mustafaozbag.org

Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 15.09.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Eylül 2022 · 49:03

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'i ve bizleri, Kur'an ve sünneti seni sımsıkı yapışanlardan eylesin. Cümle ümmeti Muhammed'i ve bizleri, hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Cenab-ı Hak hakikatine erdirdiği, kendisinde beka bulan kullarından eylesin. Amin. Sıra sorular herhalde. 1-2-3-4 diye. Sufilik yolunda Allah'ı zikreden kişilerin şeytanı bir yörümü. Bu tarif edilirken şeytan büyür olarak nitelendirilir. Sufilik yolunda giderken insanın normalde her perdeye geçtikten sonra daha kuvvetli bir şeytanla sınır, imtihan olur.
O yüzden perdeleri geçtikçe daha tabiri caizse şeyh efendinin diliyle kırtışmış şeytanlar o kimseyle uğraşır. O yüzden sufi Allah yolunda yürüdükçe şeytanı dıkırtışlaşır, ihtiyar şeytanlar gelir. Sevdiğinden, zikirden, Allah'tan uzak kalma korkusu neden artar? Bir insan sevdikçe sevgiyle beraber korkusu da artar. Muhakkak eminliği olur ama eminlik kolunda korkuyu da getirir. Her sevenin kolunda korkusu da mevcuttur. O sevgisinin kuvvetliliğine işarettir. Bazen insan kendi heva ve hevesinden bakar. Heva ve hevesinden bakarak ben seviyorum der, böyle fütursuz hareket eder. Seviyorum der, edepsiz hareket eder. Seviyorum der, ahlaksız hareket eder.
Onun o sevgisinin ilahi olmadığını, ulvi olmadığını, sevgisinin kabukta olduğunu gösterir. Çünkü seven kimse sevdikçe ince düşünmeye, sevdikçe daha da incelmeye başlar. Bu o kimsenin sevgisiyle alakalıdır. Kimisi vardır, yüzeysel sever. Heva ve heves, nefis onu o noktada etkiler. O kendince, hani ben böyle de yaparım der. Onun sevgisinin derinleşmediğini, sevgisinin yüzeysel olduğunu gösterir. Seven, sevdiğini her daim kaybetme, perdelenme korkusuyla yaşar. Seven de, oturan, yerleşen korku odur. Perdelenirim, uzaklaşırım, araya mesafe girer, araya bir engel girer diye korkusu odur. Eğer bu korku yoksa o kimse, Allah muhafaza eylesin.
Onu edepsizliğe doğru götürür. Kimisi böyle, hani sevdiğine yaklaştıkça şımarır. O kimse şımarıyorsa, o kimsenin sevgisinin yüzeyselliğini gösterir. O sevdikçe edebinin artması lazım. Sevdikçe derinleşmesi lazım. Sevdikçe onun genişlemesi lazım. Manevi manada. Sevdikçe takvasının da artması lazım. Sevdikçe diline daha fazla hakim olması lazım. Sevdikçe hal ve hareketlerine daha fazla dikkat etmesi lazım. Öyle bir hale gelir ki, seven, sevdiğinin yanında lal hale gelir. Konuşamaz hale gelir. O seven, sevdiğin yanında lak lak lak …
Habire konuşuyorsa, onun boş olduğundandır. Bu, sufilerde görülür bu. Böyle sufiler kendince yakın zannederler, böyle boş kelam çok ederler. Ne bileyim işte böyle gereksiz konuşmalar çok yaparlar. Veyahut da işte şeyhi ona müsamakar davranır. Müsamakar davranınca ona karşı böyle edep sınırını aşar. Onu da kendince seviyorum zanneder. Allah muhafaza eylesin. O yüzden seven kimse, evet araya perde girmesinden korkar, uzaklıktan korkar. Sufinin korkusu odur. İlgi nedir, ilgisizlik nedir? Bunlar ikili ilişkilerin içerisinde duruma göre hükmedilecek olan şeyler. İlgi ve ilgisizlik.
Kime göre, kimine göre? Siz ilgi gösterirsiniz, karşısındaki kimse hala da ilgisizler. Bunu böyle bir düzene oturtmak mümkün değil. O yüzden bu meselede bir kimse ikili ilişkilerde, karşındaki kimsenin konumu neyse, eştir, çocuktur, anne babadır, şeyhtir, derviştir, zakirdir, nakiptir, nügabbadır. Bu durumuna göre, o karşıdaki kimseyle olan ilişkisini belli bir düzeyde tutar. O belli bir düzeyde tuttuğu zaman, bunda bir sıkıntı yaşanır. Ne oldu atik bir şey mi var? Misafirler on buçuk gibi gerçekmiş, tamam. Bugün kaçınırdan Kazım Efendi gerçekten, onu söylüyor arkadaş.
Allah'ı Allah'la sevmek nedir? Bu böyle, bu cümleyi kurdum, bu cümle anlamazsınız manasında değil, bu bir haldir. Bu işin makam tarafında, halin makam tarafındadır. O kimse Allah'ı sevmede öyle bir hale gelir ki, kendi üzerinde, kendisiyle alakalı hiçbir şey kalmaz. Bu sıfatlarda, fani olup, beka olmakla alakalı.
İslam alimleri içerisinde, zahiri ilimlerde büyük imam kabul edilen, ama aynı zamanda tasavvuf karşıtı olduğunu bildiğimiz kimseler var. Mesela, imam aynı gibi, İbn-i Teymiye'den çok etkilenmiş ve bunun neticesi olarak, meslemiye okuyup, Mevlana'yı tekfir ederek, tekfir edecek derecede eleştiren kimseler. Aslında zahiri ilimlerde imam kabul edilir. İmam bir gibi de bu durumdadır. Böyle kimselerin zahiri ilimlerine hürmeten türbeleri ziyaret edilir mi? Biz, La La Hillelah Muhammeden Resulullah diyen herkesin türbesini ziyaret ederiz. Bakın, sufiliği, tasavvufu veya sufiliğin kendi içerisindeki o manayı, herkes anlayacak, çözecek diye bir kaide yok. Örnekliyorum şimdi, ben bu tip kimselerin, mana aleminden bir damla aksetmemiş onlara.
Onlar da o tarafa doğru meyletmemişler. Bunların çok sebepleri olabilir. Mesela bir kimse gözünün önündeki sufi örneklerine bakaraktan, sufilerin hepsi de hani, Kur'an-Sünnet çizgisinde gitmeyen sufi örneklerine bakaraktan, ya böyle sufilik olmaz olsun deyip, sufilere karşı çıkabilir. Bugün de var onlar. Bizim çevremizde de var. Yani etrafındaki mesela, tabiri caizse sufi örneklerine bakaraktan, sufile düşman olan insan çok. Bazen derim ya, dikkat edin kendinize. Sebep, sizi takip eder karşınızdaki, etrafınızdaki insanlar. Ve sizin hatanızı, kusurunuzu görür, Sufilik böyle mi der? Aynı şeyi ailelerde yaşanır.
Yani kadın bakıyor, adam dervişim diyor. Adamın evde dervişlikle alakası yok. Kadın bu sefer telefon açıyor, sizin dervişleriniz böyle mi? Evde bana küfrediyor diyor. Sizin dervişleriniz böyle mi? Evde bana hakaret ediyor diyor. Sizin dervişleriniz böyle mi? Benim anneme ağzı alınmayacak laflar söyledi diyor. Örnek. E şimdi, ben hep derim ya, aileden bir kişi derviş oldu. Eğer aileden bir kişi derviş olduktan sonra, aile derviş olmuyorsa, o dervişte sıkıntı vardır. Yüzde yüz olmasa da, yüzde altmış, yetmiş dervişin evde sıkıntı vardır. Yani o ev halkıyla, bir türlü düzen tutturamamıştır.
Bazı ev halkı vardır, bu kadınlarda da vardır, erkeklerde de vardır. Asla nuh der, peygamber demez. Bakın, nuh der, peygamber demez. Bu ayrı bir mesele. Böyleleri de vardır. Ama ben böyle söyledim deyip de, işte benimki onlardan demeyin. Sizin evde veya iş yerinde veya ticaretinizde yaptığınız her şey, etrafınızdaki insanları etkiler. Hele bir de sizin derviş olduğunuz duyulduysa, söylendiyse, ve bunu siz ishar ettiyseniz, o zaman bu daha da sizin işiniz daha da zorlaşır. Dervişlik adaf ve erkanını, Kur'an ve sünnet-i seneyi düzgün bir şekilde icra etmeniz gerekir. Öyle olunca da, evet, etrafınız sizi kullanacak, aldatacak, ne bileyim, her türlü sıkıntı yaşayacaksınız.
Ama bu işin çilesi bu. E şimdi, İmam Birgivi'de, İbn-i Teymiye'de, işte az önce aynı gibi kimseler de, kendi bulundukları bölgede, kendi bulundukları yerde, derviş modellerine bakaraktan, ya dervişler böyle olacağına olmasın deyip, böyle dervişliğe, sufiliğe karşı bir şey oluşturmuş olabilirler. Sonra getirirsiniz onu, sıkıntı değil. Böyle bir sıkıntılı bir durumdan dolayı, böyle bir şey yapabilirler. O yüzden, onları da ben bu manada, hoş görüyorum kendimce. E şimdi, ben o şeyhlerden tanıdıklarım çok benim, daha öncesinden. Ben onlara baktığımda, eğer derviş olmazdan onca, onları görmüş olsaydım, ben de derviş olmazdım. Hatta, Şeyh Efendi'ye benim söylediğim bir söz var, meşhur, ben yeni dervişken, efendim, dervişlerin, sufilerin böyle olduğunu bilseydim, ben derviş olmazdım dedim.
Nasıl Mustafa Efendi dedi. Efendim, dedikodu burada dedim, iftira burada, milletin arkasından konuşmak burada dedim ben. O böyle, öyle bir zoruma gitti ki benim. benim o ilk zamanlar benim çok zoruma gitti. Yani, birisi birinin arkasından konuşuyor. Kim o? Derviş kardeşi. Yani, birisi birisiyle uğraşıyor. Kim o? Derviş kardeşi. Veyahut da birisi zakir olmuş, ahkam kesiyor bütün ortalığa. Yani, ondan izinsiz, yani bulunduğun kazadan dahi dışarı çıkmayacaksın. Nereye gittiğini ona söyleyeceksin.
Benim dervişliğimin ilk zamanlarında yaşanılan şeyler. Yani, zakire telefon açacaksın. Ben İzmir'e gidiyorum, bir de işini de söyleyeceğim. Benim şöyle bir işim var. Veyahut da ben şuraya gidebilir miyim? Ben bunu yapabilir miyim? Ben bunu edebilir miyim? Benim ilk dervişliğim yıllarında yaşanan şeyler bunlar. Böyle bir şey yok. Doğru yanlış. Biz o zakirleri de gördük. Biz o nakipleri de gördük. Nükabbaları da gördük. Ellerini bir soğuk sudan sıcak suya değdirmeyen. Her şeylerini dervişlere yaptıran. Biz onları da gördük. Evinin temizliği dahil buna.
E şimdi bunları önceden görmüş olsan, evet dersin ki ya böyle dervişlik. Ne dervişlikle, ne alakası var bunun dersin? Sonra şeyhleri tanıdık. Biz sonra da 28 Şubat'tan önce şeyhleri tanıdım. Ben 28 Şubat'tan önce o dönemde şeyhleri tanıdım. Dedim ki İslam dünyasına, İslam'ın gelmeyişinin sebebi bu dedim.
İslam dünyasında İslam hakim değil ise, bunun sebebi Müslümanlar, en başta alimler, en başta siyasetçiler, alimler, şeyhler, imamlar, bütün devletlerin üzerindeki dini mekanizmalar. İslam dünyasında, İslam'ın hakim olmayışının birinci sebepleri bunlar. Öyle bunu İngiltere'de, ondan sonra Fransa'da, Almanya'da, Mossad'da, onlar da aramayın. Ya sen kullanılmaya müsait olursan, Mossad'da gelir seni kullanır, M16'da gelir kullanır. Sen o dergahın geldiğini, gittisini sormazsan, İngiliz bozması, CIA'ya yosması, bir dergaha gider, intisap edersin, ondan sonra orada da yürürsün.
Kim? İngiliz bozması. Kim? Dedesi, İngilizlere soytarlık yapmaktan sürgün edilmiş. Devlet de onları dinliyorsa, Kültür Bakanlığı da onları dinliyorsa, demek ki hepsi de soysuzlaşmış. Sen gidip oraya derviş oluyorsan, araştırmıyorsan bunu, kapat sende zaten. Kraliçenin kurmuş olduğu, dergahlar varsa, cemaatler varsa, böyle söylediğimde bunu sakın sadece, sünni minval üzerine düşünmeyin.
Türkiye'deki alevi yapılanmaları nereden besleniyor? Araştırın hadi bakalım. Hangi alevi derneklerine Avrupa'dan para geliyor? Hangi alevi vakıflara Avrupa'dan para geliyor? Araştırsın devlet. Ha, hukukidir. Bir şey diyemem. Hukukidir. Yani o hukuk şeyinde, ne o? Örtüsünün altında geliyordur. Bir proje geliştiriyorlar, veriyorlar Avrupa Birliği'ne. Avrupa Birliği de o projeye onlara, euroları aktarıyor. Aktarıyor mu? Aktarıyor. Nereden geliyor? Avrupa Birliği'nden geliyor. Nereden geliyor? Almanya'dan geliyor. Geliyor. Nereden geliyor? Soros'tan geliyor. Soros'un desteklediği vakıflardan geliyor.
E ben böyle söyleyince, kızıyor herkes bana. Ondan sonra sosyal medyada benim aleyhime ver yansın yapıyorlar. Ben doğru konuştuğumu o zaman tespit ediyorum. Diyorum ki sosyal medyada aleyhime ver yansın yaptırlarsa diyorum ben, birilerinin kuyruğuna bastım Mustafa Özbağ diyor. Adam Soros'un desteklediği vakıftan, Alman mı vakıftan? Gitmiş orada, yüksek lisans yapmış. Nereden desteklendin? Soros'un desteklediği vakıftan desteklendin. Eee bitti. Yani adam sana boşuna mı para verecek? Yani saf mıyız biz? Yani bir vakıf sana para verecek. Boşuna mı verecek? Yabancı bir vakıf sana para verecek. Öyle mi? Soros'un desteklediği bir vakıf veya bir dernek, bir siyasetçiye, bir bürokrata, bir akademisyene destek veriyorsa, para veriyorsa, bunun karşılığını almayacak mı?
Alacak. E böyle olunca şimdi, onlar da böyle kendilerince, Mevlana sever, kendilerince Sufi sever, kendilerince Hacı Bektaş sever, kendilerince böyle işte Sufi standlı. Eee satılık, satmış. Ruhu sarışın. Ruhu sarışın adamın. E şimdi onu görünce, adam Sufi'liye karşı çıkıyor. Haklı. Ama normalde tabii tekfir, bu sıkıntılı. Tekfir sıkıntılı. Allah muhafaza eylesin. Veya dervişlere taş atan imanıyla göçer mi beytine uzak uyarak uzak mı durmalıyız? Ben bugüne kadar 35 yılı geçmiştir dervişlerle beraberim.
Ben dervişlere taş atanların hiçbir zaman bu 35 yıl içerisinde iflah olduğunu, felaha kavuştuğunu görmedim. İki yakasının bir araya geldiğini görmedim. Ben görmedim. Ben böyle izlerim. Gerçekten de sıkıntı yaşarlar. Sevmeyebilirsin, istemeyebilirsin, kabul etmeyebilirsin. Selamun Aleyküm der, çeker gidersin. Taş atıyorsan, son nefesin tehlikede. Ders yaptıran zakir ve çavuş kardeşler ders yaptırırken, sizin yaptırdığınız gibi ders yaptırabilir mi? Hayır. Devran yapılabilir mi? Hayır. Hangi esmaları çektirebilirler? Ders yaptırma edebini, adabını yayınladık.
Bu ders yaptıracak olan arkadaşlar da bunları ezberlesin. Bu şekilde dersleri yaptırsınlar dedik. Yok ezberlemiyorlarsa çavuşluklarını ve zakirliklerini bırakacaklar. Ders mi yaptırıyorsun kardeşim? Buna uy. Bunu ezberle, buna uy. Kadın, erkek. Herkesi geçerli bu. Veyahut da işte, benim bazen böyle yemek yenecek, ben la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, dert çekerim, çıkarım mesela. Bu bana ait, bir başkası bunu taklit etmesin. O kendisi üç sefer uzataraktan çektirecek tevhidi. Bunu ben ilk şeyh efendinin salonda yaptım. Cafer beraber miydik orada?
Beraberdik. Onlar yemek yemişler. Salona bize bir sofra kurdular. Biz kim vardı başka yanımızda bizim? Evet, bir arkadaş daha vardı. Evet, üç kişiydi. Bize bir sofra kurdular oraya, kenara. Şimdi şeyh efendi orada divanda oturuyor. Bizi oraya köşeye bir sofra kurdular. Biz böyle şimdi şeyhe hayır demek. Bu bir dervişin en büyük edepsizliğidir.
Daha büyük başka bir şey yoktur. Biz halbuki her böyle Nevşehir'e giderken biz yolda yemeğimizi yeriz de gideriz. Oraya köşeye oturt, bir böyle kenara bir sofra kurdular salonun bir şeyine ucuna. Şimdi yani orada şeyhin huzurunda ben böyle uzun tevhid çektirmeye, oradaki sohbeti hani kesmek gibi olacak. Böyle kendi kendime utandım böyle.
Hemen sessiz. Eftan-ı zikir fâle minnehu, la ilâhe illallah, la ilâhe illallah, la ilâhe illallah dedim. Hatta şeyh efendinin oğlu küçük Nâciz dedi ki, o Mustafa abi işin kolayını buldun dedi bana. Şeyh efendi bizim öyle yaptırdığımızı gördü ondan sonra. Bir şey demedi tabii. Ben de Nâciz'e orada bir şey söylemedim şeyh efendinin huzurunda. Biz hemen ayıp söylemesi çıtır pıtır hemen bir şeyler yedik. Hemen kenara çekildik hani sofra kalksın diye. Sonra bu bende biraz kaldı. Yani hatta şeyh efendi birkaç yerde de Mustafa efendi böyle yaptırıyor bazen filan dedi. Aa dedim tamam hani bana neden yaptırıyorsun da demedi. Bu bende kaldı. Ben bazen onu yapıyorum bazı erkek arkadaşlar yapıyorlar onu.
Siz normal üç elif miktarı uzataraktan söyleyeceksiniz. Bu bana münhasır bir şey. Bu konuda edebi ahdabı uygulayacağınız ders yaptırma. Edebi ahdabı uygulayacağınız ezberleyeceğiniz onu. Herkes o dersi yaptırmayı öyle devam edecek. Onu öğrenecek. Bakın onu öğrenecek. Oturun ezberleyin. Neleri ezberlemiyorsunuz? Bu insanlar neleri ezberlemiyorlar? Gereksiz onca şey ezberliyorlar ki onu da ezberlesinler inşallah. Yurt dışında yaşayan bayanım eşimle ayrıldık. Bir kızım var. Kızıma on senedir ben bakıyorum. Şu anda kızım on üç yaşında.
Eski eşim bizimle hiç ilgilenmedi. Babalık görevini yerine getirmeyen babanın babalık hakkı var mıdır? Dinimizce hüküm nedir? Baba babadır. Hakkını yerine getirse de getirmese de babadır. Ama normalde kız şimdi akıl bali olunca aslında çocuk babaya aittir. Akıl bali olunca, hani akıl bali oluncaya kadar babanın izni alınaraktan çocuk annede kalabilir. Hanefi'ye göre söylüyorum bunu. Hani baba izin verecek, bir de baba onun iaşesini sağlayacak. Çocuk annede kalır akıl bali oluncaya kadar. Akıl bali oldu mu çocuk babaya aittir. Çocuk babaya gidecek. Babası ilgilenecek. Ama baba babadır, anne annedir. Rabbim cümleye, cümle anne babalara hakiki manada annelik ve babalık yapmayı nasip eylesin.
Bu gerçekten İslam dünyasında büyük bir sıkıntı. Çocuklarına annelik, babalık yapamayacak olan insanlar evleniyorlar. Kendilerini evliliğe muktedir olup olmadan, olup olmadıklarını görmeden, bunun analizini yapmadan, bunu kendilerini hesaba çekmeden, hem çocuklarını evlendiriyorlar, hem de kendileri evleniyorlar. Yani kendisi evleniyor. Yani sen bu çocuğun ölünceye kadar sorumluluğunu yaşayabilecek misin, çekebilecek misin? Ölünceye kadar sen o çocuğunu yetiştirmek için, o çocuğunu bakıp gözetmek için o sorumluluğu alabilecek misin? O çocuğun önüne hani çocuğun ebeveynden hakkı üçtür, hayırlı isim konması, onun normalde dinini öğrenmesi, onun önüne iş konulması, eğitilmesi, ona bir iş açılması.
Yani bu üç şeyi yapabileceğine kendin inanıyor musun? Bir erkek olarak. Erkeğin sorumluluğunda bu. Çocuk doğdu, hayırlı bir isim koyacaksın. Ondan sonra, ondan sonra ona eğiteceksin onu. Hem dini eğitimini vereceksin, hem de normal bugünkü eğitim sisteminde eğiteceksin onu. Eee, bir de önüne iş koyacaksın. Bu sadece erkek çocukla alakalı değil. Şimdi kız çocukları için de geçerli bu. Önüne bir de iş koyacaksın. Ona bir de iş öğreteceksin. Ona bir de meslek sahip edeceksin. Bu üçünü sen kendinde bir erkek olarak, bu üçünü ben yapabilirim diyorsan, çık meydana evlen. Bir de, normalde kadına bakacaksın. Kadına da kocalık yapacaksın. Ölünceye kadar.
Bunu Şeyh Efendi'nin ölçüsünden söylüyorum. Senin namusunu çiğnetmediği müddetçe, senin namusunu çiğnetmediği müddetçe, gitme dediğin yere gitmediğin müddetçe, görüşme dediğin kimseyle görüşmediğin müddetçe boşayamazsın da. Ha, şeriata göre istediğin anda boşarsın. Eyvallah. Kadın boşanmak istiyormuş, boşarsın. Kadın boşanmak istiyormuş, boşarsın. Bir dakika bile tutma. Bir dakika bile tutma. Ama o çocukların sorumluluğunu ve kadının sorumluluğunu üzerine alacaksın. O sorumluluğu taşıyabileceksen evlen.
O kadının sorumluluğu, birinci derecede. Kadının sorumluluğu demek, bir de yani kadını böyle, dünyanın en büyük kahrı kadın tribidir. Bir erkek için. Daha büyük bir kahır yoktur. Evleneceğim, o tribide çekeceğim. O tribide yaşayacağım. Eee, Hz. Muhammed'in Mustafa yaşadıysa, sallallahu aleyhi ve sellem, herkes yaşayacak onu. Ve onu yürüteceksin. Eş, yani kadın, Allah'tan sana bir emanet. Allah'tan sana bir emanet. Kimin emaneti? Allah'ın emaneti. Bir erkek evlenirken, bunu göze alaraktan evlenecek.
Deyecek ki, ben Allah'ın emanetini taşıyorum. E bu da bir ibadet. Allah'ın emanetini taşımak da ibadet. E o zaman önce bir kimse evliliğe muktedir mi, değil mi, kendine bakacak. E bir kadın evliliğe muktedir mi, değil mi, kendine bakacak önce. Ondan sonra kendisini muktedir görüyorsa, evlenecek. Evlendikten sonra, çocuklarına, ondan sonra etrafına, hayırlı bir insan olacak. E öyle olmayınca, öyle de olmuyor. Sıkıntılar dağ gibi büyüyor. Allah muhafaza eyla seni. Bir, sosyal medyada paylaşımlarınıza etkileşim vererek, üstlerde tutmamız gerekiyor. Fakat kadınlar olarak sadece ortada, bizim görünmemizden dolayı, çekinceler olabiliyor. Çünkü bu seferde, kadınlarla ilgili değişik iftiralar, üretilmeye çalışılıyor.
Dergahımızdaki erkeklerin, sosyal medyada çok az, aktif olmasının bir sebebi var mıdır? Ben yine de her durumda, destek olmak istiyorum. Sizi zor durumda bırakmış oluyor muyuz? Biz gönüllülük esası, bizde hakim. Biz hiçbir kardeşe, hiçbir kimseye, şunu da zorunlusunuz demek istemiyoruz. O yüzden ben kardeşlere de diyorum, beni savunmak için uğraşmayın. Sosyal medyada da, beni savunmak için uğraşmayın. Gerek yok. Hatta diyorum ki, benim sayfamda birisine cevap vermeyin. Bırakın, ne yaptıysa yaptı, hakaret ettiyse, etti bir şey, itiraz ettiyse, etti. Karışmayın siz ona diyorum. Kadınlara da, erkeklere de. Bırakın, gerek yok. Buna gerek yok.
İki, yani normalde erkekler sosyal medyada aktif değillerse, ben bundan mutluluk duyarım. Bundan bir sıkıntı duymam. Sebep, aman, boşverin çok. Yani, bu illaki olması gereken bir şey değil. Bazen kendi kendime, hatta diyorum ki, geçenlerde dedim, bir orada paylaş, bir orada paylaş, benim bilen kafam götürmüyor dedim. Şu Instagram'ın kafadayım, geçeyim dedim. Ondan sonra, ama işte, sohbetleri yayınlıyorum, işte bilmem neyi yayınlıyorum diye, öyle tutuyorum. Yani, normalde, gerçekten insanın vaktini alıyor. Yani, öyle şey değil, bir de, takıntı haline gelecek insanlarda bu. O yüzden, en iyi şey, sosyal medyayı komple kapatmak. Ama ben mecburiyetten duruyorum.
Mecburiyetten durmamın sebebi, işte, ne gün nereye gideceğim, etkinlikleri paylaşmak. Bu başka bir şey değil. Aslında o da çok lazım değil ama, hadi lazım olsun. Bu kadar. Yoksa, başka bir şeyle alakalı değil. Ama hiç kimseye, işte şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın, ben kendi nefsim için, bunu deme noktasında değilim. Sivil toplum kuruluşları, bir araya gelip, etkinlikler düzenliyorlar. Muhtemelen resmi olarak da, bir hayli üyeleri var. Sormak istediğim, tasavvuf vakkunun kaç resmi üyesi vardır? Benden başka yoktur herhalde. Sadece, öğretim kurulu varmış. en son üye olmak için çok çabaladım. Kimlik bilgilerimi de, vermeme rağmen, üye kabulü yapamıyoruz.
Şu an minvalinde, bir geri dönüş aldım. 7 senedir yoldayım ve, her mecrada, hem üstadımı, hem yolumu savunmaya gayret ediyorum. Fakat, hiçbir resmiyetim yok. Tasavvuf vakfına, üye olmak için, ne yapmak gerekiyor? Valla, üyelik kapısı açılırsa, herhalde herkese de açılır. Biz böyle, bu tip şeyleri çok böyle, ehemmiyet veren, önem gösteren, bir topluluk değiliz. İşin bu, hani, resmi prosedür tarafı, veya sosyal medya tarafı, çok o kadar bizde aktif değil. Zaman zaman, işte bunun aktif olması gerektiğini, işte, herkesin, hani, buradan çok faydalandığını, etkilendiğini söylüyorlar. Ben de böyle, çok o kadar, hani, insanların üzerinde, daha doğrusu böyle, boş, heva, heves üzerinde, yürüyenlerin üzerinde, bir etkisi muhakkak vardır da, sufilerin üzerinde, çok etkisi olduğuna, inananlardan değilim.
Öyle olmuş olsa, örneğin, benim aleyhim, o kadar, ben bazen kendim de böyle, bazen, zaman zaman, yılda birkaç sefer, böyle okuyorum kendimi, o zaman diyorum, ben neymişim diyorum, ne kadar kötüymüşüm ben diyorum, kendi kendime. Orada okunanlara bakınca, veyahut da orada, hakkımda, söylenilenlere bakınca, kendi kendime diyorum ki, ben ne kadar kötüymüşüm, oradakına bakınca. O yüzden, bunlar çok böyle, benim nazarımda, çok ehemmiyette, değil. Ve, çok da, bu mevzunun üzerinde, konuşmayı da, çok gerekli duymuyorum. Ha, insanlar orada, çok dolaşıyorlar, insanlar orada, çok etkileniyorlar, bunları kabul ediyorum. Bakın, bunları kabul ediyorum. İşte, örneğin, o bir, ateistle olan, sohbete attıydım ya, işte, kaç bin kişi izlemiş, beş milyon insan, değil mi?
9,5 milyon insan izlemiş onu, değil mi? Evet. Soruyorum size, 9,5 milyondan kaç kişi derviş oldu? 9,5 milyon, evet. Ay, herkes tanıdı, iyi. Kaç kişi derviş oldu? İzledi, hoşuna gitti, geçti. Bizim gençliğimizde, sandviç vardı sadece.
Ben, insanların ilişkilerini, bir sandviç yiyimlik derdim. insanların ilişkileri, bir sandviç yiyimlik ilişkileri o hale geldi. Sandviç yiyince kadar. Kaç adım? 5 adım. 5 adımdan sonra, o seni unutuyor, sen onu unutuyorsun. Sandviç yiyimi kadar. Şimdi, sosyal medyada dolaşıyor, okuduğu işti. Tamam, bitti, o kadar. Muhakkak, aklında kalır, gönlünde kalır, fikrinde kalır, bir şey olur. Ama o kadar. Daha fazla değil. Daha ileride gitmiyor. Sufilik, diz dize, gönül gönüle, o burada gelecek, oturacak, buranın terini çekecek.
Buranın rutubesini, rutubetini koklayacak. Buradaki bu muhabbeti, buradaki bu etkileşimi alacak burada. Benim bildiğim bu. Cemil, şeydeki, İzmit'teki, o büyük salon kaç kişilik? Yedi bin kişilik. Yaptığımız programların, yüzde doksanında doldu değil mi orası? Doldu değil mi? Evet. İzmit'te yedi bin kişilik, salonlarda program yaptık. Şebaruzlar yaptık. Kaç kişi derviş oldu İzmit? Şey, oradaki programlardan? Birkaç kişi. Yedi bin kişiden yedi kişi yok. Sufilik kendine münhasır bir şey.
Ben yine yaparım orada program. Bak öyle, hani işte, ya öyle, işte yapılmaz, yapmayalım mı? Öyle değil derdim. Benim o programları yapmaktaki maksadım, amacım, derviş toplamak değildi zaten. Doğru sufiliği, doğru minvalde anlatmak, doğru bir şekilde aktarmak ve sufiliği dar, ondan sonra içine kapanık bir halden, dışa dönük bir şekilde, dışa dönüklüğünü göstermek, dışa döndürmek.
O baskının altında, o böyle sıkıntının altından, kafa kaldırmak. Benim derdim oydu. Fark ettiyseniz, bizden sonra herkes kafa kaldırdı. Tabiri caizse, biz koç başlığı yaptık. yürüdük, vurduk, sıkıntıyı çektik, problemi çektik, çektik. Ama biz Türkiye'deki sufi harekete, farklı bir pencere açtık. Bakın, farklı bir pencere açtık. Şimdi artık, hani çekinmekten, korkmaktan, veyahut da, geri adım atmaktan, sinlemekten, bu böyle olur mu, bunlardan filan kurtuldu. Sufi dünya. Yani, Mevlevi'yim diyenler de kurtuldu. Önceden pusmuşlar, böyle sinmişler, bir tek Şebaruz şeyde oluyor, ne o, Konya'da oluyor.
Başka hiçbir yerde olmuyor. Bu kırılmamış hiçbir yerde. Bakın, kırılmamış hiç. Hiç kimse cesaret edip, Şebaruz yapacağız dememiş. Dememiş. Biz Şebaruzlar yapmaya başlayınca, Konya Valiliği, genelge üzerine, genelge yayınlamaya başladı. Kültür Bakanlığı, genelge üzerine, genelge yayınlamaya başladı. O güne kadar, ihtiyaç duymadılar ama. Sebep, kimse yapmıyordu çünkü. Şimdi tekel kırıldı. Tekelleri kırıldı. Kimin? Dedeleri İngiliz casusu olan, Çelebilerin. Dedeleri İngiliz casusu olan, Çelebilerin tekelleri kırıldı. En son Fatih Çıtlak için dediler, ondan sonra, bu bizden izinsiz yaptı bunu diye.
Önceden çünkü, onlardan izinsiz. Mümkün mü? Birinin Mevlevi'yim demesi mümkün değil. Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Kırdık. E, Gelibolu Mevluhanesi'nde, hala daha sema devam ediyor şimdi. Biz ilk gittiğimizde, bir karış toz vardı orada. Biz ilk orada program yapacağız, sema edeceğiz dediğimizde, bizde sandalye kirası aldılar. Bir dernek kurmuşlar. Sandalye kirası, masa kirası. Bize boyuna diyorlar, sandalye için kira yatıracağınız, yatırıyoruz. Masalar için kira yatıracağınız, yatırıyoruz. Şunun için para yatıracağınız, yatırıyoruz. Derneğe yatırıyoruz. Yer kimin? Kültür Bakanlığı'nın. Paralar nereye yatıyor? Derneğe yatıyor. Biz gittik, sonra dernek de lav oldu.
Dernek de gitti oradan. Hepsi de gitti, doldu. Cenab-ı Hak, hamdolsun, şimdi her ay devam ediyor program orada. Halit, Çanakkale ekibi komple, her ay, mutat bir şekilde gidiyor. Kaç ay oldu Halit? 164 ay olmuş. Orada bir zincir kırıldı. Orada bir perde, tabiri caizse, bir eşik aşıldı. Orada bir perde kalktı. buydu zaten derdimiz. Yoksa, yani böyle, derviş toplamak değil, zaten olmazlar öyle. Allah bizi affetsin inşallah. Eftali zikir fâle mennehû. La ilâh illâh. El-Fâtiha mâ selâvatâ.
Uhumîn. Ejvâin. Destur. Selamun Aleyküm. Aleyküm selamun. Aramızda misafirimiz var. Misafirimizi malum tanıyorsunuz ama, hem Bosna, Hersek, Meclis-i Meşâhi Başkanı, yani, bütün ehli tasavvufun, ehli tarikatın, tek merkezde toplandığı, meclisin başkanı, Kazım Efendi. Aynı zamanda, Kaçın-ı Dergahı'nın, Şeyhi, Mürşid-i Kamili. Malum bizim de eski bir dostluğumuz var. Allah razı olsun. Bir vesileyle, Bursa'ya geldi. Aramızda şu anda. Ben hepiniz adına hoş geldiniz diyorum. Allah ondan da razı olsun inşallah. Amin. Cenab-ı Hak cümlenizden de razı olsun. Amin. O yüzden biz mutlu olduk, mesut olduk, bahtiyar olduk bu vesileyle. Malum amcası sırrı efendi Hakk'a yürümüştü.
Ondan sonra seçimle, Allah'ın izniyle inşallah, Meclis-i Meşâhi Başkanlığı'na seçildi. Oradaki Şeyh Efendilerin, oradaki ehli tasavvufun, ortak kararı ile. O yüzden de kendisini ayrıyeten, tebrik ediyoruz. Görevinde başarılar diliyoruz. Allah yardımcısı olsun. Cenab-ı Hak muhine olsun inşallah. Amin. Ben mikrofonu kendisine vereceğim inşallah. Hayırlı akşamlar. Estağfurullah. Teşekkür ederim. Ben artık misafir değilim. Ben sizinle beraber yerliyim. Yerliyim. Sizi gördüm, çok mutlu oldum. Aslında dün gelecek, yarın gelecektim ama dediğim hiç olmazsa kardeşlerimle beraber bu akşam olalım da diye falan bu akşam geldim.
Ve yetiştim. Allah'ıma şükürler olsun. Sizi de gördüm, Şeyh Efendi'yi de gördüm. Maşallah, iyisiniz gördüğüm kadarıyla. İnşallah daha iyi olunuz. Allah ne muradınızı varsa versin. Amin. Duvarlarınızı kabul etsin. Amin. Ve sizi de bozsa da bekleriz inşallah. Amin. Allah razı olsun. Evet, böyle devam ediniz inşallah. Bu zikirler bizi kurtaracak inşallah. Amin. Yani, bu zikirler böyle beraberlik. Yani, bizi nerelere götürecek? Belki de farkında değiliz. Ama bir gün farkında, farkına varacağız inşallah. Evet. duanızı beklerim. Biz de, siz de dua edeceğiz inşallah. Amin. Tekrar da tekrar teşekkür ederim. Can-ı Gönlü'den, Bosna Hersek'ten, bizim oradaki Şeyh Efendi'lerden, bizim oradaki Tekke Mesudiyesi'nden çok, böyle kucak dolu selamlarınızı getirdim efendim.
Aleyhi ve Selam. Aleyhi ve Selam. Teşekkür ederim. Sağ olun. Allah razı olsun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi