mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 20.01.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Ocak 2022 · 46:54

Bismillahirrahmanirrahim. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, koşturanlardan eylesin. Batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden, mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışanlardan eylesin inşâAllah. Bugün vakıf binasını arayan bir bayan soruyu size ulaştırmamı istedi. İslam'da bir erkeğin eşini aldatmasının dünya ve ahirette Allah katında cezası nedir? Eşi tövbe etmiş, sizin sohbetlerinize geliyormuş. Sanırım bu akşam da buradaymış. Bayan sohbeti YouTube'dan izliyormuş.
Eşi erkeklerle geldiği için gelemiyormuş. Aldatmadan kastı ne? Yani mehir şu kadar dedi de vermedi mi? Sana ev alacağım dedi de almadı mı? Sana bir söz verdi de sözünü yerine getirmedi mi? Sana yalan mı söyledi? Aldatma nasıl bir aldatma? Aldatma deyince bir sürü aldatma var. Ha yok toplumun kendi içerisinde böyle aldatma olarak adlandırdığı işte adamın başka kadınlara gitmesiyle alakalıysa bu aldatma mı oluyor?
Bu ayrı bir tartışma. Evet. Aldatmanın nesi? Mesela adam ben seninle evlendikten sonra üstüne ikinciye bir daha eş almamaya söz veriyorum dedi de böyle bir sözünden mi döndü? Ne yaptı? Bunu aldatmanın net bir şekilde açıklanması lazım. Bu şekilde böyle bulanık suda balık avlamaya benzer. Soru net olacak. Aldatma deyince çünkü çok aldatma var. Yalan aldatma yalancılıkla, hileyle.
Hani buğdayı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri pazarı denetliyordu. Bir buğday çuvalı. Buğday çuvalına elini soktu. Altı yaş üstü kuru. Sonra böyle elinden buğdayı attı. Aldatan bizden değildir dedi. Hadis-i şerif. Bu ne? Ticarette aldatma. İşte tartıda ölçüde yanlışlık yapma. Ticarette aldatma. Malın iyisini üste koyup altına kötüsünü koyma. Ticarette aldatma. Hepsi beş metrelik kumaş satıyor ama beş metre değil mesela dört yetmiş kesiyor. Ama beş metre yazıyor. Bu normalde ölçüde aldatma. Tartıda aldatma. Bir kiloluk diye alıyorsun. Dokuz yüz elli gram geliyor. Bu normalde tartıda aldatma. Aldatmanın bin bir türlüsü var. Eşi aldatmanın da bin bir türlüsü var.
Adam aldatıyorsa kadını örneğin işte sana bin liralık mantı alacağım dedi. Beş yüz liralık aldı. Aldattı. Nereden aldattı? Nasıl aldattı? Yok böyle hani kadına gitmekse onun adı aldatma değil. Adamın normalde eğer ki zina ettiyse adamın zina suçu var. Adam zina etti. E zina ettiyse adam zina ettiğini itiraf etti mi etmedi mi? Bir de o var. Veya kadın. Adam diyor ki eşim beni aldatıyor. Erkek diyor bunu. Diyorum gördün mü zina ederken? Hayır. İtiraf etti mi? Hayır. E nereden diyorum hükmettim buna? Allah muhafaza eylesin. Bugün üzüntülü bir mesele ile ilgili kızıma Allah bizi seviyor diye mesaj yazdım. Üzülme diye.
O anda siz oysa onlar iyi işler yaptıklarını sanıyorlardı. Ayetini paylaştınız. Tereddüt ettim Allah'tan bir uyarı diye düşündüm. Aynı anda olmaz sebebiyle bu tarz tesadüfler ilahi kudretin uyarısı mıdır? Böyle mi anlamalıyız? Bilemeyiz. Yani sonuçta bir telefonda daha doğrusu daha açık konuşayım. Ahmet Özbağ geldi mi? Gelmemiş. Gelmedi mi? Evet. Bugün onunla bir şey konuşuyorduk telefonda. Ben bir mevzu açıldı. Ben dedim ki ayet var bu konuda dedim. Hani insan heva hevesine uyuyor. Şeytana uyuyor. Ama dedim kendince kendisinin güzel işler yaptığını söylüyor. Mesela Kur'an sünnetin dışında bir şey davranışının içerisinde bulunuyor. Allah'ın haram ettiği bir şey yapıyor.
Ve o insan kendi kendisine bir yerde fitne çıkarıyor. Bir yerde bozgunculuk yapıyor. Bir yerde Kur'an ve sünnetin dışında bir şey yapıyor. Öyle olunca o kimse bunu yaparken de kendince iyi şeyler yaptığını düşünüyor. Canım kardeşim burada Kur'an sünnet belli. Allah'ın emirleri belli. Yasakları belli. Helalları belli. Haramları belli. Sen bir şey konuşurken Kur'an sünnet tarihinden konuş. Bilmiyorsan bilene danış. Git kitaptan oku. Bakın insanlar şu anda bilmediklerini de bilmiyorlar. Bilmiyor, bilmediğini de bilmiyor. Zır cahil, kara cahil. Hani bir şey oluyor ya. Bunda Kur'an ve sünnetten bir şey var mı bununla alakalı? Sen Kur'an sünneti biliyor musun?
Sanki Buhari adamın hıfzında. Sanki bütün ayetler adamın hıfzında. Sanki o kimse fıkıhı komple yutmuş. Bizim insanımıza böyle bir hal tecelli etmeye başladı. Gençlerde, orta yaşlılarda. Kur'an'da var mı? Var. Hadi olmadığını söylesen. Sen olmadığını ispatla. Bu şuraya gidecek artık. Bu öyle bir noktaya gidiyor. Kahvenin helal olduğuna dair Kur'an'da, sünnette hüküm var mı? Hatta Kur'an'da hüküm var mı? Ya sen haram olduğuna dair hüküm getir. Biz kahve içmeyi bırakalım. Biz içiyoruz. Sen Kur'an'dan bir ayet getir. Kahve haramdır diye içmeyelim.
Veya işte sema var ya bizim şimdi. Bu ayette, hadiste var mı? Olmadığına dair ayet getir bana. De ki sema haramdır. Ayet var. De ki sema haramdır. Hadis var. Biz de bırakalım. Ya insanlar öyle bir noktaya geldi. Neredeyse ekmeğe soracak. Ekmek Kur'an'da geçiyor mu? Helal mu? Herkes din alimi. Herkes bilgin. Herkes şeyh. Herkes derviş. Bir şey yapıyorsun. Soruyor. Bu Kur'an'da var mı? Allah Allah. Biz Hazret'e hemen sordu ya. Hemen ayet ona göstereceğiz. Böyle bir noktaya gidiyor. Sanki insanlara din ispatlayacağız biz. Birisi dinle alakalı bir şey yazınca. Hemen herkes diyor.
İşte bu Kur'an'da var mı? Bu sünnet. Hani biraz makul düşünen sünneti de soruyor. Makul düşünmeyen bu Kur'an'da var mı? İyi senin hayatının yüzde doksanı Kur'an'da yok. Hadi terk et hayatını. Yok. Bunları soranların yüzde doksanında yok. Yok. Asıl sorgulanması gereken yerler sorgulanmıyor İslam dünyasında. İslam dünyasında vurgulanması gereken yerler vurgulanmıyor. Sebep ne biliyor musunuz? İlahiyatçılar, diyanetçiler maaşlarını düşünüyorlar. Kariyerlerini düşünüyorlar. Asıl konuşması gereken yerleri konuşmuyorlar. Şeyhler, işte üstadlar, mürşitler, işte ne o hocalar.
Asıl konuşulması gereken yerleri konuşmuyorlar. Çünkü işin savcılık boyutu var. Mahkeme boyutu var. Konuşmuyorlar. Konuşanı da taşlıyorlar. Konuşanı taşlıyorlar. Ben Allah sıfatlarıyla görünür, Allah zahirdir her şeyle diyorum, kıyamet kopuyor. Televizyonlarda bunu konuşuyorlar. Saklı, örtülü konuşacağız diye uğraşıyorlar. Koskoca profesör konuşan. Bunlar para alıyorlar bir de televizyonlardan. Gelin karşıma konuşun, bakın burada her şey serbest. Herkes soracağını soruyor. Ama yok. Yapamıyorlar. Diyanetçi kendi bastırdıkları Diyanet Vakfı'nın ansiklolisinden haberi yok. Müftü kendi kurumunun bastığı kitaptan haberi yok.
Müftü. Adam Bursa müftüsüydü. Diyanet ansiklopedisinin kendisinin, Diyanet'in bastırdığı kitaptan haberi yok. Oradaki hadislerden haberi yok. Oradaki hadislere muhalif laf söyledi. Adamı taltif ettiler Mustafa Özbağ düşmanı diye. Diyanet Vakfı'nın başkanı oldu adam. Adamın, Diyanet'in bastırdığı, kendi kurumunun bastırdığı hadis ansiklopedisinden haberi yok. Bir haber. Ya böyle bir mevzu var. Bununla alakalı Diyanet'in görüşü ne? Bununla alakalı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun işin görüşü ne? Bununla alakalı bizim kurum olarak görüşümüz ne diye açıp bakmamış bile. Cahil. Bildiğiniz cahil. Okul yazar cahil. Ya bir adam Diyanet'te görevlisin lan. Aç, oku bak, maaş alıyorsun orada.
Maaş alıyorsun. O kurumdan maaş alıyorsun. Maaş. O kurumun bu konudaki yazdığını açıp bakıp okusana. Açıp bakıp okumaz adam. Tembel, cahil, yobaz, eğitimsiz, eğitimsiz, eğitimsiz, zır cahil. Alevere de alevere bir makama gelmişler. Eğitimsiz. Biraz eğitim olsa, biraz insani olmuş olsa açar okur bakar. Profesörler de öyle. İzmir'deki bu mevzuyu konuştuğumuz profesörler. Diyorum ki bu konuda hadis var diyorum. Hadis. Bildiğiniz hadis var. Yok öyle hadis diyor adam. Ya diyorum rüyetullahla alakalı hadis var. Birisi hadis alimi. Profesör.
Birisi tefsir profesörü. Birisi fıkıh profesörü. Birisi şey ne o? İslam tarihi profesörü. Dört tane, beş tane profesör. Hadisten haberleri yok. Diyanetin yazmış olduğu, yazdırmış olduğu ansiklopediden haberleri yok. Allah görülmez, Allah görülmez. Rüyada da görülmez. O cennette görülecek diyor. Kora halinde böyle söylüyorlar. Ya diyorum hadis var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ben rüyamda Allah'ı genç bir erkek suretinde gördüm diyor dedim. Hadis var. Yok öyle bir hadis diyor. O yüzden Türkiye'de her şey normal. Ve en acı olan şu. Çaylarınız da için. Yani insanlar diline pelesenek ettiler. Bu Kur'an'da var mı?
He sen, ben artık işin kolayını buldum. Bir şey derlerse size de ölçü olsun. Sen olmadığına dair ayet getir. Evet sen olmadığına dair bir ayet getir bize. Allah bizi affetsin. Her gün elimden geldiğince yüz tövbe, yüz salavat, yüz fatiha, yüz ihlas ve sayısız tevhid çekiyorum. Bir de yetmiş bin tevhide niyet edip çekiyorum.
Dersli değilim. Tüm bunları yapmak, kendine şeyhlik yapmak olur mu? Not bazen bunları akşam da tekrar ediyorum. Yüz tane tövbe, hadis-i şerifle sabit, yüz tane salavat, hadis-i şerifle sabit, yüz fatiha, yüz ihlas, bunlar hadis-i şeriflerle sabit olan yetmiş bin tevhid, hadis-i şeriflerle sabit olan zikirler. O yüzden bir kimse dersi olmasa dahi bunları kendine virt edinebilir mi? El cevap edinebilir.
Bunları normalde kendi kendine çekebilir mi bir kimse? Çekebilir. Ama bir kimsenin üstadı var ise, üstadı ne virt verdiyse onu çeker. Size sorum şudur. Evladım herhangi bir dine inanmadığını söylüyorsa, biz de tebliğ yapmamıza rağmen kabul etmiyorsa nasıl davranmalıyız? Onu dışlamalı mıyız? Bu akrabamızsa davranışımız nasıl olmalı? Tebliğ ettikten sonra. Şimdi böyle bir zamanda çocuklar veyahut da akrabaları dışlamak çözüm değil. Onları dışlarsak temelli onların imansızlığa gitmelerine sebep olabiliriz iyice. Elimizden geldiğince onları nasihat etmeye, dini tebliğ etmeye devam edelim. Çünkü dışlamak çözüm değil, itmek çözüm değil, ilişkiyi kesmek, koparmak çözüm değil.
O kimseyi böyle yaptığımızda bizi yeniden kazandırmaz o kimseyi. O yüzden biz çevremizde bu tip insanlar olabilir, Allah muhafaza eylesin. İşte yeni yeni bu tip şeyler başladı böyle. İşte ben sizin inandığınız Allah'a inanmıyorum. Veyahut da sizin dininize inanmıyorum. Veyahut da ben hiçbir dine inanmıyorum. Bunlar çoğalmaya başladı hızla. Ne yazık ki Müslümanlar bütün teşkilatlarıyla insanların hidayetine vesile olması için, sebep olması için uğraşacaklarına, çaba sarf edeceklerine birbirlerine düşüyorlar. Birbirlerini çekiştireceğiz diye uğraşıyorlar. Birbirlerini hedef tahtasına koymuşlar. Kur'an sünnet dairesinde insanların ne anlatabiliriz'i bırakmışlar.
Biz de daha elizdir bunun içerisine. Kendimizi ayırmayalım. O yüzden Ümmet-i Muhammed inşallah uyanır. Hiç olmazsa bu dinsizlik akımının önünde bir insanların hidayetine vesile olmaya çalışır. İnşallah Cenab-ı Hak bu tip insanların gönüllerine iman nasip eyle. Kur'an-ı Kerim'de Duha Suresinin 10. ayetinde el açıp isteyeni de sakın boş çevirme deniyor. Bunu biraz açar mısınız? Günümüzde bunu siistimal eden insan çok oluyor. Bu normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle davranmış. Bu konuda da hadis-i şerif var. İsteyene az da olsa veriniz diye. Ama bu ne yazık ki İslam'da dilenmekte caiz görülmemiş. Ancak dilenmek Darul Harp'te caiz görülmüş.
Dilenmenin de Darul Harp'te caiz olmasının sebebi o kimsenin aç ise doyacağı kadar dilenmeyi caiz görmüşler. Bakın aç birisi doyacağı kadar. Hani gelmiş birisi Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerine şeyhenillah demiş. Onun tabiri caizse heybesine bakmış. Heybesinin içerisinde buğday var. Almış onu devesinin önüne dökmüş. Bir devenin önüne çıkarmış. Ona akça vermiş. Demiş şimdi senin dilenmen caiz oldu. Bunun içerisinde demiş bir günlük yiyeceğin vardı. O yüzden bir kimsenin bir günlük yiyeceği varsa dilenmesi caiz değildir. Ama insanlar bunu meslek haline getirdiler. Meslek haline getirince bunu verip vermemekte insanlar serbest. Kur'an-ı Kerim'de Allah güneşe, aya, kuşluk vaktine, gündüze, geceye gibi bunlar üzerine yemin ediyor.
Bu yemin etmesinin hikmeti nedir? Biz de böyle yemin edebilir miyiz? Siz böyle yemin edemezsiniz. Cenab-ı Hak kendi yaratmış olduğu varlığının üzerine böyle yemin ettiği ayet-i kerimeler var. Allah-u Alem en böyle kısa kestirmeden söyleyeceğimiz şey. Bakın dikkat edin. Burası çok önemli. Elzem. Allah bu meseleyi yemin ediyor. Burası Elzem. Hani Vel Asr suresinde de Asr'a yemin olsun diyor ya. Yani zamana yemin olsun. Ha burası önemli. Gerçekten de Asr suresinin sonraki ayetlerinde gerçekten de çok böyle Elzem, öz bir işin böyle kalbi noktasındaki ayeti kerimeyi söylüyor. Bunun gibi Allah yemin eder. Böyle yemin etmiş, yemin ettiği meselelerin arkası çok önemli.
Bunu beyan etmek üzere. Allah-u Alem doğrusunu alabilir. En son hatırladığım kadarıyla sizinle görüşmek için büroya gelmemizi, telefon ve telegram aracıyla görüşmemizi buyurmuştunuz. Fakat duyduğumuz kadarıyla erkek ve bayan, derviş arkadaşlarım bireysel ya da toplu halde büroya geldikleri, sokakta ve büronun çevresinde, arabada veya dışarıda bekledikleri, bazen bize de efendiye görüşmeye gideceğim diye söylüyorlar.
Bu konuda kafam çok karıştı. Sizinle yine istediğimiz zaman görüşmeye gelebiliyor muyuz? Şimdi Şeyh Efendi Hazretleri, Allah rahmet eylesin, bana derdi ki, Mustafa Efendi arkadaşları ilan et, hiç kimse gelmesin oğlum Nevşehir'e. Ben emredersiniz efendim derdim. Eski arkadaşlar bilhassa sağımdakınlar, solumdakınlar bilir bunları. Ben derste arkadaşlar, Şeyh Efendi Hazretleri'nin hepinize selam var. Nevşehir'e hiç kimse gelmesin dedi, emretti. Böyle buyurdu derim ben. Tamam, ilan ederim, tamam. Aradan birkaç gün geçer, kendisini özel görenler, işte binerler arabalarına filan, Nevşehir'e giderler. İşte biz de duyarız bunu.
Yani işte bilhassa onlar böyle Mustafa Özbağ'ın söylediklerine muhalefet etmekle meşhurlar. Giderlerdi Nevşehir'e, duyuyordum ben şimdi. Bir, iki böyle, bu iş böyle şey haline aldı. Böyle adet oldu. Tabii bu sefer başladılar arkadaşlar, bana dönmeye. Sen bunu böyle söylüyorsun, biz de senin sözünü dinliyoruz, gitmiyoruz. Ama bazı arkadaşlar gidiyorlar. Döndüklerinde de gittiklerini bizi beyan ediyorlar, söylüyorlar. İşte şöyle oluyor, böyle oluyor. Bu bir iki, bir iki olunca hatta bir gün birisine dedim, aha telefon şurada dedim, ara Şeyh Efendi'ye söyle dedim.
Sanki ben böyle Şeyh Efendi'nin söylemediği bir şeyi söylüyormuşum gibi algılandı çünkü. Dedim ara, ben benim yanımda aratıyorum şimdi. Ara dedim, bana ne söylüyorsun? Aradı Şeyh Efendi. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Efendim siz arkadaşlar Nevşehir'e gelmesin demiş, demişsiniz. Mustafa abi de bunu ilan etti. Ama bazı arkadaşlar Mustafa abiyi dinlemedi, Nevşehir'e geldiler, işte sizi ziyaret ettiler, döndüler. Biz de aynısını mı yapalım? Öyle ya. Şeyh Efendi'nin söylediği söz şu, oğlum edebe uymayan laf dinlemiyorsa ben ne yapayım dedi. Söyletiyorum Mustafa Efendi'ye gelmesinler diyorum dedi. Çıkıp geliyorlar, ne yapayım kapıdan gelene misafiri geri mi döndüreyim dedi.
Laf dinlemiyorlar dedi. Şimdi o zaman içinde kimlerin gittiği belli. Neyse kapattı telefonu. Cevabı aldın mı dedim ben aldın. Şimdi o arkadaşlara söyle dedim. Ben Şeyh Efendi'yi aradım. Ondan sonra böyle böyle oldu. Şeyh Efendi de bana böyle dedi. Oğlum edebe uymuyorlar. Mustafa abini dinlemiyorlar. Geliyorlar ben ne yapayım kapıdan geri mi çevireyim? Dedi derime. Bu zaman zaman bizim daha önce de bu tip şeyler yaşandı. E şimdi hala da yaşanıyor. Bazen arkadaşlar böyle hani gelmeyin dememize rağmen geliyorlar. İşte oralarda yollarda duruyorlar. E buna söyleyecek bir laf yok. Yani her perşembe buradayım. Elinin altındayım herkesin.
Cumartesileri yukarıdayım. Salıları yukarıdayım. Sorulacak sorular varsa buraya geliyor hepsi de. İşte mümkün olduğunca telegramdan sorulara cevap veriyorum. Mümkün olduğunca böyle uzun soruları değil. Ama ve lakin bazı arkadaşlar bazı kardeşler kendilerini özel görüyorlar. Öyle olunca da geliyorlar. Yani bunları söylememize rağmen geliyorlarsa yapacak bir şey kalmıyor. Bir de defalarca dedim orada yolda beklemeyin. Kapının önünde beklemeyin. Orada kıyıda köşede beklemeyin. Biraz uzakta beklemeyin. Şimdi toplum buna alışkın değil. Senin için normal geliyor. Sen şeyhini ziyarete gelmişsin veya bir şey soracaksın veya bir şey diyeceksin. Oradaki etraftaki komşular, etraftaki esnaflar böyle bir tarikat adabına, erkanını, sufi adabına, erkanını bilmiyorlar.
Bilmeyince onlar böyle farklı şeyler dolaştırıyorlar kafalarında. Mesela bayan kardeşlerin gelip gitmesin dedim gelip gitmesinler. Örnekliyorum bunu. Şimdi biraz daha açık konuşayım. Mehmet emin okumuştur. Mahalleden bir kimse işte telefon açmış polise. Bu adamın yanına bir sürü kadın kız geliyor. Öyleydi değil mi? İbare. Böyle böyle diye telefon açmış. Polise şikayet etmiş. Örnek. E şimdi bekledik onunla alakalı bir şey olursa karşı dava açmak için herhalde açamıyormuşuz değil mi? İddia boş. Evet. Örneğin işte bu tip şikayetler bu sefer yol üstünde orada bekleyen polisler bir rahatsızlığım yok. Ama ve lakin bizim arkadaşları, bizim kardeşler rahatsız olacak.
İşte orada döndürüyorlar kimlik soruyorlar. GBT'sine bakıyorlar. Veya yok kimlikleri ver. Kimliklerin fotoğraflarını çekiyorlar kendi cep telefonlarına. Kim geldi, kim gitti. Bunlar önemli değil. Rahatsız ediyorlar. Ben bir arkadaşım, bir kardeşin rahatsız olmasını istemiyorum. Ben o yüzden diyorum ki arkadaşlar gelip gitmeyin. Buradayım ben. Ders bitiyor genelde sağlığımı elverdiğim müddetçe de burada oturuyorum zaten. Ne söyleyecekseniz, ne konuşacaksanız gelin burada söyleyin, konuşun, bitirin işinizi. E bayanlar için de cumartesileri buradayım gündüz. Bayanlar da ne soracaklarsa, ne yapacaklarsa onlardı burada. E özel bir şey soracaklarsa bütün iletişim kanallarım açık.
Telegram meydanda kadınlar topluluğu var, erkekler topluluğu var, cep telefonum meydanda. Ama bazen işte bu tip şeyler yaşanıyor. Bazen gerçekten de bana özel dönüp bizim bir konu var, bir mesele var deyip de benim randevu verdiklerim var. Bunlar hariç eyvallah. Onun muhakkak gelmesi lazım. Onun muhakkak görüşmesi lazım. Eyvallah. Bunlara söyleyecek bir söz yok. Ama ne yazık ki bu da aşılıyor. E sonra birbirlerini görüyorlar. Birbirlerini de hani haberleşiyorlar. Birisi geliyor ardından orada söyledi ya ben efendiyi ziyarete gideceğim diye. Yarım saat sonra bir başkası mesaj çekiyor. Gelebilir miyim? Şimdi ben müsait değilim diyorum.
O gene kapının önünden geçiyor. Veya geliyor kapıya. Bu böyle aslında şey değil Nuh. Çok adaba erkana uygun değil. Bir de ben bu tip şeyleri çok seven bir kimse değilim. Hakkınızı helal edin. Böyle bana husisi ziyarete gelinsin. Böyle husisi bir şey olsun. Bunları ben çok böyle uygun gören bir insan değilim. Ben de sizin gibi bir insanım. Burada oturuyorum. Sohbet ediyoruz, konuşuyoruz, çay içiyoruz, kahve içiyoruz. İşte cumartesi de bayanlara ne soruyorlarsa sorularını bitiriyorum öylese kalkıyorum. O yüzden biz biraz daha böyle sufiliğin üzerine düşsek, sufilikte derinleşmeye çalışsak daha iyi olacak gibi geliyor bana.
İşe girmek için araya tanıdık birilerini aracı olarak koymak caiz midir? Bu tip soruları da burada soruyorsunuz bana. Evet, İslam hukukuna göre uygun değil. Yani eğer ki siz bir İslam hukukunun yaşandığı bir yerde yaşıyor olmuş olsanız, orada birilerini araya katıp da bir yerlere işe girmek caiz olmaz.
İslam çünkü liyakata önem verir. O yapılacak olan işe o kimse ehil mi değil mi? İslam ona bakar. Eğer o işe ehilse İslam onu görevlendirir. Bunun en açık örneği, en açık örneği bakın. Mekke fethedildiğinde Beytullah'a hizmet eden, müşrik bir aileden Hz. Ali Efendimiz anahtarları alıyor, o ailenin en yetkilisi, en etkilisi geliyor Allah Resulüne. Diyor ki sen de bilirsin ki İbrahim'den beri diyor, biz aile olarak, sülale olarak bu beyte hizmet ederiz. Ama damadın Ali diyor, geldi, bizden anahtarı aldı. Biz diyor bu hizmetin içerisinde, yani o Beytullah'a ve oraya gelen hacılara hizmet etmekte tabiri caizse, ordinevus olmuşlar.
Bunun ehliler, her şeyiyle. Ehli. Bu sefer peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri anahtarı o müşrik olmasına rağmen anahtarı ona veriyor. Anında ayet-i kerime geliyor. Emanetleri ehline vermeniz Allah'ın hoşuna gitti. O müşrik diyor ki, senin dininin diyor, hukuku bu mu? Evet diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Benim diyor, dinimin hukuku bu. Biz işi ehline veririz diyor. Biz işi ehline veririz. Senin dininin hukuku buysa, ben diyor senin dinine iman ettim diyor. O esnada iman ediyor. Bir ölçü daha. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'den Medine'ye hicret edeceği zaman, yolları en iyi bilen kimsenin önderliğinde yürüdü.
Onun mihman darlığında gitti. Bu müşrikti. Bakın bu müşrikti. O yüzden İslam işin ehline verilmesini emreder. Ehline. Ama ne yazık ki şimdi İslam hukuku ile hukuklanan, İslam adabı erkanına riayet eden, İslam'ın liyakat ölçülerine uyan, dünya üzerinde bir devlet sistemi yok. Ya da ben bilmiyorum. Olabilir. Ben yok biliyorum. Böyle olunca, orada bir kimsenin kendi hakkını koruması için, kendi hakkını savunması için, kendi hakkını alabilmesi için, bu tip araya adam katmalar, bu tip ondan sonra ne davranışlar, hatta rüşvet vermeler caiz oluyor. Bunları yapın demem.
ama çok zora kalırsanız, çok zora kalırsanız, yapmak zorunda kalırsanız, yapacak bir şeyiniz kalmıyor. Çünkü, yani benim üzerimde çok örnek var da, şimdi böyle konuşmak istemiyorum. Yani normalde 5 liraya, 10 liraya, 20 liraya, 50 liraya, 1000 liraya tenezzül edip, imza atmayan, amirler, memurlar, şefler, müdürler var. Senin hakkın olanı vermiyor. İmzalamıyor adam. Bildiğiniz imzalamıyor. Veyahut da sizden 5 lira, 10 lira, 20 lira, 50 lira istiyor, duruma göre, dava açacak yoksa diyor. Sen efelik yapıyorsun, açarsan aç, ben aklıyım diyorsun, cezayı yiyorsun. Bakın bir de işin bu tarafı var. Sen sonra uğraşıyorsun, Allah uğraşıyorsun, onu düzeltmek için.
Uğraşıyorsun, düzelmiyor. Sonra kendi kendine diyorsun ki, lan 100 milyar, istedikleri 100 milyardı, vereydim 100 milyarı da, bu iş böyle olmasaydı diyorsun. Sebep, çünkü o normalde, sen haklılığını, ispat edemiyorsun. Senin haklılığını görmüyor. Hiç kimse. Hele birisi, böyle bir, anlı şanlı bir kimse, ona hükmettiyse, bir karar verdiyse, hiç kimse de o kararı bozma yoluna da gitmiyor. Sen uğraşıyorsun boyuna yalnız. Didiniyorsun boyuna. O yüzden şimdi, öyle bu tip şeyleri de, bizatihi yaşadığından, birisi bir şey dediğinde, bir şey yaptığında, diyorum ki, aman kardeşim bana sorma, ne yapıyorsan yap. Sebep, çünkü olmuyor işi o kimsenin. Bakın olmuyor. Adam hani, bileğinin hakkıyla gelmek diyorlar ya, zor.
Bir de son dönem ne yaptılar? Adam, ne o? KPSS'den, KPSS'den kaç puan alırsa alsın, bir de ne diyorlar ona sözlü, mülakata girecek. mülakat ne demek biliyor musunuz? Söyleyeyim mi? Kimin torpili varsa o girecek. Kimin Ankara'da, dayısı, ağası, paşası, bir şeyisi varsa, milletvekili, ne bileyim işte, amiri, memuru, müdürü, o girecek. Mülakat varsa, bir işin içerisinde, affedersiniz, onda bir sıkıntı var. Bir hinlik var, bir hınzırlık var o işin içinde. Askeriye alacaksındır, hadi onu mülakata, spora katacaksındır. Ondan sonra, koşutturacaksındır, ne bileyim işte, takla attıracaksındır, tırmandıracaksındır. Kabul ederim. Adamı komonda yapacaksındır, adamı belli bir spor, sınavına katarsın, kabul ederim.
Ve adamı polis yapacaksındır, özel harekata katacaksındır, adamı bir spor, sınavına katarsın, kabul ederim bunu. E canım kardeşim ya, sen bildiğin memur alacaksın. Bu mülakat ne? Bu dönüyor geriye. E daha önce de vardı mülakat, ne soruyorlardı? Fethullah Gülen hakkında, ne düşünüyorsun? Muhterem hoca efendidir, severiz, sayarız, veyahut onların klişe sözleri var, geç mülakattan geçtin. Aynı soruyu gene soruyorlarmış şimdi. Muhterem Fethullah Gülen hakkında, ne düşünüyorsun? Vatan haini, namussuz, şerefsiz diyorsun, tak memur oluyorsun. Ulan bu nasıl bir şey? Bunu sınava giren anlatıyor, başka bir kimse değil.
Daha önce giren, muhterem hocamızdır, saygılarımızı, sevgilerimizi sunarız, Pensilvaya'ya selam olsun. E bunu hepsi de yaptı zaten, herkes yaptı. E aradan, bir yıl geçmedi, yine aynı soru. Ne düşünüyorsunuz? Vatan haini, namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, tamam memur oldu. E ne bu ya? Gülünçüz, gülünç.
Acı şeyler bunlar. Bu ülkede bunlar, gerçekten acı şeyler. Ya, KPSS'de birinci olan, kadın, öğretmen atanamıyor. Haberlerde vardı, birinci miydi? İlk bilmem, kaça girmiş. Atanamamış ya. Ne işte o mülakattan. Ya zulüm kimdense kimden ya. Zulüm zulüm zulümdür ya. Allah kahretsin zulmedenlere ya. Gerçekten artık 60 yaşındayım. Yani komedi yaşıyoruz ya. Hüzün komodisi yaşıyoruz ülkede. Bildiğiniz hüzün komodisi. Yani o kadar artık böyle seyrediyorum, söylenecek laf yok diyorum, dinliyorum.
Allah Allah diyorum ya. Adam ekonomiden konuşuyor, gözlerimin ışığına bakın diyor. Ulan bana rakam konuş. Ne yapayım gözünün ışığını ben senin? Allah'ım diyorum ya. Ekonomist, ekonomiden sorumlu devlet bakanı. Gözlerimdeki ışığa bakın. Cevabı verdiği cevap bu. Ya 60 yaşındayım. Tecrübem, aklım, fikrim, düşüncem, ayet bilgim, hadis bilgim, fıkıh bilgim, siyaset bilgim. Al, kenara koy ya. Ya bu laftan sonra al, kenara koy. Kendi kendime diyorum, Allah'ım diyorum ya. Bunları da görecekmişim Mustafa Ezba diyor. Ya sokaktan geçen adamı götürsen, maliye bakanısın sen desen, adam utancından, kafasını kaldıramaz. Bu işleri ben nasıl yapacağım diye. Ona nasıl yapacaksın, bir şey söyle diyorlar.
O diyor ki, gözlerimin ışıltısı size bir şey söylemiyor mu? Ulan bunu biz söylesek, tefe koyarlar bizi. Soru sormayın, gözlerimin ışıltısına bakın. Bütün sorularınızın cevabı, gözlerimin ışıltısında. Toplamışsınız buraya, bunca da soru sormuşsunuz. Beyhuda, hepsine verilecek olan tek cevap var. Gözlerimdeki ışığa bakın. Gözlerimdeki ışıltı, sizin sorularınızın hepsine de cevap verir. Aha Türkiye bu. Ama bu. Ya adam şeyhe gidiyor. Diyorum soruyorum. Soru soruyorsunuz mu? Soru sormak yasak diyor. Diyorum sohbet ediyor musunuz? Size bir şey sohbet ediyor mu? O da yasak diyor.
Senin birader söylüyordu. En büyük. Onun bir arkadaşı gitmişler, bir şeyhe. O şimdi Erzurum şivesiyle bana söylüyor. Demiş ne yapıyorsunuz? Diyormuş ki, mübare bakirem, bakirem, bakirem, feyiz alirem demiş. Ha mübare demiş, o da baki, baki, baki, hani bize baki, yani o baki, o bakire, o bakiyor, feyiz alıyorlar birbirlerinden.
Sohbet yok. Soru yok. Bakın soru var mı? Yok. Sohbet var mı? Yok. Ama birbirlerine bakıyorlar, bakıyorlar, feyiz alıyorlar. Şimdi, dergahların, tarikatların, cemaatlerin durumu bu olunca, öbürkü de bakan olmuş, o da diyor ki, sizin sorduğunuz sorulara, gözlerimin ışıltısına bakın. Ha tamam ya, biz de ahmakız ya zaten. Hazırız, gözlerinin ışıltısına kurban olduk. Meftun oldum gözlerinin ışıltısına. bir baktın, arkana peşine düştüm gittim ben. Öyle gözleri var. Yani, bu hale gelmişiz. Bakın, bu hale gelmişiz. O yüzden, Allah cümlemizi affetsin. Cümlemizi en hayırlı yöne çevirsin. İslam dünyasına, Kur'an, sünnet şuuru versin.
İslam dünyasına, Kur'an ve sünnet sevgisi versin. İslam dünyasına, Kur'an ve sünneti, sımsıkı sarılmayı nasip eylesin. Kıymetli kardeşler, her zaman bunu söyleyeceğim, yine söyleyeceğim. Yani, her hafta buraya geldiğimde, belki de defalarca bunu söyleyeceğim. hakkınızı helal edin. Yani, insanlar, Kur'an'dan, sünnetten, çok affedersiniz, yangından kaçar gibi kaçıyorlar. Kur'an'dan, sünnetten, zikirden, yangından kaçar gibi kaçıyorlar. Bir yer, Kur'an ve sünnette sıkı duruyorsa, Kur'an ve sünnette mukim duruyorsa, oradan yangından kaçar gibi kaçıyorlar. biz belki de bu halimizde, hani biraz da dilimiz sivri ya, eğilmiyoruz ya biraz da, dilimizi de eğip bükemiyoruz ya, kıramıyorlar ya belimizi, yani böyle uğraşıyorlar ama olmuyor.
Belki de bu halimizde, biz belki de az olacağız ama, Allah'ın huzuruna çıktığımızda, verilmeyecek hesabımız olmayacak. O yüzden, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın. Kur'an ve sünnete uyun, haramlardan uzak durun. Dinde belli olan, esas olan haramlardır. Haramlardan uzak durun. Dinde esas olan, belli olan ibadetler de bellidir. Farz ibadetler bellidir. Nafile ibadetler bellidir. Bakın bellidir bunlar. Bunlar oturmuş, yerleşmiştir. Siz yeni bir nafile ibadet, ibadet icat edemezsiniz. Siz yeni bir farz, ibadet icat edemezsiniz. Siz yeni bir din veya dinin hükmü getiremezsiniz. Haramlar belli.
Haramı arttıramazsınız, haramı eksiltemezsiniz de. Din bu konuda başını bağlamış bunun. Haram belli, sen artı bir haram edemezsin. Farzlar belli, sen artı bir farzla yapamazsın. Dini bu minval üzerinde inanıp, bu minval üzerinde yaşamaya devam edeceğiz. Ve bunu tebliğ edeceğiz arkadaşlara, kardeşlere, etrafımıza. Bakın bunu tebliğ edeceğiz. Bu bizim hani Kur'an ve sünneti yaşamayan veyahut da laf atanlara gerekli olan cevap bu. Çok basit. Kur'an ve sünnete uymayan bir yerimizi getirin, biz orayı düzeltelim. Bu kadar. Hem birey bazında, hem de topluluk bazında. Ama gerçekten bu tespitimde, Allah beni yanıltmasın, gün geçtikçe, geçmiş günleri arar hale geldik.
Çünkü insanlar, yangından kaçarcasına, Kur'an ve sünnetten, Kur'an ve sünnetin doğrularından, sufiliğin, Kur'an ve sünnete uygun esaslarından, kaçıyorlar. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden, Cenab-ı Hak, ne tarafa doğru döndürürse, bütün ümmeti Muhammed'i o tarafa döndürecek. Rabbim cümlemizi hayra dönen, hayra döndüren kullarından eylesin. Amin. Önzubillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fâlemennehu, leyle ilallah il il El Fatiha'ma selamatı Allah'ım.
Amin. Ejmen. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi