş oldu? Ne yapayım? Bana geleceğim deyince, ben ona gelme mi diyeyim diyecek. Bunun heva, hevesi, nefsin oyunu çok fazla. Buna akıl, fikir yetiştirmek mümkün değil.
Onun kurduğu düzeni bozacak bir tek bir şey vardır. Nefsin kurduğu düzeni bozacak bir tek bir şey vardır. Kur'an sünnete bağlılık, üstada bağlılık. Başka hiçbir şey bozmaz nefsin oyununu. Haklı gerekçe çıkarır. Bugün hava çok soğuk. Yarın hava çok sıcak. Bugün çocuğu üşütürsün. Yarın çocuk terden helak olur. Ya o çocuk o kadar kalabalık bir yere gidecek. Orada mikrop kapar. Tabii. O çocuk nasıl bir çocuksa otobüste mikrop kapmaz. Ne o? Metroda mikrop kapmaz. Bütün çarşıyı dolaşırsın. Mikrop kapmaz. Alışveriş mağazalarını dolaşırsın. Mikrop kapmaz. Ama o çocuk gelir burada mikrop kapar. Hiçbir yerde hasta olmazsın.
Gelir burada hasta olursun. Bak üşütmüşsün. Gitme derse. Bak oradan terli çıkacaksın. Bir daha üşüteceksin. Eğer bu tez doğru olmuş olsaydı 35 yıldır benim zatürreden kafamı kaldırmamam lazımdı. Bu son birkaç yıldır artık böyle ders günleri düştü bende. Yaşlılıkla alakalı öyle söyleyelim. Yoksa normalde bir pandemiye kadar haftanın beş günü dersteyim ben. Zatürre olup ben verem olup kanser olup hasta olsaydım dersinden dolayı şimdi olmuştum. Şimdi olmuştum. Ol bir de hani Allah yolunda mücadele edecektik cihad edecektik ya hani Allah yolunda zorluklara göğüs gerecektik ya hani Allah yolunda terleyecektik ya biz hani Allah yolunda gayret edecektik hani Allah yolunda kınanmaktan korkmayacaktık ya hani biz Allah yolunda gayret edecektik ya ya Allah'ın ben onu düşünürüm.
Yani çıktın mahşerde huzurullaha yani sen Allah için ne yaptın dediklerinde devamiyet olarak ne cevap verecek bir kimse bu zamanda bir savaş olsa kafirlerle çık meydana al kılıncını tüfeğini tankını Allah için savaş şehit olursan temizlendin gittin. Var mı böyle bir şey şu anda? Yok. Yok. Yok bakın yok. Ne yapacaksın bu zamanda? Allah yolunda koşuyorum derken ne yapacaksın? Oturup sadece evinde zikrullah yapsan kendi nefsini dahi kurtaramazsın. Kurtaramazsın. Sen Allah yolunda mücadele etmek şu anda cihad etmek birisine Kur'an ve sünneti tebliğ etmek onu anlatmak onu yanlış yoldan doğru yola çevirmek bir kişinin hidayetine sebep olmak vesile olmak cihad bu cihad bu bu cihad bunu yaptın mı yapmadın mı?
Birini anlattın mı anlatmadın mı? Anlatmadın sende Allah aşkı yok. Birini anlatmadın sende Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aşkı yok. Yok. Ya nasıl? Bas be. Hiç kimse kimseyi kandırmasın. Kendini getirdin sadece. Kendi nefsini kurtarmaya çalışıyorsun. Birini anlatamıyorsun. Anlatamamak kibirlilikten anlatamamak bakın anlatamamak kınanmaktan korkmaktan anlatamamak ikinci sınıf vatandaş gibi görecekler diye korkmaktan anlatamamak siyasi baskıdan evet o zaman ne oldu?
Sen korkanlardan oldun. İşini düşündün aşını düşündün eşini düşündün çocuğunu düşündün geleceğini düşündün makamını düşündün mevkini düşündün ulan işte şöyle bakacaklar dedin anlatamadın söyleyemedin evini açamadın gönlünü açamadın cebini açamadın açamadın cebini açamadın cimrilikten evini açamadın eşini istemedi çocuklarını istemedi mahalleli ne der dedin evin etrafı diyecek herkesin düşüncesi biz ama bizim mahalle böyle şeyleri kaldırmıyor hep nefis bir oyun oynar Allah bizi affetsin inşallah kardeşlerimiz çalışırlar
gayret ederler mücadele ederler yola devam ederler iftali zikr faalim ennehu la ilah lehe illa la il el fatihama selamat ve
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.