Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 18.11.2021
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Kasım 2021 · 47:09
Bismillahirrahmanirrahim. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi hakkı, hak bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, cihad eden kullarından eylesin. Batılı, batıl bilip, batılla mücadele eden, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim ümmet-i Muhammed'i ve bizleri Kur'an ve sünnet-i sene sımsık yapışanlardan eylesin. Yaşayıp yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Ecmain inşâAllah. Bir küçük bir şey kaldığımız yerden devam edeyim diye düşündüm. 73. hadiste kalmışız herhalde bu hadislerle tasavvuf kitabının perşembe derslerinde oradan devam ediyorum inşâAllah.
Es-Sâb bin Cessâme'den naklediliyor. Sâb radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Eyba ve Veddanya, Veddanda iken vahşi bir eşek hediye etti. Fakat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona geri verdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yüzünün renginin değiştiğini görünce ona şöyle dedi. İhramlı olmasaydık onu sana iade etmezdik. Tabi bazı hadis-i şerhler var. Onların birkaç tanesini de aldım. Hediyeleşmekle alakalı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hediyeleşmeyi çok önem serdi. Hem çaylarınızı da için bu arada sıkıntı yok. Hediyeleşmeyi çok önem serdi. Hatta hediyeleşmeyi reddedene hediyeye muhtaç kalırsın diyordu.
O yüzden hediyeleşen ki muhabbetiniz, sevginiz alsın. Teberani hediye dostluğu artırır, kırgınlığı giderir. Ebi Nuhaym istemeden verileni alın. O Allah-u Teala'nın gönderdiği rızıktır. Bey hakim. Hediye verene siz de hediye verin. Eğer verecek bir şey bulamazsanız onun için dua edin ki hediye karşılıksız kalmasın. Ne sahip gibi daha birçok hadis-i şerif var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müminlerin arasında hediyeleşmeyi önem sermiş ve hediyeleşmeyi teşvik etmiş. Kendisi de çok çok hediye vermiş. Kendisine de bir hediye getirdiklerini de hediyeyi de kabul etmiş. O istemeden verileni alın dediği hadis-i şerif daha uzunu var. Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'tan ona bir hediye gönderiyor.
Elbise gönderiyor. O da elbiseye diyor ki Ya Resulallah geri gönderiyor. Diyor ki benim buna ihtiyacım yok. O da diyor ki istemeden sana bir şey gönderilirse bu Allah'ın lütudur, ikramıdır. Kullanabileceksen bir ihtiyacın varsa al, kullan, ye, iç. Ama yok ihtiyacın yoksa ihtiyacı olan bir kimseye ver diyor. Böylece Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ümmetin içerisinde hediyeleşmeyi öne çıkarıyor ve hediyeleşiyor da. Ama bu hadis-i şerifte sahabenin birisi bir yaban bir eşek getiriyor. Bu yaban eşekler malum genelde o bölgede ve Afrika'da fazladır. Zebra olarak geçiyor ya bu yaban eşektir. Hani Hayber'in fetih zamanında, Hayber savaşında yasaklanan ehil eşektir. Sahabeler normalde Hayber kalesinin dışında kalan işte Yahudilerin eşeklerini kesip yemeye başlıyorlar.
Açlık var, yokluk var, sıkıntı var. Öyle olunca Yahudilerden birkaç kişi geliyor. Diyorlar ki ya Muhammed bizim eşeklerimizi yiyor kavmin ondan sonra gibisinden söyleyince. Onlara diyor ki yaban eşek etinin yenilmesini pardon ehil eşek etinin yenilmesini o zaman yasaklıyor. Ehil eşek etinin yenilmesini. Tabi o aynı hadis-i şerifte iki kardeşin aynı nikahda toplanılmasını da yasaklıyor.
Aynı hadis-i şerifte. Diyor ki bu sonra bazı rivayetlerde öyle aynı hadis-i şerifte öyle bir zaman gelecek ki hani bu benim yasakladığım şeyleri ortadan kaldıracaklar bacak bacak üstüne atmış sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı vardır diyenler çıkacak diyor ahir zamanda. Yani sünnetleri reddedecekler. Sünnetleri bu noktada itibar etmeyecekler. O sünneti itibar etmezseniz tabi iki kız kardeşi bir nikahda toplacağınız veyahut da teyzesiyle yeğenini halasıyla yeğenini yani veyahut da işte yaban eşek eti değil ehil eşek eti de yiyeceksiniz. Ehil at da yiyeceksiniz buradan hareket ederekten. Hoş şimdi eşek etine de at etine de muhtaç kalacaksınız. İşin bu tarafı var.
Ne onu yapma et çıkıyor şimdi. Neydi o etin adı? Yapay et çıkıyor şimdi. Yapay et yiyeceksiniz böyle giderse ondan sonra. Yani normalde tabi hayvanların dışkısı ozonu zehirliyor ya dünyayı zehirliyor. Yani fabrikalar, o kadar uçaklar, o kadar denizlerin üzerinde yüzdürülen gemiler, savaşlar, atom bombaları, nükleer bombalar, nükleer denemeler, nükleer yakıtla çalışan işte uçaklar, gemiler. Bunlar haveyi kirletmiyor hiç. Devasa fabrikalar kuruyorlar. Bunlar haveyi kirletmiyor. İnekler kahrolmasın. O inekler, o büyükbaşlar haveyi kirletiyor. Yani biz de inanıyoruz buna. İşin en güzel tarafı da bu. Her ne kadar bizim kasap sayıda oradan kıs kıs gülse de biz de inanıyoruz buna. Yani çünkü böyle evet büyükbaşların komple katledilmesi lazım.
Küçükbaşların da katledilmesi lazım. Yapay eti başımıza tac etmemiz lazım. O kocaman, devasa İsrail ortaklığı, Yahudi ortaklığı şirketlerin zengin olması lazım. Yani siz öyle sağlıklı et üretebilecek toplumlardan değilsiniz. Siz paryasınız, siz kölesiniz. Bu neoliberal ekonomik sisteme göre sizler sadece ve sadece çok özür dilerim. Çok özür dilerim. Hayvanlar gibi önünüze ne konulursa yiyecek tiplerdensiniz. Öyle akletmeye, öyle düşünmeye, öyle işte alternatifler üretmeye sakın yeltelenmeyin. O yüzden neoliberal ekonomi, neoliberal kültür, neoliberal ahlak, neoliberal din bunların hepsine de tabi olacaksınız. Böylece de siz ondan sonra yine de Müslümanlığı kimseye bırakmayacaksınız ama.
Evet. Bir Yasin-i Şerif'ten bir sayfa okuyacaksınız. En güzel Müslüman siz olacaksınız. Kafanıza bir tane beyaz takke, herhangi bir camide veya bir şehit cenazesinde bir böyle aşırı okuyacaksınız. En iyi Müslüman siz olacaksınız. Hiç sıkıntı değil. Şimdi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ehil bu yaban eşeği reddediyor. Şimdi buradaki yaban eşeği reddedince, sahabenin yüzü düşüyor. Yani hediyeleşmeyi bu kadar öne süren, hediyeleşmeyi bu kadar çok ümmetin içerisinde hakim olmasını işlemesini isteyen bir peygamber, yaban eşek etini, yaban eşeği reddetti. Reddetmesinden dolayı yüzü düşünce, sahabenin diyor ki, ihramda olmasaydım kabul ederdim.
Demek ki ihramda. İhramdaken, normalde bir kimsenin eşeği kesmesi mümkün mü? Değil. O zaman bütün sahabe ihramla, ihramlı olunca, eşeği kesmeleri mümkün değil, bir hayvan kesmeleri mümkün değil. Veyahut da onu avlamaları da mümkün değil. E şimdi sahabe kesip getirse, bu sefer de diyecek ki, ihramlıyken sen mi avlandın? Böyle olunca, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. hediyeyi kabul etmemenin sebebini orta yere koymuş oluyor. Demek ki bir şeyi yapamıyorsa bir kimse, veya yapmıyorsa, karşı taraf üzülmesin, incilmesin, kırılmasın diye, ince bir ahlak ile, ona ne için kabul etmediğini, ne için onu reddettiğini, anlatması lazım, söylemesi lazım.
bu konuda onu bilgilendirmesi lazım. Kabul etmeyişini bilgilendirmesi lazım ki, karşıdaki kimse, benim hediyemi niçin kabul edilmedi, yok ben haram mı yedim, yok benim işte kazancıma haram mı bulaştı, şu mu bulaştı, bu mu bulaştı diye, ne yapsın, o şeke, şüpheye düşmesin. Bir şey daha var burada, bu son dönem oluşmaya başladı, insanlar bir hediye veriyor, bir şey veriyor, hatta bununla alakalı, bir aile gündeme oturdu, düğünde gitmiş birisi, bir küçük altın takmış, onun düğününe, kendi düğününde, neden sen o küçük altın takmadın diye,
mahkemeye vermiş. Yani onu da haberlerde okudum ben. İşte bazı yerlerde, mesela kim ne getirdi yazıyorlar, kime ne götürdü yazıyor o kimse, hani düğünde, sünnette, orada, burada, sonra kendisi bir şey yaparken listeyi çıkarıyor o. Yani ben ona şunu yaptıydım, o da bunu bana yapması lazım diye. Hediye, karşılıksız olan bir şeydir. Evet, hediyeleşmek sünnettir, ama karşıdaki kimse, sizin yapmış olduğunuz hediyeye cevap verebilecek güçte mi, değil mi? Bu bilinmeyen bir şey. Eğer senin hediyene karşılık verebilecek noktadaysa, eyvallah karşılık versin, ayniyle veya misliyle. Önemli değil. Ama ve lakin, hediye ettiğiniz yerden bir şey beklemek, bu hediyeleşme adabının dışında.
Böyle bir İslam ahlakı yok. Yani o kimseye siz bir şey hediye ettiniz, karşıdan da bir şey bekliyorsunuz. Bu yok İslam adabında. Bir de ne var? Hediyeyi geri istemek var. Bir de işin en ilginç noktası da bu. Yani siz birisine bir şey hediye etmişsiniz. Sonra canınız sıkılınca, moraliniz bozulunca, aranızda problem olunca, o hediyeyi geri istiyor o kimse. Veyahut da o yardım yapmış, bir şey yapmış, bir şeyi infak etmiş ona. İnfak ettiği şeyi tekrar geri istiyor. Allah muhafaza eylesin. Bu işin daha rezilce tarafı. Çünkü hadis-i şerifte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, verdiği hediyeyi geri isteyen, kusmuğunu yalayan, kusmuğunu yiyen köpek gibidir diyor.
Çünkü sahabeden bir kimse geliyor, diyor ki, Ya Resulallah filanca, bana diyor, harçlık için bir para vermişti, bir şey hediye etmişti. Şimdi onu benden geri istiyor diyor. O da ona diyor ki, vermiş olduğu hediyeyi geri isteyen, kusmuğunu yalayan köpek gibidir. Yine başka bir olay daha var. Yine böyle bir sahabenin arasında, böyle bir hadise oluyor. O geriye isteyene diyor ki, tükür yere tükürüyor o. Yere tükürdükten sonra ona diyor ki, şimdi bunu geri yala. Sahabe diyor ki, Ya Resulallah bu geri yalanır mı? İşte diyor, verdiği hediyeyi geri isteyen, kusmuğunu yalayan köpek gibidir diyor ona da. Ha demek ki, hediyeleşmek sünnet, ama normalde bir kimse hediyeyi kabul etmiyorsa, bunun makul bir sebebi olacak.
Sebebini söyleyecek ve, hediyesini geri isteyen kimse de ne olmuş oldu? Kusmuğunu yalayan köpek gibi oldu. Veya hatta, hediyeyle alakalı bir şey yapan, hediyeyle alakalı bir şey yapılandan, bir şey umması, işin daha sıkıntılı tarafı. Allah muhafaza eylesin. Hediyeleşmenin herhangi bir karşılığı olmamalı. Ve hediye, bir şey hediye ettiğimiz kimseden, bir şey beklememeliyiz.
Veya birisine bir yardımcı oldunuz, birisine bir destek oldunuz, birisinin elinden tuttunuz, birisine bir iyilikte vesile oldunuz, bir şey yaptınız yani, bir şey oldu, sizin o konuda bir faydanız oldu. Bunu Allah'ın bir lütfu, bir ikramı olarak görün, karşıdan bir tevazudur, duadır, karşıdan bir minnettir, minnettir, beklemeyin. Beklerseniz, o zaman o yaptığınız Allah için, yapmış olduğunuz bir ibadetin, karşılığını o kimseden istiyorsunuz, Allah'tan değil. Allah için olmadı o. Allah muhafaza eylesin. O zaman bütün her ne yapıyorsak, Allah için yapacağız. Bu normalde, diyeceksiniz ki, bizi bağlayan ne?
Tekkelerde, tarikatlarda, bizim gibi topluluklarda, bir kimse bir hizmet yapıyorsa, oradakilerin kendisini, kendisini tartif etmesini, alkışlamasını, ne bileyim, oradakilerin kendisini yüceltmesini, beklemesi, oradaki iyi niyeti, samimiyeti, ve oradaki o ibadet aşkını, Allah için olmayı ortadan kaldırıyor. Yani normalde bu, belki de diyeceksiniz ki, biz bu noktaya mı geldik? Biz bu noktayı da, göz ardı etmememiz lazım. Birimiz bir çay, bir bardak çay dağıtıyorsa, örneğin, yani çayı dağıtmanın karşılığı, bizim ona minnet etmemiz olmamalı. Veyahut da o çayı bize dağıtırken, anı ben çay dağıtıyorum deyip de, tepeden dağıtmamalı. Veyah bir kimse, dergâhta, herhangi bir, hizmette bulundu, bir şey yaptı, bunun karşılığında, işte, ilgilenilmesi, ona temanna edilmesi, onun önünde eğilmesi, ona farklı muamelede bulunulması, ona değişik bir şekilde, değişik bir kimseymiş gibi davranılmasını istemesi,
onun iyiliğini, onun hayırını, onun hasenatını, onun Allah için olmasını alıp götürüyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, sufi, her ne yapıyorsa, Allah için yapandır. Hediyeyi verirken de Allah için hediyeyi verir, alırken de Allah için alır. O yüzden, hediyeye tepeden bakmak, hediyeyi kabul etmemek, hediyeyi küçük görmek, bu da normalde o kimsenin iyi niyetini, veyahut da o kimsenin, meseleye bakış açısını bozar.
biz ne hediyeye karşı kibirleniriz, ne de hediye verene karşı kibirleniriz. Çünkü, hediyeye de kibirlenmek, Allah muhafaza eylesin, Allah'tan gelen lütfa, ikrama karşı kibirdir ki, Allah'a kibirdir. Çünkü, iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. O zaman bize gelen hediye, Rabbimizden geliyordur. Vesile, Ahmet'tir, Mehmet'tir, Ali'dir, Hüseyin'dir, Hasan'dır, Ayşe'dir, Fatma'dır, Hatice'dir. Önemli değil burada ismi. Ama o hediye, Allah'tan gelen sana bir lütuftur. O yüzden senin ona karşı kibirlilik yapman, onu beğenmemen, onu istememen, onu reddetmen, bu hadisede Allah'a karşı senin bu davranışın.
Sen Allah'a karşı kibirlilik yaptın. Allah muhafaza eylesin. Bu da işin ayrı bir veçesi. O zaman bize hediye veren bir kimseye, biz kalkıp da, hor görmeyiz, hediyeyi de hor görmeyiz. Bize yardımcı olmaya çalışan bir kimseye, yardımını da hor görmeyiz, onu da hor görmeyiz. İhtiyacımız yoksa, ihtiyacı olan bir kimseye devrederiz. Ona doğru göndeririz, ona teşekkür ederiz, Allah'a hamd ederiz. Bu konuda kibirlilik yok. Aha şimdi işin geldik bir tarafını da. Hediye herkes kabul edecek mi? Hayır. Devlet kurumunda çalışanlar, devlet kurumunda çalışanlar, bir makamı, bir mevkiye sahip olanlar, müdürler, şefler, memurlar, hiç tanımadıkları, ama devlet dairesinde işleri olduğu için, birilerinden hediye alıyorsa, onlar bu manada rüşvet yiyorlar.
Darül Harp'te vardır, yoktur, bu hukuku farklıdır, bu ayrı bir mesele. Çünkü Darül Harp, onu da parantez içerisinde açayım. Darül Harp'te, sen hakkın olan bir şey alamıyorsan, Darül Harp'te, harbine, harbine rüşvet vermeyi uygun görmüş, İslam hukuku. Bu senin hakkın ama, bununla alakalı mesela işte, o bölgeyi tarif ediliyor, Kuveyt tarafında, Bahreyn tarafında, bir sahabenin mallarına el koyuyor, oranın zalim bir, firavun, gattar bir kralı, sahabenin mallarına el koyunca, sahabe mallarını alabilmek için, oradaki tabiri caizse,
bugünkü işte hakime, polis müdürü, bilmem nesi, valisi, onlara rüşvet vererekten, malını kurtarıyor. Ve Medine-i Münevvere'ye geldiğinde, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Hz. Hz'ne, bu nakledildiğinde, o bunu yasaklamıyor. Bunun gibi, işte çocuğunu kurtarmak için, kızını kurtarmak için, değişik olaylar var. Buradan hareket ederekten, ehli ulema, bilhassa, Hanefiler, bir kimsenin canını kurtarma, malını kurtarma, ne bileyim işte, hakkı olan bir şeye, hakkına kavuşabilme, hakkını elde edebilme için, Darül Harp'te, rüşveti caiz görmüşler. Harbine karşı rüşveti caiz görmüşler. Bunu böyle açık açık söylüyorum, gidip de devlet dairelerinde, rüşvet dağıtın diye diyeyim.
Şimdi bir de, ama, şunu söyleyeyim, normalde bunlar yaşanıyor mu? Ne yazık ki yaşanıyor. Bir imza atmakla, mükellef olan bir kimse, bugün git, yarın gel, ertesi gün git, öbürsü gün gel, onun bir eksiklik var mı? Bir eksiklik yok. E imzala, ondan sonra, bakamadım vaktim yoktu, bakamadım vaktim yoktu. Bunu yapıyorlar mı? Evet. bu böyle en şiddetli bir şekilde devam ediyor mu? Evet. Adalet mekanizmasında olsun, belediyelerde olsun, resmi kurum ve kurulaşlarda olsun, bu böyle çok ağır bir şekilde yaşanıyor mu? Evet. Yani, bana gelen duyumlar, bana gelen haberler, bana gelen arkadaşların, kardeşlerin anlattıkları, hiç iç açıcı değil.
hiç iç açıcı değil. Yani, o ihalelerde olanlar, bitenler, olmayacak olan işlerin olması, ne bileyim işte, ruhsatlarda olanlar, bitenler, bunları normalde, alt alta, üst üste koyduğumda, Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak, hepsinin şerlerinden, bütün Ümmet-i Muhammed'i korusun. Bu çok sıkıntılı bir nokta. Ve bu hediye adı altında, rüşvet, kol geziyor. Şimdi, bir kimse, bir amir, memur olmadan, arkadaşıdır, birbiriyle hediyeleşmesi, caiz midir? Evet. Adam müdür oldu diye, ona hediye vermiş, daha öncesinden tanışıyorlar. Tanıştığı için, ona bir hediye vermiş olsa, sıkıntı mı? Değil. Bunda bir problem yok.
Ama tanımadığı, bilmediği, bir işi var vatandaşın oraya, gelmiş orada, bir işini görmek istiyor. Ama orada çekmece açık, bütün herkese de duyurulmuş, oraya muhakkak bir beş bin lira atacaksın, üç bin lira atacaksın, adamın makamına, mevkisine göre, yoksa imza çalışmıyor. Bir de bu hediye değil, bu direkt rüşvet oluyor. Bakın, Darül Hart'te rüşvet vermeye cevaz vermişler. Almaya değil, vermeye cevaz vermişler. hakkını alabilmen için, bakın, hakkını alabilmen için, almaya değil, bir Müslüman, bir mümin, bunu yapamaz. Bu da işin başka tarafı.
Harbinden yapar mı? Evet. Bu da ayrı bir çıkış noktası. Şimdi, böyle olunca, bu caiz değil. Bunlar o yüzden, devlet kademelerinde çalışan, belediyelerde, kamuda çalışanlar, orada amir, memur, neyse ne, oradakiler normalde böyle bir şeye tevessül ediyorlarsa, haram işliyorlar. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem azad-ı, bu konuda, yetkililerin aldığı hediyeler, ganimetten aşırmak, yani kamu malını zimmetine geçirmek gibidir buyurdu, bey haki.
Yine malum ya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, zekat memuru gönderiyor, bir yerden zekat toplatmak için. O zekat toplamaya gittiği yerlerden, kendine de mal topluyor. Bu devletin zekat, bu benim, bu devletin bu zekat, bu benim, bana hediye verdiler deyince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, öyle hiddetleniyor, öyle hiddetleniyor, sahabe diyor ki, damarları patlayacak gibi oldu. Bütün boynundaki ve alnındaki, hızla hutbeye çıktı, size ne oluyor o dedi dedi. Size ne oluyor? He dedi Allah'a yemin olsun ki, hani bu kimse, onların hiçbirisini tanımıyordu, bu vazifeyle tanıdı. Bu dedi, haram işliyor gibisinden. O yüzden, bu ölçü bize yeterli. Ha diyeceksiniz ki, ya bu zamanda bir ölçü mü kaldı, bu ayrı bir mesele.
önemli olan, en sıkıntılı zamanda, en problemli zamanda, en dar zamanda, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışabilmektir. İnsanların yaşayamayıp, dağıldığı bir zamanda, insanların Kur'an ve sünneti terk ettiği, edebi, adabı terk ettiği, o istikametini terk ettiği, yalpaladığı, şaşırdığı, karanlığın içerisine gömüldüğü, günah kebari'nin içerisine gömüldüğü, bir zamanda, bir kimsenin, eğilmeden, bükülmeden, dimdik, Kur'an ve sünneti, yaşaması kadar, büyük bir cihat yoktur.
Herkesin eğilip büküldüğü, hani meşhur bir laf var ya, nokta kadar, menfaat için, virgül gibi, eğilme diye, herkesin eğilip büküldüğü, bir zamanda, bu çok korkunç bir şey, bakın bu çok korkunç bir şey, bu büyük bir vahşet, bu büyük bir vahşet, herkesin eğilip büküldüğü, ve eğilmesine, bükülmesine, kendince, uyduruktan fetvalar uydurdu, eğilmesine, bükülmesine, kendince, haklı göstermeye çalıştığı, eğilmesine, bükülmesine, kendince, mecbur göstermeye çalıştığı, bir zamanda, yiğitçe, delikanlıca, mümince, Kur'an ve sünnete,
sımsıkı yapışıp, onun yaşama ve yaşatma, mücadelesini vermek, en büyük cihatlerden, bence, en önemlisi, en önemlisi, herkesin dağıldığı yerde, dağılmamak, en büyük cihattır, herkesin büküldüğü yerde, bükülmemek, en büyük cihattır, herkesin, sünnet-i seniyeden, saptığı bir zamanda, sünnet-i seniyye, sımsık yapışmak, en büyük cihattır, han diyor ya, ahir zamanda, kim benim sünnetimi işlerse, var ya, ona yüz şehit sevabı verilir, evet, o zamanı yaşıyoruz şu anda, bu bir taraftan müjde, nasıl müjde, bir taraftan, herkesin dağıldığı bir zamanda,
siz, Kur'an ve sünnete, sımsık yapışıyorsunuz, o yüzden müjde, herkes, hadisleri inkar ederken, hadisleri inkar ederken, sünnet-i seniyye ile alay ederken, ve sünnet-i seniyye tabi olanları, hor hakir görürken, bugün Türkiye'de yaşananlar bunlar, bugün Türkiye'de yaşananlar bunlar, sünnet-i seniyye hor hakir gördükleri gibi, sünnet-i seniyye yaşayanları da hor hakir görüyorlar, bunu bir de Müslümanım diyenler yapıyor, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar, sizin Buhari kitabınızda yazıyordur bu, siz ona bakıyorsunuz yani,
Ebu Hureyye yalancı diyen, İmam Buhariye en büyük yalancı diyen, bunlar Türkiye'de yaşanıyor arkadaşlar, başka bir yerde değil, Allah'ı zikredenlerle alay edilirken, bunlar Türkiye'de yaşanıyor, ve Allah'ı zikredenler, tuğ kaka ilan edilirken, Türkiye'de yaşanıyor bunlar, bir kimsenin sünnet-i seniyye sahip çıkıp, sünnet-i seniyye işlemesi, yaşaması, sünnet-i seniyye yaşatma mücadelesi vermesi, yüz şey sevabı, bu yüzden, bu yüzden, yoksa işte dişleri misvaklamak değil problem, sünnet-i seniyye mücadelesi vermektir sıkıntı olan,
senin diş misvaklamanı camide kimse karışmaz, kimse karışmaz, ama belli platformlarda sen, diş misvaklamayı savunmaya kalkarsan, ve onu anlatırsan, ve onun mücadelesini verirsen, işte en büyük cihat bu, evinizde, çocuklarınızın yanında, eşinizin yanında, akrabalarınızın yanında, çalıştığınız iş yerlerinde, bulunduğunuz mekanlarda, sünnet-i seniyye mücadelesi vermek, hadis-i şeriflere sahip çıkıp, hadis-i şeriflere savunmak, yemin ediyorum, bunu yeminle söylüyorum, en büyük cihatlardan birisi, Bedir'deki sahabenin böyle bir derdi yoktu,
Bedir'si ashabı, hurmalıklarıyla imtihan oldu, ve canıyla imtihan oldu, küçümsemiyorum, veya sahabe canıyla imtihan oldu, malıyla imtihan oldu, sakın ha küçümsemiyorum, böyle bir şey anlaşılmasın, ama bugün, İslam dünyası, İslam dünyası, her gün Bedir yaşıyor, daha ağırını yaşıyor, şu manadan daha ağır yaşıyor, Kur'an ve sünnet dedikçe, İslam dünyasında, Kur'an ve sünnet dedikçe, etrafındaki Müslüman görünümünü, münafıklar, mürtedler, müşrikler tarafından, en büyük sıkıntıya maruz kalıyorlar, en büyük, zaten cihat bu,
düşman karşında olmuş olsa, onunla mücadele edersin, bu dersin ki gavur, ama öyle değil, şimdi ahir zaman, şimdi sendenmiş gibi görünenlerle, sıkıntı yaşıyorsun, çünkü sendenmiş gibi görünüyor, o hadis-i şerif yaşanıyor, hani onlar sizinle beraber, namaz kılarlar, onlar sizinle beraber, Kur'an okurlar, ama okudukları, Kur'an boğazlarından aşağı geçmez, onların namazları, seninle beraber kılıyor çünkü, seni aldatmak için kılıyor, seninle beraber öğlen namaz kılıyor, seni aldatmak için kılıyor, ikindi yok, akşam yok,
yası yok, sabah yok, ama o esnada, topluluğun içerisinde, sendenmiş görünmek için, namaz kılıyor, işte onun namazı yüzüne, paçavra gibi atılacak, ayeti kerimede diyor ya, onların yüzlerine, paçavra gibi atıveririz, neden, o çünkü, seni aldatmak için kıldı namazı, seni kandırmak için kıldı, sendenmiş gibi görünmek için kıldı, o normalde sendenmiş göründü çünkü, aldattı seni, Allah muhafaza eylesin, o yüzden bu zamanda, en büyük, en büyük cihatlardan birisi, hadis-i şeriflere sahip çıkıp, hadis-i şeriflerin mücadelesini vermek,
sünnet-i seneye sahip çıkıp, sünnet-i seneye yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek, Rabbim bizi onlardan eylesin inşallah, bunları böyle ben söylüyorum, devamlı anlatıyorum ya, hadis-i şeriflerle, bazen bizim kardeşlerimiz de bu kadar anlatmasına gerek var mı, diye söylüyorlarmış, arkadaşlar, ben hadis-i şerifleri, Kur'an ve sünneti son nefesime kadar savunacağım, bundan rahatsız olan kardeş varsa, orada burada laf üretmesin, gelsin helallasın, dersini alsın, gitsin, söylemlerimizden, yolumuzdan, izimizden, gittiğimiz istikametten,
rahatsızlık olan, yiğitçe gelsin, dersini alsın, helallasın, gitsin, ben, ne başıma gelirse gelsin, ne örerlerse, örmeye çalışsınlar başıma, ben Kur'an ve sünnet mücadeleme devam edeceğim, lime lime etimi kesseler, benim etrafımda hiç kimse kalmasa, hiç kimse kalmasa, ben yine buraya geleceğim, burada yine hadis kitabını açacağım, tek başıma da olsam, bir tane hadis okuyacağım, kendimce, kendine anladığımı, kendime şerh edeceğim, gideceğim, bunu böyle açık açık söylüyorum, bütün arkadaşlara söylüyorum, arkadaşlar,
bizim hatalarımız, kusurlarımız muhakkak vardır, hatasız, kusursuz değiliz, eksiksiz, noksansız değiliz, günahsız değiliz, böyle bir derdimiz yok bizim, benim hiç böyle bir derdim yok, ben kendi nefsim için söyleyeyim, günah da işlerim, hata da yaparım, kusur da yaparım, yörümüm bozuk benim, uygun adım da gitmediğim olur, yörümüm bozuk, şimdi, Yusuf Hoca daha iyi bilir, yörümüm bozuk develer vardır, herkes sağ atacak zanneder, sol atar o, herkes sağcı zanneder, soldan girer, solcu zanneder, sağdan girer, karşıdaki ne yapacağını şaşırır,
onlar biraz da inatçı olur böyle, ne sahaya girmek bilirler, ne de çıkmak bilirler, benimki de atarak, biraz benim yörümüm bozuk, o yüzden bütün arkadaşlara söylüyorum, arkadaşlar ben bu kadarım, ben buyum, benim derdim Kur'an ve sünnet, benim derdim vatan ve millet, kimsenin parası, pulu, makamı, mevkisi beni ilgilendirmiyor, kimsenin karısı, kızı, çoluğu, çocuğu, beni ilgilendirmiyor, hiç kimsenin hiçbir şeyinde, zerrece gözüm yok, gözü olanın, kendi nefsime gözü çıksın, o yüzden bir derdim yok, derdim Kur'an, sünnet,
vatan, millet demişim, yola çıkmışım, yangını görmüşüz, 15 yaşından beri, yangın var demişiz, 15 yaşından beri, biz sahadayız, bil fiil, sahadayız 15 yaşından beri, hatta daha küçüktür de, 15'liyim ben, bizim ülkücülüğümüz de oydu, vatan, milletti, dini yaşamıyorduk, dini savunuyorduk o zaman için, dini yaşamıyorduk, dini savunuyorduk, yıllar geçti, yaş oldu 60, bizim bizde, bu konuda bir değişik yok, istikamet bozukluğu yok, bizim için her şey, vatan, millet, Kur'an, sünnet, o yüzden, böyle bir yerlerde, konuşup da,
benim kulağıma gelecek şekilde, duyacağım şekilde, konuşmanıza gerek yok, ben 50 yıldan beri, 45 yıldan beri, Yiğitçe yaşamayı öğretiyorum insanlara, öğretebildiğim yere kadar, Yiğitçe olun, delikanlıcı olun, yedin, yedin, içtin, içtin, söyledin, söyledin, önemli değil, çokluk azlık benim için, ben çokluğa koşanlardan değilim, çok, cemaat olsun, böyle bir derdim yok benim, hiç olmadı, ben Yiğitçe olsun herkes, dini de Yiğitçe yaşasın, Yiğitçe yaşasın, zorluğu görüp, kıypıtırıp gidecekse, zenginliği görüp, kıypıtırıp gidecekse,
hatunu veya adamı görüp, kıypıtırıp gidecekse, çocuğunu görüp, kıypıtırıp gidecekse, zoru görüp, kıypıtırıp gidecekse, karakolu görüp, kıypıtırıp gidecekse, polisi, jandarmaya görüp, kıypıtırıp gidecekse, şimdiden gitsin, hiç beklemesin, parasını kaybederim diye düşünüyorsa, malını, mülkünü kaybederim diye düşünüyorsa, makamını, mevkisini kaybederim diye düşünüyorsa, kendince vay ben akrabaların arasında şöyleyim, iş çevresinde böyleyim, yok işte orada görülürsem benim iş çevrem böyle olur, yok akrabalarım böyle olur, yok ben filanca
firmalarla çalışıyorum, orada görülürsem böyle olurum, yürü kardeşim yürü, durma burada ister dersini geri al ister geri alma gel helallaş yürü git derdimiz yok, senin malında mevkinde, şanında, şerefinde şöhretinde senin olsun işin gücün rast gelsin bizden işin yok, o yüzden orada burada kulise gerek yok şunu da şöyle söyleseydi, laf üretme, dedikodu üretme burada yaz koy ne yerde, nerede, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey söylediysek yaz koy, gel yüzümüze söyle, bu mecliste kimseyi daha dövmedik, sövmedik hakaret etmedik, gel mecliste
söyle, kaldır elini söyle burada burası bu manada özgür bir yer ama fısıldaşma karnından konuşma arkadaşlarını ifsad etmeye çalışma laf üretme Allah muhafaza eylesin o yüzden sünnet-i seneye sımsıkı yapışacağız sünnet-i seneye yaşama mücadelesine devam edeceğiz arkadaşlar bu konuda benimle beraber yürürlerse eyvallah herkesin başımın üstünde yeri var gönlümün en hücra köşesinden en yüksek köşesine kadar yeri var herkes kardeşim canım ciğerim el ele değil gönül gönüle bu yola devam ederiz inşallah Rabbim o yolda eylesin cümlemizi
inşallah banka altın eshabıyla alakalı hüküm nedir ellerinizden öperim darül harpte caizdir çünkü hiçbir banka islami değildir islami olmayan bir ülkede islami bir kurum olmaz bunu böyle hep söylüyorum yıllardan beri bizim Mehmet Emin Bey de en sonunda anayasa mahkemesinin kararını da gönderdi bana Türkiye'de hiçbir islami kurum yoktur diyanet dahil buna diyanette leyk bir kurum olduğuna dair anayasa mahkemesinin kararı var artık bundan sonra böyle konuşacağım Mehmet Emin diyordum ben Türkiye'de diyanet işleri başkanını da
dahil dini bir kurum yoktur diyordum ben insanlar hopur hopur hopluyordu Türkiye'de dini hiçbir kurum yoktur diyanet işleri dahildir buna anayasa mahkemesinin kararıyla layık bir kurum olduğuna dair anayasa mahkemesi hüküm vermiş olmazsa ben o hükmü bir paylaşayım bari ya hüküm vermiş o yüzden Türkiye İslam devleti değildir Türkiye'de İslami olarak herhangi bir kurum kuruluşta yoktur altanmayın bakın en büyük handikap budur zaten yani İslam olmayanı İslam görmek İslam olmayanı İslam görmekte küfürdür bakın İslam
olmayanı İslam görmekte küfürdür faizin şu kadarı olabilir bu kadarı olabilir diyen bir kimse küfre düşer ayet de hadis de sabittir faizin azı da çoğu da haramdır lanetlik bir iştir ben şimdi bugün merkez bankası faizleri sıfırlasın deyince birisi gerçek mi diye şaka mı yapıyorsun gerçek sıfırlasınlar faizleri dolar isterse 20 lira olsun dolar isterse 50 lira olsun faizi sıfırla vatandaş zaten cebinde varsa gidecek dolar alacak vatandaşın cebinde dolar alacak para mı var zaten adamın asgari ücreti 2800 lira
nerede adam gidecek dolar alacak zaten bu ülkenin %80'i zaten açlık sınırında yaşıyor nerede gidecek dolar alacak adam isterse 30 lira olsun dolar isterse 50 lira olsun zaten işin bir de ilginç tarafı da şu ülkede dolaşan doların karşında TL yok zaten ülkede dolaşan dolarları koyturecekler bankalara herkes biz TL'ye çeviriyoruz diyecekler Türkiye'nin elinde o kadar TL yok zaten bir de işin bu tarafı var neden çünkü şirketler milyon dolarlar kullanıyorlar dolar üzerinde kullanıyorlar kimse TL hesabı açmıyor TL hesabı
çalışan işçi de memurda maaşlarınız bankadan alınacak gidin TL hesabı onlar da var büyük şirketler TL hesabı ne arasın büyük milyon dolarlar var yabancı şirketlerin var milyon dolarları yabancı şirketlerin yatırdığı faizler var onlar var dolar isterse 50 TL olsun bir sefer yanalım yanacaksak Allah muhafaza eylesin o yüzden normalde hüküm nedir hüküm budur ha gideceksin altın diyecek ama altın hesabı açacak mı hayır altını mı koyacak hayır hesap açacak bankada beklet sıkıntı değil yolda para bulan biri ne yapmalı ellerinizden öperim
almayın bulduğunuz şeyi boşverin bulduğunu almak sıkıntılı çünkü ona alacaksın altı ay zapt edeceksin asacaksın oraya diyeceksin ki böyle bir şey buldum sahibi gelsin vallahi anında başının etini yerler herkes benim de derler en iyisi dokunma bulduğuna hiç dokunma bırak kim alıyorsa alsın Allah muhafaza eylesin kerahat vakti namaz kılmamızdaki sakınca ne acaba kerahat vakitlerinde müşriklerinde müşrikler ibadet etmişler işte güneşe tapanlar sabah kerahat vaktinde akşam kerahat vaktinde güneşin doğumunda ve batımında
bir de zevalinde ibadet etmişler o yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara muhalefet etmiş o zamanlarda ibadet etmemiş sünnet o yüzden sünnete tabi oluruz mesela akşam kerahat vaktinde bir tek ikindinin farzını kılabiliriz sabah kerahat vaktinde namaz kılınmaz beklenir güneş bir mızrak boyu yükselince sabah namazı kılınabilir ama burada ben arkadaşlara diyorum ki büyük şehirlerde yaşayanlar işe gidenler bir daha o namazı kılamayacaksanız öğleye namazına kadar hiçbir zaman bir vakit bulamayacaksanız
namazınızı kılın diyorum öğle kerahat vaktinde zaten Türkiye'de namaz kılınmıyor öğle vakti kerahatten sonra çünkü haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah eftali zekir faalemennehu la ilahe illallah el fatiha ma salavat amin ey cümayin
destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.