Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 16.02.2023
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Şubat 2023 · 1:39:50
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Cenab-ı Hak cümlemizi affı mahfiret eylesin, cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'ân ve sünnet yolunda mûkin ve sabit eylesin, bu akşam musibetlerle alâkalı bir sohbet hazırladık inşallah, bununla alâkalı dilimizin döndüğünce Kur'ân-ı Sünnet tarihisinde neyi nasıl bilmemiz gerekir, inşallah bununla alâkalı sohbet edeceğiz.
Bismillahirrahmanirrahim Mâ sâbe min musibetin illâ biiznillah Ve men yu'min billahi yehti qalbe
Wallahu bi kulli şeyin alim Bismillahirrahmanirrahim Fekiyf e'ذا sâbethun musibetun bima gattemet eydiğim Thumma jauka yahlifun billahi İnna radna illa ihsanan Inna radna illa ihsanan ve tewfiqan Bismillahirrahmanirrahim
Allah razı olsun. Okunan ayet-i kerimeler sırasıyla Hadid Suresi ayet 22, Tegabîn Suresi ayet 11, Nisa Suresi ayet 62, Şuurâ Suresi ayet 30, Zümer Suresi ayet 8, Bakara 156 ve 157.
Tarih boyunca, İslam öncesi de, İslam sonrası da, felsefeciler, kelamcılar, tefsirciler, hadisciler, yeryüzündeki çıkan depremdir, seldir, soğuktur, sıcaktır. Doğal afet olarak nitelendirdiğimiz afetlerle alakalı. Bir de insanların başına gelen afetlerle alakalı, herkes kafa yormuş.
Herkes bir şeyler söylemeye çalışmış. Kendilerince bunlar ne oluyor, ne gidiyor diye, herkes bir yere bağlamaya çalışmış. Biz bunlardan uzağız. Müslümanız, din olarak Kur'an ve Sünnet-i Sene'yi kendimize ölçü edinmişiz. Allah'ın indirdiği kitaba, ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin söylediği hadisleri, cemine, din olarak tabi olmuşuz.
İmanımızı, İslami düşüncemizi ve hayatımızı, kendimizce sufi düşüncemizi de, hayatımızı da buna bağlamışız. Malum, gerçekten ağır bir deprem, ağır bir imtihandan geçiyor ülke. On tane il, ülkenin yaklaşık yedide biri yıkılmış vaziyette.
Acı büyük, acı büyük olunca dert büyük. Herkes de bilir bilmez bu konu hakkında bir şeyler konuşuyor. Malum en kolay şey, dindarlara saldırmak. Bu konuda. Sanki depremi dindarlar yarattı. Sanki deprem dindarların gücü ve kuvvetiyle oldu. Sanki deprem, namaz kılanların, oruç tutanların, Allahu Ekber diyenlerin, örtünenlerin, getirmiş olduğu bir şey sanki. Bu arada da, özür dilerim, birkaç, cahil, Müslüman görüntülü, kimselerin yapmış olduğu, eksik yanlış davranışlar, sözler, mıknatıs gibi çekti bütün her şeyi.
Zaten, ülke bu konuda, sıkıntılı bir dönemden geçiyor, çok uzun zamandan beri. Müslümanlar taviz verdikçe taviz veriyorlar, taviz verdikçe taviz veriyorlar, ama karşı gruh doymuyor. Bu tavizlerden, taviz üzerine, taviz, taviz üzerine, taviz, ayet-i kerimede dediği gibi, peygamberine, sen onların dinine dönmedikçe, onlar seninle mücadeleyi bırakmazlar, ayet-i kerimesi, tecelli ediyor.
Yani, siz, dinini, bu ülkede, dinini yaşamaya çalışan, kendince, yaşamaya çalışan, gruplar, topluluklar, olduğu müddetçe, ve bunlar, bu topluluklar, dinlerini yaşama mücadelesi verirse, bu, ne üdü belirsiz, güruh, onlarla uğraşmaya devam edecek yine. Doymuyorlar. Yani, Müslümanlar, tesettür açısından taviz veriyorlar, doymuyorlar. Sakaldan taviz veriyorlar, doymuyorlar. Helallardan, haramlardan taviz veriyorlar, doymuyorlar. Başörtülü kızlar, önceden, kafede, orada, burada görünmezdi. Şimdi, kafede, orada, burada görünüyorlar. Ne bileyim, işte, eee, barlarda, sazlarda, cazlarda görünüyorlar.
Bunlar doymuyor. İşte, başörtülü kızlar, Tarkan konserine gidiyor. Ne bileyim, işte, eee, no, bir, medyatik bir, sanatçı, denilen, ne üdü belirsiz, bir kimseyi görünce, o kızlar, böyle bağırışıp, çağrışıyorlar. Yani, ona karşı bir, sevinç gösterisinde, bulunuyorlar. Doymuyor bu güru. Yani, bu güru, Türkiye Cumhuriyeti, devleti, kurulduğu zaman, millet meclisinde, ve değişik, karanlık, odalarda, tartışıp, uygulamaya, uygulamaya geçiremediği, İslam'dan vazgeçelim, Hristiyanlığı kabul edelim, ancak böyle yükseleriz, tezini, uygulayamadıkları için, içimizdeki, Ermeni dönmeleri, Yahudi dönmeleri, Sephateist dönmeler, dinsizler, böyle, enteresan bir şekilde, her olayda, Müslümanlara bir saldırma, Müslümanlara karşı, böyle bir aşağılama, Müslümanları küçültme, Müslümanları yok sayma,
Müslümanları ezme, bu cihette hareket ediyor. Ve Müslümanlar da, devamlı, 28 Şubattan beri, taviz veriyor, geri adım atıyor, siperlerini terk ediyorlar, mücadeleyi terk ediyorlar, ne yazık ki, taviz vere vere, geri çekile çekile, artık çok rahat bir şekilde, dinimize, imanımıza, peygamberimize, kitabımıza, Kur'anımıza, kader imanımıza, bütün her şeyimize, istedikleri gibi, bir laf söylüyorlar.
Bunu yaparlarken de, demokrasinin, işte fikir özgürlüğünün, arkasına sığınarak, yapıyorlar. ve bu deprem zamanında, bu deprem zamanında, yaklaşık, ölüm, adedinin nerede duracağı belli olmayan, yani şu ana kadar, kırk bine yaklaşan ölümüz var iken, kırk bine yaklaşan bir can gitmiş, yüz binin üzerine, yaralımız varken, ve şehirlerin bir kısmı, yerle eksan olmuşken, her şeyi bırakmışlar, her şeyi bırakmışlar, dindarlarla uğraşıyorlar.
Ve televizyonda baktığınızda, orada acıyı paylaşan, orada canhıraş, mücadele eden, gayret eden, yine, Müslümanlar, yine vakıflar, dernekler, canhıraş koştular, orada mücadele ediyorlar, siz gördünüz mü, bir tane kemalist bir dernek orada, gördünüz mü, bir tane o ateistlerden bir dernek, gördünüz mü, orada, herhangi bir, çağdaş, yaşamı destekleme derneği, ne bileyim işte, Atatürkçü derneği, yok bilmem ne derneği, gördünüz mü hiç, ben görmedim.
Ama oturdukları yerden, göbeklerini kaşıyaraktan, dalga geçer gibi, orada canhıraş, mücadele eden, Müslümanlarla uğraşıyorlar. Yani orada, bir canın, kurtarmanın, sevinciyle, insanlar tekbir getiriyorlar, Allahu Ekber diye, diyorlar ki, slogan attılar. Hanı, slogan attılar. Ya, tekbir, Müslümanlar, sevinçlerinde, hüzünlerinde, hayrete düştüklerinde, tekbir getirirler. Bu normal. İşte, yok kurban mı kesiyorsunuz, tekbir getirecek? Bu kadar da, din cahililer. Ya, bir kimse, herhangi için, tekbir getirir. Tekbir illaki, kurban keserken, söylenilecek bir şey değil.
Ama, din cahiller, bir de, saldıracaklar, cahil olmasalar bile. E, başardılar, orada, deprem esnasında, bir canı kurtaran kimseler, tekbir getirmemeye, başladı sonra. Bakın, ne kadar etki altında kalıyoruz. Ne kadar etki altında kalıyoruz ki, orada, birisi, bir can, kurtulmasına sebep olunca, artık tekbiri kesti millet. Neden? Bu, arsız, bu dinsiz, bu münafık, bu çirkef güruh, saldırınca, Müslümanlar, geri adım atıyorlar. Buna alıştı Müslümanlar. Zaten, geri adım atmaya alışınca, hep gerisin gerisin gidersin, her şeyde. Birisi sana höt der, sen geri çekilirsin.
Bir bağırır sana, sen geri çekilirsin. Bir kaykılır sana, sen geri çekilirsin. Halbuki, ayeti kerimede diyor ki, bu kafirler ve münafıklar ödektir diyor. Korkaktır bunlar diyor. Halbuki sen, höt desen, diyecekler, al, senin olsun. Evet, kaçacak yer alacaklar. Başlayacaklar tepinmeye. bizim can güvenliğimiz yok, diye. Başlayacaklar tepinmeye. Avrupa'daki ağababalarını, yardıma çağıracaklar. Amerika'yı yardıma çağıracaklar. Avrupa'yı yardıma çağıracaklar. Gelin kurtarın bizi, bize baskı var burada, diye. Onlar da zaten, böyle bir şey bekliyorlar. Onlar da böyle bir şey bekliyor.
Tabii, böyle, gündemi, seyredince, kendimce, dedim ki, bir Müslümanın, bir musibetler karşısında, durusu ne olmalı? Yani, biz de onların kayına mı binmeliyiz? Biz de münafıklar gibi mi düşünmeliyiz? Biz de kafirler gibi mi düşünmeliyiz? Biz de bu ateistler gibi mi düşünmeliyiz? Ya ne yapmalıyız? Birisi de demiyor ama, depremi şöyle durdurursunuz diye. Öyle ya, bir deprem olacak, nerede olacak, ne zaman olacak, bilinmiyor. Eee, durdurmasını da bilmiyorlar. Çünkü güç yetmiyor buna. Durduracak bir güç yok. Ha, ee, diyorlar ki, işte, kendilerince, şehirleşmeleri yaparken, ee, tamam, Bursa Ovası'nı ben mi doldurdum ya?
Süleyman Demirel demedi mi, fabrika kurun, gelin çankaya veririm ben dedi. Kime dedi? Koça dedi. Dinlediler mi, burası tarım alanındır diye? Dinlemediler. Dinlediler mi, burası bahçelik diye? Dinlemediler. E, ecdat, beğenmedikleri, eleştirdikleri, kızdıkları, istemedikleri, lanet okudukları, Osmanlı, bütün şehirleri, dağların eteklerini kurmuş, kendileri ne yaptılar? Ova'ya kurdular. Bir de işin enteresan noktası, Hatay'ı en fazlası, ızdırap çeken yer, o belediye başkanı, orası da bilmem kaç yıldan beri, bilmem hangi partinin elinde. E şimdi bir de bu tarafı var. Her neyse, işim siyaset değil. Ama ve lakin, yani depremden Müslümanlara, nereden fatura çıkarıyorsunuz? Ve Müslümanlar da bundan sessiz.
Baktım, ne diyanetten bir ses var, ne vakıflardan bir ses var, ne hocalardan bir ses var. Millet tırsmış, bir olar mu bize de kaykılırlar, bize de bir laf söylerler diye mi düşündüler? Yoksa artık arkalarında, onların da kasettir, odur budur işleri mi var? Neden konuşmazlar, neden cevap vermezler? Bilemem. Ama bu arada, yani insanlar acısıyla, insanlar kendi şehitleriyle, yıkıntılarıyla, kendi dertleriyle uğraşırken, bu güruh, işini gücünü bıraktı, depremi bahane edip, Müslümanlara saldırmaya, Müslümanlara salyalarını akıtmaya devam etti. Bildiğiniz salyalarını akıtıyorlar.
Artık ne düşünüyorlarsa, ne kurguluyorlarsa, herhalde, depremin üzerinden, hükümeti mi yıkmak istiyorlar? Deprem üzerinden, AK Parti'yi mi yıpratmak istiyorlar? Ki, bu da var, işin içerisinde. Yani, çünkü, bu güruh, öyle bir güruhtur ki, böyle senin acını bile siyasete kullanır, hatta, yani, ihtilal olmasını bile isteyebilirler. Bu güruh, öyle bir güruh. Amerika'yı da göreve çağırırlar, askeri de göreve çağırırlar, Avrupa'yı da göreve çağırırlar, şu Tayyip'ten bir kurtulalım da, nasıl kurtulursak kurtulalım. Dertleri bu. Bakın, bütün dertleri bu. Ya depremi bari bahane etmeyin, gidin siyaset üretin, gidin siyaset üretin, siyasi parti misiniz, siyaset üretin, siyasi parti değil misin, git bir tane parti kur ya, kur.
Memlekette parti çöplüğü var zaten, bir tane daha kur. Sen de topla insanları, sen de derdini anlat. Ama öyle bir hale getirdiler ki, hem AK Parti ve Tayyip Erdoğan üzerinden, hem de İslami topluluklar üzerinden, Müslümanlara saldırıyorlar. bak, derdin bu. Tayyip Erdoğan'la senin bir derdin varsa, git kardeşim orada, Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyor. Derdini gör. Seçimse, aha seçimler geliyor, nereye oyunu atacaksan at. Kimi destekliyorsan destekle. Kendilerine bakmıyorlar tabii de, böyle etrafa saldıracağız diye oturuyorlar. Altı tane oturmuşlar, altı aydan beri daha kendilerinin, kimin başkan seçeceklerini, tespit edemediler. Bakmıyorlar kendilerine.
Ben kendi kendime düşünüyorum, işim siyaset değil. Ben sadece bir vatandaş olarak düşünüyorum. İyi arkadaş, seçilecek olan adamın, ekonomiye bakışı ne olacak? Faize bakışı ne olacak? Yatırıma bakışı ne olacak? Dolara bakışı ne olacak? Euro'ya bakışı ne olacak? Üretime bakışı ne olacak? Tüketime bakışı ne olacak? İhracata bakışı ne olacak? Seçilecek olan adam kim olacak? Dünya görüşü ne olacak? Ahiret görüşü ne olacak? Kim bu seçilecek olan adam? Türkiye'nin Suriye meselesi var. Suriye'de askerleri var. Suriye meselesini de ne yapacak? Irak'ta askerleri var. Irak meselesini ne yapacak? Azerbaycan'da askerleri var. Ne yapacak? Katar'da askerleri var. Ne yapacak?
Libya'da askerleri var. Ne yapacak? Lübnan'da askerleri var. Ne yapacak? E Türkiye'nin başında bir de Ukrayna savaşıyla alakalı Rusya ile dengesi var. Ne yapacak? Kimi başkan seçeriz ya? Ben kendi kendime düşünüyorum. Allah'ım bunlar toplanıyorlar, toplanıyorlar, dağılıyorlar. Geçenlerde dedim. Sadece vakfın resmi, resmi vakfın bulunduğu yerleri ben 3,5 ayda dolaşıyorum. Haftada bir giderekten. Öbür türlü gittiğim, tahliye gittiğim yerler hariç. 5 kişi var, 3 kişi var, 10 kişi var. Onlar hariç. Ama ben sadece bizim vakfımızın resmi olan yerlere gidiyor mu 3,5 ayda dolaşıyorum, turu tamamlıyorum. Ya bu Cumhurbaşkanı adayı, millet bunu tanımayacak mı?
Normalde haftanın 3 günü gitmiş olsa 84 il var. 81 il var. Ya kaç haftada, kaç ayda dolaşacak bu adam? Dolaşamaz. Kimse tanıyamayacak. Hiç mi? Dış işlerindeki politikasını bilemeyecek. İç işlerindeki politikasını bilemeyecek. Ne yapacak? Anayasadan Türklüğü kaldıracak mı? Ne yapacak? Yani şeyden ne o Avrupa Birliği'nin dayattığı eyalet sistemine mi geçecek? Ne yapacak? Eyaletleri bölecek. Eyaletlerin hepsi de ayrı askeri, ayrı ekonomisi mi olacak? Ne yapacak ya bu? Kim bu? Bunu örtüyorlar. Ver yansın Müslümanlara saldırıyorlar. Ve Müslümanlar da bunu kabullenmişler. Sesleri çıkmıyor. Bakın sesleri çıkmıyor. Ve bir gür seda duyulmuyor.
Gür seda ne? Böyle Ermeni dönmesi, Yahudi dönmesi, Sebateist dönmesi. Neydi belirsizlere kalmış meydan. Ve işin daha ilginç tarafı, Bir kısım Tayyip Erdoğan'dan rahatsız olan ehli cemaat ve ehli tarikat da bu koroya katılmış. Ya zamanı bu zaman değil. O zaman bu zaman değil. Şimdi yaraların sarılma zamanı. Şimdi bu enkazın kaldırılma zamanı. Şimdi milletin birlik ve beraberlik içerisinde bu depremin psikolojisini en hızlı bir şekilde nasıl değiştiririz zamanı. Bu bütün ülkeye kötülük çünkü. Bu deprem psikolojisi durduğu müddetçe ticaret duracak, üretim duracak, tüketim duracak, bütün her şey duracak.
Ülke ayrı bir darboğaza girecek. Bunu görmüyorlar mı? Bunu gördükleri halde böyle davranıp Türkiye'ye ihanet mi etmek istiyorlar? Ne yapmak istiyorlar? Esnafta yaprak kımıldamıyor. Ya bu deprem psikolojisi bir ay daha devam ederse ülke zarar görecek her yönden. E bunu düşünmüyor hiç kimse. Boş muhabbetlerle, boş tartışmalarla zaman geçiriyorlar. Bir de işin en ilginç tarafı bu gürüv dini ahkam kesiyor. Dini ahkam kesiyor. Be edepsiz, senin bir dini bir konumun var mı? Senin dini olarak bir eğitimin var mı? Senin dini olarak herhangi bir şey söyleyebilecek etkinliğin ve yetkinliğin var mı?
Yok. Çirkeflik yapıyorsun, soysuzluk yapıyorsun, kafirlik yapıyorsun, gavurluk yapıyorsun, hainlik yapıyorsun. Sen böylece insanların dini inanışlarına karşı sen soysuzluğunu, çirkefliğini gösteriyorsun. Ben nasıl inanırsam inanırım, sana ne? Senin nasıl inanmama özgürlüğün var ise benim de inanma özgürlüğüm var. İstediğim gibi inanırım. Çirkef, soysuz, sana ne? Ben Kur'an'ın emrettiği şekilde inanırım. Soysuz adam, çirkef adam. Ben senin akılperestliğine mi gideceğim? Ben senin aklını ilahlaştırmana mı gideceğim?
Profesör değil, yüz bin profesör ol. Beni ilgilendirmez. Sen peygamber misin? Ben senin peşinden gideyim. Senin istediğin gibi inanayım veya inanmayayım. Hiç mi kimse bu konuda da bir şey söyleyemiyor? Bırak. İnsanlar nasıl inanıyorlarsa inansınlar. Senin inançsızlığına neden inançsızsın deyip de kafana tokmak vuran mı var?
Bütün kafirler pisliktir diyor. Pisliklerini yerine getiriyorlar. Pisliklerini icra ediyorlar. Rabbim hepsinin de ecellerini kısa eylesin. Amin. Şu memleketi bunlardan kurtarsın. Amin. Bu memleketi bunlardan temizlesin. Amin. Bu memlekette ne kadar İslam'a, Kur'an'a, Muhammed-i Mustafa'ya, sünnet-i seni'ye düşman var ise Rabbim onlardan bizleri korusun, kurtarsın. Amin. Şu memleketimizi de, şu güzel memleketimizi de Kur'an düşmanlarına, sünnet düşmanlarından, ehli sufi düşmanlarından, ehli zikir düşmanlarından Rabbim korusun, kurtarsın. Amin. Bunların hepsini de temizlesin. Amin. Hepsini de köklerini kurutsun. Amin. Rabbim bunları bu memleketten rızıklarını kessin inşallah. Amin.
Ecmayin. Hadid 22. Yeryüzüne ve kendinize inen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yapmadan önce lehv-i mahfuzda yazılmış olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah için çok kolaydır. Yeryüzündeki musibetler, işte yağmurlar yağmadı, kış gelmedi, beklenen yağışlar ha şimdi gelecekti, ha şimdi gidiyordu.
Olmadı. Bir ara bir kıtlık oluştu. Dediler ki kıtlık olacak. İşte topraktan mahsul olmadı. E bir bakıyorsunuz, birden yağmur yağıyor, sel oluyor. Alıyor götürüyor önüne ne varsa. E bir bakıyorsun, tufanlar oluyor dünyanın başka yerlerinde. Kasırgalar oluyor. Örneğin Amerika'da böyle bir başlıyor kasırgalar, günlerce devam ediyor. Önüne ne geliyorsa yıkıyor. Önüne katıyor, karıştırıyor. Hani süper güç dedikleri Amerika baş edemiyor. Altından kalkamıyor. Askerler sahalara iniyorlar. Ne bileyim bütün her şey böyle karman çarman oluyor.
Elektrikler kesiliyor. Önleyemiyorlar. Veya ne bileyim işte hayvanlar topluca ölüyor. Yok balinalar kıyıya vuruyor kendini. Yunuslar kıyıya vuruyor. Balık türleri azalıyor. Örneğin e bir bakıyorsunuz bir ara hani bir yangın çıktıydı. Kanada'da mıydı? Nerede? Avustralya'da. Değil mi? Haftalarca sürdü. Söndüremediler. Böyle büyük bir afat oldu. Hayvanlar yandı içinde. Hiçbir şey kalmadı. E bir bakıyorsunuz başka bir yerde başka afetler oluyor. Bakın başka afetler oluyor. İşte Afganistan'da deprem oldu. Pakistan'da oldu. Bangladeş'te su baskınları oldu. Hindistan'da su baskınları oldu. İşte bir bakıyorsunuz.
Yani bunlar ister insan eliyle olsun ister olmasın. Bir pandemi çıkardılar. Öyle değil mi? Kaptı kasırdı ortalığı. Bir hastalık çıkıyor. O hastalıktan kavruluyor dünya. Demek ki yeryüzünde ne kadar böyle felaketler var ise ve felaketler oluyorsa buradaki ayet-i kerime bize diyor ki bunların hepsi deli. Lef-i mahfuzda yazılıdır. Lef-i mahfuzda bunlar yazılı. Ben şimdi yazıldığı için mi yaşıyoruz? Yoksa sebepler dairesinde Cenab-ı Hak nelerin olup bitceğini bildiği için mi oraya yazıyor? Bu ayrı bir şey. Sonra geleceğim ona. Sonra ne diyor ayet-i kerimede? Ve kendinize inen hiçbir musibet yoktur ki. Ve kendimize. Bireyin şahsına inen musibet.
Hastalık, yokluk, varlık, zenginlik, dert, gam, kasvet, üzerimizdeki borç. Borç, işte çocuklarımızdan, eşlerimizden, annelerimizden, babalarımızdan, mallarımızdan yaşadığımız imtihanlar ve bunlar da ne? Yani bunlar da bizim kendi üzerimizde olan musibetler bu açıdan bakınca. Bizim de başımıza gelenler, gelecek olanlar, bütün her şey lef-i mahfuzda yazılı.
Yani bunlar bilinmez değil. Biz kadere iman ettik. Kadere iman ettik. Biz başımıza gelecek olan bir şey gelecek. Bizim bu konuda imanımız kavi. Hadis-i şerifte, Hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, gökleri ve yeryüzünü yaratmazdan elli bin sene önce kaderleri takdir edilmiştir diyor.
Sallallahu aleyhi ve sellem. Allah bütün her şeyi takdir etmiş. Tabi hem bu ayet-i kerime, hem bu hadis-i şerif kaderiyenin aleyhine en büyük delillerden birisi. Hani profesörün neydi o? Abdülaziz Bayındır mıydı? Abdülaziz Bayındır. Hani bir televizyon konuşmasında Allah yarın ne olacağını bilmez dedi ya haşa. Bakın biz nelerle uğraşıyoruz. Yani bir ilahiyat fakültesinin öğretim üyesi ve bir cemaatin başındaki kimse, onun bir cemaati de var çünkü, onun başındaki ilahiyat profesörü diyor ki, Allah yarın ne olacağını bilmez diyor.
Ayet-i kerimede de Cenab-ı Hak diyor ki, Hadis suresi ayet 22, yeryüzünde ve kendinize inen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yapmadan önce lef-i muhafuzda yazılmamış olsun. Yani her şey yazılmış. Ne olacaksa senin başına gelecek olanlar da, yeryüzünde olacak hadiseler de, ne var ise, hepsi de harfiyen noktasına varıncaya kadar yazılı.
Yani öyle Abdülaziz Bayındır'ın dediği gibi, Allah yarın ne olacağını bilmiyor değil. Allah el-alim. Allah hem evvel olarak el-alim, hem de ahir olarak el-alim. yani Allah'ın evveli yok, ilminin de evveli yok. Allah'ın ahiri yani sonu yok, ilminin de sonu yok. Allah bu konuda, hem ezeli olaraktan, hem de ebedi olaraktan, bir bilen alim. İşte Cenab-ı Hak diyor ki, yeryüzünde ne kadar musibet olacaksa, depremdir, seldir, kuraklıktır, fazla yağıştır, yangındır, her ne olacaksa, her şey lef-i muhafuzda yazılı. Senin de üzerine ne gelecekse, musibet olarak, o da yazılı.
Bakın, o da yazılı. Lef-i muhafuzda yazılı olmayan, hiçbir şey yok. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de diyor ki, Allah gökleri ve yerleri, yaratmazdan elli bin sene önce, elli bin sene önce, kaderleri takdir etmiştir. Siz elli bin yılı, hangi zaman birbirini göre, ölçeceğimizi de bilemeyiz. Mesela, elli bin yıllık, yoldan, bir melek, elli bin yıllık yoldan bir melek, göz açıp kapatıncaya kadar geliyor dünyaya. Bir çift daha ileri atayım. Elli bin yıllık yoldan bir melek, dünya günüyle bir günde geliyor.
Bu en şeyi, ne o? Yavaşı. Şimdi, böyle hesaplarsanız, hesap makineniz almaz. bizim için, yani bir melek, elli bin yıllık yoldan, yol olarak gör. Buraya bir günde geliyor, dünya günüyle. Elli bin yıllık yoldan. Yani siz böyle hesapladınız da, sizin dünya hayatınız, üç dakika filan sürmüyor. Sizin dünya hayatınız, o, bu, yıl hesabına göre, üç dakika sürmüyor. Öyle.
Hani, Allah Resul diyor ya, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretler, dünya hayatı diyor, dünya hayatı dediğiniz şey, göz açıp kapatıncaya kadardır diyor. Bir yolcunun diyor, bir çölde, yolda, bir gölgelikte, gölgelenmesi kadardır diyor. Tabii, bunun değişik, bu benim Mustafa Özbağca değilim, Cevrail aleyhisselamın hızıyla, Azrail aleyhisselamın hızı aynı değildir.
Mikail aleyhisselamın hızıyla, yani, diğer meleklerin hızları aynı değildir. Onlar da kendi aralarında, fazilet dereceleri vardır. O fazilet derecelerine göre, hızları vardır. Bu da farklı bir nokta. Şimdi, ha diyor ki, Allah gökleri ve yeryüzünü, yaratmazdan, 50 bin sene önce, bunu 50 bin sene diyorsun, diyoruz ya biz bunu, bunu matematik kabul etmez.
Şimdi, benim dediğim hızlarla, nerede bizim fizikçi, matematikçi? Hocam, işimiz sana düştü. Yani bunu matematiksel olarak, çözümlememiz mümkün mü? Yani o uzay zaman katlanması, bunu açıklamaz.
Evet, o zaten o, perdeden perdeye, geçimi ayrı. Evet. Deneysel olarak, ispatlanmadı daha. Evet. Hoca böyle giderse, zaten benim matematiği, farklılaştıracak zaten. yalnız benim matematik o, devlet bahçeli matematiği değil. 2 bin 9, işte at 2 sıfırı 29, işte öbür, şimdi at, at bunu sağından oraya, at buraya solundan oraya, ne kaldı? 40 yıl kaldı. Benimki öyle değil. Benimki o matematikten değil. Ben bazen, çocuklara falan öyle diyorum yani, siz diyorum bu matematiği bilmiyorsunuz diyorum. Bu matematiğe göre işte, örnekliyorum, kaç puan aldı bir çocuk üniversiteden?
210 puan aldı. Diyorum, at en sağdaki sıfıra, ne kaldı? 21 kaldı. Sen ilk 21 ile, ne o? İlk 21'e girdin. Örneğin. Öyle hayal et kendi kendine. Bu o matematikten değil ama, yani 50 bin yıl önce deyince, burada hani, gökleri ve yeri yaratmazdan 50 bin yıl önce deyince, bunu matematiksel olarak şu anda, çözümlememiz mümkün değil. Ben az bir şey, bu 50 bin yıl, bu tip yıllara kafeyi takıyorum ya ben, benim takıntı da buralarda var. Yani işte, diyor ya, İsa'yı bir günde göğe aldık. Hani, böyle bir şey var. Diyorum ki, göğe aldı. Yani bir gün bin yıl, yapıyor. İşte bin yıl, bir daha diyorum, geri dönecek. İşte iki bin yıl, kaçtayız? İşte 2020'deyiz.
Benim matematiğime göre diyorum, İsa Aleyhisselam'ın inmesine az kaldı. Yani tam o, hani, miladi takvimde, günleri tam belli değil ya. Diyorum, böyle böyle hesaplıyorum kendimce. Hocam hakkını helal et. Bunları böyle hesaplıyorum şimdi. Yok işte, bu böyle olmuş şu kadar yıl önce, bu kadar yıl sonra. Bunları hesaplamakla, sonra diyorum ki, kapatıyorum defteri kitabı. Diyorum, Mustafa Özboğ, bunlarla kafayı bozacaksın sen. Bırak ne, ne zaman ne tecelli edecekse etsin diyorum. Evet. Tekabın Suresi 11. Allah'ın izni olmadan, kulun başına hiçbir musibet gelmez. Kim Allah'a iman ederse, Allah onun kalbini hidayete eriştirir. Allah her şeyi bilendir. O zaman bizim başımıza bir musibet geliyorsa, bu Allah'ın kaza ve kaderine bağlı bir şekilde geliyor.
Bizim başımıza bir musibet geldi, bir sıkıntı geldi, bir dert geldi. Veyahut da bütün her şey tanrımar oldu. Eyvallah. Bu o zaman ne oluyor? Allah'ın izni olmadan, kulun başına gelmiyor. Hani meşhur ya hadisi kudsi, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, amcası Abdullah'ın oğlunu, bineğinin terkisine aldı ya, çok meşhur bu. Ey oğul beni iyi dinle. Sana bir şeyler söyleyeceğim, bunu iyi belle. Buyur ya Resulallah. Bak iyi dinle, sana bir şeyler söyleyeceğim. Anam babam sana feda olsun. Buyur ya Resulallah. Üç sefer teyit alıyor böyle. Sana bir şey söyleyeceğim, iyi dinle diye. Ondan sonra o da buyur ya Resulallah deyince, diyor ki, bütün insanlar sana kötülük yapmak için birleşseler, Allah izin vermedikçe sana kötülük yapamazlar.
Bütün insanlar sana iyilik yapmak faydalı olmaya çalışsalar, Allah izin vermedikçe sana faydalı da olamazlar. Bu hadis-i kudüsinin devamı var. Diyor ki, kalem kaldırıldı, mürekkep kurudu. Kalem kaldırıldı, mürekkep kurudu.
Şimdi, Miraç hadisesinde ise, hemen ben bunu da söyleyeceğim, bu cızırtı ne? Bu diyor, kalemin yazıp bozması. hala diyor, kalem çalışıyor, yazıyor, çiziyor, Miraç'ta. Şimdi diyeceksiniz ki, burada bir tenakuz var, burada tenakuz yok. Bunu sonra anlatırım size. Burası, benim az önce anlattığım, ve bu ayet-i kerime, işin, ilmi ilahideki, mutlak kaderi. Bu değişmeyecek olan, duayla da değişmeyecek olan bir şey. Bu, kalem kırıldı, kaldırıldı, kurudu, ilmi ilahiyedeki, mutlak kadar. Ha, buna dua, nasıl bunu tecelli ettirir? Bunu ortadan kaldıramaz.
Bunu da, Şeyhim Abdullah Efendi Hazretleri, cennet mekan, bunu da o söyledi bana. Mustafa Efendi dedi, oğlum rüyanda kaza yapmıyor musun? Yapıyorum efendim dedim. İşte dedi Allah, duayla dedi, zikirle, senin başına gelecek olanı dedi, rüyanda geçiriyor dedi. O gene, tecelli ediyor mu? Etti. Ama, ayrı bir perde de etti. Bakın, o silinmedi. Allah'ın bu konu noktada mutlak kaderi değişmedi. Ayrı bir perdede tecelli etti. Ben böyle bunu söyledi, tabi bunu yıllar yıllar önce, Bursa'ya geldiğimde ilk zamanlarda söyledi, böyle kendi kendime durdum.
Dedim, bu beni şey olarak rahatlattı, kadere imanla alakalı, kadere imanla alakalı, bendeki perdeyi rahatlattı. Kaldırdı ortadan. Kabzımı kaldırdı benim. Mustafa Özbağ dedim, duayı bırakma sen. Zikri bırakma. Senin başına gelecek olan gelecek yine. Ama, bu rüyada gelecek. Ama halde gelecek. Bu gelecek. Sen o rüyayı, gerçekmiş gibi yaşayacaksın. O sıkıntıyı çekeceksin. Kan ter içinde kalacaksın. Duşun, banyonun yolunu unutacaksın. Nereye gideceğini şaşıracaksın. Kendimi bir atayım banyona diyeceksin. Şu halden kurtulayım. Ama kurtulamayacaksın. Banyoya gireceksin, suyun altına gireceksin.
Yine devam edecek. Kurtulamayacaksın. Arabaya bineceksin. Nereye gidiyorsan git. O devam edecek sende. O devam edecek. Onu yaşayacaksın. Bu, normalde, burası böyle, tam ince bir perde. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendi, o ince perdeden benim kabızlığımı kaldırmıştı. Yani o zaman neden dua etsin bu insanlar, bir şey değişmeyecekse. Öyle değil mi? Hem diyor ki, dua dağı devirir. Hadis-i şerif var. Duayla dağlar yerinden oynar. Eee, o zaman hadis-i şerif var. Kalem kaldırıldı. takdir edilen neyse yaşanacak. muhteşem bir çıkış. Bu rüyada yaşıyor. Bir de beni kendimle delirlendiriyor. Diyor ki, kaza yapmıyor musun? Rüyanda yapıyorum dedim.
Hem de yapıyorum. Böyle ne kazalar yapıyorum. Birkaç tanesini anlattıydım ona. Hani, böyle böyle kaza yaptım. Böyle oldu, böyle oldu diye. Dedi ki, kaza yapmıyor musun? Yapıyorum dedim. İşte oğlum dedi, rüyanda geçiyor dedi. Hani o, mutlak kader, rüyanda yaşanıyor. O zaman, iman ettik kaderimize. İman ettik hayrihi ve şerrihi. İman ettik. Bütün dünya insanları toplansa, Allah izin vermedikçe, bize kimse yardım edemez. Bütün dünya insanları toplansa, bize kötülük yapmaya kalksa, Allah izin vermedikçe, ne olacak? O da olamaz. O zaman, başımıza gelecek olan, bir şey var ise, mutlak kader noktasında yazıldıysa, o bizim başımıza gelecek.
Burada ayeti kerimenin sonu muhteşem. Allah, diyor ki, kim Allah'a iman ederse, Allah onun kalbini hidayete eriştirir. Allah her şey bilendir. O zaman, Allah'a tam olarak iman etmiş. Bu konuda teslim olmuş. Başına hastalık gelmiş, başına sıkıntı gelmiş, başına dert gelmiş, gam gelmiş, keder gelmiş, başına çorap örülmüş, kazak örülmüş, ne örüldüyse örülmüş, değişik imtihanlardan geçmiş.
ama bu kimse, bunları yaratanın Allah olduğunu, kaderi ilahinin tecelli ettiğini iman ederse, diyor ki, Allah onun kalbini hidayete eriştirir. Allah diyor, onun bu imanından dolayı, kalbine hidayet perdelerini açtırır. O öylesine hidayet perdeleri açılır ki, onun kalbinde zerrece, şek şüphe kalmaz. Artık o, Allah'tan razı, Allah'tan memnun bir şekilde hayatını devam ettirir ve, velilerden olur. Bunun en önemli şeyi, müjdesi odur. Gelen her şey Allah'tan olduğunu iman edip, sabredip, mücadele eder.
Hem nefsiyle, hem olan hadiseyle, sünnet dairesinde, o kimse velilerden olur. Allah her şeyi bilendir. Ve Cenab-ı Hak her şeyi bilendir. Allah bir şey olduğu zaman öğrenmez. Abdülhaziz Bayındır'ın dediği gibi. Öyle dedi o çünkü. Allah dedi, olduğu zaman öğrenir onu dedi, haşa. Yani bu insanlar ilahiyatta profesör. Allah bizi affetsin. Hadis-i Şerif, Müslim'de geçiyor. Müminin durumu, ne kadar şaşırtıcıdır, güzeldir. Gerçekten onun bütün işleri, kendisi için hayırdır. Bu durum, müminden başka, hiç kimse için söz konusu değil. Kendisine, memnun olacağı, güzel bir şey, bir nimet gelse, şükreder.
Bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelse, sabreder. Bu da onun için, hayır olur. mümin o zaman hidayete erdi, hidayetle müjdelendi. Kalbindeki iman, komple kalbini, ihata etti. Artık, onun başına sevindirici bir şey gelirse, Allah'a hamd etti, şükretti. üzüntülü bir şey, bir sıkıntı gelirse de, şikayet etmedi, sabretti. Sabretti, şikayet etmedi. Ve böylece ne oldu? Her iki tarafı, her iki halde de, kar etmiş oldu, hayır etmiş oldu. Allah bizi onlardan eylesin. Peki, musibetler, Cenab-ı Hakk'ın, lef-i muhafuzunda yazılı, kime veya nereye, ne gelecekse, Allah bunları biliyor.
Bunda bir şekimiz, şüphemiz kalmadı. Peki, bu musibetler neden gelir? Şimdi, işin ikinci fastı. Nisa 62, kendi yaptıklarından dolayı, başlarına bir musibet geldiğinde, nice olur halleri? Demek ki, musibetler, başımıza nereden geliyormuş? Kendi yaptıklarımızdan dolayı. İman etmiyor, kendi yaptı. Cehennemle, müjdelenecek. Bir inandım, bir inanmadım diyor, münafık. Cehennemle, müjdelenecek. Mümin, iman etmiş, kavi imanı. O noktada yürüyor. Cennetle, müjdelenecek. Allah bildirmiş çünkü. O zaman, cennete gidecek olan bir kimse de, kendi imanından dolayı, kendi imanından dolayı, ve kendi yaptıklarıyla yürüyor.
Biz tabii, sufiler olarak şöyle düşünüyoruz. Bu Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı. Hiç kimse, hadis-i şerifte var ya, hiç kimse, ameliyle cennete giremez. Allah'ın rahmeti, bereketiyle girer. Ama o rahmeti, o bereketi, o lütfu, üzerimize çeken nedir? İman ve salih ameldir. Yine, biz o iman ve salih amelle buluşmazsak, o zaman biz yine tehlikedeyiz. Allah muhafaza eylesin. O zaman normalde bir insanın başına bir musibet geliyorsa, sebebi neymiş? Kendi yaptıklarıymış. O zaman biz tabii afet olarak gördüğümüz, dünya üzerindeki bazı şeylerde ne olmuş oluyor? Kendi yaptıklarımızdan dolayı oluyor. Mesela ne yapıyor?
Adam gidiyor dere kenarına ev yapıyor. Kardeş bu dere boşuna oluşmamış. Kim bilir ne kadar nehir coştu, aktı, burada bu dere oldu. Bu derenin kenarına şimdi su az diye. Ev yapma. E yaptın. E ilk sel felaketinde, e senin evin gidecek. Ondan sonra, onu bunu suçlayacaksın. Allah Resulü diyor ki, ovaları yurt edinmeyin. Ben Bursa için konuşuyorum bunu. Yani vıcık vıcık suç çıkan yerlere, devasa binalar yaptılar. Ovanın içi, bataklığın içine ev yaptılar. Bataklığın içine. E Allah Resulü diyor ki, ovalara yurt edinmeyin. Millet bataklığın içindeki evleri, bir de olanca parayı vererekten alıyor, oturuyor. İlk depremde yıkılacak olanlar.
Hatta şey efendi dedi, bu 99 depreminden sonra, biz böyle baş başa konuşuyoruz. Dedim efendim, ovalara yurt edinmeyin diyor. Allah Resulü dedim. Ova komple ev. Mustafa ben dedi. İlk depremde yıkılacak olan oğlum dedi. E söylüyoruz arkadaşlara mesela. Arkadaşlar, ovalardan yurt edinmeyin. dağın eteğinde oturun. Gösterişiniz olmayı varsın. Lüks evde oturmayı ver. Veya git dağın başına yap lüks evi. Git dağın eteğinde otur. Eteniz kenarlarında yurt edinmeyiniz diyor. Hadis-i Şerif. Oralarda su baskınları, sel baskınları olacak diyor. Ahir zamanda.
E yapma. Bak kendi elinle gittin. Kendin yaptın. Kendi elinle gittin. Kendin yaptın. Belediye imara açtı oraları. Kendi eliyle yaptı. Bak kendi eliyle. Cenab-ı Hak sana demedi. Ovalara ev yapın diye. Hatta Allah Resulü dedi ki yapmayın. E Cenab-ı Hak demedi. Deniz kenarlarını siz gidin yurt edinin diye. Hatta Allah Resulü dedi ki yapmayın. Gittiniz yaptınız. E Cenab-ı Hak demedi sana. Devasa yüksek binalar yap diye. Kıyamet alameti dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Devasa yüksek binaları dedi. Kıyamet alameti. Hatta daha ilerisini söyledi. Dedi ki dağdaki çobanlar şehirlerde yüksek binalar edindiğinde kıyameti bekleyin.
Adam köylüydü orada. Tarlası vardı. Geldi imar. Adam köydeydi. Adam imar gelince yerleri pahalandı. Adam geldi şehirde yüksek yüksek binalar yaptı. Veyahut da müteahhitler gittiler. Dediler ki yüzde ellisini ver. Kaç daire çıkıyor buradan? Otuz. On beşi senin, on beşi benim verdi. Adam da o on beşini de gitti oturdu. Çoluğunu çocuğunu da tutturdu. Devasa yüksek binalar. Allah Resulü yapmayın dedi. Ama Mekke'dekiler bile dinlemiyor ki Allah Resulünü. Osmanlı, Beytullah'tan yüksek bir ev yapmadı. Oraya hizmet ederken.
Şimdi oho millet o ne o? Zemzem tavırdan namaza duruyor Beytullah'a. Cam bölmeden. Önceden şeydeydi. Neydi o? Hilton vardı. Hilton'un camından millet namaza duruyordu. Şeye, Beytullah'a. Küfür küfür esiyor tabi. Bazı şeyhefendiler de oradan duruyordu. Tabi. Bir de tekerlekli sandalyeyle getiriyorlar. Camın önüne koyuyorlardı onu. Gözüm de gördüm. Millette şeyhi orada şeyde ne o? Hilton'un camında ya. Hüra bütün şey orada. Bütün tarikat, cemaat orada. Onlar da onun önünde namaza duruyorlar. İşte vakit namazı veya cuma namazı. Şeyhleri arkada, cam mekanın içerisinde.
Müritler de Beytullah'ta, aşağıda, ön tarafta. İşte oradan onu görmek onlara büyük mutluluk veriyor. Bir feyizleniyorlar, bir feyizleniyorlar. Böylece feyizleniyorlar. Şeyh nerede? Hilton'da. Sen neredesin? Yerdesin. Şeyh nerede? Hilton'da. Sen nerede oturdun, sen nerede ömreye geldin, hacca geldin? Filanca işte şişede. Veyahut da ne o? Başka ne var hacı? Şişe var, aziziye var. Uzak olan yerler. Ucuz. Parya olan yerler. Bundan 15 yıl, 20 yıl önce ucuzdu. Evet. Şimdi oraları da pahalandı değil mi? Günlüğüne bin dolar istiyorlarmış şimdi oraları.
Hilton'u mu dediğimiz şişeyi mi? Hilton'un günlüğü ne kadar acı? 4-5 bin dolardan aşağı değil. Bizim bu Ramazan ömresi için konuştuğumuz firma bir teklif sundu bana. Yani dedi bunu kabul eder misiniz, etmez misiniz bilemem ama dedi. Hani cemaati ikiye bölelim dedi. Nasıl dedim ben şimdi? Bir kısmın dedi, hani böyle işte Beyza Otel'in hemen yanı başında bir yer var. Oraya alalım. Bir kısmını da dedi. Ne o şişe tarafı, o bölge ne deniliyor oraya? İşte oralarda bir yere koyalım.
Dedim yok olmaz. Böyle baktı. İşte şimdi filanca dedi, şeyh efendiyi ve cemaatini böyle yaptık dedi. O şeyh efendiler böyle yapar dedim. Ben şeyh olamadım daha dedim. O yüzden dedim ben böyle bir şey kabul edemem. Ya hep beraber biz bir yerde kalacağız dedim. Ya da gitmeyeceğiz. İkisinden beri dedim. Biz böyle parçalı pulota dedim yapamayız. Ne yapacağım şimdi ben dedim. Bir tarafa gitsem bir dert, bir tarafa gitsem bir dert dedim. O yüzden dedim yok biz böyle yapamayız. Hepsi bir yere gideceksek gideceğiz dedim ben. Öyle çıktık işin içinden. Şimdi başımıza gelenler bizim kendi elimizin ürünü. Devasa binalar yaptık. Bizim, biz yaptık. Biz müsaade ettik. O zaman burada Allah'ı dini suçlamanın anlamı yok.
Bu bizim kendi el ürünümüz. Allah'ın suçu ne burada? Dinin suçu ne? Ama çirkeflik yapacaklar ya. Çirkeflik yapacaklar. Allah bizi affetsin. Tabi bu hani insanın başına gelen bu bela, musibet, sıkıntı bir şey yapmasa da gelir mi? Gelir. Bir şey yaptığından dolayı geldiyse günahına kefaret. Kişinin veyahut da genel olarak gelen bela, musibet, sıkıntı, dert, hastalık her neyse. Bu mümin için günahlarına kefaret ya peygamberlerin günahı mı vardı yoktu ya onlara, onlara dereceleri arttı. E velilerin, mürşidi kamillerin günahı keba, devam eden günahı keballeri olmaz.
E onlara da geldi, onların da makamları arttı. O zaman bu velilere, mürşidi kamillere, peygamberlere bela, musibet, sıkıntı gelir mi? El cevap gelir onlara da. Onların makamlarının yükselmesine sebep olur, günahkar olan kulların günahlarına kefaret olarak gelir. Bir de günaha kefaret bir insan, bakın sıkıntıları şöyle görün, böyle dert, gam, kasavet sıkıntıları böyle görün bakın.
Bir şey başınıza geldiyse, Cenab-ı Hak senin günahına kefaret olarak onu verdi ve seni bir daha onunla yargılamayacak mahşerde. Bu mümin için büyük müjde. Yani bir hastalık, hani diyor ya hastalıktan ölen şehittir. Hani hastalıkları da söylüyor, karın ağrısından ölen şehittir, baş ağrısından ölen şehittir, sıtmadan ölen hummâ yani şehittir, söylüyor ya, göçük altında kalan şehittir.
Bakın bunlar göçük altında kaldı değil mi şimdi? İman ehli ise o kimse şehit, hükmen şehit. Göçük altında kaldı iman ehli şehit. Hadise sabit, şek şüphe yok üzerinde. Bir kimse böyle şehit olaraktan öldüğünü görse, cennetteki makamını görse hiç üzülmez. İman ehli olan, iman ehli olan yakınlarının cennetteki makamlarını görse insanlar üzülmezler.
Hatta oradan göçükten kurtuldularsa, şöyle diyebilir. Ya büyük kurtuluşmuş, şehit olarak vefat etti. Deyip kendi kendine hayıflanabilir. Göçük altında kalmadığına. Bakın hayıflanır. Ahireti bilmiyor çünkü insanlar. Cenneti de bilmiyor. Cenneti de görmedi. Rüyasında bile görse, o oraya gitmek için can atar. Hesabı, kitabın ne kadar zor olduğunu yaşasa, rüyasında veya halinde, deseler ki göçük altında kalacaksın, cennete gideceksin, gözünü kırpmadan gider. Ama bunlar seyri sülükte görünen yaşanan şeyler.
Öyle olunca, o kimse normalde şu hesabı, kitabı yaşamaktansa, hesap, kitap görülmeden cennete gitmek, büyük lütuf, büyük ikram der. Ve o yüzden müminlerin başına gelen bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet, acı, bunların hepsi de müminlerin günahlarına kefarettir. Kardeşler, ya günahınıza kefarettir? Ben sufiler için şöyle düşünürüm. Sufiler günlük virklerini çekiyorlar, namazlarını kılıyorlar, haftalık toplu derslerine gidiyorlar. Allah-u Alem, ben bu toplu derslerden çıktıktan sonra, o kimsenin üzerinde günahın kalmadığına inanırım. Hadislerle sabit, ayette sabit, hadislerle sabit. Öyle olunca, sufilerin, dervişlerin başına gelen belayı, müsibeti, sıkıntıyı, derdi, gamı, kasaveti, hastalığı, herhangi bir böyle felaketi ben onların seyr-i sülükleri olarak görürüm.
Manevi dereceleri artar diye düşünürüm. Ve onların manevi dereceleri artar. Eşinden, çocuğundan, malından imtihan olacaksın. Arkadaşlarından, kardeşlerinden imtihan olacaksın. Sabredeceksin. Başına bir şeyler gelecek, gelecek. Öyle, elmanın içerisinde kurt misali bir hayat yok. Hem dervişlik yapacağım diyeceksin, hem elmanın içerisinde kurt gibi yaşayacaksın. Öyle bir şey yok. Ve böylece ne olmuş oldu? Onların manevi dereceleri arttı. Hem İbni Hanbel'den, hadis-i şerif, Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, müminin başına gelen hiçbir dert, zahmet, hastalık, üzüntü ve keder yoktur ki, Allah bunu onun hatalarına kefaret kılmasın. Ayağına batan ve ona acı veren bir dikene vuruncaya kadar.
Yani küçücük bir sıkıntı da yaşasan, senin ayağına bir diken de batsa, bir diken de batsa, senin günahlarına kefaret. O yüzden isyan etme. Zümer ayet 8, insanın başına herhangi bir musibet geldiği zaman, hemen Rabbine yönelerek ona yalvarır. İnsanoğlu da enteresan bir şeydir. Kafiri, mümini, münafığı, başına bir şey gelince Allah aklına gelir. Bu kafirlerde münafıklarda daha fazla olur. Normal zamanda Allah akıllarına gelmez. Ama başlarına bir bela, bir musibet, bir sıkıntı gelince Allah aklına gelir. Allah aklına gelir. Allah'a yalvarırlar, yakarırlar, ağlarlar, sızlarlar. Sonra o başından o bela, o musibet geçince, ertesi gün gene vur patlasın, çal oynasın yaparlar.
Bu kafirlerin ve münafıkların işidir. Kafirler, münafıklar, başlarına bir sıkıntı, bir dert gelince Allah'a hatırına getirirler. Ama o sıkıntı, o bela, o musibet gittikten sonra vur patlasın, çal oynasın yaparlar. Müminler, salihler böyle olmamaları gerekir. İnşallah öyle olmazlar. Bakara 156 Onlara bir musibet dokunduğu zaman şüphesiz ki biz Allah içiniz ve mutlaka O'na döneceğiz derler.
Bu normalde müminlerin halidir. O müminler başlarına bir sıkıntı, bir dert, gam, kasvet, hastalık, ticaretten iflas her ne geliyorsa başlarına bir şey geldiğinde ne derler? Onlar derler ki اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ Bunu söylerler. Aslında Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif var. Ümmü Seleme'ye diyor ki, başına bir bela, bir musibet, bir sıkıntı gelince diyor اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ ve diyor Allah'a dua et. Allah'ım bu musibetimden dolayı beni mükafatlandırır, bana ondan daha iyi bir sonuç çıkarır. Derse diyor, muhakkak bu musibetinden dolayı onu mükafatlandırır ve ondan daha hayırlı bir sonuç bahşeder.
O zaman başımıza bir sıkıntı geldiğinde hoşumuza gitmeyen bir şeyle karşılaştığımızda ama bu ailenin içerisinde bir ölüm olur. Ama bu yakın dairede bir ölüm olur. Ama başımıza gelen bir sıkıntı, bir bela, bir musibet olur. Ben bazen işte birisi bir hastalık söylüyor. Mesela işte kanser teşhisi koydular diyor. اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ Bu sanki sadece ölülere söyleniyormuş, ölüm haberinde böyle söyleniyormuş gibi bir algı var, değil.
Bu başımıza bir hastalık gelmiş, birisinin başımıza bir dert gelmiş, birisinin başına bir problem gelmiş. Biz ona اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ deriz. İlla ki ölüm olması şart yok. Ve ne yapacakmışız? Bir de dua. Allah'ım bu musibetimden dolayı beni mükafatlandır, bana ondan daha iyi bir sonuç çıkar. Bunu da böyle dersek ne yapıyormuş? Mükafatlandırıyormuş Cenab-ı Hak. O yüzden normalde hatta bir hadis-i şerif daha var, uzun. Ben onu böyle hemen kısaca alıvereceğim. İlmi böyle katmış gibi, katmetmiş gibi olmayayım. Onu çeyrek geçiyor çünkü. Olay oldu bitti. Bir kimse diyor olay olup bittikten sonra dahi aklına gelse, yine dese ki diyor, o olayı aklına getirerekten.
Hani öyle ya, işte Cemil şimdi 99 depremini yaşayanlardan. Gene bir deprem oldu, hatırladı. Dedi ki, Ya Rabbi bizim normalde bu konuda bizim sıkıntımızı gider, bizi bu konuda mükafatlandır dese diyor, yıllar yıllar sonra da geçse, Allah onu gene mükafatlandırır, Allah ona gene sevap verir diyor. Cenab-ı Hak ne kadar cömert ya. Evet. Ve o, diyelim ki, Musibet ne zaman geldiydi? 99. İşte bugünden kadar geçen zaman içerisinde, hep diyor ona diyor, hayır hasenat yazar diyor. Rabbim onlardan eylesin. Amin. İşte Rablerinin mağfiret ve rahmeti onların üzerinedir. Doğru yolda bulunanlar da onlardır.
Bakara 157 bu ayetten sonraki ayet-i kerime. Demek ki Allah'a teslim olan, ve biz yine ona döndürüleceğiz diyen, başına gelen hadiseleri sükunetle atlatan kimse, Rabbinin mağfireti ve rahmeti üzerine. Allah bizi onlardan eylesin. Doğru yolda da olanlar kim derviş? Bunlarmış. Rabbim bizleri de sıratı müstakimde eylesin. Afin. Eftari zikerli fa'aleve nehu. La ila ila Allah ila el-fatihan Malum kardeşlerimiz
Islahiyedeler. Dağıtımlarına devam ediyorlar. Biz tabi buradan yani gözümüze az gibi göründü. göründü. Altı tır sardık. Normalde insanlar bizim gibi konteynerları böyle tepeleme sarmıyorlarmış. Cafer'in demesine göre başkalarının tırlarına bakarsak diyor. Biz on iki tır sarmışız. E tabi orada dağıtımlar da devam ediyor. Hala da. Yarın zannediyorum kuru erzaklar ancak bitecek. Yarın akşama kuru erzak, su battaniye değişik araç ve gereçler onların büyük bir ihtimal yarın bitecek. Tabi onlar dönelim filan demediler. Böyle Allah razı olsun canhıraş tabiri caizse oradakiler da böyle itiraf ediyorlar.
Ses kayıtları var. Sizin gibi kimse gelip burada böyle bir dağıtım yapmadı diye hamdolsun Cenab-ı Hak'a böyle ev ev köy köy biz özellikle istişarede köylere gidilmesi gerektiğini söylemiştim. Dedim köylere gidin köylere giden olmamıştır dedim. Hani köye minnet çok itibar etmez. Bir de gösterişi değil ya köyler. Basın yok, medya yok. Dedim köylere gidin. Bunlar da Allah razı olsun o istişarenin neticesinde İstahiye'nin Türkmen köylerine gidiyorlar komple. Oradan görüntülerin büyük bir kısmını ben paylaşıyorum. Paylaşmadığım görüntüler de var. Bizim Yunus çekiyor görüntüleri atıyor boyuna.
Biraz da tabi psikolojik olarak etkileniyorlar. O yıkıntıları görünce biraz fazla yıkıntı fotoğrafı geldi. Uyardım. Dedim yıkıntılara takılmayın. Dağıtıma takılın dedim. Psikolojiniz bu konuda dedim şey olmasın hani dağılmasın diye. O köylerde çadırlara köydeki yerlere tabiri caizse böyle ev ev hani Ramazan erzağı dağıtır gibi dağıtım yapıyorlar. Allah hepsinden de razı olsun. Yani bir şey böyle orta yere yıkıp gelmediler yani öyle bir şey de istemedim ben zaten. Dedim ki hani bizim bir şey yapıyoruz dosdoğru olsun ondan sonra yerini bulsun hani yaptığımız şey diye. Hamdolsun şu ana kadar yerini buldu. O hiç böyle devleti suçlamak için söylemiyorum.
Bizim bu zamanda kimseyle işimiz yok. biz Cenab-ı Hak bir kapı aralamış. Biz hizmetimizi etmeye çalışıyoruz. O yüzden o İslahiye'nin o Türkmen köylerini yaklaşık günlük onun üzerinde köye gidiyorlar. Bir dolduruyorlar üç araba çıkıyorlar boşaltıyorlar bir daha geliyorlar bir daha dolduruyorlar bir daha çıkıyorlar. Hikmet-i Hüda şeyin Osman Gazi belediyesi de İslahiye'ye kamp kurmuş. Onlar da oradalar. Tabi onlar böyle bir dağıtım yapmıyorlar. Böyle bir şeyleri yok. Ama işte onların boşta bir arabaları varmış orada. Demişler alın bunu da bununla da dağıtım yapın.
Neyse bizde de zaten bir araba var. Bir araba da öyle iki araba sonra bir araba daha verdiler. Sonra onların yine Osman Gazi belediyesinin ambulansı varmış orada. İçinde tam tesisatlı kiralamış onu belediye. Oraya göndermiş. Köylülere ambulans da gidiyor manalı sıra. İşte onların hastalıklarına ilaçlarına tedavilerine bakıyorlar. Cenab-ı bakı hamdolsun. Allah öyle bir isabet ettirmiş. Gerçekten çok güzel bir hizmet oluyor. Allah hepinizden ayrı ayrı razı olsun. Herkes el birliğiyle çalıştı. Gönül verdi. Gerçekten gayret etti. Tabiri caizse muhteşem bir hani iş oldu. Arkadaşlar bayanlar kadınlar erkekler herkes bu konuda tek yürek oldular.
Allah razı olsun. iyi çalışıldı. Bir hayli de malzeme gitmiş. Biz tabi gözümüze görünmedi ama bir hayli malzeme gitmiş. Hamdolsun fazla olsun eksik olmasın. Bu konuda tabi Allah razı olsun bizim önce gümrükçümüz görüyorsunuz tırlarını onun zaten. Sezgin dört tane tır kendisi teklif etmişti. böyle böyle hani böyle bir şey yaparsanız ben tırlarımı tahsis ederim diye. Allah razı olsun dört tane tır o tahsis etti. Ama eşya çok baktık gördük baş edemeyeceğiz. Bu sefer İbrahim Aybi'ye müracaat ettik. Ondan sonra o da Allah razı olsun bana ne yazıyorsan yaz dedi açık defter.
Yatsın kalksın dua etsin iki tır yazdım ona. Allah razı olsun. Dedim iki tane tıraya ihtiyacımız var. Eşya fazla dedim. Cenab-ı Bakan da olsun o da hiç şeysiz ne o tereddütsüz hemen iki tır kapıya dayadı. Böylece işte suları onlara yükledik. Üzerine yatak yükledik. Ondan sonra böylece altı tır öbür günler zaten konteyner arkaları hem yağmurdan çamurdan korunusun halısı battaniyesi kıyafeti yiyecek içeceği diye. Bu kuru gıdaları da gıdaları da nerede vahit vahit Allah razı olsun marketçimiz o tedarik etti. Çünkü yok ben hiç araştırmadıydım hiçbir yere direkt vahite söyledim ben.
Vahit dedim bunlar lazım o zaman öğrendim olmadığını yani bakanlıklar bütün konserve fabrikalarının kapatmışlar kapatmışlar derken bize satacaksınız demişler bu çok uçuma gitti ama battaniye fabrikalarını komple kapatmışlar devlete satıyorlar yani battaniye adam ne kadar battaniye üretiyorsa kesiyor faturasını devlette devletten parasını alıyor bir de devlet demiş ki dışarı satmayacaksın onu da nereden öğrendim Ahmet Acar'dan öğrendim burada battaniye yok işte şöyle böyle dediler Ahmet Acar aradım selamun aleyküm aleyküm
selam dedim Ahmet Acar battaniye lazım valla baba dedi ya biz dahi bulamadık dedi ee dedim ben biz dedi buradaki kaymakamdan dedi uşak valisine ulaştık uşak valisine rica edildi uşak valisi oradaki battaniye fabrikasına talimat verdi buraya satabilirsin dedi biz öyle alabildik dedi o zaman biz battaniye alabilme imkanımız yok bizim baba bence yok dedi Allah razı olsun kardeşler evlerindeki battaniyeleri getirdiler sonra cevdet bir kanal buldu istediğin kadar burada battaniye var dedi arkadaşlarım bir kısmı oradan battaniye
aldı e sonra battaniye büyük sıkıntı çünkü oradakiler gerçekten soğukta duruyorlar gece de soğuktalar e sonra bir kardeş bir yer buldu dedi ben bin tane diktireceğim Osman nerede bizim gelmedi mi Osman Osman bir yer buldu dedi ki ben bin tane dedi bir yer buldum kumaşı getirdi bana örnek olarak dedi böyle bir kumaş tamam Osman kaç para dedi bu benim hediye iyi hadi bakalım öyle battaniye biz Cenab-ı Hak hamdolsun tabi millet evindeki battaniyelere de bu sefer dedik kullanılabilecek olanlarını getirin battaniye yok
çünkü battaniyeyi de öyle tedarik ettik hamdolsun yani 3000'in üzerinde battaniye oldu böylece yani kayda değer bir battaniye oldu yatak Sezgin dedi ki bir yatak gelecek dedi oradaki nara lazım olur tamam Sezgin onu da getir öyle yatakta geldi velhasıl bizim tırlar böyle bir hani oradaki deprem zede kardeşlerimize her türlü malzemenin olduğu tabiri tabiri caizse binbir çeşit dükkanı gibi oldu e orada da böyle bakıyorum seyrediyorum poşetler dolu dolu malzeme var çocukların o sevinci mutluluğumuzu arttırıyor o çocuk
oyuncakları çocuk şeylerinde bayan kardeşler Allah razı olsun hepsinden böyle çocuk oyuncakları koydular anne ayrı bir duygu anne olunca çocuğu da düşünüyor normalde çocuk kıyafetleri vardı montları vardı kadın montları vardı erkek kıyafetleri vardı bir hayli çeşidimiz iyiydi tabiri caizse hamdolsun orada şimdi en son baktım bunların gelmeye niyetleri yok biraz muhabbeti uzattım ama konuşuyorum Cafer diyor bizim rahatımız iyi olalım diyorum ya bitirin gelin ondan sonra baktım bunlar pazara kadar şey yapacaklar hepsini böyle
kendi elimizle koymuş gibi dağıtalım diye dedim yarın kuru gıda bitiyor mu bitiyor dedi battaniye bitiyor mu bitiyor yatak bitiyor mu bitiyor bir tek kıyafetler hani kalacak ellerinde kalırsa o da dedim onları da götürün afa da verin yarın dedim bir araba gönderiyorum size cuma gün saat kaç kaç bitirin işinizi binin arabaya dönün dedim emredersin emir demir kesti atıl kelam Allah'ın izniyle yarın herhalde gece yarısına kadar çünkü gecede dağıtım yapıyorlar öyle boş durmak yok günde 3 fasıl dağıtım yapıyorlar bir sabah çıkıyorlar
bir öğleden sonra çıkıyorlar bir de gece istahiyenin içerisindeki oradaki çadırları dolaşıyorlar o istahiyenin içerisinde çok çadır var çünkü orada böyle öbek öbek çadır kurmuşlar onları dolaşıyorlar onları yataktı battaniyede kuru erzaktı onları dağıtıyorlar gündüzleri de köyleri dolaşıyorlar bizim Urfa'dan şeyde katıldı neydi çocuğun adı Samet Samet dedi ben müsaitim katılabilir miyim ekibe dedi sen de katıl dedim Samet de orada ekipte güvenliğimiz var yani elhamdülillah bir sıkıntı mı sıkıntıları yok inşallah dua edelim
Cenab-ı Hak yarın sağ salim işlerini bitirip onlar da evlerine dönsünler inşallah o yüzden hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum tekrar tekrar dua eden gayret eden katkıda bulunan böyle gönül veren bütün herkese illaki bir şey getirmesi şart değil bizim için ona gönül verse dair benim için büyük bir mutluluk aynı topluluğun içerisinde bulunmak ona gönül vermek o hayrı işlemiş gibi olmaktır çünkü Allah razı olsun bu konuda bir de şey de unutmayayım Hacı Erkan onlar şimdi gıda kuru gıda yapacaklarmış dedim olmaz böyle
ne olacak dedim bizim aldığımız gıdaların hepsi birer kiloluk bunların hepsini birer kiloluk çevireceğiniz son onlara son dakika golü attım onlar bir toplandılar hep beraber bütün o yirmi beş kiloluk erzekleri hepsini de birer kilo birer kilo yaptılar yani böyle dedim düzenli olsun her şey gelibolu deterjan getirdi Allah razı olsun komutan İzmit ona keza Sakarya İstanbul Allah razı olsun İzmir senin birisinin adını unutursam kırılmasın hiç kimse Polatlı Akşehir Allah razı olsun Ankara herkes kendince bir şeyler getirdi
bütün vakıf olarak Allah razı olsun hepsinden de herkes duasını kattı gözyaşını kattı ne bileyim bir şeyde katkıda bulundu e bayanların ayrıca bir matbah grubu var orası çalıştı harıl harıl onlar da zeytin vardı onlar dedim yarım kiloluk olacak zeytinler onlar harıl harıl çalıştılar zeytinleri yarımşar kiloluya çevirdiler ellerindeki malzemeyi dedim onları da siz de bunları gönderin e hamdolsun bütün arkadaşlar kardeşler çalıştılar iyi bir şey çıktı ortaya iş çıktı hamdolsun e tabi bunu dağıtanların moral motivasyonundan
da belli oluyor o yani Cafer'e diyorum nasıl durumu vaziyet her şeyimiz var diyor çok iyiyiz diyor işte tabi bu mesela o dağıtan kimsenin özgüvenini arttırıyor kendince işte giriyorlar ondan sonra bütün çadırlara bütün yıkıntılı olan yerlere ama şuna ehemmiyet veriyorlar elden eve kimi muhtar diyor işte buraya indirin biz dağıtırız yok eve dağıtacağız bugün mesela ufak bir şey yaşandı orada işte orada dediler ki cem evine indireceğim bütün her şeyi bizimkiler cemi yani tek tek dağıtacağız kim olursa olsun ayırılmıyoruz
tek tek dağıtacağız dediler o illaki cem evine istedi bunların hepsinde videoları var bende tabi onları çekip gönderiyorlar bana yok kim olursa olsun biz yardımı eline tutuştur eline vereceğiz biz göreceğiz kime verdiğimiz böyle eve hatta evlerine kadar götürüyorlar taşımaları mümkün değil çünkü alır çünkü hamdolsun kuru fasülesi pirinci bulguru şekeri ondan sonra kırmızı mercimeği yağı çayı kaç kalem şey vahit 18 kalem ürün var vahitten alım yaptığımız çeşit olarak bunlardan birer kilo koyduğunda zaten torba 20 kilo
oluyor ondan sonra öyle işte dağıtım yapıyorlar hamdolsun bir sıkıntı yok elhamdülillah dualarınız da sizin o yüzden kardeşlere dua edin orada vazifelerini yerine getirip gelsinler yani her depremde değişik şeyler yaşanır çünkü bunlar konuşulmaz söylenmez insanlar yoksa yardıma gitmeye korkar sonra o yüzden benim biraz da tedirginliğim biraz bu ara böyle içine kapanıklığımın bir sebebi de o kolay bir iş yapmıyorlar orada yani orada diyelim ki bir yıkıntının yanından geçiyorsun seni yağmacı zannedebilir yabancısın ya
sen adam seni yağmacı görüp ateş eder sana evi vardır orada barkı vardır parası pulu vardır yasası vardır öyle depremde yardımcı olmak yardım etmek öyle dışarıdan göründüğü gibi değildir eve yardım edeceğim dersen çok tehlikeli bir iş seçmiş olursun kendine millet ne yapıyor şimdi beştir yardım ettik nereye gitti beştir git yollarda gör eve gitmedi yani o o tam yerini bulmadı öbür türlü de sen yıkıntıların arasında dolaşacaksın öyle kolay bir şey değil o adamın evi yıkılmış adam oraya biten çadır kurmuş evi orta çünkü
artık göçükte parası mı var pulu mu var altını mı var bileziği mi var sen oradan geçerken adam şahan gibi duruyor orada adam yabancısın sen der ateş eder sana çeker vurur seni öyle yardım dağıtmak öyle bu tip yerlerde öyle herkesin işi değildir öyle dağın başı ne jandarma var ne asker var ne polis var gittikleri yerde bazı yerlere kardan arabalar çıkmıyor bazı yere diklikten çıkmıyor jiple taşıyorlar bu sefer adam diyor orada 3 tane ailemiz var diyor hiçbir şey almadılar diyor ama ne minibüs çıkıyor ne donmuş çıkıyor
hadi bu sefer Fatih var ya bizim mühendis isabet olacak o demiş ki köylere gidilecekse benim araba demiş çıkar her yere jip ondan sonra demiş ben sizi onunla götüreyim gerçekten de işe yaradı çıkmaya yerler ondan çıkıyorlar yani o kapıya dağıtıyorlar bu büyük bir mutluluk benim için yani herkesin kapısına gidiyor öyle köyünün ortasına yığ git öyle bir şey yok herkesin kapısına gidiyor herkesin eline gidiyor toplanıyor kadınlar çocuklar erkekler herkese teker teker veriyorlar oradan birisini de buluyorlar zaten mehimandar
tanıyor adamı Hüseyin emmi şunu yaptı bunu bunu yaptı ben dinliyorum onları ya diyorum tamam oradan köyden birini bulmuşlar bunlar öyle dağıtıyorlar diyor inşallah dua edelim Cenab-ı Hak sağ salim kazasız belasız inşallah yarın akşam onlar da işlerini bitirip yola çıksınlar inşallah destur yaparsız lazım tut
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.